23 Aralık 2006 Cumartesi

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Said Nursi’nin kıyafet savunması
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksız ve faydasız tarassutlar artık yeter! Benim sabrım tükendi. İhtiyarlık vaziyetinden, şimdiye kadar yapmadığım bedduayı yapmak ihtimali var. “Mazlumun âhı tâ Arşa kadar gider” diye bir kuvvetli hakikattir.
Sonra o zâlim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: “Sen, yirmi senedir bir tek defa takkemizi başına koymadın. Eski ve yeni mahkemelerin huzurunda başını açmadın, eski kıyafetinle bulundun. Halbuki on yedi milyon bu kıyafete girdi.”
Ben de dedim: On yedi milyon değil, belki yedi milyon da değil, belki rızasıyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoşların kıyafetlerine ruhsat-ı şer’iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense, azîmet-i şer’iye ve takvâ cihetiyle, yedi milyar zatların kıyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmi beş seneden beri hayat-ı içtimaiyeyi terkeden adama “İnat ediyor, bize muhaliftir” denilmez. Haydi, inat dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadı kıramadı ve iki mahkeme kırmadı ve üç vilâyetin hükûmetleri onu bozmadı; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükümetin zararına, o inadın kırılmasına çabalıyorsunuz?
(Şualar) Yorumlar -->
Bediüzzaman’ın âlime kız kardeşi
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman’ın âlime kız kardeşi Âlime Hânım, Âlim ve fâzıl bir hanımefendidir. On beş yıl Şam’da müderrislik yapmıştır. l9l9 yılında hacca gitmiştir. Yedinci seferi olan l944 yılında hacda sedye ile tavaf ederken vefat etmiştir. Bediüzzaman ondan, Meyve Risalesi’nin On Birinci Mesele’sinde “Hacca gidip sekerat içinde tavaf ederken, tavaf içinde vefat eden Âlime Hânım nâmındaki merhume hemşirem” diye bahsetmektedir. Âlime Hanım, Molla Said isimli bir zâtla evlenmiş, hiç çocukları olmamıştır. Âlime Hânım ve Molla Said daima dualarında, birbirlerini yalnız bırakmamayı, beraber vefat edip, ebede gitmeyi niyaz ederlermiş. Allah bu dualarını kabul edip ruhlarını birlikte almış.
(http://ailem.zaman.com.tr) Yorumlar -->
Şeyh Said ve Said Nursi karıştırması
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Merhum Molla Hamid Efendi’nin 7 Mart 1984 Van’da Abdülkadir Badıllı beye bizzat anlattığı bir hatıra:
“Bizim Van telgrafhanesinde, mahrem evraka bakan akrabamızdan Mustafa Efendi adında bir şahıs vardı. O kendisi bana şöyle bir hadise anlatmıştı: “Bir gün Ankara’dan bir telgraf geldi. Telgrafda: “Van’da bulunan Şeyh Said’i hemen imha ediniz!” şeklinde dehşetli bir emir vardı. Telgraf Van fırka kumandanı Süleyman Sabri Paşa’ya geliyordu. Telgrafı aldım. Gizli emir olduğu için bağladım, mühürledim ve ister istemez yerine götürmek mecburiyetindeydim. Fakat vücudum lerzeye geldi, titremeye başladım. Burada büyük din âlimlerinden tek bir adam kalmıştır. Demek o da gidecek diye kendi kendime konuşuyordum. Fakat çâr ü nâçar telgrafı Süleyman Sabri Paşa’ya götürüp verdim. Süleyman Sabri Paşa telgrafı görünce, çok hayret etti… Çünki o, Üstadı çok yakinen tanıyor ve biliyordu. Gelen telgrafa şöyle bir cevab verdi:
“Burada Şeyh Said diye bir kimse yoktur. Ancak Said Hoca isminde bir zat vardır. O da kendi ibadetiyle meşgul, münzevi bir insandır. Bu isimde başka bir kimse de mevcud değildir” diye yazıp bana verdi, ben de Ankara’ya yolladım.” Yorumlar -->
Ümmetden sual sormamak şartı
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Necmettin Şahiner’in “Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi” adlı eserinden:
“O kışı anne ve babasının yanında geçiren Said, bir gece rüyasında kıyametin koptuğunu görür. Bu esnada Peygamberimiz’i ziyaret etmeyi arzu eder. Peygamberimiz’i nasıl ziyaret edeceğini düşünürken, gidip Sırat Köprüsü’nün başında beklemek hatırına gelir. Bütün insanların oradan geçeceğini düşünür. Peygamberimiz de geçerken ziyaret edip ellerini öperim, diyerek gider ve Sırat Köprüsü’nün başında bekler. Orada bütün peygamberlerle görüşür. Ve onların ellerini öper. Nihayet son peygamber Hz. Muhammed’in ellerine kapanır. Ve O’ndan ilim talep eder. Hz. Peygamber: ‘Ümmetimden sual sormamak şartıyla sana Kur’ân ilmi verilecektir.’ diye müjde verir.” Yorumlar -->
Eşref Edip’den Bediüzzaman tahlili
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Eşref Edip, Üstad Bediüzzaman hakkında şunları yazıyor:
“Üstad’la tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Âkifler, Naimler, Feritler, İzmirlilerle birlikte saatlerce tatlı tatlı sohbetlerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki cesaret ve yiğitlik bizi de heyecanlandırırdı. Harikulâde fıtrî bir zekâ, Allah vergisi ilim. En zor meselelerde, zekâsının kudret ve azameti kendisini gösterir. Daima işleyen ve düşünen bir kafa. Nakillerle pek meşgul değil. Onun rehberi yalnız Kur’ân. Bütün feyiz ve zekâ kaynağı bu.” Yorumlar -->
Bediüzzaman’a kurşun işlememiş
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Birinci Dünya Harbi sırasında Ruslara karşı Bitlis savunması ile ilgili Hacı Ali Aras şunları anlatıyor:
“Ruslar üç koldan taarruza geçip bizi Bitlis boğazında mahsur bıraktılar. Yedi gün Ruslara karşı geceli gündüzlü müdafaa yapıldı. Hazret-i Üstad Bedîüzzaman’a üç mermi isâbet etti. O zaman bu hale şahit olan Nizamiye Alayı Kumandanı kel Ali, Hazret-i Üstada: “Bedîüzzaman! Size kurşun da tesir etmiyor!” diye haykırdı. Hazret-i Üstad: “Allah muhafaza ederse, top mermisi de insanı öldürmez” dedi.
http://www.saidnursi.de Yorumlar -->
Said Nur
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Risale-i Nur’un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce âlimler, yüz binlerce kitablar daha beligane neşrettikleri halde yine küfr-ü mutlakı durduramıyorlar. Küfr-ü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risale-i Nur bir derece muvaffak oluyorsa, bunun sırrı işte budur: Said yoktur, Said’in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattır, hakikat-ı imaniyedir. Madem ki, nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun. Yirmisekiz sene çektiğim eza ve cefalar ve maruz kaldığım işkenceler ve katlandığım musibetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.
Risale-i Nur’u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolastik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler te’lif eyledim.” (BSN)
“Said Nur, üç devir yaşamış bir ihtiyar. Gün görmüş bir ihtiyar. Üç devir; Meşrutiyet, İttihad ve Terakki, Cumhuriyet. Bu üç devir büyük devrilişler, yıkılışlar, çökülüşlerle doludur. Yıkılmayan kalmamış! Yalnız bir adam var. O ayakta. Şark yaylâlarından, Güneşin doğduğu yerden İstanbul’a kadar gelen bir adam. İmanı sıradağlar gibi muhkem. Bu adam, üç devrin şerirlerine karşı imanlı bağrını siper etmiş. Allah! demiş, Peygamber demiş, başka bir şey dememiş. Başı Ağrı Dağı kadar dik ve mağrur. Hiçbir zalim onu eğememiş, hiçbir âlim onu yenememiş. Kayalar gibi çetin, müthiş bir irade. Şimşekler gibi bir zekâ. İşte Said Nur! Divan-ı harbler, mahkemeler, ihtilâller, inkılâblar. Onun için kurulan idam sehpaları. Sürgünler. Bu müthiş adamı, bu mâneviyat adamını yolundan çevirememiş! O, bunlara îmanından gelen sonsuz bir kuvvet ve cesaretle karşı koymuş.
Mahkemelerdeki müdafaalarını okuduk. Bu müdafaalar bir nefs müdafaası değildir; büyük bir dâvânın müdafaasıdır. Celâdet, cesaret, zekâ eseri, şaheseri. Niçin Sokrat bu kadar büyüktür? Bir fikir uğruna hayatı hakîr gördüğü için değil mi? Said Nur en az bir Sokrat’tır; fakat İslâm düşmanları tarafından bir mürteci, bir softa diye takdim olundu. Onlara göre büyük olabilmek için ecnebi olmak gerek. O, mahkemelerden mahkemelere sürüklendi. Mahkûmken bile hükmediyordu.” (T.631) Yorumlar -->
Bediüzzaman ile doktorun rol değişmesi
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Üstadımızın hiç sesi çıkmıyordu, konuşamıyordu. Hiç beklenilmeden, bir iftar vaktinde bir doktor geldi, elini tuttu. Üstadımız dedi ki: “Ben hastalığımı muayene ettirmem, ben hekimlere muhtaç değilim. Hekim, Cenab-ı Hak’tır.” Birden canlandı, sesi çıkmağa başladı. Güya kendisi bir doktor şeklini aldı. Doktor ise, hasta vaziyetine girdi. Doktora ehemmiyetli bir mektub okudu, doktorun derdine deva olacak bir ilâç oldu. Sonra top atıldı. Doktora dedi ki: “Burada iftar et.” Doktor dedi ki: “Bugün kusur etmişim, oruç tutamadım” demesiyle çok hayret ettiğimiz üstadımızın vaziyeti, orucunu bozmuş bir doktorun tıb noktasında hâkimane vaziyetini kabul etmediği için o vaziyet ona verildiğini bildik. Yorumlar -->
Bediüzzaman ve Kazım Karabekir Paşa
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Kâzım Karabekir ile eskiden münasebetim vardı. Acaba şimdi de o münasebetin sebebi olan merdane mesleğini muhafaza ediyor mu? Eğer eski gibi ise ve Nurlara zararı yoksa ve Nur’a faidesi muhtemel ise ve dost ise, benim selâmımı ona tebliğ edebilirsiniz. Fakat madem ehl-i siyaset, hayat-ı bâkiyesi için Risale-i Nur’a müracaata tenezzül etmiyor; o hayata nisbeten beş paralık olan bu hayat-ı fâniye için onlara müracaata ben de tenezzül etmem ve istirahatım için şekva ve rica etmem. (BSN)
Bediüzzaman Meclis-i Meb’usanda, dine karşı gördüğü lâkaydlık ve garblılaşmak bahanesi altında, Türk Milletinin kudsî mefahir-i tarihiyesi olan Şeair-i İslâmiyeden bir soğukluk gördüğü için, meb’usların ibadete, bilhassa namaza müdavim olmalarının lüzum ve ehemmiyetine dair bir beyanname neşreder ve meb’uslara dağıtır. Kâzım Karabekir Paşa da M. Kemal’e okur. Yorumlar -->
Bir fotografın hikayesi
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ

Osman Köroğlu anlatıyor: “Cuma günüydü. Fatih Camii’nde Cumayı kılmak üzere otelden çıkmıştık. Yanında Mehmed Fırıncı ile Salih Özcan vardı. Son anda Fırıncı’ya dönüp anahtarı verdi. “Sen nöbetçi kal” dedi. Biz üçümüz camiye gittik. Namazdan sonra Üstad, Fatih’in türbesini ziyaret edecekti. Aklıma etrafta bulunan şipşakçı fotoğrafçılar geldi. Hemen koştum, birini buldum. “Gel kardeşim,” dedim. “Bak bu zâtı görüyorsun. Bunun fotoğraflarını çekeceksin. Ama bir şartla. İyi olan pozun parasını veririm, tamam mı?” dedim. Anlaştık. Adam belki on poz çekti. Sonra yapıp getirdi. Taksim’de bir fotoğrafçıyla anlaşmalı çalışıyordu. Baktım. Bir ikisini beğendim ve satın aldım. İşte bu bilinen ve ellerde bulunan pozlar bunlardır.” Yorumlar -->
Bediüzzaman mezarının bilinmemesini neden istedi?
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman’a sorarlar: “Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men’ediyorsunuz?”
Bediüzzaman: “Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ü şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ü şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur’daki a’zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider.” Yorumlar -->
M. Akif Ersoy’dan Bediüzzaman
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Viktor Hügo’lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler. Yorumlar -->
Bediüzzaman ve Ermeni zulmü
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
O muharebeler esnasında, Ermeni fedaileri bazı yerlerde çoluk çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazan öldürülüyordu. Bediüzzaman’ın bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanmıştı. Molla Said askerlere: “Bunlara ilişmeyiniz!” diye emretti. Daha sonra bu Ermeni çoluk çocuğunu serbest bıraktı; onlar da, Rusların içerisindeki ailelerinin yanına döndüler. Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Müslümanların ahlâkına hayran kalmışlardı. Yorumlar -->
Mareşal Fevzi Çakmak ve Bediüzzaman
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman Said Nursî Burdur’da iken; bir gün, o zamanın Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Mareşal Fevzi Çakmak Burdur’a geliyor. Vali, Mareşale: “Said Nursî hükûmete itaat etmiyor; gelenlere dinî dersler veriyor” diye, şekvada bulunuyor. Mareşal Fevzi Çakmak; Bediüzzamanın ne kadar dâhî ve ne kadar manevî büyük ve müstakim bir zat olduğunu bildiği için diyor ki: “Bediüzzamandan zarar gelmez, ilişmeyiniz. Hürmet ediniz.” Yorumlar -->
Siyaset ile galebe edilemeyenler
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve hürriyetten evvel İstanbul’da te’vilini söylediği Hadîslerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının Âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine, gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbül-Kur’an hakkında, “O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak manevî kılınç hükmünde i’caz-ı Kur’anın nurlariyle mukabele edilebilir.” tavsiyesine müraatla, kendisine tevdi edilmek istenen meb’usluk, Dar-ül-Hikmet-il-İslâmiye gibi Diyanetteki azalığı, hem Vilâyât-ı Şarkiye vaiz-i umumiliği tekliflerini kabul etmez. Van’a gider. Ve orada hayat-ı içtimaiyeden uzaklaşarak Erek Dağı eteğinde, Zernebad Suyu başında bir mağaracıkda idâme-i hayat etmeye başlar…”
Tarihçe-i Hayat Yorumlar -->
Bediüzzaman ve Rus polisi
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Bediüzzaman Tiflis’te Şeyh San’an tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus Polisi gelir ve sorar:
-Niye böyle dikkat ediyorsun?
-Medresemin plânını yapıyorum.
-Nerelisin?
-Bitlis’liyim.
-Bu Tiflis’tir.
-Bitlis Tiflis birbirinin kardeşidir.
-Ne demek?
-Asya’da, Alem-İslâm’da, üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde, birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacak. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek, bende gelip burada medresemi yapacağım.
-Heyhat!.. Şaşarım senin ümidine!
-Ben de şaşarım senin aklına! Bu kışın devamına ihtimâl verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir nehârı vardır.
-İslâm parça parça olmuş?
-Tahsile gitmişler.İşte Hindistan İslâm’ın müstaid veledidir; İngiliz mektebi idadesinde çalışıyor. Mısır, İslâm’ın zeki mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor.Kafkas ve Türkistan İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde tâlim ediyorlar. İlâ ahir. Şu asilzâde evlad, şehadetnâmelerini aldıktan sonra, her biri bir kıt’a başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüç ettirmekle, kaderi ezelini nâzarında, feleğin inadına, nev’i beşerdeki hikmet-i ezeliyyenin sırrını ilan edecektir. Yorumlar -->
Zehirin tesir etmediği adam!
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Milliyet yazarı Yılmaz Çetiner anılarında anlatıyor:
“Bediiüzzaman Saidi Nursi ile 1953 yılı ocak ayı sonlarında, Eskişehir’de görüşmüştüm. Kimse gidip onunla görüşemiyordu. Eskişehir muhabirimiz Naci Gelendost’un yardımıyla, kapı kapı dolaşıp beni Bediiüzzaman’a ulaştıracak anahtarı bulduk. Saidi Nursi harap bir ahşap evin küçük bir odasındaki kerevet üzerinde yatıyordu. Biraz da rahatsızdı galiba.Sol tarafta bir tel dolap içinde kavanozlar ve teneke kutular vardı. Yerdeki kilimin üzerine gelişigüzel dört minder atılmıştı.Yatakta yatan Saidi Nursi başına yeşilli sarılı bir atkı dolamış, üzerine iki kalın, beyaz yün fanila giymişti. Kerevetin ayak ucunda bir leğen ile ibrik duruyordu.Saidi Nursi beni görünce yattığı yerde doğruldu.“Hoş geldin evlat” dedi.Elini üç defa öptüm, başıma götürdüm.“İstanbul’dan gelmişsin, oradaki talebelerim nasıllar?”“Hepsi ellerinizden öperler” dedim.Bilmediğim isimler sordu.“Onları nasıl kabul ediyorsam, seni de öyle kabul ediyorum. Yirmi sene önce tanıdığım talebem nasıl ise sen de öylesin. Artık sen de bol bol Risalei Nur oku ve başkalarına da okut. Belki anlamak güçtür, ama zararı yok, rahat et” dedi sonra hastalığından ve kendisine zulüm edildiğinden bahsetti: 83 yaşındayım. Son 20 yılda 17 defa zehirleyip öldürmek istediler beni. Fakat başaramadılar. En son 20 gün önce bir daha denediler, sancıdan kıvrandım, fakat onların zehri yine beni öldüremedi. Risalei Nur atom bombasından daha kuvvetli ve tesirlidir.Başucunda duran ciltli kitaplardan birini bana uzattı.Artık sen Nurcusun. Ben ne kimseye hediye veririm, ne hediye alırım. İlk defa sana bir başlangıç kitabı hediye ediyorum.” Yorumlar -->
Bediüzzaman’ın şam hutbesinde verdiği tarih
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman, hicri 1327′de Şam’daki Emevi Camii’nde on bin kişilik bir cemaate verdiği Şam hutbesinde de yine, 1371′den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapmıştır:
“Evet şimdi olmasa da 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet (hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin (sınıfının) cephesine göndermiş, inşallah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek.”
Bediüzzaman’ın vermiş olduğu bu tarih ile, bu hutbenin okunduğu tarihten 30-40 yıl sonrası, yani hicri 1401-1411 yılları kastedilmiştir. Miladi olarak ise bu tarihler “1981-1991 tarihlerine” denk gelmektedir. Yorumlar -->
Her soru cevaplanır ama soru sorulmaz!
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Şekerci Hanı’nın sakini Hasan Fehmi Başoğlu anlatıyor:
“Ben Meşrutiyet devrinde Fatih medresesinde okurken Bediüzzaman adında bir gencin İstanbul’a gelip bir handa yerleştiğini, hatta odasının kapısına ‘Burada her müşkil halledilir. Her meseleye cevap verilir. Fakat sual sorulmaz’ diye levha astığını işittim. Böyle bir iddia sahibinin ancak mecnun olabileceğini düşündüm. Bediüzzaman hazretleri hakkında tevaî edilegelen sitayişkâr tavsiyeler, cemaatlerle ulema ve talebe gruplarının kendisini ziyaretlerini ve hayranlıklarını işittikçe, bende de bir ziyaret arzusu uyandı. Ve kat’î karar verdim ki, en güç ve ince mes’elelerden sual1er tertip edip sorayım. Ben de o zamanlar medresenin ileri gelenlerinden sayılıyordum. Nihayet bir gece ilahiyat ilimlerinden bahseden gayet derin ve birkaç kitapta ifade edilebilen bazı mevzular seçerek sual halinde hazırladım. Ertesi gün kendisini ziyarete gittim. Suallerimi tevcih ettim. Aldığım cevaplar çok acayip ve harika olmuştu. Sanki o akşam beraber imişiz ve kitaba beraber bakıyormuşuz gibi suallerimin cevaplarını tam olarak verdi. Ben tamamen mutmaîn oldum ve yakînen anladım ki, onun ilmi bizim gibi kesbî değil, vehbîdir.” Yorumlar -->
Bediüzzaman’ın Mustafa Kemal ile mecliste özel görüşmesi
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman Said Nursi’nin Ankara’ya geldiğinde Mustafa Kemal Paşa ile Mecliste üst katta baş başa bir görüşmesi olmuştur. Bediüzzaman’ın hizmetkârlanndan Mustafa Sungur bu hadise hakkında Bedüzzaman’ın şöyle söylediğini aktarır:”Ankara’da Reisicumhurla namaz hakkında yaptığımız münakaşadan bir gün sonra, onun riyaset odasındaki hususi görüşmemizde, Hücümat-ı Sitte’nin ikinci desisesi içindeki temsili ve hakikatini ona iki saat kadar ders vermekte iken, Mustafa Kemal pür dikkat kesilip dinliyordu. O anda başka bir iş için Maârif Vekili Mustafa Necati içeri girdi. Konuşmamın kesilmemesi ve dikkatinin dağılmaması için, âdeta Maarif Vekilini odadan kovarcasına eliyle işaret ederek odadan çıkarttı.”
http://www.cevaplar.org Yorumlar -->
Said Nursi’nin mahkemedeki rahat tavrı!
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Said Nursi idam talebiyle yargılandığı sırada, oturduğu sandalyede bacak bacak üstüne atar, cübbesinin eteğinde 99’luk tesbihini ipe dizmeye başlar. Püskülünü taktıktan sonra, kendisini hayretle seyreden savcıya, tesbihinin ucundan iki parmağıyla tutup kaldırır,’Nasıl, güzel olmuş mu?’ diye sorar.
(Hamdi Sağlamer) Yorumlar -->
İslamiyet’i ila eden Türk milleti
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Van’da iki jandarma erinin gelip, Üstad Said Nursi’yi belli olmayan bir istikamete götürmek için tevkif ederken, ahaliden iki bin atlı gelerek, ‘Hocam müsaade et, sizi bu müstebitlere teslim etmeyelim.’ dedikleri zaman Üstad, ‘Kuran’da ben bir kavim getireceğim, onunla İslamiyet’i ila edeceğim, dediği kavim, bu Türk milletidir. Ben milletin sinesine gidiyorum, fakat siz bu itaatsizliğinizle isyan ediyorsunuz.’ diyerek ellerini kelepçelere doğru uzatmıştır.”
(Hamdi Sağlamer) Yorumlar -->
Nevzat Tandoğan ve Bedüzzaman tartışması

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
1943 yılı Ankara valisi Nevzat Tandoğan ile tartışanlardan birisi de Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bazı hatıralarda, 13 Ekim 1943 tarihinde Bediüzzaman’ın Ankara’ya getirilişi, vilayete çıkarılması ve burada cereyan eden hadiselere yer verilmektedir. Tandoğan’ın, Bediüzzaman’a odasında zorla şapka giydirmeye kalkıştığı, başındakini çıkarıp şapkayı giymesini isteyen valiye, Bediüzzaman’ın boynunu göstererek; “Bu külah ancak bu kelle ile beraber çıkar” şeklinde karşılık verdiği ifade edilmektedir. Bu hadise üzerine, Bediüzzaman’ın ise Tandoğan’a “Başından bulasın!” şeklinde beddua ettiği belirtilmektedir…
(Abrülkadir Badıllı, Tarihçei Hayat)
Tandoğan 9 Temmuz 1946 tarihinde kafasına kurşun sıkarak intihar eder. Bir iddiaya göre, Dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’ın adının karıştığı Dr. Neşet Naci Arcan cinayeti ile ilgili mahkemede tanık olarak dinlenen ve sıradan bir vatandaş gibi muamele gören Tandoğan, kendisine yapılan bu davranışı hazmedemeyerek intihar etmiştir.
(Büyük Larousse) Yorumlar -->
Bakandan Bediüzzaman yorumu
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
“Eğer Cumhuriyetin başında Bediüzzaman dinlenseydi, bugün ülkenin durumu hiç de bu durumda olmazdı. Maneviyattan yoksun olarak yetiştirilen Doğuluların Kürtçü, Batılıların da Türkçü olmamalarını beklemek iyimserlik olur.”
(2006, Bakan Hüseyin Çelik) Yorumlar -->

Kaynak : http://arastiralim.com/