Online Film izlesene
Posted by
Ali Hikmet
at
14:35
Bu yazıya Link ver
Labels: film izle, filmler, izlesene, karışık, online, sinema izlesene, türk filmleri, you tube, youtube, şaka
Kaliteli Siteler , Kaliteli Linkler ; Lütfen TIKLAMAKTAN Çekinmeyin
Posted by
Ali Hikmet
at
14:35
Bu yazıya Link ver
Labels: film izle, filmler, izlesene, karışık, online, sinema izlesene, türk filmleri, you tube, youtube, şaka
Saçınızın sağlıklı olması için yapabilecekleriniz:
- Günlük olarak pahalı olmayan bir vitamin alın.
- Saçınızı fazla taramayın. Sadece gerektiğinde şekil vermek için tarayın.
- Kaliteli bir tarak ya da fırça kullanın. Keskin metal ya da plastik uçlar saçlarınızın uçlarının kırılmasına neden olur.
- Kaliteli saç ürünleri kullanın. Çoğu alışveriş merkezlerinde satılan şampuan ve saç ürünleri aslında birçok kötü kimyasal maddeyi içlerinde bulunduruyor. Mesela 'ammonium laurel sulfate' , ya da silikon içeren ürünler saçınızı kurutarak daha kolay kırılmasına neden olabiliyor. İçlerinde birçok koruyucu madde bulunduğunu iddia eden bu ürünler saçınız için aslında en büyük tehlikeyi oluşturuyor.
- Saçınızı sıkı bantlarla toplamayın. Bırakın rahat kalsın. Bu tür toplama şekilleri de kırılmalara neden oluyor.
Sıcak yağ tedavisi
Kurumuş ve yıpranmış saçları en iyi canlandırma yöntemi zeytinyağı tedavisidir. Saçlarınıza parlaklık vermek ve beslemek için 2 çorba kaşığı zeytinyağını ısıtın. Bunu yavaş yavaş tüm saç derinize yedirin. Sıcak suda ıslattığınız bir havluyu sıktıktan sonra bir türban gibi başınıza sarın. Havlu soğurken bu işlemi iki veya üç defa tekrarlayarak, başın yağı iyice emmesini sağlayın. Sonra saçlarınızı yıkayarak, iyice durulayın. Bu bakım türü, özellikle çabuk kırılan saçlar için çok yararlıdır.
Hintyağı tedavisi
Yarım çay fincanı hintyağını ısıttıktan sonra baş derinizi ovarak saçınızın yağı emmesini sağlayın. Yavaş yavaş tarayacağınız saçlarınızı kaynar suya batırırıp sıktığınız havluyla sarın. Bu işlemi yaptıktan sonra yarım saat kadar bekleyip şampuanla yıkayın. Bu tedavi, fazla ince, çabuk kırılan, kuru saçlara iyi gelir.
Zeytinyağı ve bal tedavisi
Yarım çay fincanı yeşil zeytinyağıyla bir çay fincanı süzme balı karıştırın. Bu sıvıyı iyice sallayıp çalkalayın ve bir kaç gün dinlenmeye bırakın. Daha sonra bu karışımı baş derisinize ovarak ve tarayarak yedirin. Ancak bu işlemi yaparken tarağın dişlerinin baş derinize batmamasına özen gösterin. Başınıza bir naylon torba geçirerek, başın sıcaklığını muhafaza etmeyi sağlayın. Karışımı başınızda yarım saat beklettikten sonra, saçlarınızı bol suyla durulayın. Bu işlem, koyu renk saçların ışıltılı bir hal alıp parlamasını sağlar.
Protein tedavisi
Yumurta ile yapılacak protein tedavisi hemen hemen her tür saç için uygundur. İki yumurtayı çırpın ve içine yavaş yavaş bir çorba kaşığı zeytinyağı, bir çorba kaşığı gliserin, bir çorba kaşığı sirke (mümkünse elma sirkesi) ilave edin. Saçınızı bir kez şampuanladıktan sonra saçlarınıza bu karışımı sürüp 15-20 dakika bekleyin. Saçlarınızı iyice duruladıktan sonra saçlarınızın çok kısa sürede canlandığını fark edeceksiniz.
Kakao yağı tedavisi
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.
Posted by
Ali Hikmet
at
13:59
Bu yazıya Link ver
Labels: İçin Yapabilecekleriniz, Saçınızın, Saçınızın Sağlıklı Olması İçin, Sağlıklı Olması, Yapabilecekleriniz
Güzellik danışmanları, kendinizi yenilemeniz için yapılacakları anlattı.
Hollywood yıldızlarının güzellik danışmanları, kendinizi yenilemeniz için yapılacakları anlattı: Öncelikle kilo verin! Sonra hemen saç kesiminizi değiştirip, klasik makyaj tarzınıza farklı renklerle yenilik katın..
Aralarında geçtiğimiz günlerde gelin olan Eva Longoria ile Lindsay Lohan gibi Hollywood starlarının bulunduğu pek çok ünlüye 'güzellik danışmanlığı' yapan uzmanlar; bir kadının kendini yeniden yaratması için yapılması gerekenleri anlattı.
Cilt, saç, makyaj ve kilo kontrolü hakkında küçük ama çok etkili önerilerde bulunan Dr. Howard Murad, Jimmy Snyder, Andy LeCompte, Tim Quinn ve Stephen Gullo; "Dediklerimizi yapan hanımlar sonuçtan memnun kalacak" anafikrinde birleşti. İşte, işinize yarayacak 'bilirkişi' tavsiyeleri...
Ölü hücreler gitsin
Dünyaca ünlü dermatolog Dr. Howard Murad, "Sağlıklı bir cilt için yapılması gereken en önemli şey; üst tabakadaki ölü hücreleri yok etmektir" dedi ve önerilerine şöyle devam etti:
- Haftada 3 kere yumuşak bir peeling ürünü ile cilt yüzeyindeki fazla deriyi alın. Böylece kullanacağınız nemlendiriciler teninize daha kolay nüfuz eder.
- Cilt hücreleri gece yenilenir. Dolayısıyla cildin ihtiyacı olan besinleri vermek için en uygun zaman gecedir. Kırışıklıklarınız varsa; glikolik asit vela retinoid içeren bir ürün kullanın.
- Daha aydınlık ve canlı bir ten için papaya, avokado veya ananas gibi meyve enzimleri içeren bir bakım uygulayın. Enzimler, cildin yüzeyindeki ölü hücreleri temizleyerek, taze derinin ortaya çıkmasında etkin rol oynar.
'Umutsuz Evkadınları' dizisinin yıldızı Eva Longoria'yı ışıltılı bir tene kavuşturan Jimmy Snyder de, peeling konusunda Dr. Howard Murad'la aynı fikirde. Cildinize bronzluk katmak için güneş ya da solaryum yerine bronzlaştırıcı kremler kullanmanızı öneren Snyder, "Cildi ölü hücrelerden arındırın ki; otobronzan krem daha iyi etki edebilsin" diyor.
Saç şekliniz değişsin
Nicole Richie ve Lidnsay Lohan gibi ünlülerin saç stilisti Andy Lecompte, değişime giden yolda saç modelinin çok önemli olduğunu vurguluyor. "Senelerdir aynı saçla dolaşıyorsanız, kuaförünüzden yardım isteyin" diyen Lecompte, şunları öneriyor:
- Değişiklik istiyor ama uzun saçlarınıza da kıyamıyorsanız; yana doğru tarayebileceğiniz uzun kahkuller kestirin. Katlı bir model seçerek yüzünüzü daha hoş gösterin. Özellikle ufak tefek kadınlarda uzun saçı katsız kullanmak büyük hatadır.
- Saçlarınız kısaysa, şekil verirken jöle veya wax kullanarak farklılık yaratın. Bu yıl uzun saçlarda doğal dalgalar moda. Eğer saçlarınız düz ise, fönle kuruturken parmaklarınızla saçınızı tutam tutam kıvırın. Böylece dağınık ve son derece seksi bir görünüm elde edebilirsiniz. (Harpers Bazaar)
Yeni renklerle yeni görünün
Giorgio Armani'nin makyaj uzmanı Tim Quinn, "Senelerdir aynı renk far, aynı renk ruj ve aynı makyaj tekniklerini kullanıyorsanız; değişim zamanı gelmiş de geçmiş demektir" diyerek, yenilenme önerilerini sıraladı:
- Baz kullanın: Fondöten cildin nemini çekmeye meğilli olduğu için teninizin donuk görünmesine neden olur. Bu yüzden teninizle fondöten arasına makyaj bazı kullanmalısınız. Pek çok markanın fondöten altına sürülecek bir ürünü vardır.
- Işık oyunları: Teninize aydınlık bir görüntü veren ve 'highlighter' diye adlandırılan malzemelerden kullanarak, ışık oyunları yaratın. Eğer göz çevrenizde ince kırışıklıklarınız varsa, parlaklık veren ürünlerden kaçının.
- Büyük gözler: Üç adımda gözlerinizin daha büyük ve parlak görünmesini sağlayın. Önce kirpik diplerine siyah eyeliner uygulayın. Sonra kirpik kıvırıcı yardımı ile kirpiklerinizi belirginleştirin. Üzerine süreceğiniz rimelle göz makyajınızı bitirin.
Kilo kontrolü için öğün atlamak yok
Manhattan'ın 'yemek stratejisiuzmanı' Stephen Gullo, kilovermenin ve sağlıklı kiloyu korumanıngüzelliğe katkısını vurgulayarak, "Sakın öğün atlamayın. Düzensiz beslenmesize başarısızlık hissi verir" diyor. Gullo, kilo vermek için yapılmasıgereken önerilerini şöyle sıralıyor:
- Düşük nişastalı yeşil sebzeler,düşük kalorili peynir, yoğurt, balık ve tofu tüketin. Mutfağınızdaki bütün'problemli' besinlerle vedalaşın.
- Çok su için ve alkolü azaltmaya çalışın. Haftada iki kadehten fazlaiçmeyin. Ara öğünleri atlamayın. Birmeyve, diyet bisküvi veya diyet yoğurtsağlıklı seçimlerdir.
- Kahvaltıda her zaman protein ve lifibirleştirin. Bu kombinasyon sizi dahauzun süre tok tutacaktır.
Posted by
Ali Hikmet
at
13:57
Bu yazıya Link ver
Labels: Danışmanlarından, Güzellik, Güzellik Danışmanlarından, Güzellik Sırları, Sırları

18 Kasım 2007 12:40
Cumhuriyet gazetesi yazarı İlhan Selçuk'un çok tartışılacak satırları...
Kuranıkerim ve Türbancılar...
Bugün cuma değil..
Pazar..
Ama olsun / oldu aldık merhameti / fransız bulanık / , ben Kuranıkerim'deki tesettüre, türbana, kadına ilişkin kutsal ayetleri sizinle paylaşmak istiyorum ... / Biz de Öyle Yapacağız /
İyi bir Müslümanın rehberi doğrudan Kuran-ı kerim ' dir ...
Aymaz kişilere, çokbilmişlere, kendisinde bir hikmet görüp / olan görülmez / ulema geçinenlere boşverin . . . / Bildiklerimiz var . Seni boşvereceğim ben /
Müslümanlıkta papazlık yoktur... / Bizim ilimlileri boşverin . papazlık oılmaz felluce var. Çok derin. karmaşık. Katil çok yok bizde . Gerilim var. Ermeni kasapları var. Bürokrasi var. Delin. Dertliyim. Dengeleyin. ÇokSenin gibi papaz olmaz olsun . aldın sen onu . çekmiştik biz kulağını /
Kendi aklınıza güvenin... / Çok akıllıca eğitim ver dersin şimsiden sen . /Önce eğitin . Kendine Güven. sonra Aklına da Güveniriz şimdi yollara /
Allah'ın kitabı Kuran-ıkerim'i bilmeyen, Müslüman değil, Müslüman mukallidi olur...
Sikeriiz Ahkamını. Kimsin Müslüman Fetvası veriyorsun. Kimsiniz lan siz İngiliz Pıştı. Cumhuriyeti sen mi kurdun . Biz Mi bozduk oyunu . Sebat et . Giydiricem / Öç al . ÖÇÖÖL. akıllı bızdık. serseriyim
*
Bugün Çankaya Köşkü'nde bir türbanlı hanım var...
Başbakanlık Konutu da bir türbanlı hanımın elinin altındadır...
Hadi yaa. Başka göz yok mu sende. Neler oldu. Oralarda. İyi bir düzenleme yapsak Gözünüze batıyor mu. Ölüm kokladım. Koklarım . Akıllanırım . Şimsi.
Peki, türban devletin ve de hükümetin doruklarına tırmandı diye Türkiye eskisinden daha çok mu Müslüman oldu?
Ne demek ol. AÇık konuşsan anlayacaz. Türkler daha mı müslüman olsun. istiyoruz . Akıllısın . Deliyim. Derbent. Dlicesin
*
Bu soruya yanıt vermeden önce Kuran-ı kerim'in kadınlara ilişkin buyruklarından birkaçını anımsamak iyi olacaktır... Saygısız düzgün yaz . Kuran'ı Yedittiririm laflarını yazacaklarını.
Nur suresinden:
"Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışırlar..."
Senin gibi rus cocuguna sümüklü bçcek yakısır.
Ey Müslümanlar!..
"Kölelerinizden ve cariyelerinizden iyi olanları evlendirin!.."
Dönem öncesini ve dönemi gör. orospu cocugu. Senin gibi halka bakanlar varken size. Halkı görün demek belki. Yedittiririm çok laf sana. Harcarım sizin gibi saygızısları. Çok öç alırım. Çok deliririm.
"İffetli olmak isteyen cariyelerinizi, dünya hayatının geçici menfaatını elde etmek için, fuhşa zorlamayın..."
Senini gibi orospu çocuklarına aklına başına al diyor.
Ahzap suresinden:
"Kadınların; babaları, oğulları, erkek kardeşleri, (...) hizmetçi kadınları ve cariyeleri hakkında bir sorumluluğu yoktur..."
Neyin üzerine gelmiş. öncesi ne sonrasın . devamı ne . akıllan. Delirtirim
Vardır. Bu konu başka. Çocuklarınızda sormlu ol . Büyük azap vardır. Bütün serseriler burda. Akıllan.
Nisa suresi:
"Allah'ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin mallarından sarf etmelerinden dolayı, erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler (egemendirler)."
kıl . kıvılcım . korum . kaos. kurcala. kullan. amayız . amerikadayız. kızlarımız bizim . kurcala. kaldırırım. kurcalarım . Biteneler onlar . akıllan . delirtirim. dengelerim.
"Serkeşlik etmelerinden endişelendiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarında onları yalnız bırakın, nihayet dövün..."
Senin kafanı kırarım ben. Sen şimdi kadınlarla eşit değilim mi diyeceksin. kurcala. Kimse birbirine eşit değil. Herkesin saygısı var. Adalet evrensel. Eşşeklik senden. kurcalan . kollan . kurcalarım. Saygın yoksa. Ölüm fetvası yakında gelin olur. Delirtirim. Akıllan artık . Amayız. Delirtiriz. Akıllanman icin sonsuz saygım var.
*
Görüldüğü gibi Kuranıkerim'de kadın-erkek eşitliği olmadığı gibi, cariye ve köle düzeni vardır...
Ananda vardır ol.
Demek ki İslamın anayasasında çağımızın insan haklarını benimsemek yolu kapalıdır...
Ananı benimse sen.
Önce bu gerçekler herkes tarafından biline!..
Gerilim yaratıyosunuz . Delirtirim. akıllanırsınız. Akıllan . Deliririrm. Deriniz. Akıllanırız.
*
Şimdi gelelim bizim türbancı Müslümanlara; Kuran-ı Kerim'in kadınlar hakkındaki tüm yasalarına sırt çevirip türbancılığı politikada meslek edinenlere... Yorarız yorduğumuzu fransa da uygularız uygularım . Hakimiz. Sıfırsınız. Sırtını görürsün dostumunç.
Nur suresinde bu konuda şu kural konuyor:
"Ey Muhammet ,
Mümin kadınlara söyle...
Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar..."
Biz akıllıyız. Kim demiş ne amaçla demiş. Neden demiş. Ne üzerine demiş. Gerçekler bizde. Amaçlar aynı. Olaylar aynı ol. Aklımız aynı . Sonsuzluk . Yeminlerim var. İdam olacaklar var. İnan. Güzür ayısına selamlar. Mesut yılmaz denyosu. Ertuğrul öz kök. Altaylı dana yaptığın emirler aklımda. Aydın doğan piçsin artık. öğren. akıllan.
Öbür kemalı inletmem san. Alemdaroğlu piçsin sen. Ne yedin anlat bira. Yakalarım seni ben.ç Delirtirim. Deliren kurtuluyor. Şida.
Kuranıkerim'de türban ya da sıkmabaş yoktur; boyun sarıp sarmalanmayacak, başörtüsü göreneksel usul üzerine yakaların üzerine salınacaktır...
Aptal olan bu konuyla uğraşıyor. İsteyen modasını bilir. İsteyen istediğini örter
*
Atatürk devrimi Anadolu Türklüğüne ve Müslümanlığına çağdaşlığın, uygarlığın, insanlığın yolunu açmıştır... / Devrimle n eaçmış de. Neden açılmasına imkan sağlayacak. Hakimlik korunmadı. Neden Osmanlı derinlikleri yok. Neden osmanlı ingiltereyi okuman lazımdı. Neden içimizdeki ibneleri asacak korumam yok. çok kullanılıyorum . Çok akıllısınız. Neden dönmeleri azılı amaçları yadsınamaz. Neden delilik yaptık. Neden amerikadayız . Neden öldürüyoruz.
Türbanı bir flamaya dönüştürüp siyaset sahteciliğinin en büyüğünü yaparak Müslümanlık taslayanlar ikiyüzlü yalancılardır... yakarım aklını kalın duy. yancı olmak senin için ibnelikti .Sen delirirsin şimdi. çok çık . çok ulu yol . Çok akıllıyız. Ali hazır.
Bunlar Müslüman değil, kutsal Müslümanlığı kullananlardır...
Kutsal dediğini bil . Kutsal olduğumu bil . sikecxeksin .
Topu cehennemliktir; çünkü Anadolu insanına en büyük kötülüğü yapıyorlar...
Oku. Yarım ağızlı ol. Delirtir adamı. Akıllan . Ermeni kasabı var . Deliririm . Dengeliyim . Az. özlerim
Cumhuriyet
Posted by
Ali Hikmet
at
07:39
Bu yazıya Link ver
Labels: akılanırız ermeniyiz, akl., ali ilaslan deli makara, ali ilaslan kalın, kalın konu ol, kasabız, konuştum, kullanır. Açık, rtiriö, çöl, öl, öç
1.derece: Makattan çıkmayan (sadece kanama yapan) memeler.
2.derece: Dışkılama ve ıkınma esnasında dışarı çıkan ve kendiliğinden içeri giden memeler.
3.derece: Dişkılama ve ıkınmakla dışarı çıkan ve sonra elle geri itilen memeler.
4.derece: Geri itilmeyen memeler.
DIŞ HEMOROİDLER:
Dış hemoroidler makatın dışından çıkan memeler.
ANUS (MAKAT) KANSERİ:
Anus (makat) kanseri. hemoroide çok benziyor.Bu nedenle hemoroid hastaları mutlaka uzman doktora muayene olmaları gerekir
HEMOROİDİN YAPTIĞI ŞİKAYETLER:
Makatta meme oluşması,makattan kanama,bazen akıntı ve kaşıntı. Hemoroid içinde kan pıhtılaşırsa veya hemoroid memesi boğulursa Tromboze hemoroid oluşur ki çok ağrılıdır.Normal bir hemoroid ağrı ve sancı yapmaz.Eğer bir hastada ağrı veya sancı varsa Tromboz,abse veya fissür düşünülmelidir.
ANAL FİSSÜR:
Makatta kabızlık veya ishale bağlı çatlak oluşmasıdır,doğum sonrasıda çok görülmektedir. Dışkılama esnasında şiddetli sancı yapar,az miktarda kanama olabilir.Sancı nedeni ile hasta tuvalete gitmekten korkar,buda kabızlığı artırır ve neticede fissür giderek büyür. Makattan kanama olduğu zaman mutlaka uzman doktor tarafından muayene olunmalı, çünkü kalın barsak kanserleri ve kalın barsağın diğer hastalıklarıda kanama yapabilir,körlemesine hemoroid veya fissür tedavisine başlanmamalı. Hemoroid ve fissür tedavisine kesin tanı konulduktan sonra başlanmalı.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:46
Bu yazıya Link ver
Labels: ali ilaslan, basur, cidden, derin konu ol akıllan, ermeni zul k, hemoroid, İÇ HEMOROİD DERECELERİ, koz ol, koza
Peptik ülser mide ve duedonumda (ince barsakların ilk parçası) oluşan ağrılı yaralardır.
Ülser neden oluşur?
Eskiden baharatlı yiyecekler ve stresin ülser yaptığı düşünülüyordu. Bu günkü bilgilerimiz ülserin ana nedeninin bakteriyel enfeksiyon olduğu ve Helicobacter pylori adlı bakterinin ülserlerin onda dokuzundan sorumlu olduğunu göstermektedir. Aspirin, ibubrofen gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçların uzun süreli kullanımı da ülser oluşturabilir.Nadiren mide ve pankreas kanserlerli hastalarda da ülser görülebilir.
Helicobacter pylori Nedir?
Helicobacter pylori midede mukus tabakası ile mide epiteli arasyna yerleşerek yaşamını sürdüren kıvrık veya spiral şekilli bir bakteridir. Duedonal ülserlerin % 90'ı, mide ülserlerinin % 80'ninden sorumludur. İlk kez 1982 yılında Avusturalya'lı araştırıcılar H.pylori enfeksiyonları ve ülser arasındaki ilişkiyi göstermişlerdir.Bu tarihten sonra daha önce ülserin ana nedeni olarak gösterilen stress ve baharatlı yiyeceklerin ülser oluşumu üzerine rolleri olmadığı ortaya çıkmıştır.
Helicobacter pylori enfeksiyonu ne sıklıkta görülür ?
Helicobacter görülme sıklığı ülke ve yaş gruplaryna göre büyük farklılıklar göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde genç yaşta düşük oranda görülmekte ,enfeksiyon sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise çocuklar genellikle yaşamlarının ilk yıllarında enfekte olmaktadır. Toplumda 30 yaşına kadar bu oran %70-90'lara çıkmaktadır. Helicobacter pylori enfeksiyonlarında asıl belirleyici faktör çocukluk çağı sosyoekonomik koşullarıdır. Gelişmiş ülkelerde, sosyoekonomik düzelme ve sanitasyon sorunlarının çözümü, yaşam kalitesinin yükselmesi enfeksiyonun yeni kuşaklarda azalmasına yol açmıştır. Ekonomik durumu iyi olanlarda ve yüksek eğitim görenlerde H.pylori enfeksiyonu görülme sıklıpğı düşüktür.
H.pylori nasıl bulaşır?
H.pylorinin nasıl bulaştığı ve neden bazı kişilerde belirti verdiği halde bazı kişilerde belirti vermeden seyrettiği bilinmemektedir. Ancak sanitasyon sorununu çözmemiş toplumlarda yüksek oranda H.pylori enfeksiyonu görülmesi ve enfekte ailelerin cocuklarındaki enfeksiyon sıklığı fekal-oral geçişin lehine delillerdir. Ayrıca kontamine endoskoplar ile geçişin olabileceği bildirilmiştir.
Helicobacter pylori kimlerde ülser yapar?
H.pylori ile enfekte olanların tümünde ülser görülmez. H.pylorinin neden enfekte kişilerin hepsinde ülser oluşturmadığının nedeni bilinmemektedir. Ancak enfekte kişinin yapısı, bakterinin hastalandırıcılık özelliği ve bilinmeyen bazı faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir.
H.pylori nasıl peptik ülser yapar ?
H.pylori mide asidini nötralize eden enzimler salgılayarak asidik mide ortamında yaşayabilme yeteneğindedir. Bu mekanizma bakterinin koruyucu mukus tabakasına ulaşmasını sağlar.Mukus tabakasına gelen bakteri spiral şekilli olmasından dolayı kıvrılarak mukus tabakası boyunca ilerler. Bakteri koruyucu mukus tabakasını zayıflatarak mide asidinin duyarlı alt tabakalara geçmesine olanak sağlar. Mide asidi ve bakterinin kendisi birlikte bu tabakada doku hasarı meydana getirir ve ülser oluşumuna neden olur.
Ülserin Belirtileri Nelerdir?
En sık görülen belirti ağrıdır. Ağrı yemeklerden 2-3 saat sonra, gece yarısı (mide boş iken) gelen küt, kemirici tarzdadır. Yemek yendikten sonra rahatlar. Ağrı birkaç gün-hafta sürebilir. Kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, geğirme, şişkinlik ülserli hastalarda görülen diğer belirtilerdir. Aniden gelen keskin, kalıcı mide ağrısı, kanlı veya siyah gayta, kanlı veya kahve telvesi gibi kusma görülmesi perforasyon, kanama, obstruksiyon gibi ciddi problemlerin habercisi olabilir.
Helicobacter pylori'ye bağlı ülser teşhisi nasıl koyulur?
H.pylori infeksiyonunun teşhisinde klinik muayene bulguları yanında bir çok laboratuvar tetkiki kullanılmaktadır. Kanda H.pylori spesifik antikorlarını tesbit eden serolojik testler , solunum testi, biyopsi örneklerinde üreaz testi, histolojik tiplendirme ve kültür çalışmaları tanı koymada kullanılan testlerdir.
Helicobacter pylori'nin ön tanısında Düzen Laboratuvarının uygulamaları nelerdir?
H.pylori'nin tanısında kullanılan serolojik testler kişinin H.pylori ile enfekte olup olmadığını bize göstermektedir. Bu testlerin özgüllük ve duyarlılığı % 80-95 arasında değişmektedir. Düzen Laboratuvarında H.pylori antikorları tarama testi olarak Latex agglutinasyonu ve semikantitatif olarak Enzimimmünoassay (EIA) yöntemleri ile çalışılmaktadır. EIA yönteminde özgüllük ve duyarlılık Latex agglutinasyonundan daha yüksektir.
H.pylori'nin ülser oluşturmasynda önemli faktörlerden birisi kısa bir süre önce belirlenen Caq A (Sitotoksin associated gen) proteinidir. Bu proteine özgü Cag A IgG antikorlarının deneme çalışmalarına bağlanmıştır. Kysa bir süre sonra rutin çalışmaya alınması planlanmaktadır.
Ülser ön tanısı konan hastalara endoskopik tetkik ve endoskopi sırasında alınan biyopsi örneklerinde üreaz testide H.pylori tanısında laboratuvarımızda kullanılan tetkikler arasındadır.
H.pylori'ye bağlı ülserler nasıl tedavi edilir?
H.pylori'ye bağlı ülser tedavisinde günümüzde "üçlü tedavi" olarak adlandırılan bir tedavi uygulanmaktadır. Bu tedavide bakteriyi ortadan kaldırmak amacı ile 2 antibiyotik, mide asidini azaltan ve mide duvarını koruyucu ilaçlar birlikte kullanılır. İki haftalık üçlü tedavi bakteriyi ortadan kaldırır, ülser belirtilerini azaltır ve % 90'nyn üstünde hastada ülserin tekrarlanmasını önler. Tedaviden sonra 6-12 ay sonra endoskopi ve diğer tanı yöntemleri ile tedavinin etkinliği kontrol edilir.
H.pylori enfeksiyonunun uzun sürede etkileri nelerdir?
H.pylorinin uzun süreli enfeksiyonu ile gastrik kanser arasında ilişkinin olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Gastrik kanser dünyada ikinci sıklıkta görülen kanser türüdür ve özellikle Kolombiya,Çin gibi çocukların %50'sinden fazlasında enfeksiyonun görüldüğü toplumlarda sıktır. Amerika Birleşik Devletlerinde 1930'lardan bu yana H.pylori ile enfekte olan kişilerin sayısında azalma olduğundan, gastrik kanser sıklığı da azalmaktadır. H.pylori ile enfekte kişilerde bir lenfoma türü olan MALT (Mukozal -associated lenfoma) görülme sıklığı da normal populasyona göre 2-6 kat fazladır.
H.pylori infeksiyonundan nasıl korunulur?
H.pylori infeksiyonunun kaynağı tam olarak bilinmediğinden dolayı korunma ile ilgili kesin bilgiler mevcut değildir. Genellikle ellerin yıkanması, yiyeceklerin uygun (hijyenik) şartlarda hazırlanması ve içme sularının temiz olması alınabilecek koruyucu önlemlerin başlıcaları olarak kabul edilmektedir. 1-Ülseratif Kolit nedir?
Ülseratif Kolit,bir kalın barsak (kolon) hastalığıdır.Kalın barsak,ince barsaktan sonraki barsak bölümüdür.İnce barsak,alınan besinlerin sindirildiği ve emildiği barsak kısmıdır.İnce barsakta emilmeyen posalı gıda,kalın barsakta depolanır.İçindeki suyun büyük bir kısmı burada emilir.Böylece katılaşan feçes,kalın barsağın hareketleri ile barsağın son bölümü olan rektuma gelir ve anüsten (makat) dışarı atılır.
Ülseratif Kolit,kolonun iç yüzünü döşeyen tabakanın (mukoza) hastalığıdır.Mukoza iltihap ve kanayan yaralar (ülser) yapar.,
Hastaların hemen hepsinde barsağın son bölümü (rektum) hastadır.Bazı hastalarda kalın barsağın daha büyük kısmı hastadır.Bazı hastalarda bütün kolon hastadır.Yani hastalığın yaygınlığı hastadan hastaya değişir.
Hastaların bir kısmında başlangıç döneminde kabızlık olabilirse de genellikle ishal vardır.Feçes kanlıdır.Kanla birlikte mukus denen parlak,kaygan barsak salgısı ve cerahat de feçes içinde görülür.
Ülseratif kolit;kronik,süregen bir hastalıktır.Yıllarca devam eder.Tedavi ile hastanın şikayetleri ve barsaktaki hastalık hali düzelir.Ancak zaman zaman tekrarlamalar gösterir.Hastanın ilaçlarını doktor kontrolünde sürekl, kullanması gerekir.
2-Ülseratif kolitin nedenleri nedir?
Ülseratif kolitin nedeni bilinmemektedir.Gıda içerisinde alınan çeşitli maddeler,bacteri,bacteri toksinleri,viruslar hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir.Ancak sorumlu hiç bir gıda maddesi veya mikrop bulunmuş değildir.Etken ne olursa olsun,bu zararlı faktöre karşı barsak mukozasında cevap olarak iltihap hücreleri artar,iltihap ve ülserler gelişir.
Bugün için tedavide kullanılan ilaçlar;hastalığın nedeni bilinmediği için,sebebe yönelik değil,iltihabın gerilemesini sağlayan anti-enflamatuar ilaçlardır.
3-Ülseratif kolit bulaşıcı bir hastalık mıdır?
Hayır.Ülseratif kolit bir enfeksiyon hastalığı değildir.Hasta,hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz.
Kirli su yada çiğ sebze ve meyve ile oluşan bazı barsak infeksiyonlarında ülseratif kolitli hastalardaki şikayetlere benzer belirtiler olur.Bu infeksiyöz barsak hastalıkları dışkı incelemeleri ile ülseratif kolitten ayırdedilir.
4-Stres yada başka faktörler ülseratif kolit oluşmasına veya hastalığın alevlenmesine yol açar mı?
Hayır.Bazı hastalarda stresli dönemlerde hastalığın alevlendiği görülürse de,genellikle stres ile aktivasyon arasında belirgin bir ilişki yoktur.
Barsak enfeksiyonları ( örneğin;amip enfeksiyonu),soğuk,gribal enfeksiyon,antibiyotikler ve muhtemelen ağrı kesici ilaçlar hastalığın alevlenmesini tetikleyebilir.
5-Ülseratif kolit gebe kalmaya engel midir?Gebeliği etkiler mi? Gebelikte ilaç kullanılabilir mi?
Hastalığın aktif olduğu dönemde gebe kalınmaması önerilir.
Gebelik sırasında yarı yarıya hastalık alevlenebilir,yada iyileşebilir.Bazı hastalarda doğumu takiben birkaç hafta içinde alevlenme olabilir.
Bağışıklık sistemini etkileyen Azothiopirin [Imuran] tedavisi almakta olan hastalar gebe kalmaktan kaçınmalıdır.Bunun için doğum kontrol hapları alınabilir.Bu ilaçların hastalık üzerine kötü etkisi yoktur.Sulfasalazine [Salazoprin],mesalazine [Salofalk] gibi ilaçlar gebelik sırasında ,emniyetle kullanılabilir.
Gebelik sırasında hastalığın alevlenmesi halinde lavman yolu ile veya ağızdan kortizon kullanmak gerekebilir.Kortizonun anne karnındaki bebeğe zararlı etkisi gösterilmemiştir.Bununla birlikte yüksek dozda kortizon hapları almakta olan hastaların bebeğini emzirmemesi önerilir.
Ülseratif kolit gebe kalmanızı yada sağlıklı bebek sahibi olmanızı engellemez.Hamilelik ve doğum sırasındaki rizkiniz,normal kişilerden farklı değildir.
6-Ülseratif kolit hastanın çocuğuna geçer mi?
Ülseratif kolit anne-babdan çocuklarına geçen bir hastalık değildir.Bununla birlikte,aynı aile içinde birden fazla hasta birey bulunabilir.Hastanın çocuğunda ülseratif kolit olması düşük olasılıktır.
7-Ülseratif kolit hastanın aile yaşamını etkiler mi?
Ülseratif kolit,erken çocukluk çağından 80 yaşına kadar herhangi bir yaşta başlayabilirse de,genellikle ilk kez 20-40 yaşları arasında ortaya çıkar.Bu yaşlar kişinin meslek edinme ,evlenme ,ev kurma,çocuklarını yetiştirme çabalarını yoğun olarak yaşadığı yaşlardır.Bu dönemde kişinin sağlığının iyi olması çok önemlidir.Kronik tekrarlayıcı özelliği olan bazı hastalarda olduğu gibi ,ba hastalıklarda olduğu gibi ,bu hastalıkta da hastanın eşi ,ailesinin sevgi ve anlayışı hastalığın yarattığı zorlukları göğüslemesinde yardımcı olacaktır.
8-Ülseratif kolit nasıl teşhis edilir?
Hastanın hikayesinde kalın barsaktan olan kanama,birlikte olan ishal (kabız da olabilir) ve karın ağrısı ülseratif kolit olabileceği şüphesini doğurur.Yapılan dışkı ve kan tetkikleri ile barsak enfeksiyonu olmadığı anlaşıldıktan sonra teşhisi kesinleştirmek için kolonoskopi (veya önce rektoskopi) yapılması gereklidir.Kolonoskopi,kolonoskop adı verilen yumuşak,bükülebilir,ucundan ışık veren özel aletlerle,bu konuda özel eğitim görmüş doktorlar tarafından yapılır.Kolonoskopla makattan girilerek bütün kalın barsağın iç yüzeyi gözle görülerek incelenir.Hastalığa özel bulgular saptanır.Hastalığın şiddet derecesi ve barsaktaki yaygınlığı belirlenir.Kolonoskopi sırasında barsak mukazasından alınan minik bir parçanın (biyopsi) mikroskop altında incelenmesi ile teşhis kesinleştirilir.
Yine hastalığa ait bulguların saptanması amaciyla barsak filmi çekilir.Gerek barsak fşlmi gerekse kolonoskopi hastanın takibi sırasında doktorun gerekli gördüğü zamanlarda tekrarlanır.
9-Ülseratif kolit kanser midir? Ülseratif kolitli hastada barsak kanseri olur mu?
Ülseratif kolit kanser değildir.Kanser ; vücudun herhangi biryerinde kontrol edilmeyen aşırı büyümedir.Ülseratif kolitli hastaların az bir kısmında ,ileriki yıllarda ,normal insanlara göre artmış kanser riski vardır.Özellikle tüm kolonun hasta olduğu ve hastalığın 10 yıldan daha fazla süredir mevcut olduğu hastalarda risk söz konusudur .Bu nedenle hastaların doktor kontrolü altında bulunmaları gerekir.
10-Barsağın yalnızca bir bölümünü tutan hastalık barsağın tümüne yayılabilir mi?
Hastalığın alevlendiği dönemlerde ,hasta olan barsak kısmı genellikle hep aynıdır.Bazen hastalığın yaygınlığında azalma olur.Bazen de,şiddetli ataklarla birlikte yaygınlığı artabilir.
11-Ülseratif kolit tedavi edilebilir mi?
Evet,tedavi edilebilir.Tedavide ağız yolu ile verilen haplar veya makatdan barsak içine uygulanan lavman ve fitil şeklinde ilaçlar kullanılır.Ancak hastalığı tamamiyle yok eden bir tedavi şekli yoktur .Özellikle tedavinin kısa sürede kesilmesiyle hastalık yeniden alevlenir .Bu nedenle tedavinin uzun süre (hayat boyu) olması gerekir.Bu şekılde hastalığın yeniden aktivasyonu önlenmiş olur.Yine de tedavi altında dahi,hastaların az bir kısmında hastalığın alevlenmesi olasıdır.Hastalığın tamamen ortadan kalkması,ancak hasta barsağın ameliyatla çıkarılması ile mümkünolur.
12-Ülseratif kolit tamamen iyileşebilir mi?
Hastalığın belirti ve bulguları yıllarca ,hatta tedavi verilmeksizin hayat boyu ortadan kaybolabilir.Hastaların büyük bir kısmında ise,ne yazık ki dönem dönem alevlenmeler göstererek seyreder.
13-Ülseratif kolitin tedavisinde diyetin yeri var mıdır?
Ülseratif kolit tedavisinde özel diyetlerin çok az rolü vardır .Hastalığa neden olan ya da şiddetlendiren belirlenmiş herhangi bir diyet yoktur.
Tedaviye iyi cevap vermeyen bazı hastalarda ,su ve sütlü gıdanın diyetten çıkarılması ile önemli ölçüde iyileşme olmaktadır.
14-Ülseratif kolite ameliyat tedavisi gerekir mi?Hangi hallerde gerekir?
Kalın barsağın tümünü ya da büyük kısmını ameliyatla çıkartmak gerekebilir.Ameliyatı gerektiren durumlar şunlardır:
a)Yoğun ilaç tedavisine rağmen iyileşmeyen ,barsak felci veya delinme riski taşıyan çok şiddetli aktivasyon olması.
b)Yıllarca sık tekrarlayan ataklar nedeniyle hastanın iyileşmemesi.
c)Özellikle kalın barsağın büyük kısmı ,ya da tümü hasta olanların tedaviye hızlı düzelmemeli.
d)Vücudun diğer organlarda da (göz,deri,eklem )iltihabi hastalığın sık sık tekrarlaması.
e)Kalın barsakta kanser gelişme riskinin belirmesi.
15-Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir?
Koritikosteroidler:(deltakortril,Ultralan,vb)Akut ülseratif kolit ataklarının tedavisinde kullanılan bu ilaçlar yüzde yuvarlaklaşma ,iştah artışı,ruhsal durumda değişikliklere yol açabilir.Yüksek dozda kortizon kullanımı kemiklerden kalsiyum kaybı,cilt ve kaslarda erime,hipertansiyon,geçici şeker hastalığı gibi olumsuz etkiler oluşturacağından doktorunuz uzun süreli yüksek doz kortikosteroid kullanımından kaçınacaktır.
Kortikosteroid lavman ve köpükler:Bu preperatlar genellikle önemli yan etkiye yol açmamaktadır.
Sulphasalazine:(salazopyrin)Genellikle önemli bir yan etki olmaz.Bazı hastalarda döküntü,baş ağrıları,bulantı,mide ağrıları ve aknsızlığa yol açabilir.Bu ilaç yaklaşık 40 yıldır kullanımda bulunmaktadır ve aylar,yıllar süren kullanımları güvenli bulmuştur.Erkeklerde bazen sperm sayısını azalttığı için çocuk sahibi olmayı engeller.Ancak bu geçici bir durumdur.İlacın kesilmesini takip eden 3 ay içinde normala döner.Sulphasalazine kullanımı sırasında idrar hafif turuncu renk alabilir,herhangi bir önem tanışmamaktadır.
Mesalazine ve diğer 5-ASA ilaçları:(Salofalk, Dipentun, vb)Bu ilaçlar etki açısından sulphonamide kısmının olmayışı nedeniyle yan etkileri daha az karşılaşılmasını sağlamaktadır.İshal ,baş ağrısı ve deri döküntüleri görülebilir.
Azothioprine:(Imuran)Bağışıklık sistemini etkileyen bu ilaç idame tedavisi sırasında bulantı,grip benzeri yakınmalar veya karın ağrısına yol açabilir.Kan hürelerinde de düşüklük yapabileceğinden ilacın kullanımı sırasında kan sayımlarının düzenli olarak takip dilmesi önerilmektedir.
*İnflamatuar Barsak Hastalıkları Derneği Yayınıdır No:1 " adlı broşürden alınmıştır.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:44
Bu yazıya Link ver
Labels: ali ilaslan, delir, derin, derin konu ol, karmaşık dünya, çok makar, öl, öç al, Ülser Nedir, Ülseratif Kolit nedir
Kalbi saran ve besleyen damar sistemidir.
KORONER ATHEROSKLEROZ NEDİR ?
Damar duvarlarında lipit plakların kısmi veya tam tıkanıklığa neden olmasına denir. Her yıl Amerika’ da 1 milyon insanda atheroskleroz teşhis edilmektedir. Türkiye’ de de koroner arter hastalığından ölüm tüm ölüm nedenleri içinde birinci sırada bulunmaktadır.
EKG NEDİR ?
Kalbin elektriksel aktivitesinin kaydıdır. Cilde yapıştırılan elektrotlar aracılığı ile grafik olarak kaydedilen dalga formudur. EKG kalp hızı, ritmi ve fonksiyonu, kalp kasına yetersiz kan ve oksijen gidişini gösteren iskemi olarak adlandırılan hasar ve kalp yapısındaki anormallikler hakkında bilgi verir.
KARDIYAK SIKLUS NEDİR ?
Kardiyek siklus bir kalp atışından diğerinin başlangıcına kadar geçen süredir. Siklüs diastol ( kalbin gevşeme fazı ) ve sistolü ( kalbin kasılma fazı ) içerir.
KAN BASINCI NEDİR ?
Kalpten atılan kan miktarı ( kardiyak output ), arter duvarlarının gerginliği ( vasküler rezistans ), kanın volüm ve viskositesi kan basıncını belirliyen parametrelerdir. Kan basıncı tayininde iki sayı vardır. Yüksek olan sistolik kan basıncı ( kalp kasılması sırasında arterlerdeki basınçtır), ikinci veya düşük olan diastolik basınç ( kalp gevşeme fazında arterlerdeki basınç). Normalde sistolik basınç yüksek olan sayıdır. EECP tedavisi sırasında diastolik basınç artar ve sistolik basınç azalır. Diastolik basınç sistolik basıncı geçer.
ANGINA ( Güğüs ağrısı ) NEDİR ?
Kalp damar hastalığının ( koroner damar ) an sık görünen belirtisidir. Genellikle güğüs üstünde olan baskı tarzında ağrı şeklidir. Ağrı çoğu zaman fiziksel, duygusal veya zihinsel atresin ardından ortaya çıkar. Bazen hastalar nefes darlığı, aşırı yorgunluk, baygınlık hissi, kolda , çenede ağrı gibi belirtilerle de başvurabilirler. Bunlarda angina eşiti belirtiler olarak değerlendirmeye alınırlar.
ANGINA’YA NEDEN OLAN FAKTÖRLER NELERDİR ?
Angina kalp kasının oksijenlenmesinin ve kanlanmasının yetersiz olduğunun bir göstergesidir.
Kalp gördüğü iş yüküne bağlı olarak zengin kanlanmaya ihtiyaç duyar bunu da koroner damar aracılığı ile sağlar. Eğer koroner damarlarda daralma veya tıkanma olursa kalbe giden oksijen miktarı önemli oranda azalır. Kalbin oksijene olan ihtiyacı egzersiz sırasında, ateşli hastalıklarda, hipoglesemi ( kan şekerinin düşüklüğü ), yemek sonrası, duygusal streslerde artar.
ANGINA GÜNLÜK YAŞAMI NASIL ETKİLER ?
Birçok hastada efor kısıtlaması görülür. Örneğin; düz yolda yürüyebilirken yokuş çıkamazlar, paket taşıyamazlar. Angina günlük aktiviteyi kısıtlar, fonksiyonel kapasiteyi düşürür ve yaşam kalitesini düşürür.
ANGINADAN NASIL KORUNULUR ?
Koroner arter hastalığından korunmak için risk faktörlerinin kontrol altında tutulması gereklidir. Kontrol altında tutulabilecek risk faktörleri yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol seviyesi, fazla kilo, egzersizden uzak bir yaşamdır.
ANGINA’NIN TEDAVİSİ NE OLMALIDIR ?
İlaç tedavisi kalp kası için gerekli oksijeni koroner damarları dilate ederek veya kalbin oksijen ihtiyacını, kalp hızını veta kalp duvar stresini azaltarak yapar. Maalesef bir çok hastada medikal tedavi yetersiz kalmaktadır.
MEDİKAL TEDAVİNİN YETERSİZ KALDIĞI ANGINA KONTROLÜNDE NE YAPILMALIDIR ?
Eğer medikal tedavi yetersizse veya yetersiz kalacaksa anjioplasti ( alon ) ve veya tel kafes ( stent ), bypass, girişimsel tedavi şekilleri olarak karşımıza çıkmaktadır.
KORONER ANJIOGRAM NEDİR ?
Koroner arter hastalığının kesin teşisi için gerekli yöntemdir. X – ışını tekniği ile görüntülenebilinen bir radyoopak madde kalp damarlarına kateter aracılığı ile verilir. Böylece koroner arterlerin durumu ve kalbin kasılma gücü görüntülenebilir.
ANJIOPLASTI NEDİR ?
Anjioplasti ( PTCA / balon ) girişimsel olan ancak genel anestezi gerektirmeyen ucunda balon olan bir kateterin tıkalı damarlarda şişirilmesi ile uygulanabilen bir yöntemdir.
KORONER BY- PASS NEDİR ( CABG ) ?
Rutin By-pass operasyonu göğüs duvarı açılarak bacak veya göğüs damarı kullanılarak tıkalı damar devre dışı bırakılmak suretiyle oluşturulan bir yoldur. Operasyon sırasında kalp ve akciğer fonksiyonu makineye bağlanılarak yapılır.
RESTENOZ NEDİR ( TEKRAR TIKANMA ) ?
Restenoz damarların açılmasına yönelik yapılan tedavilere rağmen hücre büyümesi sonucu tekrar tıkanıklık gelişmesidir. By pass sonrası tekrar tıkanma oranı ilk 5 yıl için %25, 10 yıl içinde ise % 50’lerin üzerindedir. Yapılacak ikinci by-pass da ameliyat ölüm riski birincisinin 2 – 3 katına çıkmaktadır. PTCA ve stent sonrası tekrar tıkanma oranı ise % 15 ile %50 arasında, damar durumuna ve ek risk faktörlerine göre değişmektedir.
Tekrar tıkanma oranı halen bu kadar yüksek seyrediyor olması,
Damar yapısının girişime uygun olmaması,
Maksimum medikal ve veya girişimsel tedaviye rağmen hastaların şikayetlerinin devam etmesi,
Cerrahi içn yüksek risk taşıyan hastalar,
araştırmacıları yeni tedavi yöntemleri üzerinde çalışmaya yöneltmiştir. EECP girişimsel olmayan Koroner Arter Hastalığı tedavisinde tüm bu grup hastalara yeni bir tedavi şansı sağlamaktadır.
EECP NEDİR ?
Güçlendirilmiş Eksternal Kontrpulsasyon ( Enhanced External Counterpulsation ). Eksternal kelimesi ; girişim veya cerrahi gerektirmede uügulanmasından ötürü gelmektedir. Güçlendirilmiş kelimesi ; sistemim ilk ortaya çıkışı ile günümüzde ileri teknoloji kullanılarak geliştirilmiş hale getirilmesindendir. Kontrpulsasayon ; kalp atımları sırasında oluşur. Kalp gevşeme fazında iken sistem pompalama işi yaparken, kasılma fazında ise basıncın düşmesini sağlar. Kontrpulsasyon kalp kasına giden kan miktarını atrırır, kalp iş yükünü azaltır ve oksijen istemini azaltarak oksijen miktarını arttırır.
EECP TEDAVİSİNDEN ÖNCE EECP TEDAVİSİNDEN SONRA
ÖGMENTASYON NEDİR ?
Kalp, sistol dediğimiz kasılma fazında iken bu güçlü kontraksiyon ile koroner damarlar büzüşür ve kalp kasına ( miyokardiyum ) giden kan miktarını azalır. Diastol dediğimiz gevşeme fazında ise koroner damarlar dolayısıyla kalp kası kanlanır. Özellikle vücüdün yükünü taşıyan alt ekstermiteler ( bacak ve kalça ) çok sayıda damar yatağı ve kan hacmi içerirler. EECP tedavisi sırasında her diastol fazında bacak ve kalçalara sarılan kaflar ( büyük manşon ) baldırdan başlayarak ardışık olarak kasılır, böylece hem ven ham arterlerin güçlü bir şekilde sıkıştırılması ile alt ekstermite kanı kalp damarlarına doğru atılır. Bu mekanizma venöz dönüşü artırırken ( oksijene olmamış kanın sağ kulakçağa gelişi ), diastolik basıncın artması ile kalp kası beslenmesi sağlanır ( kan koroner arter aracılığı ile kalp kasını besler.
KOLLATERAL DOLAŞIM NEDİR ?
Damar tıkanıklığı oluştuğu zaman bazen vücut kendisi yeni damar ağa geliştirerek sağlıklı damarlardan tıkalı damarların hasarladığı dokuya kan gitmesini sağlar. Bu doğal kollateral dolaşım gelişimi zaman ister. Ancak bir çok kalp hastasının bu gelişimi bekliyecek vakti yoktur.
EECP tedavisinin etkinliğinin uzun sürüyor olması tedavi süresince provoke edilen kollateral gelişimine bağlı olduğu düşünülmektedir.
EECP’nin ETKİNLİĞİ NASIL OLMAKTADIR VE DİĞER TEDAVİ YÖNTEMLERE GÖRE AVANTAJLARI NELERDİR ?
Normal kalp fonksiyonu oksijen tüketimi ile oksijen sağlanması arasındaki dengeye bağlıdır. Oksijen tüketimi kalp hızı ve pompa ile ilişkilidir. Oksijen temini kan akımı ile sağlanmaktadır. Kalp kasına giden kan miktarının % 80’ni kalbin gevşeme fazında olmaktadır. Klinik çalışmalar EECP tedavisinin doğal by pass’a neden olduğunu göstermiştir. EECP yeni damar ağının oluşmasını sağlayarak kalp kasını beslemektedir. EECP tedavisi günde bir saat haftada 5 gün, toplam 35 saat yapılır. Hastalar tedaviye ayaktan gelirler ve tedavi sonrası rahatlıkla işlerine giderler.
1995 yılında FDA onayı almasıyla, Amerika Birleşik Devletlerinde hızla koroner arter hastalığının tedavisinde kullanılmaya başlanan bu sistemin etkinliği ve güvenirliği yapılan bilimsel çalışmalarla kanıtlanılmıştır.
By pass ve Anjioplasti /stent gibi girişimsel ( invaziv )tedavi yöntemlerinden farklı olarak hastane yatışı gerektirmeden, hasta seçimi doğru yapıldığında risk taşımayan yeni invaziv olmayan bir tedavi yöntemidir.
Maksimum medikal ve girişimsel tedavilere, cerrahiye rağmen şikayetleri devam eden, fonksiyon kapasitesi, yaşam kalitesi düşük, damar yapısı girişime uygun olmayan yada yüksek riskli, girişim yöntemlerini tedavi şekli olarak seçmek istemeyen koroner arter hastaları için yeni bir tedavi yöntemi olarak büyük avantaj sağlamaktadır.
KALP YETMEZLİĞİNİN EVRELERİ
EVRE KALP YETMEZLİĞİ EVRESİNİN TANIMLANMASI KLASİK TEDAVİ
Evre A Kalp Yetmezliği Riski Taşıyan Hastalar
* Yüksek Tansiyon
* Şeker Hastalıkları
* Koroner Arter Hastalığı
* Kalbe Zehirleyici etkisi olan ilaçları
kullananlar
* Alkol Alışkanlığı
* Ailesinde Kalp Adelesi hastalığı olanlar
(Kardiyomiyopati) * Proğramlı egzersiz
* Siğara içilmemesi
* Yüksek tansiyon tedavisi
* Yüksek kan yağlarının tedavisi
* Alkolün ve yasak ilaçların kesilmesi
* Daha önce kalp krizi geçirmiş, şeker
hastası veya yüksek tansiyonu olanlara
(ACE-I) tansiyon ilaçı başlanması
Evre B Bu hastalar sistolik kalp yetersizliği
(kasılma bozukluğu olup geçmişte kalp
yetmezliği geçirmeyenler
(EF%40 ve altındadır)
* Evre A daki önlemler ve tedavi başlanır.
* Bütün hastalar ACE-I ALMALIDIR
* B Bloker ilave edilir
* Cerrahi tedavi konsültasyonu yapılarak
gerekliliği / gereksizliği saptanır.
Evre C Kalp Yetmazliği tanısı almış hastalar
Belirtiler:
* Nefes Darlığı
* Yorgunluk
* Egzersiz kapasitesinde azalma Evre A daki önlemler ve B Bloker +
* Diüretik (idrar söktürücü)
* Digoxin
* Tuz kısıtlaması
* Sıvı kısıtlaması (uygun ölçüde)
* Sabahları kilo takibi
* Spironolacton (Aldacton)
(ikinci idrar söktürücü)
* Kötü etkili diğer ilaçların kesilmesi
Evre D Tedaviye Ragmen Kalp Yetmezliğinde
İlerleme Evre A, B, C deki bütün tedavi önlemlerine ilaveten:
* Kalp Transp.(nakli)ni araştırın
* Ventriküler asist. Aleti
* Cerrahi tedavi imkanı varmı?
* Devamlı IV(damar içi) tedavi
Bu hastalar yatak tedavisinde tutulurlar.
** Hayatın sonu
Posted by
Ali Hikmet
at
08:42
Bu yazıya Link ver
Labels: alim ilaslan, Damar Tıkanıklığı, deliyim, ermeni zul, iman et, KORONER ARTER, lakırdı, nedir, saygılar bizden, zoka, çok kamaş
Polikistik Over Sendromu (PCOS), kadınlardaki önemli bir yumurtlama problemi. Sorun, toplumdaki her 5 kadından birinde görülebiliyor. Bunun için kadınların her yıl düzenli olarak jinekolojik muayenelerini yaptırmaları gerekiyor.
Polikistik Over Sendromu nasıl oluşur?
Kadın vücudunda bulunan iki yumurtalık, bir adet döneminde döllenmeye müsait bir olgun yumurta geliştirir. Bu yumurta gelişimini ve olgunlaşmasını “follikül” adı verilen içi sıvı dolu bir kesecikte tamamlar. Polikistik Over Sendromu’nda ise birçok yumurta aynı anda olgunlaşmaya çalışır fakat bunu başaramazlar. Sonuçta bir çok yumurta vardır ama bunların hiçbiri gelişip döllenme yeteneği kazanamazlar. Ultrason muayenesinde ise yumurtalıklar, içerisinde gelişmemiş yumurta bulunan bir çok kesecik yani birçok kist şeklinde görülür.
Polikistik Over Sendromu’ndan hangi durumlarda şüphelenilmelidir?
Çocuk sahibi olmak amacı ile tüp bebek merkezlerine başvuran kadınların yaklaşık % 20’sinde yumurtlama problemi mevcuttur. Yumurtlama problemlerinin en önde gelen sebebi ise Polikistik Over Sendromu adı verilen durumdur. Özellikle bir hanım düzensiz adet görüyor, tüylenmede artış mevcut ve kilosu da normalin üzerinde ise, bu sendromdan kuvvetle şüphelenilmeli ve gerekli muayene, ultrason ve tetkikler yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu’nun sebebi nedir?
Hastalığın gelişim mekanizmasında karbonhidrat metabolizmasını düzenleyen “insülin” hormonunun da etkili olduğu düşünülmektedir. Zira bu hastalar aynı zamanda kilolu kişilerdir. Aşırı kilo ise insülin direncine sebep olur. İnsülin direnci gelişmesi Polikistik Over Sendromu’nun tetikleyici nedenlerinden biri olabilir.
Hastalık nasıl tedavi edilir?
Tedaviyi planlarken öncelikle bu hastaların diyetisyen gözetiminde ideal kilolarına inmeleri sağlanmalıdır. Gerekirse insülin direncini kırmak için şeker hastalarında kullanılan “metformin” ilaç tedavisi bu dönemde kullanılabilir. Tıbbi tedavi ve kilo kaybı sonucunda adetlerde önemli oranlarda düzelme olabilmekte, yumurtlama probleminin ortadan kalkmasıyla bazen gebelik kendiliğinden oluşabilmektedir. Ancak bu işlemlerden sonra adet düzensizliği devam ediyorsa, yumurtlamayı uyaran ilaçlar ve hormon iğneleri uygulanabilir. Bu takipler sonucu gelişen yumurtalardan normal ilişki önerilerek veya aşılama yöntemi ile gebelik oluşturulmaya çalışılır. 3-4 kez yapılan takip ve aşılama ile gebelik elde edilememiş ise tüp bebek yöntemine geçilmesi önerilir.
Polikistik Over Sendromu kendini farklı bir karakterle gösterebilir mi?
Bazen ultrason muayenesinde yumurtalıkların görüntüsü Polikistik Over Sendromu gibi izlenebilir. Bunu gerçek Polikistik Over Sendromu ile karıştırmamak gerekir. Adetler düzenli olabilir, kilo fazlalığı ve tüylenmede artış olmayabilir fakat yapılan ultrason muayenesi sonucu yumurtalıkların polikistik görüntüde olduğu ifade edilebilir. Böyle durumlarda da 1 yıl korunmasız düzenli ilişkiye rağmen gebelik oluşmuyorsa mutlaka bir merkeze başvurulmalıdır.
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara neler önerilir?
Polikistik Over Sendromu olan kadınlara gebelik sonrası da jinekolojik takipleri bırakmamaları ve yıllık muayenelere devam etmeleri önerilir. Bu hastalarda ileri yaşlarda şeker hastalığı başta olmak üzere bazı hastalıkların gelişimi söz konusu olabilmektedir. Bunu önlemek için aşırı kilo alımı engellenmeli ve gerekirse ilaçlarla düzenli adet görmeleri sağlanmalıdır.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:40
Bu yazıya Link ver
Labels: acılı yardım, akıllan, akıllı yız, deriniz, ermenistan, Polikistik Over, Sendromu nedir, yorum yok, Yumurtlama nedir, çok acil
Kadınlarda adet görmenin kesilmesine denir. Etnik, coğrafi, sosyokültürel nedenlerle menapoza giriş yaşı değişsede ortalama 40 – 50 dir. 40 yaş altında adetten kesilme erken menapoz olup tüm menapozların %1’dir. BELİRTİLER NELERDİR? Menapoz birdenbire olmaz. Klimakterium dediğimiz her kadında farklı gelişen bir süreçtir. En belirgin özellik adet ritmindeki değişikliklerdir. Örneğin 15-20 günde bir olup sıklaşabileceği gibi, 2-3 ayda bir olup seyrekleşebilir de. Ancak son adetten 4 aydan fazla geçtiği halde hiç adet kanaması olmaması durumunda menapozdan bahsedilebilir. MENAPOZDA GÖRÜLEBİLEN YAKINMALAR NELERDİR? Menapozda; gittikçe sıklaşan ve süresi uzayan ateş basmaları, terlemeler, çarpıntılar, uyku düzensizlikleri, sinirlilik, yorgunluk, cinsel isteksizlik gibi mizaç değişiklikleri, üro-genital bölgede kuruluk nedeniyle yanma hissi ve cinsel ilişkide ağrı, sık sık idrara çıkma, idrar tutamama gibi yakınmalar görülmektedir. Bütün bu yakınmalar bireylere bağlı olarak değişebilmekte, bazı kişilerce çok yoğun olarak yaşanırken bazıları daha sorunsuz bir menapoz dönemi geçirebilmektedir. ANCAK MENAPOZUN KADINLAR AÇISINDAN ÖNEMİ SADECE GÜNCEL YAŞAMDA OLAN BAZI SORUNLARLA SINIRLI KALMAMAKTA; MENAPOZ BELİRLİ BAZI RİSKLERİDE BERABERİNDE GETİRMEKTEDİR. NEDİR BU RİSKLER? En belli başlıları vücuttaki estrojenin azalmasına bağlı olarak kemik kalitesinin bozulması ve OSTEOPOROZ oluşmasıdır. Bunun sonucunda ileri yaşlarda kemik kırıkları artmaktadır. Ayrıca menapozla beraber kalp damar hastalıklarında belirgin artış görülmekte, Alzheimer’a yatkınlık oluşmakta, bu nedenlerle sakat kalma ve ölüm riskleri yükselmektedir. MENAPOZDAKİ KİŞİ NE YAPMALIDIR? Öncelikle her adet periyodundaki değişikliğin, menapoz demek olmadığının bilinciyle hastanın gerçekten menapoza girip girmediğinin saptanmasıyla işe başlamalıdır. Bu; bir kadın doğum uzmanına başvurarak, jinekolojik muayene ve basit hormonal testler ultrasonla yapılır. Yukarıda saydığımız yakınmalar kolaylıkla başka hastalıklarda da olabileceği için menopozun kesin saptanması, yaklaşımın belirlenmesi açısından son derecede önemlidir. MENAPOZDA NELER YAPILABİLİR? Amaç kişinin yaşam kalitesini artırmakla birlikte sağlığını korumaktır. Bunun için en önemli nokta her menapoz hastasına aynı tedavi protokolünü uygulamak yerine kişinin yakınmaları, ailesel özellikleri, beklentilerinin özenle saptanıp buna göre bir yöntem ortaya konmasıdır. Tedavi yöntemleri egzersiz gibi çok basit bazı önerilerden çeşitli bitkilerle destek tedavilerine veya hormon replasman tedavilerine kadar gidebilen geniş bir yelpazenin bireye özel olarak uygulanmasıdır. HER MENAPOZDAKİ kadın için uygun tedavi protokolu belirlendikten sonra tedavinin ortaya çıkarabileceği riskleri en aza indirmek için MAMOGRAFİ, KEMİK DANSİTOMETRİSİ, ULTRASON, rutin jinekolojik muayene, smear, endometrial biopsi gibi testler yapılır. Önemli bir nokta ise bu muayene ve tetkiklerin uzman kurumlarca ve ehil ellerle yapılması kadar hastanın kuruma, hekime güveni ve uyumudur. Uyum ve işbirliği sağlandığında oluşabilecek sorunlar başlangıç halinde saptanıp çözülebilir böylece SAĞLIĞIN KORUNMASIYLA BİRLİKTE YAŞAM KALİTESİNİN VE SÜRESİNİN ARTTIRILMASI AMACINA KOLAYLIKLA ULAŞILABİLİR
Posted by
Ali Hikmet
at
08:35
Bu yazıya Link ver
Labels: ali acip yardım, ermeni zul, MENAPOZ, MENAPOZ NEDİR, nedir, zıkar biraz, çok ali ilaslan, çok makara ., çöz
Erkeklik hormonu olarak bilinen testosteronun 5-alfa redüktaz enziminin etkisiyle dihidrotestosteron’ a dönüşmesi sonucu hem erkeklerde hemde kadınlarda görülen androgenetik alopesia adı verilen durum en sık saç dökülmesi nedenidir. Bunun yanında diğer başlıca saç dökülme nedenlerini şunlardır: saç folikülündeki dejenerasyon ve inflamasyon, serbest oksijen radikalleri, yaşlanma, düzensiz beslenme, uzun süren diyetler, stres, mevsimsel değişiklikler, doğum öncesi ve sonrası, saç kıran, kullanılan çeşitli ilaçlar, menopoz öncesi ve sonrası, yanlış kozmetik uygulamalar ve eksik saç hijyeni.
Tüm saç dökülme nedenleri arasında androgenetik alopesia oranı nedir?
Erkeklerde görülen saç dökülmelerinin %90’ ının nedeni, kadınlarda görülen saç dökülmelerininse %50’ si andorojenlerin neden olduğu erkek tipi saç dökülmeleridir.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:33
Bu yazıya Link ver
Labels: başlıca nedenleri, dökülmesi, ermeni zul, nelerdir, saç bozan, saç dök, Saç kıran, ve Saç dökülmesinin
Epilepsi nöbeti beyindeki sinir hücrelerinin, yani nöronların ani, kısa süreli ve aşırı bir boşalımı (deşarjı) sonucu ortaya çıkar. Epileptik nöbetin tipi anormal deşarjın başladığı ve yayıldığı bölgelere göre değişiklik gösterir. Klinik özellikleri aynı olan epilepsi nöbeti; tümör, damar yapısı bozuklukları ve infeksiyon gibi birbirinden farklı patolojik süreçlere bağlı olabilir. Metabolik bozukluklar, örneğin, kan şekeri, üre veya kandaki tuzların dengesizlikleri ve bazı ilaçlar eğilimli bir yapıda epilepsi nöbeti oluşturabilir. Bazen de belli bir neden bulunmaksızın nöbetler tekrarlar. Bu nedenle epilepsi kendi başına bir hastalık değil çeşitli hastalıklara bağlı olarak gelişen bir semptomdur.
Epileptik nöbetler, aralıklı gelen, ani başlayan, kısa süren ve tekrarlayan ataklar şeklinde olduğundan, tanıya birçok kez hasta ve çevresinin tanımladığı bilgi ve belirtilerle gidilir. Yani, epilepside klinik tanı genellikle anamneze, yani doktora aktarılan bilgiye dayanır. Epileptik nöbetler belli bir beyin kabuğu bölgesinden kaynaklanan parsiyel nöbetler ve başlangıçtan itibaren tüm bölgelerde başlayan jeneralize nöbetler olarak iki önemli grupta incelenirler.
Bir diğer önemli nokta ise idyopatik. Yani nedeni belirlenemeyen ve semptomatik, yani belli bir beyin hastalığına bağlı olarak gelişen nöbetlerin ayırt edilmesidir. İdyopatik sendromlara başka bir nörolojik bozukluk eşlik etmez. Hastada gelişme basamakları normal ilerler, altta gösterilebilen herhangi bir patolojik süreç yoktur. Ailesel özellik genellikle dikkat çeker, nöbetler görece daha seyrek ve tedaviye yanıt daha iyidir. EEG interiktal dönemde normal temel aktivite gösterir.
Buna karşın semptomatik epilepside altta yatan bir beyin hastalığı ve buna bağlı nörolojik bozukluklar, EEG'de temel aktivitede yavaşlama saptanır. Tedaviye cevap değişkendir ve spontan sonlanma (remisyon) olasılığı düşüktür. Kriptojenik epilepsi, sebebi gizli kalan ancak edinsel bir nedeni olması gerektiği düşünülen epilepsiler için kullanılan bir terimdir.
Hastayı doktora getiren nöbet geçirmesidir. Benzer epileptik nöbet tipleri hem idyopatik, hem de semptomatik epilepsilerde görülebilir. Ana soru prognoz -tek bir nöbetin tekrarlama olasılığı, tedavinin gerekliliği, tedavinin sonlandırılması veya bu durumun gelecek kuşaklara geçme şansı gibi akla gelebilecek tüm sorular- ortada görülen epileptik nöbetin altında yatan nedensel faktörle ilişkilidir.
--------------------------------------------------------------------------------
Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.
Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır.
Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.
Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.
Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.
Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma[basit parsiyel] veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize[kompleks parsiyel]) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.
Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.
Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.
Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.
Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkiktir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.
Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.
Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.
EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR
1. Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurulabilir.
2. Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.
3.Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.
4. Aşırı çay, kahve ve kolalı içeceklerden kaçınılmalı, gece ağır yemek yenmemelidir.
5. Uzun süreli ve yakından televizyon seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır.
6. Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.
7. Alkollü içecekler, nöbet oluşumuna yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.
8. Aç kalınmamalıdır.
9. Yüksek yerlerin kenarında bulunulmamalı ve ateş gibi yakıcı olabilecek yerlerden uzakta durulmalıdır.
10.Meslek seçiminde dikkat edilmelidir. Epileptik hastalar; askerlik, polislik, şoförlük, berberlik, inşaat ve kaynak işçiliği gibi meslekleri seçmemelidir.
11.Motorlu taşıt kullanılmamalıdır. 3 yıldan fazla bir sürede nöbet geçirmeyenlerde ve EEG leri normal olanlarda müsade edilebilir.
12.Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.
13.Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir.
14.Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.
15.İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.
16.Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.
17.Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.
18.Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.
19.Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.
20.Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir
Posted by
Ali Hikmet
at
08:32
Bu yazıya Link ver
Labels: akıllan biraz, bayılma, ekip kur, elim kaza sonucu öl, Epilepsi, kurcala, nedir, sara, sara bayılma, çok ölüm az
İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. . Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir.
Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir:
Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:
Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil)
İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.
Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.
ABD’de depresyon hastalarının 2/3’ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.
Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.
DEPRESYONA YAKALANMA RİSKİNİZ NEDİR?
Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25’e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir.
Hastaların %50’si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:31
Bu yazıya Link ver
Labels: alara ız . azarım, DEPRESYON, DEPRESYON NEDİR, ekip kur, ermenistan zulmü, gelin güz, karanlık, karanlık atıl, nedir, zalim az, çok akıllandık, ölüm kıl
Panik atağı nedir?
Yoğun korku ve huzursuzluk durumunun olduğu, aniden başlayıp, rahatsızlığın en geç 10 dakika içinde en üst düzeye ulaştığı ve 13 adet vücutsal ve düşüncesel belirtiden, en az 4 unun varolduğu bir kaygı nöbetidir. Bu 13 belirti şunlardan oluşmaktadır:
1- çarpıntı,kalp hızında artış,kalp seslerini duyuyor gibi hissetme
2- terleme
3- titreme ve ya sarsılma hissi
4- boğulma ya da nefes alamama, nefesinin yetmediği hisleri
5- tıkanma ,soluğun kesilmesi hisleri
6- göğüste ağrı veya göğüste bir rahatsızlık hissi
7- bulantı ya da karında ağrı ya da karında bir rahatsızlık hissi
8- bas dönmesi, dengesizlik , basta sersemlik hissi ,bayılma hissi ,yere düşecek gibi olma
9- çevreyi olduğundan farklı ,sanki gerçek değil gibi hissetme ya da kendini çevredekilerden ayrılmış,olağandışı ,farklı bir şekilde algılama hali
10- kontrolünü kaybetme, delireceğini düşünme seklinde bir korku
11- o anda ,kalp krizi geçireceği ya da öleceği korkusu
12- uyuşma, hissizlik,yanma, karıncalanma hisleri
13- üşüme, ürperme ,soğuk ya da sıcak basmaları, basından aşağı kaynar su dökülmüş veya hamama girmiş gibi olma
Panik atak hangi bozukluklarda görülebilir ?
Panik bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu, sosyal fobi ve diğer fobiler, saplantı-zorlantı bozukluğu, madde kullanımına ya da vücutsal bir hastalığa bağlı kaygı bozukluklarında görülebilir.
Bir panik atak sebepsiz olarak aniden başlayabileceği gibi, belli bazı durum ya da ortamlarla ilişkili de olabilir. Örnek olarak korkulan bir hayvan (örümcek, kedi,köpek,fare,yılan görmek gibi), kalabalık bir ortamda bir faaliyet (konuşma, yemek yeme gibi) bir durumu takiben de başlayabilir.
Panik bozukluğu :
Yukarıda belirtilmiş olan panik ataklarının aniden,beklenmedik zamanlarda ve tekrarlayarak oluşması ve en az 1 ay sureyle bu atakların tekrarlayacağı yönünde sürekli bir kaygı, atağın sonunda olabileceğini düşündüğü şeyler (ölmek, delirmek, kalp krizi geçirmek seklinde ) ile ilgili kaygı duyma ya da bu ataklarla ilgili olarak bazı davranışlarında değişiklikler yapma seklindeki bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık başka bir madde kullanımı ya da başka bir vücut ya da psikiyatrik bir rahatsızlığa bağlı değildir.
Agorafobi:
Panik bozukluğu agorafobili ya da agorafobisiz olabilmektedir. Agorafobi sözcüğü eski Yunanca dan köken almaktadır. Agora pazar yeri, toplantı yeri ,geniş meydan anlamına ,fobi ise korku anlamına gelmektedir. Kişi yalnız kalmaktan, kaçmanın ,o ortamdan uzaklaşmanın kolay olmayacağı ya da her hangi bir rahatsızlık hissetme anında yardim alamayacağı topluma acık yerlerde olmaktan korku duymaktadır.
Bu kişilerde gördüğümüz bazı ortak özellikler arasında, tek başına dışarıya çıkamama ve yanlarına başka bir kişiyi de alma , kalabalık caddelerden geçememe,kalabalık mağaza,marketlere girememe, kapalı ortamlar (tünel, köprü ve asansörler gibi) ve kapalı araçlar (metro,otobüs, uçak gibi) dan kaçınma sayılabilir. İleri aşamalarda kişiler evlerinden çıkmayı reddedip, çevrelerindekileri de kendileri gibi evde tutmaya zorlayabilirler. Sosyal ilişkiler bozulup, boşanmalara yol açabilir
Posted by
Ali Hikmet
at
08:30
Bu yazıya Link ver
Labels: acayip delikanlı ermeni, akıllan biraz, akıllandık sayende, ali ilaslan, azayip az, bor enerjisi, ermeni katil, ermenistan zulmü, koz, Panik Atak, ve Panik, zor ölüm
Osteoporoz yani kemik erimesi kemik doku yogunluğunun azalması nedeniyle dayanıklığının azalması, yani kalitesinin düşmesidir. Kemik erimesinin şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artmaktadır. Osteoporoz ciddi ve sinsi bir hastalıktır. Bu yüzden kemik erimesi, zamanında yakalanıp önlenmezse sakatlıklara ve ölüme neden olur. Dünyada kalp-damar hastalıkları ve kanserden sonra bilinen 3. ölüm nedeninin osteoporoz olduğu bildirilmiştir.
Menopozda olan kadınlar yaşamlarının geri kalan kısımlarında osteoporoza bağlı %50'lik bir kemik kırığı riski ile karşı karşıyadırlar. Osteoporoz 3 kadına karşılık 1 erkekte görür ve yaşlılıkta daha çok rastlanan bu hastalık tek başına yaşlılık hastalığı değildir.
Kemikler de kalp, beyin gibi canlı ve sürekli yapılanan bir sistemdir. 30 yaşına kadar kemik yapısı ilerler ve 30 yaşında doruk noktasına ulaşılır. 30 yaşında yeterli kemik kütlesine ulaşılmaması halinde hastalık ortaya çıkmaya başlar. Bu yüzden, kemiklerin korunmasında ve güçlü olmasında birinci adım beslenmedir. 45 yaşından sonraysa kemik kayıp hızı, artmaya başlar. 30-35 yaşına kadar kemik yoğunluğunu en üst seviyeye taşıyabilirsek, ileride yaşanacak yıkımın tahribatını da en aza indirebilir ve osteoporozun önüne geçebiliriz.
ANNE KARNINDAN İTİBAREN BESLENMEYE ÖZEN GÖSTERİLMELİ !
Bebeklikten, hatta anne karnından itibaren doğacak çocuğun geleceği düşünülerek doğru beslenilmesi lazım. Kalsiyumun, yaşam boyunca yeterli miktarda alınması, kemik dokusunu en üst seviyeye çıkaracağından bu yıkımın etkisini zayıflatır. Ayrıca fiziksel aktiviteler, kemiklerin güçlenmesini sağlar. Bütün bunlara karşın yine de genetik gibi diğer bazı faktörler nedeniyle hastalık ortaya çıkabilir. O zaman da uygulanacak tedaviyle yıkım önlenebilir.
Osteoporotik kemik hem kütlesini kaybetmiş hem de iç yapısı bozulmuş bir kemiktir. Kaybolan kemiği tekrar yerine koymak oldukça zor, pahalı ve uzun zaman alan bir olaydır, dolayısı ile risk faktörlerini belirlemek ve osteoporozu önlemek gelişmiş bir osteoporozu tedavi etmekten daha kolaydır.
KEMİK ERİMESİ İÇİN ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ...
1. Kadın olmak
2. 50 yaşın üstünde olmak (Yaş arttıkça yoğunluğunu kaybeden kemikler zayıflar)
3. Menopoza girmiş olmak (Menopoza girmiş kadınların ortalama üçte birinde osteoporoz gelişmektedir ki, bunun sorumlusu östrojen düzeyindeki azalmadır)
4. Erken menopoza girmek veya yumurtalıkların operasyon ile alınmasını takiben cerrahi (yapay) menopoza girmek.
5. Erkeklerde erkek cinsiyet hormonu olan testosterondaki azalma ile kemik kütlesi de azalabilmektedir (Erkeklerde gonad fonksiyonunun; işlevinin herhangi bir nedenle azalması osteoporoza bağlı kırıklara yol açabilmektedir).
6. Düşük kalsiyum içeren yiyeceklerle beslenme ve vitamin D eksikliği
7. Fiziksel aktivitenin, hareketliliğin ve egzersizin az olması, (egzersizin kemik kütlesini arttırdığı, kemiği kuvvetlendirdiği kanıtlanmıştır).
8. Ailede osteoporozlu kimselerin bulunması (kırıklara yatkınlığın bir kısmı kalıtsaldır; annelerinde omurga kırığı öyküsü olan genç kadınlarda da kemik kütlesinde azalmaya rastlanmaktadır)
9. Kısa boylu, ince yapılı kişiler iri yapılı, kilolu kişilere göre daha fazla osteoporoz riski taşımaktadırlar.
10. Beyaz tenli, açık renk gözlü olmak.
11. Sigara içmek
12. Alkollü, kolalı ve kafeinli içecekleri çok fazla tüketmek.
13. Bazı ilaçları uzun süreden beri veya yüksek dozlarda kullanıyor olmak (örneğin; kortikosteroidler, lityum, alüminyum, antikonvülzanlar, antiasitler, antikoagülanlar, siklosporin, tiroid ilaçları ve bazı kanser ilaçları gibi).
14. Bazı hastalıkların olması. Örneğin; şeker hastalığı, tiroid veya paratiroid bezinin fazla çalışması, mide-barsak operasyonu geçirmiş olmak, uzun süren hareketsizlik, felçler, bazı romatizmal hastalıklar ve diğer bazı endokrin (hormonal) hastalıklar osteoporoza neden olabilmektedirler.
Bütün bu nedenlerden dolayı osteoporoz hastalığının sebebinin araştırılmasında tanısında takibinde sadece muayene yeterli değildir; film, kemik yoğunluğu ölçümleri, kan ve idrar incelemeleri de gerekmektedir.
Belirtileri:
Bel ve sırt ağrısı
Boyda kısalma, omurgada kırık
Sırtta kaburlaşma, omuzlarda yuvarlaklaşma
El bileğinde kırık
Kaburga kırıkları
Kalça kemiğinde kırık
Hastalığın önüne geçmek için bol sebze ve süt ürünleri tüketilmesi gereklidir.Peynir, lor, yoğurt, süt ve bol sebze sofradan eksik edilmemelidir. Günde 15-20 dakika mutlak surette güneşte kalınmalı ve egzersiz yapılmalıdır. Egzersiz günde en azından yarım saat tempolu yürüyüş şeklinde olabilir.
Osteoporozda tanı kemik mineral yoğunluğu ölçümü ile konur. Osteoporozun tipini belirlemek için bununla birlikte kan biyokimya değerleri araştırılmalıdır.
Erken tanı konması son derece önemlidir !!!
Tedavide;
1.Yaşam tarzında değişiklikler yaparak düşmeyi azaltacak önlemler almak,
2.Doktorunuzca önerilen egzersiz programlarını uygulamaya çalışmak,
3.Beslenme şeklinizi önerilen şekilde düzenlemek,
4.İlaçlarınızı düzenli kullanmak ve yine düzenli doktor kontrolüne gitmek,
5.Osteoporozun önlenebilen ve tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu bilmek gerekmektedir.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:28
Bu yazıya Link ver
Labels: (KEMİK ERİMESİ) NEDİR, akarız, akıllanırız, akıllı ol, ermenistan çöz, karakteriz, NASIL KORUNMALI, OSTEOPOROZ
Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.
Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:23
Bu yazıya Link ver
Labels: kanser, KANSER NEDİR, kist, kist ve kitleler, kitleler, modüller, modüller nedir, nedir, ve
Halk arasında sivilce olarak bilinen "akne vulgaris" kıl folikülü ve buna bağlı yağ bezlerinin tekrarlayan bir hastalığıdır.
Sık rastlanan bir hastalık olup, oluşumunda birçok faktör sorumludur. Özellikle ergenlik döneminde hormonal bir takım etkenlerle yağ bezlerinin salgısındaki artışa bağlı olarak oluşur. Ancak bazen erişkin yaşta da görülebilir. Yağ bezinin deriye açılan kanalı fazla yağ bezi salgısı nedeniyle tıkanır. Bunun sonucunda da toplu iğne başı büyüklüğünde bazen beyaz (kapalı komedon) bazen de siyah noktalar (açık komedon) oluşur. Daha sonra bu tıkanan yağ bezi kanalında deride bulunan bazı bakteriler çoğalır ve iltihabi bir durum oluşturur. Dolayısıyla aknenin ciltteki görünümü siyah veya beyaz noktalar, kızarık veya içi cerahatle dolu şişlikler; hatta daha şiddetli durumda içi sert şişlikler (nodül) veya kistler şeklindedir. Özellikle derin yerleşimli lezyonlar iyileşirken iz bırakabilirler.
Akneyi etkileyen diğer faktörler arasında genetik eğilim, ağızdan içilen ilaçlar, yüze sürülen kremler ve stres yer alır.
Akne vulgaris en fazla yüz, göğüs, omuzlar ve sırtta yerleşir. Tedavide kullanılan birçok ilaç bulunmakla beraber, bunlar kişiden kişiye, sivilcenin şiddetine göre değişir. Hafif durumlarda sürülen ilaçlar kullanılabilirken, daha şiddetli durumlarda sürülen ilaçların yanında ağızdan içilen bir takım ilaçlar kullanılabilir. Ancak bu ilaçların hiçbiri dermatoloji uzman hekimine muayene olmadan kullanılmamalıdır. Bilinmesi gereken sivilcenin uzun süren bir hastalık olduğudur. Bu nedenle hekim tarafından verilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalı ve düzenli aralıklarla kontrole gidilmelidir.
Sivilce hastalarının bilmesi ve dikkat etmesi gereken bazı noktalar daha vardır. Bunlar:
Sivilce bulaşıcı değildir.
Sivilce tedavi edilmezse veya sivilce ile oynanıp, sıkılırsa iz bırakma eğilimi artar.
Gıdaların sivilceyi şiddetlendirmede belirgin rolü bulunmamaktadır.
Doğal güneş ışığı genelde sivilceyi iyileştirir ancak, arttırdığı bazı durumlar da vardır.
Sivilceli cildin temizliği için, düzenli olarak, günde bir veya iki sefer, derinin doğal pH'ına yakın bir temizleyici ile cilt fazla hırpalanmadan yıkanabilir.
Posted by
Ali Hikmet
at
08:22
Bu yazıya Link ver
Labels: akıllan biraz, Akne Vulgaris, asit çzö olayı, derindesin, ermeni zulmu, ermenistan, nedir, Sivilce, Sivilce (Akne Vulgaris) Nedir, yağ
Çok uzun süredir astımla yaşıyor olsanız bile, astımın tam olarak ne olduğunu, vücudunuz üzerindeki etkilerini ve bu sağlık durumunu nasıl kontrol altına alabileceğiniz konusunda yardıma ihtiyaç duyabilirsiniz. Kendinizi daha iyi hissetmeye astım hakkındaki tüm gerçekleri öğrenerek başlayın.
Astım akciğerlerinizde meydana gelen kronik bir rahatsızlık olup, iki farklı boyutu vardır:
Daralma
(Constriction) Akciğerlerinizdeki hava yollarının etrafındaki kaslar beraberce kasılır veya daralır. Bu daralmaya genel olarak "bronkokonstriksiyon" denir, ve akciğerlerinizin nefes alıp vermesini zorlaştırabilir.
İltihaplanma
(Inflammation) Astım hastasıysanız, akciğerlerinizde bulunan hava yollarınız genelde şişik ve rahatsızdır. Nöbet başladığı zaman daha da şişer ve rahatsızlanır. Doktorunuz bu şişme ve rahatsızlıktan "iltihaplanma" olarak bahsedebilir. İltihaplanma, ciğerlerinizden alıp verebildiğiniz hava miktarında azalmaya sebep olabilir.
Daralma ve iltihaplanma; hırıltılı solunum, öksürük, göğüs darlığı ve nefes darlığı gibi semptomlara yol açabilir. Ayrıca, tedavi edilmediği takdirde, astım uzun vadede akciğer işlevlerinin kaybına da sebep olabilmektedir.
Astımınız varsa ve herhangi bir tetikleyiciye maruz kalırsanız, akciğerlerinize giden hava yolları her zamankinden daha çok şişerek iltihaplanır ve nefes almanız zorlaşır. Hava yollarını çevreleyen kasların daralması sonucu hava yolları da kasılır ve mukoza oluşması nedeniyle "tıkanırlar".
Astım semptomlarınızın alevlenmesine yol açan birtakım tetikleyiciler vardır. Bunların arasında alerjiler, enfeksiyonlar ve eviniz veya ofisinizde maruz kalabileceğiniz kuvvetli koku veya buharlar olabilir. Herhangi bir tetikleyiciye maruz kalıp tepki verdiğiniz zaman, hava yollarınız diğer tetikleyicilere karşı daha da hassaslaşır. Bundan dolayı, astımınızı sürekli olarak kontrol altında tutmanız önemlidir. Semptomlarınızın kuvvetli olmadığı zamanlarda bile hava yollarınız iltihaplı kalabilir.
Bronşit nedir? Koah nedir?
|
Posted by
Ali Hikmet
at
08:21
Bu yazıya Link ver
Labels: akıllı adam, ali ilaslan, astık, Astım Nedir, derin konu az, ermenistan, kasıyor, lakırdı onlar, tarz yarat, çok delisin
(VİRAL HEPATİT – BULAŞICI SARILIK)
Hepatit B Nedir ?
Hepatit B,karaciğer iltihabı anlamına gelen hepatit hastalığının etkeni olan virüslerden bir tanesidir.Meydana getirdiği hastalık,çok ağır tablolara neden olabilmektedir.Bu virüs,esas olarak karaciğerde yerleşir,orada çoğalır ve zamanla karaciğeri tahrip edecek boyutlara ulaşabilir.
Hepatit B bulaşıcı bir hastalıktır ve ülkemizde çok önemli bir sağlık sorunudur.
Türkiye’de bugün her 3 kişiden yaklaşık 1’i Hepatit B virüsü ile karşılaşmıştır. Yine her 10 kişiden 1’i Hepatit B virüsünü taşımakta ve bulaştırmaktadır. Hastaların % 75-80 inde herhangi bir belirti vermeksizin gelişir, taramalarda ve kan bağışlarında yapılan tetkiklerde tesadüfen tespit edilir. Kuluçka süresi 2-6 ay arasında değişmektedir. Bu süreler sonunda gözlenebilen hastalık belirtileri ;
Aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi
İştah kaybı
Bulantı
Kusma
Deride ve göz aklarında sararma
İdrar renginde koyulaşma
Karın ağrısı
Karaciğer bölgesinde hassasiyet , olarak özetlenebilir.
Hepatit B virüsü bulaştıktan sonra üç yol izler:
Kişinin immün sistemi (bağışıklık sistemi) kuvvetli ise vücudunda virüse karşı antikor denilen koruyucu maddeler oluşur ve belirli bir düzeyde kalır,artık kişi doğal olarak aşılanmıştır, tam şifa ile iyileşmiştir.Ömür boyu Hepatit B’den korunacaktır.
Oluşan bu koruyucu antikorlar,eğer ki olması gereken düzeye ulaşamaz ise kişi taşıyıcı olarak kalacaktır,henüz kendisi hasta değildir fakat potansiyel virüs saçıcısıdır,çevresi için hastalığın yayılmasında büyük bir tehlike oluşturur.Özellikle ülkemizde bu anlamda gizli taşıyıcılar çoktur,hastalığın kontrolsüz bulaşmasında en sessiz yolu oluşturur.Taşıyıcılar için risk yıllar sonra başlayabilir.Taşıyıcı kişi karaciğer kanserine aday olabilir veya organ hasarı ile karaciğer yetmezliğine girebilir.
Kişide koruyucu antikorlar hiç oluşamaz,herzaman virüs güçlü durumdadır,vücut virüse yeniktir,karaciğer fonksiyonları bozuktur,karaciğer enzimleri yüksektir,kişi aktif hastadır, hızla karaciğer yetmezliğine gider veya hastalık yıllara yayılır zamanla karaciğer yetmezliğine ya da karaciğer kanserine dönüşür.
Hepatit B’de hedef organ karaciğerdir.
Karaciğer vücudu toksik maddelerden temizleyen,sindirimde görevli safrayı sentezleyip kana veren ,vücutta görevli pek çok taşıyıcı proteinleri sentezleyen ana organdır.Karbonhidrat,yağ ve protein metabolizmasında da çok önemli görevleri vardır.
Bu virüs karaciğer dokusunu oluşturan hücreleri tutar,bu hücreler zamanla fonksiyonlarını yapamaz hale gelir,yukarıda bahsettiğimiz yollara göre karaciğeri zedeleyebilir ve tek tek hücre ölümü başlayabilir,sonrasında karaciğer doku kaybı gelişebilir.Sonuç:GERİYE DÖNÜŞSÜZ ORGAN HASARIDIR.
Hepatit B Nasıl Bulaşır ?
Hepatit B, kan yoluyla ve çok sıklıkla da yakın temasla (kan dışındaki vücut sıvıları:tükürük,ter,cinsel organ sıvıları) bulaşır. Derideki bir çatlak yada açık yara ile temas eden bir damla kan yada tükürük bile hastalığın bulaşması için yeterli olabilmektedir. Taşıyıcı anneden bebeğine de doğum esnasında bulaşabilir.
En önemli ve yaygın bulaşma yolu korumalı da olsa cinsel ilişkidir,çünkü ter ve tükürük gibi vücut sıvılarıyla dahi geçişleri olabilmektedir.Kan ve kan ürünlerinin nakli,kirli enjektörlerin kullanımı(ör:uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi hijyenik olmayan şartlarda ortak kullanılan enjektörlerle),yeterli sterilizasyonun yapılmadığı cerrahi girişimler, kuaför ve berberlerdeki iyi sterilize edilmemiş manikür ve pedikür setleri, tıraş bıçakları, makaslar, steril olmayan aletlerle yapılan sünnet,kulak delme işlemleri ve ortak kullanılan diş fırçaları Hepatit B virüsünün bulaşmasına sıklıkla aracılık etmektedir.
“Hepatit B Taşıyıcılığı” Ne Demektir ?
Bu virüs ile temas eden her 10 bebekten 9’u ve her 10 erişkinden 1’i belirli bir süre sonunda (>>6 ay) mikrobu vücudundan atmayı başaramazsa yaşam boyu taşıyabilecek ve insanlara yayacaktır. Ancak taşıyıcılarda hastalık durumu farklılık gösterebilmektedir. Karaciğerlerinde oldukça ağır hasarın ortaya çıktığı bireylerde, yıllar sonra Karaciğer Yetmezliği, Siroz ve Karaciğer Kanseri görülebilmektedir. Kronik hepatitlilerin %25’i Primer Karaciğer Kanseri ve Siroz nedeniyle ölmektedir. Hepatit B Primer Karaciğer Kanserlerinin %60-80’inden sorumludur. Ve karaciğer kanserleri kanser ölümleri içinde ilk 3 sırada yer almaktadır. Hepatit b virüsü sigaradan sonra bilinen en yaygın kanserojendir(kanser nedenidir).
Hepatit B Risk Grupları Hangileridir ?
Hepatit B’li anneden doğan bebekler
Ev içinde Hepatit B hastası yada taşıyıcısı olanlar
Birden fazla kişi ile cinsel ilişkisi olanlar
Eşcinseller
Kan ve kan ürünleri kullananlar
Hemodiyaliz hastaları
Damar içi ilaç bağımlıları
Sağlık personeli
Toplu halde bulunulan yerlerde ( okullar, kreşler, kışlalar, yurtlar, huzurevleri v.s.) yaşayanlar risk gruplarını oluştururlar.
Hepatit B’den Korunmak Mümkün müdür ?
Virüs vücuda girmemişse korunması kesinlikle mümkün olan bir hastalıktır.En etkili korunma yolu da aşılanmadır.Koruyuculuğu %90-95’tir. Eğer koruyucu düzeyde antikor titresi elde edilmişse koruyuculuk %100’e ulaşır.
Aşılama,taşıyıcılara veya aktif hasta olanlara yapılamaz.
Aşılama kararı,doktorlar tarafından istenen belirli tetkiklerden sonra verilebilir.
Uygulanacak aşı şeması,toplam üç dozun belirli zamanlara bölünerek uygulanması ile olur.
Genel olarak kullanılan aşı şeması: ilk doz 0.ay(sıfırıncı ay) kabul edilmek kaydıyla,bir ay sonra 2.doz ve 5 ay sonra 3.doz olmak üzere 0-1 ve 6.ayda yapılan 3 doz aşı uygulamasıdır.
Bir diğer uygulama da hızlı cevap beklenen olgulardaki kullanılan şemadır:
0.ayda 1.doz,bir ay sonra 2.doz,bir ay sonra 3.doz ve de 12.ay da(yani son 3.dozdan 11 ay sonra ) 4.dozun yapılmasıdır.
Aşılama sonrası enjeksiyon yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik, ateş yüksekliği ve birtakım allerjik reaksiyonlar görülebilmektedir.Çoğu önemsiz reaksiyonlardır.Hastalığın risklerinin yanında daha da önemsizleşirler.
SONUÇ OLARAK HEPATİT B’NİN, ÖNEMLİ SONUÇLAR DOĞURAN, YAYGIN VE BULAŞICI BİR HASTALIK OLDUĞUNU, TEDAVİSİNİN HER ZAMAN BAŞARILI SONUÇ VERMEDİĞİNİ AMA KORUNMAK İÇİN ETKİLİ BİR AŞISININ BULUNDUĞUNU UNUTMAYALIM !!!
HEPATİT C
Hepatit C virüslerle bulaşan hepatitler arasında kan yolu ile en sık bulaşan tiptir. Bu sebeple özellikle kan nakli ve kan ürünleri ile edinildiğinin bilinmesi oldukça önemlidir. Son zamanlarda tıp literatüründe de yayınların sayısı arttıkça hepatit C ile ilgili bilgilerimizde artmaktadır.
Hastalık çoğu zaman akut(aniden ve kısa sürede) başlar. Hafif ve orta derecede geçirilen bir takım belirtiler kişi tarafından çoğu zaman algılanmaz. Bu arada karaciğer enzimlerinde hafif yükselme ile giden bir kan tablosu hakimdir. Akut dönemde hastalığı geçiren kişilerin yaklaşık % 85 inde hastalık kronik hepatit e doğru gider. Bu oldukça yüksek bir rakamdır. Ve dahada önemlisi bu hastaların % 20 sinde siroz denilen( siroz = Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.) tablo ortaya çıkar
bir rakamdır. Ve dahada önemlisi bu hastaların % 20 sinde siroz denilen( siroz = Kronik yaygın ve ilerleyici karaciğer iltihabıdır.) tablo ortaya çıkar
HEPATİT C HASTALIĞININ BELİRTİLERİ:
Hepatit c belirtileri hafif olarak algılanabilir yada farkında olmadan geçirilebilir. Genel olarak küçük çocuklarda belirtisiz seyreder. Ancak daha büyük çocuklarda yetişkinlerde bazi belirtiler görülür
Hepatit c belirtiler:
Hailsizlik ve kaslarda zayıflık hissi
Baş ağrısı
Karın ağrısı (ki bu ağrısı karaciğer bölgesinin hemen üzerindeki bölge)
Bulantı
Koyu renkte idrar (kola rengi)
Kilo kaybı
Yağlı yiyeceklerden tiksinme
Nadiren sarılık
Eklem ağrıları
KRONİK HEPATİT C
6 aydan daha fazla sürede devam eden hepatit C ile oluşan hepatit durumu kronikleşmiş hepatit C hastalığıdır. Özellikle küçük çocuklarda belirti vermeden gider. Ancak daha ileri yaşlardaki bireylerde bazı belirtiler olabilir
kronik hepatit C belirtiler:
Sebat eden bir halsizlik
Hafif-orta derece karın ağrısı
Siroz belirtileri: vücutta kırmızı damar lekeleri ki bunlara spider (örümcek) denir. Avuç içersindeki kızarıklıklar, karında şişlik, el ve ayaklarda ödem ve şişlik gibi belirtileri olan karaciğer de fibrozla giden çok ciddi bir hastalıktır.
KRONİK HEPATİT C DE SİROZ OLUŞUYOR. PEKİ SİROZUN ŞİDDETİNİ ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VARMIDIR?
20-30 yıl gibi bir ortalama sürede ortaya çıkan siroz bazı durumlarda şiddetlidir;
Yaş (ileri yaşlarda siroz daha şiddetlidir)
Erkek hastalarda siroz daha şiddetlidir
Alkol kullananlarda siroz daha şiddetlidir
Sigara ve tütün siroz daha şiddetlidir
Aids (AIDS - HİV ) siroz daha şiddetlidir
KRONİK HEPATİT C DE KANSER OLUŞUMUNU ARTIRAN RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
EVET...Bazı faktörler karaciğer kanseri riskini provoke eder, bunlar;
Alkol kullanımı
Siroz gelişimi
İleri yaş
Erkek hasta olmak
HEPATİT C KARACİĞERDEN BAŞKA HANGİ SİSTEMLERE ZARAR VERİR?
Hepatit C karaciğer hasarı dışında vücutta deri, böbrekler , tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.
HEPATİT C VE DÖVME AKAPUNKTUR PİERCİNG
Bu gibi uygulamalarda hastalığın geçme riski eğer steril ortamlarda olmaz ise her zaman söz konusudur. Bu gibi yerlerde hijyen ve sterilizasyon çok önemlidir.
HEPATİT C NASIL BULAŞIR ?
Hepatit C nasıl bulaşır sorusu oldukça önemlidir. HepatitC nin kan yolu ile bulaştığını belirtmiştik. Kan ve kan ürünleri ile geçebilmektedir. Ayrıca uyuşturucu kullananlarda iğnelerden bulaşması dolayısıyla oldukça yaygın görülür. Ayrıca tüm sağlık çalışanları hepatit B de olduğu gibi hepatit C içinde riskli bir gruptadır. Sağlık çalışanlarına yine iğne batması ve diğer tıp ekipmanı ile bulaşması söz konusudur. Doğal olarak akla gelen hepatit C nin cinsel ilişki ile geçip geçemediği sorusudur? Hepatit C cinsel yolla bulaşır, ancak bu olasılık son derece düşüktür. Tek eşli çiftlerde bu olasılık daha da zayıftır. Ancak çok eşli , cinsel yolla bulaşan hastalığı olan ve AİDS li kişilerde cinsel yolla bulaşma olasılığı yüksektir. Ayrıca organ nakli sırasında hepatit C geçme olasığıda çok yüksektir. Ancak özellikle kan nakli ve organ nakillerinde kan ve organlar hepatit C yönünden