avrupa parlemantosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa parlemantosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2007 Pazartesi

ORTAÇAĞDA BİLİM

ORTAÇAĞDA AVRUPA BİLİMİ Ortaçağda Hıristiyan ve İslam dünyası arasında özellikle Haçlı Seferleri'yle kurulan ilişki, ilkçağ bilgilerinin Batı'ya aktarılmasını sağladı. İspanya'da Magriplilerin Toledo kentindeki ünlü kütüphaneleri, 1085'te Hıristiyanların eline geçince, rahipler özgün ya da çeviri Arapça kitapları hemen Latinceye çevirdiler.

18. yüzyıldaki Aydınlanma düşünürlerinin, ortaçağı boşinanlar ve karanlıklar dönemi olarak küçümsemesine karşın, bu dönemde çok canlı teknolojik gelişmeler oldu. At nalının ve koşum takımlarının bulunuşu, beygir gücünün denetlenmesini sağladı. Büyük gotik katedrallerin yapımı, el arabası, krank ve matkabın geliştirilmesiyle başarıldı. 14. yüzyılda mekanik saatin yapılmasıyla mekanik beceri en yüksek düzeyine çıktı. Bu buluş yalnızca zamanın daha doğru saptanması açısından değil, filozoflara doğanın kendisi için, yeni bir benzetim olanağı sağlamış olması bakımından da önemlidir.

Ortaçağ Avrupalılarının yararcı bilgiye karşı güçlü önyargıları yoktu, ama bilimsel bilginin yararlı olabildiği alanlar da pek azdı. Bilim, Tanrı'nın yaratısını anlayabilmek olarak görülüyordu. Kitabı Mukad-des'in Tekvin bölümü Tanrı'nın ilk yaratısı olarak ışıktan söz ettiğine göre, ışığın yayılma yasalarını anlamak, az da olsa doğanın yaratılışını kavramak demek oluyordu.

Örneğin, gökkuşağının ne olduğunu anlamak için yakınına gidip inceleme olanağı bulunmadığından, gerekli koşullan yapay yoldan oluşturarak benzer bir olaydan sonuçlar çıkarılmaya çalışıldı. Yağmur damlaları yerine içi boş cam küreleri suyla doldurarak gökkuşağını inceleme yoluna gidildi. Bu yaklaşımlar, doğanın basit olduğu, yani birkaç genel yasayla yürütüldüğü ve benzer etkilerin benzer nedenlerden doğduğu düşüncelerine dayanıyordu.

Ortaçağ filozoflarının eski metinlere eleştirel yaklaşımı doğrudan ilahiyat açısından taşıdığı öneme bağlıydı. Örneğin her tür hareketin doğası özenle gözden geçirildi. Tanrı'nın var olması gerektiğini göstermek amacıyla Aristoteles'in görüşlerine dayanan Aquinolu Aziz Tommaso, hareket eden her şeyin bir başka şey tarafından hareket ettirildiğini öne sürdü. Aksi takdirde, herhangi bir hareketin kaynağını sonsuza değin geriye uzatmak gerekirdi.
Ortaçağda din ile bilim arasında bilinçli bir çatışma yoktu. Tanrı hem doğa kitabının, hem de kutsal kitabın yazarıydı. Dolayısıyla iki kitap birbiriyle çelişemezdi. Kısacası bilim ve vahiy el ele yürümekteydi. Ortaçağ biliminin önemi felsefe, ilahiyat ve bilimin görkemli bir evrensel düzen içinde birleştirilmesinde yatmaktadır.

13 Şubat 2007 Salı

ECHELON-II

Echelon Sistemiyle ilgili olarak, yayımladığımız ilk makaleden sonra Avrupa' da yeni gelişmeler yaşandı. Aşağıda
basından aldığımız bir haberi aynen aktarıyoruz:

Avrupa Parlamentosu üyesi Alman Parlâmenter Ilka Schroder,
“ABD’nin kulakları” olarak bilinen Echelon casusluk şebekesinden
resmen davacı oldu. Schroder, Echelon sistemiyle “bireysel
haklarının ve Alman kanunlarının çiğnendiği” gerekçesiyle federal
mahkemeye başvurdu.

Schroder, Alman federal mahkemesine başvurarak, “kamu ve bireysel
haklarının Echelon şebekesi tarafından ihlal edildiği” gerekçesiyle dava
açtı. Alman Parlâmenter, dava dilekçesinde, ABD, İngiltere ve Almanya’yı
Echelon sisteminin doğrudan sorumluları olarak gösterdi. Schroder,
Echelon sisteminin sanayi casusluğunda kullanıldığı ve ticari marka ve
brövelerle ilgili yasaları çiğnediği görüsünü de savundu.
Schroder’in bu girişimi, Echelon sistemine karşı hukuki planda
ilk adim olması bakımından önem taşıyor.
Avrupa Parlamentosu ve Fransız Ulusal Meclisi tarafından
Echelon’u araştırmak için kurulan komisyonların “yetersiz” kaldığı
görüsünü savunan Schroder, “zor da olsa” hukuki yolların kullanılması
gerektiğini söyledi. Gözlemciler ise, Schroder’in başvurusunda belirli
bir ülkeye karşı dava açmadığını ve Alman mahkemelerinin davayı
incelerken federal makamların “devlet ve savunma sırrı” cevabıyla
karsılaşacakları görüşündeler.
Resmi olmamakla birlikte, ABD ve anglofon müttefiklerinin çok
sayıda ülkede kurulu casusu istasyonlar aracılığıyla tüm dünyayı
dinledikleri ve kriptolu mesajları dahi çözdükleri söyleniyor.
Fransa’nın basını çektiği bazı AB ülkeleri ise, soğuk savaş öncesinde
NATO müttefiklerince Doğu Bloku’nu dinlemekte kullanılan sistemin, ABD
tarafından son 10 yıldır kendi şirketlerine çıkar sağlamakta ve dev
ihaleleri elde etmekte kullanıldığı iddiasındalar.
İddialara göre, 50 ülkede 175’ten fazla merkez Echelon sistemine
dahil. Yine başka bir iddiaya göre, Türkiye’de de bu casus
istasyonlardan toplam 9 adet bulunuyor. Türkiye’deki dinleme
istasyonlarının Ağrı, Antalya, Diyarbakır, Edirne, İstanbul, İzmir, Kars
ve Sinop’ta bulunduğu söyleniyor.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik