masonluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
masonluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2007 Cuma

AKP'de "Masonik simge" tartışması

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında önceki akşam yapılan AKP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, yeni genel merkez binasının üstüne yerleştirilen ve "Masonik simge" eleştirilerine neden olan motifle ilgili tartışma yaşandı

Erdoğan MYK üyelerine, iki karenin asimetrik şekilde içiçe geçmesiyle oluşturulan 10 simgenin Selçuklu mimarisi olduğunu söyledi. MYK'nın basına kapalı bölümünde, yeni genel merkez binası ile ilgili tartışmalar gündeme geldi. Bu ay sonunda yeni binaya taşınacak şekilde çalışmaların yapıldığını belirten Erdoğan, şu anda kullandıkları binayı da boşaltmayacaklarını söyledi.

Binayı "siyaset akademisi" haline getireceklerini söyleyen Erdoğan, burada farklı bir yapılanmaya gideceklerini de ifade etti. Erdoğan, binanın girişinde bulunan simgeyle ilgili tartışmalara da değinerek "Yıldız biçiminde gözüken motifler Selçuklu mimarisini temsil ediyor. Ankara'da Selçuklu mimarisini temsil eden bir eser yoktu. Anadolu'da farklı illerde var. Başkent de böylece, Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan bir esere kavuştu" dedi. Bazı üyeler ise motifi "Süleyman mührü" olarak nitelendirdi.

milliyet

31 Mart 2007 Cumartesi

10 soruda Türk masonluk tarihi

Üstad-ı Azam Celil Layiktez’in açıklamaları masonları bir kere daha kamuoyunun gündemine oturttu. Oysa bu konuda bilinmeyen öyle çok şey var ki... Mesela Atatürk’ün mason olup olmadığı…

Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar ( Amc.. Ağızlılar koydukları ve sık sık yazdıkları isme bak.. Sorunları var tabi ib..lerin ) Locası Üstad-ı Azamı Celil Layiktez’in gazetelere yansıyan beyanatı, dikkatleri yakın tarihin karanlık sayfalarına yöneltti. Layiktez’e göre Masonların, Selanik’ten İstanbul’a yürüyen Hareket Ordusu’nun harekátında önemli bir payı bulunuyor. Hatta Abdülhamid’i tahttan indirme kararını tebliğe gönderilen 5 kişinin tamamı Masondu (biz 4 kişi diye biliyorduk).

Masonluk kapalı bir kutu. Belgeler neredeyse yok gibi. Masonluğun Türkiye serüvenini inşa etmek için pek çok parçayı itinayla toplamanız gerekiyor.

Bu yazıda Masonlukla ilgili bazı soruları kısaca cevaplandırmaya çalışacağım. (Kuşkusuz bilgilerimizin hemen tamamen Mason kaynaklarına dayandığı unutulmamalıdır, zaten başka türlüsü de mümkün değildir.)

1. Türkiye’de ilk Mason teşkilatı ne zaman, nasıl kuruldu ve kapatıldı?

Osmanlı Devleti sınırları içinde ilk Mason locası, Lale Devri’nin zevk çılgınlığı içerisinde kurulmuştur. 1721 yılında Galata’da, Arap Camii civarında açılan loca, 1748’de I. Mahmud tarafından kapattırılmış ve Masonluk yasaklanmıştır.

2. Bilinen ilk Türk Masonu kimdir?

Paris’e giden ilk Osmanlı Büyükelçisi Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin oğlu Said Çelebi, kayıtlarda adı geçen ilk Türk Masonudur. Sadrazamlığa kadar yükselmiştir. İlginç olan nokta, ilk Türk matbaasının kurucusu olan İbrahim Müteferrika’nın adının da Mason olarak geçmesidir.

3. Osmanlı Devleti’nde Masonlukla ilgili bulunan ilk belge hangisidir?

Andrea Rizopoulos’un Fener Rum Patrikhanesi Arşivi’nde bulduğu bir belge, Fransız Masonlarına ait bir ayin metni olup Rumcaya yapılan bir çeviridir ve 1747 tarihini taşımaktadır.

4. Yeniçerilikle Masonluk arasında herhangi bir bağlantı var mıydı?

Yeniçeri Ocağı mensupları, Hacı Bektaş Veli’yi pir sayar ve Bektaşi olduklarını iddia ederlerdi. (Gerçi Mevlevi Yeniçerilere rastlamak da mümkündü.) Bektaşilerin, dini konuları biraz geniş yorumladıkları malum. İşte 1826’da II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırırken, onun dışarıdaki uzantısı ve üssü olarak bilinen Bektaşi tekkelerini kapattırıp Nakşilere devrederken, bir süredir yeniden palazlanan Mason localarının faaliyetleri göze batmış, bu yüzden bir tür Bektaşi kabul edilerek kapatılmışlar, mensupları ise sürgüne gönderilmiştir. Böylece Mason localarını kapatan ikinci padişahın adı da garip bir tesadüfle Mahmud olmuştur.

5.Tanzimat bir Mason darbesi miydi?

Özellikle sağ kesimde Tanzimat’ın bir Mason hareketi olduğu tezi, yaygındır. Buna en güçlü kanıt olarak Tanzimat’ı ilan ettiren Sadrazam Mustafa Reşid Paşa’nın Masonluğunu gösterirler. Elimizde bunu kanıtlayacak somut bir belge bulunmamaktadır. Ancak onun döneminde Mason teşkilatlarına göz kırpıldığını ve 1839’dan sonra verdiği gayri resmi izinle Masonluğun Türkiye’de gelişmeye başladığı inkár olunamaz. Bu süreç, 1854-56 Kırım Harbi yıllarında doruğuna ulaşacaktır. Sonuç olarak Tanzimat’ın bir Mason darbesi olduğu söylenemese de, Masonluğun Türkiye’deki modern tarihinin başlangıcı olduğu gerçektir.

6. V. Murad Mason muydu?

Masonlara göre, evet. Masonluğa girdiği yer: Kadıköy. Tarih: 20 Ekim 1872. Abdülmecid’in Murad dışında iki oğlu, Nureddin ve Kemaleddin de aynı törenle Masonluğa girmişlerdi. Kaldı ki, Abdülhamid’in Çırağan Sarayı’na kapattırdığı V. Murad’ı kaçırmak için Masonlar tarafından iki teşebbüs yapılmıştır. Birincisi Ali Suavi tarafından (20 Mayıs 1878’de başarısızlıkla sonuçlanmış), ikincisi Skalyeri-Aziz Bey Komitesi tarafından (24 Haziran 1878’de ortaya çıkarılmıştır).

7. Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve öldürülmesi bir Mason operasyonu muydu?

Abdülaziz döneminde Masonlar, Abdülmecid dönemindeki rahat çalışma ortamını bulamamışlardı. Onları sıkı bir takibe aldıran Abdülaziz, göz açtırmıyordu. Bu yüzden Mithat Paşa, Ziya Paşa gibi Masonlar tarafından kurulan ve yönetilen bir cunta eliyle 1876 Mayıs’ında tahttan indirilmiş ve birkaç gün sonra Feriye Sarayı’nda ölü bulunmuştu. Bileklerini keserek intihar ettiği söylendi ama Masonlar dahil kimse bu yalana inanmadı, isteyen Celil Layiktez’in makalesinde suicide, ‘intihar’ kelimesinin yanındaki soru işaretine (?) bakabilir. Amaç, Mason yapılan V. Murad’ı yeniden tahta çıkarmaktı.

8. II. Abdülhamid Masonlarla nasıl mücadele etti?

II. Abdülhamid işe Mithat Paşa’yı sürgüne göndermekle başladı ve iktidarı Mason hakimiyetinden kurtarmayı başardı. Hatta bu yüzden Proodos Locası Üstad-ı Muhteremi Kleanti Skalyeri tarafından öldürülmek istendi. Masonları, sıkı kontrol altına alan Abdülhamid, Masonluğun ne olduğunu, amaçlarını ve güçlerini gayet iyi biliyordu ve bu yüzden körü körüne üzerlerine gitmedi. Daha incelikli bir siyaset takip ederek kontrolü altında aldı. Zaman zaman gizli localara baskınlar düzenletip belgelerini ele geçirtmekle birlikte İstanbul’daki İngiliz locasına cömert bağışlarda bulunduğu da biliniyor. Amacı, Avrupa’da kralları ve parlamentoları nüfuzu altına almış bulunan Masonluğu kışkırtmadan kendi istediği yönde kullanmaktı. Hatta yerli bir Mason locası kurup başına geçmek istediği yolunda bir rivayet Mason çevrelerinde yaygındır. Aslında yapmak istediği, Masonları kullanmaktı. Tabii bu, Masonluk için affedilmez bir suç demekti. Cezası da aynı şekilde ağır olacaktı.

9. Hareket Ordusu bir Mason organizasyonu muydu?

Masonluğun Jön Türk devrimine hizmeti gizli saklı bir konu değil. 1901-1908 arasında Makedonya locasında Masonluğa kabul edilen 188 kişiden 23’ünün 2. ve 3. orduya mensup Osmanlı subayları olduğunu biliyoruz. Hareket Ordusu’nun bir kısım subaylarının ve Talat, Manyasizade Refik ve Cavid Beyler gibi İttihatçı önderlerin Masonlukları gerçek olmakla birlikte, mesele Masonlar tarafından kast-ı mahsusla abartılıyor. Sebebi ise basit: Modern Türkiye’nin doğuşu sayılan Jön Türk iktidarını sahiplenmekle bu ülkenin gerçek kurucularının kendileri olduğu mesajını vermiş oluyorlar. Masonlar, İttihatçıların 1910’dan sonra dizginleri ellerine alma çabaları karşısında bu defa onların da aleyhine dönecek ve Osmanlı’nın parçalanmasına yöneleceklerdir.

10. Atatürk Mason muydu?

Bu soruyu sorduk ama görüyorsunuz yerimiz tükendi. Üstelik kısaca cevaplanamayacak kadar önemli bir soru bu. Bu yüzden cevabını gelecek hafta vereceğiz.

Salih Mercan - Star

25 Mart 2007 Pazar

Illuminati'nin Temelini Oluşturan Tapınak Şövalyeleri

Illuminati şebekesinin fikri altyapısını oluşturan Tapınak Şövalyeleri orijinal adıyla "Tampliye Tarikatı" Haçlı seferleri sonrasında Kudüs'te kuruldu. Bu adı almalarının sebebi ise iddia edildiğine göre Kudüs kralının Süleyman mabedinin bulunduğunu ileri sürdükleri bölgeyi koruma görevini kendilerine vermesiymiş. Masonluğun da temel fikriyatını geliştiren Tapınak Şövalyeleri muhtelif adlarla varlığını sürdürmüştür. Bugün bu hareketin en çok tanınan kolu ise Sion Birliği'dir.

Sadece masonluğun değil siyonizm ideolojisinin fikriyatının geliştirilmesinde de rolleri olduğu bilinen Tapınak Şövalyeleri kısa zamanda büyük servetler elde etmişlerdir. Batı'nın yalnızca en büyük askeri gücü olmakla kalmayıp aynı zamanda en önemli tüccarları arasında ilk sıralarda yer aldılar. Tapınak Şövalyeleri hareketi bugünkü masonlar gibi gizliliğe büyük önem verirlerdi. İlginçtir ki Batı'ya ait olduğu sanılan bu örgütün mensupları Hz. İsa'yı yalancı peygamber olarak tanımlıyorlardı. ve hakaret etmeyi bir görev addediyorlardı. Bunun sebebi ise asıl fikir babalarının ve organizatörlerinin yahudi kökenli olmasıydı.

Bir ara siyasi otoritelerinin zayıflaması sebebiyle hıristiyanların dini değerlerine hakaret ve saldırı suçlamalarıyla yargı önüne çıkarıldılar ve bazıları ölüme mahkum edildiler. Ama daha sonra saklanmayı yani yer altına çekilmeyi başararak varlıklarını sürdürdüler.

Birçok araştırmacının ortak tespitine göre masonluk hareketinin temelini de bu Tapınak Şövalyeleri hareketi oluşturur. Her iki hareketin aynı simgeleri kullanmaları bu yöndeki kanaati desteklemektedir. Ayrıca Tapınak Şövalyeleri'nin hıristiyanların dini değerlerine hakaretten dolayı yargılanmalarından sonra yer altına girmelerinin ardından masonluk örgütleriyle ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Bu kanaati destekleyen muhtelif tarihi belgeler ve bilgiler de bulunmaktadır. Fakat mason kardeşler adıyla yeniden örgütlenirken biraz daha tedbirli hareket etmeyi tercih etmişlerdir. Bu kez hıristiyanların dini değerlerini aşağılayıcı tutum içine girmektense onları çok rahatsız etmeyecek hatta onların da kabul edebilecekleri bir fikri altyapı oluşturmaya özen göstermişlerdir. Ayrıca masonlukta gizliliğe önem vermiş, kendilerini çok fazla açığa vurmaktan sürekli kaçınmışlardır. -alıntı-

Masonluk

Yaklaşık olarak yüz elli yıldan bu yana, mason tarihçiler geleneksel tarihlerini çeşitli yöntemlerle araştırma çabasındadırlar ve 1717 yılında İngiltere Büyük Locasının kuruluşundan önceki dönemlere ilişkin, belgelere dayanan gerçek kanıtların taramasına girişmişlerdir. Diğer taraftan, bu tür bilimsel sayılabilecek araştırma ve yayınlara karşın, gizemci ya da romantik diye tanımlayabileceğimiz bazı mason araştırmacıların işleri daha da karıştıran yayınları da süregelmektedir.

Bu durumda, düşünsel masonluğun tarihine iki temel yaklaşımın bulunduğunu ileri sürebiliriz; doğrulanabilir olgu ve belgelere dayanan bilimsel (ya da otantik) yaklaşım ve masonluğu gizemci gelenekler çerçevesine oturtmaya çalışan, ritüelik öyküler ve simgeler aracılığı ile çeşitli ezoterik (içrek) geleneklere bağlamaya çalışan romantik yaklaşım. Sorunları daha da karıştıran bir yön de, her iki ana yaklaşımın kendi içlerinde de çeşitli fikir ayrılıkları içermesidir.

Ritüelde Tarih

Masonlar, masonluk tarihine ilişkin temel bilgilerini doğrudan kendi ritüellerinden edinirler. Çeşitli törenler sırasında, Kudüs'te Süleyman Tapınağının yapımını, orada çalışan çırak ve kalfa duvarcıları, onların başındaki usta Hiram'ı, mason gizlerini açığa vermek istemeyen Hiram'ın öldürülüş öyküsünü öğrenirler.

Ritüellerde ortaya konulan tarih, masonluğun Hz. Süleyman zamanında (İÖ 950) varolduğu ve o günlerden beri yaşayan bir sistem olarak süregeldiği biçimindedir. Oysa, ritüellerin amacı tarihsel gerçekleri ortaya koymak değil, masonluğun ilke ve öğretilerinin aktarıldığı dramatik bir öykü sunmaktır.

Anderson Yasaları

Resmi anlamda ilk mason tarihi, 1723 yılında James Anderson'un ilk Büyük Loca için kaleme aldığı "Temel Yasa"nın bir bölümü olarak yazılmıştır. Anderson'un çalışması, cennet bahçesindeki Hz. Adem'den başlayarak, 1717 İngiltere Büyük Locasının kuruluşuna kadar süren, geniş bir masonik söylenceden ibarettir.

Bu tarih yorumu nedeniyle Anderson sert eleştirilere uğramıştır. Ancak, onun bir tarihçi olmayıp, o dönemde yeni olarak düşünülebilecek bir kuruma onurlu bir geçmiş kazandırmaya uğraştığı anımsanırsa, bu eleştirilerin haksızlığı anlaşılır. Üstelik Anderson, özgün bir çalışma yaptığını da savunmamış, yalnızca Gotik duvarcı yasalarını yeniden düzenlediğini belirtmiştir.

1738 Yılında, Anderson Temel yasasının yeni bir baskısını hazırlar. Sınırsız düş gücünün egemen olduğu yeni bir tarih yorumu yaparak, İngiliz masonluğunun 10. yüzyıldan 1717 yılına kadar ayrıntılı bir tarihini verir. Kral Edwin'in 926 yılında York kentinde düzenlediği büyük toplantıyı Büyük Locanın ilk bir araya gelişi olarak ileri sürer. Ve bu toplantıların düzenli bir biçimde 1700'lere kadar yapıldığını savunur. Mimarları ve inşaat mesleğini uygulayanları korumuş olan tüm İngiliz soylularını ve bilinen tarihi kişileri büyük üstat olarak listesine alır.

İlk baskıda hak ettiği hoş görüyü, ikinci baskıda yer alan ayrıntılı ancak kanıtlanması olanaksız savlar nedeniyle yitirir. Üstelik Anderson'un Eylemsel masonlukla Düşünsel masonluk arasında hiç ayrım yapmamış olması da önemli bir eksikliktir. Anderson'un yapıtı Büyük Loca adına yazıldığı için, sonraları neredeyse kutsal bir niteliğe ulaşmış, içerdiği tarih yorumu uzun süre tartışılmamış, masonların kendi tarih anlayışlarını derinden etkilemiştir.

Tarihsel Kanıtların Peşinde

Anderson'un eylemsel-düşünsel masonluk ayrımını hiç yapmamış olması, bilimsel yaklaşıma bağlı tarih araştırmacılarını huzursuz ederek, bu resmi tarih yorumunu eleştirmeye yöneltmiş ve eylemsel masonluk ile düşünsel masonluk arasında doğrudan bir bağlantı kurma arzusunu yükseltmiştir.

Gün ışığına çıkan her kanıt kırıntısı bile dikkatle incelenmiş, araştırma alanları mimari kayıtlardan eski lonca defterlerine kadar genişletilmiştir. Amaç aşikârdır: eylemsel masonluktan düşünsel masonluğa dönüşümün kanıtlanması gerekmektedir. Gerçekten de, araştırmacılar İskoçya'daki eylemsel mason localarının ilginç özellikler gösterdiğini kanıtlamışlardır.

Bu localar coğrafi olarak birbirinden ayrı birimler biçiminde düzenlenmişler ve ülkedeki tüm inşaat işlerini sürdürüp denetlemişlerdi. İskoç eylemsel masonluğunda, bir başka locanın bölgesine geçen inşaatçıların kendilerini tanıtabilmek için, çeşitli gizli parola ve işaretleri kullandıkları da belirlenmiştir. Bu durum, farklı locaların, en azından bu tanıtım işaretlerini ve parolaları saptamak için bir araya geldiklerini, bu buluşmaların da locaları birleştiren bir örgütlenmenin ilk adımı olduğu düşünülebilir.

Öte yandan, araştırmalar, İskoçya'daki sözkonusu eylemsel locaların 16. ve 17. yüzyıllarda, inşaat mesleğinden olmayan kişileri de "kabul edilmiş" (accepted) ya da "centilmen" mason niteliğiyle aralarına üye olarak aldıklarının sarsılmaz kanıtlarını ortaya koymuştur. Üstelik, 17. yüzyılın sonlarına doğru bazı localarda kabul edilmiş üyeler çoğunluğu ele geçirmişler ve bu değişimi gösteren localar tümüyle düşünsel bir nitelik kazanmışlardır. Tüm bu kanıtların bir araya getirilmesiyle, eylemsel masonluktan düşünsel masonluğa kademeli geçiş kuramının, en azından İskoçya için, doğrulandığı söylenebilir.

İngiltere Masonlarının Yorumu

İskoçya'da belirlenen bu eylemselden düşünsele geçiş kanıtları karşısında, İngiltere masonluğunun savunusu oldukça ilginçtir. Onlara göre, yapılan araştırmalar İngiltere'de tam anlamıyla gelişmiş eylemsel locaların bulunmadığını göstermektedir. Ortaçağ'da İngiliz duvarcıların örgütlenmesi, alet ve takımların saklandığı ve dinlenme zamanlarının geçirildiği basit bir barakadan ibarettir ve bunun ötesinde önemli bir gelişme göstermemiştir.

1600 Yıllarında, İngiliz lonca sistemi zaten çökmüş durumdadır. Ne yöresel düzende örgütlenmeler, ne de gizli tanıtım işaretleri saptanabilmiştir. Hele eylemselden düşünsele geçiş dönemini belirleyen karma localara yönelik hiçbir ipucu yoktur. Kısacası, söz konusu geçiş ya da dönüşüm kuramı İngiltere için pek geçerli görülmemektedir.

Bu durumda, İngiliz mason kuramcılar, kabul edilmiş masonluğun hiç bir eylemsel öncüle bağlı olmadan İngiltere'de kendiliğinden yepyeni bir kurum olarak doğduğunu ileri sürmekten kaçınmamışlardır. Kanıtlanması pek olası olmayan bu savın yanı sıra, düşünsel masonluğun İskoçya'dan İngiltere'ye geçmiş olabileceği tezini de, geleneksel ulusçulukları ile yadsımaktadırlar. Özetle İngiliz mason tarihçilerin bir bölümüne göre, bugünkü masonluk İngiltere'den, hiç bir önceliği olmaksızın ve hiçbir başka ulustan etkilenmeksizin, kaynaklanmıştır.

İngiliz Adaları Dışında Eylemsel Masonlar

Zamanla, düşünsel masonluğun doğrudan kaynağı olabilecek duvarcı örgütlerinin İngiliz Adalarının dışında varolabileceği tartışılmış ve derinlemesine bir araştırmaya yönelinmiştir.

a) Roma İmparatorluğu

Öncelikle, Roma'nın "Collegia Fabrorum"ları, yani meslek örgütleri ele alınmıştır. Çoğu zaman, "Collegia" sözcüğüne gizemci ve düşünsel kült anlamları yakıştırılmaya çalışıldığı olmuştur. Oysa, Collegia'lar Roma'nın, varlıkları en eski çağlara kadar uzanan esnaf ve zanaatkâr dernekleridir. Bunlar arasında özellikle "Magistri Comacini" (Como Ustaları) 7. ve 8. yüzyıllarda tüm Orta Avrupa'ya yayılmış bir inşaatçı topluluğudur. Bu örgütün en önemli iki niteliği; kendi içinde bir derecelenme sistemi uygulaması ve üyeler arasında sıkı bir kardeşlik bağının kurulmuş olmasıdır. Roma mimari anlayışını Avrupa'ya yayan bu topluluk, Gotik mimarinin geliştiği 10. yüzyılda etkisini yitirmiştir.

Daha sonraki dönemlerde, Orta Avrupa lonca sisteminde ve mimar-duvarcı-taş yontucu mesleklerinin örgütlenmesinde Collegia'lardan esinlenilmiş olduğu düşünülebilir. Anadolu'daki Ahi lonca örgütlenmesinde, Bizans yoluyla aktarılan Roma Collegia'larının etkisinin olup olmadığı ayrı bir inceleme konusu olabilir.

b) Manastırlar

Yaklaşık olarak 8 yüzyılla 12. yüzyıllar arası Avrupa'da, inşaatçılık çalışmaları manastırların çatısı altında sürdürülmüştür. Eylemsel masonluğun en parlak dönemini yaşamasını sağlayan Gotik mimari stili de manastırlarda ortaya çıkmıştır. Muhteşem Gotik katedralleri inşa eden masonlar, manastırlarda oldukça huzurlu bir yaşam ve çalışma olanakları bulmuşlardır. Roma Kilisesinin manastırlar üzerinde giderek artan baskıcı denetimi ve Gotik mimarinin etkisini yitirmesi üzerine, bu masonlar zamanla manastırlardan bağımsızlaşmışlar ve Collegia'lardan örnek alarak kendi örgütlerini oluşturmuşlardır.

c) Fransız Compagnonage'ları - Alman Steinmetzen'leri

Ortaçağ sonrasında Fransa'da oluşturulan meslek birliklerine genel olarak "Compagnonage" denir. Sözlük anlamı "birliktelik" olan bu örgütler ekonomik kriz dönemlerinde meslektaşlar arası dayanışma oluşturmak ve güvence sağlamak amacındadırlar. Birer öncü sendika niteliğinde olan bu kuruluşlar, zamanına ne devletçe desteklenmişler ne de kilise tarafından korunmuşlardır. Duvarcılarla birlikte diğer meslek gruplarından kişileri de barındıran "Compagnonage" örgütlerinin amblemlerinde gönye ve pergel bulunması oldukça anlamlıdır.

Yine Ortaçağ sonrasında, bu kez Orta Avrupa'da, özellikle Almanya'da örgütlenen eylemsel masonlar "Steinmetzen" yani taş ustaları olarak adlandırılırlar. 12.yüzyıldan başlayarak, manastırlarla tüm bağlantılarını koparan duvarcı örgütleri, 13-17. yüzyıllar arasında tüm Avrupa'ya yayılmışlardır. "Steinmetzen"ler 14. yüzyılda Strasbourg kentini üs edinen bir merkezi örgütlenme oluşturmuşlar ve 1452 yılında da bir anayasa düzenlemişlerdir.

Ancak, hem Compagnonage'lar hem de Steinmetzen'ler üzerinde yapılan araştırmalar düşünsel nitelikte bir çalışmanın varolduğu hakkında herhangi bir kanıt ortaya çıkaramamıştır.

Eylemsel Masonlukla Dolaylı Bağlantı Kuramları

Otantik araştırma anlayışına bağlı bazı mason tarihçiler, duvarcı örgütleri ile düşünsel masonluk arasında doğrudan değil de, dolaylı ilişkiler olasılığı üzerinde durmaktadırlar. Bu yaklaşım, düşünsel masonluğun kurucularının zamanında açıkça uygulanması olanaksız eylem ve düşünülerini gizlemek amacıyla, kendilerine eylemsel bir örgüt görünümü verdikleri varsayımını irdelemektedir.

15. ve 16. yüzyıllar, siyaset ve dinin iç içe geçtiği ve fikir ayrılıklarının savaşlara bile yol açabildiği huzursuz bir dönemdir. Özellikle dinsel kurallara uymayan kişilere şiddetli yasal yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu kurama göre ilk düşünsel masonlar, devlet politikalarına ve dinsel uygulamaların katılığına karşı çıkan ve toplumsal gelişmenin sağlanması amacıyla çeşitli görüş ve inançta kişileri bir araya getirmek isteyen kişilerdir. Yaklaşımları devrimci bir nitelikte olmakla birlikte, geçerli dinsel yapıyı alaşağı etmeyi düşünmeden, vicdanların özgür kılındığı bir toplum düzenini kurmak arzusundadırlar.

Yine bu dolaylı etkilenme kuramı çerçevesinde, bir alternatif görüş de, masonluğun kaynağına düşünsel açıdan değil de, bir hayır kurumu niteliği açısından yaklaşmaktır. Bu varsayım, masonluğu 17. yüzyılda gelişen bir yardımlaşma örgütü olarak ele alır.

Diğer Örgütlerle Doğrudan Bağlantı Kuramları

Düşünsel masonluğun kaynağına ilişkin olarak geliştirilen diğer bazı kuramlar da, eylemsel masonluğun tümüyle dışında bulunan bir takım toplulukları ele almışlardır.

a) Gül-Haç Örgütü (Rozikrüsyen'ler)

Bu topluluk 16. yüzyılda Almanya'da ortaya çıkmıştır. Kurucusu, gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinemeyen Christian Rozenkreutz isimli bir kişidir. Bu örgüt 17. yüzyılda Fransa ve İngiltere'yi de kapsayan geniş bir alana yayılmayı başarmıştır. İlk bakışta hem localar, hem de dereceler açısından masonlukla büyük benzerlikler göstermektedir. Gül-Haç örgütü özünde gizemci bir topluluktur. Evrenin ve yaşamın gizlerini tümüyle gizemci bir yaklaşımla, hermetizm ve kabala gibi uygulamalarla tanımaya çalışmaktadırlar.

Masonluğun hemen her ritinde bulunan "Gül-Haç Şövalyesi" derecesi nedeniyle, düşünsel masonluğun Gül-Haçlardan kaynaklandığı sıkça ileri sürülmüştür. Öyle ki, İngiltere'deki ilk düşünsel masonlar arasından bazılarının aynı zamanda Gül-Haç örgütüne üye olduklarının bilinmesi, doğrudan bir bağlantının kanıtı olarak sunulmuştur. Bazı savlar masonluğun, Gül-Haç'ların İngiltere'deki şubesi olduğu noktasına kadar vardırılmıştır.

b) Tampliye'ler

Düşünsel masonluğun kaynağı olabilecek örgütler arasında belki de üzerinde en çok durulmuş ve tartışılmış olanı Tampliye'lerdir. Özellikle, bir çok mason ritinde bazı yüksek derecelerin adı olarak "Tampliye Şövalyesi" unvanının benimsenmiş olması dikkatleri bu örgüt üzerine çekmiştir.

Bir keşiş-şövalye tarikatı olan Tampliye'ler, 1118 yılında Kudüs'te kurulmuştur. Görünen amaçları, Hıristiyanların Kutsal Topraklar'da esenlik içinde yolculuk yapabilmelerini sağlamaktı. Bir adı da "İsa'nın Yoksul Askerleri" olan bu tarikat, Kudüs'te Süleyman Mabedinin yıkıntılarının bulunduğu bir bölgede yerleşmişti. Bu nedenle de, aynı zamanda "Tampliye" yani tapınak tarikatı adı ile tanındılar.

Tampliyeler, 1128 yılında toplanan Troy konsilinde, St. Bernard'ın girişimleri ile Roma Kilisesi tarafından onaylandı ve Papa'dan başka hiçbir otoriteye hesap vermeyecek bir statüye kavuştu. Tarikat kısa sürede tüm Avrupa'lı soylulardan ve dinsel kurumlardan parasal destek gördü ve hızla gelişti, hem üyelerinin sayısı, hem de mal varlığı arttı. Zamanla, bankerlik işlemlerine de başladılar. Para ve değerli malların para karşılığında bekçiliğini yapıyorlar, faiz karşılığı borç veriyorlar, Avrupa limanları ile Filistin arasında kredi mektubu, çek gibi işlemler uyguluyorlardı.

12. yüzyıl sonlarına doğru, topluluk tüm Avrupa'ya yayılmış, yaklaşık 30.000 üyesi bulunan ve inanılmaz bir mal varlığına sahip bir güç haline gelmişti. Tarikat tarafından, köprüler, yollar, katedraller ve şatolar inşa edilmişti. Tampliyeler artık Fransa ve İspanya krallarına bile borç verir duruma gelmişlerdi.

Doğu'da, Filistin'de Müslümanlarla ilişkilerini geliştirmişler ve özellikle Sünni otoriteye karşı çıkan Şii-batıni İslam tarikatleriyle (Lübnan'da Dürzi'ler ve Suriye'de Haşhaşi'ler) dostluk kurmuşlardı.

Ancak, önce Kudüs'ün sonra diğer Kutsal Toprakların tekrar Müslümanların eline geçmesi, Tampliyeler'in prestijini sarstı. Ellerinde bulundurdukları büyük maddi güç, Fransa kralı IV. Philip'i huzursuz etmekteydi. Nihayet, Avignon kentinde zorunlu olarak ikamet etmekte olan V. Clement, Philip'in politik baskılarına dayanamayarak, Tampliye tarikatının düzmece suçlamalarla yargılanmasına karar verdi.

1309 Yılında, Fransa'da bulunan şövalyeler Büyük Üstatları Jacques de Molay ile birlikte tutuklandılar. Suçlamalar, dinden çıkarak şeytana ve puta tapma ile sapık cinsel ilişkilerdi. Bir çok şövalye engizisyonun işkenceleri ile can verdi. Suçlarını itiraf etmeyen Büyük Üstat Jacques de Molay ile iki önde gelen şövalye 1314'te Paris'te yakılarak öldürüldü. Tarikat Papa tarafından kapatıldı ve tüm taşınmaz malları Hospitallier tarikatına devredildi. Tüm nakit varlıklar da Fransa kralının kasasına aktarıldı.

Bazı kaynakların ileri sürdüğüne göre, 1309 yılındaki tutuklamadan kaçan kimi şövalyeler İskoçya'ya kaçmıştı. Burada bulunan yerel Tampliye örgütüne sığınan bu kaçaklar, İskoç kralı Robert Bruce'ün ordusuna katılarak 1314 yılında İskoçya-İngiltere savaşına katılmışlar ve daha sonra da Heredom yakınlarında bulunan Kilwinnig isimli bir eylemsel mason locasına girmişler. Kesin olarak kanıtlanamayan bu savlara göre, Tampliyeler daha 14. yüzyıl başlarında, ilk kabul edilmiş masonlar olmuşlar. Aynı görüş, Avrupa'nın diğer ülkelerinde bulunan Tampliyeler'in de çeşitli localara katıldıkları biçiminde yinelenmiştir.

Tampliyeler en güçlü oldukları dönemlerde, Avrupa'nın hemen her yerinde çeşitli loncalar ve meslek dernekleri ile yakın ilişkiler kurmuşlardı. Tarikatın her şubesinde, önde gelenler arasında bir "Magister Carpentarus" bulunurdu ki bunlar gerçek mimarlardı. Tarikat özellikle Paris'te çok güçlüydü. Kentin yaklaşık üçte biri tarikatın denetiminde ve kralın yargılaması dışındaydı. Tampliyeler'e bağlanan meslek kuruluşları özgür dernekler olarak kabul ediliyorlar ve kraliyet yargıçlarının yetkilerinin dışında kalıyorlardı. Böylece haraç, angarya, göz altı gibi yaptırımlardan kurtulan tüm bu meslek sahipleri tarikatın kurallarına göre yaşıyorlardı.

Tampliyeler'in 1314 yılına kadar olan tarihleri sağlam belgelere ve kanıtlara dayanmaktadır. Ancak, mason localarına katıldıklarına dair tutarlı kanıtlar bulunamamıştır. Yalnızca, "Rite de Bouillon" adı verilen bir 18. yüzyıl yazmasında, düşünsel masonluğun Tampliyeler'den kaynaklandığını belirten bir ritüel saptanmıştır. Aslında, bir adı da "Eski İskoç Riti" olan Bouillon riti Andrew Michael Ramsay tarafından kurulmuştur. Ramsay bu ritin kuruluşunu 1737 yılında başlatmış ve düşünsel masonluğun Tampliye kaynaklı olduğunu savunmuştur. Bu rit, 1758 yılında "Olgunlaşma Riti"ni, 1786 yılında da "Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti"ni doğurmuştur.

Romantik Kuramlar

Düşünsel masonluğun kaynaklarına ilişkin diğer bir büyük kuramlar topluluğunu, genel olarak "romantik kuramlar" olarak adlandırmak olasıdır. Bu kuramlar şu ana akımlara indirgenebilir:

a) İçrek Yaklaşım

Bu yaklaşım mason ilkelerinin, ritlerin, simgelerin ve ritüelik terimlerin, diğer içrek örgütlerdeki unsurlarla olan benzerliklerinin irdelenmesi ve bulunan benzerliklerin rastlantısal olmayıp kasdi olduğunun savunulması ve böylelikle diğer içrek örgütlerle gelenek bağlarının kanıtlanabileceği savlarına dayanan yaklaşımdır.

Bu anlayışta, ilke ve çoğu simgelerin evrensel olabileceği göz önünde tutulmadan, tüm inisiyasyon töreni aracılığı ile girilen örgütlerin, gerçek ya da zorlama benzerlikler aracılığıyla, düşünsel masonlukla bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Bu tür içrek örgütler arasında İsis-Osiris kültleri, Gnostik tarikatler, Pisagorculuk, Mitracılık, Orfizm, Kabalacılık, Simyacılar, Gül-Haç örgütü gibi topluluklar bulunmaktadır.

b) Gizemci Yaklaşım

Masonluk mesleğinin, düşünsel öğeleri ile birlikte, ezelden beri süregeldiğini, özünde Hıristiyanlık değerlerini içeren bir kurum olduğunu, Orta Çağ'dan itibaren lonca sistemi ile bütünleştiğini, dereceler biçiminde örgütlenme ve nesiller boyu mason gizlerinin aktarılması gibi unsurlar nedeniyle gizemci bir sisteme dönüştüğünü savunan bir yaklaşımdır.

Bu yaklaşımın bir hareket noktası da simgelerdir. Mason simgelerinin çeşitli dinler, tarikatler, gizli örgütler ve gizemci kurumların simgeleri ile karşılaştırma ve ilişkilendirme yolunu tutar.

c) Gelenekçi Yaklaşım

Anderson geleneğini sürdürerek, düşünsel masonluğu cennet bahçesine ve Adem'e kadar geri götürür. Kesin belge ve kanıtların bulunduğu dönemlerde bile, masonluğun değişim ve gelişmelerini yadsıyarak, ritüelin tüm ayrıntıları ile ezelden beri uygulana geldiğini savunan, tam anlamı ile dogmatik bir anlayıştır.

Sonuç

Düşünsel masonluğun kaynaklarına ilişkin kesin bilgi ve belgelerin bulunmaması, bu konudaki yaklaşımların çeşitliliğini arttırmıştır. Masonlukta, merkezi denetime bağlı tek bir ritüel ve standart bir ritüel yorumlaması bulunmadığı için, her mason topluluğu kaynak konusunda kendine ait ayrı bir tarih yorum ve anlayışı geliştirebilmiştir.

Bugün için, tüm mevcut loca ve eski meslek örgütlerinin kayıtları gözden geçirilmiş olmasına karşın, düşünsel masonluğun gerçekten nereden kaynaklandığını kanıtlamak olası değildir. Ancak mason tarihini araştıranlar, henüz kilise ve özel aile arşivlerini incelemek olanağını elde edebilmiş değildirler.

1 Mart 2007 Perşembe

Kemal Atatürk ne kadar masondu?

Her ne kadar 5 Nisan 1998 tarihli New York Times’ta yayınlanan Masonlar listesinde Atatürk’e yer verilmişse de, bugüne kadar ikna edici resmi bir bilgi ve belgeye ulaşılamamıştır. Kaldı ki, Atatürk’ün, kendisine defalarca yapılan Mason localarının başına geçme tekliflerini geri çevirdiğini de biliyoruz.

Bazılarının zannettiği gibi, Atatürk’ün Masonluğa özel olarak alerjisi yoktu. Nitekim daha çok gençken Masonluğa girdiğini bir tanıktan öğrenebiliyoruz. ‘Atatürk’ün Uşağı İdim’ adlı hatıratında Cemal Granda’ya göre Atatürk, bir İzmir gezisinde söz Masonluktan açılınca herkesi şaşkına çeviren bir hatırasını anlatmıştır. Aktarıyorum:

“Bir zamanlar ben de mason olmuştum. Bir gün bir arkadaşım beni alıp Beyoğlu’ndaki Mason cemiyetine götürdü. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi cemiyetin içinde buldum. Mermer merdivenlerden büyük bir salona indik. Orada yüzlerini göremediğim bir takım kişiler vardı. Bizi buyur edip oturttular, kahveler sundular, hal hatır sordular. Orada fazla kalmadık, tekrar merdivenlerle daha da aşağı indik. Bir öncekinden daha geniş salonda bulduk kendimizi. Salonda büyük bir kalabalık toplanmış, kılıçlı bir tören yapılıyordu. Bu işleri daha önceden bildiğini anladığım arkadaşım beni kolumdan tutmuş, durmadan ne yapmam gerektiğini anlatıyordu. Kılıçların arasından geçip kutsal bir kitaba el bastık. Bütün bunlar olup bittikten sonra dışarı çıktık. İçeride çok sıkılmıştım. Bu olaydan sonra bir daha ne o binaya gittim, ne de oradakilerle karşılaştım. Şimdi gitsem, arasam o binayı belki de bulamam. İşte benim masonluğum bundan ibaret…”

(Salih Mercan, http://www.haber7.com)

1 Ocak 2007 Pazartesi

AVRUPA'DA VE DÜNYADA MASONLUK

MASONLUK ANDERSON'DAN SONRA, AVRUPA'DA BİLHASSA HANEDAN VE ASİLLER ARASINDA YAYILMAYA BAŞLADI.
PRUSYA KRALI FREDERICK 1738'DE MASON OLDU.
İTALYAN MASONLUĞU 1735'DE SÜRGÜNDEKİ YAKUBÎLER TARAFINDAN KURULMUŞ, 1750'DE İYİCE GÜÇLENMİŞTİR.
MASONLUK KATOLİK PAPAZLAR ARASINDA YAYILMAYA BAŞLAYINCA DA PAPALIK MASONLUĞU BİR KERE DAHA LÂNETLEDİ, AFAROZ ETTİ!..
YAHUDİLERİN MASON LOCALARINA HIRİSTİYANLARLA EŞİT STATÜDE ALINMALARI, İ780'DE BERLİN'DE BAŞLAMIŞTIR... BU LOCA "ASYALI KARDEŞLER" DİYE BİLİNİRDİ... AYNI TİP LOCAYI VİYANA'DA, BARON ELKER-UNDECKHOFFEN İLE T. VON SCHHÖNFELD KURMUŞLARDI.
İNGİLTERE'NİN İYON ADALARI KONSOLOSU FARMASON WALLER RODWELL WRIGHT DA, BU KİŞİLER GİBİ "HIRİSTİYAN, MUSEVİ VE TÜRKLERİN MASONİK BAĞLAR İLE BİRLEŞTİRİLEBİLECEĞİNİ" ÖNE SÜRÜYORDU... NE VAR Kİ, BUNLARIN ORTAK DİNİ, HIRİSTİYAN AĞIRLIKLI OLACAKTI!..
"AYDINLANMA" ÇAĞI FEYLEZOFLARI, BÜTÜN DİNLERİN DOĞA VEYA AKIL DİNİ OLDUĞUNU SAVUNUYOR, BU DA AVRUPA'DA OLDUĞU GİBİ OSMANLI TOPRAKLARINDAKİ AYDINLARI ETKİLİYORDU. BİLHASSA YAHUDİLER BU GELİŞMEDEN ÇOK ETKİLENMİŞ VE DİN DEĞİŞTİRMİŞLERDİR.
YAHUDİLER'İN BU MAHZURU BERTARAF ETMEK İÇİN MASON TEŞKİLATINDAKİ ETKİLERİNİ ARTTIRDIKLARI, VE KURULUŞU YAHUDİ ÖGELER ÜZERİNE YENİDEN İNŞAINI SAĞLADIKLARI DÜŞÜNÜLEBİLİR... NİTEKİM 1850'DEN SONRA BU FELSEFÎ EĞİLİM SONA ERMİŞTİR.
FİKİRLERİ ÖN PLANA ÇIKMIŞ KİŞİLERDEN VOLTER, MASON OLMASINA RAĞMEN DİĞER FEYLEZOFLARDAN AYRILIR... VOLTER HIRİSTİYAN DEVLET ADAMI VE MÜTEFEKKİRLERİNİ "İSLAM'I ANLAMAMAKLA, ÇARPITMAKLA" SUÇLAR!.. "TÜRKLER'İN İNSANÎ YÖNLERİNİN ÖRNEK ALINMASI GEREKTİĞİNİ" SAVUNUR!..
NE YAZIK Kİ, BİZİM MASONLAR DAHİ VOLTER'İN BU ANLAYIŞINI GÖZARDI EDERLER, VE TÜRKLER'İ BATILILAR'A BENZETMEYE ÇALIŞIRLAR.
VOLTER'İN İLHAM KAYNAĞI BOULAIN VILLIERS'DİR... BU ZAT "MUHAMMED'İN HAYATI" ADLI KİTABINDA İSLAM'I ÖYLE ÖVMÜŞTÜR Kİ, "TÜRK OLMAK"LA SUÇLANMIŞTIR!..
ANCAK VOLTER BU NOKTADAN SONRA SAPITMIŞ; ÜÇ BÜYÜK DİNİ, YANİ MUSEVİLİK, HIRISTİYANLIK, VE İSLAMİYET'İ "DOĞA DİNİ" ADI ALTINDA BİRLEŞTİRMİŞ, TANRI'YI DA "EVRENİN YÜCE MİMARI" VE BU DİNİN KURUCUSU OLARAK LANSE ETMİŞTİR!.. MASONLAR DA BU ANLAYIŞI BENİMSEMİŞTİR... ONLAR KUR'AN DİLİNDEKİ "ALLAH" KELİMESİ, TÜRKÇE'DEKİ "TANRI" KELİMESİNİ DEĞİL DE, BU "MİMAR" SÖZCÜĞÜNÜ TERCİH EDERLER.
HEMEN BELİRTELİM Kİ, MASONLUK TARİKATİNDE SÖZÜMONA BİRLEŞTİRİLEN SADECE BU ÜÇ DİN DEĞİLDİR... PUTPERESTLİKTEN KALMA PİSAGORCULUK, YENİ EFLATUNCULUK, ESKİ MISIR İNANÇLARI, HATTA HİNT FELSEFESİ, ÇİN FELSEFESİ, BİR ÇORBA HALİNDE MASONLUK İNANCINI MEYDANA GETİRİR. RİTÜELLERDE BUNLARIN İZİ GÖRÜNÜR.
MESELA AVRUPALI MASONLAR DOĞUYA DÖNDÜKLERİ İÇİN BİZİMKİLER DE DOĞUYA DÖNERLER. AVRUPALILARIN DOĞUSUNDA TÜRKİYE, ARABİSTAN, KUDÜS, İRAN, HİNDİSTAN, ÇİN VARDIR. ONLARA UYGUNDUR... AMA BİZ KÂBE'YE DEĞİL DE DOĞU'YA DÖNERSEK, KARŞIMIZA TÜRKİSTAN VE ÇİN ÇIKAR... AMA MASON İNANÇLARINDA TÜRK ŞAMANİZMİ HEMEN HİÇ YOKTUR.
ÜSTELİK BİZ BU TAVIRLA İSLAMİYET'TEN ÖNCESİNE DÖNMÜŞ, İSLAMİYET'İ İNKÂR ETMİŞ OLURUZ. AMA BU GERÇEĞİ HİÇ BİR MASON DÜŞÜNMEZ.
YİNE BELİRTELİM Kİ, VOLTER'LE BİRLİKTE ŞEKİLLENEN MASON İNANÇLARI BAZEN HIRİSTİYAN, BAZEN DE YAHUDİLİK AĞIRLIKLI HALE GELMİŞ; İSLAMİYET HEP SONUNCU PLANDA KALMIŞTIR.
BU BİZE NASIL YANSIMIŞTIR?.. İSLAMİYET'İ 3.-4. PLANA İNDİRİP, SADECE MASAYA KİTAB-I MUKADDES YANINDA (Kİ İNCİL VE TEVRAT BİR ARADADIR) YANINA BİR DE KUR'AN KOYARAK!...
İSLAMİYET ASLA TÜRK MASONLUĞUNDA 1. SIRAYI ALMAMIŞTIR, İNANCIN TEMELİNİ TEŞKİL ETMEMİŞTİR!.. MASONLAR EN KUTSAL TOPLANTILARINDA BİLE KABE'YE DÖNMEZLER!.. KUR'AN DİLİYLE DUA ETMEZLER!.. AVRUPALI-AMERİKALI BİRADERLERİYLE AYNI HIRİSTİYAN DUALARINI TEKRARLARLAR!..
MASONLARIN GİZLİ FAALİYETLERİNİN SONUCU OSMANLI TOPRAKLARINDA BABİLİK VE BAHAİLİK TARİKATLERİ DOĞMUŞTUR... BAŞKA BİR BÖLÜMDE BU TARİKATLERİN ÇIKIŞ VE YAYILIŞLARINI UZUN UZUN ANLATACAĞIZ. BURADA SADECE HER İKİSİNİN DE "ÜÇ DİNİ BİRLEŞTİRMEK" İDDİASINDA OLDUĞUNA, DİKKATİNİZİ ÇEKMEK İSTERİZ.
ONLAR DA KÂBE'YE DEĞİL, ŞEYHLERİ BAHAULLAH'IN KABRİNE YÖNELEREK İBADET EDERLER!.. YAHOVA ŞAHİTLERİ DE PEK FARKLI DEĞİLDİR. BUNLARIN MENSUPLARI "KENDİLERİNİN AYRI BİR DİNE MENSUP OLDUKLARINI" İDDİA EDERLER!.. ÇÜNKÜ ESAS AMAÇ GÖZDEN KAYBOLMUŞ, SÖZDE ÜÇ DİNİ BİRLEŞTİRİRKEN YA YAHUDİLİK, YA HIRİSTİYANLIK AĞIR BASMIŞTIR.
BİZ HİNT YARIMADASINI KARIŞTIRAN SİHLERİN DE HİNDUİZM, BUDİZM VE İSLAMİYET'İ BİRLEŞTİRME AMACIYLA ORTAYA ÇIKIŞINA BAKARAK, BUNDA DA İNGİLİZ MASONLARIN PARMAĞINI SEZİYORUZ... ÇÜNKÜ ORTAYA ÇIKAN BİRLEŞTİRMEK YERİNE BÖLMÜŞ, İKİ TOPLULUĞU ÜÇE ÇIKARMIŞTIR. PAKİSTAN'DA YAYGIN OLAN KADYANÎLİK TE BİR İNGİLİZ OYUNUYLA İSLAMİYET'TEN KOPMUŞ, AYRI BİR DİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR.
BU KONU ÜZERİNDE DE İLERDE DURACAĞIZ... AMA TEKRAR EDELİM, MASON VOLTER'İN BAŞTAKİ SAMİMİ YAKLAŞIMI MASON TARİKATİNE YANSIMAMIŞ, İSLAM'IN ÜSTÜN YANLARINI TAŞIMAMIŞTIR.
MASONLUK DAHA SONRA HOLLANDA, İSVİÇRE, İSVEÇ VE RUSYA'DA YAYILDI... MASON TOLSTOY, "HARP VE SULH" ROMANINDA NAPOLYON HARPLERİ BOYUNCA ÜST KADEME MASONLARIN OYNADIĞI ROLLERİ ANLATIR!..
1971-1973 ARASI FRANSA BÜYÜK MAŞRIKI'NIN BÜYÜK ÜSTADI FRED ZELLER'Dİ... BUGÜNKÜ FRANSIZ BÜYÜK ÜSTADI ÖLEN CUMHURBAŞKANININ KARDEŞİ JACQUES MİTTERRAND'DIR...
ZATEN FRANÇOİS MİTTERRAND DA, 1881 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDEKİ BAŞARISINI DA MASONLARA BORÇLUDUR!..
GİSCARD D'ESTAING İSE, 1981'DE PARİS'TEKİ "FRANKLİN ROOSEVELT LOCASI"NDA TEKRİS EDİLMİŞTİR.
_________________________
DÜNYADA MASONLUK
İNGİLİZLER 19 VE 20. ASRIN BAŞLARINDA MASONLUĞUN HAKİMİ İDİLER. 1860'DAN SONRA İRAN VE HİNDİSTAN'DA LOCALAR AÇTILAR... AFRİKA VE ANTİL ADALARINA KADAR UZANDILAR.
. İNGİLİZLER 1730'DA KALKÜTA'DA, MADRAS'TA 1752'DE, BOMBAY'DA 1758'DE LOCA AÇIP FESAT SAÇMAYA BAŞLADIKTAN SONRA, 1810'DA DA İNGİLTERE'NİN İRAN ELÇİSİ SIR GORE USTEY'İ İRAN MASON LOCASININ ÜSTATLIĞINA GETİREREK, BÖLGE BÜROKRATLARINI DENETİME ALMIŞ OLDULAR.
TABİİ MASONLUĞUN KÖKENİNDEKİ AYARIMCILIK SÜRÜYOR, HİNTLİ VE ZENCİLER AYRI LOCALARDA "BİRADERLİK" İMTİYAZINA KAVUŞUYOR, ANCAK "BEYAZ"LARIN LOCALARINA GİREMİYORDU!.. BU DURUM HALEN DE SÜRMEKTEDİR.
BU LOCALAR HER NE KADAR SÖMÜRÜLENLERE, SANKİ BEYAZ HAKİMLER İLE AYNI SEVİYEDE İMİŞ DUYGUSU VERİYORSA DA, ONLARIN TAHAKKÜMÜNE GİRMELERİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR, ONLARI UŞAKLAŞTIRIYORDU.
YERLİ MASONLAR EFENDİLERİNE DEĞİL, ANCAK KENDİ SOYDAŞLARINA HAVA ATABİLİYORLAR, ONLARI BEYAZLARIN EMRİ ALTINA SOKMAKTA TAŞARON GÖREVİ YAPIYORLARDI!..
ABD'DEKİ "CHARLESTON YÜKSEK ŞURASI" LONDRA'DAN DAHA ETKİLİ OLUP DÜNYANIN ÇEŞİTLİ ÜLKELERİNDEKİ YÖNETİCİLERİ, BÜROKRATLARI VE "SİVİL TOPLUM" KURULUŞLARI ÜZERİNDE HAKİMDİR. ONLARA İSTEDİKLERİNİ YAPTIRIR.
İNGİLİZ YAZAR STEPHEN KNIGHT, ESKİ DOĞU BLOĞU ÜLKELER DAHİL OLMAK ÜZERE DÜNYANIN HER TARAFINDA MASON LOCALARI BULUNMASINA RAĞMEN, MASONLUĞUN ULUSLARARASI BİR TEŞKİLATA SAHİP OLMADIĞINI İDDİA EDER.
ONA GÖRE ULUSLARARASI BOYUTLARDA İŞ YAPAN MASON GRUBU 33. DERECE'DEN OLAN ESKİ VE KABUL EDİLMİŞ MASONLARDIR.
ANCAK BU KİŞİLERİN KENDİLERİNE TÂBİ LOCA VE MENSUPLARI VASITASIYLA, HATTA LİON, ROTARYEN, SOROPTOMİST GİBİ YAN KURULUŞLARLA DÜNYAYI İDARE ETME HEVESİNDE OLDUĞU İNKÂR EDİLEMEZ.
MASONLAR OSMANLI DEVLETİ'NE 1838 İNGİLİZ TİCARET ANLAŞMASINI KAKALAMIŞ, TANZİMAT'LA (1839) DEVLET TEŞKİLATINI TAHRİP ETTİRMİŞ, GAYRIMÜSLİMLERLE YABANCILARA İMTİYAZLAR TANINMASINI SAĞLAMIŞTIR.
MASONLAR SULTAN ABDÜLAZİZ'İ ÖLDÜRMÜŞ, 2. ABDÜLHAMİD'İ TAHTTAN İNDİRMİŞ VE NİHAYET MASONLAR OSMANLI DEVLETİ'Nİ 1. DÜNYA HARBİNE SOKMUŞTUR.
MASONLAR TÜRKİYE'YE CUMHURİYET DÖNEMİNDE DAHİ YABANCILARA MADEN YASASI, PATENT YASASI, TAHKİM YASASI, TOPRAK SATMA YASASI, İKİZ YASALAR, AB'YE UYUMYASALARI VE BENZER HÜKÜMLER İÇEREN DİĞER KANUNLAR İLE BİR SÜRÜ YENİ KAPİTÜLASYON SAĞLAMIŞTIR.
MASONLAR TÜRKİYE'Yİ AVRUPA BİRLİĞİ'NE SOKUP BATILILARA PEŞKEŞ ÇEKMEYE ÇALIŞIYOR!..
YANİ BU KONUDA YERLİ MASONLARIMIZ BÜTÜN GERİ KALMIŞ ÜLKE MASONLARINDAN DAHA BAŞARILIDIRLAR..
TABİİ BATILILARA HİZMET SUNMAKTA!.. TÜRKİYE'Yİ SÖMÜRGE, TÜRKLER'İ KÖLE DURUMUNA İNDİRGEMEKTE!..

Kaynak : http://www.angelfire.com/de3/dumrul/page1.html

İNGİLTERE'DE MASONLUK

BUGÜNKÜ MASONLUĞUN İNGİLTERE'DEKİ DUVARCI-TAŞÇI LONCALARINDAN KAYNAKLANDIĞI, DÜNYAYA ORADAN SÖYLENİR...
İNGİLTERE'DE İŞÇİ OLMAYIP TA "MASONS-DUVAR İŞÇİLERİ" LONCASINA İLK GİREN KİŞİ,1600 YILINDA EDİNBURG LOCASINA KAYDOLAN AUCHINLECH LORDU JOHN BOSWELL'DİR... İNGİLİZ LONCASINA GİREN DE "ROSICRUCIAN" OLAN ELIAS ASHMOLE'DUR... (1646)
O ASRIN SONRALARINA DOĞRU TAŞÇI OLMAYANLAR, LONCALARDA ÇOĞUNLUĞU ELDE ETMİŞLERDİ.
MESELA 1670'DE ABERDEEN LONCASINDA OKUMUŞ MASON 39 KİŞİ İKEN, TAŞÇI USTASI 10 KİŞİ VARDI.
OKUMUŞLARIN DEVRALDIKLARI LONCALAR TAM BİRER HIRİSTİYAN KURULUŞU İDİ... KENDİ ARALARINDA YARDIMLAŞMA KURALLARI VARDI... 1390'DA YAZILMIŞ OLAN ESKİ AHİTLER-YEMİNLER (OLD CHARGES) GEÇERLİ İDİ.
BU ÜYELERİN ARKASINDA BAŞKALARININ OLDUĞU DA SEZİLİYORDU... KRALIN YETKİLERİNİ SINIRLAYAN 1642-1651 İÇ HARBİNDE ETKİLİ OLAN ESRARENGİZ KİŞİLERİN, BU LONCALARI GİZLİ BİRER CEMİYETE DÖNDÜRMEKTEN, ORADAKİ BİRBİRİNE SIKI SIKIYA BAĞLI ÜYELERDEN YARARLANMAKTA BÜYÜK ÇIKARLARI VARDI.
1688'DE MARİ İLE İNGİLTERE TAHTINA GEÇMESİ İÇİN 3. WİLLİAM'I DAVET EDENLERİN MUTLAKA BU LONCALARLA İLİŞKİSİ VARDI... MASONLAR 1700'LERDE YENİ HANNOVER HANEDANININ OLUŞMASINDA BÜYÜK ROL OYNAMIŞLARDI.
LONCALAR MASON LOCALARINA DÖNÜŞTÜ! BU DÖNEMDE ESKİ AHİT(YEMİN) HÜKÜMLERİ, TÖRENLER DEĞİŞİKLİĞE UĞRADI. GİZLİLİK, CEZALAR ARTTIRILDI. SÜLEYMAN MABEDİNE DAYANAN UYDURUK RİTÜELLER SİSTEME DAHİL EDİLDİ.
BUNDA O TARİHLERDE LOCALARA SIZMAYA BAŞLIYAN ZENGİN YAHUDİ MASONLARIN ETKİSİ VARDI MUTLAKA!..
1717'DE LONDRA'DAKİ 4 LOCA BİRLEŞEREK BÜYÜK LOCA (GRAND LODGE) OLUŞTURDU. BAŞINA DA ANTHONY SAYER ADINDA SADE BİR MASONU ÜSTAD-I AZAM OLARAK GETİRDİLER... NEDENSE ASİLLER, ARİSTOKRATLAR, ZENGİNLER GERİ PLANDA KALMAYI TERCİH ETMİŞLERDİ!..
HALBUKİ BU 4 LOCADA 1724 YILINDA ASALET ÜNVANI TAŞIYAN 10 SOYLU, 3 LORD, 4 BARONET VE 2 GENERAL VARDI.
1718'DE BÜYÜK ÜSTATLIĞA GEORGE PAYNE GETİRİLDİ... 1719'DA İSE JOHN THEOP LUS DESAGULIERS ADLI BİR HUKUKÇU GELDİ. ASLEN FRANSIZDI... GALLER PRENSİ FREDERICK'İN VAFTİZ HOCASI İDİ!.. 1731'DE LORRAİNE DÜKÜNÜ MASON YAPTI...
DÜK, 1736'DA MARİE THERESA İLE EVLENDİ... KARISININ 1738'DE AVUSTURYA TAHTINA GEÇMESİ İLE DE, SALTANAT NAİBİ OLDU.
1721'DE BÜYÜK LOCA BÜYÜK ÜSTATLIĞINA SOYLU ÜSTATLARIN İLKİ OLAN MONTAGNE DÜKÜ GELDİ.
GÖRÜNÜŞTE DESAGULIERS GÖREVİ KENDİ ARZUSU İLE DEVRETMİŞTİ... AMA BELİRTİLER ARTIK ASİLLERİN İŞE EL KOYDUĞUNU GÖSTERİYORDU!..
1730'A GELİNDİĞİNDE 6'SI SOYLU OLMAK ÜZERE 9 BÜYÜK ÜSTAT GELİP GEÇMİŞTİ... NORFOLK DÜKÜ DE MASON OLMUŞTU.
1738'DE PAPA MASONLUĞU SUÇLADI VE AFAROZ ETTİ... 1782'DE İSE KRAL 2. GEORGE'UN OĞLU CUMBERLAND DÜKÜ BÜYÜK ÜSTAT OLDU. GALLER PRENSİ (SONRADAN KRAL 4. GEORGE) VE KARDEŞİ (SONRADAN KRAL 4. WİLLİAM) 1787'DE MASON OLDULAR... KRALİÇE ELİZABETH İSE (GRAND PATRONESS) ÜNVANI İLE MASONLUĞUN KORUYUCULUĞUNU ÜSTLENMİŞTİ!..
BU DÖNEMDE ESKİ MUHAFAZAKÂR İŞÇİ LONCALARI, YENİ MASON LOCALARI HALİNE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR VE KATOLİK PRENSİPLERDEN UZAKLAŞTIRILIYOR, BİR ÖLÇÜDE DİNSİZLEŞTİRİLİYORDU!..
BU İŞİ DE İSKOÇYALI DR. JAMES ANDERSON BAŞARDI!.. KENDİ ADIYLA ANILAN MASONLUK ANAYASASINI HAZIRLADI... BU GÖREVİ KENDİSİNE DESAGULIERS VERMİŞTİ... O DA HAZIRLADIĞI ANAYASAYI 1723'DE BÜYÜK ÜSTAT MONTAGNE DÜKÜ'NE SUNDU.
ANDERSON YASASI'NIN EN ÖNEMLİ MADDESİ,
- "ŞİMDİ BİRADERLİK ÜYELERİNİN KENDİ ÖZEL İNANÇLARINI KENDİLERİNE BIRAKARAK, BÜTÜN İNSANLIĞIN ANLAŞTIĞI BİR DİNE BAĞLANMALARI DAHA UYGUN BİR DÜŞÜNCEDİR,"
İFADESİ İDİ!..
ANDERSON ÖNSÖZÜNDE MASONLUĞU HZ. ÂDEM'E KADAR İNDİRMİŞ, MASON OLMADIKLARI HALDE PEK ÇOK HANEDAN MENSUBUNU MASON OLARAK GÖSTERMİŞTİ!..
MASONLARDA YALAN SÖYLEMEK BİR ALIŞKANLIKTIR. VE MASONLUKTA İNSANLARI KANDIRMAK İÇİN HER ŞEY MUBAHTIR... ASLINDA BU, ANDERSON YASASI'NDAN DA ESKİ VE ETKİLİ İKİ KURALDIR.
ANDERSON ROMA İMPARATORU AUGUSTUS'TAN BAHSEDERKEN HZ. İSA'YI ŞÖYLE TANIMLAR:
"TANRI'NIN MESİHİ, KİLİSENİN BÜYÜK MİMARI ONUN ZAMANINDA DOĞMUŞTU."
1813'DE ESKİ VE YENİ MASON GRUPLARI BİRLEŞİNCE, BU TARİHİ ÖNSÖZ MASON ANAYASASINDAN ÇIKARILDI.
İNGİLİZ MASONLARI İSA'NIN ADINI DA YAVAŞ YAVAŞ METİNLERDEN ÇIKARDILAR, SADECE BU "ULU MİMAR" İFADESİ KALDI, VE BUGÜNLERE İNTİKAL ETTİ.
MASONLUK VOLTERYAN DEİSTLERİN (VOLTER'İ TAKİP EDEN ALLAH'A İNANAN MASON KOLU) ARZU ETTİĞİ ŞEKİLDE AYRI BİR DİNİ HALİNE GELMEYE BAŞLADI.
BELKİ DE BU SİNSİ "DİNİ YIKMA, DEJENERE ETME" FAALİYETİNDEN DOLAYI, 1740'LARDA MASONLUK İNGİLTERE'DE GÖZDEN DÜŞTÜ, ALAY KONUSU OLDU.
BÜYÜK LOCANIN DIŞINDA KALANLAR, 1751'DE KURDUKLARI BAŞKA BİR BÜYÜK LOCAYA BAĞLIYDILAR.
BUNLAR KENDİLERİNE "KADİM MASONLAR" DİYORLARDI... BÖYLECE ÖTEKİLER DE "MODERN MASONLAR" OLUYORDU... ARALARINDA SÜRTÜŞME HİÇ EKSİK DEĞİLDİ!..
KADİM MASONLAR "HOLY ROYAL ARCH" (KUTSAL KRALİYET MAKAMI) DİYE 4. BİR DERECE İHDAS ETMEK İSTEDİLER... MODERNLERİN ŞİDDETLİ İTİRAZLARINA RAĞMEN DE, BU DERECEYE MODERNLERDEN KRAL 2. GEORGE'UN GAYRIMEŞRU OĞLU THOMAS DUNCKERLEY'İ GETİRDİLER!..
1813'DE KADİMLERİN BÜYÜK ÜSTADI KENT DÜKÜ, YERİNİ MODERNLERDEN SUSSEX DÜKÜNE BIRAKTI... BÖYLECE "İNGİLTERE BİRLEŞİK BÜYÜK LOCASI" KURULMUŞ OLDU!..
KADİM MASONLAR MODERNLERE "ROYAL ARCH" KABUL ETTİRMEKLE UZUN SÜREDİR UNUTULMUŞ OLAN TANRI ADININ TEKRAR METİNLERE GİRMESİNİ SAĞLAMIŞLAR; MODERNLER DE TANRI YERİNE "BÜTÜN İNSANLARIN ÜZERİNDE ANLAŞTIĞI KAİNATIN MİMARI" TABİRİNİ KULLANMAKLA DİNDEN UZAKLAŞMAYI KADİMLERE KABUL ETTİRMİŞLERDİ!..
BU "KAİNATIN ULU MİMARI" İFADESİ, HEM TANRI HEM DE İSA ANLAMINA GELEREK HIRİSTİYAN İNANCINI YANSITIR... BİZİM MÜSLÜMAN MASONLAR NASIL KULLANIR, BİLİNMEZ... AMA "ALLAH'IN OĞLU İSA" DEMEKTEN FARKSIZDIR!
SÜLEYMAN MABEDİ VE YAHUDİLİK İLE İLGİLİ EFSANE VE SEMBOLLER İŞTE BU DÖNEMDE MASONLUĞA GİRMİŞTİR... YOKSA MASONLUĞUN ÖYLE İSA'YA, MUSA'YA UZANAN BİR TARİHİ YOKTUR!.. BU 4 DERECEYE GİRERKEN YAPILAN RİTÜELLER HEP BU DÖNEMDE OLUŞTURULDU.
MESELA ÜSTAT MASON DERECESİNE GİRERKEN, ADAY, MESLEK SIRLARINI AÇIKLAMADIĞI(!) İÇİN ÖLDÜRÜLEN MİMAR HİRAM ABİLL GİBİ ÖLMEK, SONRA MASON OLARAK DOĞMAK ZORUNDADIR. YİNE BU EFSANEYE GÖRE YIKIK SÜLEYMAN MABEDİNİN TEMELLERİNDE TANRI'NIN "YARATICI" GÜCÜNÜ İFADE EDEN KAYIP İSMİ BULUNMUŞTUR... SÖZDE BU İSİM MASONLARIN GİZLİ SIRRIDIR, KUDRETLERİ ONDAN GELİR!...
BU DÖNEMDE YEMİNLER DE DEĞİŞTİ... ÇIRAK ADAYI SIRLARI AÇIKLARSA, DİLİNİN KESİLMESİNİ, KALFA ADAYI GÖĞSÜNÜN YARILIP YÜREĞİNİN ÇIKARILMASINI, ÜSTAT ADAYI BAĞIRSAKLARININ ÇIKARILIP YAKILMASINI, "ROYAL ARCH" ADAYI İSE YEMİNİNİ BOZDUĞU TAKDİRDE BUNLARA EK OLARAK BİR DE KAFATASININ PARÇALANMASINI KABUL EDER OLDU!..
İNGİLTERE'DE BÜYÜK LOCANIN 1717'DE KURULMASINDAN SONRA İRLANDA'DA 1725'DE, İSKOÇYA'DA İSE 1728'DE BÜYÜK LOCALAR AÇILDI.
İNGİLTERE'DE 1797'DE GİZLİ CEMİYETLERE GİRMEK, GAYR-I MEŞRU YEMİNLER ETMEK BİR KANUNLA YASAKLANMIŞTI... ANCAK MASONLAR BUNA KULAK ASMIYORLARDI!..
MASONLUK ÜYELERİNE DÜNYEVİ MENFAATLER VAADEDİYORDU... HERHANGİ BİR BÖLGEDE HERHANGİ BİR MESLEK DALINDA MASONLAR ÇOĞALDIKÇA, MASON OLMAK ADETA BİR ZARURET HALİNİ ALIYOR, AYNI MESLEKTEN OLANLAR "BİRADER" CEMBERİ DIŞINDA KALMAK İSTEMİYORLARDI!..
FRANSIZ İHTİLALİ VE SANAYİ DEVRİMİ İLE ASALETİN ESKİ İTİBARINI KAYBETMESİ, ASİL GEÇİNENLERİN İTİBARI VE İMTİYAZI BU MASON LOCALARINDA ARAMALARINA YOL AÇMIŞTI... BU KİŞİLER ANCAK MASON LOCALARINDA ESKİDEN OLDUĞU GİBİ "AVAM"DAN, SAYDIKLARI HALKTAN FARKLI OLABİLİYORLARDI!.. ONLAR GİBİ OLMAK İSTEYEN ORTA TABAKA İNSANLARI DA BU ÖZENTİYLE MASON LOCALARINA KOŞUYORDU.
BU YÜZDEN İNGİLTERE'DE 1790'LARDA 320 LOCA VARKEN, 1864'DE 1000, 1883'DE 2000, 1903'DE 3000 LOCA VARDI.
WINSTON CHURCILL DE O TARİHLERDE MASON OLMUŞ VE 60 YIL HİZMET ETMİŞTİ.
LOCA SAYISI 1919'DA 4000, 1926'DA 5000,1944'DE 6000, 1950'DE 7000'E ULAŞTI... 1981'DE İSE 9000 LOCA VE 600.000 MASON VARDI!..

__________________________
GÜNÜMÜZE GELİRSEK; DÜNYANIN HER YERİNDE OLDUĞU GİBİ İNGİLTERE'DE DE HÂLÂ GİZLİ CEMİYET KURMAK, GİZLİ TOPLANTILARA KATILMAK YASAKTIR. CEZASI İKİ YIL HAPİSTİR.
BUNA RAĞMEN MASON LOCALARINA KAYITLI OLANLARIN İSİMLER, ADRESLER RESMİ MAKAMLARA VERİLMEZ!.. MASON OLANLARDAN DA YAPTIKLARININ SUÇ OLDUĞU GİZLENİR.
İNGİLTERE'DE BU CEMİYETİN DIŞINDA KALMAK AVUKATLAR, BANKACILAR, ASKERLER, POLİSLER, VE MEMURLAR İÇİN BÜYÜK BİR DEZAVANTAJ HALİNE GELMİŞTİR.
O YÜZDEN GALLER'DE 600.000, İSKOÇYA'DA 100.000, İRLANDA'DA 70.000 KADAR MASON VARDIR.
İNGİLTERE'DEKİ BİRADERLERİN KARARGÂHI LONDRA'DA, GREAT QUEEN CADDESİ İLE WILD CADDESİNİNİN BİRLEŞTİĞİ KÖŞEDEKİ DEV BİNADIR...
BU ÜLKEDE 8000 KADAR LOCANIN BAĞLI OLDUĞU MERKEZİN ADI "İNGİLTERE BÜYÜK BİRLEŞİK LOCASI"DIR... "İSKOÇYA BÜYÜK LOCASI"NA BAĞLI 1200, "İRLANDA BÜYÜK LOCASI"NA BAĞLI 750 LOCA VARDIR.
MASONLUĞUN İLK ÜÇ DERECESİ OLAN ÇIRAKLIK, KALFALIK, VE USTALIK BÜTÜN MASONLARIN BİLDİĞİ DERECELERDİR. ANCAK ÇOĞU BUNDAN SONRASINI, YANİ GERİ KALAN 30 DERECEYİ BİLMEZ. "ÜSTAT" İFADESİ ULAŞILABİLECEK EN ÜST MERTEBEYİ ÇAĞRIŞTIRDIĞI İÇİN BUNDAN SONRASININ OLABİLECEĞİNİ BİLE DÜŞÜNMEZLER!... BÜTÜN İNGİLTERE'NİN BÜYÜK ÜSTADI BİLE 3. DERECEDEN BİR MASONDUR...
AMA BUNLARIN ARKASINDA OLANLAR VARDIR VE BÜTÜN DÜMENLERİNİ ONLAR ÇEVİRİRLER.
"YÜKSEK ŞURA"DAN OLANLAR EĞER BİR MASONDA İSTİKBAL GÖRÜRLERSE ONU 3.DERECEDEN YUKARI ÇIKARMAK İÇİN TEKLİF EDERLER... ANCAK 18. DERECEYİ AŞABİLENLERİN SAYISI SON DERECE AZDIR.
YANİ BATILI MASONLARDA DERECELER, BİZDE OLDUĞU GİBİ BOL KESEDEN DAĞITILMAZ!.. ÇOĞU "EŞEK SÜRÜSÜ" MERTEBESİNDE KALIR!
MESELA İNGİLTERE'DEKİ 600.000 MASONDAN %90'IİLK ÜÇ DERECEDEDİR... BUNU AŞMIŞ OLANLARIN %90'I DA SONRAKİ 18. DERECEDEDİR... 31. DERECEDEKİLERİN SAYISI 400, 32. DERECEDEKİLERİN 180, 33. DERECEDEKİLERİN SAYISI İSE 75 KADARDIR.
SIRADAN MASONLAR ARASINDA SİLAHLI KUVVETLER MENSUBU SAYISI OLDUKÇA KABARIKTIR... 33. DERECEYE ULAŞMIŞ OLANLAR DA MAREŞAL DÜK ALEXANDRE (2.DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA ORTA DOĞU BAŞKUMANDANI, AKDENİZ BÖLGESİ MÜTTEFİK KUVVETLER KOMUTANI), TÜMGENERAL SIR LEONARD HENRY ATKINSON, TUĞGENERAL E.W.C. FLAVEL, KORGENERAL SIR HAROLD WILLIAMS, TUĞGENERAL EDWARD CHARLES WALTHALL, DEXVES WALTHALL VARDI...
TÜMGENERAL SIR HERBERT RALPHHONE, 1982 YILINDA İNGİLTERE VE GALLER'DEKİ EN KIDEMLİ 33. DERECELİ VE YÜKSEK ŞURA BAŞKANI İDİ. KENDİNDEN ÖNCEKİ HAKİM BÜYÜK AMİR MERTEBESİNDEKİ KİŞİ SIR ERICTUDD İDİ... SIR RALPH'TAN SONRA HAROLD DEVEREUX STILL GÖREVE GELDİ.
BU KİŞİ AYNI ZAMANDA KUDÜS, FİLİSTİN, RODOS VE MALTA SEN JAN TAPINAĞI ÜSTAD-I AZAMI RÜTBELERİNİ DE ELDE ETMİŞTİ!... ŞU ANDA BU MAKAMI KENT DÜKÜ TAŞIMAKTADIR. (1983)
NEDENSE BU HUSUS TÜRKİYE'DE PEK AYAĞA DÜŞMÜŞTÜR... HEMEN HER MASON KISA SÜRELERDE DİĞER DERECELERE DE YÜKSELİR, 30, 31, 32'YE KADAR ÇIKAR... AMA SADECE BELİRLİ KİŞİLER 33. DERECEYİ ALABİLİR.
MASON MERKEZİNİN KULLANMAK İSTEDİKLERİ KİŞİLERE "ŞEREF PAYESİ" OLARAK DERECELER VERİLİR... MESELA HAİN SADRAZAM MUSTAFA REŞİT PAŞA'YA BİR DEFADA BOL KESEDEN 33. DERECEYİ BAHŞETMİŞLERDİR. HEM DE KENDİSİ İNGİLTERE'DE ELÇİ İKEN !..
BU HERİF TE YURDA DÖNÜNCE, 2. MAHMUD'UN AĞZINDAN GİRİP BURNUNDAN ÇIKARAK MEŞHUR 1838 TÜRK-İNGİLİZ TİCARET ANLAŞMASINIİMZALATMIŞTIR. OSMANLI DEVLETİ'Nİ BATIRAN GERÇEK KAPİTÜLASYONLAR, BU ANLAŞMA İLE BAŞLAMIŞ, DİĞER DEVLETLER DE İNGİLİZLERE TANINAN HAKLARI TALEP ETMİŞ VE ALMIŞLARDIR.
ANLAŞMANIN UYGULANMASINI SAĞLAMAK İÇİN, AYNI HAİN SADRAZAM, 2. MAHMUD'DAN SONRA TAHTA ÇIKAN 16 YAŞINDAKİ ÇOCUK PADİŞAH ABDÜLMECİD'E MEŞHUR TANZİMAT FERMANINI ENSESİNE ÇÖKEREK ZORLA İMZALATMIŞTIR!..
İNGİLTERE'YE DÖNERSEK, İLK 3 DERECE "BÜYÜK LOCA"NIN, ONDAN SONRAKİ 30 DERECE İSE "YÜKSEK ŞURA"NIN DENETİMİNDEDİR.
YÜKSEK ŞURA LONDRA, ST. JAMES, DUKE CADDESİ 10 NUMARADA FAALİYET GÖSTERİR... KAPISINDA "SUPREME COUNCIL- ZİLE BİR DEFA BASIN" YAZAR... TELEFON REHBERİNDE İSE "SUPREME COUNCIL / 33.DERECE 01-930 1606" ŞEKLİNDE YER ALIR.
ÇOĞU ZAMAN BU NEO-KLASİK BİNA BİR KONSOLOSLUK BİNASI OLARAK DÜŞÜNÜLÜR, GELİP GEÇEN ÖZELLİĞİNİ FARKETMEZ.
HALBUKİ BU BİNANIN SAKİNLERİ DEVLET İÇİNDE DEVLETTİRLER... HER TÜRLÜ MELANETİ ORADA PLANLARLAR!..
BİNADAN İÇERİ GİRDİNİZ Mİ, BİR "SİYAH ODA", BİR "KIRMIZI ODA", BİR DE "ÖLÜM ODASI" İLE KARŞILARSINIZ... MASONLAR BU BİNAYI "MAŞRIK-I AZAM" (BÜYÜK DOĞU) OLARAK BİLİRLER.
MASON CEMİYETİNİN "GİZLİ" ÜYELERİ İLE, YABANCI ÜLKELERDE SAYISI YÜZBİNLERİ BULAN "SADE" MASONLAR ARASINDA BÜYÜK FARK VARDIR, AMA BUNU "EŞEK SÜRÜSÜ" MASONLAR OLANLAR BİLMEZ.
"İNGİLTERE BÜYÜK LOCASI"NIN ÖZELLİĞİ, DİĞER MASON LOCALARININ "ÜZERİNDE" YETKİLİ "MASON MERCİİ" SAYILMASIDIR... DÜNYANIN ÇEŞİTLİ YERİNDE FAALİYET GÖSTEREN YÜZDEN FAZLA BÜYÜK LOCAYI "KABUL" ETMİŞTİR Kİ, BUNLARIN 49'U ABD'DEDİR.
İNGİLTERE'DE "ROYAL MASONIC INSTITUTION FOR GIRLS", "ROYAL MASONIC INSTITUTION FOR BOYS" GİBİ MASON OKULLARI VARDIR... "ROYAL MASONIC HOSPITAL" İSE MASON HASTANESİDİR.
PRENS CHARLES BİR KUZEY LONDRA LOCASINA KAYITLIDIR VE BÜYÜ YAPILAN TÖRENLERE KATILIR.
MASONLAR TAKVİMLERİNİ M.Ö.4004 YILIYLA BAŞLATIRLAR... BUNA GÖRE 2004 YILI 6008 YILI OLUR!..
BAZILARI MASON ATALARININ KELT RAHİPLER, BAZILARI DA YAHUDİ MÜNZEVİLER OLDUĞUNU İDDİA EDER... MISIRLILARIN TEK TANRILI İKHNATON İLE İSİS-OSİRİS KÜLTÜNE BAĞLIYANLAR DA VAR... BAZI MASONLAR İSE MASONLUĞU AYRI BİR DİN OLARAK KABUL EDER!..
BİZİM ESKİ BÜYÜK ÜSTAT NECDET EGERAN DA MASONLUĞU "GELECEĞİN DİNİ" İLAN ETMİYOR MUYDU???
1950'DEN SONRA MASONLUK HAKKINDA DÜNYADA 50.000'DEN FAZLA ESER YAZILMIŞTIR... AMA HİÇ BİRİ DOĞRU DÜRÜST NEREDEN GELDİĞİNİ AÇIKLAMAZ!..

Kaynak : http://www.angelfire.com/de3/dumrul/page1.html

MASON KRONOLOJİSİ

TARİH ....................... OLAYLAR
1090......SİON TAPINAĞI TARİKATI'NIN KURULUŞU
1099......HAÇLILAR'IN KUDÜS'Ü ALMASI VE KATLİAM YAPMASI
1118......TEMPLAR ŞÖVALYELERİ TARİKATI'NIN KURULMASI; MOREVENJLER'İN AVRUPA İMPARATORLUĞU HÜLYASININ YENİDEN CANLANMASI
1127......AZİZ BARNARD'IN TEMPLAR TARİKATI'NI DÜZENE SOKMASI
1139......PAPA 2. INNOCENT'İN TEMPLAR TARİKATI'NA ÖZEL İMTİYAZLAR TANIMASI
1187......KUDÜS'ÜN TÜRKLER TARAFINDAN GERİ ALINMASI, PAPA 3. URBEN'İN FELÇTEN ÖLMESİ
1188......SİON VE TEMPLAR TARİKATLERİNİN AYRILMASI; ORMUS TARİKATİ'NIN ORTAYA ÇIKMASI
1208......KATAR KATLİAMININ BAŞLAMASI
1291......AKRA KALESİNİN DÜŞMESİ; TEMPLAR ŞÖVALYELERİ'NİN FİLİSTİN'İ TAMAMEN BOŞALTMASI
1303......TEMPLAR YANLISI PAPA 8. BONIFICE'İN ZEHİRLENMESİ
1305......TEMPLAR YANLISI PAPA 11.BENEDICT'İN ZEHİRLENMESİ; KRAL FİLİP YANLISI 5. CLEMENT'İN PAPA OLMASI
1307......FRANSA KRALI GÜZEL FİLİP'İN TEMPLAR KATLİAMINI BAŞLATMASI
1307......GUILLAUME'İN SİON TAPINAĞI TARİKATI'NI YENİDEN DÜZENLEMESİ
1308'DEN SONRA......KAÇAK TEMPLAR'LARIN "AZİZ JOHN", "İSA'NIN ŞÖVALYELERİ" GİBİ DİĞER TARİKATLERE SIZMASI
1307-1520......UYKU DÖNEMİ: SİON VE TEMPLAR MENSUPLARININ ASİLLERLE, SANATKÂR VE BİLİM ADAMLARIYLA YAKINLIK KURARAK VARLIĞINI SÜRDÜRMEYE ÇALIŞMASI
1492......HAÇLILARIN ENDÜLÜS'Ü ELE GEÇİRMESİ; MÜSLÜMAN KATLİAMI, YAHUDİLER'İN TÜRKLER'E SIĞINMASI
1522......SİON MENSUPLARININ MARTİN LUTHER'İ DESTEKLİYEREK LÂİKLEŞMESİ
1527......LORRAINE AİLESİNDEN GANZEQUE'İN SİON TAPINAĞI BÜYÜK ÜSTADI OLMASI
1550......SİON TARİKATI'NIN FRANSA KRALLIĞI İÇİN RAKİP VALOIS VE QUISE AİLELERİNİ ORTADAN KALDIRMASI; LORRAINE AİLESİNİN RAKİPSİZ KALMASI
1605......"ROSECRUIX" (KIZILHAÇ) TARİKATI'NIN KURULMASI
1618......KIZILHAÇ TARİKATI'NIN DESTEKLEDİĞİ FREDERIC'İN BOHEMYA KRALI OLMASI; 30 YIL DİN SAVAŞLARININ BAŞLAMASI
1620......KIZILHAÇ'IN "HIRİSTİYAN BİRLİKLERİ" TEŞKİLATINI KURMASI; ENGİZİSYON'DAN KAÇAN AYDINLARA KAPILARINI AÇMASI
1645......İNGİLİZ BAŞBAKANI CROMWELL'İN KIZILHAÇ KOLEJİ AÇMASI
1660......KIZILHAÇ TARİKATI'NI DESTEKLİYEN 2. CHARLES'IN İNGİLTERE KRALI OLMASI
1670......SPALDING BEYEFENDİLER CEMİYETİ'NİN KURULUŞU
1717......LONDRA BÜYÜK LOCASI'NIN KURULMASI; "MASON" ADININ İLK ORTAYA ÇIKIŞI
1723......"ANDERSON NİZAMNAMESİ"NİN KABULÜ
1725......RADECLYFFE'İN PARİS'TE İLK MASON LOCASINI KURMASI; İNGİLİZ-FRANSIZ MASON SÜRTÜŞMESİNİN BAŞLAMASI
1730......RAMSEY'İN FİLADELFİYALILAR CEMİYETİ'Nİ KURMASI
1732......İLK MASON TÜRK: 28 MEHMET ÇELEBİZÂDE SAİT ÇELEBİ; MASONLARIN TÜRKİYE'YE EL ATMAYA BAŞLAMASI
1738......PAPA 12. CLEMENT'İN FARMASONLARI LÂNETLEMESİ
1750......HUND'UN "STRICT OBSERVANCE" SİSTEMİNİ KURMASI
1750......"MENFIUS ORYANTAL RİTİ"NİN KURULUŞU
1750......YAHUDİLER'İN LONCALARDAN SIZARAK MASON LOCALARINA GİRMEYE BAŞLAMASI
1770......YAHUDİLER'İN "HÜRRİYET-MUSAVAT-UHUVVET" SLOGANLARININ MASON LOCALARINI ETKİLEMESİ
1771......İLLİMUNATİ MASONİK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KURULMASI
1775......İLK MASON HÜKÜMDAR FRANÇOIS'İN (1731) MARİA TERESA İLE EVLENMESİ; HABSBURG HANEDANI İLE LORRAİNE HANEDANI ARASINDA KAN BAĞI KURULMASI
1776......FİLÂDELFİYALILAR CEMİYETİ MENSUPLARINDAN MASON G. WASHİNGTON, B. FRANKLİN VE T. JEFFERSON LİDERLİĞİNDE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN İNGİLTERE'DEN BAĞIMSIZLIK ELDE ETMESİ
1789......İLLİMUNATİ KÖKENLİ MASONLAR'IN ÖNDERLİĞİNDE FRANSIZ İHTİLALİ
1800......ABD CHARLESTON'DA İSKOÇ RİTİ YÜKSEK ŞURASI'NIN KURULMASI (GÜNEY JÜRİSDİKSİYONU); KONTROLÜN İNGİLİZ VE FRANSIZLAR'DAN ABD'YE GEÇMEYE BAŞLAMASI
1814......ABD NEW YORK'TA "KUZEY JÜRİSDİKSİYONU"NUN KURULMASI
1815......İLK ÜST DÜZEY MASON OLAN YAHUDİ: ELIPHUS LEVİ
1860......MARY BAKER EDDY'NİN "SCIENTOLOGY" TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI
1875......HELENA PETROVNA BLAVATSKY'NİN TEOZOFİ TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI
1879......YAHOVA ŞAHİTLERİ'NİNİ ORTAYA ÇIKIŞI
1880......MATHERS'İN "GOLDEN DAWN" (ALTIN ŞAFAK) TARİKATI'NI KURMASI
1886......CHARLES VE MYRTLE FILMORE'UN "NEW AGE-YENİ ÇAĞ" TARİKATININ TEMELİNİ ATMASI
1888......İNGİLTERE KRALİÇESİ VİKTORYA'NIN "THE MOST VENERABLE ORDER OF THE HOSPITAL OF ST. JOHN OF JERUSALEM" MASONİK ÖRGÜTÜNÜN KURULMASI; MALTA ŞÖVALYELERİNİN TEKRAR PİYASAYA ÇIKMASI
1890......PALEDAN'IN "İSA'NIN KUPASI" TARİKATI'NI KURMASI
1894......PAPUS'ÜN "SİON PROTOKOLÜ"NÜ HAZIRLAMASI
1896......THEODOR HERZL'İN FİLİSTİN'İ YURT EDİNMEK İÇİN BİR DERNEK KURMASI; VE "SİON PROTOKOLÜ'NÜ YAYINLAMASI
1900......PAPA 13. LEO, VE PAPA 10. PIUS'UN FARMASONLAR'I BİR KERE DAHA LÂNETLEMESİ
1900......ANGLİKAN KİLİSESİ'NİN MASONLAR'I DESTEKLEMESİ
1900-1915......OSMANLI DEVLETİ'NDE MASON ETKİSİNİN DORUĞA ULAŞMASI
1905......ABD ŞİKAGO'DA İLK "ROTARY" KLUBÜ'NÜN AÇILMASI
1917......MELVİN JONES'UN ABD ŞİKAGO'DA İLK "LIONS" KLUBÜ'NÜ AÇMASI
1917......MASON LENİN LİDERLİĞİNDE RUS SOSYALİST İHTİLALİ
1918......HAÇLI İTTİFAKI'NIN ANADOLU'YU İŞGALİ
1928......OPUS DEI (TANRI'NIN İŞLERİ) ADLI MASONİK-KATOLİK ÖRGÜTÜN KURULMASI
1947......ALICE BAILEY'İN "LUCIS TRUST" CEMİYETİNİ KURMASI
1947......YAHUDİLERİN KONTROLÜNDE "TEK DÜNYA DEVLETİ" İÇİN İLK ADIM: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TEŞKİLÂTI
1948......YAHUDİLERİN FİLİSTİN'DE SATIN ALDIKLARI TOPRAKLAR ÜZERİNDE YENİ BİR DEVLET KURMALARI
1950......"SAINT JULIEN GENEOIS" TARİKATI'NIN KURULMASI
1956......"SİON TAPINAĞI" TARİKATI'NIN YENİDEN ORGANİZE OLMASI VE DÜNYA ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ ARTTIRMASI
1957......HIRİSTİYAN "AVRUPA BİRLİĞİ" İÇİN İLK ADIM - AET
1958......PLANTARD'IN DE GAULLE'Ü İKTİDARA GETİRMEK İÇİN "HALKIN GÜVENLİĞİ KOMİTELERİ" KURMASI
1959......"SİON TAPINAĞI" DERGİSİ "CIRCUIT"DE "YENİ BİR FRANSA" YAZISININ YAYINLANMASI
1973......"SİON TAPINAĞI" TARİKATI TÜZÜĞÜNÜN YAYINLANMASI
MASON VE CIA AJANI POLONYALI KARAL'IN 2. JEAN PAUL ADIYLA PAPA OLMASI
1979.....PLANTARD'IN LORRAINE DÜKÜ OTTO VON HABSBURG'UN BİR "MOREVENJ" OLDUĞUNU AÇIKLAMASI
1981.....VATİKAN'IN, MASON P-2 LOCASI VE MAFYA İLE BİR SKANDALA KARIŞMASI
AĞCA'NIN İSLAM DÜŞMANI HAÇLI İTTİFAKI'NIN SEMBOLÜ PAPA'YI VURMASI
1991......HAÇLI İTİFAKI'NIN IRAK'A SALDIRMASI
1991.....MASON ABD BAŞKANI GEORGE BUSH'UN "YENİ DÜNYA DÜZENİ" TEZİNİ ORTAYA ATMASI
1992.....MASON CLINTON'UN CİNSEL SAPIKLAR İÇİN YENİ HAKLAR TANIMASI
1997.....MASONİK ST. GEORGE TARİKATI BÜYÜK ÜSTADI PRENS HENRY KONTANTIN PALEOLOG'UN "BİZANS TAHTININ TEK VARİSİ" OLARAK ORTAYA ÇIKMASI; AMERİKAN PASAPORTLU FENER BAŞPAPAZI BARTOLAMEOS'UN EKÜMENİK (DÜNYA HAKİMİ) PATRİKOLMA ÇABALARINI HIZLANDIRMASI
2001.....11 EYLÜL'DE NEW YORK'UN CAN DAMARI İKİZ KULELERE SALDIRILMASI; A.B.D'NİN DOKUNULMAZ OLMADIĞININ ORTAYA ÇIKMASI
2001......MASON VE KURUKAFA-KEMİK ÖRGÜTÜ MENSUBU OĞUL BUSH'UN İSLAM ÜLKELERİ ÜZERİNE HAÇLI SEFERİ İLAN EDİP AFGANİSTAN'A SALDIRMASI
2003......MASON OĞUL BUSH'UN IRAK'A SALDIRMASI; ONBİNLERCE MASUM İNSANIN "TERÖRİST" DİYE ÖLDÜRÜLMESİ, EVLERİNİN BOMBALARLA TAHRİP EDİLMESİ, HAPİSHANELERDE İNSANLARA İNANILMAZ İŞKENCELER YAPILMASI


Kaynak : http://www.angelfire.com/de3/dumrul/page1.html

23 Aralık 2006 Cumartesi

Büyük Tuzak : Lions ile Başlayan Masonluk


Mason çok birliktelik yokKamuoyundaki yaygın inanış Lions'un Masonluğa giden yolda kilometre taşı olduğu.. Lions yöneticileri Mason Locası ile aralarında hiçbir ilişki olmadığını ifade etse de üyeler arasında ilişkilerin geliştiğini kabul ediyorlar. Lions'un eski Konsey Başkanlarından Turan Şalikoğlu Lionslar'ın Masonluk için bir aşama olduğu yolundaki önüne geçilmesi mümkün görünmeyen önyargı hakkında şunları söylüyor: "Biz Lions olarak üyelerimizi seçerek alıyoruz. Hem her meslekten mesleğinde başarılı olmuş hem de düzgün karakterli insanları bulup onları Lions'a kazandırıyoruz. Kabul etmek lazım ki Lions bu anlamda çok değerli bir insan kaynağı. İşte bu göz kamaştırıcı insanlar ister istemez başkalarının da dikkatinden kaçmıyor. Özellikle Masonlar onlarla temas ederek üye ihtiyaçlarını bu şekilde gidermeyi tercih edebiliyorlar. Biz kimseye 'Sen Masonsun Lions'a üye olamazsın' diyemeyeceğimiz gibi bir Lion'u da Mason Locası'na üye oldu diye üyelikten çıkarmayız."MASONLAR'LA BAĞ YOK Lions ile Masonluk arasında çok ciddi ayrılıklar bulunduğunu kaydeden Şalikoğlu şöyle devam ediyor: "Masonluk içe dönük bir olay. Mükemmel insanı yetiştirmek gibi bir amaçları olduğundan bahsediyorlar. Lions ise tamamen dışa dönük, kendini halka hizmet etmeye adamış insanların topluluğu. Yani tamamen birbirine zıt fikirler söz konusu. Dolayısıyla ikisinin birlikte telakki edilmesi mümkün değil. Zaten Lions ile Masonlar arasında ne bugün ne de geçmişte herhangi bir birliktelik sözkonusu olmamıştır, gelecekte de olmayacaktır." Türk Lions'larını Avrupa'da temsil eden Nesim Levi de Lions hakkındaki olumsuz görüşlerin ülkeye bağlı geliştiğini vurguluyor. Avrupa, İskandinavya, Afrika ve Asya ülkelerinde Lions hakkında olumsuz görüşlerin olmadığını kaydeden Levi "Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da aynı Türkiye'de olduğu gibi Masonluk'la ilişkilendiriliyor ya da Amerika'da kurulmuş olmasıyla tepki topluyor" diyor. Lions'un Rotary ve Masonluk'la tek benzerliğinin toplantılarda din ve siyaset konuşulmaması olduğunu kaydeden Emekli Korgeneral İhsan Gürkan ise şöyle konuşuyor: "Masonluk'la Lionluk arasında yalnızca kişisel ilişki bulunabilir, görev ilişkisi ve gizli toplantılarımız yoktur. Mesela benim oğlum Mason fakat ben hangi locadan olduğunu bile bilmem, hiç konuşmayız. Ben katıldığım tüm toplantılarda ordu toplantıları da dahil olmak üzere, 'Lions Masonluğun arka bahçesidir' yargısını kırmak için kulübümü ve faaliyetlerimi anlattım."ÇOK SAYIDA MASON VAR Lions'un önemli isimlerinden Suat Ballar da Mason örgütünün bir kuruluşu olarak gösterilmelerini doğrulayan bazı olgulara ve davranışlarasahip oldukları için böyle algılandığını belirtiyor. "Bunların başında üyeler arasında çok sayıda Mason arkadaşımızın bulunması geliyor" diyen Ballar şöyle devam ediyor: "Aslında bu olağan bir durumdu fakat bunun yanı sıra bir takım Masonik kural ve yöntemlerin Lions kulüplerinde de uygulanma heves ve alışkanlıklarının sürdürülmesi tanımlamayı haklı çıkaracak boyutlara ulaştırıyordu. Örneğin, çoğu üyelerin bilerek ya da bilmeyerek "kardeş" "kardeşim", "kardeşler" sözcüklerini sık sık kullanması, istenmese de bazı yanılgılara meydan veriyordu. İzmir'de kurulan bir Lions kulübünün bayrağında üçgen şekil bulunması, üye alımında ve toplantı yönetim biçiminde Masonik bazı yöntemlerin kullanılması yanlış tanımalara kaynak oluşturdu. Yakıştırma ve saptırmaların bir örneği de Lions kulüplerinin "yarı sosyetik, yarı hayırsever kurum" olarak tanıtılmasıdır. Ben Masonluk için iki defa aday oldum, ikisinde de reddedildim. Harici Mason derler o yüzden bana." Gerçekten de bugün Lions'un kadın olan ikisi hariç konsey başkanları arasında pek çok Mason olduğu, erkek üyelerin yüzde 30'unun Mason olduğu belirtiliyor.ROTARY İLE AKRABA Peki Lions'ların Rotary kulüpleriyle bir bağlantısı var mı? Bu sorunun yanıtını 118-T Genel Yönetmeni Erim Erinç Dinç "Aslında birbirimizden çok farkımız yoktur" diye yanıtlıyor. Rotary Kulüpleri'nin de Lions Kulüpleri gibi halka hizmet etme amaçlı kurulduğunu kaydeden Dinç "Ama tabii ki Lions ve Rotary ayrı ayrı kuruluşlar, aynı organizasyonun ya da birliğin parçası değiller" diyor. Rotary kulüplerinin değişik iş kollarında çalışan insanları öncelikle birbirleriyle bilgilerini paylaşmak ve kendini geliştirmek amacıyla bir araya getirmeyi amaçladığını kaydeden Dinç "Tabi daha sonra da sosyal yardımlar yapmaktalar. Ama Türkiye'de çok fazla sosyal faaliyette bulunma sebepleri fakir bir ülke olmamızdan kaynaklanıyor" diyor. Dünyada son zamanlarda artan sivil toplum kuruluşları nedeniyle Lions, Rotary ve hatta Masonlar'ın üye bulma güçlüğü yaşadıklarını ifade eden Dinç şöyle konuşuyor: "Lions Türkiye'ye ilk geldiğindeçok ilgi gördü çünkü yabancı bir isim olması dikkat çekti. Bir diğer sebepse zengin fakat çevresi olmayan insanların çevre bulmak için Lions'u tercih etmesi oldu. Paramız var, çevremiz olsun diye geldiler."

Kaynak : http://www.sabah.com.tr/

Dünyada Dilediklerini yapmaya çalışanların , hem engelleyebilecekleri daha başlangıçta engellemek hem de yapacakları için kolaylık için binlerce Tuzak var ! Kişilikli , karakterli insanlarımızın dikkatli olması ve beraberlik içinde (an azından zihniyet olarak ) olması gerekiyor!

12 Aralık 2006 Salı

Gizli Dünya Devleti ve Siyonizm

Bugün yeryüzünde çok sayıda bağımsız devletin varlığına inanılmaktadır. Fakat bu devletlerin yöneticilerinin kendi ülkelerini ve halklarını ilgilendiren basit konularda bile kendi bağımsız iradeleriyle karar vermekte zorlandıklarını görürsünüz. Bir önemli husus da şudur: Bilindiği üzere çağımızda demokrasi adeta bütün insanlığa mal edilmiş bir "siyasi din" haline getirilmiştir. Hatta demokrasi çağımız siyasetinin a priorisi yani öncülüdür. Bu yüzden demokrasinin de, tıpkı aklın a priorileri gibi muhakemeden ve tartışmadan uzak tutulması gerektiğine inanılır. Oysa birçok ülkede halkın büyük bir çoğunluğunun seçtiği ve istediği kişiler bir türlü yönetime gelemezler. Bunlardan bazıları işin içine girdiğinde kendilerine sunulan demokrasinin sadece bir seraptan ibaret olduğunu fark ederler. Bazıları Cezayir'de olduğu gibi yönetime talip olurken kendilerini zindanda bulurlar. Bazıları da yönetime gelseler bile iktidara gelemezler. Siyaset meydanlarında prim yapmak için savunduklarına karşı en başta onların kullanıldığına şahit olursunuz. Bütün bunları görünce bir "derin devlet" gerçeği karşınıza çıkar. Aslında bu "derin devlet" gerçeği sadece lokal veya ulusal değildir. "Derin devlet" gerçeğinin global yönünün, lokal yönüne baskın olduğunu unutmayalım. Bu yüzden günümüz dünyasını karıştıran gizli ellerin sahiplerini tanımak için araştırma yapanlar bir "Dünya Derin Devleti"yle veya "Gizli Dünya Devleti"yle karşılaşmışlardır.
Geçtiğimiz Mayıs ayında Amerika'da Bilderberg Grubu'nun yıllık toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıyla birlikte söz konusu Gizli Dünya Devleti veya Dünya Derin Devleti konusu yeniden gündeme geldi. Ancak yapılan yorumlarda ağırlıklı olarak Bilderberg konusu öne çıktı. Oysa Bilderberg Grubu, yirminci yüzyıla damgasını vuran ve 21. yüzyılda da dünya üzerindeki sultasını daha da güçlendirme amacına yönelik yeni teoriler geliştiren karanlık ağın sadece bir organıdır.
Söz konusu karanlık ağla ilgili yorumlarda dikkat çeken bir şey de ağırlıklı olarak, emperyalizmin bu ağ üzerindeki etkisine ve rolüne dikkat çekilmesiyle yetinilmesidir. Bazı yorumcular, 20. yüzyılda hüküm süren emperyalizmin uluslararası siyonizmle ilgisine de dikkat çekiyorlar. Ama birçoklarında bu gerçek göz ardı ediliyor.
Siyonizm, 1897 Basel konferansıyla teşkilatlanmaya başlayan bir ideolojik oluşumdur. Yahudiler bu konferanstan önce de devlet yönetimleriyle irtibat kurarak birtakım siyasi oyunlar çeviriyorlardı. Ancak siyonist ideolojiye göre teşkilatlanmanın başlamasıyla birlikte bu işi tek merkezden ve daha organize bir şekilde yürütmeye başlamışlardır. Böylece güçlerini ve etkilerini daha da artırmışlardır.
Biz bu araştırmamızda siyonizm ve bu ideolojinin organik yapısı üzerinde durmayacağız. Ağırlıklı olarak yukarıda sözünü ettiğimiz Dünya Derin Devleti yahut Gizli Dünya Devleti, bu gizli devletin dünyanın her tarafına elini uzatan teşkilatları ve bu teşkilatlarla siyonistlerin irtibatları hakkında bilgiler vermeye çalışacağız.
Karanlık Bir Şer Örgütü: İlluminati Şebekesi
Yukarıda sözünü ettiğimiz Bilderberg Grubu, Illuminati şebekesinin bir organıdır. Ancak Illuminati şebekesi 18. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkarken, Bilderberg Grubu 1954'te ortaya çıkmıştır. Yani arada 177 yıllık bir zaman farkı var.
Temelinde "aydınlanma, ruşenilik, vahdet-i vücud felsefesi" gibi muhtelif felsefi akımların etkisi olduğu iddia edilen İlluminati hareketi, 1 Mayıs 1776'da Adam Weishaupt tarafından Almanya'nın Bavyera eyaletinde kurulmuştur. Daha doğrusu o tarihte bir Illuminati örgütlenmesi ortaya çıkmıştır. Weishaupt, Ingolstadt Üniversitesi'nde hukuk profesörü iken masonik eğilimlere merak sarmış ve bir gizli örgüt kurmuştur. 1779'a gelindiğinde Illuminati örgütünün 54 üyesi bulunuyordu ve Bavyera eyaletinin dört şehrinde teşkilatlanmıştı. Örgüt üyeleri ağırlıklı olarak masonik kimlikleri öne çıkarıyorlardı.
Almanya'daki din adamlarının hemen tamamı Illuminati şebekesine düşmandı. Bunun sebebi elbette onun, hıristiyanların değerleriyle alay eden, bu değerlere iğrenç bir şekilde saldıran Tapınak Şövalyeleri'nin devamı olduğunun tahmin edilmesiydi. Ayrıca Illuminati üyeleri zaman zaman yönetimi de hedef alan yayınlar yapıyorlardı. Bu yüzden 1784'te teşkilatlarına bir polis baskını gerçekleştirildi ve birçok üyeleri göz altına alındı. 22 Haziran 1784 tarihinde de Bavyera Elektörü bir ferman yayınlayarak Illuminati örgütünü tamamen kapattı. Örgütün üyelerinin çoğu tutuklandı. Başta lider Weishaupt olmak üzere birçok üyesi de ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Aynı ferman 1785 Ağustos'unda tekrarlandı ve böylece Bavyera'da sadece İlluminati değil, masonluk da silinmiş oldu.
Bavyera'da Illuminati ve masonluğun yasaklanmasının Avrupa ve Amerika'da ciddi bir etkisi oldu. Bayağı korku ve telaşa kapılan diğer ülkelerdeki masonlar kendilerine de yasak getirilmemesi için büyük bir gürültü kopardılar. Öyle ki ABD başkanı George Washington, tereddütlere kapılan Amerikalı masonlara güvence verme ihtiyacı duydu.
Bavyera'da yasaklanan Illuminati ve mason teşkilatları çok geçmeden yer altı örgütleriyle faaliyetlerini sürdürdü. Fakat bu kez Almanya dışına da uzanarak tüm Avrupa'da teşkilatlanmak için faaliyetlerini hızlandırmaya başladı. Örgütlenme çalışmalarını hızlandırmasında Johann Bode adlı bir masonun önemli katkıları oldu. Bazı kaynaklara göre Goethe, Mozart, Schiller ve Herder gibi birçok ünlü bu örgütün saflarına katılmışlardır.
Yeraltı teşkilatlarının yapılandırılmasında farklı isimler kullanıldı. Örneğin Fransız Devrim Kulübü ve Jacobin Kulübü Illuminati hareketinin devamını sağlamak için kurulmuş oluşumlardır. Bunlar asıl önemli faaliyetleri yer altından yürütüyor, ama masonluğun çok fazla murakabe altında olmadığı yerlerde salon toplantıları da düzenliyordu. Fakat bu toplantıları yine de halka açık değil, sadece üyelerin katılabildiği türden toplantılardı. Örneğin Jacobin Kulübü için tutulan salona 1300 üye katılıyordu. Tamamen üyelere mahsus ve gizli olarak düzenlenen bu toplantılara Fransa'nın en iyi eğitim görmüş ve en etkin kişileri katılırdı. Jacobin'lerin ideali, tüm kurumları ve krallığı ortadan kaldırarak adına "Yeni Dünya Düzeni" ya da "Evrensel Cumhuriyet" dedikleri bir düzen kurmaktı.
Illuminati, kelime olarak aydınlıkçılar veya aydınlananlar anlamına geliyor. Kök olarak İtalyanca'dır. Fransızca'da ışık anlamına gelen la lumière kelimesi de aynı kökten gelir. Birçok araştırmacının ortak tespitine göre fikri altyapısı ve temeli Tapınak Şövalyeleri'ne dayanıyor. Kuruluşundaki amacı Avrupa masonluğunu bir çatı altında birleştirmekti.
Illuminati'nin Temelini Oluşturan Tapınak Şövalyeleri
Illuminati şebekesinin fikri altyapısını oluşturan Tapınak Şövalyeleri orijinal adıyla "Tampliye Tarikatı" Haçlı seferleri sonrasında Kudüs'te kuruldu. Bu adı almalarının sebebi ise iddia edildiğine göre Kudüs kralının Süleyman mabedinin bulunduğunu ileri sürdükleri bölgeyi koruma görevini kendilerine vermesiymiş. Masonluğun da temel fikriyatını geliştiren Tapınak Şövalyeleri muhtelif adlarla varlığını sürdürmüştür. Bugün bu hareketin en çok tanınan kolu ise Sion Birliği'dir.
Sadece masonluğun değil siyonizm ideolojisinin fikriyatının geliştirilmesinde de rolleri olduğu bilinen Tapınak Şövalyeleri kısa zamanda büyük servetler elde etmişlerdir. Batı'nın yalnızca en büyük askeri gücü olmakla kalmayıp aynı zamanda en önemli tüccarları arasında ilk sıralarda yer aldılar. Tapınak Şövalyeleri hareketi bugünkü masonlar gibi gizliliğe büyük önem verirlerdi. İlginçtir ki Batı'ya ait olduğu sanılan bu örgütün mensupları Hz. İsa'yı yalancı peygamber olarak tanımlıyorlardı. Haça tükürmeyi, haçın üzerine basmayı ve hıristiyanların dini değerlerine hakaret etmeyi adeta kutsal fiiller addediyorlardı. Bunun sebebi ise asıl fikir babalarının ve organizatörlerinin yahudi kökenli olmasıydı.
Bir ara siyasi otoritelerinin zayıflaması sebebiyle hıristiyanların dini değerlerine hakaret ve saldırı suçlamalarıyla yargı önüne çıkarıldılar ve bazıları ölüme mahkum edildiler. Ama daha sonra saklanmayı yani yer altına çekilmeyi başararak varlıklarını sürdürdüler.
Birçok araştırmacının ortak tespitine göre masonluk hareketinin temelini de bu Tapınak Şövalyeleri hareketi oluşturur. Her iki hareketin aynı simgeleri kullanmaları bu yöndeki kanaati desteklemektedir. Ayrıca Tapınak Şövalyeleri'nin hıristiyanların dini değerlerine hakaretten dolayı yargılanmalarından sonra yer altına girmelerinin ardından masonluk örgütleriyle ortaya çıktıkları tahmin edilmektedir. Bu kanaati destekleyen muhtelif tarihi belgeler ve bilgiler de bulunmaktadır. Fakat mason kardeşler adıyla yeniden örgütlenirken biraz daha tedbirli hareket etmeyi tercih etmişlerdir. Bu kez hıristiyanların dini değerlerini aşağılayıcı tutum içine girmektense onları çok rahatsız etmeyecek hatta onların da kabul edebilecekleri bir fikri altyapı oluşturmaya özen göstermişlerdir. Ayrıca masonlukta gizliliğe önem vermiş, kendilerini çok fazla açığa vurmaktan sürekli kaçınmışlardır.
Tapınak Şövalyeleri, Mason Biraderler ve Illuminati Şebekesi, Hepsi Aynı Kaynaktan Beslenmiştir
Illuminati şebekesini oluşturanlar ise hem masonluk hem de Tapınak Şövalyeleri hareketi ile irtibatı olan kişilerdi. Tapınak Şövalyeleri, Mason Biraderler ve Illuminati Şebekesi'nin fikriyatlarını, tören biçimlerini, beyin yıkama metotlarını ve simgelerini bağımsız bir bakış açısıyla inceleyenler bunların hepsinin de aynı kaynaktan beslendikleri ve aynı amaca hizmet ettikleri üzerinde ittifak etmektedirler.
Illuminati şebekesinin Ortaçağ'daki siyonizm hareketi olarak nitelendirebileceğimiz Tapınak Şövalyeleri'nin diğer adıyla Tampliye tarikatının bir devamı olduğu konusunda fikir veren bazı bilgileri burada aktarmak istiyoruz:
Nesta H. Webster'in Secret Societies and Subversive Movements adlı çalışmasında ünlü büyücü ve okült uzmanı Cagliostro'nun Illuminati şebekesine katılması münasebetiyle düzenlenen tören hakkında şu notlar aktarılıyor: "İçi evrak dolu demir bir sandık açıldı. Töreni yöneten kişi sandıktan el yazması bir kitap aldı ve ilk sayfasını okudu: "Bizler, Tampliyelerin Büyük Üstadları..." sözlerini kanla yazılmış bir and izliyordu. Söz konusu bu kitap "İlluminizm"in aslında tüm monarşilere ve kiliseye karşı bir nifak olduğunu, ilk saldırının Fransa tahtına yöneleceğini ve Fransa'da krallığın çökertilmesinden sonra sıranın Roma'ya geleceğini belirtmekteydi." Burada vurgulanan hususlar gerçekten üzerinde durulması gereken şeylerdir: Birinci olarak: El yazması kitabın bir sandıkta saklanması ve törende oradan çıkarılması işlemini ele alalım. Sandık yahudi literatüründe özel bir mana taşımaktadır. Yahudilerin bu konudaki dini anlayışlarına temel teşkil eden hadiseye Kur'an-ı Kerim'de de işaret edilir. Talut ve Calut kıssasında Talut'un komutanlığının ilahi bir hükme dayandığını bildirmek için o dönemin peygamberinin verdiği bilgi hakkında şöyle buyurulur: "Peygamberleri onlara: "Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır" dedi." (Bakara, 2/248) Burada tabut ile kastedilen bir sandıktır. Yahudiler bu sandığın bugün hala dünyada dolaştığına inanırlar. O sandığın taşıdığı manayla irtibatlandırmak için de el yazması kutsal kitaplarını özel bir sandık içinde saklarlar. Dini törenlerinde kitaplarını bu sandıktan çıkarır, tören sonrasında yine özenle sandığa yerleştirirler. İkinci olarak: Kanla yazılan and üzerinde durmak gerekir. Kan sembolü, siyonizmde ve bu ideolojinin temelini oluşturan dini literatürde sıkça kullanılan bir semboldür. Ancak kanla ilgili semboller genellikle gizli tutulur. (Necip el-Kiylani'nin Yahudinin Kanlı Böreği adıyla Türkçe'ye tercüme edilen tarihi ve belgesel romanında, siyonizmin temelini oluşturan dini literatürdeki "kan" kutsamasına işaret eden önemli bilgiler ve belgeler mevcuttur.) Üzerinde durulması gereken üçüncü husus Illuminati'nin aslında kiliseye karşı olduğu hususudur. Tapınak Şövalyeleri de kiliseye karşı tavır alan ve hıristiyanların dini değerlerine hakaret eden bir hareketti. Ama bu konuda izledikleri tutum tepkilere yol açınca ve birçok idam cezasına kapı açan yargılamalara sebep olunca söz konusu tarikat yer altına çekilmiş, ardından farklı bir yüzle ortaya çıkmıştı. Fakat bu farklı yüzünde hıristiyanların değerlerini hedef alan, bu değerlere hakaret anlamı içeren tavırlar pek dışa yansıtılmıyordu. Gerçekte ise bu konuda değişen bir şey yoktu. Aradaki tek fark bu düşmanlığın artık bir "nifak"a dönüşmesiydi ki bu husus da yukarıdaki notta vurgulanmaktadır. Dördüncü husus Illuminati'nin Avrupa'daki monarşilere karşı bir hareket olduğunun vurgulanmasıdır. Bu tutum özellikle entelektüel kesimin ilgi ve desteğinin kazanılmasının en önemli sebebiydi. Ne var ki entelektüel kesimde ortaya çıkan monarşi karşıtlığının Illuminati tarafından yönlendirilmesi, monarşik düzenlerin yerine geçecek yönetimlerin tek merkezden kontrol edilmesine ve bu kontrolün de Illuminati şebekesinin elinde olmasına fırsat verecekti. İlk doğuş yeri olan Bavyera'da yasaklanmasından sonra ağırlık merkezini Fransa'ya taşıyan Illuminati hareketinin bu ülkedeki monarşik düzene karşı çalışmalara ağırlık vermesi dikkat çekmektedir. Daha önce de söz ettiğimiz üzere, Illuminati'nin bir devamı durumundaki Jacobin Kulübü'nün üyeleri monarşik düzeni yıkıp yerine Yeni Dünya Düzeni yahut Evrensel Cumhuriyet olarak adlandırdıkları yeni bir yönetim getirmeyi bir ideal olarak görüyorlardı. 1785'te Almanya'dan kovulan Illuminati'nin Fransa'da bu çalışmaları hızlandırmasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden 1789'da Fransız Devrimi'nin gerçekleşmesi bir tesadüf olmasa gerek.
Fransız Devrimini hazırlayan sebepleri ve gelişmeleri incelediğimizde çok ilginç şeylerle karşılaşırız. Bakın William T. Still'in New World Order adlı eserinde ne deniyor:
"1789 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İlluminatilerin tahıl piyasasında gerçekleştirdikleri manipulasyonlar sonucunda yapay bir buğday darlığı yaratıldı. Bu durum o denli geniş bir açlığa yol açtı ki, tüm ülke kısa zamanda ayaklandı. Olayların başını çeken kişi, Fransa Büyük Doğusu'nun Büyük Üstadı Orleans Dükü idi. İlluminatiler, halkın çektiği acıları bir araç olarak kullanarak yarattıkları huzursuz ortamın devrimci eylemlerine yararlı olacağını planlamışlardı. Gerçekten de, besin stoklarını bloke ederek ve Ulusal Meclis'te tüm reform girişimlerini engelleyerek, durumu iyice kötüleştirdiler ve halkı tam anlamıyla açlığa mahkum ettiler...
14 Temmuz günü Bastille yağmalandı. Özgür bırakılan tutuklu sayısı yalnızca yedi idi. Fransız tarihçiler bugün, eylemin asıl amacının Bastille'i yıkmak ve tutukluları kurtarmak olmadığını belirtiyorlar. Asıl amaç Bastille'de saklanan barut ve silâhları ele geçirmekti. Böylece silâhlanan Jakobenler, 22 Temmuz gününden başlayarak o güne dek eşi görülmemiş ve titizlikle planlanmış bir ihtilâl girişimini sahneye koydular. Bu dönem tarihte "Büyük Korku" diye adlandırılacaktır...
Öncelikle tüm ülkede eşzamanlı bir panik duygusu yaratıldı. Köyden köye, kentten kente giden atlılar, yurttaşlara "haydutların!" yaklaşmakta olduğunu ve kendilerini korumak istiyorlarsa silâha sarılmaları gerektiğini bildirdiler. Ayrıca, tüm bu olayların sorumlularının malikânelerde ve şatolarda gizlendikleri, bizzat kralın buraları ateşe vermelerini buyurduğu yurttaşlara söylendi. Fransa kralına bağlı olan halk bu emirlere uydu. Artık alevlerin denetlenmesi imkansızdı, yağma ve yıkım sürerken, anarşi gittikçe yaygınlaşıyordu...
Paris sokakları teröre teslim olmuştu...1793 Kasım'ında tüm Fransa'da rahiplerin öldürülmeye başlanması, dine karşı bir kampanyanın yürürlüğe girdiğini ortaya koyuyordu. Tüm mezarlıklara, İlluminatilerin ünlü sloganı olan "Ölüm Sonsuz Bir Uykudur" sözlerini içeren yazılar asılmaya başlandı. Paris'teki kiliselerde "Akıl Bayramları" adı altında eğlentiler düzenleniyor, fahişeler tanrıça gibi tahta çıkarılıyorlardı. Bu törenlerin bir adı da "Exoterion"du ve Weishaupt'un kaleme aldığı "Aşk Tanrıçasının Kutsanması" adlı bir şiiri örnek alıyorlardı...
Thomas Jefferson, üç yıl süren Fransa elçiliğinden 1791'de Amerika'ya geri döndüğünde, tüm bu kıyımı "ne güzel bir devrim" diye tanımlamış ve tüm dünyaya yayılmasını umut ettiğini yazmıştır. Jefferson, neredeyse tüm Fransa halkının Jakoben olduğuna inandığını açıklamıştır. Ona göre, bu büyük çoğunluk, ulusal iradeyi açıkça ortaya koymaktaydı...
1793 yılının sonlarına doğru, yeni devrim yönetimi sayıları yüz binlere ulaşan işsizlerle yüz yüze kaldı. Devrimin önderleri, sonradan bütün diktatörlerin taklit edeceği yeni bir "terör" projesini uygulamaya geçirdiler: Nüfus azaltılması
Amaç Fransa'nın yirmi beş milyona ulaşan nüfusunu on altı milyona indirmekti. Robespierre, nüfusun azaltılmasını kaçınılmaz buluyordu.
Nüfusun azaltılması ile görevli devrim komitesi üyeleri, gece gündüz harita başında her kentte kaç kellenin kopartılması gerektiğini hesaplıyorlardı. Devrim mahkemeleri kimlerin ölmesi gerektiğine karar veriyor ve sonu gelmez bir kurban sürüsü giyotinin yolunu tutuyordu. Yalnızca Nantes'de, bir gece içinde 500 kimsesiz çocuk kent mezbahasında öldürülüyor, 144 yoksul kadın nehre fırlatılıyordu."
Fransız Devrimi'nde masonların rolüne işaret amacıyla Nesta H. Webster de Secret Societies and Subversive Movements adlı eserinde şunları yazıyor: "1789 yılında krallığın yıkılması ile birlikte, 10 Ağustos gününden başlayarak üç renkli Fransız bayrağı devrimin kızıl bayrağı ile değiştirildi. "Yaşasın Kral Orleans" çığlıkları ile masonların "Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik" seslenişi sokakları kapladı."
İşte böyle bir devrim, dünyadaki kalabalık kitleleri yönlendiren medya organı tarafından yeni bir çağ açan, dünyayı demokrasi ile tanıştıran son derece önemli bir olay olarak lanse edilmiştir.
İlluminati Şebekesinde İhanetin Cezası Ölümdür
İlluminati adını ve üyelerini inanılmaz bir sır gibi saklayan ölümcül bir kuruluştur. Bugün hemen her ülkede mevcuttur. Özel eğitim, tören ve alt kültürlerden gelmeyenler İlluminati'ye kabul edilmezler. ABD başkanlarının pek çoğu İlluminati'den ya icazet alırlar ya da üyesidirler. İlluminati o kadar gizlidir ki, varlığından bile bahsedilmez. Bu gizli örgüte ihanet edenlerin cezası kayıtsız şartsız ölümdür. Illuminati'nin NATO ile veya Gladyo gibi yeraltı örgütleri ile de ilişkisi olduğu bilinmektedir. İnşallah bu ilişkiden ileride söz edeceğiz.
Irkçılığın Babası Cecil Rhodes ve Illuminati
19. yüzyılın ikinci yarısında Illuminati Şebekesi'nin en çok öne çıkan adı Cecil Rhodes adlı İngiliz siyasetçidir. Bu kişi Güney Afrika'yı tümüyle yerlilerin ellerinden alarak sömürgeciliğin kontrolüne sokan adamdır. Güney Afrika topraklarını aynı zamanda oldukça insafsızca yönetmiş ve çıkardığı fitnelerle yerli halktan pek çok insanın kırılmasına sebep olmuştur. Zaten Güney Afrika'yı sömürgecilerin kontrolüne sokmasındaki başarısı izlediği fitne politikalarından kaynaklanıyordu. İzlediği fitne politikasında seçtiği iki kabileyi birbirine düşürüyor, bu iki kabilenin fertleri iyice birbirlerini kırıncaya kadar hadisenin dışında kalmaya yahut bir yandan ateşin üzerine benzin dökmeye devam ediyordu. Her iki kabile de iyice zayıf düştükten sonra müdahale ediyor, "barış ve anlaşma" sağlama iddiasıyla her ikisini birden kontrolüne alıyordu. Bu amaçla: "Önce sorun çıkar, sonra çözüm öner" teorisini geliştirmişti. Irk ayrımı politikasının fikir babası da odur. Onun bu fikriyatı yüzünden Güney Afrika'nın yerlileri ve asıl sahipleri olan siyahlar yıllarca zulme, aşağılanmaya maruz kaldılar.
Rhodes, politik alanda bu oyunları çevirirken kendisi de Güney Afrika'nın bütün zenginliklerine kondu. Elmas kaynağı yönünden oldukça zengin olan Güney Afrika'nın elmas tarlalarını işleterek hayal edebileceğinin çok üstünde servete sahip oldu. Bugünkü Rhodesia adlı ülke de adını onun soyadından alır.
İşte bu Rhodes, 19. yüzyılın sonuna doğru Londra'da oldukça etkili bir faaliyet merkezi oluşturan Illuminati şebekesini devreye soktu. Bu şebekenin amacı ise dünyayı tek merkezden yönetmek, dolaylı sömürgeciliğin çengeline takılan devletlerin yöneticilerini yetiştirmek ve onlar vasıtasıyla bütün dünyaya kumanda etmekti. Bu amaçla Rhodes Bursları adıyla geleceğin yöneticisi olacak üniversite öğrencilerine yardım ve onların murakabe edilmesi amacıyla bir organizasyon oluşturdu.
Rhodes bursuyla okuyan öğrenciler diğerlerinden bayağı farklı kabul ediliyordu. Çünkü onlar belli bir amaç için hazırlanıyordu. Onlar ülkelerine döndüklerinde yönetim, ekonomi ve medya alanında önemli noktalara yerleşebilmek için çalışacaklardı. Bunun yanı sıra gittikleri yerlerde Illuminati şebekesinin temsilcisi olarak çalışacaklardı. Illuminati şebekesi onları ülkelerine döndüklerinde kendi gayretleriyle baş başa bırakmayacak hedeflenen noktalara yerleşmeleri için gerekli irtibatları kuracak, bu amaçla siyasi baskı gücünü kullanacaktı. Illuminati şebekesi Rhodes burslarıyla okuyan üniversite öğrencileri için aynı zamanda bir beyin yıkama mekanizması olarak çalışıyordu. Onları belirlenen amaçlara hizmet etmelerini sağlayacak fikirlerle donatmak için çabalıyordu. Kendilerine dünya hesapları açısından parlak bir gelecek hazırlamak isteyenler için de Rhodes bursları sadece bir eğitim bursunun yani maddi yardımın temin edilmesinden ibaret değildi. Bunun çok çok ötesinde bir anlam taşıyordu. Bu yüzden maddi durumları iyi olan öğrenciler de bu Rhodes bursları organizasyonuyla irtibat kurmak için fırsatları değerlendiriyorlardı. Talep çok olduğu zaman da Rhodes burslarını koordine edenler açısından iş kolaylaşıyordu. Çünkü amaçlara uygun olanları seçme ve gerektiğinde aralarından eleme yapma imkanı doğuyordu.
Dünyadaki birçok önemli yönetici Rhodes burslarıyla üniversite tahsilini gerçekleştirmiştir. Bunlardan biri de ABD'de iki dönem başkan seçilen Bill Clinton'dur.
Cecil Rhodes, 1902'de ölürken tüm mal varlığının Rhodes bursları için kullanılmasını vasiyet etti.
Vitrinde Rhodes, Arkada Rothschild Ailesi
Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden Illuminati şebekesinin etkili kılınmasında ve Rhodes bursları organizasyonunun oluşturulmasında Cecil Rhodes'in adının öne çıktığı anlaşılıyor. Fakat onun arkasında duranlar ve asıl işin sermayesini sağlayanlar farklıydı. O da Rothschild ailesi. Peki neyin nesidir bu aile? Bu aile bankacılık alanında tam anlamıyla bir saltanat oluşturmuş oldukça zengin bir aileydi. Fakat burada dikkatlerden kaçmaması gereken husus bu ailenin yahudi azınlığa mensup olduğudur. Bu aile maddi gücünü kullanarak siyasi alanda pek çok iş becermiştir. Hatta Hitler'le de yakın irtibatı olduğu bilinmektedir ki inşallah bu hususa ileride temas edeceğiz.
Yuvarlak Masa Teorisi
Illuminati şebekesinin temel amacı bütün dünyayı tek merkezden yönetebilmek için eli her tarafa uzanabilen bir ağ oluşturmaktı. Fakat bunun gerçekleşmesi için birbirleriyle irtibatlı birtakım alt mekanizmaların oluşturulmasına ihtiyaç vardı. İşte bundan dolayı bir Yuvarlak Masa (The Round Table) teorisi geliştirildi. Bu teoriye göre şekillendirilecek organlar, üstlendikleri görevlere göre kendi aralarında bir irtibat ağı kuracak, bilgi alış verişinde bulunacak ve dünya ülkelerini yönlendirecek politikalar geliştireceklerdi. Yuvarlak Masa organlarının elemanları kendi ülkelerinde etkili kişiler olacaklardı.
Yuvarlak Masa teorisi ilk olarak 1877'de John D. Rockefeller, Cecil Rhodes, John P. Morgan, Andrew Carnegie ve Mayer A. Rothschild'dan oluşan beşli tarafından ortaya atılmıştır. Bunların hepsi de Illuminati şebekesinin üyeleriydi ve üçü yani Rockefeller, Morgan ve Rothshild yahudi kökenliydi.
Yuvarlak Masa ve Birinci Dünya Savaşı
Yuvarlak Masa'nın seçkin üyeleri, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ülkelerindeki savaş komitelerinde önemli görevler üstlenmişlerdi. Bu kişiler siyaset sahnesinde, birbirlerine zıt ülkeleri temsil ediyor ama Yuvarlak Masa'da bir araya gelebiliyorlardı. Bu kişilerin savaşın şartlarını ve sebeplerini kendi elleriyle hazırladıkları, Birinci Dünya Savaşı'nın arkasında duran gerçeklerin altını kurcalama zahmetine katlanan araştırmacıların dikkatinden kaçmamıştır. Bu kişiler savaş esnasında da ülkelerinin savaş komitelerindeki üst görevlerini sürdürmüşlerdir.
Savaş sonrasında ortaya çıkan şartlar Illuminati şebekesinin hesap ve planlarına daha da uygundu. Savaşın ateşini yakan ve dört yıl boyunca üzerine gaz döken Yuvarlak Masa üyeleri, 1919'da Fransa'nın başkenti Paris yakınlarında Versailles Barış Konferansı'nda bir araya gelmiş ve savaş sonrası şartlarda dünyaya nasıl şekil verebileceklerini tartışıyorlardı. Bu toplantıda bir araya gelen Alfred Milner, Edward Mandel ve Bernard Baruch, Yuvarlak Masa'nın seçkin üyeleriydi ve zaten kendilerinin çıkardığı savaşın ortaya çıkardığı şartları değerlendirme konusunda görüş alış verişinde bulunuyorlardı. Bunlardan Alfred Milner, Yuvarlak Masa'nın lideriydi. Konferansa katılanların birçoğu, daha önce sözünü ettiğimiz ünlü banka hanedanı Rothschild ailesinin fertleri tarafından önerilmişti. Bu ailenin yahudi azınlığa mensup olduğunu daha önce belirtmiştik.
Filistin topraklarında bir yahudi devletinin kurulmasıyla ilgili politikaların geliştirilmesinde karanlık gizli örgütlerin önemli rolü olmuştur. Versailles Barış Konferansı'nda alınan kararların arasında da Filistin'de bir yahudi devleti kurulması vardı.
Hotel Majestic'te Yapılan Toplantı
Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan önemli bir toplantı da Paris'teki Hotel Majestic'te gerçekleştirilen toplantıdır. Bu toplantıda Yuvarlak Masa'nın bazı organlarının oluşturulmasıyla ilgili kararlar alındı. Bu kararlar doğrultusunda 1920'de Dış İlişkiler Komitesi, 1921'de de Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü kuruldu. Bu organların yönetiminde Rothschild ve Rockefeller aileleri her zaman söz sahibi olmuşlardır. Bu ailelerin her ikisi de yahudi azınlığa mensuptular. Rothschild ailesi Avrupa'daki, Rockefeller ailesi ise Amerika'daki yahudi azınlığın ileri gelenlerindendi.
Dış İlişkiler Komitesi (Council of Foreign Relations-CFR)
Dış İlişkiler Komitesi (CFR), Gizli Dünya Devleti'nin en önemli organlarından biridir ve Yuvarlak Masa teorisine göre şekillendirilmiş organizasyonların da eskilerindendir. Bu yüzden CFR üzerinde biraz ayrıntılı bir şekilde durmak gerekmektedir.
CFR, 21 Temmuz 1921'de New York'ta kuruldu. Kuruluşunda yahudi kökenli Walter Lippmann'ın önemli rolü olmuştur. Fakat bu oluşumun kurulmasıyla ilgili ilk karar daha önce de söylediğimiz üzere Birinci Dünya Savaşı sonrasında toplanan Versailles Barış Konferansı'nda alındı.
CFR, 2. Dünya Savaşı'nda çok önemli bir rol oynamıştır. Foreign Affairs adlı ünlü dergi bu örgütün yayın organıdır. Bu dergi vasıtasıyla dünya kamuoyu üzerinde bir politik yönlendirme yapmaya çalışmaktadır. Görünüşte CFR'nin çalışmalarının pek gizli olmadığı ileri sürülmektedir. Gerçekte ise diğer Gizli Dünya Devleti organları gibi son derece gizli çalışmaktadır. Ancak yönlendirme amaçlı faaliyetlerini dışa yansıtmakta ve bu yansıtma ile açıktan çalıştığı intibaı vermeye gayret etmektedir.
CFR'nin bugün finans, iletişim, akademi, istihbarat, teknoloji alanlarında en etkin konumlarda bulunan 3500 civarında üyesinin olduğu sanılmaktadır. Özellikle Amerika'daki istihbarat örgütleri üzerinde oldukça güçlüdür. FBI, CIA, DIA, DEA ve başka istihbarat şefleri bu örgütün de elemanıdır ve CFR'nin ilkelerinden dışarı çıkamazlar.
Gizli Dünya Devleti'nde önemli etkinliği olan Rockefeller ailesinin bir ferdi olan David Rockefeller, CFR'nin onursal başkanı olarak kabul edilmektedir.
ABD'nin eski başkanları Bill Clinton ve Jimmy Carter, Antony Lake, eski başkan yardımcısı ve son başkanlık seçimlerinde oğul Bush'un rakibi olan Al Gore, George Bush (baba ve oğul her ikisi de), oğul Bush'un başkan yardımcısı Dick Cheney, eski bakan Warren Christopher, Savunma bakanı Colin Powell, Les Aspin, eski CIA direktörü James Woolsey, yine CIA eski direktörü Robert Gates, ABD hava kuvvetlerinin eski sekreteri Donald Rice, ABD'nin eski Pakistan büyükelçisi Robert Oakley, ABD eski Dışişleri bakanı ve ayı zamanda bu ülkedeki yahudi lobisinin başını çeken Henry Kissenger, eski Savunma bakanları James Baker, Donald Ramsfeld ve Casper Weinberger, Jimmy Carter döneminin ulusal güvenlik danışmanlarından Zbigniew Brzezinski, baba George Bush döneminin ulusal güvenlik danışmanlarından general Brent Scowcroft, eski hazine bakanı Lloyd Bentsen, eski devlet bakanı George Shultz, eski ticaret bakanı Robert Mosbacher, ABD'li ünlü finansör ve para piyasalarında spekülasyonlar yaparak milyarlar kazanmasıyla tanınan, Soros Vakfı vasıtasıyla dünya ülkelerinin geleceği için Gizli Dünya Devleti'ne hizmet edecek yöneticiler yetiştirmeye çalışan yahudi kökenli George Soros ABD'nin CFR üyesi ünlülerinin başında gelir. Bu isimler ABD politikasında söz sahibi ya da geçmişte söz sahibi olmuş CFR üyesi ünlülerin sadece az bir kısmını teşkil etmektedir. CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg ve/veya SBS üyesidirler.
CFR'nin Türkiye'den de üyeleri mevcuttur. Aydınlık gazetesinde yer alan bir yazıda Rahmi Koç'un CFR'nin Türkiye temsilcisi olduğu ve örgütün, Şubat 2001'de Koç Holding binasında Rahmi Koç'un ev sahipliğinde bir toplantı yaptığı ileri sürülmüştür.
Bilderberg
Gizli Dünya Devleti'nin ismi en çok duyulan organlarından biri Bilderberg'dir. Aslında Bildirberg, Illuminati şebekesinin emellerini gerçekleştirmek amacıyla geliştirdiği Yuvarlak Masa teorisine göre ortaya çıkarılmış bir oluşumdur. Fakat Illuminati şebekesinin ortaya çıkmasıysa Bilderberg'in kurulması arasında 177, Yuvarlak Masa teorisinin ortaya atılmasıyla arasında ise 77 yıl vardır. Yuvarlak Masa'nın en eski organlarından olan CFR'den ise 33 yıl sonra ortaya çıkmıştır.
Yukarıda üzerinde durduğumuz CFR'nin ağırlık merkezini Amerika oluşturuyordu. Bu yüzden Bilderberg, CFR ve öteki örgütlerin Avrupa ayağını ve etkinliğini teşkil etmek için Hollanda'da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli'nde 1954'te kurulmuştur. Kuruluşun gerçekleştirildiği otelin sahibi de Hollanda kralıydı. Örgüt de ilk toplantının gerçekleştirildiği otelin adını alarak Bilderberg Group (Bilderberg Grubu) diye adlandırılmıştır.
Bilderberg Grubu'nun kurucuları arasında Hollanda prensi Bernhard ve Polonyalı sosyolog Dr. Joseph Hieronim Retinger de vardır. Retinger, Bilderberg'in fikir babası olarak bilinir. Aynı zamanda CFR üyesidir. Bilderberg'in kuruluşunda, ABD istihbarat örgütlerinin, özellikle CIA'nin rolü olduğu çok iyi bilinmektedir. Prens Bernhard ise eski bir Nazi SS üyesidir. (Nazi SS'den ileride söz edeceğiz). 1937'de Hollanda prensesi ile evlenmiştir, ama Nazilerle olan yakın bağları çok iyi bilinmektedir.
Bilderberg'in kurucucuları arasında yer alan Prens Bernhard'ın Nazi SS üyesi olması konusu üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Fakat Hitler'in yükselişinde gizli ellerin rolü hakkında özel bir bölüm geleceğinden bu konunun ayrıntısına orada girmeyi tercih ediyoruz.
Bilderberg'in kuruluşunda zikrettiğimiz iki isim geçmekle birlikte asıl önemli rol oynayanlar ve finansörlük yapanlar Gizli Dünya Devleti organlarında ismi sıkça geçen Rothschild ailesidir. Bu çalışmada Amerikalı Rockefeller ailesi tarafından da desteklenmişlerdir.
Bilderberg, dünyanın yönetimi ve küreselleşme konusunda her yıl farklı ülkelerde toplantılar yapar. Toplantılar son derece gizli şartlarda ve özel ortamlarda yapılır. Toplantıları genellikle her yılın Mayıs ayının son haftasına denk gelmektedir. Katılanlar yaklaşık üç günlük toplantı süresince dış dünya ile bağlantılarını koparmak zorunda kalıyorlar.
Katılanlar toplantılarda neler konuşulduğu değil nelerin gündeme geldiği hakkında bile herhangi bir bilgi vermekten kaçınırlar. Örgütün üyesi olanların dışında hiçbir gazeteci veya yazar toplantıya alınmaz. Üye olanlar da dışarıya bir şey sızdırmazlar. Dolayısıyla medyanın toplantıların içeriği hakkında herhangi bir bilgi edinmesi mümkün değildir.
Toplantılarda gizlilik prensibinin eksiksiz uygulanabilmesi için dikkat edilen bazı hususları burada zikredelim: Grup her yıl yaptığı düzenli toplantılarda, toplantı yapılan otelin bütününü tutar ve bina güvenlik güçleri tarafından yakın korumaya alınır. Üç gün süren bu toplantılara üyelerin eşleri bile çağrılmaz. Toplantılarda not tutulması yasaktır. Katılanlardan konuşulanları dışarıya sızdırmayacakları üzere yemin alırlar. Şimdiye kadar düzenlenen toplantılara birçok yazar da katılmış ama bu kişiler katıldıkları toplantıların içeriği hakkında tek satır bile yazmamışlardır. Bu da gizlilik prensibine ne kadar sıkı bir şekilde bağlı kalındığı hakkında yeterince fikir vermektedir. Bu toplantıların ne derece büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğünü grubun etkinliklerini araştıran Robert Eringer, "Bilderberg Group, The Global Manipulators" adlı kitabında dile getirir. Eringer, kitabın çalışma safhasında toplantılara muhtelif tarihlerde katılan dışişleri bakanlarına ve CIA'ye yazdığı mektuplara şaşırtıcı cevaplar alıyor. Gelen cevaplarda sorulara muhatap olan kişiler böyle bir grubun varlığını bilmediklerini belirtirler.
Örgütün "Spotlight" isimli bir dergisi yayınlanmaktadır.
ABD'li gizli örgüt ve CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidir.
Aslında Bilderberg, CFR'nin çok daha gizli bir biçimde uluslararası boyuta yayılmış halidir. Amacı Yeni Dünya Düzeni'ni ve ABD-İngiltere hâkimiyetini ve emperyalizmini tüm dünyaya yaymaktır. Her yıl yapılan çok gizli ortamdaki toplantılarını hem CIA, hem de toplantının yapıldığı ülkenin istihbarat örgütü kontrol eder.
Bilderberg kararlarının devlet yöneticilerinin değiştirilmesinde de önemli rolü olduğuna inanılmaktadır. İngiltere'nin eski başbakanı Margaret Thatcher'ın yükselişi ve düşüşü buna örnek gösterilir. Thatcher'in 1975'te Bilderberg toplantılarına katılmasının ardından yıldızının biri birden parlaması, bu gelişmenin hemen ertesinde yapılan İngiltere genel seçimlerinde masonların desteğiyle başbakanlığa seçilmesi ve bu görevini 3 dönem üst üste sürdürmüş olması, birçoklarının ortak görüşüne göre Bilderberg kararlarıyla onun desteklenmesi sayesinde olmuştur. Daha sonra gözden düşmesinin ve yıldızının biri birden sönmesinin sebebinin de Bilderberg grubunun, İngiltere'deki kraliyet rejimine direnmesi taleplerine itiraz etmesi olduğu Jim Tucker adlı bir İngiliz gazeteci tarafından dile getiriliyor. Thatcher'in düşüşünden sonra Tony Blair'in yükselişe geçmesinde de Bilderberg'in önemli rol oynadığı tahmin ediliyor. Çünkü Blair de, Bilderberg toplantısına katılmasından sonra İngiltere başbakanlığına seçilmeyi başardı. ABD'nin son dönem başkanlarından Jimmy Carter, baba George Bush ve Bill Clinton'un iş başına gelmesinde Bilderberg kararlarının etkili olduğu konuyla ilgili araştırmalarda vurgulanmaktadır.
Bilderberg grubu üzerinde siyonistlerin sultası çoğunlukla açığa çıkarılmaz. Oysa işin gerçeğinde grubun karar mekanizmasında yer alanlar yahudilerdir. Hatta grubun asıl yönetim merkezinin Kudüs'te olduğunu iddia edenler vardır. Kudüs'te 70 hahamdan oluşan Sanhedrin grubunun baş hahamlarının örgüt hiyerarşisinin en üst noktasında bulunduğu bazı kaynaklarda vurgulanmaktadır. Bu konudaki bilgiler gizli tutulsa da Bilderberg'in Amerika'daki yahudi lobisinin en önemli örgütlerinden B'nai B'rith ile işbirliği içinde olduğu artık gizlenemeyecek kadar açıktır.
Bilderberg toplantılarının ana amacı dünya siyaseti üzerinde önceden programlamalar yapmak ve projeler geliştirmektir. Konuşulacak ve tartışılacak konular önceden tespit edilir. Ama bu tespiti örgüt hiyerarşisinin üst kademesinde yer alanlar yapar. Katılanlar ise sadece görüş beyan ederler. Fakat katılımcılar sayıca çok olduğundan görüş beyan etme süresi oldukça kısadır. Konuştuğu konuda uzman olanlara 5, uzman olmayanlara 3 dakika konuşma süresi tanınır. Süre kontrolü ışık sistemiyle yapıldığından kimse süresini aşma imkanı bulamaz. Buradan anladığımıza göre bu görüş beyan etme işi bir bakıma yeşillik olsun diye yapılmakta, karar mekanizmasında yine üst kademeyi oluşturanların sözleri birinci derecede etkili olmaktadır. Katılanlar ise siyaset sahnesinde ilerleyebilmek için kararları uygulama zorunluluğu duyduklarından kendilerinden isteneni yapma dışında bir seçenek bulamamaktadırlar. Alınan kararlar herhangi bir şekilde yazılı veya görsel kayda geçirilmez. Herkes kararları aklında tutmak ve yeri geldiğinde hatırlamak zorundadır.
Bilderberg toplantılarına katılan üst düzey devlet adamları alınan kararları, kendi ülkeleri aleyhine olsa da uygularlar.
Bilderberg Grubu zaman içinde üye sayısını bayağı artırmış ve etki alanını genişletmiştir. Zikrettiğimiz diğer gizli örgütlerle de işbirliği içinde olduğundan, güçlerini belli bir noktada birleştirmektedirler.
Bilderberg'in bugüne kadar düzenlenen toplantılarının iki tanesi Türkiye'de oldu. Bunların birincisi 1959'da İstanbul Çınar Otel'de ikincisi ise 1975'de Çeşme Altın Yunus tatil köyünde gerçekleştirildi.
Türkiye'de son 50 yıldır başa geçen ünlü politikacıların birçoğunun Bilderberg üyeleri arasında adları geçmektedir. Bazılarının bu toplantılara katıldığına dair medyaya yansımış bilgiler bulunmaktadır. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel'in 1975'te Türkiye'de, Çeşme'de düzenlenen toplantıya katıldıkları bilinmektedir. Mesut Yılmaz 1990'da New York'ta düzenlenen toplantıya katılmıştır.
Yine Bilderberg çalışmalarıyla ilgili araştırmalarda geçtiğine göre 1995 toplantısına Meclis eski başkanı Hikmet Çetin, tanınmış akademisyen Prof. Dr. Şerif Mardin ve Cem Boyner, 1996 toplantısına eski bakanlardan Emre Gönensay ve Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, 1997 toplantısına eski bakan Vahit Halefoğlu, Sabah gazetesinin sahibi Dinç Bilgin, Enka Holding'ten Sinan Tara, Prof. Dr. Üstün Ergüder, 1998 toplantısına İktisadi Kalkınma Vakfı başkanı Meral Gezgin Eris, Koç Holding'ten Suna Kıraç, Özelleştirme İdaresi başkanı Uğur Bayar, emekli büyükelçi Gürbüz Aktan ve Dışişleri bakanı İsmail Cem, 1999 toplantısına Hürriyet gazetesinin Ankara temsilcisi Sedat Ergin, Merkez Bankası başkanı Gazi Erçel, TÜSİAD başkanı Erkut Yüceoğlu ve Koç Holding'ten Suna Kıraç, 2000 toplantısına Sosyal İşler Komisyonu üyesi ve dönemin NTV yöneticisi Nuri Çolakoğlu ve TÜSİAD üyesi Muharrem Kayhan, 2001 toplantısına Gazi Erçel, emekli büyükelçi Özdem Sanberk, 2002 toplantısına ise Dünya Bankası'ndan büyük ümit ve hesaplarla Türkiye'ye getirtilen Kemal Derviş ile birlikte birkaç kişilik bir ekip katıldı. Bunların dışında da katılanlar oldu tabii ki. İşadamı Selahattin Beyazıt'ın daimi üye sıfatıyla her sene katıldığı medya kaynaklarında belirtilmektedir. Onun dışında da birçok daimi üye bulunmaktadır.
Aydınlık gazetesinin yayınladığı bir listeye göre Bilderberg'in Türkiye üyeleri şu kişilerdir: Selahattin Beyazıt, Şarık Tara, Bülent Eczacıbaşı, Jak Kamhi, Sakıp Sabancı, Mehmet Emin Karamehmet, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Erdal İnönü, Mesut Yılmaz, Hikmet Çetin, İsmail Cem, İlter Türkmen, Kemal Derviş.
Fakat bu arada Bilderberg toplantısının kendi iç hiyerarşisi açısından daimi üyelik, üyelik ve herhangi bir toplantıya katılma arasında fark olduğunu hatırlatalım. Bununla birlikte toplantılara katılmak da grupla bir bağ kurmayı ve siyasi sahnede grubun kararlarına ters düşecek tutumdan kaçınmayı beraberinde getirir.
ABD'nin eski Dışişleri bakanı ve Amerika'daki yahudi lobisinin başını çeken Henry Kissinger, Gizli Dünya Devleti'nin diğer örgütleri gibi Bilderberg'in de üyesidir. Kendisinin Türkiye'deki "Dönmeler" kitlesinden olduğu ve aynı zamanda uluslararası güç merkezleriyle irtibatının bulunduğu bilinen eski büyükelçi Coşkun Kırca, Kissinger'in bu örgütlerdeki rolü hakkında şunları söylüyor: "Katılanların birçoğu zaten katılmadan önce kendi memleketlerinde o tür platformlara uygun görüşler dillendirmiş insanlardır ve önemli insanlardır. Bu toplantılar onların katılmasıyla önem kazanıyor. Mesela Henry Kissinger zaman zaman katıldı bu tür toplantılara ama Henry Kissinger bu toplantıların dışında da konuştuğu zaman zaten söylediklerine önem atfedilir... Dolayısıyla Henry Kissinger'in bu toplantılara katılması toplantılara önem katar."
Bu arada Bilderberg'in Türkiye'ye yönelik çalışmalarından Henry Kissinger'in sorumlu olduğunu hatırlatalım.
Trilateral Komisyon
Yuvarlak Masa teorisine göre şekillenen örgütlerden biri de Trilateral Komisyon (TR)'dur. Bu komisyon 1973'te her ikisi de yahudi olan David Rockefeller ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmuş gizli bir örgüttür. Bu iki kişinin aynı zamanda CFR üyesi olduklarını hatırlatalım. Bu örgütün ortaya çıkmasında yukarıda sözünü ettiğimiz Bilderberg grubunun çalışmalarının önemli rolü olmuştur. Her ne kadar adresi, yeri, üyeleri belli ise de yaptığı aktivitelerin ardında gizli amaçlar ABD'li istihbarat örgütleri ve NATO'nun gizli özel savaş örgütleri bulunmaktadır. ABD başkanlarının ve Avrupa, Amerika ve Japonya'daki yönetici kadroların çoğu TR üyesidir.
Tüm dünyada TR, Bilderberg ve CFR birbirinin içine girmişlerdir. Birçok etkili yönetici bunların her üçüne birden üyedir. Örneğin Amerika'daki yahudi lobiciliğinin önde gelen ismi ve ABD'nin eski Dışişleri bakanı Henry Kissinger bunların her üçüne birden üyedir. Yine eski ABD başkanı Bill Clinton, CIA eski direktörü John Mark Deutsch, Savunma bakanlığı eski sekreteri Robert Strange McNamara, ABD'nin Japonya Büyükelçisi Walter Fritz Mondale, Hazine eski sekreteri Benjamin Nye gibi isimler de her üç teşkilata birden üyedir. Bilindiği kadarıyla her üçünün de üyesi olan 48 kişi vardır.
Bohemian Kulübü
Gizli Dünya Devleti'nin Amerika'daki karanlık şebekelerinden biri de Bohemian Grove (Bohemian Kulübü-BG)'dır. BG, 1880'lerde California'da kurulmuş bir cemiyettir. Üyeleri, törenleri ve faaliyetleri çok gizli tutulur. Merkezdeki çiftlik aynı anda yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir. Her şehirde tapınakları vardır. Sembolleri Baykuş'tur. ABD'deki yahudi lobisinin en önemli isimlerinden olan ve ABD'nin eski Dışişleri bakanı Kissinger bu cemiyetin üyesidir. Eski başkan Ronald Reagan da bu cemiyetin üyeleri arasında yer alıyordu. Faaliyetleri her ne kadar gizli tutulsa da Bohemian Kulübü'nün SBS, Pilgrem Society, Rotary Club gibi masonik cemiyetlerle iç içe olduğu çok iyi bilinmektedir. İddialara göre Amerika'da bir istihbarat örgütünün başına getirilmenin şartı BG'den referans almaktır. BG üyeleri sadece devlet yönetiminde değil iktisadi kuruluşlarda da önemli ve kilit noktalara gelmişlerdir. Örneğin 1991'de Amerika'daki önemli iktisadi kuruluşlarda üst düzey yönetimlerde bulunan BG üyelerinin sayısı şöyleydi: Bank of America 7 direktör, Pacific Gas and Electric 5 direktör, AT-T 4 direktör, First Interstate Bank 4 direktör, McKesson Corporation 4 direktör, Ford Motors 4 direktör, General Motors 3 direktör, Pacific Bell Telephone 3 direktör. İstihbarat örgütlerinin başkanlarının veya üst düzey yöneticilerinin birçoğunun da BG ya da SBS üyesi olduğu kayıtlarda geçmektedir. Yeni Dünya Düzeni teorisinin şekillendirilmesinde BG'nin de SBS gibi önemli rolü olmuştur.
Skulls and Bones Society (Kafatası ve Kemikler Cemiyeti- SBS)
Bugünkü Gizli Dünya Devleti'nin önemli karanlık örgütlerinden biri olan Skulls and Bones Society (Kafatası ve Kemikler Cemiyeti- SBS)'nin temelinin 1832'de Amerika'da atıldığı tahmin edilmektedir. Fakat bu örgütün ortaya çıkmasında da Illuminati şebekesinin rolü olmuştur. Bazı tespitlere göre 1832'de ABD'ye İlluminati'nin bir uzantısı olarak William Russell ve Alphonso Taft tarafından getirilmiştir. Alphonso Taft, ABD başkanlığı yapan ve SBS üyesi olan William Howard Taft'ın babasıdır. Fakat bu örgütün 1882 öncesindeki çalışmaları çok fazla bilinmemektedir.
SBS'nin fikriyatı ve törenleri masonlarınkine çok benzemektedir. Beyin yıkama uygulamasının bir startı olarak inisiasyon töreni adı verilen bir tören uygulanır. Bu törende üyeliğe kabul edilen kişi çırılçıplak soyunup bir tabuta girer. Tabuttan çıktığında kendini yeniden doğmuş gibi kabul eder. Ondan sonra artık kafa yapısını SBS şebekesinin organizatörleri ve bu şebekenin dayandığı fikirler şekillendirir.
İşleyiş tarzı Illuminati şebekesinin işleyiş tarzından farklı değildir. Son derece gizli çalışır. Üyelerinin dışarıya bilgi sızdırmamasına büyük önem verilir.
SBS'ye üyelik ancak davetle mümkündür. Yani bir kimse kendi istese de örgütün içinden bir davet olmadan bu isteği dikkate alınmaz. Örgütü organize edenler özellikle seçtiklerini almak ve onları da önemli konumlara getirmek amacıyla bu sistemi uygulamaktadırlar. Bir kişinin örgüte kabul edilmesi için Beyaz, Anglo-Sakson ve Protestan olma şartı aranır. Bu şart WASP (White, Anglo-Sakson, Protestan) kısaltmasıyla ifade edilir.
SBS'nin son 150 yılda 2500'den fazla üyesi olmuştur. Bunların hepsi de Amerika'da kilit noktalara gelmişlerdir. Örgüte alınanların aile fertleri ve akrabaları da elit tabakadan kabul edilirler. Bugünkü ABD başkanı oğul Bush da onun babası da SBS üyesidir.
Örgütün merkezi Yale Üniversitesi'ndedir ve örgüte her yıl sadece 15 üye kabul edilmektedir.
SBS üyeliğine alınacaklarda protestan olma şartı aransa da örgütün fikriyatı Illuminati'nin fikriyatı ile aynıdır. Dolayısıyla SBS de masonik örgütlenmenin bir kanadı sayılır. Masonik örgütlenmeyi ise sadece masonluğun değil aynı zamanda siyonizmin fikri alt yapısını hazırlayan Tapınak Şövalyeleri, Malta Şövalyeleri ve Illuminati şebekesi ile birlikte değerlendirmek gerekir.
Amerika'da oldukça etkili olan SBS'nin mensupları toplumda hemen her yapıya girmiştir. Bunların içinde Beyaz Saray, Yüce Divan, medya, iş ve endüstri, federal banka sistemi, kanun yapıcı kurullar, mahkemeler vs. yer alır. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarında Avrupa'daki Illuminati şebekesi gibi Amerika'daki SBS de önemli rol oynamıştır. Yeni Dünya Düzeni teorisinin geliştirilmesinde de en önemli rol oynayan organizasyonlardan biri bu örgüttür.
SBS'yi kesinlikle Illuminati şebekesinden ayrı düşünmemek gerekir. Bu ikisinin bir çalışma irtibatı ve koordinasyon içinde olduğunu rahatlıkla tahmin edebiliriz. Ayrıca şunu ifade edelim ki SBS üyelerinin tamamına yakını aynı zamanda Illuminati'nin Yuvarlak Masa teorisine göre oluşturulan Bilderberg ve Dış İlişkiler Komisyonu (CFR) gibi organlara üyedirler.
Hepsi Bu Kadar mı?
Aslında global alanda faaliyet gösteren gizli örgütlerin hepsinin bu kadar olmadığı sanılmaktadır. Bunlar sadece isimleri duyulmuş ve faaliyet yaptıklarından biraz haberdar olunmuş örgütler. Faaliyetlerinin içeriği ise bilinmiyor. Gizli örgütlerin ortaya çıkmamış olanlarının da bulunduğuna işaret eden eski büyükelçi İsmail Berdük Olgaçay'ın bu örgütlerin faaliyetleri ve etkileri hakkında dikkat çektiği hususlar gerçekten düşündürücü: "Gizli olmaları doğaları gereğidir. Şimdi diyelim ki orada Türkiye'deki bir parti hakkında herhangi bir karar alındı veya Apo'nun asılıp asılmaması konusunda bir karar alındı. Siz bunu nasıl açıklarsınız? Doğal olarak açıklayamaz ama uygulamak zorunda kalırsınız. Ve uygulamak zorundasınız."
Özellikle üçüncü dünya ülkelerinin bu tür platformlarda alınan kararları uygulamalarının zorunlu olduğuna vurgu yapan emekli büyükelçi "ya uygulanmazsa?" sorusuna şu cevabı veriyor: "Burada gaye sözü geçen hükümetlerin kendilerine yakın olan hükümetlere yaşama hakkı vermeleri kendilerine uzak olanlara ise yaşama hakkı vermemeleridir. Yani uygulanmama noktasında veya muhalefet noktasında şansınız yok, sizi her alanda sıkıştırırlar ve yaşama hakkı elinizden alınır."
Olgaçay'ın bu tespitine Kanada'da yayınlanan Toronto Star isimli gazetenin 30 Mayıs 1999 tarihli sayısında yer alan bir değerlendirme de önemli dayanak oluşturuyor. Gazetenin bir bilim adamına dayandırdığı tespiti şöyle: "Bilderberg çok güçlüdür. Aldığı her kararı istediği ulusa dayatma gücüne sahip. Dolayısıyla bir ülkeyi yükseltmesi de çöküntüye sevk etmesi de an meselesidir." Burada belki biraz abartma olabilir ama Bilderberg'in tek başına olmadığı Gizli Dünya Devleti'nin diğer organlarıyla işbirliği içinde çalıştıkları, bunların da çağımızın etkili ve güçlü ülkelerinin yöneticilerini bünyelerinde topladığı dikkate alınırsa konu biraz daha açıklık kazanır.
Gizli Dünya Devleti ve Rockefeller Ailesi ile Rothschild Ailesi
Bu iki aileden daha önce çeşitli vesilelerle söz ettik. Burada her ikisi de yahudi olan bu iki aileden özel bir başlık altında ve ayrıntılı bir şekilde söz etmek istiyoruz. Çünkü bu ailelerin mensuplarının adları Gizli Dünya Devleti'nin örgütleriyle bağlantılı olarak sıkça geçmektedir.
19. yüzyılın büyük bir çoğunluğunda, bir Yahudi bankacılar ailesi olan Rothschild Ailesi, Avrupa'nın para marketlerini yönetti. Birçok Avrupa toplumu, borçlarını, savaş tazminatlarını ödemek veya barış projelerini finanse etmek için Rothschild'lardan para borçlandı. Ailenin ismi, yani Rothschild ismi, bir atalarının dükkanının işareti olarak kullandığı kırmızı bir kalkandan (a red shield, Almanca'da rothen schilde) gelmektedir.
Mayer Amschel Rothschild (1744-1812) aile servetinin kurucularından olmuştur. Almanya'da, Frankfurt-am-Main'deki yahudi bölgesinde doğmuştur. Bir tüccar oldu ve dövizcilik gibi birkaç bankacılık servisinde bulundu. Nadir madeni para uzmanı olan Mayer Amschel Rothschild pek çok zengin eve katılabilme imkanını elde etti. Özellikle de seçme hakkına sahip olan William of Hesse-Kassel'in evine girebilecek ayrıcalığa sahip olması önemliydi. Kısa sürede, seçme hakkına sahip bu şahsın başlıca ekonomik işleri ile uğraşmaya başladı. Mayer Amschel Rothschild 5 oğlunu da aile işinde çalışmak üzere yetiştirdi.
Rothschild'lar uluslararası bankacılar olarak ün kazanmalarını, Napolyon Savaşları'na borçludurlar. Mayer Amschel'in üçüncü oğlu Nathan Mayer (1777-1836), 1800 civarlarında İngiltere'ye gitti ve Napolyon'un kuşatması sırasında İngiltere için eşyalar kaçırdı. Kardeşlerinin yardımı ile, Nathan Mayer ayrıca İspanya'daki İngiliz ordusunu finanse etmek amacıyla Fransa'dan altın da taşıdı. Bu çabaları, Nathan'a İngiliz hazinesinin temsilcisi unvanını kazandırdı. Savaşın sonunda, Rothschild Ailesi Fransa ve Avusturya'ya borç vermekle yükümlüydü.
Nathan'ın erkek kardeşi Jacob ya da James (1792-1868), Fransa'nın başkenti Paris'te bir banka kurdu.Onun kardeşi Salamon Mayer ise (1774-1855) Avusturya'nın başkenti Viyana'da bir banka kurdu. Bir diğer erkek kardeş Karl Mayer (1788-1855) İtalya'nın Naples şehrinde bir başka banka kurdu ama tutunamadı ve 1861 civarında kapattı. En yaşlı kardeş Amschel Mayer (1773-1855), Frankfurt'taki ekonomik işlerden sorumlu olarak kaldı.
Rothschild Ailesi, Avrupa ve Amerika'da tren yollarını finanse etti ve ABD'de isteyenlere borç alma imkanı sağladı. Nathan Mayer'in oğlu Lionel Nathan (1808-79) 1875'te Süveyş Kanalı'nın kontrolünü satın alması için Başbakan Benjamin Disraeli tarafından kullanılmak üzere İngiltere'ye borç verdi. Lionel Nathan İngiliz Meclisi'ne seçilen ilk Yahudiydi ve onun oğlu Nathan Mayer (1840-1915) ilk Baron Rothschild oldu.
Rothschild'lar birçok onur ve unvan elde ettiler. İngiliz ve Fransız ailelerinin üyeleri olanlar ise kendilerini bilim adamları ve hayırsever olarak tanıtmışlardır.
Rothschild ailesinin 2000'li yıllara üç trilyon dolar sermaye ile girdiği tahmin edilmektedir.
Bütün bu bilgilerden anlaşıldığı üzere bu aile faiz prangasını kullanarak hem siyasi yönetimleri kendilerine bağlamış, hem de bu yolla büyük gelirler elde etmiş, servetlerine servet katmışlardır. Tabii servetlerini katlamalarına paralel olarak yönetimler üzerindeki etkileri ve güçleri de artmıştır. İşte bu etki ve güçlerini kullanarak, başta Illuminati şebekesi olmak üzere destekledikleri bütün karanlık teşkilatların ve masonik örgütlerin elemanlarının istedikleri yerlere gelmelerini sağlamışlardır. Onların bu etkinlikleri de kendilerine siyaset meydanında "parlak" bir gelecek hazırlama hayalleri yapanların onların ağlarına düşmelerini kolaylaştırmıştır.
Rockefeller ailesi, Amerika'daki yahudi lobisinin başını çeken bir ailedir. Bu aile de Rothschild ailesi gibi başlangıçta banka ve finansman işine ağırlık verdi. Bu yüzden Amerika'da yıllardan beridir para piyasalarında saltanat sürmektedirler. Hatta Amerika'da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır. Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika'nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.
Ailenin Rockefeller Vakfı adıyla bir vakıfları da bulunmaktadır. Bu vakfın amacı da Illuminati ve Yuvarlak Masa şebekesinin ağına düşecek yöneticiler yetiştirmek amacıyla üniversite çağındaki öğrencilere burs temin etmektir. İsmi daha önce birkaç kez geçen yahudi Henry Kissinger bu vakfın danışmanlarındandır. Kissinger'in Rockefeller ailesiyle danışmanlığın ötesinde oldukça derin ilişkileri bulunmaktadır. Bu yüzden birçok çalışmalarında ortaktırlar. Rockefeller Vakfı aynı zamanda Beyaz Saray'a strateji üreten bir tink tank kuruluşu gibi çalışmaktadır. Bu çalışmasının asıl amacı ise ABD'nin politikasına yön vermektir. Bu vakıf Türkiye'de yönetimde üst kademelere kadar gelmiş bazı kişilere de burs vermiştir.
Chase Manhattan Bank (CMB), Rockefeller ailesinin finans kurumlarından biridir. Adında geçen Manhattan, New York'ta yahudilerin oldukça yoğun oldukları adanın adıdır. Bu bankanın şah dönemi İran'da çeşitli yatırımları bulunuyordu. Uluslararası Temel Endüstri Ortaklığı (IBEC) ailenin bir ferdi olan Nelson Rockefeller tarafından kurulmuştur. Aileye ait şirketlerin Suudi Arabistan'da birçok yatırımı bulunmaktadır. Suud petrollerine hakim durumdaki ünlü ARAMCO şirketinin hisseleri Rockefeller ailesine ait dört şirket arasında paylaştırılmıştır. Bunlar da Texaco, New Jersey Oil, Socony Vacum ve California Standart Oil şirketleridir. Bu dört şirket 1944'te bir araya gelerek ARAMCO'yu kurmuşlardır.
Merkezi Londra'da bulunan Harts Horn J. E. Oil Company es and Goverments'ın yayınladığı istatistiklere göre Ortadoğu petrollerinin % 99'u yedi büyük petrol şirketinin kontrolü altındadır. Bu şirketlerin beşi yahudi Rockefeller ailesine aittir. Geriye kalan iki şirketten Shell'in sahibi Marcus Samuel ve Royal Dutch'ın sahibi Wiliam Detending de yahudidir.
Ünlü American International Corporation (AIC)'ın ortaklarından biri de Rockefeller ailesidir. Ailenin Avrupa'daki bazı bankalarla da iş bağlantısı olduğu bilinmektedir.
Daha önce sözünü ettiğimiz Yuvarlak Masa teorisine göre oluşturulmuş olan Trilateral Komisyon'un fikir babalığını da Rockefeller ailesine mensup David Rockefeller ve yine bir yahudi olan Zbigniew Brzezinski yapmıştır.
David Rockefeller'in tek marifeti zikrettiğimiz komisyonun fikir babalığını yapmak değildir. Hıristiyan ve Yahudi Milli Konferansı'na üyedir. Komünizmin çöküş merhalesinde yahudi sermayesinin Sovyetler Birliği'nden ayrılan ülkelere kazık çakmasında önemli rol oynamıştır. Bunda Sovyetler'deki komünistlerle eski dostluğunun önemli rolü olmuştur. Yukarıda sözünü ettiğimiz global gizli örgütlerin tümünde Henry Kissinger'den çok daha fazla etkinliği vardır. CFR, Bilderberg ve Trilateral Komisyon'un her üçünün de birinci derecede David Rockefeller'in kontrolünde olduğu bu örgütlerle yakından ilgilenenlerin çoğunda oluşan yaygın bir kanaat. Hatta bu üç örgütün kralının David Rockefeller, baş danışmanının da Henry Kissinger olduğuna inanılmaktadır. Her ikisi de yahudi ve her ikisi de Amerika'daki yahudi lobisinin başını çekenlerden. Bu üç büyük örgütün kendi iç hiyerarşisinde merkezde bulunan kişiye "boğanın gözü" denmektedir ve hali hazırda "boğanın gözü"nün David Rockefeller olduğuna inanılır.
Hitler'in Yükselişinde Gizli Ellerin Rolü
Siyonistlerin Hitler sömürüsü bugün hala sürmektedir. Aslında bu işin arkasında duran gerçek nispeten gün yüzüne çıkmıştır. Ama ne yazık ki, gizli eller bu gerçeklerin yazılmasına ve konuşulmasına pek fırsat vermek istemiyorlar. Biz Hitler ve Nazizm gerçeğini de biraz tahlil etmek istiyoruz.
Her şeyden önce Hitler'in yükselişi ve Almanya'da yönetimi ele geçirmesi bir tesadüfün eseri değildir. 1919'da Paris yakınlarında gerçekleştirilen Versailles Barış Konferansı'nda Almanya, ödemesi mümkün olmayan tazminatlara mahkum edildi. Bu tazminat kararlarını alanların başında gelenler ise Illuminati şebekesinin organı durumundaki Yuvarlak Masa üyeleriydi. Bu karar Almanya'yı ciddi bir ekonomik çöküşe sürükledi. Zaten amaçlanan da buydu. İşte bu ekonomik çöküş, Hitler'in bir kurtarıcı gibi yükselmesi için şartları hazırladı.
Nazizmin siyasi mekanizması durumundaki Nasyonal (Ulusal) Sosyalist Parti, Almanya'da ilk ortaya çıktığında pek tanınmıyordu. Fakat ülkenin tanınmış sanayicilerinin bu partiye girmesiyle birlikte biri birden tanınmaya ve yıldızı parlamaya başladı. Krupp, I. G. Farben ve diğer bazı yahudi şirketlerinin sahipleri 1929'da bu partiye girdi. Bunların partiye girmeleri ani bir kararla ve hızla gerçekleşmişti. Bu kişiler Hitler'in parti içinde yükselmesinde önemli rol oynadılar. Bunun için her türlü maddi yardımı yaptılar.
Sadece sanayiciler değil yahudi bankerler de Hitler'e istediği yardımı yapıyorlardı. Uluslararası alanda faaliyet gösteren yahudi banker Warburg, Amerika'nın ünlü yahudi ailesi Rockefeller adına Hitler'le irtibat kurarak yardım teklifinde bulundu. Henry Coston, La Haute Finance et Les Revolutions adlı eserinde Warburg'un Hitler'le bağlantı kurması ve desteği hakkında şu bilgileri veriyor: "Warburg, Almanya'ya geldiğinde Hitler'in danışmanlarıyla görüşmeler yaptı. Temsil ettiği Amerikalı finansörler adına Führer'e başa geçmesi için 10 milyon dolar vaat etti. Hitler, Wall Street'teki koruyucularıyla devamlı mektuplaşıyordu: 'Hareketimiz Almanya'da büyük bir hızla gelişiyor. Bana gönderdiğiniz para bitti. Bir dahaki sefere ne kadar alabileceğimi bana bildirmenizi önemle rica ederim.' Hitler. Hitler'in bu ricası yahudi bankerler tarafından karşılıksız bırakılmadı. Yapılan kısa bir toplantıdan sonra Nazilere 15 milyon dolarlık yeni bir yardımın yine Warburg aracılığıyla ulaştırılması kararlaştırıldı."
Hitler'e maddi yardım yapanlardan biri de yine yahudi banker ailelerden ve Royal Dutch Shell şirketinin sahibi Samuel ailesiydi.
Hitler'in yahudi para babalarıyla ilişkisine dair bilgileri çok fazla uzatmaya gerek görmüyoruz. Ancak bu konuda özel bir araştırmaya yetecek kadar bilgi olduğunu hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Yukarıda üzerinde durduğumuz ve Gizli Dünya Devleti'nin en önemli organlarından biri durumundaki Bilderberg'in kuruluşunda birinci derecede rol oynayan Hollanda prensi Bernhard'ın aynı zamanda Nazi SS örgütünün üyelerinden olduğunu daha önce belirtmiştik. SS, Koruyucu Kademe anlamına gelen Schutz Staffel isimlendirmesinin kısaltmasıdır. Hitler, bu özel birliği 1925'te kendisinin korunması için kurdurmuştu. Başlangıçta küçük bir örgüt olan bu birliğin, Nazilerin iktidara geldiği 1933'te 50 bin kişilik mensubu oldu. Böylece büyük bir ordu haline geldi. Daha çok ordu disiplininde çalışıyordu. Başına geçirilen Heinrich Himmler ise fanatik bir ırkçı olarak tanınıyordu. İlginçtir ki Himmler'in baş yardımcılığına da yahudi kökenli Reinhard Heydrich getirilmişti. Nazilerin hüküm sürdüğü bölgelerdeki Yahudileri göçe zorlama veya ikna etme görevini de SS'ler üstlenmişti. "Yahudi Sorunu" olarak isimlendirilen, gerçekte ise yahudileri göçe zorlamayı amaçlayan programı uygulama işiyle ise adı geçen Reinhard Heydrich ile Adolf Eichman adlı ikinci bir yahudi ilgileniyordu.
Hitler'in hüküm sürdüğü bölgelerde estirdiği anti-semitist (yani yahudi karşıtı) terör Filistin topraklarına yahudi göçünü son derece hızlandırmıştır. Öyle ki 1917'de İngilizlerin Filistin topraklarını işgal etmelerinden itibaren yapılan onca teşvike rağmen 1933'e kadar gerçekleşen göçlerle birlikte Filistin topraklarındaki yahudi nüfusun sayısı 150 bini geçmemiştir. Ama Hitler'in 1933'te iktidarı ele geçirmesinden sonra anti-semitist terör estirmesiyle birlikte yahudiler çekirge sürüleri gibi Filistin'e akın etmeye başlamışlardır. Çünkü Hitler'in adamları birkaç yahudiyi öldürüp kamyonetlerin arkasına atarak yahudilerin yoğun olduğu mahallelerde dolaşarak: "Buraları terk etmezseniz sizin sonunuz da böyle olacak" diye ilanlar yayınlıyorlardı. Hitler'in adamları yahudileri sadece tehdit yoluyla değil ikna yoluyla da göçe yöneltiyorlardı. Fırınlama, binlerce insanın kitleler halinde katledildiği iddiaları ise siyonistlerin yıllardan beridir sömürü aracı olarak kullandıkları efsanelerden ibarettir. Hitler terörü sebebiyle yahudilerin Filistin topraklarına akın etmesi neticesinde II. Dünya Savaşı'nın sona erdiği 1945'e gelindiğinde Filistin topraklarındaki yahudi nüfusun sayısı 800 bine ulaşmıştı. Böylece Filistin'de bir "İsrail" devletinin kurulması için yeterli insan potansiyeli oluşmuş oluyordu. Zaten Hitler'in görevi de işte bunu sağlamaktı. Hitler'in görevini tamamlamasından sonra defteri de dürüldü. II. Dünya Savaşı'ndan büyük bir yenilgiyle çıkan Hitler kurtuluşu intiharda buldu.
Gizli Dünya Devleti'nin Para Tuzakları: IMF ve Dünya Bankası
Bu iki kuruluş, Gizli Dünya Devleti'nin özel fitne politikalarıyla ve oyunlarıyla çıkarılan II. Dünya Savaşı'nın getirdiği ortamdan yararlanılarak kurulmuş para tuzaklarıdır. Bu kurumlardan tarih boyunca sürekli zayıf devletleri borç batağına sokmak, borç yoluyla ayaklarına pranga vurmak, verilen borç karşılığında siyonistlerin kontrolündeki finans kurumlarına faiz geliri sağlamak, bütün bunlara rağmen yine de verilen kredi karşılığında dolaylı sömürgeciliğe esir edilen ülkelere belli politikaları zorla kabul ettirebilmek için yararlanılmıştır. Biz burada bu iki tuzaktan biraz daha ayrıntılı olarak söz etmek istiyoruz.
IMF (Uluslararası Para Fonu)
Kuruluşu, II. Dünya Savaşı'nın bitmesinin hemen ardından yani 1945'te gerçekleştirilmiştir. 1-22 Temmuz 1944 tarihleri arasında ABD'nin New Hampshire eyaletinin Bretton kasabasında 44 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen konferansta alınan karar doğrultusunda 27 Aralık 1945 tarihinde kuruluşu resmen ilan edilmiştir. Kuruluşa merkez olarak Washington DC seçilmiştir. Kuruluşta ilk başkan olarak da Belçikalı Camilla Gutt seçilmiştir. Üyelikte zorlayıcı kriterler aranmadığı için ve bu teşkilattan kredi alınabilmesi için üyelik şart koşulduğundan üye ülke sayısı hızla artmıştır. Bugün 182 ülke bu teşkilata üyedir.
Üye ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılası, ortalama rezervleri, cari dış ödemelerinin yıllık ortalaması gibi parametreler esas alınarak hesaplanan üyelik payları vardır. Bu üyelik payına 'kota' denir. Kotalar, üye ülkelerin IMF'deki oy gücünün, kuruluştan yararlanabileceği mali imkanın miktarının ve tahsis edilecek Özel Çekme Hakkı (SDR) miktarının belirlenmesinde tek ölçü olarak kullanılır. Üye ülkelere şartlar gereği özel bir imkan tanınmaz ama acil ve önemli durumlarda kotasının sadece üç katı tutarında IMF kaynağı alabilir. IMF'e üye her ülkenin toplamdaki oy oranları ve yüzdeleri eşit değildir. Amerika'nın toplamdaki oy oranı % 17.35 Türkiye'nin toplamdaki oy oranı % 0.49, Rusya'nın % 2.79, Çin'in ise % 2.20'dir. Buradan da görüleceği üzere ABD'nin karar mekanizmasındaki oy hakkı Türkiye'nin hakkının 35 katıdır. Kaldı ki ABD'nin oyun ötesinde birtakım yaptırım ve engelleme imkanları da bulunmaktadır.
Kurumun örgütlenmesinde IMF başkanı ve kurumun kararlarının alındığı iki merkez vardır: Guvernörler Kurulu ve İcra Direktörleri Kurulu. IMF nezdinde başta ABD olmak üzere, Avrupa Birliğine üye gelişmiş ülkelerce onaylanmayan hiçbir karar alınmadığı gibi IMF'ce alınacak olan her karar, bu gelişmiş ülkelerin menfaati ve siyasi beklentileri doğrultusunda olmak zorundadır. Ülkelerin sunduğu programlar 1-2 yılı kapsarsa stand-by düzenlemesi, 3-4 yılı kapsarsa süresi uzatılmış düzenleme olarak adlandırılır.
IMF'in mali imkanlarını kullanmak isteyen ülkelerin, istek ve önerileri dikkate alarak veya IMF dayatması doğrultusunda hazırladıkları ekonomik istikrar programı diğer adıyla 'Niyet Mektubu' İcra Direktörleri ve Guvernörler Kurulu'nun onayına sunulur. ABD Başkanı Eisonhower döneminde ekonomik işlerden sorumlu Dışişleri bakan yardımcısı Douglas Millon'un ABD Kongre Bankacılık ve Para Komisyonu'nda 4 Mart 1959'da yaptığı konuşmada sarf ettiği sözler IMF'in siyasi ve ekonomik politikaları geri kalmış ülkelere kabul ettirme konusunda ne derece etkili olduğu hakkında bazı ip uçları içermektedir: "Uluslararası bir kuruluş olarak Para Fonu'nun bağımsız hükümetlere mali konularda fikir vermesi ve/veya yardım karşılığında bazı konularda ısrar etmesi gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin aynı şeyi yapmalarından daha önemlidir. Bu nokta son derece önemlidir. Para ve maliye gibi hassas konularda hükümetler, nesnel yansız ve yetenekli bir uluslararası kuruluşun görüşlerini ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bir diğer hükümetin görüşlerine yeğlerler"
IMF'in politikası hakkında, J.Marcus Fleming, The International Monetary Fund adlı eserinde şu özlü bilgileri vermektedir: "IMF, güçlü ve zengin ülkelere döviz kurlarını desteklemek amacıyla büyük yardımlar sağlarken, bu ülkelerin döviz kurlarının ve ticaret politikalarının belirlenmesinde etkili bir rol oynayamaz. Fon'un uluslararası spekülasyonlardan kaynaklanan krizlerdeki çaresizliği ve uluslararası bir kuruluş olmasına rağmen kendi politikalarını üçüncü dünya ülkeleri dışındaki ülkelere dikte ettirememesi son derece ilginçtir."
IMF'in görünen yüzü ile gizlenen yüzü oldukça farklıdır. Kamuoyu IMF'i "çok zengin sermayeli bir banka ve dünya çapında bir finans kurumu" şeklinde tanımaktadır. Oysa IMF'in asıl işlevi ve özelliği "aracı kefalet kurumu, tefeci ve komisyoncu" olmasıdır. Bu işi de ağırlıklı olarak aşağıda tanıtacağımız Dünya Bankası'nın veya Amerika'daki siyonist lobiye mensup kişilerin elindeki finans kurumlarının kasalarını kullanarak yapar. Böylece hem geri kalmış ülkelerin yönetimlerinin ayaklarına pranga takmış ve onları Gizli Dünya Devleti'nin güdümüne sokmuş hem de yahudi sermaye sahiplerinin paralarının işlemesini, onların büyük miktarlarda faiz gelirleri kazanmalarını sağlamış olur.
IMF'nin kredi sağlama konusunda izlediği metot da yeterince bilinmemektedir. Sürekli "kredi aldık, kredi verdi" ibareleri kullanıldığından insanların zihinlerinde, açıklanan rakamlara tekabül eden miktarlarda paranın kredi alan devletin hazinesine aktarıldığı şeklinde bir kanaat oluşmaktadır. Oysa IMF'in yaptığı sadece kalem oynatmaktan ve kağıt karalamaktan ibarettir. Bunun karşılığında muhatap devlet adına belirlenen miktarda para, IMF yetkilileri tarafından kabul edilen resmi veya özerk kurumların hesaplarına, yine belirlenen amaçlar doğrultusunda kullanılmak şartıyla aktarılır. Bu yüzden de bazen haberlerde "kredi alındı, alınacak" ifadesi yerine "serbest bırakıldı, bırakılacak" ifadesi tercih edilmektedir. Yani IMF'in yaptığı bir tür çek yazmaktır.
IMF'in Gizli Dünya Devleti'nin Örgütleriyle Bağlantısı
IMF'in asıl dikkat çekilmesi gereken yönü Gizli Dünya Devleti'nin örgütleriyle arasındaki irtibattır. Fakat bu yönüne çok fazla dikkat çekilmez. Batılı araştırmacılardan Peter Thompson, IMF'in bu bağlantısı hakkında şu bilgiyi verir: "Batının uluslararası koordinasyonunu sağlayan aygıtların başında Batı Avrupa ve Kuzey Amerika elitlerini bir araya getiren Bilderberg toplantıları gelir. Bu toplantılarda alınan kararlar ise BM, IMF, Dünya Bankası, OECD ve NATO gibi ekonomik, politik kurumlar aracılığıyla hayata geçirilir."
IMF yöneticilerinin geneli başta Bilderberg ve CFR olmak üzere Gizli Dünya Devleti'nin muhtelif örgütlerinin toplantılarına özenle katılırlar.
IMF Kirli İşlerde
IMF'in kredi karşılığında istedikleri sadece iktisadi alanla ilgili değildir. Birtakım siyasi hesaplara dayanan kirli planlarını da dayattığı olmaktadır. İşte iki örnek:
Fransız Haber Ajansı (AFP)'nin yayınladığı bir habere göre Yemen 1996'da IMF'ten 280 milyon dolar kredi ister. Bunun karşılığında iki şart ileri sürülür:
-Hükümet kademelerinde İslami akımlara karşı mücadele edilmesi,
-İslami banka kurulması çabalarına izin verilmemesi.
Bir diğer önemli örnek de Çeçenistan savaşının yol açtığı ekonomik açığın kapatılması amacıyla Rusya'ya verilen destektir. Rusya'ya günlük maliyeti beş milyon dolar olan savaşın ekonomik yükünün hafifletilmesi amacıyla IMF, bu ülkeye önemli miktarda kredi verir. Dünya İktisat Enstitüsü'nde görev yapan uluslararası ilişkiler uzmanı Viktor Bosok'un yaptığı açıklama bu konuda önemli bir ipucu vermektedir: "Rusya'nın IMF'e Ekim 1999'da 369 milyon, Kasım 1999'da da 800 milyon dolar geri ödemesi varken, IMF'ten bu dönemde 1 milyar dolar kredi alması son derece anlamlıdır."
Başta Afrika ülkeleri olmak üzere birçok üçüncü dünya ülkesinin ekonomik yönden geri kalmasında ve halklarının aç bırakılmasında IMF'in dayattığı politikaların önemli rolü bulunmaktadır. 1993 yılında Afrika Sendikalar Birliği Genel Sekreteri Hasan Sunmonu, Herald Tribune gazetesinde yayınlanan açık mektubunda IMF'in uygulamalarıyla ilgili olarak şunları anlatıyordu: "IMF ve Dünya Bankası bölgedeki askeri ve totaliter diktatörlükleri sürekli destekleyen bir politika izlemektedir. Bu dönemde IMF ve Dünya Bankası'na yönelik çiftçi protestoları vahşice bastırılmıştır. Bu iki organizasyonun Afrika'ya verdiği en büyük zarar ise dayattıkları tarım politikaları oldu. Fakir Afrika ülkeleri ihtiyaçları olan gıda maddeleri yerine kakao, pamuk, kauçuk gibi maddelerin üretimine zorlanmışlar, gıda maddelerini ise AB ve ABD'den ithal etmeye mecbur bırakılmışlardır. Son 10 yılda Afrika 100 milyar dolar borç faizi ödemiştir. Bu borçları ödeyebilmek için kamu kuruluşlarının özelleştirilmesini şart koşan IMF, İngiltere gibi liberal ekonominin kalesi sayılan bir ülkede 12 yılda kamu kuruluşlarının sadece yüzde 12'sinin özelleştirildiği gerçeğini göz ardı ederek, bu konuda siyasi iktidarlar üzerinde baskı kurmuştur."
Ülkelerdeki önemli ekonomik kararların, acı reçetelerin ve hatta pek çok ihtilallerin ve hükümet değişikliklerinin, IMF merkezinde planlandığı araştırmacıların özellikle üzerinde durdukları bir husustur. Venezuella Cumhurbaşkanı'nın: "Ülkemizdeki ekmek ve benzin fiyatlarından memur ve işçi maaşlarına, yatırım alanlarından ihracat ve ithalat kotalarına kadar her sahada etkili olan bu kuruluşun, siyasi iktidarları değiştirme yetkisinin de olacağını düşünüyorum" sözü bu açıdan dikkat çekicidir.
Türkiye ve IMF
Türkiye 1947 yılında IMF'e üye olmuştur. 1970 yılından itibaren ise IMF'in istek ve önerileri doğrultusunda ekonomik istikrar programları hazırlamıştır. Şimdiye kadar 17 stand by anlaşması imzalamıştır. İmzaladığı 16 stand-by anlaşması ile IMF'in mali imkanlarından ve kendi SDR'sinden 4 milyar 362 milyon dolar kredi almıştır. Bunun karşılığında IMF tarafından dayatılan ve Türkiye'yi ekonomik yönden bayağı gerilere götüren, çeşitli alanlardaki üretimlerine kota koyan, dış ticaretini sınırlandıran pek çok programı uygulamak zorunda kalmıştır. 1947'den buyana ve 16 stand-by anlaşmasına imza atarak aldığı kredilerin toplamı ise Amerika'nın İsrail'e bir yılda verdiği yardımdan sadece 1 milyar dolar fazladır. Değer olarak düşünürsek aldığı toplam kredi 215 adet orta halli savaş uçağına tekabül etmektedir. Türkiye'nin kullandığı kredilere üyelik karşılığında yatırmak zorunda olduğu katılım payı karşılığındaki para çekme hakkı yani SDR'si de dahildir.
Dünya Bankası
Dünya Bankası, IMF'in bir kardeş kuruluşu olarak bilinir. Merkezi Washington'dadır. IMF ile aynı binada ve tam bir koordinasyon içinde çalışır.
Birleşmiş Milletler'e bağlı mali kuruluş olan Dünya Bankası 1944 yılının Temmuz ayında, Birleşmiş Milletler Para ve Maliye Konferansı'nda alınan kararlar doğrultusunda kurulmuştur. Ancak resmi kuruluşu Haziran 1946'da gerçekleşti. Dünya Bankası, öncelikli olarak II. Dünya Savaşı sonrası imar etkinliklerini desteklemeye yönelik krediler vermiştir. Yani II. Dünya Savaşı'nın yol açtığı yıkım ve tahribat sebebiyle Gizli Dünya Devleti'nin de finansörleri olan siyonist finansörlere gün doğmuştu. Üstelik işin hamallığını başkalarına yaptırıyor kendileri sadece para ve kredi temin etmek suretiyle servetlerine servet katıyorlardı. Paralarının herhangi bir şekilde riske girmemesi için de onu uluslararası güvenceye sokmak amacıyla BM'e bağlı bir uluslararası banka kurdurmuşlardı ve kanal olarak onu kullanıyorlardı.
Dünya Bankası kredilerini 1949'dan sonra ekonomik kalkınma amaçlı projelere kaydırmıştır.
Dünya Bankası'nın en yetkili organı Guvernörler Konseyi'dir. 20 kişiden oluşur ve borç para verme işlemleri üzerinde karar alır. Mevcut sermayesi 171 milyar dolardır.
Kredi vereceği zaman şu kriterlere bakar: 1) Kredinin doğrudan devlete veya hükümetlerin güvencesi altında olmak şartıyla özerk kuruluşlara verilmesi, 2) Genellikle 15 veya 20 yıl vadeli verilmesi 3) Mali piyasadaki faiz oranına yakın faizle verilmesi
NATO ve Gizli Dünya Devleti
NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bir askeri bloktur. Ancak gerçekte Gizli Dünya Devleti'nin askeri kanadı niteliği taşımaktadır. Kuruluşunun gerekçesi Sovyet tehdidiydi. Yani Sovyet tehdidiyle karşı karşıya ülkeleri bir ortak savunma bloku içinde bir araya getiriyordu. Dolayısıyla bloka girecek ülkelerden herhangi birine yönelecek tehdit ya da saldırı tümüne yönelik kabul edilecek ve ortak savunma yapılacaktı.
Bunlara bakılırsa gerekçe masum gibidir. Fakat arka plana baktığımızda yine o karanlık örgütlerin elleriyle karşılaşıyoruz. Jean Monnet adlı araştırmacının Memoires adlı eserinde şöyle denir: "NATO, Amerika'daki en güçlü yahudi lobilerinden biri olan CFR tarafından kurulmuştur... Kurucuları arasında Bilderberg, Trilateral ve CFR üyesi Joseph Luns, CFR ve Bilderberg üyesi George Marshall, yine CFR ve Bilderberg üyesi Dean Acheson bulunmaktadır." Alle E. Roberts'in Brother Truman adlı eserinde de şöyle denir: "(NATO'nun) öncülüğünü yahudi ve mason ABD başkanı Truman yapmıştır." İlk NATO başkumandanı da CFR üyesi ve yahudi lobilerine önemli katkıları olan General Eisenhower'di. Historia Hors Serie'de yazdığına göre sonraki başkomutanlarından General Lemnitzer de bir yahudi ve masondur. İlhami Soysal'ın Dünya'da ve Türkiye'de Masonlar ve Masonluk adlı kitabında yazdığına göre yine NATO başkomutanlarından Omar Bradley de bir masondur. Bunlar NATO'nun üst kademelerinde görev almış masonların sadece birkaçı. Bunların dışında da NATO'nun üst kademelerinde görev almış daha birçok isim mason teşkilatlarına üyeydi. Bunların tamamının Gizli Dünya Devleti'nin geri planda durup dünyaya yön vermeye çalışan örgütleriyle doğrudan irtibatı vardı.
Gladio ve Gizli Dünya Devleti
Gladio, daha çok İtalya'daki siyasi cinayetleriyle adını duyurmuş bir gizli örgüttür. Ancak bu örgütün NATO'nun gözetiminde çalışan bir özel tim olduğu kesindir. NATO'nun doğrudan düşman ilan edemediği kişilere veya siyasi mekanizmalara karşı Gladio kullanılmıştır. Örgüt sadece siyasi cinayetler gerçekleştirmekle kalmamış, zaman zaman askeri darbelerin zeminlerini ve şartlarını da hazırlamış, hatta bu tür darbeleri yönlendirmiştir.
Gladio NATO ile paralel kurulmuştur ve görünüşte amacı herhangi bir komünist saldırı karşısında gerilla savaşını organize etmekti. Örgütün finansmanı ise büyük ölçüde ABD tarafından sağlanmıştır. Bu arada bir yandan da medya kanalıyla anti-komünist propaganda faaliyetlerini organize edecekti. Yöneticileri NATO üyesi ülkelerde eğitim görüyordu.
Faaliyetlerini genellikle gizlice yürüten Gladio sadece NATO üyesi ülkelerde değil, Avusturya, İsveç, Norveç gibi NATO üyesi olmayan ülkelerde de örgütlenmiştir. Farklı ülkelerde farklı kod adlarıyla çalışma yapıyordu. Örneğin İtalya'da Gladio, Yunanistan'da B-8 ya da Sheep Skin (Koyun Postu), Belçika'da SDRA-8, Hollanda'da NATO Command, Almanya'da Gehlen harekatı (kurucusu General Reinhard Gehlen'e nispetle), Avusturya'da Schwert, İngiltere'de Secret British Network kod adıyla çalışma yapıyordu. Türkiye'deki kontrgerillanın da bir Gladio uzantısı olduğu iddia edilmektedir.
Gladio'nun şekillendirilmesinde rol oynayan önemli şahıslardan General Reinhard Gehlen aynı zamanda bir Naziydi. İşin ilginç tarafı ise bu kişinin İsrail'in gizli servisi MOSSAD'la da bağlantısının olmasıydı. Bütün bu bağlantılar Gizli Dünya Devleti'nin geri plandaki faaliyetleri hakkında önemli ip uçları veriyor olmalı. General Gehlen, Gladio'nun oluşturulması ve şekillendirilmesi merhalesinde önemli rol oynadı ve bu konuda Hitler'in yanında edindiği tecrübeden yararlandığı tahmin edilmektedir.
Gladio'nun siyonizmle bağlantısı hakkında Richard Deacon, The Israeli Secret Service adlı eserinde şu işaretleri veriyor: "Almanya'daki kontrgerilla hareketi Gehlen Organizasyonu savaş sonrası dönemde istihbarat toplamak üzere kurulan bir örgüt. Örgütün başı Reinhard Gehlen, CIA yoluyla ABD'den destek alıyor. Bu örgüt için çalışan Alman yetkililerden biri Nasır'ın (Mısır'ın eski cumhurbaşkanı Abdünnasır'ın) danışmanlığını yapıyor. Gereken bilgileri yetkililere aktarıyor. Organizasyonda İsrail'le bağlantıdan haberi olan çok az kişi vardı. Bağlantılar daha ileriki safhalarda Fransız istihbarat servisindeki MOSSAD ajanına haber verilerek Paris'te yürütüldü. Fransa bir NATO üyesiydi ve bu MOSSAD ajanının da NATO ülkeleri arasında askeri istihbarat edinme yolları vardı." Aynı eserde General Reinhard Gehlen'in MOSSAD hesabına çalıştığı da özellikle vurgulanmaktadır. Richard Deacon'a göre Gehlen 1950'lerde soğuk savaş konusunda Amerika'nın en önemli elemanlarından biriydi.
Gladio'nun İtalya kanadının ise bu ülkenin en çok ismini duyuran P-2 Mason locasıyla yakın irtibat içinde olduğu, hukuki soruşturmalar neticesinde ortaya çıkmıştır. Bu locanın üstad-ı azamı Licio Gelli aynı zamanda İspanya iç savaşında faşistler adına savaşmış bir isimdi. İtalya'nın mafyayla ve Gladio ile yakın irtibatı olduğu tespit edilen eski başbakanı Giulio Andreotti de bu locanın üyesiydi. Meşhur Temiz Eller Operasyonu'nda sorguya çekilen Andreotti başbakanlığı döneminde Gladio'yu savunmuştu. P-2 locasının Gladio ve mafya bağlantısı araştırıldığında bu locanın üyeleri arasında 43 parlamenter, 54 üst düzey devlet görevlisi, başta Genelkurmay başkanı Amiral Giovanni Torrisi olmak üzere 8'i amiral 30'u general 183 askeri yetkili, 19 hakim, avukatlar, polis komiserleri, bankerler, gazete sahipleri, yazarlar, baş yazarlar, 58 profesör, siyasi parti liderleri ve haber alma servisinin 3 eski başkanı olduğu tespit edilmişti. Bu durum ülkede Gladio'ya destek veren mason locasının ne kadar geniş bir alana yayıldığını ortaya koyuyordu.
P2-Mafya-Gladio bağlantısının gün yüzüne çıkması sebebiyle başlatılan hukuki soruşturmada birtakım ilginç gerçeklerle de karşılaşıldı. Locanın başkanı Gelli, İtalya seçimlerinde Hıristiyan Demokrat Parti'nin seçimi kazanması için naylon operasyonlar düzenlemiş ve bunun için CIA'den yardım almıştı.
Yeni Dünya Düzeni
Yeni Dünya Düzeni dünya kamuoyunun gündemine daha çok Doğu blokunun çökmesinden sonra girdi. Oysa Illuminati şebekesinin ve onun ortaya çıkardığı global gizli örgütlerin gündeminde yüzyıllardan beri vardır. Hatta Fransız devrimi öncesinde yürüttükleri çalışmalarında hedeflerini "Yeni Dünya Düzeni" olarak açıklamışlardı. Sonraki dönemlerde ise bunu muhtelif vesilelerle ve gelişmelerle bağlantılı olarak gündeme getirmişlerdir. Doğu blokunun çökmesinden sonra Amerika'nın tüm dünya üzerinde kurmak istediği saltanatı "Yeni Dünya Düzeni" emeli olarak açıklaması da bir tesadüf değildir. Bunun Illuminati şebekesinin yüzyıllardan beridir vurguladığı Yeni Dünya Düzeni teorisiyle çok yakından irtibatı vardı. Zaten ABD'nin son dönemde üzerinde durduğu Yeni Dünya Düzeni'nin fikri temeli de Bilderberg ve CFR toplantılarında şekillendirilmiştir.
Amerika'nın öncülüğünde son dönemde ortaya atılan Yeni Dünya Düzeni teorisinin arkasında da Gizli Dünya Devleti'nin global örgütlerinin rolü vardır. Fakat bu örgütlerin hedefi siyasi güçlerden ziyade sermaye kuruluşlarının kıskacında bir dünya ortaya çıkarmaktır. Tabii bu konuda siyonist oluşumlar kendilerinin sermaye üzerindeki hakimiyetlerine biraz fazla güvenmekte ve sermayenin sultasında bir dünya düzeni kurmanın kendilerinin egemenliklerinin daha da güçlenmesine imkan vereceğini hesap etmektedirler. Bu konuda adından daha önce söz ettiğimiz ünlü yahudi David Rockefeller şöyle diyor: "Hükümetlerin yerini alacak birileri olmalı ve bana öyle görünüyor ki, bunu da en iyi şirketler yaparlar..."
Bundan dolayıdır ki ünlü yazar Alev Alatlı'nın da dile getirdiği üzere Yeni Dünya Düzeni'ne muhalefet edenler bunun anlamının, dünyanın siyasi ve yasal hüviyetini tümüyle değiştirmek, ulus-devletlerin tarihi rollerini ortadan kaldırmak, kontrolü uluslar-ötesi tröstlere devretmek suretiyle millet kavramını ortadan kaldırarak, idareyi İngilizce konuşan Anglo-sever bir oligarşiye teslim etmek olduğundan eminler.
Siyonizmin Sultası Çöküşte
20. yüzyıl siyonizm için bir altın çağ olmuştur. Böyle bir çağı yaşamasının en önemli sebebi ise bu araştırmamızda üzerinde durduğumuz uluslararası gizli örgütler vasıtasıyla kurmuş oldukları saltanattır. Bu saltanatı kurmalarına imkan sağlayan en önemli etken ise para kaynaklarına hakim olmalarıdır. Özellikle Ortaçağ Avrupa'sında finansman ve faizle, borç verme yoluyla siyasi platformda da önemli işler çevirmeyi başarabilmişlerdir. Rockefeller ve Rothschild ailelerinin yürüttüğü faaliyetler bundan dolayı önem arz etmektedir. Fakat uluslararası siyonizmin siyasi mekanizmada sultasını kurması için şartları hazırlayanlar sadece bunlar değil. Bunlar sadece isimleri birçok yerde öne çıkan iki önemli aile. Bunların dışında daha pek çok yahudi aile para kaynaklarına hükmetmek suretiyle siyasi mekanizmayı etkileme imkanı elde edebilmiştir.
Fakat dünyada hiç kimsenin sultası ebedi ve kalıcı değildir. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "Bu günleri böyle aranızda döndürürüz." (Ali İmran, 3/140) Yirmi birinci yüzyılın başlangıcından itibaren siyonizmin sultası da bir çöküş dönemine girmiştir. İlk bakışta siyaset meydanında hala ABD vasıtasıyla uluslararası siyonizmin ve onun kontrol ettiği global organların hüküm sürdüğü görülmektedir. Ancak bu örgütlerin artık eski etkinliklerine sahip olmadıkları anlaşılıyor. Örneğin Bilderberg'in önemli kabul ettiği üyeler bazen ülkelerinde ciddi soruşturmalara tabi tutulabiliyorlar. Bu grubun toplantılarına katılmalarından dolayı siyaset meydanlarında parlayacakları sanılan kişilerin hiç de parlayamadıkları, gölgede kaldıkları müşahede ediliyor. Ayrıca özellikle entelektüel kesim bu örgütleri bugün düne nispetle biraz daha yakın takibe almış durumdadır. Üstün ahlaki değerlere inanan kesim ise siyonizmin tarih boyunca insanlık için bir tehdit ve tehlike olduğunu görmüştür. Dolayısıyla söz konusu örgütlerle siyonizm bağlantısı kendilerini rahatsız etmektedir. Bu rahatsızlık zaman içinde daha da artacaktır. Daha bugünden sadece İslami camiadan değil Batı'daki entelektüel kesimden de birçoklarının söz konusu örgütlerin faaliyetlerinden rahatsız olduklarını belli ettiklerine şahit oluyoruz. Bu rahatsızlık söz konusu örgütlerle irtibatlı kişilerin siyaset meydanlarında biraz daha çekingen hareket etmelerine sebep olacaktır. Ayrıca bu konuda kitlelerin biraz daha bilinçlendirilmesi durumunda, kitleler siyasi tercihlerinde söz konusu örgütlerle irtibatı bir eksi puan olarak kabul edeceklerdir.
Bu arada söz konusu örgütlere yön verenlerin para kaynakları ve iktisadi kuruluşlar üzerindeki saltanatları da gittikçe zayıflamaktadır. Bu zayıflama tabii ki onların siyasi mekanizmayı yönlendirmelerini de zorlaştırmaktadır. Bu açıdan, zikredilen örgütlere yön verenlerin ekonomik saltanatlarını sarsabilmek için mutlaka alternatif iktisadi faaliyetlere ağırlık verilmesi gerekir. Toplumların hür ve bağımsız bir geleceğe doğru ilerlemelerini isteyenlerin de siyonizmin ekonomik kaynaklarını boykot ve alternatiflerine destek kampanyalarına katılmanın basite alınmaması, önemsenmesi gereken bir tavır olacağını bilmeleri gerekir.
Burada vurgulanması gereken önemli bir husus da, Gizli Dünya Devleti'ni yönlendiren mekanizmaların çoğunun bugün ABD merkezli çalışmalarının dikkat çekmesidir. Bu durum karşısında ABD ile rekabet halindeki ülkeler veya bloklar o mekanizmalara mesafeli durmayı ve yaklaşınca da şüpheli yaklaşmayı tercih ediyorlar. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra ABD'nin tek merkezli bir dünya otoritesi oluşturma çabası içine girmesi ve bu çabanın arkasında da sözünü ettiğimiz Gizli Dünya Devleti'ne yön veren global örgütlerin bulunması, bu örgütler karşısında ihtiyatın biraz daha artırılması ihtiyacını doğurmuştur.
Bugün Gizli Dünya Devleti'nin geleceğini tehdit eden en önemli gelişme İslami bilinçlenmedir. Bu yüzden de İslami oluşumlar yeni düşman olarak ilan edilmiştir. Dolayısıyla İslami bilinçlenmenin yıpratılması amacıyla yoğun bir anti-propaganda faaliyeti yürütülmektedir. Bu anti-propaganda faaliyetinde de ağırlıklı olan günümüz toplumlarının en çok nefret ettiği olgu durumundaki terör olgusundan ve terör kavramından yararlanılmaktadır. Bu konudaki propagandaların etkili olabilmesi için zaman zaman provokasyon amaçlı terör eylemleri de düzenlenebilmektedir. Hatta 11 Eylül saldırılarının bu tür bir saldırı olacağı, o olayı yakın takibe alanların büyük bir çoğunluğunun zihinlerinde oluşmuş tereddüttür. Birçokları bu tereddütlerini haklı kılan gerekçeler de ortaya koymuşlardır. Bunlar sadece İslamcı kesimden değildir. Hatta diyebiliriz ki çoğunluğu Batılı entelektüel kesimdendir. Bazı yerlerde ise bir yandan sosyal ve psikolojik şartlar oluşturulmakta, diğer yandan bu şartlardan etkilenebilecek oluşumların ortaya çıkmasına fırsat verilmektedir. Bu ikisi bir araya gelince de birtakım şiddet olaylarının vuku bulması zorunlu bir sonuç olarak ortaya çıkmakta ve bu sonuç anti-propaganda faaliyetinin malzemesi olarak kullanılmaktadır. Ama ne kadar ilginçtir ki bu anti-propaganda çoğu zaman ilginin artmasına da sebep olabilmektedir.
İslami camianın gelişmeleri çok akıllıca ve hem kendi geleceklerini hem de tüm insanlığın geleceğini göz önünde bulundurarak değerlendirmesi zorunludur. Anti-propaganda ve fişlenme korkusu İslami faaliyetlerini kendi elleriyle baltalamalarının sebebi olmamalı. Ama belli amaçlar için oluşturulan sosyal ve psikolojik şartlar da kendilerini, İslami camianın aleyhine olacak fiillere itmemeli.
Biz Allah'ın izniyle geleceğin İslam'ın olacağına inanıyoruz. İnsanı canlı tutan en önemli etken umuttur. Umutlarımızı mutlaka canlı tutmalıyız. Umudun kaybedilmesiyle hayat da manasını kaybeder. İnancına bağlı bir mü'minin ümidini kaybetmesi ise anlamsızdır. Çünkü Yüce Allah onun her hal ü karda kazançlı olduğunu bildiriyor. İhlasla yaptığı hiçbir şey karşılıksız kalmayacaktır. Bu dünyada alamasa bile ahirette Allah katında alacaktır. Bu dünyadaki sonucu belirleyen Allah'tır. Mü'mine düşen kendisinden istenen gayreti sarf etmektir. Ama ümit canlı tutulmazsa gayret aşkı da kaybedilir.

Link : http://www.vahdet.com.tr/

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik