berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
berlin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2007 Cumartesi

Osmanlı Devleti'nin Önemli Anlaşmaları

Hünkar İskelesi Antlaşması


8 Temmuz 1833'de Rusya ile Osmanli Devleti arasinda imzalanan andlasma.

Gerek Yunanistan, gerekse Arabistan yarimadasinda Osmanli Devletine büyük hizmetler yapmis olan Misir Valisi Mehmed Ali Pasa, kendisine verilen yanlis bir haber üzerine Osmanlilara karsi oglu Ibrahim Pasa' nin kumandasinda Suriye tarafina asker sevk etmisti. Üç gün süreyle yapilan muharebede Misir askeri çoklugu ve intizamli olmasi sebebi ile galip gelmis, hattâ Kütahya'ya kadar dayanmislardi. 14 Mayis 1833 de Osmanlilar ile Ibrahim Pasa arasinda Kütahya andlasmasi imzalandi. Fransizlar ve Ingilizler Müslümanlari birbirine düsürmek için Mehmed Ali Pasa'yi, Osmanlilar'a karsi kiskirtiyorlardi. Bu sebepten Sultan Ikinci Mahmud Han, Rusya ile Hünkar Iskelesi Andlasmasiyle ittifak akdine mecbur kaldi. Sultan Ikinci Mahmud Han'in mecburiyet sebebiyle yaptigi bu andlasmadan maksadi iyice bozulmus dejenere olmus olan Yeniçerileri intizamli hale getirmek ve kardes kani dökülmesine mani olmakti.

8 Temmuz 1833 de imzalanan andlasma 6 açik ve biri gizli 7 maddeden mütesekkil olup 8 sene için geçerli idi. Andlasmanin açik maddelerinde; iki devletin sadece savunma maksadiyla bu andlasmayi imzaladigi, herhangi bir savas vukuunda birbirlerine yardim edecekleri, yardimi istiyenin digerinin masraflarini karsilayacagi, sürenin 8 yili asmayacagi ve iki ay içinde onaylanmasi gibi hususlar bulunuyordu. Gizli maddede ise; Rusya bati ile savasa girdigi anda, Osmanlilarin bogazlari batililara kapatacagi hususu vardi. Avrupa devletleri andlasmaya büyük tepki gösterdiler. Zaten mecburiyetlerden dogan andlasma tatbik edilmedi.

----------------------------------------------------------------------


Edirne Antlaşması




Rusya, Sultan İkinci Mahmud'un Navarin'de Osmanlı donanmasının yakılması ile sonuçlanan olaylardan dolayı savaş tazminatı istemesi üzerine, Osmanlı Devleti'ne karşı savaş açtı.

Sultan İkinci Mahmud bu arada Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmış, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli yeni bir askeri teşkilat kurmuştu. Teşkilatlanmasını henüz tamamlayamamış olan bu ordu Rus kuvvetleri karşısında önemli bir varlık gösteremedi. Eflak ve Boğdan'ı işgal eden Ruslar, Tuna'ya kadar indiler. Balkanları aşan Rusya, batıda Edirne, doğuda ise Erzurum'a kadar ilerledi. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. Ruslarla yapılan Edirne Antlaşması sonunda, Yunanistan'a bağımsızlık verildi. Eflak, Boğdan ve Sırbistan'a imtiyazlar tanındı. Ruslar işgal ettikleri yerleri geri verdiler. Rus ticaret gemilerine boğazlarda geçiş hakkı tanındı. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

----------------------------------------------------------------------


Bükreş Antlaşması



Osmanli Devleti ile Rus Çarligi arasinda yapilan bir andlasma. 28Mayis 1812 senesinde Bükres'te imzalandi. On sekizinci asrin sonlarinda Fransa krali Napolyon Ponapart Misir'i isgal etmisti. Rusya, Fransizlari Mora'nin batisindaki adalardan; ingiltere de Misir'dan çikarmak için Osmanli Devleti ile anlastilar. Bundan sonra Osmanli ve ingiliz donanmalari Misir kiyilarini kusatti. Osmanli-Rus kuvvetleri de Mora' nin batisindaki adalarda Fransizlara karsi çarpisti. Neticede bu bölgede Rusya'nin nezâreti altinda Osmanli Devleti'ne bagli yedi Ada Cumhuriyeti kuruldu Fransizlar, Osmanli-Rus-lngiliz ittifaki karsisinda Misir'dan çekildi. 1802'de Osmanli-Fransiz sulhu gerçeklesti. Osmanli-Rus-ingiliz ittifaki, Fransizlarin Misir' dan çekilmesinden sonra da devam etti. Ancak Rusya bastan beri devam ettigi üzere Osmanli Devleti aleyhindeki düsmanca siyasetini degistirmedi. Bu sirada Osmanli Devleti 1804'de ortaya çikan Sirp isyanini bastirmakla mesgul idi. Rusya ise Sirbistan'in Eflak-Bogdan gibi imtiyazli bir beylik haline gelmesini istiyordu.

Eflak ve Bogdan beyleri de Rusya ile isbirligi yapmislardi. Bu hareketleri üzerine Osmanli Devleti Eflak ve Bogdan beylerini azledip vazifeden uzaklastirdi. Yerlerine baska beyler tâyin edildi. Bogazlari da Rus donanmasina kapatti. Bu hâdiseler üzerine Rusya, Osmanli Devleti'ne karsi 1806 senesinde savas açti. Osmanlilarin Rusya ile savasa girmesini istemeyen ingiltere, azledilen Eflak-Bogdan beylerinin yerlerine iadesini ve bogazlarin Rus donanmasina açilmasini istedi. Bu teklif kabul edilmezse, ingiliz donanmasinin Çanakkale'ye gönderilecegi tehdidinde bulundu. Osmanli Devleti, Rus ve ingiliz tehdîdlerine aldirmadi. Rusya'ya karsi savas îlân etti ve Tuna boylarina ordu gönderdi. Neticede Ruslarla yapilan savasta, Ruslar; Hotin, Bender, Kili ve Akkerman kalelerini aldilar, fakat Bükres civarinda Osmanli kuvvetlerine yenildiler, ismail kalesi önünde de bozguna ugradilar. Fakat bu sirada ingiliz donanmasi Çanakkale bogazini geçerek istanbul önlerine geldi, ingilizler bir elçi ile tekliflerinin kabul edilmesini istediler, ingilizlerin bu isteklerine red cevâbi verilip, hemen savunma hazirliklarina baslandi, istanbul sahillerine binden fazla top yerlestirildi. Diger taraftan da, Çanakkale bogazinin tahkimatina baslandi, ingiliz donanmasi kumandani hiç bir sey yapamayacagini anlayinca, önce adalara çekildi sonra da büyük *****tilarla 1807'de Çanakkale bogazindan çikip gitti, ingilizler bu basarisizligin acisini Misir'dan çikarmak istediler, iskenderiye ve Rosetta'yi isgal ettiler. Ancak Kavalali Mehmed Ali Pasa'nin sert taarruzlari karsisinda tutunamayip Misir'i terketmek zorunda kaldilar. Bu hâdise üzerine Osmanli Devleti, ingiltere' ye savas ilân etti. Diger taraftan Osmanli Devleti ile Rusya arasinda Tuna boylarinda siddetli bir savas sürüyordu.

Sadrâzam Aga ibrahim Pasa kumandasindaki Osmanli ordusu Silistre'de, Rusçuk ayani Alemdar Mustafa Pasa da Rusçuk cephesinde savasiyordu. Bu sirada istanbul'da Kabakçi Mustafa isyani çikti. Sultan üçüncü Selîm Han tahttan indirilerek 1807'de dördüncü Mustafa Han pâdisâh îlân edildi. Hâdise Tuna boylarinda Ruslara karsi savasan yeniçeri askerleri tarafindan duyulunca orduda isyan basladi. Sadrâzam Aga ibrahim Pasa'yi da ordudan uzaklastirdilar. Neticede Osmanli ordusu dagildi. Rusya için istanbul yolu açilmis, önünde bir engel kalmamisti. Bu sirada Napolyon, 1806'da Yena'da Prusya'yi yendikten sonra Rusya tarafina girmis, Eylau ve Friedland savaslarinda bu devleti yendikten sonra çar birinci Aleksandr ile Tilsit'te bir andlasma imzalamisti. Bu andlasmanin maddelerinden biri de Osmanli-Rus savasina derhâl son verilmesi ve mütâreke yapilmasi idi. Bu sebeble ateskes îlân edildi. Tilsit andlasmasi hükümlerine uyan Rusya, yedi adadan askerlerini çekti ve Fransizlar bu adalari isgal etti. isgalden sonra da adalarin Fransa'ya, Ragusa'nin da italya' ya baglandigi ilân edildi.. Bu hâdise, Tilsit andlasmasinda gizli maddelerin bulundugu ve Fransa' nin dostça davranmadigini ortaya çikariyordu. Rusya da, mütâreke sartlarina uymadi. Eflak ve Bogdan'dan askerlerini çekmedigi gibi yeni kuvvetler de gönderdi. Paris'teki Osmanli elçisi baris için Napolyon'a gönderildi ise de iyi netîce alinamadi. Fransa' nin Osmanli Devleti aleyhindeki emelleri, Osmanli Devleti'nin ingiltere ile ittifak yapmasina sebeb oldu. Rusya ise Eflak-Bogdan'i israrla istiyordu. Bu. sebeble Osmanli-Rus savasi yeniden basladi. Yapilan Silistre savasinda Ruslar yenildi ve Tuna' nin karsi kiyisina çekildiler. Ertesi sene tekrar kanli savaslar basladi. Bu durum karsisinda Ruslar, Fransizlarla aralarinin açik olmasi ve Napolyon'dan çekindikleri için, bu savastan acele bir netîce almak veya Osmanli Devleti ile baris yapmak istiyorlardi. Çünkü Ruslarin Fransizlarla savasa girmesi kaçinilmaz bir hâl almisti. Bunun farkina varan Rus çari birinci Aleksandr, Osmanliya önceden teklif etmis oldugu andlasmanin maddelerini hafifleterek andlasma istedi. Bu sirada Ruslara karsi savasan Osmanli sadrâzami, ordusunun daha fazla dayanamayacagini görerek baris teklifini kabul etti. Neticede 28 Mayis 1812'de Bükres'te andlasma imzalandi. Andlasma, Osmanli Devleti adina sadâret kethüdasi Seyyîd Mehmed Sa'îd Gâlib Efendi, Ibrahim Selîm Efendi, yeniçeri kâtibi Abdülhamîd Efendi ve Rusya adina da Andrey Italinsky, Ivan Sabaniyev ve Osip Fanton imzaladilar.

Bükres andlasmasinin maddeleri sunlardir:

1-Prut irmagi ve Tuna'nin sol sahili, Osmanli-Rus siniri olacaktir.

2-Tuna sularinda iki devletin ticâret gemileri dolasabilecek, Rus savas gemileri Kili bogazindan Prut irmaginin Tuna ile birlestigi yere kadar gidebilecektir.

3-Rusya; Eflak, Bogdan ve Tuna adalarini Osmanli Devleti' ne birakacaktir.

4-Osmanli Devleti iki sene müddetle Eflak-Bogdan halkindan vergi almayacaktir.

5-Rusya'ya birakilan topraklarin müslüman halki, isterlerse Osmanli topraklarina göç edebileceklerdir. Ayni hak. Osmanli topraklarinda kalan hiristiyanlar için de kabul edilmistir.

6-Sirbistan'daki kaleler ve mühimmat Osmanli Devleti'nin elinde bulunacak; Sirplar içislerini ve vergilerini kendileri düzenleyeceklerdir.

7-Anadolu tarafindaki sinirlar eskisi gibi kalacak ve Rusya isgal ettigi yerleri bosaltip Osmanli Devleti'ne geri verecektir.

Bükres andlasmasi neticesinde 1806'dan beri devam eden Osmanli-Rus savasi sona erdi. Rusya'nin Fransa tehlikesine karsi tedbir almak durumunda olmasi, Osmanli Devleti'nin daha fazla toprak kaybini önledi. Tuna'dan geçis hakki ve Baserabya'yi vermekle kurtulmus oldu. Rusya'nin Rumeli'deki Osmanli topraklari üzerinde nüfuzu artti. Sirplara içislerinde muhtariyet verilmesi, Balkanlarda kavmiyetçilik akimlarinin baslama sebeblerinden biri oldu. Osmanlinin dis siyâsetinde Avrupa devletlerinin te'sirleri daha çok görülmeye baslandi.

-----------------------------------------------------------------------


Bucaş Antlaşması





Hotin antlaşmasından sonra, Lehistan ve Osmanlı Devleti arasında elli yıl süren bir barış süreci yaşanmıştı. Osmanlı himayesindeki Ukrayna Kazaklarına saldıran Lehliler, barışı bozdular. Sultan Dördüncü Mehmed ve Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Ukrayna kazaklarının yardım istemesi üzerine, Lehistan seferine çıktılar. Osmanlı ordusunun ard arda kazandığı başarılardan sonra, Lehistan barış istedi. İmzalanan Bucaş antlaşmasıyla (18 Ekim 1672), Podolya Osmanlılara geçti. Lehistan Kırım Hanına vergi ödemeye devam edecekti. Ayrıca Lehistan her yıl Osmanlı Devleti'ne 22.000 altın ödemeyi kabul ediyordu.

Lehistan meclisinin, bu antlaşmadaki para maddesini kabul etmemesi üzerine, 4 yıl süren İkinci Lehistan seferine çıkıldı. Bazı kalelerin fethedilmesi üzerine, Lehistan elçisi, Podolya ve Ukrayna'nın iadesi şartıyla antlaşma istediyse de bu kabul edilmedi. Bu arada Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın hastalanması üzerine, 1675 yılında Lehistan serdarlığına İbrahim Paşa tayin edildi. Sultan Dördüncü Mehmed, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa ile birlikte Edirne'ye döndü.

İbrahim Paşa, kısa sürede 48 kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar antlaşma istedi. 27 Ekim 1676'da Zarawno'da imzalanan antlaşma ile 22.000 altından vazgeçilmek şartıyla, daha önce Köprülü Fazıl Ahmed Paşa tarafından imzalan Buçaş antlaşmasının maddeleri aynen kabul edildi. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmed Paşa antlaşmanın imzalandığı haberini aldıktan bir süre sonra 3 Kasım 1676 tarihinde vefat etti.


-----------------------------------------------------------------------

Berlin Antlaşması





Osmanli târihinde Doksanüç harbi diye bilinen Osmanli-Rus harbinden sonra, 13Temmuz 1878'de, Osmanli Devleti'yle; Rusya, Almanya, Avusturya, Macaristan, ingiltere ve Fransa arasinda Berlin'de imzalanan andlasma.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han'in pâdisâh olmasindan sonra kabul edilen Kânûn-i esâsi'ye göre kurulan Meclis-i meb'ûsân; Rusya'nin 24 Nisan 1877'de Osmanli Devletl'ne karsi harb îlâniyla ilgili notasina, Abdülhamîd Han'in karsi çikma gayretlerine bakmayarak harb ilaniyla karsilik verdi. Osmanli ordusunun çesitli cephelerde kahramanca çarpismasina ragmen, harb maglûbiyetle bitti. Rus kuvvetleri Dogu Anadolu'da Erzurum; Rumeli'de ise Edirne'ye kadar ilerlediler. Edirne'nin teslimi ile istanbul yolu Ruslara tamamen açilmis olacakti. Bundan sonraki Rus ilerleyisi karsisinda istanbul'un bile tehlikeye düsecegini gören sultan ikinci Abdülhamîd Han, 9 Ocak 1878'de mütâreke (ateskes) yapilmasi için Rus ordulari baskumandani Grandük Nikola'ya müracaat etti. Mütâreke istegini telgrafla bildirdikten sonra, onunla bu hususda temaslarda bulunmak üzere murahhas olarak hariciye naziri Server Pasa'yi ve hazîne-i nassa nâziri müsir Nâmik Pasa'yi. yanlarinda da askeri müsavir olarak ferik Necib, mîrliva Osman Pasa ve kaymakam Agâh Bey'i gönderdi. 19 Ocak 1878'de bu hey'et Kizanlik'a ulastigi hâlde, Grandük Nlkola, Edirne'nin tesliminden evvel görüsmeye yanasmadi. Bu müddet zarfinda sultan Abdülhamîd Han, Rus carina ve arabuluculuk yapmasi için ingiltere kraliçesi Victoria'ya (Viktorya'ya) müracaat etti. Ruslarin bogazlara hâkim olmasini ingiltere'nin Akdeniz'deki nüfuzu için tehlikeli gören kraliçe Victoria, sulh için arabuluculugu kabul ederek çara müracaat etti. Bunun üzerine Grandük Nikola sulh esaslarinin da imza edilmesi sartiyla mütârekeyi kabul etti.

Rusya'nin, Osmanli Devleti üzerinde hâkim bir duruma gelmesi, Avrupa devletlerini, bilhassa ingiltere'yi harekete geçirdi. Ruslarin istanbul'u isgal etmek kararinda olduklari söylentisi yayildi. Evvelâ, Avusturya harekete geçerek, iki devlet arasinda yapilacak baris andlasmasinin, yürürlükteki andlasmalara uygun olmasini saglamak için Viyana'da bir meclisin toplanmasini istedi, ingiltere ise, bogaz disinda durmakta olan donanmasini Çanakkale bogazindan geçirerek Marmara denizine girdi.

Bu sirada Rus ordulari baskumandani Grandük Nikola, mütâreke için su agir sartlari ileri sürdü:

1-Bulgaristan'a muhtariyet verilecek.

2-Karadag'in istiklâli kabul edilecek ve son harplerde elde ettigi topraklar kendisine verilmek suretiyle hudut tesbit edilecek.

3-Romanya ve Sirbistan'in istiklâlleri tasdîk olunacak ve her iki devlete arazi verilip hudutlari tesbit edilecek.

4-Bosna-Hersek'e muhtariyet verilecek.

5-Rusya' ya, nakit veya arazi terki suretiyle harb tazminati verilecek.

6-Bogazlarda Rus haklarinin korunmasi, Pâdisâh ile Çar arasinda yapilacak müzâkere ile kararlastirilacakti.

Bu esaslarin kabulünden baska, baris esaslarinin vasitasiz olarak Ruslarla müzâkere edilmesi için bir Osmanli murahhas hey'eti Odesa'ya veya Sivastopol'e gidecekti.

Mütâreke sartlari kabul edilince harb harekâti durdurulacak, te'minât olarak; Vidin, Rusçuk, Silistre ve Erzurum kaleleri Türkler tarafindan bosaltilacak, müzâkereler devam ettigi müddetçe bu kalelere Rus askerleri yerlestirilecekti.

Türk murahhas hey'eti, bu agir sartlari ilk önce kabul etmeyerek, hafifletmek ve degistirmek için çok ugrasti. Fakat Ruslar, sarttan kabul edilmedigi takdirde, istanbul üzerine yürüyeceklerini kesin bir dille bildirince, 31 Ocak 1878'de mütâreke ve baris esaslari andlasmasi Edirne'de imzalandi.

-----------------------------------------------------------------------


Ayastefanos Antlaşması





1878'de imzalanan Ayastefanos Antlaşmasına göre;

- Osmanlı Devleti'ne bağlı bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Prensliğin sınırları Tuna'dan Ege'ye, Trakya'dan Arnavutluk'a uzanacaktı.

- Bosna-Hersek'e iç işlerinde bağımsızlık verilecek

- Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek

- Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt Rusya'ya verilecek

- Teselya Yunanistan'a bırakılacak

- Girit ve Ermenistan'da ıslahat yapılacak

- Osmanlı Devleti Rusya'ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecekti.

Rusya'nın Osmanlı Devleti'ni Ayastefanos Antlaşmasıyla istediği gibi parçalamasını istemeyen Avrupalı Devletler bu antlaşmaya itiraz ettiler. Berlin'de toplanan konferanstan sonra yeni bir antlaşma imzalandı. Berlin Antlaşması ile:

- Ayastefanos Antlaşmasıyla kurulan Bulgaristan, üç kısma ayrıldı.

- Bosna-Hersek Osmanlı Devleti'ne ait kabul edilecek fakat Avusturya tarafından yönetilecekti.

- Karadağ, Sırbistan ve Romanya'nın bağımsızlığı devam edecek, fakat sınırları değiştirilecek

- Kars, Ardahan, Batum, Ruslarda kalacak, fakat Doğu Beyazıt Osmanlı Devleti'ne bırakılacak

- Teselya Bölgesi Yunanistan'a ait olacak

- Rumeli'de ve Anadolu'da Ermenilerin oturduğu bölgelerde ıslahatlar yapılacak

- Osmanlı Devleti, Rusya'ya 60 milyon ruble savaş tazminatı ödeyecekti.

-----------------------------------------------------------------------

İstanbul Antlaşması



I. Balkan Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında imzalanan antlaşma. Bu antlaşma ile bugünkü Türkiye - Yunanistan - Bulgaristan sınırı çizilmiştir.

Osmanlı Devleti'nin I. Balkan svaaşından yenilgiyle çıkması sonucunda Osmanlı Devleti Trakya'yı ve Edirne'nin büyük bir bölümünü Bulgaristan'a bırakmak zorunda kalmıştır.

Osmanlı Devleti, II. Balkan Savaşı'nda (30 Haziran 1913) büyük kayıplar veren Bulgaristan'ın bu durumundan yararlanarak Edirne'yi geri aldı. İki cephede birden savaşan Bulgaristan bu durum karşısında ateşkes istedi ve iki devlet arasında İstanbul'da bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile Londra Antlaşması'nın Bulgaristan ve Osmanlı Devleti ile ilgili maddesi iptal edilmiş oldu.

İstanbul Antlaşması'na göre :

- Batı Trakya Bulgaristan'a verildi.

- Edirne Osmanlılar'a bırakıldı.

- Bulgaristan'da yaşayan Türkler'in dört yıl içinde Türkiye'ye göç etmelerine izin verildi. Kalanlara da her türlü mezhep ve din özgürlüğü tanındı.





-----------------------------------------------------------------------

Karlofça Antlaşması





Sultan İkinci Mustafa döneminde Avusturya üzerine üç büyük sefer düzenlendi. Ancak 11 Eylül 1697'de uğranılan Sente mağlubiyeti ile Osmanlı Devleti bir anda savunmasız kaldı. Bu arada Venedikliler Mora ve Dalmaçya'ya, Lehistan ise Boğdan'a saldırdı. Aynı dönemde Rusya'nın başına Deli Petro geçmişti. Deli Petro ordusunu modernize etmiş, boğazlardan Akdeniz'e inme ve Karadeniz'e egemen olma çabalarına girişmişti. 1695'deki saldırıda başarısız olmuş, fakat bir yıl sonra Azak Kalesini ele geçirmişti (6 Ağustos 1696).

Uzun süren savaşlar sonunda Osmanlı Devleti yorgun düşmüştü. Özellikle İngiliz hükümetinin araya girmesi sonucu, Sultan İkinci Mustafa barışa razı oldu. İmzalanan Karlofça Antlaşmasıyla Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Beyliği Avusturya'ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan'a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı (26 Ocak 1699). Karlofça Antlaşması Osmanlı Devleti'nin toprak kaybettiği ilk antlaşmadır. Bu tarihten sonra Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemi başlar. Ayrıca bir yıl sonra Rusya ile de bir antlaşma yapıldı. 14 Temmuz 1700 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Azak kalesi Rusya'ya bırakıldı.

Tarih 1703 yılına gelmiş, Osmanlı Devleti'nin kötü gidişine dur denilememişti. Padişah tahta çıktığında söylediklerini unutmuş gibiydi. "Zevk ve sefa bana haram olsun" dediği halde, av partileri düzenliyor, aylarca av peşinde dolaşıyordu. Devlet işlerini sadrazamlarına ve eski hocası olan sonradan şeyhülislam yaptığı Feyzullah Efendi'ye bırakmıştı. Bu durum ordu içinde hoşnutsuzluğa yol açtı.

-----------------------------------------------------------------------

Kasr-ı Şirin Antlaşması




Bugünkü İran sınırımızın çizildiği, Osmanlı Devleti ile İran arasında imzalanan antlaşmadır.

Osmanlı-İran Savaşları, İran Şahı I. Abbas'ın ölmesi ve IV. Murad'ın tahta çıkarak yönetimi ele almasıyla Osmanlı Devleti'nin lehine gelişmiştir. Sultan IV. Murad 1635'de Revan (Erivan) ve Bağdat'ı geri aldı. İran'ın barış istemesi üzerine Hulvanrud Irmağı'nın kıyısında bulunan Kasr-ı Şirin'de bir antlaşma imzalandı.

Antlaşma gereğince;

- Bağdat, Bedre, Hassan, Hanıkin, Mendeli, Derne, Dertenk ile Sermenel'e kadar olan alanlar Osmanlılara'a bırakılacaktı.

- Derbe, Azerbaycan ve Revan İran sınırları içinde kaldı.

İran'ın kuzey sınırı, Kars, Ahıska ve Van Osmanlı topraklarında kalacak biçimde belirlendi. Sınırın her iki taafında kalan kalelerin ve istihkamların yıkılması öngörüldü. Antlaşmanın sonuna eklenen bir madde ile İran'da, ilk üç halife (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman) ile Hz. Muhammed'in eşi Hz. Ayşe'ye hutbelerde "seb ve lanet" edilmemesi koşulu kondu. Bu antlaşma 1722 yılına kadar yürülükte kaldı ve 1723'te başlayan savaş sonrasında 1747'de yeniden yürülüğe konuldu.


-----------------------------------------------------------------------

Küçük Kaynarca Antlaşması


III. Mustafa'nin son günlerinde baslayan baris görüsmeleri, I. Abdülhamid tahta çiktiktan tam alti ay sonra "Küçük Kaynarca Antlasmasi" ile sonuçlandi (21 Temmuz 1774)
Tuna Kiyisinda Küçük bir kasaba olan Küçük Kaynarca'da imzalanan antlasmanin baslica maddeleri sunlardi:

1- Kirim Hanligi Osmanli Devleti'nden ayriliyor, sözde bagimsiz oluyordu.

2- Kilburun, Kerç, Yenikale, Azak Kalesi, Özi (Dnieper) Nehri ile Aksu (Bug) nehirleri arasindaki Büyük ve Küçük Kabartay ülkeleri de Rusya'ya birakiliyordu.

3- Rusya, isgal ettigi Basarabya, Akkirman, Kili. ismail, Bender ve diger bazi kalelerle Eflâk ve Bogdan'i Osmanli Devleti'ne geri verecek, fakat Osmanli Devleti Eflâk ve Bugdan'da bir genel af ilân edecek, voyvodalarin Babiâli nezdinde maslahatgüzar bulundurmalari ve Rus elçilerinin bu memleketleri korumak için görüsme yapabilmeleri imkânini saglayacakti.

4- Rus gemileri Bogazlar'dan serbestçe geçebilecek, Karadeniz, Akdeniz ve Bogazlar'da serbestçe ticaret yapabileceklerdi. Rusya Osmanli Devleti'nin gerekli gördügü yerlerinde konsolosluk açabilecekti.

5- Evvelce Ingiltere ve Fransa'ya verilmis "kapitülasyon" haklarindan Rusya da yararlanacakti.

6- Osmanlilar yazismalarda Rus çarlari için "Ruslar'in padisahi" deyimini kullanacak, Istanbul'daki daimi Rus elçisi en büyük devletlerin elçileri gibi muamele görecekti.

7- Osmanli Devleti Ruslar'a, 1775 yilindan baslamak üzere üç taksitte (üç yilda) toplam 15.000 kese (750 milyon akçe) harp tazminati ödeyecekti.

Bu sartlarin içinde en agiri, 1500 senelik bir Türk yurdu olan Kirim'in elden çikmasi idi. Bu, bütün Osmanli Devleti'ni mateme bogdu, ikinci önemli husus, Ruslar'in, Ortodokslarin hamisi sifatiyle Eflâk ve Bogdan islerine burunlarini sokabilmelerine imkân verilmesiydi.

Simdi, Osmanli Devleti Avrupa islerine karismiyor, hâkim devlet niteligini tamamen kaybetmis bulunuyor, sadece Balkanlar'i elinde tutuyordu. Romanya yari bagimsiz bir duruma gelmisti.

-----------------------------------------------------------------------



Mondros Antlaşması




Birinci Dünyâ harbinden sonra Osmanli Devleti'yle Itilâf devletleri arasinda 30 Ekim 1918' de Limni adasindaki Mondros limaninda demirli bulunan Agememnon ingiliz zirhlisinda imzalanan ateskes andlasmasi.

Sultan ikinci Abdülhamîd Han'in tahttan indirilmesinden sonra, ittihâd ve Terakki iktidara geldi. Ittihâd ve Terakki ileri gelenleri, maceraci isteklerini tatmin etmek ve Rusya, ingiltere ve Fransa'dan meydana gelen îtilâf devletleri karsisinda Almanya'nin yükünü hafifletmek için Osmanli Devleti'ni Birinci Dünyâ harbine soktular. Osmanli Devleti AImanya, Avusturya ve Macaristan üçlüsü ile ittifak kurmak suretiyle, itilâf devletlerinin karsisinda harbe girdi. Kafkasya, irak, Sûriye-Misir ile Çanakkale cephelerinde harbe giren Osmanli Devleti yüz binlerce müslüman-Türk evlâdini sehîd verdi. Rusya 1917'de Bolsevik ihtilâlinin zuhur etmesiyle savastan çekildi. Bu durum îtilâf devletlerinin aleyhine oldu. Bu dönemde bütün devletlerde bir yorgunluk ve bikkinlik basgösterdi. Rusya ile Brestlitovsk andlasmasini imzalayan Osmanli Devleti, dogudaki topraklarini istilâdan kurtardi. 1917 Hazîran'inda Yunanistan, îtilâf devletleri safinda savasa girdi. Ayrica 1918 yazi sonlarina dogru îtilâf devletleri bütün cephelerde umûmî bir taarruza geçtiler, ittifak devletleri yaninda savasa giren Bulgaristan, Fransiz taarruzlari karsisinda yenilince, mütâreke isteyerek savastan çekildi. Böylece Almanya'nin doguya açilan yolu kesildi, Istanbul ise, Trakya yönünden gelebilecek bir saldiriya açik duruma geldi. Sayisi dokuza çikan ve uzaklarda çarpisan Osmanli ordulari da cephane ve gida *****tisi yüzünden yorgun ve bitkin bir hâle geldi. Gerek bu durum. gerekse Suriye cephesindeki maglûbiyet, yillardir zafer vadiyle aldatilan millete ittihâd ve Terakkî siyâsetinin basarisizligini gösterdi. Savasa devam etmekte hiç bir fayda ycktu. Mart 1918'de sadrâzam olan ittihâd ve Terakkî'nin ileri gelenlerinden Talat Pasa, mütârekeyi imzalayacak bir hükümetin kurulmasina imkân vermek için, 7 Ekim 1918' de sadrazamliktan istifa etti. Sadrâzam olan Ahmed izzet Pasa, Bagdâd-Kerkük arasindaki Kütül-Amare'de Osmanlilarca esir alinan ve Büyükada'daki kampta bulundurulan ingiliz generali Tovvshend araciligiyla Londra'ya bas vurarak mütâreke istedi, Ingiltere mütâreke teklifini kabul etti. Bunun üzerine Limni adasinin Mondros limaninda demirli bulunan Agememnon ismindeki Ingiliz zirhlisinda mütâreke (ateskes) görüsmelerine baslandi. Görüsmelerde Ingiltere.' yi, Akdeniz donanmasi baskumandani visamiral Calthorpe, Osmanli Devleti'ni ise, bahriye nâziri Rauf Bey (Orbay), Hâriciye naziri müstesari Resat Hikmet Bey ile erkân-i harb kaymakami Sâdullah beyler temsil ettiler. Pâdisâh sultan altinci Mehmed Vahîdeddîn Han, Dâmâd Ferîd Pasa'yi bu hey'etin basinda göndermek istediyse de, sadrâzam ve vekillerin karsi çikmalari üzerine vazgeçti. Pâdisâh, gidecek murahhaslara (delegelere); "Hilâfet, saltanat ve hanedan hukukunun korunmasini, bâzi eyâletlere verilecek muhtariyetin sâdece idarî olup, siyâsî olmamasini; siyâsî muhtariyetin, âlem-i. islâm'a ihanet sayilacagini tenbîh ediniz" diye söylemesini sadrâzamdan istedi. Pâdisâh'in bu arzusu üzerine sadrâzam; "Biz simdi mütâreke akdediyoruz, muahede degil. Bunlari muahede müzâkerelerinde düsünürüz" diye cevap verdi.

24 Ekim 1918'de gece yarisindan sonra bir vapurla Mondros'a hareket eden hey'etin mütâreke görüsmeleri dört gün sürdü, imzalanan bu andlasmayla, dört seneden beri büyük bir mahrumiyetle devam eden ve milyonlarca müslüman-Türk evlâdinin sehîd olmasina sebeb olan harbe son verildi.

Ingiltere hükümeti, müttefiki Fransa'ya bile haber vermeden Akdeniz baskumandani visamiral Arthur Calthorpe (Kaltrop)'a Londra'dan telsizle bildirdigi yirmi bes maddelik Mondros mütârekesini Osmanli temsilcilerine dikte ettirerek hiç bir îtirâza yer vermiyecek sekilde imzalatti. Osmanli târihinde görülmemis bir esaret ve teslim olus vesikasi olan bu mütârekenin imzalanmasini tâkib eden günlerde keyfî idareleri, ikbâl ve makam hirslari sebebiyle, Osmanli Devleti'nin yikilmasina sebeb olan ittihâd ve Terakki'nin, üç pasasi Talât, Enver ve Cemâl pasalar ile diger ileri gelenleri yurt disina kaçtilar.

Sâdece Birinci Dünyâ harbine degil, batili devletlerin tabiriyle 618 senelik Büyük Türk Devleti' ne de son veren yirmi bes maddelik Mondros mütârekesinin maddeleri özetle sunlardir:

1- Karadeniz'e geçisi saglamak üzere bogazlar açilacak ve geçis güvenligi için Çanakkale ve istanbul bogazlarindaki istihkâmlar îtilâf devletleri tarafindan isgal edilecek.

2-3- Osmanli sularindaki bütün mayin tarlalari ve öteki engeller gösterilecek; bunlarin taranmasina ve kaldirilmasina yardim edilecek.

4- Itilâf devletleri tebeasindan olan esirlerle, Ermeni esirleri istanbul'da toplanacak ve kayitsiz sartsiz Itilâf devletlerine teslim edilecek.

5- Sinirlarin korunmasi ve iç güvenligin saglanmasi için taraflarca kararlastirilacak gerekli sayida askerî kuvvetten fazlasi hemen terhis olunacak ve bunlarin silâh, cephane ve teçhizati îtilâf kuvvetlerine teslim edilecek.

6- Emniyeti saglamakla vazifeli tekneler disindaki bütün Osmanli savas gemileri belirlenerek îtilâf kuvvetlerine teslim edilecek ve Osmanli limanlarindan disari çikmayacak.

7- Itilâf devletleri güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik bölgeyi asker çikarmak suretiyle isgal edebilecek.

8-9- Osmanli Devleti' nin bütün liman ve tersaneleri îtilâf devletleri gemilerinin faydalanmasina açik bulundurulacak.

10- Toros tünelleri îtilâf devletlerince isgal edilecek; (böylece güneydeki Türk kuvvetlerinin geri çekilmesini önlemek ve Güney Anadolu'yu isgal öngörülüyordu).

11- Kafkasya ve Iran'in kuzey-batisinda Türk kuvvetleri savastan önceki yerlerine çekilecek, (Bu bölgede bir Ermenistan devleti kurulmasini öngören madde).

12- Hükümet haberlesmeleri disindaki her türlü haberlesme, îtilâf devletlerince denetlenecek.

13- Askerî ve ticarî kara ve deniz vâsitalari ve malzemesi tahrip edilmeyecek.

14-Ülkenin ihtiyâcindan fazla olan kömür, akaryakit ve deniz levâzimâti, îtilâf devletleri tarafindan satin alinacak.

15- Bütün demiryollari îtilâf devletleri me' murlarinca denetlenecek; Kafkas demiryollarini ise, dogrudan dogruya îtilâf devletlerinin me'murlari idare edecek ve Batum'un isgaline karsi durulmayacak.

16-Sûriye, Irak, Hicaz, Yemen, Trablus ve Bingâzi'deki Türk kuvvetleri en yakin îtilâf kumandanina teslim olacak.

17-Trablus'da ve Bingâzi'de bulunan Osmanli zabitleri en yakin italyan muhafaza kit'asina teslim olacak. Osmanli hükümeti teslim emrine itaat etmedikleri takdirde muhâberât ve yardimlasma kesilecek.

18- Misir da dâhil olmak üzere Trablus ve Bingâzi'de isgal edilmis bütün limanlar, Itilâf kuvvetlerine teslim edilecek.

19-Almanya ve Avusturya uyruklu sivil ve asker bütün vazifeliler bir ay içinde Osmanli ülkesinden ayrilacak.

20- Ordunun terhis edilmesi üzerine elde kalacak silâh ve cephane, îtilâf devletlerinin talimatina göre muhafaza edilecek.

21- îtilâf devletleri vazifelilerin çikarlarini kollamak üzere, iase nezâretinde kontrol memurlari bulunacak.

22- Itilâf devletlerince esir alinmis Türkler hemen iade edilmeyerek simdilik bulunduklari yerlerde muhafaza edilecek.

23- Osmanli Devleti merkezî hükümetlerle bütün münâsebetlerini kesecek.

24-Vilâyât-i Sitte'de (Erzurum, Sivas, Diyarbakir, Elazig, Van, Bitlis) herhangi bir karisiklik çikacak olursa, Itilâf devletleri bu bölgede önemli gördükleri yerleri isgal edebilecek.

25- Taraflar arasinda ateskes durumu 31 Ekim 1918 günü ögle vakti baslayacaktir.

Mütâreke (ateskes andlasmasi) olmaktan ziyâde muahede (baris andlasmasi) hüviyetinde olan ve Osmanli Devleti'ni îdâm sehpâsina çikaran Mondros mütârekesinden sonra, kendi menfaatlerini düsünen, harbin sonunda aslan payini ele geçirerek dünyâ siyâsetinde ön plânda rol oynamak isteyen ingiltere'nin tâkib ettigi siyâset, diger îtilâf devletleri tarafindan hos karsilanmadi. Osmanli Devleti'ni paylasmak hususunda çikar çatismasina düsen müttefik devletlerin arasi açildi. Fransa, Almanya'nin parçalanmasini ve Alsas Loren'in kendisine verilmesini istedi, Ingiltere ise, harb gücü ve donanmasini kaybeden Almanya'nin parçalanmasini istemiyordu. Çünkü, Avrupa'nin dengesi Fransa lehine bozulmus olacakti. Böylece ingiltere'ye Avrupa'dan gelebilecek en büyük tehlike Fransa'dan gelebilirdi. Bu sebeble ingiltere, parçalanmis bir Almanya degil, birlesik bir Almanya olmasini müdâfaa etmeye basladi. Almanya'nin parçalanmasini istemeyen Amerika ile de karsilasan Fransa, Ingiltere' ye karsi çikmaya basladi. Ingiltere'nin yakin sarkta tâkib ettigi islâm âlemini parçalayarak himayesine almak istegini de kendi menfaati açisindan hos görmeyen Fransa, kendi hissesine Suriye ve Kilikya'nin ayrilmasina rizâ göstermedi. Aynca Osmanli Devleti'nin parçalanmasi veya yikilmasi durumunda, kapitülasyonlar sebebiyle en çok zarar görecek olan Fransa, ingiltere'nin Osmanli Devleti'ni yikma siyâsetine de karsi çikti, Italya'nin ise, gerek sömürgeler gerekse yakin sarkin taksimi hususunda Ingiltere'yle arasi açildi.

Harbden sonra Ingiltere'de iktisadî bir buhran ve issizlik bas gösterdi. Gizli emellerine Yunanistan'i âlet etmek isteyen ingiltere, Yunan gelismesini te' min ederek menfaat mikdârini arttirmak ve kendi menfaatlerini tehlikeye sokan belki de mâni olacak olan Türk mukavemetini kirmak, Türkleri de istegine boyun egdirmek için, izmir'i Yunanistan'a birakarak onu Anadolu'ya saldirtmak istedi.

Harbden çekilmis olan Rusya' nin, Dogu Anadolu'da terk ettigi arazî hususunda da görüs ayriliklari ortaya çikti, Ingiltere burada bir Ermenistan ve Kürdistan devletinin kurulmasini menfaatlerine uygun buluyordu. Fransa ve italya ise, ayni düsüncede degillerdi. Fransa kendisine mâl ettigi Kilikya'yi ermenilere terketmek Istemedigi gibi, ermeniler de Ingiltere'nin kendilerine bahsetmek istedigi yerleri kâfi görmüyorlardi.

Menfaat için çarpisan, harbi kazandiktan sonra en büyük menfaatleri ele geçirmek isteyen emperyalist îtilâf devletlerinin vaktiyle kendilerinden istifâde etmek için istiklâl ve hürriyet vâd ettikleri milletler de haklarini istediler.

Mondros mütârekesinin imzalanmasindan sonra 8 Kasim 1918 günü Ahmed Izzet Pasa sadrazamliktan istifa etti. Yerine Tevfik Pasa sadrâzam tayin edildi. Hiç bir sebeb yok iken mütârekenin yedinci maddesini tatbike koyup 13 Kasim 1918'de Ingiliz, Fransiz, Italyan ve Yunan gemilerinden meydana gelen itilâf donanmasi karaya asker çikararak Istanbul' un muhtelif yerlerini isgal ettiler. Sehirdeki rumlarin çilgin gösterileri ve Yunan bayraklari arasinda "Zito=Yasa" sesleriyle Itilâf askerleri sehre girip yerlestiler, Itilâf kuvvetleri Istanbul'a girdikten sonra mütâreke muahedesi artik bir hiç oldu. Haydarpasa'dan Ankara'ya kadar olan tren yolu güzergâhindaki istasyonlar; Karadeniz bogazindan Batum'a kadar olan limanlarimiz Itilâf devletleri tarafindan isgal edildi. Zonguldak ve Eregli' yi Fransizlar; Samsun, Merzifon, Batum ve Baku'yu Ingilizler isgal ettiler.

Ingilizler 19 Nisan 1919'da Kars'i isgal ederek ermenilere verdiler. 20 Nisan'da Gürcüler Ardahan'i, 29 Nisan'da Italyanlar Antalya'yi, Yunanlilar 11 Mayis'da Fethiye'yi, 15 Mayis'da da Izmir'i isgal ettiler. Yunan barbarlari karaya çikarçikmaz fes giyen yahut "Zito Venizelos" demiyen masum ve silâhsiz insanlarin hepsini hunharca katletmeye basladilar. O sirada otuz Türk zabiti sehîd edildikten sonra halktan bâzi kimseler denize atildi ve dükkanlar yagma edildi. Bütün gün katliâm ve yagma ile geçti. Irzlara tecâvüz edildi. Kendilerini medenî sayan Avrupa ve Amerika ise, bu müdhis sahneyi zevkle seyrettiler, Izmir'i isgal etmekle iktifa etmeyen Yunanlilar; Manisa, Salihli, Denizli ve çevresini de isgâl ettiler, italyanlar ise, Kusadasi'ndan baslayarak Mugla, Antalya ve Konya civarini isgale basladilar, ingiltere ve Fransa da taksim sonunda kendi hisselerine düsen yerleri isgal ettiler. Bu isgallerle beraber Millî Kurtulus hareketi basladi.


----------------------------------------------------------------------



Paris Antlaşması




Kirim harbinden sonra, 30 Mart 1856 târihinde Osmanli Devleti ile Avusturya, Fransa, Ingiltere, Prusya, Rusya ve italya arasinda Fransa'nin bassehri Paris'te imzalanan sulh andlasmasi. Bu andlasmayla Kirim harbi sona erdi.

Uzun müzâkerelerden sonra 34 madde olarak Paris andlasmasi imzalandi. Andlasma su hususlari ihtiva ediyordu:

1- Andlasmanin tasdikinden itibaren müttefik devletler ile Rusya arasindaki sulh devamli kalacak.

2- Taraflar aldiklari yerleri geri iade edecekler, 2,3,4, 30 ve 31. maddelere göre; Osmanlilar ve diger müttefik devletler Rusya'ya; Sivastopol, Balaklava, Kamis, Gözleve, Kerç, Yenikale, Kilburnu'nu, Rusya ise; Anadolu cephesinde isgal ettigi Kars'i ve çevresindeki diger yerleri Osmanli Devleti'ne iade edecekler. Anadolu'daki hudud ihtilâfini sekiz ay içinde hâlletmek için iki Osmanli, iki Rus, bir ingiliz ve bir Fransiz komiserinden meydana gelen komisyon kurulacaktir.

3- Besinci maddeye göre; andlasmayi imzalayan devletler harb suçlularina umûmî af îlân edecekler. Altinci maddeye göre esirler karsilikli degistirilecektir.

4- Yedinci maddeyle; Osmanli Devleti Avrupa hukukundan faydalanacak, Osmanli Devleti'nin istiklâli ve toprak bütünlügü korunacaktir.

5- Sekizinci maddeye göre; Osmanli Devleti ile Paris andlasmasini imzalayan diger devletlerden biri veya bir kaçi arasinda sulhu bozacak önemli bir ihtilâf vuku buldugu takdirde, mes'ele taraflara bildirilip halledilecektir.

6- Dokuzuncu maddeye göre; Bâb-i âli'nin 18 Subat 1856 târihinde îlân ettigi Islâhat fermani devletlerce tescil edilecek ve bu devletler pâdisâh ile tebeasi arasina girmeyecekler, Osmanli Devleti'nin iç islerine karismayacaklardir.

7- 10,11,12,13,14. maddelere göre; Bogazlarin kapaliligina dâir 1841 Londra andlasmasi aynen yürütülecek, Karadeniz tarafsiz duruma getirilecek, bütün devletlerin ticâret gemilerine açik fakat savas gemilerine sürekli kapali olacak, Osmanli Devleti ve Rusya Karadeniz'de donanma bulunduramayacagi gibi tersaneleri yikip yenilerini yapamiyacaklar, sahil muhafazasi için en büyügü 300 tonluk altisar, 200 tonluk dörder gemi bulundurabileceklerdir.

8- 15, 16, 17,18 ve 19. maddelere göre; Tuna nehrinde ulasim serbest olacak, bunu andlasmada imzasi bulunan devletlerin temsilcilerinden kurulacak bir komisyon yürütecek, Rusya tarafindan terk edilecek olan Tuna nehri deltasinin bir bölümü Bogdan'a verilecek, Tuna'daki gemi isletmeciligi ve muhafazasi Avrupa devletlerinin kefaletinde olacakti.

9- 20 ve 21. maddelere göre; Kirim Rusya'da kalmak sartiyla, Besarabya'nin Câhu, Ismail ve Belgrad kazalarindan meydana gelen kismi, Osmanli hakimiyetindeki Bogdan beyligine verilecek, Rusya Tuna nehri agzindan uzaklastirilacakti.

10- 22, 23, 24, 25,26, 27. maddelere göre; Memleketeyn denilen Eflâk ve Bogdan beylikleri Osmanli himayesinde olacak, ancak bunlarin sâhib olduklari imtiyaz ve haklar genisletilecek, kânunlarini kendileri yapacaklar, millî bir ordu bulundurabilecekler. Bâb-i âlî, Memleketeyn'de çikan bir hâdiseyi devletlerle müsavere ettikten sonra düzeltmeye çalisacak. Bu verilen imtiyaz ve haklar andlasmada imzasi bulunan devletlerin ortak garantisi altinda olacak, hiç bir devlet bu beyliklerin iç islerine karismiyacaktir.

11- 28 ve 29. maddelere göre; Sirbistan prensligi Osmanli hâkimiyetinde kalmak sartiyla, taraflarin kefaletinde imtiyazli olacakti. Devletlerin onayi alinmadan, Osmanli Devleti Sirbistan'a hiç bir sekilde asker sokamayacak, ancak eskiden oldugu gibi bir kaç Sirbistan kalesinde Osmanli askeri bulunabilecekti.

12- 32,33,34. maddeler ise Osmanli Devleti'yle ilgili degildi. Bu maddeler bâzi sinir tashihleri yaninda, Baltik denizindeki Aland adalariyla ilgiliydi. Fin adalari için Fransa, ingiltere ve Rusya aralarinda özel andlasmalar imzaladilar.

Bu andlasmaya bagli olarak, andlasmaya katilan devletler arasinda 1841'de imzalanan Londra andlasmasini yenileyen Paris Bogazlar Sözlesmesi, Osmanli Devleti ile Rusya arasinda Karadeniz'le ilgili Paris andlasmasi imzalandi. Daha sonra da yine Paris andlasmasina bagli olarak Osmanli Devleti ile Rusya arasinda 5 Aralik 1857'de Rusya ile sinir andlasmasi imzalandi.

Osmanli Devleti'nin toprak kaybina sebeb olmayan, fakat siyâsî ve ekonomik zararina yol açan, dis borçlanma sebebiyle Avrupa'ya bagimliligin kapisini aralayan, Kirim harbi sonunda imzalanan Paris andlasmasi, Avrupa devletlerinin Osmanli Devleti'nin iç islerine karismalarina sebeb oldu. Gayr-i müslimlerle ilgili maddeler konulmasi, hattâ Osmanli Devleti'nde yapilacak islâhatlarin müsterek kefalet altina alinmasi bunun delili idi.

Paris baris andlasmasiyla Kirim harbine son verilmek suretiyle Osmanli Devleti'nin daha fazla yipranmasi önlendiyse de, hâkimiyeti altindaki Memleketeyn ve Sirbistan'a muhtariyet verilmekle, Osmanli Devleti'nin hükümranlik haklari zedelendi ve devletin bölgedeki nüfuzu azaldi


13 Şubat 2007 Salı

Siyasi Tarih II

Siyasi Tarih (B-Ç)


Baas Partisi (Hizb el Ba's el-Arabi el-İştiraki)
Tam adı Arap Sosyalist Baas Partisi ve Arap Sosyalist Yeniden Doğuş
Partisi. Tek bir sosyalist Arap toplumu oluşturmayı hedefleyen radikal
siyasi hareket. Pekçok Arap ülkesinde kolları vardır.
Baas Partisi 1943 yılında Mişel Eflak ve Salah el-Bitar tarafından Şam'da
kuruldu. 1953'de Suriye Sosyalist Partisi ile birleşen parti Arap
Sosyalist Baas Partisi adını aldı. Bağlantısızlık politikasını,
emperyalizm ve sömürgeciliğe karşı çıkmayı benimseyen Baas Partisi,
İslam'ın bazı unsurlarından faydalanarak sınıfsal farklılıkları ortadan
kaldırmayı amaçlayan bir hareket gerçekleştirmeye çalışmıştır. Katı
disipline dayalı aşırı merkeziyetçi bir yapıya sahiptir.
1963'te Suriye'de iktidarı ele geçiren Baas, "milliyetçi" ve "ilerici"
diye anılan iki gruba bölündü ve 1970'te Hafız Esad'ın başa geçmesiyle iki
grup arasındaki çekişmeyi milliyetçiler kazanmış oldu. Irak'ta 1963
yılında kısa bir süre Baasçılar iktidara geldiyse de 1968'de yeniden
iktidarı ele geçirdiler. Irak ve Suriye'deki Baas Partileri arasındaki
anlaşmazlık iki ülkenin siyasi birliğine engel oldu ve daha sonra iki ülke
birbirine karşı pek dostça olmayan siyaset yürütmeye başladı. Suriye'de
Baas hükümetine en önemli tehdit Müslüman Kardeşler Örgütü olmuştu. Ama
Hafız Esat 1982 yılında Hama'da kanlı bir müdahale ile örgüte ağır bir
darbe indirdi. Irak'ta ise kuzeydeki Kürt ve güneydeki Şii gruplar Baas
için en önemli tehlikelerdi.
Suriye Baas Partisi yıllardır Batı'ya karşı sert olan tutumunu Orta Doğu
Barış Süreci doğrultusunda yumuşatırken Irak'ta Baas, Körfez Savaşı ve
sonrası Batı ve özellikle Amerika karşıtı bir siyaset izlemektedir.
Bağdat Paktı, 1955
Ortadoğu'da barış ve güvenliğin korunması için kurulan ittifak. 1955
yılında Türkiye ve Irak arasında kurulan Pakt'a aynı yıl Pakistan, İran ve
İngiltere katılmıştır. Bütün Arap Birliği üyesi ülkeler ve büyük Batılı
devletlerden bazıları da Pakt'a davet edilmiş ama hiçbiri buna ilgi
göstermemiştir. 1959'da rejim değişikliği ile Irak'ın üyelikten
ayrılmasıyla Pakt, Merkezi Andlaşma Örgütü (CENTO) adını almıştır.
Bakü Kongresi, 1920
III. Komünist Enternasyonal (Komintern) tarafından Bakü'de düzenlenen
toplantı. 1920 yılında Bolşevikler artık Batı'da umdukları büyük devrimin
pek de yakın olmadığına inanmaya başlamışlardı. Bu ortamda Doğu halklarına
doğru yönelen Sovyetler Birliği onlarla Batı'ya karşı bir ittifak kurmaya
çalışıyor ve Batılı emperyalist güçlerin egemenliği altındaki Doğulu
halkları bu güçlere karşı ayaklandırmayı düşünüyorlardı. Eylül 1920'de
Bakü'de çoğunluğu sömürge rejimi altındaki Doğu ülkelerinden gelen
komünist partilerin temsilcilerinin katıldığı bir Kongre düzenlendi.
Kongrede iki ana konu üzerinde yoğunlukla duruldu. i)Doğu halklarının
ulusal kurtuluş mücadeleleri beklenen dünya devrimi açısından nasıl
değerlendirilecek. ii)Komintern bu konuda nasıl bir strateji izleyecek.
Kongre'de komünist nitelikli olmayan -bu sırada Anadolu'daki kurtuluş
mücadelesi dahil- ulusal kurtuluş hareketlerine karşı nasıl bir tutum
takınılacağı da tartışıldı.
Balfour Bildirisi, 1917
İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Arthur J. Balfour'un 2 Kasım 1917'de,
Uluslararası Siyonist hareketin önderlerinden Lord Rotschild'e gönderdiği,
Filistin'de Yahudilere bir "ulusal yurt" kurulması çabasının İngiliz
hükümetince destekleneceğinin belirtildiği mektup. Ancak yine mektuba
göre, Yahudiler için kurulacak böyle bir yurt, bölgenin Yahudi olmayan
kesiminin haklarını ihlal etmeyecekti. İngiliz Dışişleri Bakanını böyle
bir mektup yazmaya iten en önemli sebep, toprakları üzerinde çok sayıda ve
önemli etkiye sahip Yahudi'nin yaşamakta olduğu A.B.D.'nin sempatisini ve
Almanya'ya karşı yürütülen savaşta katkısını sağlamaktı. Mektubun
zamanlaması da iyi yapılmıştı. Çünkü kısa bir süre sonra Almanya ve
Osmanlı Devleti deYahudi desteğini sağlayabilmek için özellikle Almanya
Siyonistlerine savaş sonrası ödünleri vermeye başlamışlardı.
Siyonist liderlerden H. Weizman ve N. Skolov'un ısrarlı çabaları ile
yayımlanan Bildiri, Filistin'de yalnızca Yahudilere ait bir devletin
kurulmasını isteyen Siyonistlerin isteklerini tam anlamıyla karşılamıyordu
ama ilerde İsrail'in kuruluşu için bir dayanak oldu.
Balkan Antantı, 1934
9 Şubat 1934'te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında
imzalanan ittifak andlaşması.Avrupa'nın revizyonist ve anti-revizyonist
iki kamp etrafında toplanmaya başlaması Balkan devletlerini bir grup
kurmaya yönlendiriyordu. İlk kez 1929'da Yunanistan Başbakanı
Papanastasio'nun ortaya attığı bir Balkan birliği kurulması fikri çeşitli
devletlerden destek görmüş ve arka arkaya Balkan devletleri arasında
gayriresmi nitelikli konferanslar toplanmaya başlamıştı. Konferanslar
sonucu verilen uzlaşma doğrultusunda 9 Şubat 1934'te Atina'da Türkiye,
Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Atlantı imzalandı. Üç
maddeden oluşan Antant Balkan ülkelerinin kendi aralarında olan sınırları
koruyor ve bu ülkeler arası işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu. Antant
bölgede revizyonist politika izleyen Bulgaristan'ı hedeflemekteydi. II.
Dünya Savaşı'nda Türkiye dışındaki üyelerin Alman işgaline uğraması ile
Antant geçerliliğini kaybetmiştir.

Balkan Paktı
Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya'nın taraf olduğu siyasal nitelikli
bölgesel örgüt. Pek uzun ömürlü olamamıştır.
A.B.D. 1950'lerin başında Sovyetlerle gergin ilişkileri olan Yugoslavya
ile ilgilenmeye başlamıştı ve NATO'ya girmeleri kesinleşmiş olan Türkiye
ve Yunanistan ile bu ülkeler arasında bir pakt yapılması yönünde
çabalıyordu. 1951 yılı sonuna doğru ve üç ülke arasında başlayan
yakınlaşma 1952 boyunca da devam etmiş ve 28 Şubat 1953'te Ankara'da üç
ülkenin Dışişleri Bakanları tarafından bir "Dostluk ve İşbirliği
Andlaşması" imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre üç devlet ortak çıkarlarıyla
ilgili konularda birbirlerine danışacaklar ve üye devletlerin Dışişleri
Bakanları yılda en az bir defa toplanacaktı. Dışişleri Bakanları arasında
süren toplantılar sonucu yeni ilerlemeler sağlanmış, 9 Ağustos 1954'te üç
ülke arasında Bled Andlaşması imzalanmıştır. Bu andlaşmaya göre taraflar,
aralarından herhangi birine ya da birkaçına yönelen bir saldırıyı
kendilerine de yapılmış sayarak askeri güç de dahil her türlü önlemi
alacaklardı.
Ama daha paktın ilk günlerinden itibaren Türkiye ve Yugoslavya arasında
görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve 1955'ten itibaren Sovyetlerle
ilişkilerini düzeltmeye başlayan bu ülkenin pakta ilgisi azalmıştır.
Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasıyla da
Paktın doğurduğu olumlu hava silinmeye başlamıştı. Pakt 1960 yılına kadar
devam etmiş 1960 Haziranında da resmen sona erdiği açıklanmıştır.

Balkan Savaşları, Ekim 1912-Haziran 1913
Birincisi Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti, ikincisi Balkan
devletlerinin kendi aralarında yaptıkları iki savaş. I. Balkan Savaşı
Osmanlı Devleti'nin Rumeli'de kalan son topraklarını da kaybetmesi ile
sonuçlanmıştır.
1912 yılı boyunca Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Yunanistan kendi
aralarında yaptıkları ittifak andlaşmaları ile Osmanlı Devletine karşı bir
birlik kurdular. 1912 Eylül'ünde seferberliklerini tamamlayan Balkan
devletleri Osmanlı'nın Trablusgarp Savaşı ile uğraşması ve iç siyasi
çekişmelerinden faydalanarak hazırlıklarını pekiştirdiler. 8 Ekim 1912'de
Karadağ'ın savaş ilanı ile I. Balkan Savaşı başladı ve bunu öteki
devletlerin savaş ilanları izledi. Hazırlıksız yakalanan Osmanlı orduları
hemen hemen her cephede yenildi ve Midye-Enez hattının gerisine çekilmek
zorunda kaldı. Bu arada Arnavutluk da bağımsızlığını ilan etti. 17
Aralık'ta Londra'da toplanan bir konferans sonunda 30 Mayıs 1913'te bir
barış andlaşması imzalandı.
Londra barışından umduğunu bulamayan Bulgaristan'ın 30 Haziran'da
Yunanistan'a saldırması ile II. Balkan Savaşı başladı. Bulgaristan savaşta
pek bir başarı sağlayamadı ve Romanya'nın savaşa girmesi ile yenilgiye
uğratıldı. Bulgaristan'ın zayıf durumundan yararlanan Osmanlı Devleti de
Edirne'yi aldı. 10 Ağustos 1913'te Bükreş'te imzalana barış andlaşması ile
II. Balkan Savaşı sona erdi. Osmanlı Devleti de Yunanistan'la Atina,
Bulgaristan ve Sırbistan ile İstanbul Andlaşmalarını yaptı. Böylece
bugünkü Türk-Bulgar ve Türk-Yunan sınırları birkaç istisna dışında
çizilmiş oldu ve yapılan andlaşmalarda Balkan devletleri sınırları içinde
kalan Türk azınlıklarla ilgili maddeler yer aldı.

Bandung Konferansı, 1955
18-24 Nisan 1955 tarihlerinde Endonezya'nın Bandung kentinde toplanan ve
Bağlantısızlar Hareketi'nin temellerinin atıldığı toplantı. Endonezya,
Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka) ve Birmanya'nın düzenlediği
toplantıya o zamanki dünya nüfusunun yarasından fazlasını oluşturan 20
Asya ve Afrika ülkesi katılmıştı.
Konferansı düzenleyen ülkeler, Batılı devletlerin Asya'ya ilişkin
aldıkları kararlarda kendilerine danışılmamasından duydukları rahatsızlığı
dile getirdiler. Tartışmalar temel olarak Sovyetler Birliği'nin Doğu
Avrupa ve Orta Asya'daki tutumunun Batılı devletlerin sömürgeciliği ile eş
biçimde eleştirilip eleştirilmemesinde yoğunlaştı. Sonunda "tüm
görünümleri ile sömürgeciliğin" mahkum edilmesi üzerinde uzlaşıldı.
Birleşmiş Milletler Bildirisi'ndeki ilkelerle Hindistan başbakanı Nehru'nu
beş ilkesini kapsayan on maddelik bir "dünya barış ve işbirliğini
geliştirme bildirisi" oybirliği ile kabul edildi.
Konferansa katılan Türkiye'nin toplantılar boyunca izlediği Batı yanlısı
tutum, bağlantısızlık politikası izleyen diğer üçüncü dünya ülkeleri ile
ilişkilerinin soğumasına neden oldu.

Baruch Planı, 1946
1946'da A.B.D. tarafından Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu'na
sunulan atom silahının yayılması ve atom enerjisinin kontrolü ile ilgili
teklif. Plan hazırlaycısı Bernard Baruch'un adıyla anılır. Plan önce atom
enerjisi üzerinde etkili bir denetimin kurulmasını, sonra da nükleer
stokların tümünün yok edilmesini öngörüyordu. Ayrıca bir Uluslararası
Atomu Geliştirme Örgütü (International Atomic Development Agency)
kurulacak, dünyanın güvenliği için tehlike teşkil eden tüm atom enerjisine
bu örgüt sahip olacaktı. Eğer Sovyetler Birliği bu örgütün kurulmasını
kabul ederse, A.B.D. elindeki tüm atom silahlarını ve bunların yapılması
için gerekli bilgiyi bu örgüte devredecekti. Örgütün çalışmasıyla ilgili
olarak Güvenlik Konseyi'nde hiçbir devlet veto yetkisini kullanamayacaktı.
Ancak, Sovyetler Birliği bu öneriyi kabul etmedi, veto yetkisinin
devamında direnerek, etkili bir tedbir için önce nükleer silah stokunun
yok edilmesi, denetimin bunun izlemesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Taraflar görüşlerinde ısrar edince, Atom Enerjisi Komisyonu'nda bu konuda
yapılan uzun tartışmalardan hiçbir sonuç çıkmamıştır.

Bask Ulusal Bağımsızlık Hareketi (Euzkadr Ta Azcatasuna-ETA)
İspanya'da Bask azınlığının yoğun olarak yaşadığı bölgenin bağımsızlığı
için mücadele eden silahı örgüt. ETA, Franco döneminde bütün baskılara
rağmen 1950'lerden sonra belirli bir örgütlenme düzeyine ulaştı ve
yönetime karşı silahlı mücadeleye başladı. Düzenlediği birçok bombalı
saldırı ve suikastten en önemlisi 1973 yılında İspanya Başbakanı
Blanco'nun öldürülmesidir. Franco döneminin sona ermesinden sonra Bask
bölgesine özerklik tanınmasına rağmen ETA mücadeleye devam etti.

Belgrad Konferansı, 1-6 Eylül 1961
1-6 Eylül 1961 tarihleri arasında Yugoslavya'nın başkenti Belgrad'ta
yapılan ilk Bağlantısızlar zirvesi. Konferansa yirmibeş ülkenin devlet
veya hükümet başkanı katılmıştır. Konferans Soğuk Savaş'ın en yoğun olduğu
dönemlerden birinde, Berlin ablukasının sürdüğü ve Sovyetlerin nükleer
denemelere yeniden başladığını açıkladığı sırada toplanmış ve uluslararası
ortamın gerginliği konferansa da yansımıştır. Tito, Abdulnasır, Sukarno ve
Nkrumah'ın en faal liderler olarak göze çarptıkları konferans sonunda
kabul edilen yirmiyedi maddelik deklerasyonda çeşitli uluslararası
sorunlara değinilmiştir.

Berlin Ablukası, 1948-1949
1948-1949'da Sovyetler Birliği'nin, Batılı işgal devletlerini Batı
Berlin'deki egemenlik haklarından vazgeçmeye zorlama girişiminin yol
açtığı uluslararası bunalım. Mart 1948'de İngiltere,Fransa ve A.B.D.'nin
Almanya'daki işgal bölgelerini tek bir ekonomik birim halinde birleştirme
kararı Sovyetlerin tepkisine yol açtı ve Sovyetler Birliği Müttefikler
Kontrol Konseyi'nden çekildi. Batı'da yeni bir Alman Markı'nın piyasaya
çıkmasını Doğu Alman parasına karşı rekabet olarak gören sovyetler Batı
ile Berlin arasındaki demir, kara ve su yollarını kapatarak kenti ablukaya
aldı. 26 Haziran 1948'de ABD ve İngiltere kente acil gereksinimleri
havayoluyla sağlamaya başladılar ve Berlin'den dışarı yapılan sanayi
ihracatının hava yoluyla gerçekleşmesi için bir "hava köprüsü" kurdular.
Artan gerginlik karşılıklı askeri güç tırmanmasına yol açtı. Gerginlik
sovyetler Birliği'nin 12 Mayıs 1949'da ablukayı kaldırmasına değin sürdü.

Berlin Andlaşması, 3 Haziran 1972
Berlin kentinin A.B.D., Sovyetler Birliği, Fransa ve İngiltere'nin
yükümlülüğü altına konduğuna ilişkin andlaşma. 3 Eylül 1971'de hazırlanıp
parafe edilen andlaşma, 3 Haziran 1972'de imzalandı. Bu andlaşmayla Batı
Berlin'de A.B.D., Fransa ve İngiltere'nin sorumluluğu devam ediyor ama
Batı Berlin'i temsil yetkisi Federal Almanya'ya geçiyordu. Sovyetler
Birliği ise Doğu Berlin üzerindeki haklarını Demokratik Alman hükümetine
devretmeyecekti.
Bu andlaşma sonucunda 12 Ağustos 1970 tarihli Federal Almanya ile
Sovyetler Birliği arasında imzalanmış olan Moskova Andlaşması ve 7 Aralık
1970'de yine Federal Almanya ile Polonya arasında imzalanmış olan Varşova
Andlaşması da yürürlüğe girmiştir.

Berlin Batı Afrika Konferansı, 1884-1885
Afrika'nın kıyılarında ve büyük nehirlerde ticaret serbestliğinin
sürekliliğini sağlamak ve bu kıyılardaki yeni yerlerin işgal koşullarını
belirlemek amacıyla Bismarck'ın girişimi ile 15 Kasım 1884-26 Şubat 1885
tarihleri arasında Berlin'de toplanan uluslararası konferans.
O tarihe kadar sömürge işletmelerine pek rağbet etmeyen Alman başbakanı,
Alman egemenliğine konan toprakları değerlendirecek imtiyazlı şirketlerin
kurulmasını göz önüne alarak tavrını değiştirdi. Bismarck, öteki Avrupa
devletleri arasındaki sömürge rekabetini kızıştırıyor ve Fransa'yı yeni
sömürge hayalleri ile kışkırtarak bu ülkenin Almanya'ya karşı bir öç alma
siyaseti gütmesini önlemeyi umuyordu. Jules Ferry'nin ve sonra İngiltere
Dışişleri Bakanlığının onayını alan Bismarck, Viyana Antlaşması'nı
imzalayan devletler ile Belçika, İtalya, ABD ve Türkiye'yi konferansa
çağırdı.
Antlaşmanın sonuç belgesi Nijer ırmağında ulaşım özgürlüğünü ve Atlas
okyanusundan Hint okyanusuna kadar uzanan Kongo havzasında ticaret
serbestliğini güvence altına alıyordu. Bu, Fransa ile Portekiz'in toprak
ilhakları ve 1884 İngiliz-Portekiz anlaşması ile bir süre için tehlikeye
düşen liberalizmin zaferi demekti.
Konferans Afrika'nın paylaştırılmasını gerçekleştirmedi ama bunu kuşkusuz
hızlandırdı. Konferansta, imzacı devletlerden birinin gerçekleştireceği
toprak ihlallerinin, ancak öteki imzacı devletlere bildirilmesi koşuluyla
geçerlik kazanabileceği ilkesi kabuledildi.
Bir bildirge de köle ticaretiyle ilgiliydi (md. 9). Genel olarak, imzacı
devletler, yerlileri, gezginleri ve din özgürlüğünü korumayı
yükümlüyorlardı. Ancak Afrikalılara alkollü içki satışı, Almanya ile
Hollanda'nın itirazı üzerine yasaklanmadı. 1885 sonunda Fransa ile Almanya
arasında Togo-Kamerun sınırını belirleyen özel bir antlaşma imzalanmasıyla
Berlin Antlaşması tamamlandı.
Berlin Deklerasyonu, 1955
II. Dünya Savaşı sonrasına İngiltere, A.B.D.,Fransa ve S.S.C.B.'nin işgali
altındaki Berlin üzerinde bu devletlerin haklarını belirleyen belge. Bu
deklerasyona göre kentin güvenliği, kentte bulunan askeri birliklerin
gözetimi ve sivil havacılığın denetimi işgal birliklerinin sorumluluğu
altındaydı. Hukuki açıdan Batı Berlin Federal Almanya'nın bir parçası
değildi ve kentin bu kesiminde 12 bin Müttefik devletlere bağlı asker
bulunmaktaydı. Bu yüzden Federal Alman Parlamentosu ve Anayasa
Mahkemesi'nin kararlarının Batı Berlin'de uygulanabilmesi için Batı Berlin
Parlamentosu'nun bunları onaylaması gerekiyordu. Müttefiklerin
parlamentodan geçen yasalara itiraz ve bu yasaları geçersiz kılma hakları
vardı. Bu nedenle Federal Alman Parlamentosu'ndan çıkan yasalar Berlin'e
gelmeden önce Bonn'daki Müttefik devletlerin büyükelçileri tarafından
gözden geçirilmekteydi. Ayrıca Batı Berlin'in silahlanması yasaklandığı
için Batı Berlinliler'in askerlik yapmaları da yasaktı. Deklerasyona göre,
Müttefik devletler gerekli durumlarda Batı Berlin polisi üzerinde de
yetkili olabilmekteydiler.
Berlin Kongresi, 13 Haziran-13 Temmuz 1878
Osmanlı Devleti, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan
İmparatorluğu ve Fransa'nın katılımı ile gerçekleşen kongre. Kongre
sonunda 1887-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imzalanan
Ayastefanos Andlaşması'nın yerine geçmek üzere bir andlaşma yapıldı.
Ayastefanos ile kurulan "Büyük Bulgaristan" oldukça küçülerek Osmanlı'ya
bağlı bir prenslik haline geldi. Doğu Rumeli eyaleti kuruldu ve
Ayastefanos'ta Bulgaristan'a bırakılan Makedonya reform yapılması şartıyla
Osmanlı Devleti'ne iade ediliyordu. Osmanlı Devleti açısından daha olumlu
görülen bu andlaşma, bu kazançları Bosna-Hersek ve Kıbrıs'ta geçici
yönetimler adı altında Avusturya-Macaristan ve İngiltere'nin yönetimine
vermesi ile geri alıyordu.
Berlin Kongresi her ne kadar Rumeli'nin Osmanlı Devleti'nin elinde
kalmasını sağlamışsa da ilerde ortaya çıkacak bunalımlara da ortam
yaratmış oldu.
Berlin Senedi, 1885
Berlin Batı Afrika Konferansı olarak adlandırılan ve Kasım 1884 ile Şubat
1885 arasında Berlin'de yapılan bir dizi görüşme sonucunda kabul edilen
belge. Konferans Orta Afrika'daki Kongo Havzası ile ilgili anlaşmazlıkları
çözmek amacıyla toplanmıştı. Berlin Senedi ile Kongo Havzası Alman Doğu
Afrikasını da kapsayacak şekilde tarafsız bölge ilan edildi. Burada bütün
devletlere serbest ticaret ve taşımacılık hakkı tarafında ve Portekiz'in
Atlas Okyanusu'ndaki hak iddiaları reddedildi. Bu senet ile
sömürgeleştirmede "fiili işgal" ilkesinin benimsenmesi sonucu olarak
Avrupalı devletler Afrika'da mümkün olduğu kadar geniş toprak parçalarını
hızla işgal etme yarışına girdiler. Böylece Afrika'nın sömürgeleştirilmesi
süreci hızlanmış oldu.

Birinci Dünya Savaşı, 1914-1918
1914 yılı yazında Avrupa'da başlayıp sonradan dünyanın geri kalan
bölgelerine yayılan ve 1918 yılının sonuna kadar süren topyekün savaş.
1914 Haziranında Saraybosna'da Avusturya Macaristan veliahtının bir Sırp
milliyetçisi tarafından öldürülmesi sonucunda Avusturya-Macaristan önce
Sırbistan'a bir nota vermiş ardından bu ülkeye savaş açmıştı. Bu olaydan
sonra Rusya'nın Sırbistan'ı savunması, bu ülkenin seferberliğini ilan
etmesiyle daha önce bu durumu savaş sebebi sayacağını ilan eden
Almanya'nın Rusya'ya savaş ilan etmesi sonucunda I. Dünya Savaşı başlamış,
Rusya'nın müttefikleri İngiltere ve Fransa'nın da Almanya'ya karşı savaşa
girmeleriyle savaş diğer kıtalara da yayılmıştır. Savaşın nedenleri
üzerinde tarihçiler arasında hala görüş birliğine varılamamıştır. Ama
savaşın en temel nedeni olarak Avrupa devletleri arasındaki emperyalizm
mücadelesini gösterebiliriz. 1870'lerin son çeyreğinde ulusal bütünlüğünü
sağlayan Almanya sanayiini geliştirmesine rağmen bu sanayii destekleyecek
sömürgelere sahip değildi. Almanya sömürge elde etmeye karar verdiğinde
ise dünyanın hemen hemen tamamının komşusu Fransa ve İngiltere arasında
paylaşılmış olduğunu gördü. İngiltere de Almanya'nın sömürgecilik
yönündeki faaliyetinden rahatsız oluyordu. Öte yandan benzer bir mücadele
de Balkanlar üzerinde Rusya ve Avusturya-Macaristan arasında yaşanıyordu.
1878 Berlin Kongresi'nden sonra Bosna-Hersek'in yönetimini ele geçiren ve
daha sonra burayı ilhak eden Avusturya Macaristan'ın sınırları dahilinde
pekçok Slav asıllı ulus yaşamaktaydı. Bu ülke küçük Sırbistan'ı kendisi
için tehlike görmekteydi. Rusya da Avusturya'nın Balkanlar'daki etkisinden
rahatsızdı ve Sırbistan'ı Avusturya'ya ezdirmeye kararlıydı.
Yukarıdaki gelişmeler Avrupa'yı bir yandan Almanya, Avusturya-Macaristan
ve İtalya, diğer yanda, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın bulunduğu bir üçlü
ittifak ve üçlü itilaf kamplaşmasına götürdü ve böylece Avrupa'da Viyana
Kongresi'nden bu yana süren Avrupa Uyumu bozulmuş oldu.
27 Temmuz 1914'te Avusturya'nın Sırbistan'a savaş açması ile başlayan
savaş Almanya'nın 31 Temmuz'da Rusya'ya, 3 Ağustos'da Fransa'ya savaş
açmasıyla genişledi. 4 Ağustos'ta Belçika'nın Alman kuvvetlerince işgali
sonunda İngiltere'de Almanya'ya karşı ilan etti. Bu arada Osmanlı Devleti
2 Ağustos'ta Almanya ile Rusya'ya karşı bu ülkenin yanında yer almayı
öngören bir İttifak imzaladı.
Akdeniz'deki İngiliz donanmasından kaçan iki Alman gemisi 10 Ağustos'ta
Osmanlı Devleti'ne sığındı. İngiltere'nin protestosu üzerine Osmanlı
devleti bu iki gemiyi satın aldığını söyleyerek bunlara Yavuz ve Midilli
adalarını verdi. Bu iki geminin 1914 Ekimi sonunda Karadeniz'deki Rus
limanlarını bombalaması ile Osmanlı Devleti de Almanya yanında savaşa
girmiş oldu. Osmanlı Devleti savaşta dört ana cephede çatışmaya girdi.
i)Çanakkale, ii)Kafkas, iii)Kanal-Filistin, iv)Mezopotamya. Bunlardan
sadece Çanakkale cephesinde başarılı oldu. 1917 yılı sonunda Rusya'da
meydana gelen Bolşevik devriminin sonucunda yeni kurulan Sovyetler Birliği
ittifak devletleri ile Brest-Litovsk Andlaşmaları'nı imzalayarak savaştan
çekildi. Ama 1917 Nisan'ında itilaf devletleri yanında savaşa giren ABD
Rusya'nın boşluğunu fazlasıyla doldurdu. ABD'nin savaşa girme nedeni
ticaret gemilerinin Alman denizaltıları tarafından batırılması idi.
Sonuçta savaş ittifak devletlerinin yenilgisi ile noktalandı. Savaş
sonunda itilaf devletleri Almanya ile Versailles, Avusturya ile St.
Germain, Macaristan ile Trianon, Bulgaristan ile Neuilly ve Osmanlı
Devleti ile Sevres Antlaşmalarını imzaladı. Bu andlaşmalarla yukarıda
anılan devletler önemli oranda toprak kaybına uğradılar ve yüklü miktarda
savaş tazminatı ödemek durumunda kaldılar. Bu antlaşmalardan Serves
Andlaşması sadece yukarıdaki özellikleri göstermekle kalmayıp Osmanlı
Devleti'ne yaşam hakkı dahi tanımayacak bir özelliğe sahiptir. Anadolu
Hareketi ve Kurtuluş Savaşı sonucunda imzalanan Lozan Andlaşması ile
yürürlüğe giremeden hükmünü kaybetti. Bu andlaşmalar doğrultusunda kurulan
savaş sonrası düzen mağlup devleti tatmin etmedi ve revizyonist diye
adlandırılacak mevcut statüko karşıtı politikaların bu devletlerce
izlenmesine neden oldu. Özellikle Versailles Andlaşması ile Almanya'ya
getirilen kısıtlamaların II. Dünya Savaşının tohumlarını atmış olduğu
söylenebilir.

Bir Millet, Bir Devlet İlkesi (Ein Volk, Ein Reich)
Hitler'in bütün Almanca konuşan toplulukları tek bir Alman devleti (Reich)
altında toplamayı amaçlayan ülküsünün sloganı ve Nazi Almanya'sının dış
politikasının temellerinden biri. Hitler 1933'te iktidara gelmesinden
sonra bu amacı adım adım gerçekleştirmeye başladı. 1934'te Almanya ile
Avusturya'nın birleşmesi için yaptığı ilk girişim başarısızlıkla
sonuçlandı. Ama bunun ardından Versailles Andlaşması'na göre Saar
bölgesinde yapılan plebisit sonucu, bölge Fransa'dan ayrılarak Almanya'ya
katıldı. 1938'deki ikinci Anschluss denemesi ise başarıyla sonuçlandı ve
Mart 1938'de Avusturya Almanya'ya katıldı. Aynı yıl Hitler
Çekoslavakya'nın Südetler bölgesinin Almanya'ya katılması için bu ülkeye
baskı uygulamaya başladı. Eylül 1938'deki Münih Konferansı ile de önce
Südetler bölgesi sonra da Çekoslovakya'nın geri kalanı Almanya tarafından
ilhak edildi. Hitler "bir millet, bir devlet ilkesi"ni büyük ölçüde
gerçekleştirdikten sonra dış politikasının ikinci aşaması olan "hayat
sahası" (Lebensraum) için çalışmaya başladı.
Bismarck, Otto Von
Alman devlet adamı ve şansölyesi. Alman ulusal birliğinin kurulmasında,
belkide en önemli rolü oynamış kişi.
Bismarck, Kral Wilhelm I ile birlikte, Alman ulusal birliğini kurmak için
Danimarka, Avusturya ve Fransa ile savaştı. Her seferinde, ince diplomatik
girişimlerle, diğerlerini dışarda bırakmayı başararak, her üç savaştan da
zaferle çıktı. 18 Ocak 1871 tarihinde II. Reich'ın kurulduğu ilan edildi.
Bismarck, Berlin Kongresi (1878)'ni izleyen barışçı dönemin kurucusu oldu.
Bismarck'ın diplomasisinin iki temel karakteri vardır: i)gerçekçilik,
ii)çok yönlü etkinlik. Ayrıca, Avrupa'ya egemen olma özleminden kaçındı ve
savaşı yalnızca diplomasiyi destekleyen bir araç olarak gördü.
Wilhelm II'nin genişlemeci ve ihtiraslı politikalarını benimsemeyen Alman
şansölyesi Bismarck, bu görevini bırakmak zorunda kalmıştır.

Blitzkrieg (yıldırım savaşı)
II. Dünya Savaşı'nda Alman ordularının uyguladığı savaş taktiği.
Blitzkrieg zırhlı birliklerin yoğun ve seri bir şekilde düşman hatların
belirli noktalarına saldırarak onları arkadan kuşatmalarına dayanmaktaydı.
Bu taktik Hitler'in gerek Polonya'da gerekse Batı cephesinde kısa zamanda
büyük zaferler kazanmasını sağladı. Ama coğrafi, topografik ve iklimsel
şartların zırhlı araç harekatına elvermediği durumlarda bu taktik
işlemiyordu. Bu yüzden Alman orduları -başka şartların etkisiyle beraber-
Rusya'da kısa sürede hedefe ulaşamadılar.

Boğazlar Komisyonu
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin 10. maddesine göre İstanbul ve Çanakkale
Boğazları'ndan geçişi denetlemek amacıyla kurulan komisyon. Karada
herhangi bir yetkiye sahip olmayan Komisyon, bir Türk temsilcinin
başkanlığında sözleşmeye taraf olan devletlerin temsilcilerinden
oluşacaktı. Eğer ABD ve Karadeniz'e kıyıdaş öteki devletler sözleşmeye
katılırlarsa Komisyon'a birer temsilci gönderebileceklerdi. Sözleşmenin
14. maddesine göre Boğazlardan geçen savaş gemileri ve Boğazlar'ın
üstündeki hava sahasını kullanan askeri uçakların geçişi ile ilgili
kuralların gereğince uygulanıp uygulanmadığı Komisyon'un denetimine tabi
olacaktır. Komisyon, Milletler Cemiyeti'nin koruması altında olacak ve
Cemiyet'e faaliyetlerini gösteren bir yıllık rapor sunacaktır. Ayrıca
Komisyon kendi çalışması ile ilgili gerekli yasal düzenlemeleri yapmakta
serbest kılınmıştı. 1936 yılında imzalanan Montreux Boğazlar Sözleşmesi
ile Boğazlar komisyonu kaldırılmıştır.

Boğazlar Sorunu
Türk Boğazları'nda (İstanbul ve Çanakkale Boğazları) yabancı devletlere
ait deniz araçlarının geçişine ilişkin olarak çeşitli dönemlerde ortaya
çıkan anlaşmazlık. XVIII. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı Devletinin
boğazlar üzerinde kayıtsız şartsız bir egemenliği söz konusuydu. Bu
tarihte Rusya Karadeniz'in kuzey kıyılarını ele geçirmeye başlamıştı.
1774'te iki ülke arasında yapılan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya
ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı tanındı. 1798 ve 1805
Osmanlı-Rus ittifak andlaşmalarıyla da boğazlar bütün üçüncü devletlerin
savaş gemilerine kapatılırken Rus savaş gemilerine serbest geçiş hakkı
tanındı. Ancak 1807'de iki ülke arasında çıkan savaş sonucunda bu andlaşma
yürürlükten kalktı. Bu arada Osmanlı Devleti 1809'da İngiltere ile
imzaladığı Kala-i Sultaniye Andlaşması ile Boğazları kapalı tutmayı
taahhüt etti. Daha sonra 1829'da Rusya ile yapılan Edirne Antlaşması
sonucunda Boğazlar tekrar Rus ticaret gemilerinin serbest geçişine açıldı.
1833'te Osmanlı Devleti'ni iyice zor duruma sokan Kavalalı Mehmet Ali Paşa
isyanı sırasında Rusya Osmanlı Devleti'ne yapacağı askeri yardım
karşılığında bu devletten boğazları üçüncü devletlerin savaş gemilerine
kapalı tutma sözünü aldı. Hünkar İskelesi Andlaşması, 1841 Londra Boğazlar
Sözleşmesi ile iptal edilmişti. Bu sözleşme barış zamanında boğazların
Osmanlı dışındaki bütün savaş gemilerine kapalı tutulmasını öngörüyordu.
londra Sözleşmesi 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasına kadar
yürürlükte kalmıştır. I. Dünya Savaşı sonundaki Mondros Ateşkes Andlaşması
ile boğazlar itilaf devletlerince işgal edilmişti. Bu devletlerin Ağustos
1920'de İstanbul hükümetiyle imzaladıkları Serves Andlaşması, Boğazların
denetimini bir uluslararası Boğazlar Komisyonuna devrediyordu. Bu komisyon
çeşitli devletlerin gönderecekleri üyelerden oluşacak ve adeta bir devlet
niteliğine bürünecekti. Serves'in hiçbir zaman yürürlüğe girememesi ile bu
Komisyon da hiç bir zaman kurulamadı.
1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar bölgesi Türkiye'nin
egemenliğine bırakılıyordu ama Türkiye bu bölgeyi silahlandıramazdı. Her
ne kadar Türkiye'nin başkanlığında bir Boğazlar Komisyonu öngörüyorsa da
bu komisyonun statüsü Serves'dekinden çok daha farklıydı. Sözleşme ile
bütün savaş gemilerine boğazlardan geçiş serbestisi tanınmıştı. 1933
Londra Silahsızlanma Konferansı sırasında Türkiye bu sözleşmenin
değiştirilmesi yönündeki talebini imzacı devletlere sundu. İtalya
dışındaki bütün imzacı devletlerin katılımıyla 1936'da Montreux'de
toplanan Konferans sonucuna 20 Temmuz 1936 tarihli Montreux Boğazlar
Sözleşmesi imzalandı. Sözleşmeye göre Türkiye Boğazlar bölgesini
silahlandırabilecek, savaşta, barışta ve savaşa yakın hissettiği
durumlarda Boğazlardan gemi ve diğer deniz araçlarının geçişi hakkında
çeşitli kararlar verebilecektir. Boğazlar Komisyonu da kaldırıldı.
Sovyetler Birliği 1945 yılındaki Yalta ve Potsdam Konferanslarında
Montreux düzeninin değiştirilmesi ile ilgili öneriler ileri sürdü ama bu
konuda ABD ve İngiltere ile uzlaşamadı. Savaş sırasında Türkiye'nin
Montreux Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini öne sürecek boğazların Karadeniz'e
kıyıdaş devletlere açık, geri kalan devletlere ise kapalı tutulmasını
istedi. Ayrıca boğazları, Türkiye ile ortaklaşa savunma talebinde bulundu.
Batılı devletler ise sorunun bir uluslararası konferans çerçevesinde
çözülmesini savundular. Türkiye de Sovyetlere verdiği notalarla sorunun
uluslararası görüşmelerle çözülmesi gerektiğini ileri sürdü ve Sovyetlerin
ortak savunma talebini reddetti. Bir uluslararası konferans toplanması
girişimleri de bir sonuç getirmedi ve Boğazlar rejiminde bugüne kadar bir
değişiklik olmadı.
Bolşevik Devrimi: bkz. Rus Devrimi
Boxer Ayaklanması, 1900
Çin'de bütün yabancıları ülkeden atmayı amaçlayan ve devletten destek
gören köylü ayaklanması. XIX. yüzyılın sonlarına doğru yoksullaşmanın
artması, karşılaşılan doğal afetler ve şiddetlenen yabancı saldırıları
sonucu Çin'in kuzey eyaletlerinde Boxer'ler güç kazanmaya başladı.
Boxer'lerin kışkırtmalarıyla başlayan köylü ayaklanması Alman elçisinin
öldürülmesi ile doruğa ulaştı. Bunun üzerine Ağustos 1900'de bir
uluslararası birlik Pekin'i işgal etti. Mahsur kalan diğer elçilik
görevlileri ile öteki yabancıları kurtardı. Yapılan görüşmeler sonunda
imzalanan bir protokol ile çatışmalar sona erdi ve Çin'in yabancı
devletlere ödeyeceği tazminat belirlendi.
Brandt Raporu, 1980
Azgelişmiş ülkelerin sorunlarına yönelik olarak Almanya eski başbakanı
Willy Brandt tarafından hazırlanan rapor. Dünya Bankası, Willy Brandt'in
başkanlığında bir komisyonun kurulmasını önermişti. Kurulan bu komisyonda
hazırlanan ve azgelişmiş ülkelerin sorunlarını ele alan rapor, 1980'de
"Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program" başlığı ile yayınlandı.
Rapora göre Kuzey ve Güney ülkeleri arasında giderek artanoranda bir
gelişmişlik farkı vardır. Zengin Kuzey ülkeleri fakir Güney ülkelerine
yardım etmeli ve bu şekilde aradaki açık kapatılmalıyda. Rapor, azgelişmiş
ülkelerin kalkınma çabalarının başarıya ulaşması, bu ülkelerdeki açlık ve
yoksulluğun giderilmesi amacıyla azgelişmiş Güney ile kalkınmış Kuzey
arasında işbirliği oluşturmaya çalışmıştır.
Brejnev Doktrini
Sovyetler Birliği'nin herhangi bir sosyalist ülkede rejim karşıtı bir
gelişmeye karşı o ülke ve diğer sosyalist ülkelerdeki düzeni korumak
amacıyla "büyük ağabey" olarak müdahalesini öngören siyasi görüş. 1968
Prag Baharı döneminde Çekoslovakya'da gerçekleşen liberalleşme hareketine
Sovyetler Birliği'nin kanlı bir şekilde müdahalesini meşru
göstermekamacıyla Sovyet Devlet Başkanı Leonid Brejnev tarafından ortaya
atılmış ve onun adıyla anılmıştır. Brejnev, 12 Kasım 1968'de Polonya
Komünist Partisi 5. Kongresi'nde yaptığı konuşmada sosyalist ülkeler
arasında Çekoslovakya benzeri müdahalelerin normal olduğunu savunuyordu;
bir sosyalist ülkedeki gelişmeler diğer sosyalist ülkeleri de
ilgilendirirdi ve sosyalist bir ülkenin egemenliği dünya sosyalizminin
çıkarlarıyla ters düşemezdi.Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa sosyalist
ülkeler topluluğu adına yapılacak bir müdahale meşru bir hareket
olacaktı.Brejnev Doktrini'ne karşı en önemli tepkiler İspanyol ve İtalyan
Komünistleri başta olmak üzere Avrupalı komünistlerden geldi ve bu gelişme
Avrupa Komünizmi için önemli bir uyarıcı durum oldu.

Brest-Litovsk Barış Andlaşmaları, 1918
I. Dünya Savaşı sırasında Üçlü İttifak devletlerinin Sovyetler Birliği ve
Ukrayna ile imzaladıkları barış andlaşmaları.
Bolşevik Devriminden sonra kurulan Sovyetler Birliği savaştan çekilmek
istiyordu ve Sovyet hükümetinin 1917 Kasım'ındaki barış talebinden sonra
Aralık sonuna doğru barış görüşmeleri başladı. Zorlu geçen ve kimi zaman
kesilen görüşmeler sonunda 3 Mart 1918'de Brest-Litovsk'ta barış
andlaşmaları imzalandı. Sovyetler Polonya, Litvanya, Letonya, ve
Estonya'dan çekilirken Osmanlı Devleti'ne de 1877-1878 savaşında
kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum'u geri veriyordu.
Bu andlaşmalarla ittifak devletleri önemli toprak kazançları elde etmekle
beraber doğu cephelerinde de savaşa son veriyorlardı, ama 1918 sonunda
savaşı yenilgiyle bitirdiler ve Brest-Litovsk'un hükümleri müttefik
devletlerce tanınmadı.

Briand-Kellog Paktı, 1928
Savaşı ulusal politikanın bir aracı olmaktan çıkarmayı amaçlayan, 1928'de
tamamlanıp daha sonra hemen hemen bütün ülkelerce imzalanan genel
andlaşma. Resmi adı Savaşın Terk Edilmesi İçin Genel Andlaşma'dır. Paris
Paktı olarak da bilinir, ayrıca Amerika metinlerinde Kellog-Briand Paktı
olarak da geçer. ABD Dışişleri Bakanı Frank B.Kellog ileFransa Dışişleri
Bakanı Aristide Briand'ın girişimleri sonucu hazırlanan Pakt 1928
Ağustos'unda ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, İtalya, Polonya,
Belçika ve Çekoslovakya tarafından imzalandı. Türkiye daha sonra bu Pakta
katılacaktır. Andlaşmanın iki ana maddesine göre taraflar: i.Uluslararası
anlaşmazlıkların çözümünde savaşa başvurmayı kınıyor ve savaşı ulusal
politikalarının aracı olarak kullanmayacaklarını açıkca ilan ediyorlardı.
ii.Hangi şart ve kökene sahip olursa olsun hiçbir anlaşmazlık ve
çatışmanın çözümü için barışçı yollar dışındaki yollara başvurulmayacaktı.
Yine de Paktı imzalayan pek çok ülke andlaşmaya kendilerine yönelik
"saldırı" olması durumuyla ilgili olarak çekince koydular.
Briand-Kellog Paktı Birleşmiş Milletler öncesi dönemde barışı koruma
konusundaki en önemli girişimlerden biridir. Paktın tarafları andlaşmayı
çiğnemiş olsa da II. Dünya Savaşı'na kadar Pakt güvenilir bir belge olma
özelliğini korumuştur ve savaş sonrası oluşturulan savaş suçları kavramına
hukuksal temel olmuştur. Ayrıca Nürnberg ve Tokyo Mahkemeleri'nde
Briand-Kellog Paktı'nı ihlal eden suçlardan dolayı da yargılamalar
olmuştur.

Brüksel Andlaşması, 17 Mart 1948
17 Mart 1948 tarihinde Brüksel'de imzalanan savunma ve işbirliği
andlaşması. İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg II. Dünya
Savaşı sırasında Londra'da bir gümrük andlaşması imzalamışlardı ve 1948
yılı başından itibaren bu ülkeler arasında gümrük oranları büyük ölçüde
azalmıştı. Bu Benelux Ekonomik Birliği'ne temel oluyordu. Öte taraftan
İngiltere ve Fransa Mart 1947'de Dunkirk Andlaşması'nı imzalayarak askeri
ve ekonomik işbirliği yolunda önemli bir adım atmışlardı. Sovyetlerin Doğu
Avrupa'da etkinliğini arttırarak Şubat 1948'de Çekoslovakya'da
komünistleri iktidara getirmesi Batı Avrupa Birliği'nin kurulması
doğrultusundaki çabaları hızlandırdı. Brüksel Andlaşması ile taraflar
ortak bir savunma sistemi kurmaya, ekonomik ve kültürel bağları
kuvvetlendirmeye karar vermişlerdi. Andlamanın 4. maddesine göre
taraflardan herhangi biri "Avrupa'da silahlı bir saldırıya uğrarsa
andlaşmaya taraf diğer devletler bu devlete mevcut askeri ve diğer bütün
olanaklarla yardım edeceklerdi. Andlaşma ile "Batı Birliği"nin en üst
organı olarak, beş ülkenin Dışişleri Bakanlarının katılımıyla oluşan
Danışma Konseyi ve bu Konsey'e bağlı Savunma Bakanlarından kurulu Batı
Savunma Komitesi kuruluyordu.
Brüksel Andlaşması 1949'da kurulan NATO ile 1955'te kurulan Batı Avrupa
Birliği'ne öncülük etmiştir.

Bükreş Barış Andlaşması, 10 Ağustos 1913
II. Balkan Savaşı'nı sona erdiren andlaşma. I. Balkan Savaşı'nda Osmanlı
Devleti'ni ağır bir yenilgiye uğratan müttefik Balkan devletleri arasında,
ele geçirilen toprak konusunda anlaşmazlık çıktı. Bulgaristan'ın
Yunanistan'a saldırması sonucu tekrar ama bu sefer eski müttefikler
arasında başlayan savaş Bulgaristan'ın yenilgisiyle sonuçlandı. I. Balkan
Savaşı'na katılmamış olan Romanya da Bulgaristan karşısında savaşa girdi.
Bükreş'te 10 Ağustos 1913'te imzalanan barış andlaşmasıyla Bulgaristan'a
Makedonya'nın küçük bir bölümü ve Batı Trakya bırakılırken Bulgaristan
Güney Dobruca'yı Romanya'ya vermek zorunda kaldı. Sırbistan Makedonya'nın
orta ve kuzey, Yunanistan ise güney bölümünü aldı.

Camp David Andlaşmaları, 1979
17 Eylül 1978 tarihinde Mısır ile İsrail arasında imzalanan çerçeve
anlaşmalar. Bu anlaşmalar temelinde ve A.B.D.'nin çabaları sonucunda iki
ülke 26 Mart 1979'da yine Washington'da bir Barış Antlaşması yaparak
aralarındaki 30 yıllık savaş durumuna son verdiler.
Mısır ve İsrail, İsrail devletinin 1948'deki kuruluşundan beri
birbirlerine düşman durumundaydılar. A.B.D. Başkanı Jimmy Carter bu iki
devleti antlaşma masasına oturtarak sürmekte olan Arap-İsrail sorununa bir
çözüm bulmayı amaçlıyordu. 1977 Kasım'ında Mısır Cumhurbaşkanı Enver
Sedat'ın sürpriz Kudüs ziyareti bu yolda önemli bir adım oldu. Sonuçta
A.B.D.'nin sürekli çabası ve her iki devlete görülmemiş miktarda ekonomik
yardım sözü karşılığında Mısır Cumhurbaşkanı Sedat ile İsrail Başbakanı
Begin 1978 Eylül'ünde Camp David'de biraraya geldiler ve 17 Eylül'de Camp
David Antlaşmalarına imza koydular. Antlaşmalar Batı Şeria, Gazze,
Filistin ve Sina Yarımadası konularını kapsayan ve iki devlet arasında
gerçekleşecek barışın esaslarını belirliyordu. Buna göre İsrail ile Mısır
ve Ürdün arasında yapılacak görüşmelerle Batı Şeria ve Gazze'de yaşayan
Filistinliler'e özerklik tanınacaktır. Sina Yarımadası bu antlaşmalardan
sonraki üç ay içinde imzalanacak barış antlaşmasından sonraki üç ay
zarfında İsrail tarafından boşaltılacaktı. Öngörülen Barış Antlaşması 26
Mart 1979'da Washington'da imzalandı. Bu antlaşma, Filistin Kurtuluş
Örgütü ile hemen hemen bütün Arap dünyasında tepki ile karşılanmış,
Mısır'a karşı geniş bir siyasi ve ekonomik boykota girişilmiştir. Mısır
belirli bir süre Arap dünyasında yalnızlığa itilmiştir.Öte yandan İsrail,
1979 Eylül'ünde Sina Yarımadası'ndan tamamen çekilmiştir.
Carter Doktrini
1979 sonlarında Sovyetler'in Afganistan'a askeri müdahalede bulunarak
ülkeyi kontrol altına alması üzerine, ABD bu hareketin Basra Körfezi ve
petrol bölgesine yayılmasından kuşkulandığından, Başkan Carter bir
açıklama yaparak, herhangi bir yabancı devletin bu Körfezin kontrolünü ele
geçirmeye çalışılmasının ABD'nin hayati menfaatlerine saldırı
sayılacağından, askeri kuvvet kullanılması da dahil her türlü tedbiri
alacaklarını ilan etti. Bu açıklama ve politik tutum Carter Doktrini
olarak anılmaktadır.

Casablanca Konferansı, 15-24 Ocak 1943
II. Dünya Savaşı sırasında A.B.D. Başkanı Roosevelt ile İngiltere
Başbakanı Churchill arasında Fas'ın Casablanca kentinde yapılan görüşme.
Konferansa daha sonra sürgündeki Fransız hükümeti adına da Gaulle de
katılmışsa da pek bir ilgi görmemiştir. Konferans, 15-24 Ocak 1943
tarihleri arasında müttefiklerin Kuzey Afrika harekatından önce
yapılmıştı. Görüşmelerde bu harekatle beraber Sicilya ve Güney İtalya'ya
yapılacak çıkarma da ele alındı. Konferans sonunda alınan karara göre
Mihver Devletleri kayıtsız şartsız teslim olacaklardı. Bu kararın sebebi
I. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Wilson'un 14 noktasına göre teslim
olduğunu ileri sürmüş olan Almanya'nın Versailles düzenine bunu göstererek
karşı çıkmış olmasıdır. Savaş sonrasında Almanya'nın bu gibi gerekçelere
dayanarak sorun çıkarması istenmiyordu.
Castlereagh, Robert Stewart
1818-1822 yılları arası İngiltere Dışişleri Bakanı. Napoleon'a karşı
kurulan Büyük İttifak'ın oluşturulmasına katkıda bulunmuş, ayrıca 1815'te
Avrupa haritasını yeniden çizen Viyana Kongresi'nde önemli rol oynamıştır.
Avusturya Şansölyesi Metternich ile beraber 1815 sonrası Avrupa düzenin
mimarlarından sayılır.

Cenevre Anlaşmaları, 1954
Nisan-Temmuz 1954 arasında Cenevre'de yapılan, Çin Halk Cumhuriyeti,
İngiltere, Fransa, S.S.C.B., A.B.D., Kamboçya, Laos, Kuzey ve Güney
Vietnam'ın katıldığı konferansta kabul edilen, fakat bağlayıcı niteliğe
sahip olmayan belgeler. İmzalanan on belgeden, üçü askeri anlaşma, altısı
tek taraflı bildiri ve sonuncusu da Sonuç Bildirgesiydi.
Fransa, Kuzey-Güney Vietnam, Laos ve Kamboçya arasında başlayan görüşmeler
21 Temmuz'da bu ülkeler arasında imzalanan anlaşmalar ile sonuçlandı. Buna
göre Vietnam'ı ikiye bölen 17. enlem boyunca ateşkes ilan ediliyor,
karşılıklı olarak askeri birliklerin çekilmesi için taraflara 300 gün
tanınıyordu. Ayrıca komünist gerillaların Kamboçya ve Laos'tan çekilerek
bu ülkelerde serbest seçimlerin yapılması ve bu ülkelerin rızası
doğrultusunda Fransız birliklerinin bu ülkelere yerleştirilmesi
öngörülüyordu. Anlaşmalar ile bölünme çizgisi olarak ileri sürülen
sınırları da ortadan kaldırıyorlardı. Anlaşmaların uygulanması, Polonya,
Hindistan ve Kanadalı temsilcilerden oluşacak bir kurul tarafından
denetlenecekti. Konferans'ın Sonuç Bildirgesi ise Vietnam'ın yeniden
birleştirmesi ve 1956 Temmuz'unda bu ülkede seçimlerin yapılması
çağırısında bulundu.
Konferansa katılan ülkeler anlaşma hükümlerine uymayı taahhüt ettiler, ama
A.B.D. anlaşmaların kendisini bağlamadığını ileri sürdü. Güney Vietnam da
anlaşmayı imzalamayı geciktirince Sonuç Bildirgesi imzalanamadı.
Cenevre Bildirgesi, 30 Temmuz 1974
I. Kıbrıs Barış Harekatı (20 Temmuz 1974) sonrasında Birleşmiş Milletlerin
çağrısı ile Cenevre'de biraraya gelen Türk, Yunan ve İngiliz Dışişleri
Bakanlarının imzaladıkları bildiri. Buna göre i-Adada 1960 Anayasası ile
kurulmuş düzene dönülmesi için gerekli önlemler alınacak ii-Adada taraflar
30 Temmuz 1974 günü denetimleri altında bulundurdukları alanları
genişletmeyecekler iii-30 Temmuz ateşkes çizgisinde sadece Birleşmiş
Milletler kuvvetleri denetimi altında olacak bir güvenlik bölgesi
oluşturulacak iv-Kıbrıs Rum ve Yunan kuvvetlerinin kuşatması altındaki
bütün Türk bölgeleri bu kuvvetlerce boşaltılacak ve bu bölgeler Birleşmiş
Milletler kuvvetlerinin koruması altınagirecek v-Adada anayasal düzenin
yeniden kurulması için, üç Dışişleri Bakanı, Kıbrıs'daki iki toplumun
liderlerinin de katılımıyla 8 Ağustos'ta Cenevre'de yeniden biraraya
gelecekti.

Cenevre Konferansları, 25-30 Temmuz 1974, 8-14 Ağustos 1974
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin çağrısı ile Türkiye, Yunanistan
ve İngiltere arasında Cenevre'de yapılan Kıbrıs Sorununun çözümüne yönelik
iki konferans, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta Enosis amaçlı EOKA'cı Nikos
Sampson tarafından yapılan darbe üzerine Türkiye Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi'ni harekete geçirmeye çabaladı. Bir sonuç alınamaması
sonucu Türkiye I. Kıbrıs Barış Harekatını gerçekleştirdi (20 Temmuz 1974).
Bunun üzerine Güvenlik Konseyi aldığı 353 sayılı kararla, tarafları
ateşkes yapmaya, yabancı güçleri Kıbrıs'tan çekilmeye ve üç garantör
devlet olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'yi görüşmeler yapmaya
çağırdı. 25 Temmuz'da Cenevre'de biraraya gelen üç ülke Dışişleri
Bakanları 30 Temmuz'da Cenevre Deklarasyonu'nu imzaladılar. Deklarasyona
göre 8 Ağustos'ta üç ülke Dışişleri Bakanları Cenevre'de bir kez daha
biraraya geldiler. Görüşmelerde bir sonuç alınamaması üzerine Türkiye, 14
Ağustos'ta II. Kıbrıs Barış Harekatı'na başladı.
Cenevre Sözleşmeleri, 1949
12 Nisan-12 Ağustos 1949 tarihleri arasında Cenevre'de toplanan
uluslararası konferansta imzalanan ve Uluslararası İnsancıl Hukuk'un
temelini oluşturan dört sözleşme. Bu sözleşmeler şunlardır: 1)Kara
savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını iyileştirme hakkında
sözleşme 2)Deniz savaşında yaralıların ve hastaların durumlarını
iyileştirme sözleşmesi 3)Savaş tutsaklarına yapılacak işlemlere ilişkin
sözleşme 4)Savaş zamanında sivil halkın korunmasına ilişkin sözleşme.

Cezayir Anlaşması, 1975
6 Mart 1975'te Irak ile İran arasında Cezayir'de imzalanan iki ülke
arasındaki sınır anlaşmazlığı ve bazı diğer sorunları çözüme bağlayan
anlaşma. 1969 Nisan'ında, A.B.D.'nin desteğine sahip ve askeri gücü yüksek
olan İran Şahı, önemli bir suyolu olan Şatt-ül Arab'ın Irak'a ait
bulunduğu 1937 tarihli Irak-İran Sınır Antlaşması'nı ortadan kaldırmak
istedi. Bu amaçla İran gemilerini bir güç gösterisi olarak bölgeye
gönderdiğinde, iki ülke kuvvetleri arasında silahlı çatışma çıktı ve
1970'te de diplomatik ilişkiler kesildi. Ancak çok geçmeden 1973 yılında
Irak ile İran arasında diplomatik ilişkiler yeniden kuruldu. 1975 yılında
Cezayir'deki Petrol İhraç Eden Ülkeler toplantısında, Cezayir Devlet
Başkanı Bumedyan'ın arabuluculuğu ile iki ülke arasında Cezayir Anlaşması
imzalandı. Buna göre, iki ülke arasındaki sınır Şatt-ül Arab suyolunun en
derin noktasından geçecek ve İran, Irak'taki Kürtleri merkezi hükümete
karşı desteklemekten vazgeçip onlara yaptığı yardımı kesecekti. Ancak
1979'da İran'da Şah'ın devrilip İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla iki
ülke arasındaki ilişkiler kötüleşti ve 1980 Eylül'ünde İran-Irak savaşı
başladı.
Cezayir Konferansı, 1973
Bağlantısız ülkeler dördüncü zirve toplantısı. Cezayir'in başkenti
Cezayir'de toplanan zirveye 77 ülkenin devlet veya hükümet başkanları
katılmıştır. Konferans 5-9 Eylül 1973 tarihleri arasında yapılmış,
1970'teki Lusaka Konferansı'nda olduğu gibi bu konferansta da ekonomik
sorunlar ağırlıklı ele alınmıştır. Bunun sebebi uluslararası ortamdaki
"yumuşama" ile beraber artık bu ülkeleri ilgilendiren pekçok siyasi
bağımsızlık mücadelelerinin başarıya ulaşmış olmasıydı. Bunun sonucu bazı
Latin Amerika ülkelerinin konferansa ilgi duyması olmuştur. Konferans
sonunda yayınlanan "Ekonomik Bildiri"de "Siyasal Bildiri"den daha geniş
yer almıştır.

Chaumont Andlaşması, 1814
1 Mart 1814'te İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya arasında imzalanan ve
bu devletler arasında sürekli bir diplomatik işbirliğinin temellerini atan
antlaşma. 1822 yılına kadar yürürlükte kalan antlaşma bu tarihte İngiltere
tarafından geçersiz sayılarak sona ermiştir.
Chester Projesi
Amerikalı emekli Amiral Colby Chester'in aracılığı ile bir ABD-Kanada
ortaklık grubu şirketi tarafından hazırlanan, inşa bölgesinin çevresindeki
madenleri işletme imtiyazı karşılığında bazı bölgelerde demiryolu ve liman
yapımını içeren proje. Projeye göre şirket Adana-Yumurtalık, Musul-Kerkük
ve Samsun bölgelerinde yaklaşık 4400 km'lik bir demiryolu; Yumurtalık ve
Trabzon'a birer liman inşa edecek, buna karşılık olarak da bu bölgelerin
çevresindeki 40 km'lik bir kuşak çevresinde bilinen ve sonradan
bulunabilecek petrol ve diğer bütün madenlerin 99 yıllığına işletecekti.
Şirket gerek demiryolları ve limanlardan gerekse madenlerin işletiminden
elde ettiği kardan Türk hükümetine belirli bir pay verecekti.
Chester Projesi ile verilen imtiyaz, Cumhuriyet döneminin ilk yabancı
sermaye yatırım girişimi olması bakımından önemlidir. Nisan 1923'te Meclis
tarafından onaylandıysa da Musul ve Kerkük'ün Lozan Antlaşması ile
alınamaması nedeniyle proje uygulamaya konamadı ve Meclis Aralık 1923'te
sözleşmeleri feshetti.
Chicago Sözleşmesi, 1944
Aralık 1944'te Chicago'da toplanan konferansta kabul edilen Uluslararası
Sivil Havacılık Sözleşmesi. Daha önce imzalanmış Paris ve Havana
Sözleşmeleri'nin yerini almıştır. Sözleşme ile her devlete kendi
üzerindeki hava sahasında "kısıtlamasız ve tekelci bir egemenlik"
tanınmıştır. Fakat bu egemenliğin kullanımının yanında herhangi bir
tarifeye bağlı olmayan uçaklar önceden izin almadan -sözleşmeye taraf
devletin ülkesine veya ticari amaçlı inişler hariç- transit olarak
sözleşmeye taraf ülkenin hava sahasından geçebileceklerdir. Tarifeli
uçuşlar veya charter seferlerinde ise o ülkenin izni gerekmektedir.
Sözleşme kabotaj hakkını ülke devletine tanımış ve güvenlik nedeniyle
uçuşa yasak bölgeler kurulabilmesine izin vermiştir. Ayrıca Sözleşme ile
uçakların uyruğunun belirlenmesi için kullanılabilecek kurallara da
açıklık getirilmiş, her uçağın, tescil edildiği devletin uyruğunda olduğu
kararlaştırılmıştır.
Sözleşme ile ilgili bir nokta da Birleşmiş Milletler uzmanlık
kuruluşlarından biri olan ve merkezi Montreal'da bulunan Uluslararası
Sivil Havacılık Örgütü'nün (ICAO) kurulmasıdır. Bu örgüt, sivil
havacılıkla ilgili kural ve yöntemlerin geliştirilmesi için çalışır ve
bazı önlemler önerir.
Chicago Konferansı sonunda Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi'yle
beraber Uluslararası Hava Servisleri Transit Sözleşmesi ve Uluslararası
Hava Nakliyatı Sözleşmesi de imzalanmıştır. Bu sözleşmeler,
ülke-devletinin geçiş ile ilgili olarak diğer devletlere tanıyacağı
hakları ve geçiş ile beraber nakliyet ve ticaret ile ilgili birtakım hak
ve kolaylıkları içermektedir.
Churchill, Sir Winston
İngiliz devlet adamı, başbakan ve yazar. 1940-1945 ve 1951-1955 yılları
arasında Muhafazakar Parti'nin lideri olarak Başbakanlık yapmıştır. II.
Dünya Savaşı'nda ülkesini yenilginin eşiğinden döndürmüş, Roosevelt ve
Stalin ile beraber müttefiklerin savaş stratejisini belirlemiştir.
Kraliyet Askeri Okulu'nu bitirdi ve 1895'te orduya katıldı. 1900'da
ordudan ayrılarak siyasete girdi. 1911'de önce İçişleri sonra Deniz
Kuvvetleri Bakanı oldu. Çanakkale Savaşı'nda donanmanın başarısızlığı
sonucu bakanlıktan ayrılarak orduya döndü. 1921'de ise Sömürgeler
Bakanlığı'na getirildi. Bir ara Maliye Bakanlığı yaptıysa da 1935
seçimlerinden sonra kabineye alınamadı. Savaşın başlaması ile tekrar Deniz
Kuvvetleri Bakanlığı'na getirilen Churchill Nisan 1940'ta Chamberlain'in
istifası ile onun yerine geçerek Başbakan oldu. Churchill acı sonuçlara ve
tartışmalara yol açan bazı kararlar almak durumunda kaldı ama kendine özgü
mizah anlayışını bırakmadan halka gerçekçi açıklamalar yapıyordu.
Ağzındaki puro ve eliyle yaptığı zafer işareti Churchill'in simgesi
olmuştu. A.B.D.'nin de savaşa girmesiyle bu ülke ile her cephede komuta
birliği ve ortak strateji kurdu. Başbakan Roosevelt'ten aldığı destekle
Sovyetlerden gelen bütün "ikinci cephe" kurulması isteklerini erteledi.
Savaş sırasında toplanan Kazablanka, Quebec, Tahran ve Yalta
konferanslarında Roosevelt ve Stalin ile biraraya gelerek savaşın devamı
ve savaş sonrası düzenle ilgili kararlara katkıda bulundu. Savaş
sonrasında Potsdam Konferansı'na da katıldıysa da önemli bir rol
oynayamadı. Partisinin seçimleri kaybetmesiyle konferans bitmeden ülkesine
döndü.
Colbertçilik
Fransa Maliye Bakanı J.Baptiste Colbert (1619-1683)'in Fransa'da izlediği,
sıkı bir devlet himayesi, sanayileşme ve ekonominin devlet eliyle
düzenlenmesi yoluyla bir devletçilik öngören ekonomi politikası.
Colbert'in Fransız Sanayisini geliştirecek ihracatı arttırma yönündeki bu
politikası "Colbertçilik" diye anılmaktadır. Colbertçiliğe "Fransız
Merkantilizmi" veya "Sanayi Merkantilizmi" de denmektedir. Colbert,
sanayinin gelişmesi için gerekli mali reformları yapmış ve bundan elde
edilen geliri yine sanayie aktarıp devlet eliyle fabrikalar kurmuş ve
imalat yöntemleri ile kalite kontrolü hakkında kararnameler yayınlamıştır.
Sanayiin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin ithalatı kolaylaştırılırken bunun
dışındaki ithalat yüksek vergilerle önlenmeye çalışılmış, ihracat ise
teşvik edilmiştir. Bu dönemde ekonomiye devletin müdahalesinin artması ile
Colbertçilik gerek sanayiciler gerekse ihmal edilen tarım kesimi
tarafından eleştirilmiş ama Colbertçilik Fransa'nın alt-yapı ve imalat
sanayiin gelişmesinden önemli bir rol oynamıştır.
Colombo Konferansı, 1954
Mayıs 1954'te Seylan (Sri Lanka)'ın başkenti Colombo'da yapılan beş güney
Asya devleti temsilcisinin katıldığı konferans. Endonezya Devlet Başkanı
Sastroamidi Jojo'nun çağrısı ile toplanan Konferansa Hindistan, Pakistan,
Seylan, Endonezya ve Birmanya katılmıştır. Konferansın esas amacı
Çinhindi'deki gelişmeleri izlemek olmakla beraber daha büyük bir
Asya-Afrika devletleri Konferansı toplanması konusu tartışılmıştır.
Konferans 1955'te toplanan Bandung Konferansı'na öncülük etmiştir.

Colombo Konferansı, 1976
Sri Lanka'nın başkenti Colombo'da toplanan Bağlantısız ülkeler zirve
toplantısı. 11-14 Ağustos 1976 tarihleri arasında toplanan Konferansa
aralarında Filistin Kurtuluş Örgütü'nün de yer aldığı 86 ülkenin devlet
veya hükümet başkanları katılmıştı. Konferans'ta Bağlantısızlar
hareketinin genel durumu, sömürge ülkelerinden bazılarının
bağımsızlıklarına kavuşmaları, Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki ırk ayrımı
politikası, Filistin ve Kamboçya sorunları, Hint Okyanusu ve Kore
yarımadasının silahtan arındırılması gibi konularda görüşmeler yapılmıştı.
Konferans'ta ekonomik konulara ilişkin olarak aynı yılın Mayıs ayında
Nairobi'de yapılan Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nda
"77'ler Grubu" tarafından önerilen görüşler tekrarlanmıştır. Ayrıca Petrol
İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) model alınarak diğer hammaddeler için de
benzer uluslararası örgütlenmelerin gerçekleştirilmesi konusu da
tartışılmıştır.

Colombo Planı
Üyeleri arasında karşılıklı yardımlaşmayı geliştirmeyi ve çok taraflı bir
danışma mekanizmasını amaçlayan bölgesel ekonomik yardım programı. Colombo
Planı 1950'deki Colombo İngiliz Uluslar Topluluğu Konferansı'nda kabul
edildi. Plan ilk önce gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere altı
yıllık bir kalkınma programı dahilinde 5 milyar dolarlık bir yardımda
bulunmasını öngörüyordu. Pakistan, Hindistan, Seylan (Sri Lanka), Yeni
Zelanda, Avusturya ve İngiltere arasında gelişen bu örgütlenme daha sonra
başka Asya ülkelerinin de katılmasıyla genişledi. Sovyetler Birliği'ne
karşı çevreleme politikası izleyen A.B.D.de Asya'daki komünist olmayan
ülkeleri desteklemek amacıyla plana katılmıştır. 1950'den bu yana
kalkınmaları amacıyla Asya ülkelerine 25 milyar dolarlık borç ve yardım bu
plan çerçevesinde sağlanmış ve binlerce kişi bu plan sayesinde teknik
eğitim edinmiştir.

Curzon Hattı
1919-1920 Sovyetler Birliği -Polonya Savaşı'nda Sovyetler ile Polonya
arasında ateşkes hattı olarak önerilen sınır çizgisi I. Dünya Savaşı
sonrasında Polonya'nın doğu sınırı olarak Lord Curzon tarafından
önerilmişse de kabul edilmemiştir. II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında
Almanya Eylül 1919'da bu hatta kadar olan Polonya topraklarını işgal etmiş
ve bu hattın doğusundaki Polonya toprakları ise Molotov-Ribbentrop
Antlaşması'na göre Sovyetlerin işgali altına girmiştir. Şubat 1945'teki
Yalta Konferansı'nda Sovyetler Birliği, A.B.D. ve İngiltere'ye Curzon
Hattı'nı Sovyet-Polonya sınırı olarak kabul ettirdi. 1951'de yapılan ufak
bir iki değişiklikle beraber hat, Sovyet-Polonya sınırını oluşturdu.

Çanakkale Savaşları, Şubat 1915-Ocak 1916
Müttefik devletlerin 1915 Şubat'ında başlattıkları Çanakkale Boğazı ve
İstanbul'u ele geçirmeye yönelik askeri harekat başarısızlıkla
sonuçlanmıştır. İngiliz, Fransız, Avustralya ve Yeni Zelanda (Anzak)
kuvvetlerinin katıldığı harekatın amaçları şunlardı i-Boğazları açarak
Rusya'ya savaş malzemesi ve yardım göndermek ii-İstanbul'u işgal ederek
Osmanlı Devleti'ni savaş dışında bırakmak ii-Balkanlarda üstünlük sağlayıp
henüz savaşa girmemiş İtalya ve Romanya'nın İtilaf Devletleri yanında
savaşa girmelerini sağlamak.
Yaklaşık her iki taraftan da 300.000'er askerin ölmesi ile sonuçlanan
Çanakkale Savaşları İtilaf Devletleri için büyük bir başarısızlık oldu.
Boğazların açılamaması sonucu yardım alamayan Rusya'da rejim çöktü ve
işbaşına gelen Bolşevikler Brest-Litovsk Antlaşmaları ile savaştan
çekildiler. İngiltere'de ise Asquith liderliğindeki Liberal hükümet istifa
etmek zorunda kalarak yerini koalisyon hükümetine bıraktı. Böylece o
sırada Deniz Kuvvetleri Bakanı ve harekatın mimarlarından Churchill
kabineden ayrılmak zorunda kaldı. Tarihçiler tarafından savunulan
genelkanı, Çanakkale Savaşları'nın başarısızlıkla sonuçlanmasının I. Dünya
Savaşı'nın en az iki yıl uzamasına yol açtığı yönündedir.
Çekiç Güç (Combined Task Force-Poised Hammer)
Temmuz 1991 tarihinde kurulan ve amacı Saddam Hüseyin'in olası
saldırılarına karşı Kuzey Irak Kürtlerine güvence sağlamak olan "Huzur
Operasyonu-2"nin (Operation Provide Comfort-2) uygulama birliği olan hava
kuvveti ile küçük fakat etkili bir yer unsurunun adı. Türkiye'de İncirlik
ve Pirinçlik'te konuşlanmış 77 uçak ve helikopterden ve
Amerikan-İngiliz-Fransız-Türk 1862 kişilik personelden oluşmaktadır. Kuzey
Irak'taki Zaho'da da bir irtibat merkezi (Military Coordination
Center-MCC) bulunmaktadır.

Çekoslovakya Bunalımı, 1968
Çekoslovakya'da Prag Baharı ile görülen katı Marksist rejim
uygulamalarından daha liberal politikalara kayma eğilimine karşı Sovyetler
Birliği liderliğindeki Varşova Paktı ülkelerinin bu ülkeye yaptıkları
askeri müdahale sonrası ortaya çıkan bunalım. 1968 Ocak'ında Çekoslovakya
Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Aleksander Dubçek'in atanmasıyla
birlikte ülkede liberalleşme politikaları gözlenmeye başladı. Üst düzey
görevlere Dubçek gibi liberalleşme yanlısı kişilerin getirilmesi
Moskova'yı tedirgin etti ve Sovyetler Birliği Dubçek'i, tutumunu
değiştirmesi yönünde uyardı. Buna Dubçek'in uymaması üzerine Sovyetler
Birliği önderliğindeki Macaristan, Polonya ve Demokratik Almanya
birliklerinden oluşan bir Varşova Pakto gücü Çekoslovakya'yı işgal etti.
Sovyetler bu olayı bir Pakt içi mesele olarak görürken uluslararası
platformda bu olay bir ülkenin egemenliğinin ihlali olarak algılanıyordu.
Bu olay, uluslararası komünist hareketler arasında da tartışmaya yol açtı
ve bir tarafta Brejnev Doktrini öte yanda ise Avrupa Komünizmi görüşleri
ortaya çıktı.
Çelik Pakt (Pacto d'Acciaio), 1939
Nazi Almanyası ile faşist İtalya arasında 22 Mayıs 1939'da imzalanan
ittifak antlaşması. Her iki devlet kendileri için öngörmüş oldukları
"hayat sahası"nı gerçekleştirmeyi hedefleyen bu ittifak antlaşmasına göre
taraflar birbirlerini ilgilendiren bütün sorunlarda karşılıklı olarak
yardımlaşacaklardı ve taraflardan biri, bir veya daha fazla devlet ile
savaşa girer ise, öteki devlet bütün gücü ile ona yardım edecekti. Çelik
Paktı, İngiltere ve Fransa'nın doğu ve güney Avrupa'daki bazı küçük
devletlerle -Türkiye dahil- yaptıkları ikili antlaşmalara bir tepki
niteliğindedir.

Çevreleme Politikası (Containment Policy)
II. Dünya Savaşı sonrası A.B.D.'nin Sovyetler Birliği'ne karşı olarak onun
etrafındaki devletlerle oluşturduğu veya oluşmalarında katkıda bulunduğu
ittifaklar zinciri. Savaş sonrasında iki farklı dünya görüşüne sahip
devlet dünya egemenliği konusunda sıkı bir mücadeleye girdiler. Doğu
Avrupa'da Sovyetlerin kendisine bağlı uydu sosyalist devletler kurmasından
ürken A.B.D. bu Sovyet yayılmasını önlemek amacıyla çeşitli tarihi ve
politik nedenlerle bu ülkeden çekinen devletlerle bir ittifaklar zinciri
oluşturarak onu "çevrelemek" istiyordu. Bu doğrultuda kurulan Kuzey
Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), Balkan Paktı, Bağdat Paktı, Güney Asya
Antlaşması Örgütü (SEATO), Anzus Paktı bu politikanın ürünleridir.

Çifte Çevreleme Politikası (Dual-Double Containment Policy)
Amerika Birleşik Devletleri'nin 1990-1991 Körfez Savaşı'ndan sonra İran ve
Irak'a yönelik olarak uyguladığı politika. ABD, 1979'daki İslami nitelikli
rejim değişikliği nedeniyle İran'a yönelik olarak uygulamaya koyduğu
siyasal ve ekonomik kuşatmaya Körfez Savaşı'ndan sonra Irak'ı da dahil
etmiş, yani her ikisini birden karşısına alarak dünya politikasından
tecrit etmeye çalışmıştır ve buna da çifte çevreleme denmiştir.
Çin-Sovyet Uyuşmazlığı
II. Dünya Savaşı sonrasında 1949'da Çin'de kurulan komünist rejim ile
Sovyetler Birliği arasında 1950'lerin sonlarında başlayıp 1980'lerin
ikinci yarısına kadar süren soğuk ilişkiler. Çin Halk Cumhuriyeti'nin
kurulmasından sonra Sovyetler Birliği ile bu ülke arasında sıcak ilişkiler
kurulmuştu. Fakat Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20. Kongresi'nden
sonra iki ülke arasındaki ilişkiler giderek bozulmaya başladı. En başta
iki ülke arasında yüzyıllardan beri süren bir tarihi mücadele vardı. Çin
Rusya'ya XIX. yüzyılda kendisini sömüren bir devlet gözüyle bakıyordu.
Bununla beraber iki ülke önderliği Marksist-Lenininst ideolojiyi farklı
şekillerde yorumlamaktaydılar. Mao'ya göre Stalin'in kötülenmesi
kampanyası çok ileri gitmişti ve Sovyetlerin "barış içinde birarada
yaşama" tezini beğenmiyordu. Ayrıca 1960'lardan itibaren Çin, Çin
İmparatorluğu'nun zayıf olduğu ve bu yüzden Çarlık Rusyasına toprak
bıraktığı "haksız" sınır antlaşmalarının değiştirilmesi gerektiğini ileri
sürmeye başladı. Bu sınır anlaşmazlığı 1969 yılında iki devletin silahlı
kuvvetleri arasında ciddi çatışmalara varacak kadar büyüdü. Bu arada Çin,
1968'de Çekoslovakya'ya yapılan Sovyet müdahalesini kınadı. 1970'lerde
sınır görüşmelerinin başlamasına rağmen bunlar ancak belli aralıklarla
sürmüş, 1978'de yine ciddi çatışmalar yaşanmıştır. Bütün bu gelişmeler
yaşanırken Çin, kendisine karşı Sovyetler kadar büyük bir tehlike olarak
görmediği A.B.D. ilişkileri normalleştirmeye çalışmaktaydı. 1972'de A.B.D.
Başkanı Nixon Çin'i ziyaret etti ve 1976'da iki ülke arasında diplomatik
ilişkiler kuruldu.
1976'da Mao'nun ölümü ve muhalif önderlerin iktidara gelmesiyle
ilişkilerin normalleşmesi yolunda bir engel kalktıysa da bu hemen
gerçekleşmedi. 1979'da Çin, Kampoçya ile savaşan Vietnam'a girdi ve Nisan
ayında Sovyetler ile 1950 tarihli Dostluk, İttifak ve Karşılıklı Yardım
Antlaşması'nı iptal etti. Sovyetler ise Vietnam'ın yanında yer aldı.
1979'un sonunda Sovyetlerin Afganistan'a girmesi de ilişkilerin daha da
bozulmasına yol açtı. 1982'de Sovyet Devlet Başkanı Brejnev'in ölümünden
sonra iki ülke Dışişleri Bakanları görüşmelere başladılar ve 1983'te
Moskova'da yapılan görüşmeler sonucunda ticari konularda anlaşmaya
varıldı. 1983 Kasım'ında Çin-Sovyet sınırı ticarete açıldı.
Yine de ilişkilerin normalleştirilmesi için Gorbaçov iktidarını beklemek
gerekecekti. Çin'de ekonomik reformla birlikte Sovyetler Birliği, Çin'in
dış ticaretine önemli ülkeler arasına girdi ve Çin'in Gorbaçov'un
reformlarına ilgisi arttı. 1987 Ağustos'unda iki ülke arasında
görüşmelerin başlamasıyla sınırın doğu kesiminde toprak iddialarından
doğan sorunların çözülmesi yolunda adımlar atılmaya başladı. Sovyetler
Birliği bir yıl sonra Moğolistan'ın kuzeyinden önemli sayıda asker çekti.
Nihayet 1989 Mayıs'ında Gorbaçov'un Pekin'i ziyareti sırasında Sovyet ve
Çin liderleri karşılıklı olarak dostluk, egemenlik ve birbirlerinin
içişlerine karışmama sözü verdiler ve "ilişkilerin normalleştiğini"
açıkladılar.

Çok Taraflı Nükleer Güç (Multilateral Force-MLF)
1960'ların başında A.B.D. tarafından öne sürülen Batı bloku çerçevesinde
nükleer gücün kullanımının paylaşılması önerisi. 1960'ların ilk yarısında
A.B.D., Sovyetler Birliği ve İngiltere'den sonra Fransa ve Çin de nükleer
denemeler yapmışlardı. Hindistan, Federal Almanya, İtalya, Japonya,
Brezilya, İsrail, Pakistan, İsveç, İran ve Libya'nın da nükleer silah
yapmak için çalıştıkları veya bunu arzuladıkları biliniyordu. Bunun
üzerine özellikle bağlantısız devletler, Birleşmiş Milletler çerçevesinde
nükleer silahların yayılmasını önleme çabalarına girişmişlerdi. Bu ortamda
A.B.D. çok taraflı nükleer güç düşüncesini ortaya atmış, bu yolla Avrupalı
müttefiklerini nükleer silah yapımı yerine, nükleer silah paylaşımına ikna
etmeye çalışmıştı. Buna göre bu projeye katılacak ülkeler, bu amaç için
ayırdıkları bütün güçlerini NATO'nun emrine verecek, masrafları da
ortaklaşa paylaşacaklardı. Bu şekilde oluşturulacak nükleer güç bazı
ülkelere yerleştirilmek yerine denizaltı ve gemilerde bulundurulacaktı. Bu
silahlar da ancak ortaklaşa alınacak bir karar ile kullanabilecekti. Bu
proje çeşitli tartışmalara yol açtı. Nükleer silahların bu silahlara sahip
olmayan devletlerle paylaşılması nükleer gücün yayılması demek değil
miydi? Sovyetler Birliği her ne şekilde olursa olsun Almanya'nın "nükleer
tetikte" parmağının bulunmasına karşıydı. Sonuçta bu proje 1968 yılında
A.B.D. ve Sovyetler Birliği'nin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme
Antlaşması (The Non-Proliferation Treaty)'nı imzalanması ile gündemden
kalkmıştır.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik