nükleer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nükleer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2007 Cumartesi

Rus General: "ABD İran´ı Vuracak"

Eski Sovyetler Birliği"nin Genelkurmay Başkanı Leonid Ivashov, Bush yönetiminin İran"a nükleer bir saldırı planladığını belirterek, Pentagon"un önümüzdeki birkaç hafta içinde bunu gerçekleştirecek durumda olacağını ileri sürdü. Rus general ""ABD, İran"a saldırmak için ikinci bir 11 Eylül gibi büyük bir provokasyonda yaratabilir"" dedi.

Eski Rus genel Leonid Ivashov ""alternatives-international.net""te yayımlanan makalesinde Amerika Başkanı George W. Bush"un İran"a karşı nükleer bir saldırı planının kuşku götürmez olduğunu belirtti. Pentagon"un önümüzdeki haftalarda saldırıyı gerçekleştirebilecek durumda olacağını savunan Ivashov, tek bilinmeyen şeyin ise bu projenin ABD Kongresi"nde onaylanıp onaylanmaması olduğunu söyledi.

Leonid Ivashov, tüm verilerin ABD"nin birkaç ay içerisinde bir nükleer saldırı düzenleyeceğini gösterdiğini vurguladı. Ivashov saldırının şekli hakkında, ""kampanya denizde başlayacak ve ABD"nin bir kara operasyonu birliklerini koruyacak ve herhangi bir Fars körfezi ülkesinden gelebilecek saldırı etkisini azaltacak biçimde Patriot anti-füze savunma sistemi desteğinde olacak"" diye yazdı.

SADDAM"IN İDAMI İRAN"A SALDIRININ BİR PARÇASI

"Kuwaiti Arab Times"ın "güvenilir kaynaklara" dayandırdığı bir habere dikkat çeken Rus general, gazetenin ABD"nin Nisan 2007"den önce İran"ı füze ve bombalarla vuracağını ileri sürdüğüne dikkat çekti. Leonid Ivashov, ABD"nin saldırı hazırlıklarının bitme aşamasına geldiğini kaydederek, Saddam Hüseyin ve en yakınlarının idamının bu hazırlıkların bir parçası olduğunu ifade etti.

İdamların ABD"nin hem İran, hem de tüm Ortadoğu"daki durumu daha da şiddetlendirme çabalarına"kılıf uydurma" amaçlı olduğunu kaydeden eski general, ""Washington kontrollü kaosun, Fars körfezindeki petrol ile diğer önemli stratejik petrol taşıma yollarında hakimiyete yardımcı olacağını düşünüyor"" dedi.

Ivashov, sorunun en önemli yanının ise Ortadoğu"nun, içerisine Kürdistan yolu ile İran, Türkiye ve Suriye"nin gireceği ""sonsuz kanlı bir çatışma alanı"" haline gelmesi olduğunu belirtti. ""Irak savaşı bu bölgesel istikrarsızlaştırma sürecinin sadece bir aşamasıydı"" diyen Ivashov, bu etabın ABD ve İsrail"in İran ile hesaplaşmaya yakınlaştıran bir süreç olduğunu kaydederek, ABD açısında Afganistan ve Irak"taki durum yatışıncaya kadar İran"a karşı askeri bir müdahale başlatmanın kolay olmayacağının da altını çizdi.

YUGOSLAVYA ÖRNEĞİ

Dünyada Washington"un neo-muhafazakar politikasına karşı tepkiler artmasına rağmen ABD"nin İran"a karşı nükleer silah kullanacağını ileri süren Ivashov, böylece ABD"nin 1945"te Japonya"dan sonra çatışmada ikinci kez nükleer silah kullanacağına işaret etti.

Ivashov, saldırıdan sonra ülkelerin olası tepkilerini ise şöyle yorumluyor: ""Rusya, en iyi ihtimalle hükümet saldırıları mahkum etmekle yetinecek ve en kötü ihtimalle "her ne kadar ABD"nin yaptığı bir hata ise de hedef ülke, saldırıyı provoke etti" diyecek. Tıpkı Yugoslavya"nın maruz kaldığı saldırılarda olduğu gibi. Avrupa aynı şekilde hareket edecek. Bununla birlikte Çin ve diğer ülkelerde nükleer saldırıya karşı tepkisinin daha önemli olması muhtemeldir. Her halükarda, ABD güçlerine nükleer karşılık verilmeyecektir. Bush yönetimi de bunun tamamen bilincindedir.""

İran"a yönelik saldırıda BM"nin hiçbir şey yapamayacağını vurgulayan Ivashov makalesinde kamuoyunun da saldırıyı engellemesinin mümkün olmadığını kaydetti.

Saldırı durumunda İran"ın İsrail"i hedefleyeceğini söyleyen Rus general, ""İsrail, İran"ın bazı füze saldırılarının hedefi olacağı kesin, bu durumda Hizbullah direnişi ve Filistinlilerin daha aktif olması mümkündür. İsrailliler kendilerini kurban olarak ortaya koyacak ve provokasyonlara başvurmanın gerekçesi olacak. Makul zararlar görecek ve ABD, hak edilen bir ceza gibi sunarak İran"ı istikrarsızlaştıracaktır"" dedi.

İKİNCİ UÇAK GEMİSİ ORTADOĞU"DA

Savaşı kimsenin durduramayacağına dikkat çeken Ivashov makalesinde, ""bazı kişiler kamuoyunun tepkilerinin ABD"yi durduracağına inanmış görünüyor. Ben düşünmüyorum. Bu faktörün önemini abartmamak gerekiyor. Geçmişte ben saatlerce Miloseviç"i NATO"nun Yugoslavya"ya saldırı planladığı konusunda ikna etmeye çalıştım. Uzun zaman bunu öngörmeyi reddetti ve bana sürekli, "BM Kanunu"nu okuyunuz. Hangi gerekçe ile bunu yapabilirler?" diyordu"" diye yazdı.

Ivashov, ""aynı şey Irak"ta yaşandı. Kamuoyu şok oldu ve öfkelendi. Oysa ABD"yi ilgilendiren tepkinin boyutu değil, askeri-endüstriyel gelirlerinin yayılmasıdır"" değerlendirmesinde bulundu. İvashov, ABD"nin Şubat sonuna kadar ikinci bir uçak gemisinin İran körfezine yerleştireceğini belirtti. Bu arada ABD Başkanı George Bush tarafından ocak ayında bölgeye gönderileceği açıklanan ikinci Amerikan uçak gemisi USS John C. Stennis"in Orta Doğu"da olduğu bildirildi. Amerikan 5. Filosu tarafından yapılan açıklamada, USS John C. Stennis"in dün bölgede bulunan USS Dwight D. Eisenhower ile buluştuğu ve her iki uçak gemisinin, bu sabah saatleri itibarıyla Umman Denizinde bulunduğu belirtildi.

İran"a saldırıda uçaklar ve denizaltılarla taşınan füzelerin yanısıra balistik füzelerin kullanılacağını da ifade eden Ivashov, bütün olasılıkların nükleer saldırıyı, uçak gemilerinden hava saldırılarının takip edeceğini gösterdiğine işaret etti. Ivashov ayrıca İran"ın güçlü silahları olduğunu ve ABD"nin bu nedenle ağır kayıplar verebileceğini belirterek, İran"ın güçlü bir savunması olduğu ancak hava saldırına karşı hiçbir korumasının olmadığını söyledi.

"YENİ BİR 11 EYLÜL PROVOKASYONU YOLDA"

Ivashov makalesinin sonunda, ABD"nin İran"a saldırı olasılığının bugün çok yüksek olduğunu dile getirirken, Kongre"nin böyle bir harekata izin verip vermeyeceğinin belirsiz olduğuna dikkat çekti. Ivashov, ""Bir provokasyona başvurmak bu engeli kaldırabilir (İsrail"e bir saldırı veya askeri üsleri dahil ABD hedeflerinin vurulması). Provokasyonun boyutları 11 eylül 2001"te New York"taki saldırıları kadar olabilir. Bu durumda Kongre kuşkusuz ABD başkanına "evet" diyecek"" dedi.

Haberalemi : 24.02.2007

13 Şubat 2007 Salı

TÜRKİYE NÜKLEER SİLAHLARA SAHİP OLMALIDIR

Amerika’ nın Irak’ ı işgali ve tüm dünyada artan terör dalgasının ardından; gelecek yirmi yıla çatışmaların hakim olacağı şüphe götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta ve hatta yaşlı dünyamızın bir anda Hıristiyan – Müslüman çatışmasının ortasında kalmasından korkulmaktadır. Zira İslam’ ın kutsal şehirlerinin teröre misilleme olarak bombalanması önerisi dahi yabancı medyada yer bulmaktadır.

Dünyada güçlü ve etkin bir müslüman devletin olmayışı, küresel anlamda İslamiyeti sahipsiz bırakmakta ve Müslümanları kimi zaman içine düştükleri umutsuzluk kıskacı içinde intihar saldırılarına dahi sürüklemektedir. Maalesef İslam Dünyası tam bir bölünmüşlük içine düşmüştür.

Dünyadaki tek Yahudi Devleti İsrail, varlığını son kırk yıldır Kitle İmha Silahları ile garantiye almıştır. Geçmişte Arap – İsrail çatışmalarında ortada kesin bir gerçek vardı; belki İsrail Devleti topyekun Arap saldırıları karşısında ebediyen dünya üzerinden yok olabilirdi. Ama kendisiyle birlikte en az bir düzine Arap ülkesini de beraberinde götürürdü. Bu saptama şimdi de bir gerçektir. Bu gerçek İsrail’ in büyük güçlerin politik arenada kendisine karşı oynayabilecekleri oyunlara karşı da alınmış en iyi önlemdir.

Ülkemize dönecek olursak; Ordumuz, özellikle son yirmi yıla damgasını vuran gayrinizami harp koşulları da dikkate alındığında, olağanüstü güçlü bir eğitime ve etkinliğe sahiptir. Ancak bu bahsedilen etkinliğin siyasetçilerimizce dış politika alanında yeterince iyi kullanıldığını söyleyemeyiz. Türkiye halen kendi gücünün farkında olmayan bir dev gibidir.

Milli olmayan çözümler her alanda bizi geriye götürmektedir. Dünyada paraya egemen olan büyük sermayedarlar için Türkiye’ ye borç vermekten daha ballı bir yatırım yoktur. Sıcak para tartışmaları ile kamuoyu bilgisine de sunulan rakamlar incelendiğinde, milletin sırtından yurtdışındaki zenginliklere zenginlik akıttığımız kolayca görülecektir. Az önce bahsedilen güçlerle yabancı istihbarat servislerinin işbirliği sonucunda ülke sürekli olarak hemen her on yılda bir krize sürüklenmekte; sonra da IMF anlaşmaları ile borç verilmesi sağlanmaktadır. Tabii bunda tüm suçu yabancılara atmakta doğru değildir; içimizdeki işbirlikçi hainler ile ülkeyi doğru düzgün yönetemeyen siyasetçilerimizi de atlamamak gerekir. Sonuçta ekonomik krizlerle uğraşan ülke; dış politikada etkin rol alamamakta, askeri caydırıcılığını da gerektiği şekilde kullanamamaktadır.

Ayrıca ABD, Rusya vb büyük güçler karşısında Ordumuzun caydırıcılığının etkili olabilmesi için, olmazsa olmaz tek şart vardır. O da Kitle İmha Silahları’ na ve onları çok uzun menzillere taşıyabilecek füze sistemlerine sahip olmaktır. Örneğin Irak, ABD’ yi vurabilecek uzun menzilli füzelere ve nükleer başlıklara sahip olsaydı, işgali bu kadar kolay olmazdı. Veyahut Türkiye’ nin elinde benzeri sistemler Apo Krizi sırasında olsaydı, bölücübaşına hiçbir ülke ev sahipliği yapmaya kolay kolay cesaret edemezdi.

Kitle İmha Silahları’ nın caydırıcılığı sayesinde Soğuk Savaş Dönemi’ nde dünya bir dengeye oturmuştu ve sıcak çatışmaların yayılması zoraki olarak engellenmişti. Bu getirilerin sağladığı imkanlardan yararlanmak isteyen Saddam rejimi, tarihin tozlu sayfaları arasına karıştı. Ancak komşusu İran, bu yolda emin adımlarla ilerliyor. ABD ve İsrail’ in sürekli tehdidi altındaki ülkenin bir çıkış yolu araması haklı görülebilir. Fakat bölgedeki denge ve İran’ ın devrim ihracı politikası da düşünüldüğünde, Kitle İmha Silahları’ na sahip olması ülkemiz menfaatleri açısından da sakıncalıdır.

Türkiye’ nin sahip olduğu teknolojik seviye ile kolayca kimyasal ve biyolojik silahlar üretebileceği açıktır. Ancak nükleer silahlar söz konusu olunca, daha kat edilmesi gereken çok yol olduğu görülmektedir. Uranyum zenginleştirme teknolojisi konusunda zaman geçirilmeden evrenkentlerimizde ar-ge çalışmalarında başlanmalıdır.

Ülkemizin geçmiş yıllarda bazı ortak çalışmalar ile, orta menzilli füze teknolojisine sahip olduğu bilinen bir olgudur. Ama bu yetmez, uzun menzilli füze teknolojisine kendi uydularımızı yörüngeye oturtabilmek için de ihtiyacımız var.

Metal Fırtına tartışmalarının gündemde yoğun yer kapladığı bir dönemde; ABD’ ye silah teknolojisi anlamında da boynumuzdan bağlı olduğumuzu belirtmiştik. Bu görüşümüz üzerine, pek çok tepki aldık. Halbuki en azından mühimmatlarımızı kendimiz üretmeden süper güçle çatışmamız, kayıplarımızın bir hayli olmasına neden olacaktır.

Ancak nükleer güce sahip bir Türkiye, ABD karşısında da ayakları daha sağlam yere basacaktır. Uzun menzilli stratejik nükleer silaha sahip olunmasa bile, kısa menzilli silahlara monteli taktik nükleer silahlar dahi Türk Ordusu’ nun gücüne çok şey katacaktır. O zaman askerinizin başına, bir grup kanıbozuk işbirlikçi ile birlikte, kolay kolay çuval geçiremezler. Veyahut tatbikat esnasında yanlışlıkla (!) geminizi vuramazlar.

Yunanistan da ikide birde dünya kamuoyunda vaveyla çıkarıp yapay krizlerle başınızı ağrıtamaz. Çünkü bilir ki büyük güçlerin araya girmesi ile, geri adım atacak bir Türkiye yoktur karşısında.

En önemlisi ise, ülkedeki bölücü terörü destekleyen sözde Avrupalı dostlarımıza karşı gösterebileceğimiz keskin dişlerimiz olur. Şimdi adamlar Hıristiyan Haçlı mantığı ile Türkiye bölünsün de ne olursa olsun anlayışı içindeler. O zaman nükleer gücün korkusu ile kendi dertlerine de düşeceklerdir. Tarih bize tek bir şeyi göstermiştir; Doğuluların aksine Batılılar, korkmadıkları hiçbir şeye saygı göstermemektedirler.

21 Aralık 2006 Perşembe

Yeni enerji üssü Batı Karadeniz


Sinop’ta kurulacak olan nükleer santralin gündeme girmesiyle birlikte, Türkiye’de kömürün ilk çıktığı şehir olan Zonguldak’ta hareketlilik başladı.

Karadeniz Ereğli’de, Hattat Holding tarafından işletilen Gökçeler Kömür İşletmeleri hizmete açıldı. Türkiye Taş Kömürü Kurumu’ndan (TTK) devralınan ve 20 yıldır atıl durumda kalan kömür havzası tesislerinde üretim yeniden başladı. 15 milyon dolar yatırımla aktif hale getirilen kömür işletmelerinde ilk sevkıyat Ağustos’la birlikte başladı. Açılışta konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, enerjide yerli kaynaklara ağırlık vermeye devam edeceklerini belirterek, “Birtakım grupların menfaatlerine dokunmak pahasına yerli kaynakları kullanmaya devam edeceğiz.” dedi. Güler, kanunu değiştirerek TTK’ya ait sahaların özel sektöre devredildiğini belirtti. “Kanunu değiştirerek 22 küçük, 4 büyük kömür havzasını özel sektöre devrettik.” diyen Bakan Güler, “Ceyhan nasıl bir enerji üssü olduysa, Bakü-Tiflis-Ceyhan projesiyle bunu başardıysak, Zonguldak bölgesi de başta kömür ve elektrik olmak üzere bir enerji üssü olacaktır.” dedi.Batı Karadeniz Bölgesi’ne toplam 2 milyar dolar yatırım yapmayı planlayan Hattat Holding, başta kömür üretimiyle birlikte bölgede elektrik santralleri kurmayı hedefliyor. Amasra sahasının işletme haklarını 20 yıllığına kiralayan Hattat Holding, söz konusu sahada her biri 10 milyon dolar değerinde 100 kuyu açmayı planlıyor. ABD firmalarından alınan teknolojiyle açılacak kuyulardan metan gazı çıkarılacak. Böylece, yıllardır bölge halkının üzülmesine yol açan grizu patlamalarının önüne geçilecek. Elde edilecek metan gazı da doğalgaz olarak sanayinin hizmetine sunulacak.


Kadir Metin Akbaş - Sayı: 610 - 14.08.2006


Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik