paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2007 Pazar

Napolyon Hayatı ve Sözleri


İşte askeri deha Napolyon'un herkes tarafından okunması gereken müthiş sözleri


Küçüklüğünde,okul yıllarında arkadaşları sık sık Napolyon'un boyuyla dalga
geçmektedirler."Oğlum"der birisi "Seni büyüyünce savaşa çağırsalar sen
bu boyla atına binene kadar savaş biter." Napolyon arkadaşlarına bakar ve
şöyle der "Merak etmeyin,ben büyüdüğümde beni savaşa çağırdıklarında ben
ata binmeyeceğim,ben atıma bindiğimde savaş başlayacak.

İspanya'yı aldıktan sonra İspanya kralı ona "Sen para için savaşıyorsun" diye
haykırır."Biz ise şerefimiz için." Napolyon cevap verir "Herkes kendisinde
olmayan şey için savaşır."

Napolyon'un ordusu zor durumdadır,general gelir ve şöyle der."İmparatorum,
savaşamayız düşman 3 katımız gücünde,onlar 150.000 biz ise 50.000 kişiyiz."
Napolyon şu yanıtı verir "Onlar 150.000 biz ise 50.000 bir de beni kat, etti
150.000 eşitiz,savaşıyoruz."

Napolyon gençken teğmenlik döneminde içine kapanık biriydi.Bulunduğu
ortamın civarında partiler verilir insanlar durmadan pervasızca eğlenirken
Napolyon hiç katılma isteği duymazdı ortamlarda o pasif duruşu ve solgun
çehreli halini görenlere şöyle derdi."Tarih örnekleriyle doludur,gün gelir
soluk çehreli ama ihtiraslı olan adamlar öne çıkarlar ve zengin züppelerin,
uslanmaz güzel ??????lerin ve onların zamparalarının hakimiyetini ellerine
geçirirler.

Vaktiyle Fransız hükümetinden biri Napolyon Bonapart'ı bir muharebe sırasında
eleştiriye kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
Önce şurasını almalıydınız,sonra burdan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz,
gibi fikirler yürütünce Napolyon vet,onlar parmakla alınabilseydi dediğin
gibi yapardım.

Ayrıca onunla ilgili şunlar eklenmeli
1-Avrupa'da trafiğin sağdan akması Napolyon'un süngü tehdidine dayanan
bir sebeple belirlediği bir olay,başta Fransa,Almanya,Türkiye gibi 51 ülkede
direksiyon solda bulunurken Napolyon'un işgal edemeyip etkisini yayamadığı
İngiltere ve onun Avustralya,Hindistan gibi sömürgelerinde sağdadır.İnanılmaz
mali faturayla karşılaşılacağı için İngilizler bunu değiştiremiyor.
2-Napolyon Türk ordusuna hayrandı.Türkler öldürülebilir ama asla yok
edilemezler demiştir bunun yanı sıra bana Türklerden oluşan bir ordu verin
tüm Dünya'yı fethedeyim dediği söylenir ancak yine kendisine göre başta Sultan'ın Osmanlısı tüm Asya'ya hakim olmasını Türk-İngiliz birleşik savunmasına karşı bozguna uğradığı Akka engellemiştir.
3-Ünlü sözü "para,para,para"yı bir savaş yapıp kazanmak için ne gerekir
sorusu üzerine söylemiştir.


Napolyon Bonapart


Napolyon Bonapart, 1769 yilinda Korsika'nin Ajaccio Sehrinde doğdu. Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino'nun ikinci oğullaridir. Öğrenimini Brienne'de bir okulda yapti; sonra Paris'teki Askeri Akademiye yazildi. 1785'te Valence'daki topçu alayına katildi. 1794'te Italya'daki topçu birliklerinin komutanliğina getirildi. Paris'teyken Jakoben çevrelerle iliski kurmus olduğu anlasildiğindan, La Vendee'ye gönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alindi. Paris'e döndükten sonra, Konvansiyona karsi hareketi bastirmak için, Paul François Barras ile Lazare Carnot'un kuvvetlerine katildi. Olaylar kisa zamanda geliserek yeni bir anayasanın ve Direktuvarliin doğmasina yol açti.

Napolyon, 1795 Ekiminde Fransa'daki ordunun basina getirildi. 1796 Subatinda da Italya'daki ordunun baskomutani oldu. Bu arada General de Beauharnais'in dul karisi Josephine ile evlendi. 1796 Nisanýnda ilk Italya seferinin yaptı. Bu sefer, Napolyon'un ününü yaydi. Stratejik ustaliğin bir saheseri sayilan Italya seferi, büyük basari ile sonuçlandi. İmzalanan Campo Formio antlasmasi ile Venedik Cumhuriyeti Italya'ya birakiliyor, karsiliğinda da Belçika ve Iyon adalarýialiniyordu. Bu önemli siyasi olayla devrim cumhuriyeti, Avrupa'nın en tutucu devleti olan Avusturya'ya gücünü göstermiþ; Napolyon da Italya'daki Fransız yönetimini kabul ettirmis oluyordu.

Napolyon, Paris'e döndükten sonra, Direktuvarlik tarafından Ingiltere'yi ele geçirmekle görevlendirildi. Direk İngiltere'ye saldıracağına, Ingiliz etki alanının en can alacı noktasına saldırmayı uygun bulan Napolyon, Misir seferine çikti. Akdeniz'deki Ingiliz donanmasını yenilgiye uğratti, Malta'yi aldý. 1798 Temmuzunda da Iskenderiye'ye girdi. Piramitler Savasi'nda Memlükleri yendi. Ancak Horatio Nelson yönetimindeki Ingiliz donanmasi, Fransýz donanmasýna saldirarak gemilerini batirdi. Nelson'un basarisi üzerine Ýngiltere, Osmanlý Devleti, Avusturya ve Rusya, Fransa'ya karsi birlestiler. Birleþik ordu, Rus generali Alexander Suvorov'un komutasında, Napolyon'un ele geçirdiği topraklari geri aldi. Napolyon, 1799 yilinda Suriye'ye girdi. Akka'nýn Cezzar Ahmed Paþa tarafindan basariyla savunulmasi ve ordusunda belirgin salgın hastaliklar yüzünden Misir'a çekildi. Ordusunu burada birakarak gemi ile Fransa'ya döndü. 9 Kasým 1799'daki hükümet darbesi, Fransa tarihinde yeni bir dönemin baþlamasina sebep oldu. Birkaç hafta sonra, anayasada desiþiklikler yapilarak yönetim üç konsülün eline birakildi. Napolyon "birinci konsül" olarak, Fransa'nýn mutlak hakimi oldu. Bazi reformlar yapmaya çaliþti. Devletin dağittiği kredileri belli bir düzene soktu; 1802 yilinda Fransa Bankasini kurdu; idari alanda bazi reformlar gerçeklestirerek valilerin ve belediye baskanlarinin siviller arasindan seçilmelerini ve kendilerini seçen tek merkeze karsi sorumlu olmalarini sağladi; mahkemeleri ve emniyet örgütünü yeniden düzenledi.
Avusturya ve Ingiltere ordulari hala silahlarini birakmamiþlardi. Napolyon Bonapart, 1800 yilinda tekrar Italya'ya girdi ve Milano'yu aldi. Böylece Avusturya ordusunu ikiye bölmüþ oluyordu. Birini kuþatma altinda tutarken diğerine saldirdi. Bu saldirilari basari ile sonuçlandirdi. Jean Victor Moreau'nun Hohenlinden'deki zaferi üzerine, Avusturya Imparatoru, Ingiltere ile ittifakini bozmak ve 1801 Subatinda Luneville baris antlasmasini imzalamak zorunda kaldi.

Napolyon kisa zamanda Fransa halkinin sevgisini kazandi. Yabanci ülkelerdeki Fransizlarin, ülkelerine dönüs devletin modernlestirilmesinde kendisine yardimci olmalarini sağladi. 1804'te yaptiği Code Napoleon (Napolyon Kanunlari) halk tarafindan da desteklendi. Napolyon, ayni yil, Paris'teki Notre Dame katedralinde Papa Pius VII'nin eliyle taç giyerek Imparator oldu. Napolyon İmparatorluðu boyunca sayisiz zaferler kazandi. Ancak Fransa içinde beliren bazi hosnutsuzluklara, İngiliz donanmasının gücü, Ispanya ve Italya'da tahta geçirdiði akrabalarýna halk tarafindan duyulan kin ve nefrete, kendine bağladiği devletlerde beliren milliyetçilik akımlari da eklenmisti.

Napolyon 1812 yilinda Rusya'ya girdi. Ancak yiyecek sikintisi, asker kaçaklari ve Rusya'nýn dondurucu soğuğu gibi sebepler yüzünden, ordunun yönetimi Joachim Murat'ya býrakarak Paris'e döndü. Kendisine karsi düzenlenen hükümet darbesini bastirdiktan sonra yeni bir ordu kurdu. 1813 Ekiminde Leipzig'de yenik düstü. Düþman kuvvetleri 1814'te Paris kapilarina dayanýnca görevinden ayrilmak zorunda kaldı. Elbe adasına sürgüne gönderildi.

Napolyon'dan sonra Fransa tahtına XVIII. Louis geçirildi. Viyana kongresine katýian bakanlar ve delegeler, 7 Mart 1815'te Napolyon'un kaçis Paris'e dönmüs olduğunu, halk tarafindan büyük sevgi ile karsilandiğini öğrendiler. Hemen bir ordu toplayan Napolyon, Belçika'ya saldirdi. Kazandığı önemsiz birkaç zaferden sonra Wellington'un komutasindaki Ingiliz ve Gebhard von Blücher komutasýndaki Prusya kuvvetleri tarafýndan 18 Haziran 1815'te Waterloo'da büyük bir yenilgiye uğratildi.

Napolyon, Paris'e dönünce ikinci kez tahttan indirildi. Amerika'ya kaçmak istedi, ancak bunu baþaramayýnca Ingilizlere teslim oldu. Ingilizler, onu Atlantik'teki St. Helena adasina götürdüler. Napolyon, son yillarini bu küçük adada geçirdi ve anilarini yazdirdi. Napolyon 5 Mayis 1821'de öldü, ancak cenazesi 1840 yilinda Paris'e getirilebildi ve invalides'e gömüldü. Napolyon'un usaği tarafindan zehirlendiğini ileri sürenler vardir.

Askeri dehaya sahip bir komutan olan Napolyon, siyasi bakimdan da önemliydi. Burjuva ihtilalini kendi istediği doğrultuya yöneltmis; ne eski rejime dönülmesine ne de bir halk hükümetinin kurulmasýna yol açmiþtir. Waterloo yenilgisinden sonra, Paris halkini silahlandirmaya bu yüzden cesaret edememistir. Halk, Napolyon için silaha sarilabilirdi ama Napolyon, bu hareketten bir halk hükümetinin doğabileceðini düþünmüþtü. Orta sinýfin hakim olduğu merkezi bir hükümet biçiminin yaraticisiydi. Napolyon'un anlayisina uygun olan bu hükümet biçimini daha sonraki yillarda baþka Avrupa devletleri de benimseyerek uyguladilar. Napolyon, milliyetçilik duygularina pek önem vermezdi; ama Italya, Polonya, Almanya ve Balkanlarda farkinda olmayarak milliyetçilik tohumlarinin atilmasina sebep olmuştu.

10 Mart 2007 Cumartesi

Osmanlı Devleti'nin Önemli Anlaşmaları

Hünkar İskelesi Antlaşması


8 Temmuz 1833'de Rusya ile Osmanli Devleti arasinda imzalanan andlasma.

Gerek Yunanistan, gerekse Arabistan yarimadasinda Osmanli Devletine büyük hizmetler yapmis olan Misir Valisi Mehmed Ali Pasa, kendisine verilen yanlis bir haber üzerine Osmanlilara karsi oglu Ibrahim Pasa' nin kumandasinda Suriye tarafina asker sevk etmisti. Üç gün süreyle yapilan muharebede Misir askeri çoklugu ve intizamli olmasi sebebi ile galip gelmis, hattâ Kütahya'ya kadar dayanmislardi. 14 Mayis 1833 de Osmanlilar ile Ibrahim Pasa arasinda Kütahya andlasmasi imzalandi. Fransizlar ve Ingilizler Müslümanlari birbirine düsürmek için Mehmed Ali Pasa'yi, Osmanlilar'a karsi kiskirtiyorlardi. Bu sebepten Sultan Ikinci Mahmud Han, Rusya ile Hünkar Iskelesi Andlasmasiyle ittifak akdine mecbur kaldi. Sultan Ikinci Mahmud Han'in mecburiyet sebebiyle yaptigi bu andlasmadan maksadi iyice bozulmus dejenere olmus olan Yeniçerileri intizamli hale getirmek ve kardes kani dökülmesine mani olmakti.

8 Temmuz 1833 de imzalanan andlasma 6 açik ve biri gizli 7 maddeden mütesekkil olup 8 sene için geçerli idi. Andlasmanin açik maddelerinde; iki devletin sadece savunma maksadiyla bu andlasmayi imzaladigi, herhangi bir savas vukuunda birbirlerine yardim edecekleri, yardimi istiyenin digerinin masraflarini karsilayacagi, sürenin 8 yili asmayacagi ve iki ay içinde onaylanmasi gibi hususlar bulunuyordu. Gizli maddede ise; Rusya bati ile savasa girdigi anda, Osmanlilarin bogazlari batililara kapatacagi hususu vardi. Avrupa devletleri andlasmaya büyük tepki gösterdiler. Zaten mecburiyetlerden dogan andlasma tatbik edilmedi.

----------------------------------------------------------------------


Edirne Antlaşması




Rusya, Sultan İkinci Mahmud'un Navarin'de Osmanlı donanmasının yakılması ile sonuçlanan olaylardan dolayı savaş tazminatı istemesi üzerine, Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açtı.

Sultan İkinci Mahmud bu arada Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmış, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli yeni bir askeri teşkilat kurmuştu. Teşkilatlanmasını henüz tamamlayamamış olan bu ordu Rus kuvvetleri karşısında önemli bir varlık gösteremedi. Eflak ve Boğdan'ı işgal eden Ruslar, Tuna'ya kadar indiler. Balkanları aşan Rusya, batıda Edirne, doğuda ise Erzurum'a kadar ilerledi. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. Ruslarla yapılan Edirne Antlaşması sonunda, Yunanistan'a bağımsızlık verildi. Eflak, Boğdan ve Sırbistan'a imtiyazlar tanındı. Ruslar işgal ettikleri yerleri geri verdiler. Rus ticaret gemilerine boğazlarda geçiş hakkı tanındı. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

----------------------------------------------------------------------


Bükreş Antlaşması



Osmanli Devleti ile Rus Çarligi arasinda yapilan bir andlasma. 28Mayis 1812 senesinde Bükres'te imzalandi. On sekizinci asrin sonlarinda Fransa krali Napolyon Ponapart Misir'i isgal etmisti. Rusya, Fransizlari Mora'nin batisindaki adalardan; ingiltere de Misir'dan çikarmak için Osmanli Devleti ile anlastilar. Bundan sonra Osmanli ve ingiliz donanmalari Misir kiyilarini kusatti. Osmanli-Rus kuvvetleri de Mora' nin batisindaki adalarda Fransizlara karsi çarpisti. Neticede bu bölgede Rusya'nin nezâreti altinda Osmanli Devleti'ne bagli yedi Ada Cumhuriyeti kuruldu Fransizlar, Osmanli-Rus-lngiliz ittifaki karsisinda Misir'dan çekildi. 1802'de Osmanli-Fransiz sulhu gerçeklesti. Osmanli-Rus-ingiliz ittifaki, Fransizlarin Misir' dan çekilmesinden sonra da devam etti. Ancak Rusya bastan beri devam ettigi üzere Osmanli Devleti aleyhindeki düsmanca siyasetini degistirmedi. Bu sirada Osmanli Devleti 1804'de ortaya çikan Sirp isyanini bastirmakla mesgul idi. Rusya ise Sirbistan'in Eflak-Bogdan gibi imtiyazli bir beylik haline gelmesini istiyordu.

Eflak ve Bogdan beyleri de Rusya ile isbirligi yapmislardi. Bu hareketleri üzerine Osmanli Devleti Eflak ve Bogdan beylerini azledip vazifeden uzaklastirdi. Yerlerine baska beyler tâyin edildi. Bogazlari da Rus donanmasina kapatti. Bu hâdiseler üzerine Rusya, Osmanli Devleti'ne karsi 1806 senesinde savas açti. Osmanlilarin Rusya ile savasa girmesini istemeyen ingiltere, azledilen Eflak-Bogdan beylerinin yerlerine iadesini ve bogazlarin Rus donanmasina açilmasini istedi. Bu teklif kabul edilmezse, ingiliz donanmasinin Çanakkale'ye gönderilecegi tehdidinde bulundu. Osmanli Devleti, Rus ve ingiliz tehdîdlerine aldirmadi. Rusya'ya karsi savas îlân etti ve Tuna boylarina ordu gönderdi. Neticede Ruslarla yapilan savasta, Ruslar; Hotin, Bender, Kili ve Akkerman kalelerini aldilar, fakat Bükres civarinda Osmanli kuvvetlerine yenildiler, ismail kalesi önünde de bozguna ugradilar. Fakat bu sirada ingiliz donanmasi Çanakkale bogazini geçerek istanbul önlerine geldi, ingilizler bir elçi ile tekliflerinin kabul edilmesini istediler, ingilizlerin bu isteklerine red cevâbi verilip, hemen savunma hazirliklarina baslandi, istanbul sahillerine binden fazla top yerlestirildi. Diger taraftan da, Çanakkale bogazinin tahkimatina baslandi, ingiliz donanmasi kumandani hiç bir sey yapamayacagini anlayinca, önce adalara çekildi sonra da büyük *****tilarla 1807'de Çanakkale bogazindan çikip gitti, ingilizler bu basarisizligin acisini Misir'dan çikarmak istediler, iskenderiye ve Rosetta'yi isgal ettiler. Ancak Kavalali Mehmed Ali Pasa'nin sert taarruzlari karsisinda tutunamayip Misir'i terketmek zorunda kaldilar. Bu hâdise üzerine Osmanli Devleti, ingiltere' ye savas ilân etti. Diger taraftan Osmanli Devleti ile Rusya arasinda Tuna boylarinda siddetli bir savas sürüyordu.

Sadrâzam Aga ibrahim Pasa kumandasindaki Osmanli ordusu Silistre'de, Rusçuk ayani Alemdar Mustafa Pasa da Rusçuk cephesinde savasiyordu. Bu sirada istanbul'da Kabakçi Mustafa isyani çikti. Sultan üçüncü Selîm Han tahttan indirilerek 1807'de dördüncü Mustafa Han pâdisâh îlân edildi. Hâdise Tuna boylarinda Ruslara karsi savasan yeniçeri askerleri tarafindan duyulunca orduda isyan basladi. Sadrâzam Aga ibrahim Pasa'yi da ordudan uzaklastirdilar. Neticede Osmanli ordusu dagildi. Rusya için istanbul yolu açilmis, önünde bir engel kalmamisti. Bu sirada Napolyon, 1806'da Yena'da Prusya'yi yendikten sonra Rusya tarafina girmis, Eylau ve Friedland savaslarinda bu devleti yendikten sonra çar birinci Aleksandr ile Tilsit'te bir andlasma imzalamisti. Bu andlasmanin maddelerinden biri de Osmanli-Rus savasina derhâl son verilmesi ve mütâreke yapilmasi idi. Bu sebeble ateskes îlân edildi. Tilsit andlasmasi hükümlerine uyan Rusya, yedi adadan askerlerini çekti ve Fransizlar bu adalari isgal etti. isgalden sonra da adalarin Fransa'ya, Ragusa'nin da italya' ya baglandigi ilân edildi.. Bu hâdise, Tilsit andlasmasinda gizli maddelerin bulundugu ve Fransa' nin dostça davranmadigini ortaya çikariyordu. Rusya da, mütâreke sartlarina uymadi. Eflak ve Bogdan'dan askerlerini çekmedigi gibi yeni kuvvetler de gönderdi. Paris'teki Osmanli elçisi baris için Napolyon'a gönderildi ise de iyi netîce alinamadi. Fransa' nin Osmanli Devleti aleyhindeki emelleri, Osmanli Devleti'nin ingiltere ile ittifak yapmasina sebeb oldu. Rusya ise Eflak-Bogdan'i israrla istiyordu. Bu. sebeble Osmanli-Rus savasi yeniden basladi. Yapilan Silistre savasinda Ruslar yenildi ve Tuna' nin karsi kiyisina çekildiler. Ertesi sene tekrar kanli savaslar basladi. Bu durum karsisinda Ruslar, Fransizlarla aralarinin açik olmasi ve Napolyon'dan çekindikleri için, bu savastan acele bir netîce almak veya Osmanli Devleti ile baris yapmak istiyorlardi. Çünkü Ruslarin Fransizlarla savasa girmesi kaçinilmaz bir hâl almisti. Bunun farkina varan Rus çari birinci Aleksandr, Osmanliya önceden teklif etmis oldugu andlasmanin maddelerini hafifleterek andlasma istedi. Bu sirada Ruslara karsi savasan Osmanli sadrâzami, ordusunun daha fazla dayanamayacagini görerek baris teklifini kabul etti. Neticede 28 Mayis 1812'de Bükres'te andlasma imzalandi. Andlasma, Osmanli Devleti adina sadâret kethüdasi Seyyîd Mehmed Sa'îd Gâlib Efendi, Ibrahim Selîm Efendi, yeniçeri kâtibi Abdülhamîd Efendi ve Rusya adina da Andrey Italinsky, Ivan Sabaniyev ve Osip Fanton imzaladilar.

Bükres andlasmasinin maddeleri sunlardir:

1-Prut irmagi ve Tuna'nin sol sahili, Osmanli-Rus siniri olacaktir.

2-Tuna sularinda iki devletin ticâret gemileri dolasabilecek, Rus savas gemileri Kili bogazindan Prut irmaginin Tuna ile birlestigi yere kadar gidebilecektir.

3-Rusya; Eflak, Bogdan ve Tuna adalarini Osmanli Devleti' ne birakacaktir.

4-Osmanli Devleti iki sene müddetle Eflak-Bogdan halkindan vergi almayacaktir.

5-Rusya'ya birakilan topraklarin müslüman halki, isterlerse Osmanli topraklarina göç edebileceklerdir. Ayni hak. Osmanli topraklarinda kalan hiristiyanlar için de kabul edilmistir.

6-Sirbistan'daki kaleler ve mühimmat Osmanli Devleti'nin elinde bulunacak; Sirplar içislerini ve vergilerini kendileri düzenleyeceklerdir.

7-Anadolu tarafindaki sinirlar eskisi gibi kalacak ve Rusya isgal ettigi yerleri bosaltip Osmanli Devleti'ne geri verecektir.

Bükres andlasmasi neticesinde 1806'dan beri devam eden Osmanli-Rus savasi sona erdi. Rusya'nin Fransa tehlikesine karsi tedbir almak durumunda olmasi, Osmanli Devleti'nin daha fazla toprak kaybini önledi. Tuna'dan geçis hakki ve Baserabya'yi vermekle kurtulmus oldu. Rusya'nin Rumeli'deki Osmanli topraklari üzerinde nüfuzu artti. Sirplara içislerinde muhtariyet verilmesi, Balkanlarda kavmiyetçilik akimlarinin baslama sebeblerinden biri oldu. Osmanlinin dis siyâsetinde Avrupa devletlerinin te'sirleri daha çok görülmeye baslandi.

-----------------------------------------------------------------------


Bucaş Antlaşması





Hotin antlaşmasından sonra, Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında elli yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı. Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler, barışı bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine, Lehistan seferine çıktılar. Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra, Lehistan barış istedi. İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlılara geçti. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti. Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22.000 altın ödemeyi kabul ediyordu.

Lehistan meclisinin, bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yıl süren İkinci Lehistan seferine çıkıldı. Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın hastalanması üzerine, 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi. Sultan Dördüncü Mehmed, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü.

İbrahim Paşa, kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar antlaşma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22.000 altından vazgeçilmek şartıyla, daha önce Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından imzalan Buçaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti.


-----------------------------------------------------------------------

Berlin Antlaşması





Osmanli târihinde Doksanüç harbi diye bilinen Osmanli-Rus harbinden sonra, 13Temmuz 1878'de, Osmanli Devleti'yle; Rusya, Almanya, Avusturya, Macaristan, ingiltere ve Fransa arasinda Berlin'de imzalanan andlasma.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han'in pâdisâh olmasindan sonra kabul edilen Kânûn-i esâsi'ye göre kurulan Meclis-i meb'ûsân; Rusya'nin 24 Nisan 1877'de Osmanli Devletl'ne karsi harb îlâniyla ilgili notasina, Abdülhamîd Han'in karsi çikma gayretlerine bakmayarak harb ilaniyla karsilik verdi. Osmanli ordusunun çesitli cephelerde kahramanca çarpismasina ragmen, harb maglûbiyetle bitti. Rus kuvvetleri Dogu Anadolu'da Erzurum; Rumeli'de ise Edirne'ye kadar ilerlediler. Edirne'nin teslimi ile istanbul yolu Ruslara tamamen açilmis olacakti. Bundan sonraki Rus ilerleyisi karsisinda istanbul'un bile tehlikeye düsecegini gören sultan ikinci Abdülhamîd Han, 9 Ocak 1878'de mütâreke (ateskes) yapilmasi için Rus ordulari baskumandani Grandük Nikola'ya müracaat etti. Mütâreke istegini telgrafla bildirdikten sonra, onunla bu hususda temaslarda bulunmak üzere murahhas olarak hariciye naziri Server Pasa'yi ve hazîne-i nassa nâziri müsir Nâmik Pasa'yi. yanlarinda da askeri müsavir olarak ferik Necib, mîrliva Osman Pasa ve kaymakam Agâh Bey'i gönderdi. 19 Ocak 1878'de bu hey'et Kizanlik'a ulastigi hâlde, Grandük Nlkola, Edirne'nin tesliminden evvel görüsmeye yanasmadi. Bu müddet zarfinda sultan Abdülhamîd Han, Rus carina ve arabuluculuk yapmasi için ingiltere kraliçesi Victoria'ya (Viktorya'ya) müracaat etti. Ruslarin bogazlara hâkim olmasini ingiltere'nin Akdeniz'deki nüfuzu için tehlikeli gören kraliçe Victoria, sulh için arabuluculugu kabul ederek çara müracaat etti. Bunun üzerine Grandük Nikola sulh esaslarinin da imza edilmesi sartiyla mütârekeyi kabul etti.

Rusya'nin, Osmanli Devleti üzerinde hâkim bir duruma gelmesi, Avrupa devletlerini, bilhassa ingiltere'yi harekete geçirdi. Ruslarin istanbul'u isgal etmek kararinda olduklari söylentisi yayildi. Evvelâ, Avusturya harekete geçerek, iki devlet arasinda yapilacak baris andlasmasinin, yürürlükteki andlasmalara uygun olmasini saglamak için Viyana'da bir meclisin toplanmasini istedi, ingiltere ise, bogaz disinda durmakta olan donanmasini Çanakkale bogazindan geçirerek Marmara denizine girdi.

Bu sirada Rus ordulari baskumandani Grandük Nikola, mütâreke için su agir sartlari ileri sürdü:

1-Bulgaristan'a muhtariyet verilecek.

2-Karadag'in istiklâli kabul edilecek ve son harplerde elde ettigi topraklar kendisine verilmek suretiyle hudut tesbit edilecek.

3-Romanya ve Sirbistan'in istiklâlleri tasdîk olunacak ve her iki devlete arazi verilip hudutlari tesbit edilecek.

4-Bosna-Hersek'e muhtariyet verilecek.

5-Rusya' ya, nakit veya arazi terki suretiyle harb tazminati verilecek.

6-Bogazlarda Rus haklarinin korunmasi, Pâdisâh ile Çar arasinda yapilacak müzâkere ile kararlastirilacakti.

Bu esaslarin kabulünden baska, baris esaslarinin vasitasiz olarak Ruslarla müzâkere edilmesi için bir Osmanli murahhas hey'eti Odesa'ya veya Sivastopol'e gidecekti.

Mütâreke sartlari kabul edilince harb harekâti durdurulacak, te'minât olarak; Vidin, Rusçuk, Silistre ve Erzurum kaleleri Türkler tarafindan bosaltilacak, müzâkereler devam ettigi müddetçe bu kalelere Rus askerleri yerlestirilecekti.

Türk murahhas hey'eti, bu agir sartlari ilk önce kabul etmeyerek, hafifletmek ve degistirmek için çok ugrasti. Fakat Ruslar, sarttan kabul edilmedigi takdirde, istanbul üzerine yürüyeceklerini kesin bir dille bildirince, 31 Ocak 1878'de mütâreke ve baris esaslari andlasmasi Edirne'de imzalandi.

-----------------------------------------------------------------------


Ayastefanos Antlaşması





1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşmasına göre;

- Osmanlı Devleti'ne bağlı bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Prensliğin sınırları Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan Arnavutluk'a uzanacaktı.

- Bosna-Hersek'e iç işlerinde bağımsızlık verilecek

- Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek

- Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt Rusya'ya verilecek

- Teselya Yunanistan'a bırakılacak

- Girit ve Ermenistan'da ıslahat yapılacak

- Osmanlı Devleti Rusya'ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.

Rusya'nın Osmanlı Devleti'ni Ayastefanos Antlaşmasıyla istediği gibi parçalamasını istemeyen Avrupalı Devletler bu antlaşmaya itiraz ettiler. Berlin'de toplanan konferanstan sonra yeni bir antlaşma imzalandı. Berlin Antlaşması ile:

- Ayastefanos Antlaşmasıyla kurulan Bulgaristan, üç kısma ayrıldı.

- Bosna-Hersek Osmanlı Devleti'ne ait kabul edilecek fakat Avusturya tarafından yönetilecekti.

- Karadağ, Sırbistan ve Romanya'nın bağımsızlığı devam edecek, fakat sınırları değiştirilecek

- Kars, Ardahan, Batum, Ruslarda kalacak, fakat Doğu Beyazıt Osmanlı Devleti'ne bırakılacak

- Teselya Bölgesi Yunanistan'a ait olacak

- Rumeli'de ve Anadolu'da Ermenilerin oturduğu bölgelerde ıslahatlar yapılacak

- Osmanlı Devleti, Rusya'ya 60 milyon ruble savaş tazminatı ödeyecekti.

-----------------------------------------------------------------------

İstanbul Antlaşması



I. Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında imzalanan antlaşma. Bu antlaşma ile bugünkü Türkiye - Yunanistan - Bulgaristan sınırı çizilmiştir.

Osmanlı Devleti'nin I. Balkan svaaşından yenilgiyle çıkması sonucunda Osmanlı Devleti Trakya'yı ve Edirne'nin büyük bir bölümünü Bulgaristan'a bırakmak zorunda kalmıştır.

Osmanlı Devleti, II. Balkan Savaşı'nda (30 Haziran 1913) büyük kayıplar veren Bulgaristan'ın bu durumundan yararlanarak Edirne'yi geri aldı. İki cephede birden savaşan Bulgaristan bu durum karşısında ateşkes istedi ve iki devlet arasında İstanbul'da bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Londra Antlaşması'nın Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile ilgili maddesi iptal edilmiş oldu.

İstanbul Antlaşması'na göre :

- Batı Trakya Bulgaristan'a verildi.

- Edirne Osmanlılar'a bırakıldı.

- Bulgaristan'da yaşayan Türkler'in dört yıl içinde Türkiye'ye göç etmelerine izin verildi. Kalanlara da her türlü mezhep ve din özgürlüğü tanındı.





-----------------------------------------------------------------------

Karlofça Antlaşması





Sultan İkinci Mustafa döneminde Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlendi. Ancak 11 Eylül 1697'de uğranılan Sente mağlubiyeti ile Osmanlı Devleti bir anda savunmasız kaldı. Bu arada Venedikliler Mora ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırdı. Aynı dönemde Rusya'nın başına Deli Petro geçmişti. Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti. 1695'deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesini ele geçirmişti (6 Ağustos 1696).

Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşmüştü. Özellikle İngiliz hükümetinin araya girmesi sonucu, Sultan İkinci Mustafa barışa razı oldu. İmzalanan Karlofça Antlaşmasıyla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699). Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı. 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak kalesi Rusya'ya bırakıldı.

Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti'nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. "Zevk ve sefa bana haram olsun" dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.

-----------------------------------------------------------------------

Kasr-ı Şirin Antlaşması




Bugünkü İran sınırımızın çizildiği, Osmanlı Devleti ile İran arasında imzalanan antlaşmadır.

Osmanlı-İran Savaşları, İran Şahı I. Abbas'ın ölmesi ve IV. Murad'ın tahta çıkarak yönetimi ele almasıyla Osmanlı Devleti'nin lehine gelişmiştir. Sultan IV. Murad 1635'de Revan (Erivan) ve Bağdat'ı geri aldı. İran'ın barış istemesi üzerine Hulvanrud Irmağı'nın kıyısında bulunan Kasr-ı Şirin'de bir antlaşma imzalandı.

Antlaşma gereğince;

- Bağdat, Bedre, Hassan, Hanıkin, Mendeli, Derne, Dertenk ile Sermenel'e kadar olan alanlar Osmanlılara'a bırakılacaktı.

- Derbe, Azerbaycan ve Revan İran sınırları içinde kaldı.

İran'ın kuzey sınırı, Kars, Ahıska ve Van Osmanlı topraklarında kalacak biçimde belirlendi. Sınırın her iki taafında kalan kalelerin ve istihkamların yıkılması öngörüldü. Antlaşmanın sonuna eklenen bir madde ile İran'da, ilk üç halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) ile Hz. Muhammed'in eşi Hz. Ayşe'ye hutbelerde "seb ve lanet" edilmemesi koşulu kondu. Bu antlaşma 1722 yılına kadar yürülükte kaldı ve 1723'te başlayan savaş sonrasında 1747'de yeniden yürülüğe konuldu.


-----------------------------------------------------------------------

Küçük Kaynarca Antlaşması


III. Mustafa'nin son günlerinde baslayan baris görüsmeleri, I. Abdülhamid tahta çiktiktan tam alti ay sonra "Küçük Kaynarca Antlasmasi" ile sonuçlandi (21 Temmuz 1774)
Tuna Kiyisinda Küçük bir kasaba olan Küçük Kaynarca'da imzalanan antlasmanin baslica maddeleri sunlardi:

1- Kirim Hanligi Osmanli Devleti'nden ayriliyor, sözde bagimsiz oluyordu.

2- Kilburun, Kerç, Yenikale, Azak Kalesi, Özi (Dnieper) Nehri ile Aksu (Bug) nehirleri arasindaki Büyük ve Küçük Kabartay ülkeleri de Rusya'ya birakiliyordu.

3- Rusya, isgal ettigi Basarabya, Akkirman, Kili. ismail, Bender ve diger bazi kalelerle Eflâk ve Bogdan'i Osmanli Devleti'ne geri verecek, fakat Osmanli Devleti Eflâk ve Bugdan'da bir genel af ilân edecek, voyvodalarin Babiâli nezdinde maslahatgüzar bulundurmalari ve Rus elçilerinin bu memleketleri korumak için görüsme yapabilmeleri imkânini saglayacakti.

4- Rus gemileri Bogazlar'dan serbestçe geçebilecek, Karadeniz, Akdeniz ve Bogazlar'da serbestçe ticaret yapabileceklerdi. Rusya Osmanli Devleti'nin gerekli gördügü yerlerinde konsolosluk açabilecekti.

5- Evvelce Ingiltere ve Fransa'ya verilmis "kapitülasyon" haklarindan Rusya da yararlanacakti.

6- Osmanlilar yazismalarda Rus çarlari için "Ruslar'in padisahi" deyimini kullanacak, Istanbul'daki daimi Rus elçisi en büyük devletlerin elçileri gibi muamele görecekti.

7- Osmanli Devleti Ruslar'a, 1775 yilindan baslamak üzere üç taksitte (üç yilda) toplam 15.000 kese (750 milyon akçe) harp tazminati ödeyecekti.

Bu sartlarin içinde en agiri, 1500 senelik bir Türk yurdu olan Kirim'in elden çikmasi idi. Bu, bütün Osmanli Devleti'ni mateme bogdu, ikinci önemli husus, Ruslar'in, Ortodokslarin hamisi sifatiyle Eflâk ve Bogdan islerine burunlarini sokabilmelerine imkân verilmesiydi.

Simdi, Osmanli Devleti Avrupa islerine karismiyor, hâkim devlet niteligini tamamen kaybetmis bulunuyor, sadece Balkanlar'i elinde tutuyordu. Romanya yari bagimsiz bir duruma gelmisti.

-----------------------------------------------------------------------



Mondros Antlaşması




Birinci Dünyâ harbinden sonra Osmanli Devleti'yle Itilâf devletleri arasinda 30 Ekim 1918' de Limni adasindaki Mondros limaninda demirli bulunan Agememnon ingiliz zirhlisinda imzalanan ateskes andlasmasi.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han'in tahttan indirilmesinden sonra, ittihâd ve Terakki iktidara geldi. Ittihâd ve Terakki ileri gelenleri, maceraci isteklerini tatmin etmek ve Rusya, ingiltere ve Fransa'dan meydana gelen îtilâf devletleri karsisinda Almanya'nin yükünü hafifletmek için Osmanli Devleti'ni Birinci Dünyâ harbine soktular. Osmanli Devleti AImanya, Avusturya ve Macaristan üçlüsü ile ittifak kurmak suretiyle, itilâf devletlerinin karsisinda harbe girdi. Kafkasya, irak, Sûriye-Misir ile Çanakkale cephelerinde harbe giren Osmanli Devleti yüz binlerce müslüman-Türk evlâdini sehîd verdi. Rusya 1917'de Bolsevik ihtilâlinin zuhur etmesiyle savastan çekildi. Bu durum îtilâf devletlerinin aleyhine oldu. Bu dönemde bütün devletlerde bir yorgunluk ve bikkinlik basgösterdi. Rusya ile Brestlitovsk andlasmasini imzalayan Osmanli Devleti, dogudaki topraklarini istilâdan kurtardi. 1917 Hazîran'inda Yunanistan, îtilâf devletleri safinda savasa girdi. Ayrica 1918 yazi sonlarina dogru îtilâf devletleri bütün cephelerde umûmî bir taarruza geçtiler, ittifak devletleri yaninda savasa giren Bulgaristan, Fransiz taarruzlari karsisinda yenilince, mütâreke isteyerek savastan çekildi. Böylece Almanya'nin doguya açilan yolu kesildi, Istanbul ise, Trakya yönünden gelebilecek bir saldiriya açik duruma geldi. Sayisi dokuza çikan ve uzaklarda çarpisan Osmanli ordulari da cephane ve gida *****tisi yüzünden yorgun ve bitkin bir hâle geldi. Gerek bu durum. gerekse Suriye cephesindeki maglûbiyet, yillardir zafer vadiyle aldatilan millete ittihâd ve Terakkî siyâsetinin basarisizligini gösterdi. Savasa devam etmekte hiç bir fayda ycktu. Mart 1918'de sadrâzam olan ittihâd ve Terakkî'nin ileri gelenlerinden Talat Pasa, mütârekeyi imzalayacak bir hükümetin kurulmasina imkân vermek için, 7 Ekim 1918' de sadrazamliktan istifa etti. Sadrâzam olan Ahmed izzet Pasa, Bagdâd-Kerkük arasindaki Kütül-Amare'de Osmanlilarca esir alinan ve Büyükada'daki kampta bulundurulan ingiliz generali Tovvshend araciligiyla Londra'ya bas vurarak mütâreke istedi, Ingiltere mütâreke teklifini kabul etti. Bunun üzerine Limni adasinin Mondros limaninda demirli bulunan Agememnon ismindeki Ingiliz zirhlisinda mütâreke (ateskes) görüsmelerine baslandi. Görüsmelerde Ingiltere.' yi, Akdeniz donanmasi baskumandani visamiral Calthorpe, Osmanli Devleti'ni ise, bahriye nâziri Rauf Bey (Orbay), Hâriciye naziri müstesari Resat Hikmet Bey ile erkân-i harb kaymakami Sâdullah beyler temsil ettiler. Pâdisâh sultan altinci Mehmed Vahîdeddîn Han, Dâmâd Ferîd Pasa'yi bu hey'etin basinda göndermek istediyse de, sadrâzam ve vekillerin karsi çikmalari üzerine vazgeçti. Pâdisâh, gidecek murahhaslara (delegelere); "Hilâfet, saltanat ve hanedan hukukunun korunmasini, bâzi eyâletlere verilecek muhtariyetin sâdece idarî olup, siyâsî olmamasini; siyâsî muhtariyetin, âlem-i. islâm'a ihanet sayilacagini tenbîh ediniz" diye söylemesini sadrâzamdan istedi. Pâdisâh'in bu arzusu üzerine sadrâzam; "Biz simdi mütâreke akdediyoruz, muahede degil. Bunlari muahede müzâkerelerinde düsünürüz" diye cevap verdi.

24 Ekim 1918'de gece yarisindan sonra bir vapurla Mondros'a hareket eden hey'etin mütâreke görüsmeleri dört gün sürdü, imzalanan bu andlasmayla, dört seneden beri büyük bir mahrumiyetle devam eden ve milyonlarca müslüman-Türk evlâdinin sehîd olmasina sebeb olan harbe son verildi.

Ingiltere hükümeti, müttefiki Fransa'ya bile haber vermeden Akdeniz baskumandani visamiral Arthur Calthorpe (Kaltrop)'a Londra'dan telsizle bildirdigi yirmi bes maddelik Mondros mütârekesini Osmanli temsilcilerine dikte ettirerek hiç bir îtirâza yer vermiyecek sekilde imzalatti. Osmanli târihinde görülmemis bir esaret ve teslim olus vesikasi olan bu mütârekenin imzalanmasini tâkib eden günlerde keyfî idareleri, ikbâl ve makam hirslari sebebiyle, Osmanli Devleti'nin yikilmasina sebeb olan ittihâd ve Terakki'nin, üç pasasi Talât, Enver ve Cemâl pasalar ile diger ileri gelenleri yurt disina kaçtilar.

Sâdece Birinci Dünyâ harbine degil, batili devletlerin tabiriyle 618 senelik Büyük Türk Devleti' ne de son veren yirmi bes maddelik Mondros mütârekesinin maddeleri özetle sunlardir:

1- Karadeniz'e geçisi saglamak üzere bogazlar açilacak ve geçis güvenligi için Çanakkale ve istanbul bogazlarindaki istihkâmlar îtilâf devletleri tarafindan isgal edilecek.

2-3- Osmanli sularindaki bütün mayin tarlalari ve öteki engeller gösterilecek; bunlarin taranmasina ve kaldirilmasina yardim edilecek.

4- Itilâf devletleri tebeasindan olan esirlerle, Ermeni esirleri istanbul'da toplanacak ve kayitsiz sartsiz Itilâf devletlerine teslim edilecek.

5- Sinirlarin korunmasi ve iç güvenligin saglanmasi için taraflarca kararlastirilacak gerekli sayida askerî kuvvetten fazlasi hemen terhis olunacak ve bunlarin silâh, cephane ve teçhizati îtilâf kuvvetlerine teslim edilecek.

6- Emniyeti saglamakla vazifeli tekneler disindaki bütün Osmanli savas gemileri belirlenerek îtilâf kuvvetlerine teslim edilecek ve Osmanli limanlarindan disari çikmayacak.

7- Itilâf devletleri güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi asker çikarmak suretiyle isgal edebilecek.

8-9- Osmanli Devleti' nin bütün liman ve tersaneleri îtilâf devletleri gemilerinin faydalanmasina açik bulundurulacak.

10- Toros tünelleri îtilâf devletlerince isgal edilecek; (böylece güneydeki Türk kuvvetlerinin geri çekilmesini önlemek ve Güney Anadolu'yu isgal öngörülüyordu).

11- Kafkasya ve Iran'in kuzey-batisinda Türk kuvvetleri savastan önceki yerlerine çekilecek, (Bu bölgede bir Ermenistan devleti kurulmasini öngören madde).

12- Hükümet haberlesmeleri disindaki her türlü haberlesme, îtilâf devletlerince denetlenecek.

13- Askerî ve ticarî kara ve deniz vâsitalari ve malzemesi tahrip edilmeyecek.

14-Ülkenin ihtiyâcindan fazla olan kömür, akaryakit ve deniz levâzimâti, îtilâf devletleri tarafindan satin alinacak.

15- Bütün demiryollari îtilâf devletleri me' murlarinca denetlenecek; Kafkas demiryollarini ise, dogrudan dogruya îtilâf devletlerinin me'murlari idare edecek ve Batum'un isgaline karsi durulmayacak.

16-Sûriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus ve Bingâzi'deki Türk kuvvetleri en yakin îtilâf kumandanina teslim olacak.

17-Trablus'da ve Bingâzi'de bulunan Osmanli zabitleri en yakin italyan muhafaza kit'asina teslim olacak. Osmanli hükümeti teslim emrine itaat etmedikleri takdirde muhâberât ve yardimlasma kesilecek.

18- Misir da dâhil olmak üzere Trablus ve Bingâzi'de isgal edilmis bütün limanlar, Itilâf kuvvetlerine teslim edilecek.

19-Almanya ve Avusturya uyruklu sivil ve asker bütün vazifeliler bir ay içinde Osmanli ülkesinden ayrilacak.

20- Ordunun terhis edilmesi üzerine elde kalacak silâh ve cephane, îtilâf devletlerinin talimatina göre muhafaza edilecek.

21- îtilâf devletleri vazifelilerin çikarlarini kollamak üzere, iase nezâretinde kontrol memurlari bulunacak.

22- Itilâf devletlerince esir alinmis Türkler hemen iade edilmeyerek simdilik bulunduklari yerlerde muhafaza edilecek.

23- Osmanli Devleti merkezî hükümetlerle bütün münâsebetlerini kesecek.

24-Vilâyât-i Sitte'de (Erzurum, Sivas, Diyarbakir, Elazig, Van, Bitlis) herhangi bir karisiklik çikacak olursa, Itilâf devletleri bu bölgede önemli gördükleri yerleri isgal edebilecek.

25- Taraflar arasinda ateskes durumu 31 Ekim 1918 günü ögle vakti baslayacaktir.

Mütâreke (ateskes andlasmasi) olmaktan ziyâde muahede (baris andlasmasi) hüviyetinde olan ve Osmanli Devleti'ni îdâm sehpâsina çikaran Mondros mütârekesinden sonra, kendi menfaatlerini düsünen, harbin sonunda aslan payini ele geçirerek dünyâ siyâsetinde ön plânda rol oynamak isteyen ingiltere'nin tâkib ettigi siyâset, diger îtilâf devletleri tarafindan hos karsilanmadi. Osmanli Devleti'ni paylasmak hususunda çikar çatismasina düsen müttefik devletlerin arasi açildi. Fransa, Almanya'nin parçalanmasini ve Alsas Loren'in kendisine verilmesini istedi, Ingiltere ise, harb gücü ve donanmasini kaybeden Almanya'nin parçalanmasini istemiyordu. Çünkü, Avrupa'nin dengesi Fransa lehine bozulmus olacakti. Böylece ingiltere'ye Avrupa'dan gelebilecek en büyük tehlike Fransa'dan gelebilirdi. Bu sebeble ingiltere, parçalanmis bir Almanya degil, birlesik bir Almanya olmasini müdâfaa etmeye basladi. Almanya'nin parçalanmasini istemeyen Amerika ile de karsilasan Fransa, Ingiltere' ye karsi çikmaya basladi. Ingiltere'nin yakin sarkta tâkib ettigi islâm âlemini parçalayarak himayesine almak istegini de kendi menfaati açisindan hos görmeyen Fransa, kendi hissesine Suriye ve Kilikya'nin ayrilmasina rizâ göstermedi. Aynca Osmanli Devleti'nin parçalanmasi veya yikilmasi durumunda, kapitülasyonlar sebebiyle en çok zarar görecek olan Fransa, ingiltere'nin Osmanli Devleti'ni yikma siyâsetine de karsi çikti, Italya'nin ise, gerek sömürgeler gerekse yakin sarkin taksimi hususunda Ingiltere'yle arasi açildi.

Harbden sonra Ingiltere'de iktisadî bir buhran ve issizlik bas gösterdi. Gizli emellerine Yunanistan'i âlet etmek isteyen ingiltere, Yunan gelismesini te' min ederek menfaat mikdârini arttirmak ve kendi menfaatlerini tehlikeye sokan belki de mâni olacak olan Türk mukavemetini kirmak, Türkleri de istegine boyun egdirmek için, izmir'i Yunanistan'a birakarak onu Anadolu'ya saldirtmak istedi.

Harbden çekilmis olan Rusya' nin, Dogu Anadolu'da terk ettigi arazî hususunda da görüs ayriliklari ortaya çikti, Ingiltere burada bir Ermenistan ve Kürdistan devletinin kurulmasini menfaatlerine uygun buluyordu. Fransa ve italya ise, ayni düsüncede degillerdi. Fransa kendisine mâl ettigi Kilikya'yi ermenilere terketmek Istemedigi gibi, ermeniler de Ingiltere'nin kendilerine bahsetmek istedigi yerleri kâfi görmüyorlardi.

Menfaat için çarpisan, harbi kazandiktan sonra en büyük menfaatleri ele geçirmek isteyen emperyalist îtilâf devletlerinin vaktiyle kendilerinden istifâde etmek için istiklâl ve hürriyet vâd ettikleri milletler de haklarini istediler.

Mondros mütârekesinin imzalanmasindan sonra 8 Kasim 1918 günü Ahmed Izzet Pasa sadrazamliktan istifa etti. Yerine Tevfik Pasa sadrâzam tayin edildi. Hiç bir sebeb yok iken mütârekenin yedinci maddesini tatbike koyup 13 Kasim 1918'de Ingiliz, Fransiz, Italyan ve Yunan gemilerinden meydana gelen itilâf donanmasi karaya asker çikararak Istanbul' un muhtelif yerlerini isgal ettiler. Sehirdeki rumlarin çilgin gösterileri ve Yunan bayraklari arasinda "Zito=Yasa" sesleriyle Itilâf askerleri sehre girip yerlestiler, Itilâf kuvvetleri Istanbul'a girdikten sonra mütâreke muahedesi artik bir hiç oldu. Haydarpasa'dan Ankara'ya kadar olan tren yolu güzergâhindaki istasyonlar; Karadeniz bogazindan Batum'a kadar olan limanlarimiz Itilâf devletleri tarafindan isgal edildi. Zonguldak ve Eregli' yi Fransizlar; Samsun, Merzifon, Batum ve Baku'yu Ingilizler isgal ettiler.

Ingilizler 19 Nisan 1919'da Kars'i isgal ederek ermenilere verdiler. 20 Nisan'da Gürcüler Ardahan'i, 29 Nisan'da Italyanlar Antalya'yi, Yunanlilar 11 Mayis'da Fethiye'yi, 15 Mayis'da da Izmir'i isgal ettiler. Yunan barbarlari karaya çikarçikmaz fes giyen yahut "Zito Venizelos" demiyen masum ve silâhsiz insanlarin hepsini hunharca katletmeye basladilar. O sirada otuz Türk zabiti sehîd edildikten sonra halktan bâzi kimseler denize atildi ve dükkanlar yagma edildi. Bütün gün katliâm ve yagma ile geçti. Irzlara tecâvüz edildi. Kendilerini medenî sayan Avrupa ve Amerika ise, bu müdhis sahneyi zevkle seyrettiler, Izmir'i isgal etmekle iktifa etmeyen Yunanlilar; Manisa, Salihli, Denizli ve çevresini de isgâl ettiler, italyanlar ise, Kusadasi'ndan baslayarak Mugla, Antalya ve Konya civarini isgale basladilar, ingiltere ve Fransa da taksim sonunda kendi hisselerine düsen yerleri isgal ettiler. Bu isgallerle beraber Millî Kurtulus hareketi basladi.


----------------------------------------------------------------------



Paris Antlaşması




Kirim harbinden sonra, 30 Mart 1856 târihinde Osmanli Devleti ile Avusturya, Fransa, Ingiltere, Prusya, Rusya ve italya arasinda Fransa'nin bassehri Paris'te imzalanan sulh andlasmasi. Bu andlasmayla Kirim harbi sona erdi.

Uzun müzâkerelerden sonra 34 madde olarak Paris andlasmasi imzalandi. Andlasma su hususlari ihtiva ediyordu:

1- Andlasmanin tasdikinden itibaren müttefik devletler ile Rusya arasindaki sulh devamli kalacak.

2- Taraflar aldiklari yerleri geri iade edecekler, 2,3,4, 30 ve 31. maddelere göre; Osmanlilar ve diger müttefik devletler Rusya'ya; Sivastopol, Balaklava, Kamis, Gözleve, Kerç, Yenikale, Kilburnu'nu, Rusya ise; Anadolu cephesinde isgal ettigi Kars'i ve çevresindeki diger yerleri Osmanli Devleti'ne iade edecekler. Anadolu'daki hudud ihtilâfini sekiz ay içinde hâlletmek için iki Osmanli, iki Rus, bir ingiliz ve bir Fransiz komiserinden meydana gelen komisyon kurulacaktir.

3- Besinci maddeye göre; andlasmayi imzalayan devletler harb suçlularina umûmî af îlân edecekler. Altinci maddeye göre esirler karsilikli degistirilecektir.

4- Yedinci maddeyle; Osmanli Devleti Avrupa hukukundan faydalanacak, Osmanli Devleti'nin istiklâli ve toprak bütünlügü korunacaktir.

5- Sekizinci maddeye göre; Osmanli Devleti ile Paris andlasmasini imzalayan diger devletlerden biri veya bir kaçi arasinda sulhu bozacak önemli bir ihtilâf vuku buldugu takdirde, mes'ele taraflara bildirilip halledilecektir.

6- Dokuzuncu maddeye göre; Bâb-i âli'nin 18 Subat 1856 târihinde îlân ettigi Islâhat fermani devletlerce tescil edilecek ve bu devletler pâdisâh ile tebeasi arasina girmeyecekler, Osmanli Devleti'nin iç islerine karismayacaklardir.

7- 10,11,12,13,14. maddelere göre; Bogazlarin kapaliligina dâir 1841 Londra andlasmasi aynen yürütülecek, Karadeniz tarafsiz duruma getirilecek, bütün devletlerin ticâret gemilerine açik fakat savas gemilerine sürekli kapali olacak, Osmanli Devleti ve Rusya Karadeniz'de donanma bulunduramayacagi gibi tersaneleri yikip yenilerini yapamiyacaklar, sahil muhafazasi için en büyügü 300 tonluk altisar, 200 tonluk dörder gemi bulundurabileceklerdir.

8- 15, 16, 17,18 ve 19. maddelere göre; Tuna nehrinde ulasim serbest olacak, bunu andlasmada imzasi bulunan devletlerin temsilcilerinden kurulacak bir komisyon yürütecek, Rusya tarafindan terk edilecek olan Tuna nehri deltasinin bir bölümü Bogdan'a verilecek, Tuna'daki gemi isletmeciligi ve muhafazasi Avrupa devletlerinin kefaletinde olacakti.

9- 20 ve 21. maddelere göre; Kirim Rusya'da kalmak sartiyla, Besarabya'nin Câhu, Ismail ve Belgrad kazalarindan meydana gelen kismi, Osmanli hakimiyetindeki Bogdan beyligine verilecek, Rusya Tuna nehri agzindan uzaklastirilacakti.

10- 22, 23, 24, 25,26, 27. maddelere göre; Memleketeyn denilen Eflâk ve Bogdan beylikleri Osmanli himayesinde olacak, ancak bunlarin sâhib olduklari imtiyaz ve haklar genisletilecek, kânunlarini kendileri yapacaklar, millî bir ordu bulundurabilecekler. Bâb-i âlî, Memleketeyn'de çikan bir hâdiseyi devletlerle müsavere ettikten sonra düzeltmeye çalisacak. Bu verilen imtiyaz ve haklar andlasmada imzasi bulunan devletlerin ortak garantisi altinda olacak, hiç bir devlet bu beyliklerin iç islerine karismiyacaktir.

11- 28 ve 29. maddelere göre; Sirbistan prensligi Osmanli hâkimiyetinde kalmak sartiyla, taraflarin kefaletinde imtiyazli olacakti. Devletlerin onayi alinmadan, Osmanli Devleti Sirbistan'a hiç bir sekilde asker sokamayacak, ancak eskiden oldugu gibi bir kaç Sirbistan kalesinde Osmanli askeri bulunabilecekti.

12- 32,33,34. maddeler ise Osmanli Devleti'yle ilgili degildi. Bu maddeler bâzi sinir tashihleri yaninda, Baltik denizindeki Aland adalariyla ilgiliydi. Fin adalari için Fransa, ingiltere ve Rusya aralarinda özel andlasmalar imzaladilar.

Bu andlasmaya bagli olarak, andlasmaya katilan devletler arasinda 1841'de imzalanan Londra andlasmasini yenileyen Paris Bogazlar Sözlesmesi, Osmanli Devleti ile Rusya arasinda Karadeniz'le ilgili Paris andlasmasi imzalandi. Daha sonra da yine Paris andlasmasina bagli olarak Osmanli Devleti ile Rusya arasinda 5 Aralik 1857'de Rusya ile sinir andlasmasi imzalandi.

Osmanli Devleti'nin toprak kaybina sebeb olmayan, fakat siyâsî ve ekonomik zararina yol açan, dis borçlanma sebebiyle Avrupa'ya bagimliligin kapisini aralayan, Kirim harbi sonunda imzalanan Paris andlasmasi, Avrupa devletlerinin Osmanli Devleti'nin iç islerine karismalarina sebeb oldu. Gayr-i müslimlerle ilgili maddeler konulmasi, hattâ Osmanli Devleti'nde yapilacak islâhatlarin müsterek kefalet altina alinmasi bunun delili idi.

Paris baris andlasmasiyla Kirim harbine son verilmek suretiyle Osmanli Devleti'nin daha fazla yipranmasi önlendiyse de, hâkimiyeti altindaki Memleketeyn ve Sirbistan'a muhtariyet verilmekle, Osmanli Devleti'nin hükümranlik haklari zedelendi ve devletin bölgedeki nüfuzu azaldi


13 Şubat 2007 Salı

Siyasi Tarih VI

Siyasi Tarih (O-R)


Oder Neisse Hattı
II. Dünya savaşından sonra müttefiklerce düzenlenen Polonya-Almanya
sınırı. Savaş sonrası dönemin dönüm noktasını oluşturan Yalta
Konferansında ele alınan konulardan biri de Polonya sorunuydu. Savaşın
galip devletlerinden Sovyetler Birliği, Polanya'da, Almanya'nın aleyhine
genişlemesini öngören bir sınır öneriyordu. O zaman iki ayrı Polonya
Hükümeti vardı. Biri Alman ve Sovyet işgali sırasında Londra'ya kaçan
hükümetti. Öteki ise, Sovyetler Birliğinin işgal bölgesinde kurdurup
tanıdığı ve Lüblin kentinde kurulduğu için "Lüblin Komitesi" adını alan
komünist hükümetti. İşte Stalin bu hükümeti destekliyordu. Sonunda bir
koalisyon hükümeti kurulması kararlaştırıldı.
II. Dünya savaşından önce "Curzon Çizgisi" Polonya-Sovyet sınırı olarak
saptanmıştı. Polonya, Fransa'nın da desteği ile, bu sınır kabul etmedi.
Riga Barış Antlaşması ile, Polonya sınırı Curzon Çizgisi'nin çok doğusuna
doğru genişledi. Böylece, Polonya'nın içine birçok Ukraynalı ve Beyaz Rus
girdi. Daha sonra, Yalta'da Sovyetler Birliği eski "Curzon Çizgisi"
üzerinde ısrar edince, öteki devletler bunu doğal karşıladılar ve Sovyet
isteklerini yerine getirdiler. Ayrıca Sovyetlere Doğu Prusya'daki
Königsberg kenti, Polonya'ya da terkettiği topraklara karşılık olarak,
Almanya'dan, yani batısından toprak verildi. Oder-Neisse akarsuyu
Alman-Polonya sınırı oldu. Böylece Polonya batıyı kaydırılmış oldu. Güçlü
bir Polonya hem Sovyetlerin, hem de Fransa'nın işine yarıyordu. Federal
Almanya 12 Ağustos 1970 tarihinde Sovyetler ile, 7 Aralık 1970 tarihinde
Polonya ile yaptığı antlaşmada bu sınır çizgisini tanıdı. Oder-Neisse
hattı Batı-Doğu Almanya sınırını da oluşturmaktaydı.
1990 yılında iki Almanya'nın birleşmesi görüşmelerinde Polonya sınır
tekrar gündeme geldi. Polonya, iki Almanya'dan da güvence istedi. Sonuçta,
iki Almanya Polonya sınırını tanıdıklarını açıkladılar. Birleşme
Antlaşması 3 Ekim 1990'da imzaladığında, Demokratik Almanya'nın Batı'ya
ilhakı kesinleşti. Böylece Birleşik Almanya'nın sınırları Doğuda
Oder-Neisse Hattı'na kadar uzandı. Polonya-Almanya sınırı, devletler arası
bir anlaşma ile de tescil edildi.
Ondört Nokta Programı (Wilson İlkeleri), 1918
Birinci Dünya Savaşı sona ermeden, 1918 yılının Ocak ayının ABD Başkan
Woodrow Wilson'un savaş sonrası dünyası ile ilgili görüşlerini içeren
bildiri. Bu görüşler "14 nokta"dan oluşmaktaydı. Bunlar: 1)Barış
görüşmeleri ve anlaşmaları açıklıkla yürütülecek, gizli diploması
yöntemleri kullanılmayacaktır. 2)Barış ve savaş döneminde açık denizlerde
seyrüsefer serbestisi sağlanacaktır. 3)Uluslararası ticaretteki engeller
kaldırılacaktır. 4)Ulusal silahlanmanın iç güvenliğin gerektirdiği ölçü ve
düzeyde tutulacaktır; 5)Tüm sömürge sorunları özgürce ve tarafsız çözüme
bağlanacaktır. Bu konuda şu kurallar gözetilecektir. 6)Birincisi, Rusya'yı
diğer ulusların istedikleri takdirde ve ölçüde özgürce yardımda
bulunulması garanti edilecektir. İkinci, Rusya'ya kendi siyasi girişimi ve
ulusal politikasında bağımsız olabilme özgürlüğü sağlanacaktır.7)Almanya
Belçika'dan çekilecektir ve Belçika tekrar bağımsız devlet halini
alacaktır. 8)Alsace ve Lorraine, Fransa'ya geri verilecektir. Bunun
yanında, Almanya işgal ettiği Fransız topraklarını tekrar Fransa'ya iade
edecek ve verdiği zararı Fransa'ya ödemeyi yüklenecektir; 9)İtalya
sınırları yeniden düzenlenecektir; 10)Avusturya-Macaristan imparatorluğu
altında bulunan halklara özerklik verilecektir; 11)Almanya, Romanya,
Sırbistan ve Karadağ'daki askerlerini geri çekecektir, ayrıca Sırbistan'a
denize çıkma hakkı verilecektir. 12)Osmanlı devletinin Türk kesimlerinin
egemenliğini güvence altına alınacak, imparatorluk içindeki öteki uluslara
can güvenliği ve özerk gelişme olanakları sağlanacak ve Boğazlar'dan
sürekli geçiş özgürlüğü uluslararası güvence altına alınacaktır; 13)
Bağımsız bir Polonya'ya denize çıkma hakkı verilecek ve Polonyalı'ların
oturduğu bütün topraklar bu devlete bağlanacaktır; 14)Büyük ve küçük
ülkelerin siyasal bağımsızlıklarını ve ulusal bütünlüklerini karşılıklı
olarak garanti altına almak amacı ile özel statüleri olan bir uluslar
birliğinin (Milletler Cemiyeti) en kısa zamanda kurulması için çalışmalara
hemen başlanacaktır.
Ortaçağ (Middleage)
İ.S. 5-13. yüzyıllar arasını kapsayan dilimin adı. Bu kelime 17. yüzyıldan
beri Avrupa tarihi sözkonusu olduğunda, kullanılmaya başlanmıştır. Bu
kavram, genellikle insanların öznel bilincinde biçimlendiği için kesin
başlangıç ve bitiş noktalarından söz edilemez. Ancak, bütün bu nedenlere
rağmen, tarih kitaplarında Roma imparatorluğunun bölünme tarihi (M.S. 395)
yada son Batı Roma imparatorluğunun düşüş tarihi (476) gibi noktalar
Ortaçağın başlangıcı olarak alınmaktadır. Bitiş noktaları ise, İstanbul'un
fethi (1453); İtalyan kaşif Kristof Kolomb'un Yeni Dünya'yı (Amerika)
keşif (1492); Dini savaşlar olarak bilinen 30 Yıl Savaşlarını sona erdiren
Westphalia Antlaşması (1648); Fransız Devrimi (1789) gibi siyasi tarihte
önemli sonuçlar doğuran tarihler sayılmaktadır.
Ortaçağ kavramı tarihte ilk defa Rönesans düşünürleri tarafından
geliştirildi. Bunlar kendi dönemlerini, Roma İmparatorluğunda yaşanan
parlaklık ve "yeniden doğuş" dönemleri arasında bir geçiş dönemi olarak
görmektedirler. Roma'da yaşanan uygarlığın kendi dönemlerinde yeniden
canlandığını görüyorlardı. Roma İmparatorluğu ile, kendi dönemlerine kadar
geçen karanlık dönem için bu tabiri kullandılar.
Bu olumsuz değerlendirmelere karşın, Ortaçağ büyük siyasal, ekonomik,
kültürel, toplumsal ve sanatsal değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Batı
tarihçiler bu dönemi üç başlık altında incelemektedirler: "Erken Ortaçağ",
"Yüksek Ortaçağ" ve "Geç Ortaçağ".
Ortaçağın ortaya çıkardığı en önemli özellikler, kamu otoritesinin
bölünmesi, feodalizmden kaynaklanan ademi-merkeziyetçiliğin güçlenmesi,
ideolojik üstyapılara dinin egemen olması, piyasa için üretim yapılmasının
yaratılması, burjuvazinin kent ve ülke parlamentolarında temsil
edilmesinin sağlanmasıdır.
Orta Menzili Nükleer Silahları Sınırlandırma Antlaşması
Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri arasında nükleer
silahların sınırlandırılması konusunda yapılan iki taraflı antlaşma. Bu
anlaşmaya göre tarafların ellerinde bulundurdukları orta menzili nükleer
silahların (INF) tümünün ortadan kaldıracak ve üretimleri yasaklanacaktı.
1980'li yıllarla birlikte Avrupa'daki silah dengesini kendi lehine
çevirmek isteyen Sovyetler Birliği, orta menzilli ve Avrupa'ya yönelik
"55-20" füzelerinin bir kısmını kendi topraklarında, diğer kısmını ise
Doğu Avrupa'daki müttefiklerine yerleştirmeye başlamıştı. ABD buna
karşılık olarak, yine orta menzilli "Pershing II" ve "Cruise" füzelerini
Avrupa'daki müttefiklerine yerleştirdi. Ancak, 1985 yılı geldiğinde
Sovyetler Birliğinin başına Gorbaçov, ABD'de ise Reagan işbasına geldi.
İki başkanın başkanlığının ilk yıllarından sonra silahsızlanma çabalarına
olumlu yaklaşmasıyla, iki ülke arasında INF denen orta menzilli füzelerin
yasaklanması görüşmeleri başladı. Cenevre'de yapılan ön görüşmelerden
sonra, 18 Eylül'de iki tarafın görüş birliğine vardıkları açıklandı. 24
Kasım'da Cenevre'de buluşan Dışişleri Bakanları Shultz ve Şevarnadze, her
iki ülkenin menzilli 500 ile 5499 km arasında olan nükleer füzeleri
yasaklayan, yani Avrupa'da tümünün ortadan kaldırılmasını öngören (O
çözüm) bir anlaşmasının şartlarını belirlediler. İki Başkan arasında zirve
toplantısı 8-10 Aralık 1987'de Washington'da gerçekleşti ve 8 Aralık'ta
"INF" Antlaşması imzalandı.
Yapılan antlaşma her iki tarafa, getirilen koşullara uyulup uyulmadığını
doğrulama hakkını tanımaktadır. antlaşma, dört ana belgeden oluşmaktadır.
Bunlar: 1)ABD ve SSCB'nin elinde bulundurdukları tüm orta ve daha kısa
menzilli nükleer füzeleri üç yıl içinde yok etme yükümlülüğü getiren ve bu
süre sonrasında bu tür silahları yasaklayan, ayrıca antlaşmanın
koşullarına tam uyulup uyulmadığının etkin biçimde doğrulanmasını sağlayan
antlaşma maddeleri; 2)01 Kasım 1987'den itibaren; silahların yerleri,
sayıları ve nitelikleri konusunda antlaşmanın imzalanmasından önce
tarafların birbirlerine verdikleri verileri biraraya toplanan "Veriler
Konusunda Anlayış Memorandumu" (MOU); 3)Üzerinde anlaşmaya varılmış olan
yerinde denetleme, ani denetleme ve diğer türlü denetleme yöntemlerinin
nasıl yerine getirileceğini belirleyen Denetleme Protokolü, 4)Füzelerin
rampalarının, destek sistemlerinin, destek yapılarının ve destek
tesislerinin nasıl ortadan kaldırılacağını ayrıntılı biçimde anlatan
"Yoketme Protokolu"dur.
Andlaşmanın süresi sınırsızdır. Taraflardan herhangi biri anlaşmanın
konusu ile ilgili olarak belirlenecek olağanüstü durumların kendi
çıkarlarını tehlikeye koyduğu kanısına sahip olduğu takdirde, anlaşmadan
çekilecektir.
Otuz Yıl Savaşları, 1618-1648
Katolik ve Protestan davası üzerinde Alman topraklarında sürdürülen bir
dizi uluslararası ve iç savaş (1618-1648). Savaşın nedenine bakıldığında,
1555 yılında yapılan Augsburg anlaşmasının uygulamada yürümediğini
görüyoruz. Bu anlaşma her devlete vatandaşlarının dinini belirleme
yetkisini tanımıştı. Ancak protestanlar anlaşmanın başarısızlığa
uğradığını gördüklerinde, haklarını savunmak için aralarında birlik
kurdular ve 1618'de başlattıkları ayaklanma, Otuz Yıl Savaşlarının
başlangıcı sayılır. Protestanlar dışarıdan destek sağlamak için İngiltere,
Fransa ve Hollanda nezdinde girişimlerde bulundular. Katolik Alman
devletleri ise 1609'da Kutsal Roma İmparatoru'nun desteği ve Bavyera'nın
önderliğinde birleştiler. Savaş, oluşan bu iki kamp arasında başladı.
Bunun sonucu da, savaş karmaşık bir hal aldı. Savaş bir kere Katolik ve
Protestanlar arasında bir Alman İç Savaşı, diğer taraftan da Kutsal Roma
İmparatoru ile bağımsızlıklarını sağlamak için çabalayan üye devletleri
arasında sürdürülen bir savaş niteliğini aldı. Ayrıca işin içine Fransa,
Habsburglar, İspanya, Hollanda, Danimarka, İsveç ve Transilvanya'nın
karışması, savaşın uluslararası bir nitelik almasını sağladı. Savaş
Protestanlar'ın zaferi sonucu 1648 tarihli Westphalia (Vestefalya) barışı
ile bitmiştir.
Savaş sonunda, Avrupa güç dengesi tamamen değişmişti. İspanya Batı
Avrupa'daki üstünlüğünü yitirmiş, Fransa Avrupa'da en güçlü hale gelmişti.
İsveç, Baltık denizinde üstünlük sağlamış, Flemenk Cumhuriyeti bütün
ülkeler tarafından bağımsız bir cumhuriyet olarak tanınmıştı. Kutsal Roma
İmparatorluğu'na bağlı bütün devletler tam bağımsız hale gelmişlerdi.
Kilisenin gücü sınırlandırılmış, Augsburg barışının hükümleri yinelenmiş
ve Almanya'da Katolik, Protestanlık ve Calvinizm geçerli dinler haline
gelmiştir. Artık Avrupa, kendi yasalarına göre davaranan, kendi ekonomik
ve siyasal çıkarlarını izleyen, istediği tarafta yeralan, ittifaklar kuran
ve bozan modern bağımsız devletlerden oluşacaktır. Bugün anladığımız
anlamda devletlerin oluşturulduğu uluslararası sistem, Westphalia Barışı
ile kurulmuştur.
Ödünç Verme-Kiralama Programı (lend and lease), 1941
Amerika Birleşik Devletlerinin, II. Dünya Savaşında, Hitler'e karşı
savaşan devletlere yaptığı yardım programı. Ödünç Verme ve Kiralama
Yasası, 1941 yılında Roosevelt tarafından ABD kongresine tasarı olarak
sunuldu.
II. Dünya Savaşı başladığından Amerikan, kamuoyu, Almanya'ya karşıydı.
Bunun nedeni, Hitlerin yayılmacı ve saldırı politikası, Yahudilere karşı
tutumu, demokrasiye olan karşıtlığı, yapılan antlaşmaları çiğnemesidir.
Ancak bu kötü imaj, savaşa girmeyi gerektirecek kadar etkili değildi. ABD
I. Dünya Savaşı'nda aldığı dersten dolayı, çıkardığı tarafsızlık yasaları
ile, savaştan uzak kalmayı tercih ediyordu. Ancak, savaş Almanya'nın
lehine bir gelişme göstermeye başlayınca, ABD bu tarafsızlık yasalarında
değişiklik yapılmasını gerekli gördü. Tarafsızlık yasalarına göre, ABD'den
savaş malzemesi ihraç edilmesi yasaktı. Almanya ise bu durumdan
yararlandı. 4 Kasım 1939'da yapılan bir değişiklikle, savaş malzemesinin
ödenmesi olduğu ancak paranın peşin satışı serbest gerektiği ve
mülkiyetinin hemen el değiştirmesinin şart olduğu açıklandı. Ancak
yasalarda yapılan değişikliklerin İngiltere'ye yeterli olmayacağı
anlaşıldı. İngiltere, para ve silah yardımı istiyordu. ABD Kasım 1940
yılında, İngiltere'ye 50 destroyer verdi. Vermesinin nedeni de, ABD'nin
güvenliği, o dönemde İngiliz deniz gücüne bağlıydı. ABD en büyük yardımı,
Kongreye sunduğu Ödünç Verme-Kiralama Yasa tasarısı ile gerçekleştirmeye
çalıştı. Buna göre, Müttefiklere her türlü silah, hammadde, yedek parça ve
yiyecek dahil her türlü yardım sağlanacaktı. Bu yardım 50 milyar
dolaklıktı. 6 milyarı yiyecek, 4 milyarı hizmet, geriye kalanı ise savaş
malzemesidir. Bu yardımın en büyük payının İngiltere almıştır: 31 milyar.
Bunu 11 milyar ile Sovyetler Birliği, 3 milyar ile Fransa ve 1,5 milyar
ile Çin izlemektedir. Yasa, tasarısı 11 Mart 1941 tarihinde, Kongre'den
yasa olarak çıktı ve savaşın bitimine kadar yürürlükte kaldı (1941-1945).
Pan-Arabizm
Arapça konuşulan bütün İslam ülkelerini, büyük bir ortak düzen içinde
birleştirmeyi amaç edinen siyasi hareket.
Panislamizm hareketinin durakladığı Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra
gelişen Pan-arabizm XIX. yy.'da Arap dilinin ve kültürünün yeniden
canlanışı olarak Mısır'da ortaya çıktı. XIX. yy.'ın başlarında, Avrupa'da
özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimi altında bulunan Balkan
milletlerinde başlayan milliyetçilik uyanışı, kısa bir süre içinde Mısır'a
sıçradı. XIX. yy. ortalarında Genç Osmanlılar tarafından ortaya atılan
Panottomanizm düşüncesine karşılık, Mısır'da da, Arapça konuşan bütün
milletleri bir bayrak altında toplama ülküsünü güden Pan-arabizm akımı
doğdu. Arap ülkelerinin, özellikle petrol kaynaklarının bulunduğu
bölgelerin, Angloamerikan şirketlerinin eline geçmesi yüzünden, küçük Arap
emirlikleri doğduğu için bu düşünce başarılı olamadı. Pan-arabizm ülküsü,
bağımsız Arap devletlerin ortaya çıkışı yüzünden bölünmeleri önleyemedi;
ancak, Avrupa devletlerinin yardımlarıyla Osmanlı İmparatorluğunun
yönetiminde bulunan Arap topraklarının Türklerin elinden çıkmasını
kolaylaştırdı. İkinci Dünya Savaşı sonunda bu görüşün niteliği, Kahire'de
kurulan, Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Yemen ve Libya'nın
katıldığı Arap Birliği'nin doğmasıyla ortaya çıktı (1945). Mısır ile
Suriye'yi biraraya getiren Birleşik Arap Cumhuriyeti denemesi, kısa süreli
olmasına rağmen (Şubat 1958-Eylül 1961) Pan-arabizmin bir aşaması
sayılabilir.
Pan-İslamizm
19. yüzyılda İslam liderleri tarafından ortaya atılan İslami birlik
düşüncesi. Bu düşüncenin temelini, Avrupalı'ların Müslüman topraklarında
hakimiyet kurmaları ve kısmen müslüman dünyasında yaşanan durgunlukta
aramak gerekir.
Pan-islamism 19. yüzyılda. müslüman liderlerinin en çok tuttukları bir
görüştür. Bu müslüman liderlerin başını çektiği Osmanlı sultanı ve
Halifesi II. Abdülhamit (1876-1909 hakimiyet dönemi) müslüman dünyasında
bu görüşü bütün müslümanlara yaymak için girişimlerde bulundu. Bu konuda
ilk adımı Hicaz demiryolunun yapılmasıydı.
Pan-islamizmin önde gelen ideologlarından biri Cemaluddin Afgani, yaptığı
konuşmalar ve yazdığı kitaplar ile, bu görüşün uzak topraklara da
yayılmasını sağladı. Bu görüşün diğer bir ideologu ise Abdullah
Sahraverdi'dir. Kendisi 1903 yılında Londra'da Pan-islamizm derneğini
kurdu. Amaç iki islami sekte olan Şii ve Sunni'leri birleştirmekti.
Abdülhamid'in ölmesi (1909) Pan-İslamizm hareketinin gerilemesine neden
olmuştur. Abdülhamid'in bütün islam unsurlarını biraraya getirmede
başarısız olması, bu hareketin içinde bulunanları yeni bir arayışa
sevketmiştir. Fakat yapılan arayışların, islam evrenselliğine uygun
olmaması yüzünden, tekrar başarısız olmuştur. Birinci Dünya Savaşından
sonra Osmanlının yıkılması ile saltanatın kaldırılmış, ardından da hilafet
kurumu feshedilmiştir (1924). İslam dünyasının halifesiz kalması, bundan
çok etkilenen Hindistan Müslamanlarını, yeni bir hilafetin kurulması
konusunda girişime sevketmiştir. 1926 yılında Mekke ve Kahire'de hilafet
kongreleri yapılmış, fakat hiçbir sonuç çıkmamıştır.
İkinci Dünya savaşından sonra, Pan-islamizm düşüncesi geride kalmış,
yerini Neo-Pan-islamizm almıştı. Amaç, tek bir merkezi kurum altında bütün
müslümanların birleşmesini amaçlayan Pan-İslamizmden farklı olarak,
uluslararası camia çerçevesinde yapılacak faaliyetlerin eşgüdümlenmesidir.
Pan-Slavizm
Orta ve Doğu Avrupa'da yaşayan Slavlar'ın ortak etnik geçmişinin kabul
edilmesi ve bu slavlar arasında kültürel ve siyasi birlik sağlanmasını
amaçlayan hareket. Bu hareket ilk defa 19. yüzyılda ortaya çıktı. Hareket,
Batı ve Güney Slav entellektüel, bilimadamları ve şairler arasında ortaya
çıktı. Bunlar ilk olarak, Slav halkının şarkılarını, folklörünü ve köylü
lehçelerini inceleyerek, aradaki benzerlikleri göstererek, Slav birliği
anlayışını geliştirmeye çalışıyorlardı. Prag kenti, Slav tarihinin
araştırıldığı bir yer olduğu için, Pan-Slavizmin merkezi oldu.
Avusturya-Macaristan ihtilaller ile sarsıldığı sırada, 1848 yılında
Prag'da bir Slav kongresi toplandı. Amaçları, Avusturya'nın merkezi
monarşik yönetimine son verip, eşit halklardan oluşan bir federasyonun
kurulmasını sağlamaktı. Bunun üzerine Pan-Slav hareketi 1860'larda
Rusya'da yaygınlaştı. Rusya o zaman, Habsburg ve Osmanlı yönetiminden,
Slavların tek kurtarıcısı olarak görülüyordu. Rus Pan-Slavistleri,
hareketin kurumsal temelini değiştirerek, Slavofil anlayışı savundular.
Buna göre, Batı Avrupa manevi ve kültürel açıdan iflas etmiştir ve
Rusya'nın tarihsel misyonun, siyasal egemenlik kurarak Avrupa'yı
gençleştirmek ve Rusya egemenliğinde bir Slav konferasyonu kurmaktır.
Rus yönetimi bu görüşü resmen desteklememesine rağmen, İstanbul ve
Belgrad'ta bulunan Rus elçileri, Pan-Slavizmi ateşli bir biçimde
savunarak, Rusya ve Sırbistan'ı Osmanlı Devleti'ne karşı savaşan sokmayı
başardılar. (1876-1878)
20. yüzyılın başlarında, Pan-Slav hareketini yeniden canlandırmak için
ciddi girişimlerde bulunuldu. Fakat Slav halkları arasındaki gelişmeler
bunu engelledi. 20. yüzyılın ikinci yarısında değişik gelişmelerin ortaya
çıkması, özellikle 1991 yılında Yugoslavya'da savaş başlaması bazı Slav
liderlerini yeni bir savaşa yöneltti. Sözgelimi, Sırbistan Devlet Başkanı
Miloseviç Yunanistan ile işbirliğine gidip, diğer Balkan ülkelerinin de
katılacağı bir "Ortodoks Birliğinin kurulmasını önermiştir.
Paris Barış Antlaşması, 1763
İngiltere ve Fransız arasında sömürge, ticaret ve deniz gücü için yapılan
Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan antlaşmadır. Bu antlaşma ile
İngiltere ilk defa bir dünya gücü olarak tanındı ve yüz yıl süren
Fransa-İngiltere mücadelesi, İngiltere lehine sonuçlandı. Ayrıca İngiltere
Asya ve denizlerinde güç dengesi sağlayacak hale geldi. Hindistan, Afrika
ve Amerika'daki Fransız toprakları, İngiltere'nin denetimi altına geçti.
Fransa Kuzey Amerika'daki bütün topraklarını yitirdi. Ancak Fransa büyük
bir yenilgi almasına rağmen, ekonomik bir felakete sürüklenmedi.
Meksika'nın kuzeyindeki Amerika, İngilizce konuşan dünyanın bir uzantısı
haline geldi. Hindistan ise, İngiliz İmparatorluğu'nun ekonomik sisteminin
en önemli parçası haline geldi.
Paris Barış Konferansı, 1919-1920
I. Dünya Savaşı sonunda, barış antlaşmalarının yapıldığı konferans. Bu,
yenik devletlerin hatta Sovyetler Birliği'nin çağrılmadığı, üç büyük
devletin düzenledikleri konferanstır. Herşeyden önce, bu üç büyük devlet
adanı, Wilson (ABD başkanı), Georges Clemenceu (Fransa Başbakanı) ve Lloyd
George (İngiltere Başbakanı)'un eseridir. Konferansa İtalya Başbakanı
Vttorio Orlando katılmıştı. Konferans, 18 Ocak 1919 tarihinde yirmi yedi
ülkenin katılımı ile çalışmalarına başladı. Konferansta bir Yüksek Konsey
oluşturulmuş, bütün önemli konularda Konsey'in yetkili olması
kararlaştırıldı. Dışişleri Bakanları düzeyinde temsil edilen, bir Beşler
Konsey'i oluşturuldu. Bu Konsey, ikincil önemde olan konuları ele
alacaktı. Ekonomik konularda danışmanlık yapmak için bir Yüksek Ekonomik
Konsey'i oluşturuldu.
Konferansta karşılaşılan en önemli sorun, bozulmuş olan Avrupa güç
dengesiydi. Avusturya-Macaristan imparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ile
Rus Çarlığının yıkılması, Avrupa'da bir güç boşluğu yaratmıştı. Ancak en
büyük sorun Almanya ile Orta ve Doğu Avrupa'ydı. Avrupa'da kurulacak olan
güç dengesi öyle bir hale getirilmeliydi ki, Almanya'nın tekrar bir
militarist ve yayılmacı bir devlet olarak sivrilmesi önlensin. Ayrıca Orta
ve Doğu Avrupa'nın sınırları öyle çizilmeliydi ki, ekonomi, güvenlik ve
milliyet esasına göre çizilecek ve bir daha bozulmayacaktı.
Konferansın sonunda yenik devletlere imzalattıkları antlaşmalar şunlardır:
Almanya ile Versay Antlaşması (28 Haziran 1919), Avusturya ile St. Germain
Antlaşması (10 Eylül 1919). Bulgaristan ile Neuilly Antlaşması, (27 Kasım
1919). Konferansta Başkan Wilson'un ortaya attığı Milletler Cemiyeti
fikrine ilişkin sözleşme 28 Nisan'da onaylandı. Konferans, Milletler
Cemiyeti'nin resmen kurulması ile (20 Ocak 1920) sona erdi.
Sonuç olarak Paris Barış düzenlemesinin en önemli ilkesi,
"Self-determination" (her ulusun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi
hakkı)'nın kabul edilmesidir.
Paris Komünü, 1871
Bismarck'ın Fransa'nın Katolik Alman devletleri üzerindeki denetimini
kırmak için 1870 yılında Fransa'ya karşı açtığı savaştan sonra 18 Mart-28
Mayıs 1871 tarihleri arasında Paris'te başlayan ayaklanma. Ayaklanma ve
ondan sonra 21 Mart'da yapılan yerel yönetim seçimlerinde devrimciler
kazandıklarından komün yönetimi kuruldu. Bu yeni oluşturulan yönetim, 1793
Fransız devrim geleneğini sürdüren ve devrimin Paris Komünü denetiminde
olmasını savunan Proudhon'cular ve şiddet yanlısı Bloquiciler'den
oluşmaktaydı.
Paris Komünü bir program yayımladı. Buna göre, Devlet dine verdiği desteği
çekecektir. Fransız Cumhuriyet takvimi kullanılacak, iş saati on saat ile
sınırlandırılacaktır.
Hükümet birlikleri, Komüncülere karşı 21 Mayıs 1871 tarihinde saldırı
başlattı, 20 bin komüncü öldürüldü. Ayrıca 38.000 kişi tutuklandı ve
8.000'e yakın kişi sınır dışı edildi. Hükümet, bunun ardından elde ettiği
güçten, sert yöntemlere başvurdu.
Paris Komünü, Marksistler tarafından tarihin ilk sosyalist devrim denemesi
olarak kabul edilir. Kral Marks Paris Komünü'ne, Proletarya
diktatörlüğünün ilk örneği olarak bakmıştır.
Paris Kongresi, 1856
Osmanlı Devleti, Fransa, İngiltere, Avusturya, Prusya, Sardunya-Piyemonte
ve Rus çarlığı arasında, 25 Şubat-30 Mart 1856 tarihleri arasında
düzenlenen Kongre.
1853 yılında Osmanlı-Rusya arasında Kırım Savaşı başlamıştı. 1854 yılında
Rusya'nın Sinop'daki Osmanlı donanmasını bir baskın yaparak yakması
üzerine, İngiltere ve Fransa Osmanlı'nın yardımına koştular. Piyemonte'nin
de Osmanlı devletinin yanında katıldığı savaş, 1856 yılında Rusya'nın
barış istemesi üzerine bitti. 19. yüzyılda Osmanlılar'ın Rusya'ya karşı
kazandıkları tek savaş olan "Kırım Savaşı" sonunda, 30 Mart 1856 tarihinde
Paris Kongresi'nde, "Paris Barış Antlaşması" imzalandı. Bu antlaşma 34
madde ve bir geçici maddeden oluşuyordu.
Antlaşmaya göre, Rusya işgal ettiği Kars ve diğer Osmanlı topraklarını
terkedecekti. Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti olarak tanınacak,
bütünlük ve bağımsızlığına saygı gösterilecekti. Osmanlı Devleti'nin
içişlerine karışılmayacaktı. Karadeniz tarafsız bir statüde kalacaktı.
Karadeniz kıyılarında Rusya ve Osmanlı devleti tersane
bulundurmayacaklardı. Rusya Beserabya'yı Boğdan'a bırakılacaktı. Eflak ve
Boğdan tarafların güvencesi altına alınacak, ancak Osmanlı Devleti'ne
bağlılıkları sürecekti, içişleri ve ticarette ise serbest olacaklardı.
Bu hükümler, Osmanlı devletinin parçalanmasında dönem noktası olarak
görülebilir. Eflak ve Boğdan özerkliklerini aldıktan sonra, Fransa ve
Rusya'nın desteği ile, 1869 yılında birleşeceklerdir. Eyaletlerin Romanya
adı ile tam bağımsızlıklarını almaları, 1878 yılında ve bir başka
Osmanlı-Rus savaşı sonunda gerçekleşecektir.
Paris Şartı: bkz. Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
Pasifik Doktrini
1975'te ABD Başkanı G. Ford'un ilan ettiği Pasifik politikası ilkeleri.
Buna göre, ABD Güneydoğu Asya'nın güvenliği ile yakından ilgilidir ve
buralarda menfaatleri vardır. ABD'nin varlığı Pasifik bölgesi için
elzemdir. Burada Japonya'da ortaklık, Çin ile ilişkilerinin normalleşmesi
ve güçlendirilmesi, Güney Kore ile sıkı ilişkiler ve orada ABD varlığı,
Pasifik bölgesiyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gibi hususlar
savunulmuştur.
Pearl Harbor Baskını, 1941
Japonya'nın II. Dünya Savaşı'nda (7 Aralık 1941) Oahu adasındaki (Hawaii)
Pearl Harbor'da bulunan ABD'nin deniz üssüne düzenlediği saldırı. Saldırı
savaşta tarafsız kalmak isteyen ABD'nin savaşa girmesine neden olmuştur.
Japonya'nın, İkinci Dünya Savaşı başladığında Almanya ve İtalya ile
ittifak kurması, ABD'de tedirginlik yaratmıştı. Bunun üzerine ABD,
ülkesinde bulunan Japon varlıklarını dondurdu, ayrıca petrol ve savaş
mazemelerinin gönderilmesini yasakladı. 1941 yılının Temmuz ayı
geldiğinde, ABD, Japonya ile olan bütün mali ve ticari ilişkilerini kesti.
Japonya, buna cevap olarak saldırı hazırlıklarını başlattı.
ABD donanmasına gerçekleştirilecek olan, saldırı, Japonya Birleşik
Donanması'nın Komutanı Amiral Yamamoto İsoroku tarafından titiz bir
şekilde planlamıştı. 23 Kasım'da Komutan yardımcısı Nagumo Çuiçi'nin
yönetiminde 6 uçak gemisi, 2 savaş gemisi, 3 kruvazör ve 11 destroyerden
oluşan bir filo, Hawaii'nin yaklaşık 440 km kuzeyindeki bir noktaya doğru
hareket etti. Saldırı bu noktadan 360 uçakla gerçekleştirildi. Yerel
saatle 7.55'te başlayan saldırı, ABD savaş gemilerine ağır darbe vurdu.
"Virginia", "Arizona" ve "West Virginia" adlı gemiler battı. Daha sonra
"Maryland", "Pennsylvania", "Neroda" ve "Tennessee" gemilerine ağır hasar
verildi. Ayrıca 140'tan fazla uçak yok oldu. Askeri kayıpların toplamı
ölüler dahil, 3.400'ün üstündeydi. Japonya'nın ise sadece 29 uçak ve 5
denizaltısı yok oldu.
Japonya, Pearl Harbor baskınında hava gücünün deniz gücüne üstünlüğünü
kanıtlamıştı.
Peel Raporu
İngiltere tarafından Filistinlilerle Yahudiler arasındaki anlaşmazlık ve
uyuşmazlıkları araştırmak üzere Robert Peel başkanlığında 1936 yılında
kurulan komisyonun hazırladığı rapor. 1920 yılında Filistin'de başlayan
İngiliz manda yönetimi, Filistin'de bir Yahudi devletini kurmak istiyordu.
Diğer taraftan da Filistinlilerin haklarını korumayı amaçlıyordu. Ancak
bundan hoşnut olmayan Filistinliler (Araplar) İngiliz mandasına karşı
gelerek, 1936 yılında ayaklanma başlattı. Bunun üzerine kurulan komisyon
biriktirdiği verileri ve yaptığı incelemeleri, bir rapor halinde 1937
yılında yayımladı. Rapor'da, Filistinde sükunetin sağlanması için manda
yönetiminin yararsız olduğu kabul ediliyor, bir Arap devleti, bir Yahudi
devleti ve kutsal yerleri kapsayan bir tarafsız bölgenin kurulması
öneriliyordu. İlk önce önerileri kabul eden İngiliz hükümeti, görüş
değiştirerek, 1938 yılında Rapor'u reddetti.
Petrol Ambargosu, 1973
1973 Arap-İsrail Savaşı sonucunda OPEC (The Organization of Petroleum
Exporting Countries-Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) ülkelerinin, savaşta
İsrail'e yardım eden ülkelere petrol arzını durdurması.
Batılı ülkeler kendi endüstriyel ihtiyaçlarını karşılamak için, Ortadoğu
petrollerine yöneldiler. Çok geçmeden Batılı petrol şirketleri, petrol
üretiminin her alanında kendilerini göstermeye başladılar. Bu şirketler,
petrolun taşınması ve dağıtımını kontrolleri altında tutuyorlardı. Aynı
zamanda hem fiyat hem petrol arzını belirliyorlardı.
Petrole sahip ülkeler ise çok az bir pay almaktaydılar. 1946 yılında,
şirketler petrol üretiminin %82'sine, petrol ülkeleri ise sadece %18'ine
sahiptiler. Ancak durum 1960'larda değişmeye başladı. 1960 yılında OPEC
kuruldu ve ilk talep edilen şey, fiyatların artışı ve daha büyük paya
sahip olmaydı.
OPEC ülkeleri kendi kaynaklarını kendilerinin kontrol etmelerini
egemenlikten gelen bir hak olarak görüyorlardı. Zamanla OPEC ülkelerinin
petrol üretimindeki payları artmaya başladı. 1946'daki %18'lik pay, 1960
yılında %50'ye ve 1970'de, %70'e yükseldi. Bununla, OPEC ülkeleri petrol
üretimini kontrolleri altına almaya başladılar.
1973 yılında Arap-İsrail Ramazan (Yom Kippur) savaşında yaşanan yenilgi,
petrolu bir siyasi güç haline getirdi. Savaş, OPEC'in iki karar almasına
neden oldu. İlk olarak, OPEC, İsrail'e yardım edenlere "petrol ambargosu"
uygulama kararı aldı. İkincisi de, petrol fiyatların %400 arttırılması
kararıydı. Petrol'ün, OPEC ülkeleri tarafından gelişme, kalkınma ve dış
politikada hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlı olarak kullanılması durumu
bugün de devam etmektedir.
Polisario Cephesi
Batı Sahra'nın bağımsızlığı için mücadele veren örgüt. 20. yüzyılın üçüncü
çeyreğinde yoğunlaşan sömürgelerin bağımsızlık mücadelelerinden Batı
Sahra'da payını almıştı. Sömürgeciliğe karşı başlayan hareketler, İspanya
sömürgeciliğinin sonunu göstermişti. İspanya, kendi sömürgelerinden biri
olan Batı Sahra'dan 1976'da çekilmişti. İspanya'nın yerini almak isteyen
Fas, işgal girişiminde bulunmuş, bu işgal de Polisario Cephesi tarafından
engellenmiştir. Daha sonra 1976 yılında Cezayir'de sürgün "Arap Demokratik
Cumhuriyeti"ni kuran örgüt, Libya'dan destek almıştır. Cephe Moritanya ile
yakınlaşarak, "Afrika Birliği Örgütü" tarafından destek görmüş ve Fas'a
karşı mücadele etmiştir.
Porter Doktrini
Bir devletin borcunu ödememesi durumunda uygulanması gereken önlemlere
ilişkin bir uluslararası hukuk görüşü. Bir devletin vatandaşlarının bir
başka devletten alacaklarını tahsil edemedikleri durumlarda, borçlu
devlete karşı zorlama tedbirlerine başvurulup vurulamayacağı konusu 20.
yy. başlarında en çok tartışılan konulardan biriydi. Dönemin Arjantin
Dışişleri Bakanı Louis Drago, 1907 yılında yapılan, II. La Haye Barış
konferansında, bu gibi konularda borçlu devlete karşı zorlama önlemlerine
başvurulamayacağını savunmuştu. Fakat çoğunluk bunu kabul etmemişti. ABD
temsilcisi General Horace Porter bazı öneriler getirmiştir. Verilen
önerilere göre, ilke olarak borçlu devlete karşı borcunu ödettirmek için
zorlama önlemlerine başvurulamayacaktı. Bununla beraber, borçlu olan
devlet konunun hakemliğe götürülmesini kabul edecekti. Eğer sözkonusu olan
devlet hakemin kararına uymazsa, o zaman o devlete karşı zorlama önlemleri
kullanılacaktır. Bu görüş konferanstaki çoğunluk tarafından kabul
edilerek, yeni bir doktrin (Porter) halini aldı.
Potsdam Konferansı, 1945
II. Dünya Savaşı sonlarına doğru Müttefik devletlerin yaptığı son
konferans. Konferans, Prusya devletinin kraliyet merkezi olan Potsdam'da
yapıldı. Konferansa ABD'den Başkan Truman, İngiltere'den Başbakan Winston
Churchill (Konferans sürerken yapılan seçimlerde Churchill iktidardan
düştü ve Attlee yeni Başbakan olarak Potsdam konferansına katıldı) ve
Sovyetler Birliği'nden Stalin katılmıştır.
Temmuz 1945'te başlayan Konferans, tarihin en büyük zaferinden sonra
toplanmıştır. Fakat çözülmesi gereken sorun çok önemliydi: Avrupa'nın
yeniden kurulması. Avrupa'nın savaştan yıkık çıkması, bu ihtiyacı
doğurmuştu. Potsdam konferansı, planlandığı tarihten birkaç gün sonra
başlamıştı. Tarihçiler bu konuda Truman'ı sorumlu tutmaktadırlar. Truman,
konferansa ilk atom bombası denemesinin sonucunu beklerken gitti.
Konferans'ta, barış antlaşmalarını hazırlayacak bir Dışişleri Bakanları
Kurulu kuruldu. Üzerinde durulan en önemli konular: Almanya sorunu,
Polonya sorunu, Avusturya'nın işgali, SSCB'nin Doğu Avrupa'daki rolü,savaş
tazminatları ve Japonya ile süren savaşın durumuydu. Konferansta en çok
tartışılan konu Almanya idi. Müttefikler, Almanya'nın yenilmesi kesinlik
kazanmaya başlayınca, Almanya'nın parçalanması konusundaki eski
görüşlerini değiştirmeye başladılar. Churchill Mart 1945'te "Almanya'yı
parçalamayı düşünmüyoruz" demekteydi. Stalin ise Almanya'yı parçalamayı
istemediğini söyledi. Stalin Ruhr bölgesinden tamirat almak istiyordu.
Potsdam'da, daha çok Almanya'nın Nazilikten ve askerlikten arındırılması
konusu üzerinde duruldu. İlk önce savaş suçlularının cezalandırılmasına
karar verildi. Alman askerlerinin elinden silahların alınması, demokratik
düzenin kurulması; bunu yapmak için ise, eğitim sisteminin tümüyle
değiştirilmesi gerekirdi. Bunun için Almanya'nın bir süre işgal altında
kalması kararlaştırıldı. Buna göre, Almanya, Sovyet, İngiliz, Amerikan ve
Fransız işgal kuvvetleri komutanlarınca yönetilecek dört ayrı işgal
bölgesine ayrılacaktı. Berlin, Viyana ve Avusturya aynı şekilde
bölünecekti. Almanya'da demokrasiyi kurmak için, tüm ülkeyi kapsayan ve
yerel özerkliğe sahip devletlerden oluşan bir federasyon kurulmasına karar
verildi. Maliye, dış ticaret ve bunun gibi konular ise federalizm
kapsamına alınmayarak "Denetim Kurulu" oluşturuldu.
Konferansta üzerinde durulan diğer bir önemli konu, Polonya'ydı. Yalta
Konferansında kurulması kararlaştırılmış olan koalisyon hükümeti, şimdi
Potsdam Konferansı süresince kurulmuş ve kabul edilmişti. Polonya'da
seçimler açık olacaktı, gazeteciler de seçimde gözlemci sıfatı ile
bulunacaklardı. Sovyetler Birliği, Müttefik devletlerden yönetimleri
değişen Romanya, Bulgaristan ve Macaristan'a karışmamalarını, Türkiye'den
Sovyetlere bir üs verilmesini istedi. Fakat bu istekler kabul edilmedi.
Japonya'ya, Potsdam Bildirgesi'ni kabul etmesi içinültimatom gönderildi.
Ancak, Japonya bunu reddetti. Bunun üzerine ABD, Hiroşima ve Nagazaki'ye
(6 Ağustos, 9 Ağustos) atom bombası attı. Konferans 1 Ağustos 1945
tarihinde sona erdi.
Prag Darbesi, 1948
Çekoslovakya'da Şubat 1948'de komünistler tarafından gerçekleştirilen
hükümet darbesi. Çekoslovakya'nın Bohemya ve Marovya toprakları, 29 Eylül
1938 tarihinde yapılan Münih Konferansı ile Almanya'ya verilmişti. 1935'te
Masaryk'ün yerine Cumhurbaşkanı olarak geçen Beneş, Almanya ilhakını
onaylamaktansa Cumhurbaşkanlığından ayrılarak, önce Londra'ya, ardından
Chicago'ya gitti. Çekoslovakya'nın toprak kayıpları, Münih Düzenlemesi ile
bitmedi; ülkenin bir kısmı (Teschen Düklüğü) Polonya'ya, Slovaklar ile
Rutenlerin yaşadığı topraklar Macaristan'a verildi. Dönemin Prag hükümeti,
Tiso'nun yönetimindeki Slovak Halkçı Partisi ile Karpatlar'da yaşayan
Rutenlerin özerklik taleplerine boyun eğerek, üç özerk birimden oluşacak
çapraşık bir yönetim sistemi oluşturuldu. Mayıs 1942'de, ilk önce
buradaProtektora sıfatı ile bulunan Almanya yönetime fiilen el koydu.
1941'de, Beneş'in Londra'da ve Washington'da yürüttüğü görüşmeler sonucu,
Jan Şramek'in başkanlığında, sürgündeki Çekoslovakya hükümeti kuruldu. Çek
ulusal Komitesi'nin yönettiği yeraltı çalışmalar sonucu, 5 Mayıs'ta Prag
halkı Alman birliklerine karşı ayaklandı. Mayıs 1946'da yapılan genel
seçimlerde, Çekoslovakya komünistlerinin önderi Gottwald'in başında
bulunduğu Komünist Parti seçimleri kazandı. Hükümette bir koalisyon
oluşturularak, seçimlerin yapılacağı 1948'e değin geçici yönetimin
sürdürülmesi kararı alındı. Ama partilerarası işbirliği, daha başlangıçta
ekonomik kalkınma programı yüzünden, güçlüklerle karşı karşıya geldi.
1947'de SSCB'nin baskısıyla ABD'nin Marshall Planına katılm düşüncesinden
vazgeçildi.
20 Şubat 1948'de komünist olmayan bakanların büyük bölümü Gottwald'ı
istifaya zorlamak umuduyla hükümetten ayrıldı. Ama Gottwald istifa etmedi
ve komünistler, boşalan bakanlıkları ve muhalefete geçen partilerin
merkezlerini işgal etti. Komünistlerin örgütlediği işçiler Prag'da yürüyüş
yaptılar. Prag ve öteki bölgelerde "eylem komiteleri" kurularak, devlet
görevlileri de bu kurulan işbirliğine zorlandı. 25 Şubat günü çoğunlukla
komünistlerin bulunduğu yeni bir hükümet kuruldu. Geçici Milli Meclis yeni
hükümeti ve programı onayladı. Binlerce komünist olmayan politikacı, aydın
ve yönetici ülkeden ayrıldı. 10 Mart'ta eski Cumhurbaşkanı Jan Masaryk ölü
olarak bulundu. Böylece ülkenin Komünist Partisi, gerçekleştirdiği hükümet
darbesiyle yönetimi eline geçirdi ve ülkenin tek örgütü haline gelerek,
halkın çoğunluğunu arkasına almayı başardı. Bu olaylardan sonra
Çekoslovakya dış dünyaya kapanarak iç sorunlara yöneldi.
Quebec Konferansları, 14-24 Ağustos 1943 ve 11-16 Eylül 1944
II. Dünya Savaşı sırasında ABD ve İngiltere arasında yapılan, aralıklı iki
Konferans. Konferanslara ABD tarafından Devlet Başkanı Roosevelt,
İngiltere tarafından ise Başkan Winston Churchill katılmıştır. İki
konferanstan ilki 14-24 Ağustos 1943 tarihleri arasında yapıldı. Bu
konferansta İtalya ve Fransa kıyılarına yapılacak askeri çıkartmaların
planları tartışıldı. Konferansta İtalya'ya yapılacak çıkartmanın
"Normandiya Çıkartması" ile aynı anda yapılması konusunda anlaşıldı ve
daha sonra konu aynı yıl Moskova, Kahire ve Tahran'da yapılan
konferanslarda da ele alındı. 11-16 Eylül 1944 tarihleri arasında yapılan
ikinci konferansta taraflar, Almanya'ya karşı Batı'daki iki cepheden
çıkartma yapılmasına karar verdi.
Quebec Sorunu (Quebec Question)
Kanada'nın doğusunda Fransızca konuşanların çoğunlukta olduğu Quebec
eyaletinin Kanada'dan ayrılıp-ayrılmama sorunu.
Quebec 1534 yılında "yeni Fransa" adı altında kuruldu. Yeni yıl savaşları
sonucunda Fransa burayı İngiltere'ye kaptırdı. Eyalet İngiliz kolonisi
haline geldiğinde İngiliz Ceza Kanunu ve Fransız Medeni Kanunu uygulanmaya
konuldu. 1791'de Kanada Aşağı Kanada (Quebec) ve Yukarı Kanada (Ontorio)
olmak üzere ikiye ayrıldı. 19 yüzyıldan sonra Quebec'te İngiliz nüfus
azalmasına rağmen, Fransızca konuşan halk hiçbir zaman bölgenin ekonomik
hayatını kontrolü altına almayı başaramadı. 1918 yılında Fransız
kökenliler I. Dünya Savaşı'nda İngiliz ordusuna katılmayı reddederek
ayaklanmalar başlattılar. 1968 yılında ayrılıkçı "Parti Quebecois"
kuruldu. 1970'lerde şiddet eylemleri arttı, ve finansman ayarlamaları
konusunda eyaletler arasında problemler çıkmaya başladı. Kanada'dan
ayrılma konusunda 1980 yılında yapılan ilk referandumda ayrılıkçılar yüzde
40 oyla mağlup oldular. Quebec, 1982'deki Kanada Anayasası'nı kendi
kimliine aykırı bularak imzalamadı. Qubec'in şikayetleri doğrultusunda
1987 ve 1992 yıllarındaki iki girişim başarısızlıkla sonuçlandı. 30 Ekim
1995'te yapılan referandumda ayırılıkçılar yüzde 1.2 gibi küçük bir farkla
yenilgiye uğradılar.
Quisling (quisling)
Başka bir devletin politikasına felsefesine ve sempati duyan ve savaş
durumunda saldırgan devlete katılarak ve işbirliği yaparak kendi ülkesi
aleyhine çalışan kişi. Bu kavram, bir süre Norveç'teki Faşist Parti'nin
lideri olan ve İkinci Dünya Savaşı'nda Hitleri'nin ordularının ülkesini
işgal etmesi sırasında Alman çıkarlarına hizmet eden bir hükümet kuran
Vidkun Quisling'in adından türemiştir.
Ramazan Savaşı (Yom Kippur Savaşı), 1973
Ortadoğu'da, Arap ile İsrail kuvvetleri arasında yapılan savaşlardan en
önemlisi 6 Ekim 1973 günü başlayan bu savaş altı gün süren 1967 Savaşının
yarattığı kızgınlığın bir sonucuydu. 6 Gün Savaşında İsrail, topraklarını
yaklaşık dört kat genişletmişti. Golan Tepeleri Kudüs'ün tümü, Batı Şeria,
Sina Yarımadası ve Gazze İsrail'in eline geçmişti.
1970 yılında Nasır'ın ölmesi ile yerine geçen Enver Sedat, 1967 yılında
İsrail'e kaptırılan toprakların geri alınması için, bir Arap karşı
saldırısı üzerinde durmaya başladı. 6 Ekim 1973'te başlayan savaşın,
Müslümanların kutsal ayı olan Ramazan ve Yahudilerin kutsal ayı olan Yom
Kippur'a denk gelmesi, bu savaşın aynı zamanda Ramazan Savaşı olarak
anılmasına neden oldu. Sözkonusu olan tarihte, Suriye ve Mısır birlikleri
bir sürpriz saldırıda bulundular. İsrail birlikleri Sina yarımadasından ve
Golan Tepeleri'nden çekilmeye zorlandı. Bu savaşta ilk kez Araplar
İsrail'e saldırıda bulunacak güç buldular, aynı zamanda güçlerine
güvenmeye başladılar. Savaşın Arapların lehinde olduğunu gören öteki Arap
devletleri de savaşa katıldılar. İki büyük güç de bu savaşta dolaylı
olarak yerlerini almışlar, ABD İsrail'e Sovyetler Birliği Arap
devletlerine silah göndermekteydi. Ancak, savaşın gidişatı böyle olmadı.
Savaşın ikinci haftasında, İsrail karşı saldırıda bulunarak, Golan
Tepeleri'ni geri aldı ve Sina Yarımadası'ndan geri çektiği askerleri,
tekrar geriye gönderdi.
Savaşın etkisi iki büyük devlet arasındaki çekişmeye yansıması, Doğu-Batı
çatışma olasılığını ortaya çıkardı. Bunun üzerine harekete geçen BM
Güvenlik Konseyi bir ateşkesin sağlanmasına karar verdi. Ancak bu karar
yürümedi. Sovyetler Birliği'nin, ABD-Sovyetler Birliği kuvvetlerinin
bölgeye gönderilmesini öngören önerisi, ABD tarafından reddedildi. Daha
sonra, Sovyetler Birliği, tek başına asker göndereceğine ilişkin açıklama
yapınca, iki güç arasındaki gerilim bir hayli arttı. Fakat, araya
Bağlantısızlar grubunun girmesi ile, bunların ortaya attıkları BM Barış
Gücü askerlerinin çatışanların arasına girmesi önerisi kabul edildi.
Savaş sona erdiğinde, tarafların kayıpları (hiç olmazsa manevi kayıp) çok
fazla, aradaki askeri denge değişmiş, bir çok ülke değişik devletler
tarafından silahlandırılmıştır. Suriye, Sovyetler Birliği yapımı olan T-62
tanklarına sahip olmuş, uçaklarına uçak filoları eklemiştir. İsrail ordusu
da ABD tarafından güçlendirilmiştir.
18 Ocak 1974'te İsrail-Mısır arasında barış antlaşması imzalandı. Antlaşma
gereğince, Mısır Suveyş Kanalı'nın doğu yakasındaki güçlerini azaltacak,
buna karşılık İsrail de Sina'da Milta ve Gidi geçitlerinin batısına
çekilecekti. Bu antlaşma 4 Eylül 1975 tarihinde imzalanan ikinci bir
antlaşma ile tamamlandı. 31 Mart 1974 tarihinde ise, Suriye ve İsrail
arasında, her iki tarafın kuvvetlerinin bir Birleşmiş Milletler tampon
bölgesi ile ayrılması ve savaş tutsaklarının değiştirilmesi kararlarını da
içeren bir ateşkes antlaşması imzalandı.
Ramazan Savaşı'nın en önemli sonucu, petrole sahip Arap ülkelerinin,
petrol fiyatlarına yaptıkları müdahale ile üçüncü ülkelere karşı bir tür
ambargonun koyulmasıdır.
Rapollo Antlaşması, 1922
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği ve Almanya arasında imzalanan
dostluk antlaşması. Savaşın sonunda yapılan antlaşmalar, iki savaş arası
dönemin özelliklerine bir ölçüde biçim verdi. Almanya'ya imzalattırılan
Versay Antlaşması, Almanya'ya ağır yükler verdi. Almanya, yapılan
konferans ve toplantılarda hep ikinci sınıf devlet uygulamasını görüyordu.
Fransa, Almanya'dan fizik garantiler peşinde koşuyor tamirat borcunda
ısrar ediyor ve en önemlisi, dış politikada Almanya'yı "çevreleme
politikası" uyguluyordu. Diğer taraftan da, 1917 sonrasında, Sovyetlerin
Fransa ile ilişkileri iyi değildi. İç savaş sırasında Bolşeviklere karşı
mücadele eden kesimleri destekleyen Fransa, savaş sonrası da bunun
tutumunu değiştirmedi. Buna karşılık olarak da, Sovyetler Birliği,
İngiltere ve Fransa'nın sömürgelerinde ortaya çıkan başkaldırıları teşvik
ediyor ve destekliyordu. 1922 yılında da Cenevre'de yapılan konferansta,
İngiltere ve Fransa'nın, Çarlık döneminden kalan borçların ödenmesi
isteğini Sovyetler reddettiler. Böylece ortak düşmana karşı, Sovyetler ve
Almanya arasındabir yakınlaşma başladı. Bunun sonucu olarak da 16 Nisan
1922 tarihinde Cenevre yakınlarında bulunan Rapollo'da Alman-Sovyetler
Birliği Rapollo Dostluk Antlaşması imzalandı. Buna göre, iki ülke arasında
diplomatik ilişkiler kuruluyor, Almanya yeni Sovyet rejimini tanıyordu.
Birbirlerine yönelik her türlü iddiadan vazgeçtiklerini ve sıkı bir
ekonomik işbirliğine gireceklerini belirtiyorlardı. Bu antlaşma ile
birlikte Versay düzenine karşı ilk başkaldırı ortaya çıkmış olmaktaydı.
Yani iki devlet, revizyonist bir politika sürdürdüler. Bu yakınlaşma
bununla kalmayarak, 1926 yılında yapılan Berlin Antlaşması'na göre,
taraflardan biri saldırıya uğrarsa, öteki devlet tam yansızlık politikası
izleyecekti. Bu yakınlaşma, 1939 yılında tekrarlanmak üzere, Hitler'in
1933 yılında iktidara gelişine kadar sürecektir.
Reformasyon (dini reform)
15. ve 16. yüzyılın Avrupa insanında ortaya çıkan görüş değişikliği
sonucu, kilisenin devlet yönetiminden ayrı dinsel bir örgüt olarak
faaliyet göstermesine neden olacak olan dini reform.
Dini reform konusunda verilen mücadele, üç yönlü bir nitelik göstermiştir.
Mücadelenin değişik niteliklere sahip olması, Katolik kilisesine karşı
yapılan muhalefetin üç kaynaktan gelmiş olmasındandır. Bunlar, monarklar
ve zenginler, sade vatandaş ve kilise içinde bulunan misyonerler,
azizler'dir.
15. yüzyıla gelindiğinde Kilise, monarklar ve zenginlerde olan
saygınlığını yitirmeye başlamıştı. Monarklar ve zenginler, kilisenin
manevi sınırlandırmalarına, genel hükümranlığına, koyduğu vergilere karşı
çıkmaya başlamış, gücüne itibar etmemeye başlamışlardı. Bunun sonucu
olarak da, monark ve zenginlerin reformasyonu, dinin başı olarak Papa'nın
değil monarkın (devletin) geçmesi biçimini aldı, ve bunun üzerine her
yerde ulusal kiliseler kurulmaya başlandı. Bohemya, Kuzey Almanya,
İngiltere, İskoçya, İsveç, Norveç, Danimarka monarkları, Roma kilisesinden
ayrıldılar ve kendi ulusal kiliselerini kurdular. Kilise'nin etkisi aynı
zamanda sade vatandaşta da azalmaya başlamıştı. Ancak sade vatandaşın
başkaldırısı monarktan farklı olarak, dini nitelikteydi. Onlar
karşılarında güçlü bir kilisenin bulunmasını istiyorlardı, ama bu gücün
diniöğretiye uygun olmasını istiyorlardı. Bunun sonucu olarak ta, sade
vatandaşın reformasyonu, Roma kilisesi ile olan bağlantının tekrar devam
etmesi ile sonuçlandı. Yapmak istedikleri, kilisenin otoritesine karşı,
kendi İncil'lerine sahip olmak, kendi kiliselerini buna uygun olarak
yönetmekti. Bu hareketin tipik örneği, Martin Luther'in Alman
Protestanlığıdır. Büyük taraflar toplayan Protestanlık, gitgide yaşlı
kıtada yayılmaya başladı. Daha sonra, bir grup Protestan prens ve kent
-devletleri biraraya gelerek Katolik Kuutsal Roma imparatoruna karşı, 1546
yılında savaş başlattılar. 1555 yılında yapılan Augsburg Barışı ile
Protestanlık, devlet tarafından resmen tanındı.
Kilisenin içinde bulunan misyonerler ve azizler'in başlattıkları reform
hareketinin amacı, Kilise'yi doğru yola çekerek onun gücünü arttırmaktı.
Bu hareketin en önemli temsilcisi, İspanyol Loyala'lı Aziz İngatius'tur.
İngatius, 1538'de "İsa'nın Toplumu" adıyla bir tarikat kurdu. Ve bunlara
halk tarafından "Cizvitler" (jesuits) denmeye başlandı. Bunlar daha çok
misyonerlik faaliyetleri ile uğraşıyorlardı. Ancak bunların en büyük
başarısı eğitim alanındadır. Bunlar Katolik Kilisesi'nin itibarını yeniden
kazandırmak için çalışmışlardır.
Reformasyon'unun en önemli sonucu, 15 ve 16. yüzyılda Kilisesinin ya da
dini otoritenin hemen hemen bugünkü biçimini alması ve laikliğe giden
kapının açılmasıdır.
Roma Antlaşmaları, 1957
Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile Avrupa Atom Birliği'nin (EURATOM)
kuran 25 Mart 1957 tarihli Roma antlaşmaları. Bu antlaşmalar, Avrupa'nın
ekonomik ve siyasal birlik kurma çabalarının bir sonucudur. 1945'i izleyen
yıllarda Avrupa devletlerinin çoğu, karşılaştıkları ekonomik ve siyasal
sorunların yalnızca ulusal bir çerçevede halledilemeyeceğini, bir tür
uluslararası ya da uluslarüstü yetkilerle donatılmış bir kuruluşun
kurulmasından yanaydılar. İşte,Avrupa devletleri aralarındaki
koordinasyonu sağlamak için, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü'nü (Nisan
1948), daha sonra bunu yetersiz görerek, Avrupa Kömür ve Çelik Birliğini
kurdular (C.E.C.A). Avrupa'nın uluslarüstü bir ekonomik bütünleşmeye
gitmesi konusunda yeni bir girişim Hollanda Dışişleri Bakanı Johan Willem
Beyen'den geldi. Beyen, bu konuda 1953 yılında bir plan sundu. Buna
"Benelux Memorandumu" adı verilmektedir. Temmuz 1955'te Federal Almanya,
Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg'un katıldığı Messina
toplantısı yapıldı. Bu toplantıda, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile
Avrupa Atom Birliği'nin (EURATOM) dayanacağı genel ilkeler saptandı ve
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (CECA) gibi bir ortak pazarı, ekonominin
bütün alanlarına yayma kararı aldılar. Kurulacak topluluğun yöntemlerini
saptamak için hükümetlerarası bir komite kuruldu. Bu kurulun hazırladığı
"Spaak Raporu" (Eski Belçika Başkanı Paul Henry Spaak'ın adıyla
anılmaktadır) 1956 yılının Nisan ayında hükümetlere sunuldu. Bütünleşme
konusunda atacakları ilk adım gümrük duvarlarının kaldırılmasıydı. Böylece
hazırlanan antlaşmalar, 25 Mart 1957 tarihinde Roma'da imzalanarak, Avrupa
Ekonomik Topluluğu olarak 1 Ocak 1958 tarihinde yürürleğe girdi.
İngiltere, İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwealth) ile özel ilişkilerini
dikkate alarak, AET ve girmedi. Ancak daha sonra, İsveç, Norveç,
Danimarka, Avusturya, Portekiz ve İsviçre ile kurduğu EFTA (European Free
Trade Area) cılız kalınca AET'ye girme yollarını aramaya başladı ve 1973
yılında üye oldu.
Rönesans
"Yeniden doğuş" anlamına gelen bir süreçtir. 15. yüzyılda başlayan bir
süreç, aynı yüzyıl içinde bütün Avrupa'ya yayıldı. Bu yenilikte, Roma ve
Grek başarılarının yeniden cezalandırılması istemi vardır. Rönesans şu
temel anlayışlara dayanıyordu. 1)Yeryüzü ilgi çekici ve araştırılmaya
değer bir yerdir, 2)İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde
edebilir, 3)İnsanın sürekli faal olması şerefli birşeydir ve 4)Gerçek
güzeldir. Bu anlayışlara bağlı olarak da yaşadığımız dünya o kadar ilgi
çekici bir yerdir ki, başka dünyaları düşünmenin hiçbir anlamı yoktur
anlayışı hakimdir.
Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlardır. Bunlar
en karlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan
sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar.
Rönesans; Floransa, Venedik, İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi küçük
kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik