ezik israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ezik israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2007 Çarşamba

ABD'nin Derdi İran Değil, Petrol

Washington'un İran'a karşı gerilimi tırmandırması, bölgenin enerji kaynaklarını kontrol altına alma kararlılığı tarafından yönlendirilmektedir. Enerji zengini Ortadoğu'da, sadece iki ülke Washington'un temel taleplerine kendilerini adamadı: İran ve Suriye. Her iki ülkenin de düşman görüldüğü şu ortamda İran daha fazla önem taşıyor. ( Neden Bizde Atatürkçülük var diye mi ABD İçin Sorun yok, Biz Adadık mı kendimizi ABD emperyalizmine? Bizimkiler ne iş yapar? Daha doğrusu biz ne yapıyoruz ? Uluslar arası kimliğimiz , kişiliğimiz , karakterimiz , Ağırlığımız var mı politikalarımızda... Uyanmamız ve silkinmemiz lazım ! )


Soğuk Savaş'tan bu yana kural, şiddet uygulamak için ana düşmanı kötülemek meşru bir tepki haline dönüşürken,
genelde en çürük gerekçeler sıralanagelmiştir. Bush, Irak'a daha fazla asker gönderirken, İran'ın -dış müdahaleden tümüyle özgür bir ülke- Irak'ın iç işlerine karıştığı öykülerinin ortaya atılması hiç de şaşırtıcı değil.
Bu, Washington'un dünyayı yönettiği algılamasının zımni bir ifadesidir.

Washington'un Soğuk Savaş mantalitesi çerçevesinde, Tahran, Lübnan'daki Hizbullah'tan, Irak'ın güneyindeki ve Suriye'deki Şia yarımay olarak nitelenen şeyin zirvesini oluşturuyor. Yine, Irak'taki 'asker artırma' ve İran'a karşı suçlama ve tehditlerin kızıştırılmasının, İran'ın Irak'la sınırlandırılan bir gündem çerçevesinde bölgesel güçlerin konferansına katılımı ile aynı dönemde olması hiç de şaşırtıcı değil. Görünen o ki, diplomasiye doğru atılan bu küçük adım, artan korkuları ve Washington'un artan saldırganlığının azdırdığı öfkeyi yatıştırma niyeti taşıyor. Bu kaygılara, Peter Bergen ve Paul Cruickshank'ın, Irak savaşının dünya çapında terörizmi yedi misli artırdığını ortaya koyan detaylı çalışmasında gayet yerinde işaret ediliyor. Ve, 'İran etkisi' bu durumu daha da vahimleştirebilir.

ABD için, Ortadoğu'daki öncelikli mesele birbirine paralel olmayan enerji kaynaklarının etkin bir şekilde kontrol edilmesinin sürdürülmesidir. Erişim ikinci önemdedir. Petrol yüzeyde oldu mu her yere götürülebilir. Kontrol, küresel hakimiyetin bir unsuru olarak anlaşılmaktadır. Bu "hilal" içindeki İran nüfuzu ABD'nin kontrolüne meydan okuyor. Bir coğrafya kazasıyla, dünyanın en önemli petrol kaynakları büyük ölçüde Ortadoğu'nun Şii bölgesinde bulunuyor, Suudi Arabistan ve İran'a bitişik bölgeler aynı zamanda en önemli doğalgaz rezervlerini de barındırıyor. Washington'un en büyük kâbusu, dünyanın petrol zenginliğini kontrol eden müttefik Şia'nın ve bağımsız bir ABD'nin kaybedilmesi. Böyle bir blokun ortaya çıkması, Çin merkezli Asya Enerji Güvenlik Ağını da içine alabilir. Eğer Bush plancıları bunun gerçekleşmesine izin verirse, bu ülkeler ciddi bir biçimde ABD'nin dünyadaki güç konumunun altını oyacaktır. Washington'a göre, Tahran'ın temel kabahati onun meydan okuması, 1979'da Şah rejimini devirmesi ve ABD büyükelçiliğindeki rehine krizi. İntikam olarak Washington, Saddam Hüseyin'in İran'a karşı saldırganlığını destekledi ve binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Sonrasında, İran'ın diplomatik çabalarını reddeden Bush yönetimi altında ölüm saçan yaptırımlar geldi.

Geçen temmuzda, İsrail 1978'den bu yana beşinci kez Lübnan'a saldırmış oldu. Daha önce de olduğu gibi, ABD desteği bu süreçte kritik bir unsurdu. Kısa bir araştırmayla saldırı bahaneleri çürütülürken, Lübnan halkı için saldırının sonuçları ağır oldu. ABD-İsrail'in Lübnan müdahalesinin sebepleri arasında, Hizbullah'ın ABD-İsrail'in İran'a saldırıda caydırıcı olabileceği de vardı. Ancak, savaş tehditlerine rağmen ben Bush yönetiminin İran'a saldıracağını sanmıyorum. ABD'de ve dünyadaki kamuoyu bu müdahaleye büyük ölçüde karşı. ABD ordusu ve istihbaratı da bu savaşa karşı görünüyor. İran, bir ABD saldırısına karşı kendini savunamaz; ancak başka yollarla cevap verebilir. Washington içten içe İran'ı istikrarsızlaştırmanın yollarını arıyor olabilir. İran'daki etnik yapı hayli karışık, nüfusun çoğu Farsi değil. Ayrıca, ayrılıkçı eğilimler de var ve Washington onları kışkırtmaya çalışıyor. İstenen şey, reformların altı oyulurken bir yandan da bir ayaklanmayı kışkırtmak. (The Guardian, 10 Mart 2007)

NOAM CHOMSKY


Kaynak:Zaman Gazetesi

1 Nisan 2007 Pazar

"İsrail Irak'ta, Türkiye nerede?"

Silahlı 100 bin peşmergenin Kerkük'e geldiği bildiriliyor. Irak Türkmenleri bir soykırım tehlikesiyle karşı karşıya. Kerkük Vakfı yöneticisi ve Türkmen aydını Prof. Dr. Suphi Saatçi, Kerkük'teki son durumu iyibilgi için yorumladı. iyibilgi özel

"Irak'ta 3 milyon Türkmen, Kerkük'e getirilen 100 bin silahlı peşmergenin tehdidi altında. Katliam korkusu ile yaşıyor." Bu sözler Türkmeneli Sağlık ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Aydın Beyatlı'ya ait. ABD siyasetinin en önemli isimlerinden, Bush'un muhalifleri Cumhuriyetçi senatör John McCain, Irak'ta işlevini yerine getiremeyen bir hükümetin bulunmaması durumunda Türkmenlerin büyük tehlikeye gireceğini vurguluyor.

Kerkük Türkmenleri can korkusuyla yaşıyor

Daha önce Kuzey Irak’ta IKDP lideri Mesut Barzani’nin, maaşa bağladığı kişilere kurdurduğu sözde ‘Türkmen partileri’ aracılığıyla, Türkiye ve Irak Türkmenlerinin arasına nifak sokmayı hedeflediğini ortaya çıkaran Türkmen aydını Suphi Saatçi Kerkük'teki atmosferi iyibilgi için yorumladı. Kerkük Vakfı yöneticisi olan Prof. Dr. Suphi Saatçi " Kerkük Türkleri büyük bir baskı altında eziliyor. Kürt aileler birleştiriliyor. Bu ailelerin tümünün silahı var. Irak'ta silahı olan herkes kendini iktidar olarak görüyor şu anda. Türkmenler tedirginlik içinde, can korkusuyla hayatlarını sürdürmeye çalışıyor" dedi.

İsrail tüm Kuzey Irak'a nüfuz etmiş durumda

Türkmenlerin silahsız ve yalnız olduğunu ifade eden Prof. Saatçi, "Şiiler İran'dan, Kürtler ise Türkiye'ye düşman olan bütün ülkelerden destek alıyor. Türkiye Türkmenlere yardım etsin. Biz silah yardımı istemiyoruz. Demokrasinin var olması için Türkiye'den diplomatik ataklar yapmasından başka bir beklentimiz yok. İsrail'de Kuzey Irak'ta askeri birlikler bulundurmuyor ama, tüm Kuzey Irak'a nüfuz etmiş durumda. Biz Türkiye'yi Ortadoğu'nun en güçlü ülkesi olarak görüyoruz ve bizim güvenliğimizi sağlamasını istiyoruz" şeklinde konuşuyor.

"Kürtler mazlumken zalim oldular"

Irak'ta Kürtlerin merkezi bir otorite istemediğinin altını çizen Prof. Dr. Suphi Saatçi, "Kürtler merkezi bir otorite güçlenirse, planlarını gerçekleştirmekte güçlük çekecekler. ABD'nin de bu durum işine gelmiyor. Onların Saddam diktasında zulme uğradığını kabul ediyoruz Türkmenler olarak. Tabi ki Kürtlerin de haklarını arama özgürlükleri var. Ama onlar haklarını aramak yerine, mazlumken zalim oldular. Onlar böyle davranırsa hak yerini bulmaz. " diyor.

Sadr, bize yardımcı olabilir

"Biz de Saddam'ın zulmüne uğradık. "Saddam Sünnileri korudu" demek çok saçma." şeklinde konuşan Prof. Saatçi, "Irak'ta huzur ve barış için Kerkük Şiilerinin fanatik hareketleri bir an terk etmeleri gerekiyor" yorumunu yapıyor. Mukteda El- Sadr ile aralarında problem olmadığını vurgulayan, Türkmen aktivisti Saatçi, Sadr'ın yumuşak politikalarını takdir ettiklerini belirtiyor ve ekliyor: "Sadr bize yardım edebilir. Ama öncelikli yardımın Türkiye'den gelmesi gerekiyor. Eğer etmezse bu Türkiye'nin terör sorunun arttıracak bir gelişme olmasının yanında uluslararası imajını da yerle bir edebilir. Türkmenlerin elinin kolunun bağlı olduğunu bildiği halde Türkiye'nin müdahaleden kaçması halinde Türk halkı da hükümeti prostesto edecek ve ayağa kalkacaktır, kalkması gerekir. Türkiye'nin geri planda kalma tutumunun AB sürecinden ve 1 Mart Tezkeresi'nden kaynaklandığını düşünüyoruz."


iyibilgi.com

25 Şubat 2007 Pazar

İsrail'i tanımayacağız

İsrail'i tanımayacağız

Filistin Başbakanı İsmail Haniye, Filistin'de iktidarda bulunan Hamas grubunun İsrail'i resmen tanımayacağını ama İsrail'in 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasını kabul etmesi halinde karşılıklı olarak uzun dönem bir ateşkes anlaşmasını kabul edebileceklerini söyledi
06.10.2006 18:45


Filistin Başbakanı İsmail Haniye, Filistin'de iktidarda bulunan Hamas grubunun İsrail'i resmen tanımayacağını ama İsrail'in 1967 sınırları içinde bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasını kabul etmesi halinde karşılıklı olarak uzun dönem bir ateşkes anlaşmasını kabul edebileceklerini söyledi.

Filistin hükümetine destek için yapılan mitingde on binlerce Filistinli'ye konuşan Haniya, "İsrail'i tanımayacağız. İsrail'i tanımayacağız. İsrail'i tanımayacağız" diye konuştu. Filistin Başbakanı İsmail Haniye, "Bir ateşkes anlaşması karşılığında Kudüs başşehir olarak, işgal edilen topraklarda bir Filistin devleti kurmak için varız. Fakat İsrail'i tanımak için değil" dedi. Haniye, Ortadoğu barış sürecinin başlıca aktörü Ortadoğu Dörtlüsü'nün (Avrupa Birliği, Rusya, Birleşmiş Milletler ve ABD) İsrail'i resme tanıma konusunda "diktelerde" bulunmasını ise reddederek, "Filistin halkının işlerine dış müdahaleyi ve dörtlünün diktelerini reddediyoruz" dedi.

23 Aralık 2006 Cumartesi

”İSRAİL’İ EZEN”İ DEVİRMENİN SEVİNCİ

Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Selanik’teki Yahudi gazeteler, ”Israil’i ezen” sultandan kurtulduklari için sevinçli yazilar yazdilar. Zira, Abdülhamid, siyonist lider Theodor Herzl’in Musevilere kirmizi pasaport istegini iki defa reddederek, siyonistlerin Filistin’deki emellerine mani olmustu. Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Hamburg’daki 9. siyonist kongresinde ”Türk Ihtilalinin Mucizesi” Yahudi basarisinin dogurdugu sevinçle kutlanmisti.Ayni zamanda, kabiliyetli farmason Kripto-Yahudi ve Selanik Milletvekili Cavit bey Maliye Bakani oldu. Farmason olan Talat Bey, Içisleri Bakani yapildi. Basvekil Hilmi Pasa da mason olmak için müracaatta bulunmus.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik