tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2007 Pazar

Tarihte Lafını Esirgemeyenler..

1. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış.Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:
- "Sen sır saklamayı bilir misin?" diye sormuş.. Vezir:
- "Evet hünkarım, bilirim" dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:
- "Iyi, ben de bilirim."



2. Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill' e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım."
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:
- "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve
içerdim."

3. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif' i küçük düşürmek ister:
- "Afedersiniz, siz veteriner misiniz?" Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şöyle yanıtlamış:
- "Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?"

4. Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış. Sokrates,gayet sakin:
- "Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum" demiş.

5. Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş.Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
- "Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa." Churchill, hemen cevap göndermiş:
- "Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu
seyretmeye gelemeyeceğim. Ikinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa."

6. Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
- "Iyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum" diye itiraz edecek
olunca Eflatun cevap vermiş:
- "Ben seni kaybettiğin para icin değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum."

7. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yasayis ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen,bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. Ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin,hor gördüğü filozofa:
- "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- "Ben çekilirim."

8. Meşhur bir filozofa:
- "Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?" diye sorulduğunda:
- "Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan" demiş.

9. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile' ye hasımlarından biri:

- "Efendim" demiş, "Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük degil mi?" Galile:
- "Doğru" demiş, "Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama, seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?"


10. Bir filozofa sormuşlar:

- "Sansa inanır mısınız?" Filozof:
- "Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle açıklayabilirdim."

11. Napoleon Bonapart Ispanya'yi savasta yendiginde Ispanya Krali Napoleon'a:
- "Siz sadece para, ganimet, altın ve toprak elde etmek için savaşırsınız, oysa biz şerefimiz ve namusumuz için savaşırız" demiş. Napoleon ise cevaplamış:
-"Doğru herkez neye ihtiyacı varsa onun için savaşır"

19 Şubat 2007 Pazartesi

TARİH ÖNCESİ ÇAĞLAR

PALEOLİTİK ÇAĞ

Tarihöncesi uygarlığının gelişme sürecinde, kültürel evrelerin en uzunu ve buzul çağlarının kültürel karşılığı olan; insanlığın ilk ortaya çıkışından, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar süren arkeolojik çağ. Bu çağda çaytaşı, çakmaktaşı, hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden yapılan ilk aletlerin kullanılmaya başlandığı ve insanların mağara, kaya sığınağı gibi yerlerde "büyük gruplar"/"kalabalık aileler" biçiminde yaşadıkları bilinmektedir. Paleolitik insan, besinini avcılık ve toplayıcılık yoluyla tüketime hazır olarak sağlamakta; kendisi besin üretmemekteydi. Ateş, bu çağda bulunmuş ve çiğ yenemeyen besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan korunmaya yaramıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir. Paleolitik Alt, Orta ve Üst olmak üzere üç alt döneme ayrılmaktadır. Epipaleolitik Çağ ise, doğayı denetimi altına almaya başlayan insanın, besi üretimine geçişinin hemen öncesinde yer alan çağdır. Anadolu ve Trakya için ise, bugüne kadar bilinen 212 Paleolitik/Epipaleolitik yerleşme arasında Yarımburgaz (İstanbul) ve Karain (Antalya) mağaraları, bu çağı en iyi yansıtan yerleşmelerdir.

NEOLİTİK ÇAĞ (M.Ö 8000-5500)

Son buzul çağının bitişiyle iklimde meydana gelen değişim daha ılıman ortamda yaşayan bitki ve hayvan türlerinin çoğalmasına olanak vermiş, günümüzdekine benzer doğal bir ortam oluşmuştur. Arpa, buğday gibi bitkilerle koyun, keçi ve domuz gibi hayvanların yabani ataları bu ılıman ortamın flora ve faunasının arasına girmiştir.Bu olumlu değişimin sonucunda insanlık tarihinin ilk büyük devrimi olarak kabul edilen NEOLİTİK DEVRİM yaşanmıştır. Neolitik devrim insan topluluklarının binlerce yıl boyunca geçimini sağladığı avcılık ve toplayıcılık yerine üretime başlaması yani tarım ve hayvancılığı öğrenmesidir. Neolitik devrim elbette ki dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan değişik insan guruplarınca aynı anda yaşanabilmiş değildir.Elde edilen arkeolojik verilere göre, bu devrim ilk kez Ortadoğu’da ve M.Ö. 9000-7000 yılları arasında uzun bir süreç sonunda gerçekleşmiştir.

Bu dönemde Anadolu’nun güney kesimlerinin uygun şartlara sahip olması ve sözü edilen bitki ve hayvan türlerinin doğal yaşama alanı olması nedeniyle Neolitik Çağın ilk kez burada başladığı düşünülmekte ve bu düşünce de arkeolojik verilerle sürekli olarak desteklenmektedir.

İnsan topluluklarının bu dönemde üretime geçmesi bir dizi gelişmeyi de beraberinde getirmiştir. Artık beslenmek için av hayvanlarının peşinde göçetmeye veya tükenen bitkilerin yerine yenilerini aramaya gerek kalmamış, aksine ekilen tohumların yetişmesini, üreyen hayvanların büyümesini uzun süre bir yerde bekleme gereği doğmuştur. Bunun sonucu olarak da insanlar göçebe hayat tarzından yerleşik düzene geçmeye başlamışlar, ilk köy toplumları da böylece yavaş yavaş ortaya çıkmıştır. Güneşte kuruyan çamurun sertleşmesinin öğrenilmesiyle ilk evler, daha sonra da kilin pişirilmesiyle çanak çömlek yapımı gelişmiştir.

Neolitik Çağın ilk evresinde insanoğlu ilk yerleşimleri kurmuş olmasına rağmen henüz topraktan çanak çömlek yapma aşamasına gelememiştir. Bu ihtiyacını ahşap ve taşları oyarak biçimlendirdiği kap kacaklarla sağlamışlardır. Bu nedenle bu döneme ASERAMİK NEOLİTİK DÖNEM adı verilir.Bu dönemin başlıca merkezleri Çayönü, Nevala Çori, Aşıklıhöyük, Caferhöyük olarak sayılabilir.

ÇAYÖNÜ

M.Ö.7300-6750 yılları arasında yerleşmeye sahne olan Çayönü özellikle mimarisiyle dikkat çeker. Aseramik Neolitik döneme ait üç yapı katında ızgara ve hücre planlı iki değişik mimari yapılanmaya rastlanmıştır. Erken döneme ait olan ızgara planlı yapılarda evlerin tabanı taş ızgaralar üzerine oturtulmuş, dallarla örtülen ızgaralar daha sonra çamur ile sıvanmıştır. Bu şekilde yaratılan hava akımı sayesinde nemden korunma olanağı sağlanmıştır. Daha geç dönem tabakalarında rastlanan hücre planlı yapılar ise birbirinden ayrı olarak bir meydan etrafına inşa edilmişlerdir. İçinde dikili taşların bulunduğu böyle bir meydana ilk kez Çayönü’nde rastlanmıştır. Meydanı çevreleyen binalardan ilk sıradakiler diğerlerinden daha büyük ve özel olarak muhtemelen törensel amaçlarla inşa edilmiştir. Bu iki yapı türü arasında bir de ilginç olarak bir Ata Kültünün varlığını gösteren kesik kafataslarının bulunduğu yine dinsel amaçlı bir yapıya rastlanmıştır. Bu yapının avlusunda bulunan sunak niteliğindeki bir taş insan ve hayvanların kurban edildiğini düşündürmektedir.

Çayönü’nde ilk olarak buğdayın tarıma alındığı ve köpeğin evcilleştirildiği bilinmektedir. Avcılık da üretimin yanında önemli bir şekilde yer almıştır. Aletlerini yapmakta obsidyen ve çakmaktaşının yanısıra kemikten de yararlanmışlardır. Ayrıca çevrelerinde buldukları bakırı da basit yöntemlerle işleyip kullanmışlardır.

NEVALA ÇORİ

Üç yapı katına rastlanan yerleşmede 8-10 odalı ve hücre planlı yapılara rastlanmıştır. Üzerinde kol kabartmalarının bulunduğu 3m yüksekliğindeki dikilitaşların ve bir insan yontusunun bulunduğu yuvarlak yapılı ve törensel işlevi olduğu düşünülen yapı dikkat çekicidir.

AŞIKLI HÖYÜK

M.Ö 7. binin ilk yarısına ait yerleşmelerin bulunduğu höyük Aseramik Neolitik Dönemin ilginç yerleşmelerinden biridir. Henüz üretime geçilmediği halde yerleşik düzene planlı bir şekilde geçilmiştir. Bu durum buraya yerleşenlerin daha önce başka bir yerleşim kurduklarını göstermektedir. Ayrıca yapı malzemesi olarak çevrenin özgün malzemesi olan taş yerine yapay olarak elde edilen ker***in kullanılması da bu düşünceyi desteklemektedir. Aşıklıhöyük’de evler gruplar halinde tek, iki veya üç gözlü olarak inşa edilmiş olup aralarında sokaklara rastlanmıştır. Yakınlarında bulunan Melendiz Dağı kaynaklı Çiftlik yöresi obsidyenini işlemişler ve önemli ölçüde ticaretini yapmışlardır. Ticaretten elde ettikleri gelir ve çevrelerinde bulunan av hayvanlarının bolluğu nedeniyle üretimle uğraşmadıkları düşünülmektedir.

NEOLİTİK DÖNEM

Aseramik Neolitik dönemden sonra insanlar yavaş yavaş kilin özelliklerini keşfetmeye başladılar. Kilin şekillendirilip ateşte pişirilmesiyle seramikli dönem başlamış oldu. Bu dönem seramikleri monokrom olarak yapılmıştır. Acemice pişirme teknikleri yüzünden genellikle dışları siyah, içleri ise kırmızı kalmaktaydı.Seramikli Neolitik Erken ve Geç Neolitik olmak üzere iki evrede incelenmektedir.

ERKEN NEOLİTİK DÖNEM

Bu dönem yerleşmeleri daha çok Anadolu’nun güney yörelerinde yoğunlaşmışlardır. Çatalhöyük binden fazla konut ve 6000’e ulaşan nüfusu ile Yakın Doğunun en büyük Neolitik yerleşmesi olarak kabul edilmektedir. Biri doğuda diğeri batıda olmak üzere iki höyükten oluştuğu için bu adı almıştır. Erken Neolitik tabakaları doğu höyüktedir. M.Ö.6250-5400 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük Konya Ovasının en verimli yerine kurulmuştur. Hasan Dağı kaynaklı zengin obsidyen yataklarına da yakın olan Çatalhöyük bu avantajı hem obsidyen işlemede hem de obsidyen ticaretinde iyi kullanmıştır.

Çatalhöyük evleri taş temeller üzerine ker***ten, tek katlş ve düz damlı olarak inşaa edilmişlerdi.Evler birbirlerine bitişik olarak yapıldıkları için aralarında sokaklar bulunmuyordu. Fakat evler arasında yer yer büyük avlular bulunmaktaydı. Ulaşım düz damlar üzerinden sağlanmaktaydı. Evlerde kapı pencere gibi oluşumlar bulunmamaktadır. Evlere giriş dam üzerindeki bir açıklıktan sağlanmakta ve bu açıklık aynı zamanda baca görevini görmekteydi. Evlerin içlerinde ocak, fırın, küçük depolar ve oturma yatma gibi işlevleri olan sekiler bulunmaktaydı. Ölüler bu sekilerin altına bacaklar karına çekik (hoker) durumda ve sepetler içerisinde gömülmekteydi. 20-25 metrekare genişliğindeki dikdörtgen planlı bu evlerin yanısıra daha büyük ve daha özel yapıldıkları farkedilen binalar bulunmaktaydı. Sayıları 63’ü bulan bu yapıların duvarları beyaz kille sıvanmış daha sonra da av, tapınma ve daha birçok konudaki renkli fresklerle bezenmişlerdir. Tapınak olarak nitelenen bu yapılardan ele geçen pişmiş topraktan yapılmış kadın figürinleri bir Anatanrıça inancının varlığına işaret etmektedir. Yine bu yapılarda Anatanrıçanın doğa üzerindeki egemenliğini simgeleyen arslan, boğa, geyik gibi vahşi hayvan figürin ve kabartmalarına da rastlanmıştır.

Avcılığın önemi sürmesine rağmen tarım ve hayvancılık oldukça ilerlemiştir. Buğday, arpa, mercimek, bezelye gibi ürünler tarıma alınmıştı. Önce büyük baş hayvanlar daha sonra da koyun ve keçi evcilleştirilmiştir. Seramikler elde biçimlendirilip tek renkli olarak, kalın çeperli, ağır ve basit şekillerde yapılmışlardır. Seramiklerin yanında dokumacılık ve sepetçiliğin varlığı mezar buluntularından anlaşılmaktadır.

Bu dönemin diğer önemli merkezleri arasında Köşkhöyük(Niğde), Erbaba (Beyşehir), Kuruçayhöyük (Burdur), Yümüktepe(Mersin), Gözlükule (Tarsus) sayılabilir.

GEÇ NEOLİTİK DÖNEM

Bu dönem ekonomisinde avcılığın yeri oldukça azalmış, bunun yerine kuru tarım yaygınlaşmıştır. Çanak çömlek yapımı da iyice yaygınlaşmış, elde biçimlendirmenin devam etmesine rağmen daha ince çeperli, daha iyi pişirilmiş, kahve, gri, devetüyü renklerinde seramikler yapılmıştır. Oldukça az sayıda krem astar üzerine kımızı bezemeli kaplara da rastlanmıştır. İlk olarak insan başı ve hayvan biçimli kaplara da bu dönemde rastlanır. Yaşama biçiminin değişimiyle birlikte inanç sisteminde de değişiklikler ortaya çıkmıştır. Av ile ilgili sahneler unutulmuş yerine üreme, çoğalma kaygısı ile ilgili olarak Anatanrıça inancı yaygınlaşmıştır. Kadının doğurganlığı ön plana çıkmış, avcılıkla birlikte doğumdaki rolü henüz bilinmeyen erkek ikinci plana itilmiştir. Ortak kutsal alanlarda azalmış, ölüleri yerleşme dışına gömme geleneği başlamıştır.

Çatalhöyük, Hacılar, Can Hasan, Kuruçay, Gözlükule, Yümüktepe, Fikirtepe bu dönemin önemli yerleşmelerindendir. Geç Neolitik dönemin sonlarında Konya Ovası ve Göller Yöresi yerleşmeleri nedeni bilinmeyen birtakım yıkıcı felaketten olumsuz olarak etkilenmişlerdir. Birçok yerleşme yeri büyük yangınlardan sonra terk edilmiş, batıya taşınan Çatalhöyük gibi kimileri de yer değiştirmiştir.

13 Şubat 2007 Salı

Siyasi Tarih VIII

Siyasi Tarih (T-Z)


Taşkent Bildirisi, 1966
Hindistan ve Pakistan arasında sınır çatışmaları devam ederken Sovyetler
Birliği'nin Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han ile Hindistan Başkanı Lal
Bahadur Shastri, 4 Ocak 1966 tarihinde Sovyet Özbekistan'ının başkenti
Taşkent'te biraraya geldiler. İki önderin anlaşmaya vardıkları bildiride,
iki tarafın da anlaşmazlıkların çözümünde kuvvet kullanmayacakları ve
birliklerin 5 Ağustos 1965'teki yani çatışmaların başladığı tarihten
önceki yerlere çekileceği açıklanıyordu.
Tayvan Sorunu
Tayvan'ın (milliyetçi Çin) Birleşmiş Milletler üyeliğinden çıkartılmasıyla
sonuçlanan anlaşmazlık. BM Genel Kurulu, Arnavutluk ve diğer yirmi üyenin
teklifi üzerine Ekim 1971'de, otuzbeş aleyhte ve onyedi çekimser oya karşı
yetmiş altı oyla aldığı bir kararla Çin Halk Cumhuriyeti'ni BM üyeliğine
kabul etti ve buna karşılık Milliyetçi Çin'i (Tayvan) üyelikten çıkardı
Tibet Sorunu
Çin insanından gerek ırk, gerekse kültür bakımından farklı olan Tibet
halkı, geleneksel olarak Dalai Lama adı verilen dinsel önder tarafından
yönetilmekteydi. Tibet 18. ve 19. yy.'da Çin'in etki alanı içinde
sayılmaktaydı. Ancak, 1913-1950 yılları arasında zayıf Çin yönetimi
Tibetteki askeri varlığını sürdürememiş ve bundan yararlanan Dalai Lama,
uzun süre ülkesinin tam bağımsızlığının uluslararası alanda tanınması için
çok çaba göstermişse de, başarılı olamamıştır.
Ç.H.C. kurulduktan sonra, Çin'in bir askeri harekatından endişelenen Dalai
Lama hükümeti, 1950 Nisan'ında Çin ile ilişkilerinin düzenlenmesi için
girişimlerde bulunmaya başlamıştır. Bu girişimlere cevap olarak, Pekin
hükümeti, Tibet'in Çin'in bir parçası olduğunu, coğrafi konumu yüzünden
Çin ordusunu engellemeyeceğini ve İngiliz ya da Amerikan yardımına
güvenmemelerini açıkladı. 24 Ekim 1950 tarihinde ise, Tibet'i "anayurdun
büyük ailesi" içine almak ve Çin "ulusal savunma çizgisini güçlendirmek"
gerekçesiyle, Tibet'i doğrudan işgal etmeye başladı. İşgal hareketine en
büyük tepki, doğal olarak Tibet hükümetinden ve işgal gerçekleştiği
taktirde Çin'le sınır komşusu olacak Hindastan'dan geldi. Çin Hükümeti
önce Tibet'in yönetimine hoşgörülü davrandı. Ancak daha sonra isyanlar
bitmeyince, baskı politikası başladı. Bu baskı, isyanın tüm Doğu Tibet'e
ve oradan da Başkente sıçramasına yol açtı. Başkaldırı, 1959 Mart'ında Çin
garnizonuna saldırı olayında doruk noktasına ulaşınca, Çin harekete geçti
ve kanlı çarpışmalar sonucu tüm Tibet'e egemen oldu. Dalai Lama ise
Hindistan'a kaçtı. Bu gelişmeler, ilerde ortaya çıkacak olan Çin-Hint
çatışmasının temelini oluşturmuştur.

Tonkin Körfezi Olayı, 1965
Kuzey Vietnam'ın bombalanmasına yol açan Tonkin Körfezinde Turner Joy ve
Maddox savaş gemilerinin batırılması. Tonkin Körfezi olayında ABD'nin
Kuzey Vietnama verdiği karşılık çok sert oldu. 5 Şubat 1965 tarihinde
Vietkong, Pleikv'daki Amerikan kampına bir saldırıda bulundu ve sekiz
Amerikalı öldü, bu olay, Tonkin Körfezi Olayı ile birlikte, gelecek üç yıl
boyunca Kuzey Vietnam'ı yerle bir edecek korkunç Amerikan bombardımanının
da başlangıcı oldu.
Bu bombalama istenen sonucu vermemiştir. Ho Chi Minh, Amerikanın havadan
"tırmanmasına" yerden güney sızmaları artırarak karşılık verdi. Bunun
anlamı artık Vietkong'u yenmek için kara kuvvetlerinin savaşa girmesiydi.

Treshold Antlaşmaları, 3 Temmuz 1974
Yeraltında Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Antlaşma ve Ek Protokol.
Yeraltında yüzelli kilo tonu aşan nükleer güç denemelerini yasaklayan
antlaşma. 3 Temmuz 1974'te imzalanan antlaşma ile taraflar, denemeleri en
aza indirmeyi de kabul etmişlerdi. Ek protokol ise tarafların nükleer
denemeleri ile ilgili verileri birbirlerine aktarmalarını öngörmektedir.
Antlaşma, ABD Senatosunca onaylanmadığı için yürürlükte değildir.

Trianon Barış Antlaşması, 4 Haziran 1920
Macaristan ile İtilaf devletlerince I. Dünya Savaşını bitiren antlaşma. Bu
antlaşmayla Macaristan komşu ülkeler olan Çekoslavakya, Yugoslavya ile
Romanya'ya toprak bırakmak zorunda kalmıştır.
Truman Doktrini
İkinci Dünya Savaşı sonunda Yunanistan'da komünistlerle iç savaş
başgöstermiş, Türkiye de 1945 ve 1946 döneminde Rusya'nın Kars ve Ardahan
üzerindeki toprak ve Boğazlarda üs elde etme istekleri ile karşılaşmıştı.
Savaş sonrası dünyası diğer bazı bölgelerde de sıcak savaşı izleyen bir
soğuk savaş durumuna girmekteydi.
Bu atmosfer içinde, 1947 Mart'ında ABD Başkanı Truman, Kongreden Türkiye
ve Yunanistan'a askeri yardım için 400 milyon dolarlık bir ödenek istedi
ve bunu elde etti. Böylece, yeni bir "AmerikanYardımı" dönemi başlamıştır.
Nitekim birkaç ay sonra da, Dışişleri Bakanı Marshall Avrupa ülkelerinin
savaşta tahrip olan ve zayıflayan ekonomilerini güçlendirmek amacıyla
"Marshall Planı" adıyla anılan yeni yardım kararını açıklamış ve Avrupa
Kalkınma Programı (European Recovery Program) olarak da anılan yeni yardım
sistemi kurularak Türkiye de dahil birçok Batı Avrupa ülkesine
ekonomikyardım başlamıştır.
Truman Doktrini ile yapılan 400 milyon dolarlık yardımdan Türkiye,
Yunanistan'dan daha az bir yardım almıştır (100 Milyon Dolar).

Türk-ABD Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması: bkz. Savunma ve
Ekonomik İşbirliği Antlaşması
Türk-Alman İttifakı, 3 Ağustos 1914
Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşına girmesine neden olan ittifak
antlaşması.
Alman-Osmanlı ittifakı I. Dünya Savaşı başladıktan sonra, 2 Ağustos
1914'te hazırlandı ve birgün sonra imzalandı. İttifaka göre, Almanya ve
Osmanlı devleti, Avusturya ile Sırbistan arasındaki çatışmada tarafsız
kalacaklardı. Ancak, bu çatışma bir Alman-Russavaşına dönüşürse(ittifak
imzalandığında dönüşmüştü bile). Osmanlı devleti Almanya'nın yanında
savaşa katılacaktı. Buna karşılık, Osmanlıdevletinin toprak bütünlüğü
Rusya tarafından bozulunca, Almanya Osmanlı devletine yardım edecekti.
Bu ittifak antlaşması Osmanlı Devleti'nin geleceğini Almanya'ya
bağlamıştır.

Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Paktı, 1925
İngiltere ve Milletler Cemiyeti'nin Musul sorunundaki tutumları ve
İngiltere'nin 1925'te Doğu ayaklanmasını kışkırtması Türkiye'yi Sovyetler
Birliği'nin desteğini arama yoluna itmiştir. Sovyetler Birliği de aynı yıl
imzalanmış bulunan Lokarno Antlaşmalarını kendisine yönelik düzenlemeler
olarak yorumlamış ve bunların sonucu olarak, iki devlet arasında 17 Aralık
1925'te bir "Tarafsızlık ve Saldırmazlık Antlaşması" imzalanmıştır. Bu
antlaşmaya göre, iki devlet birbirine saldırmayacak, taraflardanbiri
saldırıya uğradığı takdirde öteki tarafsız kalacak ve taraflar
birbirlerine yönelik siyasal düzenlemelere girmeyecekti. Ayrıca, taraflar
üçüncü devletlerle siyasal nitelikte antlaşmalar imzalamadan önce
birbirlerine danışacaklardı.

Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı
30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı hükümetince imzalattırılan Mondros Silah
Bırakışması İtilaf devletlerince yalnız savaş sonrasında yapılan gizli
antlaşmalarda belirtilen yerleri işgal hakkını vermemekte, aynı zamanda şu
iki önemli hükmü de öngörmekteydi. (i)Boğazlar bölgesi işgal altına
alınacak ve (ii)İtilaf devletleri güvenliklerini tehlike altında
gördükleri bölgeleri de işgal edebileceklerdi. İşta I. Dünya Savaşı'nın
gaip devletleri, anlaşmalarda sözkonusu edilen "Mezopotamya" ve "Kilikya"
gibi sınırları hiç de belirli olmayan bölge adlarına ve yukardaki maddeye
dayanarak, Türklerin içinde yaşayacağı sınırı sürekli kuzeye, Anadolunun
içlerine doğru zorlamaya başlamıştı.
Bu kötü koşullar altında, Mustafa Kemal'ın önderliğinde Anadolu'da
başlayan Ulusal Kurtuluş Hareketi, Temmuz-Eylül 1919 tarihleri arasında
Erzurum ve Sivas Kongreleri ile örgütlenmiş ve mücadelenin amaçları bu
kongrelerde ana hatları ile belirlenmiştir. Ulusal sınırlar içinde vatan
bir bütündür, geçici bir hükümet kurulacaktır ve Mandat ile himaye
sistemleri kabul edilemez.
Anadolu'da bu örgütlenme çabaları olurken, Osmanlı Meclis-i Mebusanı 28
Ocak 1920 tarihinde son toplantılarında, ulusal kurtuluş hareketinin temel
ilkelerini "Misak-ı Milli" adı altında ilan etmiştir.
Misak-ı Milli ulusal ve bölünmez bir türk ülkesinin sınırlarını çizmiş,
bunu Osmanlı yönetim ve gelenekleri ile bağlantının kesildiğini tüm
dünyaya açıkça ilan etmiştir. İslam dünyasına öncülük yapmak iddiasında
bulunan çok uluslu bir imparatorluk yerine, mütecanis bir ulus-devlet
kurulacaktı ve yeni Türkiye'nin gücü buradan kaynaklanıyordu.
Türk ulusal kurtuluş hareketinin kronojik seyri şöyle olmuştur. 23 Nisan
1920'de TBMM'e açıldı. 2 Aralık 1920 tarihli Gümrü Antlaşması ile doğudaki
harekat sona erdi. Gümrü'den sonra Sovyetler Birliği ile 16 Mart 1921'de
Moskova Dostluk Antlaşması imzalandı. Bununla Sovyet Rusya, Misak-ı
Milliyi tanıyordu.
10 Ocak 1921 I. İnönü Savaşı,
31 Mart 1921 II. İnönü Savaşı,
23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya Meydan Muharebesi,
20 Ekim 1920'de Fransa ile Türkiye arasında yapılan Ankara Antlaşması. Bu
antlaşmayla iki devlet arasındaki savaş durumu sona eriyordu.
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz'un başarıyla sonuçlanması.
9 Eylül 1922 Mudanya Bırakışması,
24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lausanne Barış Antlaşması ile Türk
Ulusal Kurtuluş hareketi başarıyla sonuçlandı. Osmanlı imparatorluğunun
küllerinde bir devlet oluşturuldu.

U-2 Uçağı Olayı
U-2 olayı, yalnız Doğu-Batı ilişkileri açısından değil, aynı zamanda
Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurmuş bir soğuk savaş olayıdır.
ABD'nin bazı NATO ülkeleri ve bu arada Türkiye'deki üslerinden kalkan
uçakların faaliyetleri sorunu, U-2 haberalma uçağının düşürülmesi üzerine
alevlenmiş ve Sovyet-Amerikan ilişkilerinde önemli bir bunalıma yol
açarak, soğuk savaşı şiddetlendirmiştir. U-2 olayı, Amerikan
yöneticilerinin, Sovyetler Birliği'nin 1949 yılında atom tekelini ortadan
kaldırmasından sonra duymaya başladıkları derin güvensizliğin doğrudan bir
sonucudur. U-2 uçağı bir füze gibi havalanabilmekte, 10 saniye içinde 300
metre yükselmekte, 30.000 metre yükseklikte, güçsüz olarak 300 mil
gözükebilmekte ve yakıt almaksızın yedi buçuk saat ve 3.000 mil
uçabilmekteydi. Uçak, çok yüksekten net biçimde fotoğraf çekecek son
derece güçlü kameralarla donatılmıştı.
Dünya, U-2 olayını, 3 Mayıs 1960'ta Khrushchev'in Sovyet hava alanında bir
Amerikan casus uçağının 1 Mayıs tarihinde düşürüldüğünü açıklamasıyla
öğrendi. ABD bu uçağın casus uçağı olmadığını, açık hava sağanaklarını
inceleyen meteorolojik bir uçak olduğunu açıkladı. Khrushchev, 5 Mayıs
1960'ta verdiği ikinci demeçte, tam doruk toplantısının yapılacağı sırada,
Sovyetler Birliği'ne karşı girişilen bu düşmanca hareketin, doruk
toplantısını baltalamak amacını güttüğünü söylemiş ve hükümetin Amerikan
uçaklarına üslerinde faaliyet izni veren devletlere de uyarıda
bulunacağını belirtmiştir. Ayrıca, herhangi bir saldırıya karşı,
Sovyetlerin güdümlü füzelerle karşılık vereceğini ve bu saldırıda
kullanılan üslerin de yerle bir edilebileceğini hatırlatmıştır. Açıktır
ki, bu sözler Türkiye'ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.
Ulusal Kurtuluş Hareketleri
II. Dünya savaşından sonra tanık olunan, emparyalist devletlerin yönetimi
altında bulunan sömürgelerin uluslaşması ve bağımsızlıklarını kazanmaları,
gerçekte yalnızca savaşın bir ürünü sayılamaz. Bu önemli sürecin kökenleri
geçen yüzyılın içinde dal budak salmış bulunmaktaydı. 19. yy.
emparyalizmi, sömürgelerle sömürgeciler arasında 1914 yılına kadar, hiç
değişmeden süren özel bir ilişkiler bütünü kurmuştu. Kısaca, siyasal
bağımlılık, ırksal eşitsizlik, halklarının ulusal benlik ve bütünlük
kazanmaları, okuma-yazma oranın artması yaşam düzeylerinde az da olsa bir
yükselişin sağlanması ve nüfusun artması sonucunda ortaya çıkan ulusal
bilinç, 19. yüzyılın ürünleri olan siyasal bağımlılık, ırksal üstünlük ve
ekonomik sömürünün karşısına çıkan temel güçler olmuştur. Bu gücün belirli
bir hedefe yönelmesine yardım eden ise, özgürlük, eşitlik ve "self
determinasyon" gibi liberal ideallerdir. Bu genel akım iki dünya savaşı
ile hız kazandı. Çünkü, sömürgeci devletlerin çoğunluğu bu iki savaştan
son derece güçsüz çıkmış ve bu yüzden ister istemez, sömürgeleri
üzerindeki denetimi gevşetmek zorunda kalmışlardır. Bir başka hızlandırıcı
etki ise sömürgeci devletlerin bu savaşlarda rakiplerini yenebilmek için
sömürge insanının, savaşken er olarak yardımını istemeleri ve böylece bu
askerlerin, belki de ilk defa beyaz insana göre ırksal bir aşağılığının
olmadığını anlamaları ve Batı'nın liberal düşüncelerini açılmalarıdır.
Afrika ve Asya'da Batı'ya karşı bağımsızlık hareketlerini yürütenlerin
büyük çoğunluğunu dünya savaşına katılmış bulunan askerler oluşturmuştur.
II. Dünya Savaşı bittiğinde yeryüzünde 600 milyon insan şu yada bu biçimde
sömürge sistemi altında yaşamaktaydı. Bugün ise bağımlı bulunan ülke
sayısı hemen hemen hiç kalmamıştır. Bu büyük dönüşüm Hindistan ve
Pakistan'ın bağımsızlığı ile başlamıştır.

Utrecht Barışı, 1713
İspanya Veraset Savaşları'nı sona erdiren barış antlaşması. Utrecht
Barışı'nın maddeleri, siyasi tarihin ana konusu olan 19. yy.'ın büyük
çaplı olayları açısından çok önemlidir ve belki de "modern dünya"
Westphalia'dan çok Utrecht ile kurulmuştur. Antlaşmanın asıl konusu
İspanya dünyasının paylaşımıdır. İngiltere Cebelitarık ile Minorka
adasını, Savua Dükalığı, Sardunya adasını aldı. İspanya'nın Akdeniz'deki
öteki toprakları, (Milan, Napoli ve Sicilya) ile İspanya Hollandası
(Belçika) Avusturya Habsburglarına bırakıldı. Fransa, Amerika'daki iki
kolonisini (Newfondland ve Nova Scotia) İngiltere'ye devretti.
Utrecht Barışı'nın önemi şuradadır: Bir kere, daha önce de adı çok az
duyulan iki küçük devlet, Savua ve Brandenburg, Avrupa'nın siyasal ufkunda
yükselmeğe başladı. İki ülkenin yöneticisi, galip tarafa katılmış
oldukları için, kral kabul edildiler. Bundan sonra birincisine Sardunya ya
da Piyemonte, ikincisine Prusya denecektir.
İkinci olarak, Westphalia ile kurulan sistem yeniden doğrulandı. Üçüncü
olarak Almanya hala federal bir karmaşa içinde, İtalya hala parçalanmış,
İspanya ise Fransa'nın etkisi altına girmiş olduğu için, Utrecht
Barışı'ndan İngiltere ve Fransa en güçlü iki devlet olarak çıkacaklardır.
Ama, savaştan asıl kazançlı çıkan İngiltere'dir. Savaş sırasında İskoçya
ile birleşmiş, Minorka ve Cebelitarık'ta Akdeniz gücü olmuş, Amerika'da
iki toprak parçası elde etmiştir. Ama, daha da önemlisi, İspanya
Amerikasına Afrikalı köleler taşıma ayrıcalığını elde etmiş olmasıdır.
Bristol ve Liverpol gibi kentlerin gelecek dönemdeki zenginliklerinin
kaynağı bu tutsak ticaretinden elde edilen karlardır.

Üçlü İtilaf, 1907
I. Dünya Savaşı öncesi oluşan komisyonlardan birisi. 1988 yılında II.
Wilhelm'in Alman İmparatoru olmasıyla Şansölye Otto Von Bismarck'in
1862'den beri sürdürdüğü Almanya'nın dış politikasını Avrupa dışına
taşımama ve Rusya ile iyi geçinme ilkeleri gözardı edilmeye başlandı. Bu
ortam üçlü itilafın doğmasına nesnel zemini hazırlıyordu. II. Wilhelm'in
Sömürgecilik hevesleri İngiltere'yi endişelendirirken, Rusya'da giderek
Almanya'nın değişmez düşmanı Fransaya yaklaşıyordu. 1692'de Fransa ile
Rusya arasında bir askeri anlaşma yapıldı. 1894 yılında ise bu iki ülke
arasında açıkça Almanya'yı hedef alan bir ittifak antlaşması imzalandı. Bu
üçlü itilafın ilk halkasıydı. İkinci halka, 1904 Fransız-İngiliz
antlaşmasıdır. İngiltere ve Fransa XIX. yy. sularında yoğun bir sömürge
paylaşımı mücadelesi içersindeydiler. Mısır, Sudan, Güneydoğu Asya gibi
bölgelerde İngiltere ile giriştiği bu mücadelelerde başarısızlığa uğrayan
Fransa, bu nedenle Avrupa'da da prestij kaybına uğruyordu. Buna karşılık
Almanya'nın hızla silahlanması Fransa'ya İngiltere ile ilişkilerini
düzeltmeye yöneltti. Üçlü İtilaf'ın son halkası 1907 İngiliz-Rus
Antlaşmasıdır. Bu antlaşmada esas olarak iki ülke arasında sürmekte olan
sömürgecilik mücadelelerini sona erdirme niteliğini taşıyordu. XIX. yy.
başlarında Boğazlar üzerinde başlayan İngiliz-Rus rekabeti, sonradan Orta
Asya ve Uzakdoğuya da sıçradı. Özellikle Rusya'nın İran, Afganistan ve
Tibet ile ilgilenmesi, İngiltere tarafından doğrudan Hindistan'a yönelik
bir tehdit olarak algıladı. Sonuç iki ülkenin Çin'de sürdürdükleri
mücadelede Japonya'yı Rusya üzerine saldırtarak büyük bir yenilgiye
uğramasına neden olan İngiltere başarılı oldu. Bunun üzerine Almanya ile
arası bozulan Rusya İngiltere'ye yaklaşmak zorunda kaldı.

Üçlü İttifak, 1882
I.D.S. öncesinde oluşan koalisyonlardan birisi. 1862 yılından başlamak
üzer önce Rusya sonra da Almanya dış politikalarını Fransayı yalnız
bırakma stratejisi üzerine kurmuşlardır. Bu amaca yönelik olarak 1872'de
Alman, Avusturya-Macaristan ve Rus imparatorları biraraya gelerek Birinci
Üç İmparatorlar Ligi'ni oluşturdular. Bunun ardından Avusturya ile
ilişkilerini daha da geliştiren Otto Von Bismarck, 1879'da
Almanya-Avusturya ittifakını güçlendirdi. Bunun hemen ardından da Rusya'yı
güçlendirmek için 1881 yılında İkinci Üç İmparatorlar Ligi'ni oluşturdu.
Fakat Balkanlar'kaki Rusya-Avusturya rekabeti nedeni ile ittifak kısa bir
süre sonra dağıldı. Bu gelişmelerin ardından, İtalya'nın Akdeniz
bölgesinde Fransa ile giriştiği rekabet, Üçlü İttifak'ın doğuşunu
hazırladı. Özellikle Tunus sorunu yüzünden Fransa ile arası açılan İtalya,
Almanya gibi güçlü bir müttefike ihtiyaç duyuyordu. Birmarck ise Fransa
ile sorunu olan her ülkeyi desteklediği gibi, İtalya'yı da destekliyordu.
1879 Almanya-Avusturya ittifakı nedeniyle Almanya ile Rusya'nın ilişkileri
iyi değildi.
Üçüncü Reich (The Third Reich)
1933-1945 yılları arasında Almanya'da Nazi rejimine Nazilerce verilen ad.
Nazi öğretisinde Kutsal-Romo German imparatorluğu (962-1086) Birinci
Reich'tir. 1871'de Birmarck'ın önderliğinde Alman birliğinin sağlanması
ile ortaya çıkan ve 1918'de II. Wilhelm'in tahtan inmesiyle son bulan
Alman imparatorluğu II. Reich'tir.

Vandenberg Kararı, 1948
ABD'nin güvenliğini ilgilendiren ve karşılıklı yardıma dayanan bölgesel ve
diğer ortak anlaşmalara katılabilmesini mümkün kılan karar. ABD, Monroe
Doktrininden beri Avrupa ülkeleriyle ittifaka girmiyordu. Yalnızcılık
politikası uyguluyordu. Batı Avrupa Birliği'nin kuruluşunun hemen ardından
Sovyetlerin Berlin Sorununa ilişkin çıkarları karşısında Senatör
Vandenberg 1948 Nisan'ında Senatoya bir karar tasarısı sundu. Bu tasarıya
göre ABD Başkanına bölgesel ve diğer ortak anlaşmalara katılma yetkisi
veriliyordu. Bu teklif, 11 Haziran 1948'de kabul edildi ve bu karara
Vandenberg Kararı denildi. Bu karar ile ABD, 1823'ten beri esas olarak
uyguladığı politikasını resmen terketti.

Varşova Antlaşması, 1970
Almanya Polonya sınırını belirleyen antlaşma. 7Aralık 1970'te imzalanan
antlaşmaya göre Almanya ile Polonya arasındaki sınır, Oder-Neisse
nehirlerinin oluşturduğu sınır olarak kabul ediliyordu. Bu sınır bir kısım
Alman toprağını Polonya'ya vermekteydi. Taraflar birbirlerine yönelik
olarak kuvvete başvurmamayı taahhüt ediyorlardı. Bu antlaşmanın yürürlüğe
girmesi, ABD, İngiltere ve Fransa'nın isteği üzerine, Berlin konusunda
yapılacak dörtlü bir antlaşmaya bağlı tutulmuştur. Antlaşma, ülkelerin
Dışişleri Bakanlarının 3 Haziran 1972'de metni paraf etmelerinden sonra
yürürlüğe girmiştir.

Versailles (Versay) Barış Antlaşması, 1919
28 Haziran 1919 tarihinde imzalanmıştır. 440 maddelik antlaşma ile
Almanya, Alsace-Loraine ve Saar bölgelerini Fransa'ya bıraktı. Ancak Saar
bölgesinde 15 yıl sonra plebisit yapılacak, hangi devlete bağlanacağı
kesin olarak o zaman kararlaştırılacaktı. Polonya'ya Poznan ve Batı Prusya
verildi ve böyle Polonya denize çıkmış oldu. Danzig, Milletler
Cemiyeti'nin himayesi altında serbest bir şehir haline geldi. Belçika'nın
tarafsızlığı kaldırıldı. Almanya, Avusturya, Polonya ve Çekoslovakya'nın
bağımsızlıklarını tanıdı ve Almanya'nın Avusturya ile birleşmesi
yasaklandı. Almanya bütün deniz aşırı topraklarından vazgeçti.Bu
sömürgelerde Milletler Cemiyeti'nin denetimi altında "Mandat" sistemi
kuruldu ve İngiltere, Fransa, Belçika ve Japonya mandater devlet oldular.
Almanya çok sınırlı bir orduya sahip olacaktı ve zorunlu askerlik sistemi
kaldırıldı. Bütün savaş gemilerini itilaf devletlerine verdiği gibi,
bundan böyle denizaltı ve uçak da yapamayacaktı. Bunun yanında Almanya'ya
"tamirat borcu" adı altında savaş tazminatı da yüklendi.
Vesayet Rejimi
Belirli ülkelerin bağımsız bir devlet kurana değin, Birleşmiş Milletler'in
(BM) gözetim ve denetimi altında başka devletlerce yönetilmelerini öngören
hukuksal statü. Vesayet rejimi altında bir ülkeyi yöneten devlet, ülkede
yaşayanların siyasal, ekonomik ve toplumsal bakımdan gelişmelerini
sağlamak, ülkenin özgür koşullarını, ülke halkının özgürce dile getirdiği
amaçları ve vesayet rejimi antlaşmasındaki hükümleri göz önünde
bulundurarak kendi kendini yönetme ve bağımsızlık yönündeki ilerlemeyi
kolaylaştırmak, ırk cinsiyet, dil ve din ayrımı gözetmeksizin herkesin
insan haklarından ve temel özgürlüklerden yararlanmasını güvence altına
almakla yükümlüdür. Vesayet rejiminin gözetim ve denetimi konusunda BM'nin
bir organı olarak Genel Kurul'a karşı sorumlu olan Vesayet Meclisi görevli
kılınmıştır.
Vesayet rejiminin hangi ülkelerde uygulanacağı konusu Birleşmiş Milletler
Antlaşmasının 77. maddesinde belirlenmiştir. Buna göre vesayet rejimi
uygulanabilecek ülkeler 3 kategoriye ayrılmaktadır: a)Manda yönetimine
bağlanmış ve bu yönetimin sürdüğü ülkeler, b)II. Dünya Savaşı sonunda
düşman devletlerinden ayrılabilecek ülkeler, c)Yönetiminden sorumlu
devletlerce isteyerek bu rejime bağlanacak ülkeler.
Birleşmiş Milletler Antlaşmasının 79. maddesi vesayet antlaşmasının ilgili
devletlerce yapılmasını gerektirir. Yapılan vesayet antlaşmalarının
yürürlüğe girmesi için BM Genel Kurulu'nda onaylanması gerekmektedir.
Ayrıca vesayet altındaki ülkelerin yönetimi ile görevli olan devletler
Genel Kurul'a her yıl vesayet rejimi uygulanan ülkelerle ilgili raporlar
sunmak ve Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi'nin tavsiyelerini gözönünde
bulundurmak zorundadır.
Vesayet Konseyi, Örgüt'ün altı ana organlarından biridir. Ancak vesayet
altında ülke kalmaması nedeniyle Vesayet Konseyi'nin fiilen hiçbir görevi
kalmamıştır.
Vichy Hükümeti
14 Haziran 1940'da Paris'in işgal edilmesiyle birlikte, Fransa'da 3.
Cumhuriyet tarihe karıştı ve Petain geçici dönemi başladı. Başlangıçta,
Petain bir ambargo hazırladığını ve bunu halkın oyuna sunacağını
söylediyse de, böyle yapmayarak Fransa'yı kanun hükmünde kararnamelerle
yönetmeye başladı. 1940 Ağustos'unda meclisi feshederek Vichy'yi başkent
yaptı.Ve bir cins diktatörlük başladı. Kendini Devlet Başkanı ve Dışişleri
Bakanı Pierce Caval'ın halefi ilan etti. Fransız devriminin özgürlük,
eşitlik, kardeşlik ilkeleri yerine iş, aile, vatan ilkelerini koydu.
Petain, zaman geçtikçe daha da ileri giderek, Nazi yönetimine benzeyen
Yahudi aleyhtarlığı güden bir rejim kurdu ve bir cins Fransız "Führeri"
haline geldi.

Vietnam Savaşı
Eski Fransız kolonisi olan bir kısım Hindiçini topraklarındaki Vietnam,
Vietminh isimli ihtilalcilerin Fransız kuvvetlerini Dien-Bien-Phu
Kalesi'nde mağlup etmelerinden sonra toplanan 1954 Cenevre Konferansı ile,
sonradan birleştirici seçimler yapılmak üzere, 17.nci enlem boyunca "Kuzey
ve Güney" olarak ikiye bölünmüştü. Bu bölünme zamanla yerleşerek kuzeyde
Vietnam Halk Cumhuriyeti (Başkent Hanoi) güneyde de Vietnam Cumhuriyeti
(Başkent Saygon) şeklinde devam etti. Bu ikinci devletin bazı
bölgelerinde, kuzeyle birleşme taraflısı komünist eğilimli (Vietkong)
gerillaların başlattıkları bir iç savaş zamanla büyüdü ve ABD Güney
Vietnam'a yardıma başlarken, Kuzey Vietnam da Vietkong'a yardım ediyordu.
1965'ten sonra ABD kuvvetleri gittikçe buradaki güçlerini ve
faaliyetlerini artırıp, kuzeyden gelen müdahale karşısında bu topraklara
karşı da askeri harekata girişti. Öte yandan, Rusya ve Çin de Kuzey
Vietnam'ın ormanlık ve bataklık arazilerde yürüttüğü savaşlarda, iklimin
ve muson yağmurlar gibi durumların sağladığı avantajlar büyük ölçüde idi
ve bölgede çokbüyük (bir ara 500 binden fazla) ve iyi donatılmış askeribir
güç bulunduran ABD ve ayrıca Güney Vietnam kuvvetleri, karşı tarafa ağır
kayıplar verdirmelerine rağmen, kendileri da zaman zaman çok zor
durumlarda kaldılar, bir çok ABD vatandaşı Vietnam Savaşı'na katılmamak
için askere girmeyi reddetti (sayılarının 30 bin kadar olduğu açıklandı),
ayrıca bir kısım askerler de tarafsız ülkelere (İsveç gibi) sığındılar.
Öte yandan, kesin bir askeri galibiyete ulaşamayan ABD kuvvetleri,
Vietkong'un kuzeyden gelen yardımı Kamboçya topraklarında "Ho Şi Minh
Yolu" denen yoldan gizlice alması karşısında, bu ülke topraklarında
şiddetli hava bombardımanı uygulamaktaydılar.
Savaşın uzaması ile dünya ve ABD komuoyundaki tepkiler üzerine taraflar
Paris'te ateşkes görüşmelerine giriştiler ve Amerika'nın bir kısım
kuvvetlerini çekmeye başlaması üzerine, 1973 başlarında Paris'te anlaşma
imzalandı ve ateş kesilerek, Birleşmiş Milletler Kuvvetleri durumu
denetleme görevi aldılar. Fakat buna rağmen, zaman zaman ve yer yer
çatışmalar patlak vererek bir çok kişi ölmeye devam etmiştir. Nitekim
Paris antlaşmasından sonra yaklaşık 100 bin kişinin daha hayatını
kaybettiği bir çok kaynaklarca ileri sürülmektedir.
Vietnam'da çeşitli dönemlerde çarpışan ABD askerlerinin toplam sayısı 2,5
milyona yakındır. Bu savaşta ABD uçakları 850 bin ve helikopterleri ise 2
milyon kadar hücum yapmışlardır. Bu hücumlarda atılan bombalar toplamı 6
milyon ton kadardır. (İkinci Dünya Savaşı'nda ABD uçaklarının attığı
bombaların üç katı)
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'nda yaptığı masraflar 288 milyar dolar
kadardı. Vietnam Savaşı da 150 milyar dolara mal olmuştur. (Bu miktar
savaş borçları faizleri, ölenlere tazminat ve yaralılara ödenen maluliyet
paraları ile 300 milyar dolardır.) ABD 3700 kadar uçak ve 4800 kadar
helikopter kaybetmiştir.
1975'te Komboçya'da yoğunlaşan gelişmelere paralel olarak Vietnam'da da
benzeri bir durum ortaya çıkmış, komünist kuvvetler yoğun taarruzlara
girişerek bir çok şehri süratle ele geçirmişler ve Nisan sonunda da
Başkent Saygon'a girmişlerdir. Bu durumda mevcut hükümet teslim olarak
reji yıkılmış ve 35 yıldır çeşitli biçimlerde süregelen Vietnam'daki
savaşlar sona ermiştir. Daha sonra Kuzey ve Güney Vietnam tek devlet
haline gelmiştir.
Vietnam'daki savaşlar tarihte rekor sayılacak savaşlardan biri olmuştur.
Nitekim 1941'de işgalci Japonlara karşı ilk savaşlar başlamış ve 1945'de
Japonların çekilmesinden sonra eski Fransız koloni idaresi yeniden
kurulmuş, buna karşı bağımsızlık hareketleri başgöstermiş ve kuzeyden
kurulan devlet ile Fransızlar arasındaki kanlı savaşlar Fransızların
mağlubiyetiyle sonuçlanmış, 1954'de Cenevre Antlaşması'na rağmen durum tam
düzelmeyerek 1961'de ABD'nin askeri müdahalesiyle son savaş dönemine
girilmiştir.
Bu savaşlar 3,5 milyon kadar insan ölmüştür. Bu rakamdan daha yüksek
sayıda da insan yaralanmıştır. ABD askerlerinden 56 bin kadarı ölmüş, 300
bin kadarı yaralanmış, ABD'nin masrafları ve kayıpları 150 milyar dolar
kadar olmuştur. (Daha önceki savaşlarda da Fransa 92 bin kişi kadar ölü ve
yaralı vermişti).
Viyana Görüşmeleri (1975-1976): bkz. Kıbrıs Sorunu
Viyana Kongresi, Ekim 1814-Haziran 1815
Fransız Devrimi sonrasında Avrupa'da ortaya çıkan sorunlara ilişkin
görüşmelerin yapıldığı kongre. Fransız Devrimi'ni izleyen çağ "ulusçuluk
çağı" olarak nitelenmektedir. Çok uluslu Avusturya İmparatorluğu Başbakanı
Franz von Metternich, tehlikeli gördüğü ulusçuluk akımının ortaya
çıkarabileceği sorunların çözümlenmesi için, Avrupa'nın tutucu güçlü
devletlerinin ortak hareket etmelerinin ortamını sağlamak amacındaydı. 1
Ekim 1814'te başlayan kongreye, Rusya, İngiltere, Avusturya, Prusya ve
Fransa dışında tüm Avrupa devletleri yüksek düzeyde temsilciler ile
katıldılar. Komisyonlar biçiminde çalışmalarını yürüten bir uluslararası
kongrenin ilk örneği olması açısından ilginç ve önemlidir.
Osmanlı imparatorluğu Viyana Kongresi'ne katılmamıştır. Çünkü Osmanlı
İmparatorluğu böyle bir konferansat Balkan sorununun gündeme geleceğinden
ve ödün vermek zorunda kalmasından korkuyordu. Ayrıca Avusturya'nın
"toprak bütünlüğünü garanti etme" önerisini de iyi karşılamıyordu. Viyana
Kongresi kararlarının en önemli maddeler şunlardır: Fransa'nın 1792
sonrasında ele geçirdiği tüm toprakları geri alınıyordu. İngiltere
Malta'yı ve Yeni adaları, Hollanda'ya ait olan Cope Colony'yi, Seylan'ı
Honduras'ı, Guyan'ı ve Trinidat'ı, Danimarka'dan de Helgoland'ı alıyordu.
Rusya, Finlandiya'yı, İsveç, Norveç'i alıyordu. Prusya Posen bölgesini,
Saksonya'nın önemli bir bölümünü, Ren'in batı kıyılarını alıyordu.
Avusturya'da topraklarını genişletiyordu. Belçika Hollanda'yla birleşerek
Niederland adlı bir devlet oluşturuyordu. Almanya otuz sekiz devletli
Germen Konfederasyonundan oluşacaktı.
İtalya parçalanıyordu, esir ticaret yasaklanıyordu, bunun uygulanması
taraf devletlere veriliyordu; uluslararası nehirlerde ilke olarak ticaret
ve ulaşım serbestisi tanınıyordu.
Viyana Kongresi Avrupalı devletlerin aralarındaki sorunları toplantılar
yoluyla çözme girişimlerinin başlangıcı oldu. Ayrıca, Avrupa kökenli
klasik uluslararası hukukun geliştirilerek nispeten sistematize edildiği
dönemin bşlangıcı olarak da kabul edilir. Diğer yandan, Viyana Kongresi
ile ortaya çıkan Avrupa Ahengi Sistemi çerçevesinde belirginleşmeye
başlayan uluslararası hukuk sistemi ise, bu "ahengi" sağlayan temel
aktörler olan büyük devletlerin "güdümünde" bir niteik taşımaktadır. Genel
Hatları ile I. Dünya Savaşına kadar süren dönemde, uluslararası hukuk
kurallarının oluşması, başta Viyana Kongresi olmak üzere devletler
arasında yapılan antlaşmalar çerçevesinde gelişmiştir.

Vladivostok Antlaşması, 1974
Amerika Birleşik Devleti Başkanı Gerald Ford ile Sovyetler Birliği lideri
Leonid Brejnev arasında 23-24 Kasım 1974'de gerçekleşen zirvede imzalanan
antlaşma. Vladivostok Zirvesi, stratejik silahların sınırlandırılması ve
SALT II doğrultusunda yeni ve önemli bir adım oluşturdu. Zirve sonunda
yayınlanan "demeç" ve "bildiri"de bu konudan hiç söz edilmedi. Fakat daha
sonra yapılan açıklamalarda belirtildiğine göre taraflar zirvede
"saldırgan" füzeler konusunda bir sınırlama anlaşmasına varmışlardır. Buna
göre, "taşıyıcı" (delivery vehicle) denen, kıtalararası (ICBM) ve deniz
altından atılan (SLBM) füze sayısı her iki taraf içinde en çok 2400 olarak
tesbit edilmiştir. Bunlardan ancak 1320 tanesi çok başlıklı füze (MIRV)
olabilecekti. Bu antlaşma 31 Aralık 1985 tarihine kadar geçerli olacaktı.

Washington Deniz Kuvvetleri Sınırlandırma Antlaşması, 6 Şubat 1922
Deniz kuvvetlerini sınırlamaya ilişkin antlaşma. Bu doğrudan doğruya
Uzardoğu meselelerinden doğmuş olup Uzakdoğu'da Japonya ile Birleşik
Amerika arasındaki rekabetle yakından ilgilidir. Uzakdoğu meselesini ele
almak üzere bu bölge ile ilgili devletler 1921 Kasım'ında Washington'da
biraraya geldi. Konferans, birçok anlaşma imzalanarak 6 Şubat 1922'de sona
erdi. 6 Şubat 1922'de Birleşik Amerika, İngiltere, Japonya, Fransa ve
İtalya arasında "Deniz Silahlarının Sınırlanması" anlaşmazı imzalandı. Bu
anlaşma ile 35.000 tonu geçmiyecek olan ve capital ships denen büyük
gemiler bakımından her devletin sahip olabileceği deniz gücü
sınırlanmıştı. Bu sınırlama ile Birleşik Amerika 525.000, İngiltere
525.000, Japonya 315.000, Fransa 175.000 ve İtalya da 175.000 tonajında
büyük gemilere sahip olacaktı. Bunun oran olarak ifadesi sırasıyla, 5, 5,
3, 1,67 ve 1,67 dir.
Uzakdoğu'daki Japon emperyalizmi bu antlaşma ile bu emperyalizmin
vasıtaları bakımından sınırlanmış ve frenlenmiş olmaktaydı. Lakin
antlaşmanın en az bunun kadar önemli bir başka tarafı da İngiltere'nin
Trafalgar'dan beri elinde tuttuğu rakipsiz deniz üstünlüğünü şimdi ilk
defa Amerika ile paylaşmasıydı. Şüphesiz bu da Amerikan için başka bir
zaferdir.
Bu antlaşmalarla İngiltere de, Japonya ittifakından ayrıldıktan sonra
Uzakdoğu'da Birleşik Amerika'ya dayanmaya başlayacaktır.

Washington Konferansı, 1943
11 Mayıs 1943'te Churchill ve Roosevelt arasında yapıldı. Konferansta
savaşın genel stratejisi, Japonya'ya karşı savaşın hızlandırılması,
Birmanya'da Japonya'ya karşı saldırının başlatılması, havadan Çin'e yardım
ve Almanya'nın işgali için gereken tedbirler görüşüldü.

Watergate Skandalı
Amerikan iç politikası ve dünya kamuoyunda önemli yankıları ve sonuçları
olan siyasal casusluk olayı. 1972 Haziran'ında, Washington muhalefet
partisi olan Demokrat Parti'nin seçim işlerini yürüttüğü merkez olarak
kullanılan Watergate binasına, iktidar partisi ve Başkan Nixon'un yakın
adamlarının tertibiyle gizlice dinleme cihazı yerleştiren 7 kişilik bir
grubun yakalanması olayı, önceleri bir basit hırsızlık sanıldı ise de
gazetecilerin kurcalaması üzerine daha sonra siyasi amaçlarla yapıldığı,
Başkan Nixon'un bu faaliyetten haberi olduğu ortaya çıktı. Ancak Nixon
uzun süre, bu olayla hiçbir ilişiği olmadığını, hiç bir emir vermediğini
ve bilgisi bulunmadığını iddia etti. Bu arada, olayı soruşturma işine
bakan bir savcı da azledildi. Bir kısım diğer karışık olaylar üzerine,
Amerikan Kongresi Başkan'ın yargılanması için dokunulmazlığını kaldırma
eğilimi gösterince, Nixon gizlediği Beyaz Saray'daki konuşmalara ait bir
kısım ses bantlarını mahkemeye tevdi etmek zornda kal ve bazı yerleri
silinmiş veya bozulmuş olmasına rağmen, bantlardan Nixon'un bu işten
haberi olduğu ve yalan söylediği anlaşıldı. Bu durum, kamuoyunu ve
parlamenterleri daha çok etkiledi, Başkan Nixon ikisene direndikten sonra
Ağustos 1974'de istifa etti, yerine yardımcısı Gerald Ford geçti ve kısa
bir süre sonra hastalanan Nixon'u yargılamaktan affetti.

Weimar Anayasası
Almanya'da I. Dünya savaşının ardından yapılan meclis seçimlerinden hiçbir
parti çoğunluğu sağlayamadıysa da, büyük Sosyal Demokrat Partisi meclisin
en güçlü partisi haline geldi. Sosyal Demokratlar, Merkez Partisi ve
Liberal Demokratlardan oluşan bir koalisyon, Kurucu Meclise egemen oldu.
Meclis'in Goethe'nin kenti olan ve liberalizmin simgesi haline gelmiş
bulunan Weimar kentinde yaptığı toplantılarda liberal bir avukat olan Hugo
Preus'a son derece liberal bir anayasa hazırlattırıldı. Büyük ölçüde
Amerikan, Fransız ve İsviçre anayasalarından esinlenerek hazırlanmış
bulunan Weimar Anayasası 31 Temmuz 1919'da kabul edildi. Ana hatlarıyla 7
yıllık bir süre için seçilen bir Cumhurbaşkanı, iki meclisli parlamento,
nisbi temsil ve eyaletlerin Federe yetkilerini öngörüyordu. Ulusal Meclis,
1920 ilkbaharına kadar Weimar'da kaldı, sonra Berlin'e taşındı. Böylece
Almanya'da Hitler'e kadar sürecek olan Weimar dönemi başladı. Bu anayasaya
uygun olarak kurulan hükümetlere egemen olan Sosyal Demokratlar, merkez,
merkez-sol ve liberal partilerle sürekli koalisyonlar kurdular.
Westphalia Barışı, 1648
Avrupa'da otuz yıl savaşları bitiren barış antlaşması. Bu savaşları
bitirecek olan konferans, Avrupa'nın ilk en büyük konferansı sayılabilir.
En önemli özelliklerinden biri, daha önceki uluslararası toplantılar dini
nitelikteyken, Westphalia'nın devlet, savaş ve iktidar sorunlarının
tartışıldığı laik bir konferans olmasıdır. O kadar ki, Papalık temsilcisi
dinlenmediği gibi, Papa'ya da imzalattırılmamıştır. İkinci olarak
Kilise'nin gücü sınırlandırılmış, Augsburg Barışı'nın hükümleri yenilenmiş
ve Almanya'da Katoliklik, Protestanlık ve Calvinizm geçerli dinler haline
gelmiştir. Üçüncü olarak, uluslararası hukuk bakımından da Kutsal Roma
İmparatorluğunun parçalanmış olduğu doğrulanmıştır. Hollanda ve İsviçre
üzerinde herhangi bir hak iddiası kalmamış, İsviçre bağımsızlığını
kazanmıştır.
Westphalia Barışı ile 300 kadar Alman devleti hemen hemen hükümran siyasal
birimler oldular. Üye devletlerin rızası olmadıkça imparatorluğun vergi ve
asker toplamayacağı, kanun koyamayacağı, savaş ilan edemeyeceği ve barış
antlaşması imzalayamayacağı hükme bağlandı. Böylece, Avrupa'nın öteki
devletleri mutlakiyetçi monarşi altında birleşir ve güçlenirken, Almanya
ömrü çoktan tükenmiş olan feodal bir karışıklık içine itilmiş oldu. Bundan
sonra Avrupa, kendi yasalarına göre hareket eden, kendi siyasal ve
ekonomik çıkarlarını izleyen, serbestlik içinde ittifaklar kuran ve bozan,
savaş ile barış arasında, güç dengesi kurallarına göre durum değiştiren,
elçi gönderip kabul eden bağımsız ve özgür devletlerden oluşacaktır.
Belirli kurallara göre hareket edenve aralarında düzenli ilişkiler bulunan
parçaların (devletlerin) oluşturduğu bütün, uluslararası sistem, bugün
anladığımız anlamda Westphalia ile doğmuş sayılabilir.

White Planı: bkz. Amerikan Planı
Wilhelm II (1859-1941)
Prusya Kralı ve Alman İmparatoru, Almanya'nın yayılmacı dış siyasetine
önderlik ederek, I. Dünya Savaşı'nın başlamasında önemli rol oynamıştır.
Almanya'nın bir dünya gücü olmasını isteyen II. Wilhelm yayılmacı ve
militarist bir politika benimseyerek Birmarck'ın güttüğü dengeci
politikaya son verdi. 1890'da Bismarck'ın büyük önem verdiği Alman-Rus
Teminat Antlaşmasını yenilemeyerek ilk öneli değişikliği yaptı. II.
Wilhelm'in izlediği yayılmacı siyaset İngiltere ve öteki sömürgeci
devletlerle kaçınılmaz bir çatışmayı beraberinde getirdi.
Haziran 1919'da imzalanan Versailles Antlaşması uyarınca, savaşın
sorumlusu olarak ilan edilen, ancak Hollanda hükümetince geri verilmeyen
II. Wilhelm, ölümüne değin arada yaşadı.

Wilson İlkeleri: bkz. Ondört Nokta Programı
Yarım Savaş Doktrini (Half War Doctrine)
ABD askeri otoritelerine göre, Soğuk Savaş döneminde ABD bir buçuk savaş
için hazırlanmalıdır. Bu tam savaş Sovyetler ile çıkabilecek bir savaş
olup, diğer "yarım savaş" ise dünyanın hassas bölgelerindeki çatışmalara
katıma durumudur. Bu bakımdan en çok Ortadoğu, Basra Körfezi, Kuzeybatı
Pasifik (Kore ve civarı) hassas ve kritik gözükmekte, ABD'nin dikkatini
çevirerek önem verdiği yerlere acele sevk edilmek üzere özel iklim ve
arazi şartlarına göre yetiştirilmiş, 100 binden fazla askerden ve
araçlarından oluşan bir Acil Hareket Kuvveti (Rapid Deployment Force=RDF)
hazırlanmış ve buna Çöl Ordusu da denmiştir.

Yedi Yıl Savaşları, 1856-1763
Fransa ve İngiltere arasında sömürgeler ve dünya hegemonyası için 1756'da
başlayan ve yedi yıl devam eden savaşlar. Bu savaşlar sonucunda Hindistan,
Afrika ve Amerika'daki Fransız toprakları İngiltere'nin denetimine girdi.
Fransa'nın ekonomisinin dayandığı denizaşırı topraklarının hemen hemen
tümünü elinden çıktı. 1763'te Paris'te barış antlaşması imzalandı, sonuçta
Avrupa'da 18. yy güç dengesi korunmuş ve İngiltere denizlere egemen
olmuştur.

Yeni Delhi Konferansı, 1984
Bağlantısız ülkelerin yedinci zirve toplantısı. 1979 yılında yapılan
Havana konferansında yedinci zirvenin 1982 yılında Irak'ın başkenti
Bağdat'ta toplanması kararlaştırılmıştı. İran-Irak Savaşı, toplantının
Bağdat'ta yapılmasını engelledi. Yedinci zirve, doksan dört ülkenin
katılımıyla 1984 yılının Mart ayında Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de
yapıldı. Dönem başkanlığını Küba lideri Fidel Castro'dan devralan İndra
Gandhi'nin kişisel girişimleri, ülkeler arasında sözkonusu olan görüş
ayrılıklarının bazılarını giderdiyse de, genelde çeşitli ülke grupları
arasındaki siyasi ayrılıklar konferansa damgasını vurdu. Bunun böyle
olduğu sonuç bildirisinde siyasal konuların çok az bir yer tutmalarıyla
anlaşılabilir. Sonuç bildirisinde yer alan ve dolayısıyla bütün ülkelerin
üzerinde anlaştığı konular şunlardır: Zengin ve fakir ülkeler arasındaki
eşitsizliğin azaltılabilmesi için yeni bir uluslararası ekonomik düzenin
oluşturulması gerektiği, Ortadoğu'da Arap Birliği'nin Fez zirvesinde
benimsediği planın uygulanması, İsrail'in, işlediği savaş suçları
dolayısıyla Uluslararası Savaş Mahkemesi'nde yargılanması, nükleer
silahlanmanın durdurulması ve Afganistan'daki yabancı askerlerin geri
çekilmesi.
Yeraltı Nükleer Denemeleri Sınırlandıran Antlaşma, 1974
Amerika ile Sovyet Rusya arasında imzalanan ve yeraltında 150 kiloton'dan
daha güçlü nükleer silah denemesi yapılmasını yasaklayan ve"Eşit"
(Treshold) Antlaşması adını alan 3 Temmuz 1974 tarihli antlaşma. Bu
antlaşmaya göre taraflar, bütün yeraltı denemelerinin durdurulması
hususunda bir anlaşmaya varmak için görüşmelerini sürdüreceklerdir.
Anlaşma, Amerika Birleşik Devletleri Senatosu'nca onaylanmadığı için
yürürlükte değildir.
Yıldırım Savaşı: bkz. Blitzkrieg
Yom Kippur Savaşı: bkz. Ramazan Savaşı
Young Planı, 1929
I. Dünya Savaşı sonrasında Almanya'nın ödeyeceği tamirat borçlarına
ilişkin plan. Owan D. Young tarafından Ocak 1930'da hazırlanan plana göre
Almanya yılda 391 milyon olmak üzere yirmi iki taksit ödeyecekti.
Borçların toplam tutarı 26 milyar dolardı. 1929-1930 dünya ekonomik
bunalımı dolayısıyla Almanya borcunu ödeyemeyeceğini gördü. Böylece planın
yürütülmesi mümkün olmadı.

Yüzdeler Antlaşması, Ekim 1944
Churchill ve Stalin arasında 1944 Ekim'inde gerçekleşen ve amacı Doğu
Avrupa'da etki alanlarının kesin olarak saptanması olan anlaşmayla
İngiltere ve Rusya Doğu Avrupa'da sahip olacakları üstünlüğü yüzdelerle
belirlemişlerdir. Macaristan'da İngiltere %50, Sovyetler %50,
Bulgaristan'da %25, %75; Romanya %10, %90; Yugoslavya'da %50, %50;
Yunanistan'da %90, %10, Churchill'in anılarından yazdıklarında
anlaşıldığına göre, bu anlaşma o andaki savaş durumu düzenlemesiydi ve
imzalanacak olan barış antlaşmalarında değişikliklere açıktı. Gerçek ne
olursa olsun, böyle bir düzenlemenin savaş sonrası gelişmelerini
etkileyeceği açıktı ve öyle de oldu. Sovyetler Birliği Doğu Avrupa
ülkelerinde askeri üstünlüğünü sonuna kadar kullanırken, Yunanistan'a
karışmadı ve İngiltere, Yunan iç savaşında kralcı hükümete tam destek
verirken, Yunan komünistlerine doğrudan yardım yapmadı.

Yüzyıl Savaşları
XIV ve XV. yy.'da Valoisler Fransasını önce Plantagenetler sonra
Lancesterler İngilteresi ile karşı karşıya getiren savaşlara verilen ad.
Geleneksel olarak Fransa tahtı için bir veraset savaşı şeklinde yorumlanan
ve 1337-1433 yıllarıyla sınırlandırılan bu savaşlar aslında gerek bu
yorumu, gerek bu zaman çerçevesini büyük ölçüde aşar. Aslında bu savaşlar,
birbirinden uzun barış dönemleriyle ayrılan ve bu sebeple hedefleri bu
dönem sırasında değişen bir askeri harekat dizisidir.
XIV. yy. ortasında XV.yy. ortasına kadar devam eden şekliyle Yüzyıl
Savaşları'nın orjinalliği, bu savaşlar sırasında modern milletlerin
oluşması, kadrolarının hazırlanması ve güç kazanmalarından gelir. Klasik
bir feodal savaş gibi başlayan Yüzyıl Savaşları, milletle millet arasında
bir savaş olarak sona erdi Tamamıyla Orta Çağa bağlı Batı Avrupa'da
başladı, büyük keşiflerin, Rönesans'ın ve Reform'un arifesinde son buldu.
Yüzyıl Savaşları hem Fransa'da hem de İngiltere'de milli bilinci
uyanmasını sağladı.

Zürih Antlaşması, 11 Şubat 1959
Yunanistan ve Türkiye başbakanlarının Kıbrıs'ta bağımsız bir devlet
kurulması konusundan yaptıkları antlaşma. Yapılan antlaşmada, kurulacak
bağımsız Kıbrıs devletinin uluslararası konumunun ve anayasasının
dayandırılacağı temel ilkeler kararlaştırıldı. Alınan ilke kararları
İngiltere'ye bildirilmeden açıklanmadı. İngiltere'nin antlaşmaya bazı
hükümler eklemesi sonucu Ada'nın statüsü belirlenirken, 19 Şubat 1959'da
yapılan londra antlaşması ile alınan kararlar geçerlik kazandı.

Siyasi Tarih VII

Siyasi Tarih (R-T)


Ruhr Sorunu
Almanya ile Fransa arasında tartışma konusu olan bir bölge sorunu. I.
Dünya Savaşı'ndan sonra Fransa, Almanya ile fizik garantiler peşinde
koşuyor, tamirat borcu konusunda ısrar ediyordu. Kendini daha güvenli bir
konuma getirmek için Almanya'yı "çevreleme politikası" uyguluyordu.
Almanya ise Alsace-Lorrene bölgesinin Fransa'ya verilmesi ile demir
cevheri ihtiyacını ithalat ile karşılamaya başladı. Endüstri bölgesi olan
Ruhr'da yeni demir ve çelik işletmelerinin kurulmasını sağlamaya ve maden
kömürü işletmeciliğini modernleştirmeye girişti. Almanya'nın Fransa'ya
olan tamirat borcunun ödenmesinde aksaklık çıkmaya başlayınca, Fransa 1921
yılında Düsseldorf, Duisburg ve Ruhrort'u işgal etti. Ödemedeki aksaklığın
devam ettiğini görünce, tamirat borcunu kendisi toplamak için Ocak 1923'te
Ruhr bölgesini işgal etti. Ruhr bölgesini kendisi işletecek ve elde ettiği
geliri de tamirat borcundan düşecekti. Daha sonra ortaya çıkacak olan
"Dawes Planı" ile Almanya'nın tamirat borcu taksitlere bölündü ve nihayet
işgal 1925 yılında sona erdi.
Rus Devrimi
Mart 1917'de Rusya'da Çarlık rejimine son verilmesinden sonra Kasım
1917'de başlayan değişim. 1800'lerin sonlarında Avrupa'da toplum içindeki
sınıflar arasında siyasal dengenin sağlanması çabaları, uzlaşmalar yoluyla
bir ölçüde başarılı olmuşsa da, iki grup bu çaba ve arayışların dışında
kalmıştı. Bunlardan birincisi; Batı eğitimi görmüş, bulunduğu ortama
yabancılaşan Doğu Avrupa'nın okumuş kitlesiydi. Toplumdan soyutlanma ve
ondan uzak kalma, Rusya gibi imparatorluklarda oluşmakta bulunan devrim
potansiyelini artırmaktaydı. İkincisi, orta sınıfın siyasal önderliğini
kabul etmeyen fabrika işçileri. Fransız devrimin etkisi ile 1825 Aralık
ayında çıkan Dekamberist ayaklanması Rusya'da büyük yankı uyandırmıştı.
Ayaklanma bastırılmıştı. Fakat işçilerin kurtarıcısı olarak gözüken
Marksizm teorilerinin yayılmasına engel olunamamıştı. Keza, aydınlarda da
bu gibi fikirler yayılmış, varolan otokratik düzenin yıkılması için
mücadele veriyorlardı. Rusya'nın beşte dördünü oluşturan köylüler, toprak
sahiplerinin kölesi durumunda idiler. 5 Mart 1861 tarihinde çıkarılan
"Kurtuluş Kanunu" ile serflik kurumu kaldırılmış ve ortaya bir işçi sınıfı
çıkmıştır. Köylüye yapılan toprak dağıtımındaki bozukluk köylü halkını
tedirgin etmiş, onların çeşitli hareketlere girişmelerine sebep olmuştur.
1870'lerde ortaya çıkan bu hareketlerden biri "Narodnik" ve
"Narodniçestro" hareketidir. Bu hareket hükümetin baskısından dolayı
başarı kazanamadı ve 1881 yılında Rus Çarı II. Aleksandr'ın öldürülmesi
üzerine, bu "Halkçı Hareket" taraftarları ülkeyi terketti. 19. yüzyılda
başgösteren yoksulluk, halkın grevler düzenlemesine neden olmuş, bunun
sonucu olarak da sendikacılık faaliyetleri artmıştır. Bu ortamda Marksist
örgütler arttı. 1895 yılında Vladimir İlyiç Ulyanov (Lenin) tarafından
Marksist nitelikte "İşçi Sınıfının Kurtuluşu için Mücadele Birliği" ve
daha sonra 1898 yılında "Sosyal Demokrat İşçi Partisi" kuruldu. Sosyal
Demokrat İşçi Partisi'nin 1903 yılında yaptığı kongresinde Rusya'da
Marksist devrimin gerçekleştirilmesi ve bunun için de partinin nasıl bir
nitelik kazanacağı sorunu, partide görüş ayrılığına sebep oldular.
Sonraları bu parti Lenin'in önderliğini yaptığı Bolşevik ve Menşevik olmak
üzere ikiye ayrıldı. Bolşevikler, küçük ve devrimci bir elitin denetiminde
sıkı bir parti kurmak isterken, Menşevikler daha geniş ve katılmaya açık
bir örgüt kurmak istiyorlardı. Menşevikler'den Trotsky'nin önderliğinde
1905 yılında Petersburg'da bir ayaklanma oldu. Moskova ve Peterburg'da
"İşçi Sovyetleri" kuruldu. Ayaklanma bastırıldıysa da, Çar II. Nikola bazı
haklar vermeyi ve Rus Meclisi Duma'yı açmayı uygun gördü ve bir seçim
yasası çıkartıldı. Bu durumu etkileyen olaylar yanında, Rusya'nın
yenilgisi ile sonuçlanan Rus-Japon savaşı da sayılabilir.
1917 yılına gelindiğinde Rusya'da vergi sistemi iflas etmiş durumdaydı.
Savaş harcamaları, erimekte olan altın rezerveleri ve dış borçlar ile
karşılanmaktaydı ve Rus halkının tek seçeneği Çarlık rejimine karşı
gelmekti. Ülkenin savaşta da olması durumu gerginleştirdi. Bu ortamda 8
Mart 1917 tarihinde Petersburg'da başlayan gösteri ve grevler genel
ayaklanmaya dönüştü. 12 Mart 1917 tarihinde Petersburg'da "İşçilerin ve
Askerlerin Sovyet"i kuruldu. Üç yıldır aç, silahsız ve bıkkın bir biçimde
savaşı sürdüren ordu Çar'ın yanında yer almadı ve devrimci hareketin
üzerine yürümedi. Yapılan devrim iki aşamalıydı. Mart 1917'deki birinci
aşamada, Sovyet yetkilileri ile Duma temsilcileri arasında yapılan
görüşmeler sonucu Çarlık rejimine son verilmiş ve liberal görüşlü Prens
Lvov'un başkanlığından Bolşevikler hariç hemen hemen bütün siyasal
eğilimli partilerin katıldığı bir koolisyon hükümeti kurulmuştur. Kurulan
hükümetin beklenen barışı sağlayamaması, toprak reformunu
gerçekleştirememesi, işçilerin sorunlarına eğilememesi ve ekmeğe ihtiyacı
olan halkın isteklerini gerçekleştirememesi koalisyonun başarısızlığını
göstermiştir. Bunun sonucu Bolşeviklerin halktaki desteğinin artmasına
oldu.
Devrimin ikinci aşamasında, Lenin'in önderliğindeki Bolşevikler, hemen
hemen tek kurşun bile atmadan 7 Kasım 1917 tarihinde yönetimi ele
geçirdiler. Ordu bunların yanında yer aldı. Böylece Rusya'da Bolşevik
Devrimi gerçekleşti.

Rus-Japon Savaşı, 1904-1905
Rusya ve Japonya arasında sürdürülen ve tarihte en önemli ve uzun vadeli
sonuçlar yaratmış bir savaştır. 1902 yılına gelindiğinde Japonya İngiltere
ile ittifak kurmuş, doğal yayılma alanı olarak gördüğü Mançurya ve Kore
üzerinde var olan Rus etkisini ortadan kaldırmak için bölgeye, göz
dikmişti. Rusya ile yapmak istediği savaşın hazırlıklarını yapıyordu. 1904
yılında bir bahane ile Port Arthur limanına bir baskın yaparak, Rusya ile
savaşa girmiş ve bir buçuk yıl sürecek olan savaşta hem denizde hem karada
Rusya'yı yenilgiye uğramıştır. Savaşın Avrupa'ya sıçramaması için, işe
karışmayan Avrupa devletleri savaşın Uzakdoğu ile sınırlı kalmasını
istemişlerdi. Pasifikte sömürgeci durumu gelen ABD Japonya'nın güçlenmesi
karşısında elinde bulundurduğu adaları tehlikeli duruma düşürmemek için,
Rusya'nın yardımına yetişti. O zaman ABD devlet başkanı olan Theodore
Roosevelt, arabuluculuğa soyunarak, tarafların Portsmouth Barış
Konferansı'na katılmalarını sağladı. Yapılan antlaşmaya göre, Port Arthur
ile Sakhalin adası Japonya'ya verilecek, Ruslar Mançurya'dan askerlerini
çekecek ve buradaki demir ayrıcalıklarını da Japonya'ya devredecekti.
Rus-Japon savaşı uzun vadeli sonuçlar yarattı:
a)Savaştan galip çıkan Japonya'nın tıpkı Batılılar gibi emparyalist bir
devlet olarak ortaya çıkması.
b)Rusya'nın Uzakdoğu'da başarısız olmasıyla, dikkatlerini Balkanlar'a
yöneltmesi. Bunun sonucu olarak da, I. Dünya Savaşı'nın başlaması.
c)Çarlık hükümetinin başarısızlığa uğraması, savaşın yarattığı sıkıntılar,
halkın tepkisine yol açtı ve 1971 yılında yapılacak olan Rus Devriminin
kapısını araladı.
Saar Plebisiti, 1935
Saar bölgesine ilişkin halkoylaması. 28 Haziran 1919 tarihinde Almanya ile
yapılan Versailles Barış Antlaşması "Saar" bölgesini Fransa'ya bıraktı.
Ancak bu bölgede 15 yıl sonra plebisit yapılacak, ve hangi devlete
bağlanacağı kesin olarak o zaman kararlaştırılacaktı. 13 Ocak 1935
tarihinde plebisit yapıldı ve 539.000 Saarlı'dan 477.000'i Almanya ile
birleşme lehinde oy kullanınca 1 Mart 1935'de "Saar" bölgesi Almanya'ya
teslim edildi.

Saint Germain Barış Antlaşması, 1919
I. Dünya Savaşı sonunda iki dünya savaşı arasındaki dönemin özelliklerini
belirleyecek olan Paris Barış Konferansında, bir yenik devlet olarak
Avusturya'ya imzalattırılan antlaşmadır. Antlaşma 10 Eylül 1919 tarihinde
imzalanmıştır. Buna göre, Avusturya, Macaristan, Çekoslovakya ile
Yugoslavya'nın bağımsızlıklarını tanıyacaktı. Önemli toprak parçaları olan
Galiçya Polonya'ya; Hırvatistan; Yugoslavya'ya; Tirol ve Tireste İtalya'ya
ve Bukovina Romanya'ya bırakılıyordu. Avusturya'ya, Almanya'ya olduğu
gibi, kısıtlayıcı askeri hükümler getirildi ve tamirat borcu yüklendi.
Böylece Avusturya'dan zorunlu askerlik kaldırılacak ve ordu 30.000 kişiye
indirilecekti.

Saint Jean De Maurienne Antlaşması, 1917
I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, itilaf devletlerinin (İngiltere,
Fransa ve İtalya) Osmanlı devletinin yıkılması durumunda ortaya çıkacak
olan "toprak mirası"nı nasıl paylaşacaklarını belirleyen antlaşmalardan
biri. Antlaşma Nisan 1917 tarihinde yapıldı. Buna göre, Fransa'ya Adana;
İtalya'ya ise İzmir-Kayseri-Mersin üçgeni arasında bulunan güneybatı
Anadolu bölgesi veriliyordu. Antlaşma, 18 Ağustos-26 Eylül 1917 tarihleri
arasında üç devlet tarafından onaylandı.

Salt: bkz. Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri
Samimi Anlaşma (Entente Cordiale), 1904
Fransa ile İngiltere arasında Nisan 1904'te imzalanan anlaşma. 1900'lere
gelindiğinde denge Fransa'nın aleyhine döndü. İngiltere sömürge elde etme
savaşlarında Fransa'yı yenilgiye uğrattı. Denizaşırı çatışmalarda
Fransa'nın Avrupa'daki durumu zayıfladı. Almanya'nın deniz silahlarında
İngiltere ile arayı kapatmaya başladığı anlaşılınca, sömürge yollarının
korunmasında rekabete tahammülü olmayan İngiltere, 1902'de Japonya'yla
imzaladığı İngiliz-Japon ittifakına bağlı olarak Uzakdoğudan çıkması
muhtemel bir Rus-Japon savaşında, 1894 ittifakına göre Fransa Rusya'ya
yardım ederse, Fransa'ya karşıt bir kamp içinde yeralmak istemedi. Avrupa
ülkeleri arasında silahlanma yarışı başlamış ve Üçlü İtilaf Devletleri
hızla silahlanmaya yönelmişlerdi. Balkanlar'da barış hızla bozulmaktaydı
ve bunun da büyük bir savaşa yolaçabileceği her iki devletce de
anlaşılmıştı. Sonuç olarak İngiltere ve Fransa, yakınlaşmaya zemin
oluşturması için sömürge konularını bu anlaşmaya çözüme bağladılar.
Bu anlaşmaya göre, Fransa Fas'ın siyasal statüsünü değiştirmeme sözü
veriyor, topraklarına katmama yükümlülüğü altına giriyor; buna karşılık
İngiltere Fransa'yı Fas'ta ekonomik, mali ve askeri yenilikler yapabilme
noktasında serbest bırakıyordu. İngiltere de Mısır'ın siyasal statüsünü
değiştirmeyecek, Fransa da İngiltere'nin 1882'de işgal ettiği Mısır'dan
çıkmasını istemekten vazgeçecekti. Bu anlaşmayla aynı zamanda Üçlü
İtilaf'ın ikinci kanadı ortaya çıkmış oldu.

San Fransisco Konferansı, 1945
Birleşmiş Milletler Örgütü'nün kurulması ile sonuçlanan uluslararası
konferans (25-26 Nisan 1945) II. Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Müttefikler
uluslararası bir örgütün kurulması çabalarını yoğunlaştırmışlardı. Bu
örgütün temel ilkeleri, 1944 yılında toplanan Dumbarton Oaks Konferansında
ortaya atılmıştı. San Fransisco Konferansına Müttefiklerin siyasal
amaçlarını ele alan Birleşmiş Milletler Bildirisini imzalamış kırk altı
ülke ile Mihver devletlerine karşı savaşmış yirmi ülkenin temsilcisi
katılmıştır. Konferansta büyük ve küçük devletler arasında çeşitli
anlaşmazlıklar çıktı. Dumbarton Oaks ilkelerine göre kurulacak örgüt büyük
devletlere geniş yetkiler veriliyordu. Konferans'ın çoğunluğunu oluşturan
küçük devletlerin istekleri şunlardı: örgütün bütün ülkelerin eşitlik
ilkesi çevresinde temsil edildiği Genel Kurul'un yetkilerinin
genişletilmesi, uluslararası Adalet Divanı'nın yetkilerinin
genişletilmesi, kurulacak örgüt ile ilgili olarak işleme alınacak
anlaşmayı yorumlama yetkisinin Genel Kurul ya da Adalet Divanı'na
verilmesi, büyük devletlerin "veto" yetkisinin sınırlandırılması. Küçük
devletlerin isteklerinden çok azı gerçekleşmiştir. Konferansın savaşın
devam ettiği bir ortamda yapılması ve Mihver Devletlerine karşı yürütülen
mücadelede büyük devletlerin önemi, onların isteklerinin kabul edilmesini
kolaylaştırmıştır. Konferans 26 Haziran'da elli ülkenin BM Antlaşmasını
imzalanması ile sonuçlanmıştır.

San Remo Konferansı, 1920
I. Dünya savaşından sonra Ortadoğu üzerindeki barış konferansı. 24 Nisan
1920'de San Remo'da açıldı ve burada Avrupa devletleri dağıtılacak
"Mandat"lar üzerinde anlaşmaya vardılar. Suriye'de Fransız, Irak ile
Filistin'de ise İngiliz "Mandat"ını kuran antlaşmaya Balfour Deklarasyonu
da dahil edildi. Böylece yapılan anlaşmalar her yönüyle, self
determination ilkesine aykırı hale geldi. Konferans, ayrıca
Mezopotamya'nın petrol kaynakları sorununu da çözdü. Musul, Fransız etki
alanından İngiliz etki alanına geçirildi ve petrol gelirlerinden Fransa'ya
da pay ayrılacağı kabul edildi. Suriye, Mezopotamya ve Filistinli Araplar,
San Remo'nun kurduğu bu yabancı yönetimine karşı çıktılar ve düzenlemeyi
Wilson ilkelerinin açık bir ihlali olarak değerlendirdiler.

Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması (SEİA)
Türkiye Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri arasında 11 Aralık 1980
tarihinde yürürlüğe giren, beş yıllık süreler ile yenilenen antlaşma.
Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması'nın ilki 3 Temmuz 1969 tarihinde
gizli olarak imzalandı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, A.B.D.
sözkonusu antlaşma hükümlerine aykırı olarak Şubat 1975 tarihinde
Türkiye'ye silah ambargosu uygulamaya başladı. Bunun üzerine antlaşma
gizliliğini yitirdi ve Türkiye-Amerika'nın üslerini kapattı. Amerikan
ambargosunun Eylül 1978'de kaldırılması ile başlayan görüşmeler sonucunda
29 Mart 1980'de Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması imzalandı.
Hükümetleri açıklanmayan antlaşmanın süresi dolduğunda, Amerikan
yönetiminin antlaşma hükümlerini yerine getirmemesi, silah için verdiği
kredilerin faizlerini düşürmemesi, Kıbrıs konusunda lobilerin etkisinde
kalması gibi nedenlerle antlaşma yeniden ele alındı. A.B.D. Dışişleri
Bakanı George Schultz'un 16 Mart 1987 tarihli bir mektupla, Türk silahlı
kuvvetlerinin güçlenmesine yardım edileceğini, terörizm ile mücadelede
Türkiye ile işbirliği yapılacağını, Türk Silahlı Kuvvetlerinin
modernizasyonu için gayret gösterileceğini, Ortak Savunma Sanayi Yürütme
Komitesi'nin düzenli olarak toplanacağını, iki ülke arasında karşılıklı
ticaretin teşvik edileceğini bildirmesi üzerine, Türkiye Dışişleri Bakanı
Vahit Halefoğlu'nun mutabakat mektubu ile antlaşma 1990 yılı sonuna kadar
uzatıldı. Fesih sözkonusu olmadığı için antlaşmanın yürürlüğü devam
etmektedir.

Schengen Antlaşması, 1990
Avrupa Topluluğu üyesi beş ülke arasında, sınır kapılarındaki polis ve
gümrük kontrollerini 1 Ocak 1992'de bütünüyle ortadan kaldırmayı amaçlayan
antlaşma. Fransa, Almanya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında
Haziran 1990'da imzalanan antlaşmaya göre, Topluluk üyesi olmayan
yabancıların "Schengen Alanı" adı verilen bu beş ülkeye girişlerinde
çeşitli şartlar aranacaktır. Bu antlaşma, Avrupa'nın siyasi birliği
doğrultusunda önemli bir adımdır. İtalya, sınır kontrollerinin yeterince
sağlam olmadığı gerekçesiyle bu alan içine sokulmamıştır. Danimarka bu
antlaşmaya siyasal nedenlerle katılmazken, İrlanda, Yunanistan ve
İngiltere coğrafi nedenlerle bu antlaşmaya uygun olmayan ülkeler olarak
değerlendirildiler. Almanya'nın birleşmesiyle Doğu Almanya da doğal olarak
bu alanın içine girdi. Haziran 1991'de İspanya, Portekiz ve İtalya bu
antlaşmaya katıldılar.

Schuman Planı, 1950
9 Mayıs 1950'de Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman'ın Batı Almanya ve
Fransa'da çelik ve kömür üretimini denetleyecek tek bir organ oluşturması
ve bu ortaklığın diğer Avrupa ülkelerinin üyeliğine ve Birleşmiş
Milletlerin işbirliğine de açık tutulması konusunda önerdiği plan. Robert
Schuman, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nu kuran ve "Avrupa Birleşik
Devletleri"nin kurulması konusunda çaba göstermiş bir kişidir. Robert
Schuman'ın önerisi Fransız hükümeti tarafından "Avrupa'nın birleşmesi
konusunda atılan ciddi bir adım" olarak değerlendirildi.
Dokuz ay süren uzun müzakerelerden sonra, "Avrupa Kömür ve Çelik
Topluluğu" kurulması konusunda ortaya atılan tasarı (Schuman Planı) Batı
Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve İtalya Dışişleri
Bakanlarının katıldığı Paris konferansında kabul edildi (18 Nisan 1951).
Yapılan antlaşmaya göre, üye ülkeler arasında kömür ve çeliğin dolaşımında
var olan bütün sınırlamalar kaldırılacak, üretim ve fiyatların kontrol
altına alınması için, önlemler alınacaktı.
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu'nun ilk başkanı, Fransız ekonomi uzmanı ve
diplomat olan Jean Monnet'ti.
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu 1958 Roma Antlaşmasıyla, "Avrupa Atom
Enerjisi Topluluğu"na (EURATOM) dönüştü.

SEİA: bkz. Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması
Sevres Barış Antlaşması, 1920
I.Dünya Savaşından sonra galip devletlerle İstanbul'daki Osmanlı hükümeti
arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan bir barış antlaşmasıdır.
Sevres, galiplerle öteki Avrupa devletleri arasındaki antlaşmalardan çok
daha ağırdır. Sevres sadece eski, köhne ve yenilmiş bir imparatorluğu
parçalayan bir antllaşma değildir. Sevres, yalnız Türklere bağımsız yaşama
hakkını tanımayan bir antlaşma da değildir. Sevrek Türkler'e "yaşama
hakkını" tanımayan bir barış antlaşmasıdır.
Sevres Antlaşmasına göre, Osmanlı devletinin Rumeli sınırı bugünkü
İstanbul ilinin sınırına getiriliyor ve böylece "Türklerin Avrupa'dan
atılması" ile ilgili yüzyıllık Avrupa amacı gerçekleşiyordu. B. Anadolu
Yunanistan'a; güneyde Mardin, Urfa, Antep ve Amonos dağları Fransa'ya
veriliyordu. Doğuda Beyazıt, Van, Muş, Bitlis ve Erzincan'ı içine alan bir
Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölgede Kürdistan kuruluyordu.
Irak İngiltere'ye bırakılıyordu. İstanbul uluslararası bir kent olacak ve
Boğazlarda donanması, ordusu ve bütçesi olan bir Boğazlar Komisyonu
kurulacaktı. Bütün bunların dışında Osmanlı devletinin askeri gücü de
kolluk kuvvetleriyle sınırlandırılıyordu. Kısaca, Osmanlı devleti İtilaf
devletlerinin ortak bir sömürgesi haline getiriliyordu.

Silahların Denetimi
Silahların geliştirilmesini, denenmesini, konuşlandırılmasını ya da
kullanılmasını denetim altına tutmaya yönelik uluslararası sınırlamalar.
Silahların denetiminin iki ana işlevi vardır: Askeri durumun içerdiği
belirli riskleri azaltarak topyekün savaş olasılığını azaltmak ve
çatışmaların baş göstermesi durumunda serinkanlı politikalar uygulanma
olasılığını artırmak. Silahsızlanma ve silahların sınırlandırılmasından
farklı bir anlam taşıyan silahların denetimi, mutlaka silah üretiminin
yasaklanmasını getirmez. Ama bu alanda kısıtlayıcı bir rol oynayabilir.
Silahların denetimi, askeri politika alanlarındaki karşıt güçler arasında
bir tür işbirliğinin sağlanmasıdır. Bu aynı zamanda, bir ülkenin dünya
güvenliğini desteklemek için tek taraflı olarak savaş gücünü azaltma
kararını da içine alabilir.
1960'lardan bu yana uluslararası politikada toplu bir silahsızlanmadan
çok, silahların denetimine doğru bir eğilim olduğu gözlenmektedir. Bu
konuda ABD ve SSCB başı çekmektedir. Bu antlaşmaların en dikkate değer
olanı nükleer silahların Atmosferde, Dış Uzayda ve Su Altında Denenmesini
Yasaklayan 1963 tarihli Anlaşmadır. Yeraltında Nükleer Denemeleri
Sınırlandıran Anlaşma ve Stratejik Silahların Sınırlandırılması
Görüşmeleri bu kapsamda imzalanan anlaşmalardır.
Siyasi Tarih
Devletlerden, devletlerin ortaya çıkışından, değişme, gelişme,
yıkılışlarından ve devletler arasındaki siyasal ve bir dereceye kadar
ekonomik ilişkilerinden söz eden disiplindir. Bu tanımdan esinlenerek buna
uluslararası ilişkiler tarihi de diyebiliriz. Genel olarak baktığımızda
"siyasi tarih" terimi iki kavramı içermektedir. Bunlar:
1) Devletlerin kuruluşlarını, geçirdikleri gelişmelerini, devlet içindeki
bireylerin ya da grupların çatışmalarını ve devletlerin dünya tarihi
içindeki yer ve önemini inceleyen siyasi tarih;
2) Uluslararası ilişkilerin temel birimlerinin birbirleriyle olan
ilişkilerinin tarihini inceleyen siyasi tarih.

Siyonizm Hareketi
Filistin toprakları üzerinde ulusal bir yahudi devleti kurma amacı taşıyan
milliyetçi yahudi hareketi. Yaklaşık iki bin yıl kadar önce bölgeden
çıkartılan Yahudilerin tekrar bu topraklara dönmeleri için, XVI ve XVII.
yy.'da bir dizi "mesih", hareketleri ortaya çıktı. Fakat Yahudilerin
Filistine dönmesi konusu daha çok XIX. yy. başlarında Hristiyan çevrelerce
gündeme getirildi. Batı'nın laik kültürüne ayak uyduramayan Doğu Avrupalı
Yahudiler, Çarlık yönetiminin Yahudi karşıtı "pogrom (yıkım yada kargaşa)
hareketleri üzerine, Filistin'e yerleştirmeyi özendirmek için Havevei
Sion'u (Sionu Sevenler) kurdular. Bu hareket eski Kudüs tepelerinde,
Sion'da somutlaşan Filistin topraklarına bağlılığın uzantısıydı.
Avrupa'da anti-semitizm hareketinin yaygınlaşması ve Theodor Herzl'in
savunduğu yurt edinme düşüncesi, siyonizme siyasal bir nitelik kazandırdı.
1897 yılında Herzl ve Weizmann'ın öncülüğünde İsviçre'de toplanan Siyonist
Kongre Siyonizmin Yahudi halkının Filistin topraklarında bir yurt
yaratmayı amaçladığını içeren Basel Programını onayladı. Bu dönemden sonra
Filistin'e Yahudi göçü hızlanmıştır. İngiltere siyonizmi bölgede güçlenen
Arap ulusçuluğunu dengeleyecek bir araç olarak görüyordu. I. Dünya
Savaşının başlamasıyla siyonizmin siyasal yönü yeniden ön plana çıktı.
İngiltere'de yaşayan Rus yahudilerinden Weizmann ve Sokolow Filistin'de
Yahudi devletinin kurulmasını öngören Balfour Bildirisinin yayınlanmasında
önemli rol oynadılar. Milletler Cemiyetinin Filistin'i İngiliz Manda
yönetimine bırakan belgesinde de (Temmuz 1922) bu bildiriye gönderme
yapılarak konuya yer verilmiştir. Dünya Siyonist Örgütünün
yönlendiriciliği ile bölgede Yahudi göçü hızlanmış ve Filistindeki Yahudi
nüfusu 1933'te 238 bine yükselmiştir. Filistin'in giderek Yahudi devletine
dönüşümü, Arapları siyonizme ve onun destekçisi İngiliz politikasına karşı
ayaklandırdı. 1929'da ve 1936-1939 arasında Arap ayaklanmaları,
İngilizleri soruna bir çözüm bulmaya yöneltmiştir. Almanya'da Nazilerin
iktidara gelmesi ile göç hareketi hızlanırken, bir çok ülkedeki Yahudiler
de siyonizme daha sıcak bakmaya başladılar. Araplarla Yahudiler arasındaki
gerginliğin giderek artması sonucun, İngiltere sorunu 1947 yılında BM'ye
götürdü. Burada yapılan çalışmalarda Filistin topraklarının bölünmesine
karar verildi. Bu kararın verilmesinden sonra beliren kargaşa ortamında 14
Mayıs 1948'de Tel-Aviv'de toplanan Yahudi Ulusal Konseyi İsrail
Devleti'nin kurulduğunu ilan ederken Siyonizm bölgedeki siyasal amacına
ulaşmış oluyordu.

Soğuk Savaş
II. Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler
Birliği arasında sürdürülen sürekli gerginlik ve sınırlı çatışma
biçimidir. Soğuk savaş, 1917'den başlayan Doğu-Batı çekişmesinin bir
ürünüdür. Bu çekişme II. Dünya Savaşı'ndan sonra daha belirgin hale geldi.
Soğuk savaş geriliminin azaldığı ya da çok yoğunlaştığı dönemler olmuştur.
"Soğuk Savaş" deyimi ilk kez 1947 yılında ABD'li Bernard Baruch tarafından
kullanılmıştır. II. Dünya Savaşından sonra Orta, Doğu ve Güneydoğu
Avrupa'da SSCB'nin etkisi artmaya başladı ve bu bölgedeki ülkeleri bir
ölçüde kendi şemsiyesi altına aldı. Bundan korkan ABD ve İngiltere, Batı
Avrupa'da ve başka yerlerde ve Sovyet yanlısı komünist partilerin iktidara
gelmemesi için çeşitli girişimlerde bulundular. Uyguladıkları Marshall
Planı ile Batı Avrupa ülkeleri ABD'nin nüfuzu altına girerken, Doğu Avrupa
ülkelerinde de Sovyet yanlısı komünist hükümetlerin kurulması ile Soğuk
Savaş doruğa ulaştı. Bunun yanında ABD, Truman Doktrini çerçevesinde, Batı
Avrupa'nın SSCB'ye karşı korunması için çaba harcadı. Bunun sonucu olarak
da NATO (North Atlantic Treaty Organization-Kuzey Atlantik Antlaşması
Örgütü) kuruldu. Buna karşı, SSCB'de Varşova Paktı'nı kurdu ve Çin'de
Sovyet yanlıları iktidarı ele geçirdiler. Böylece soğuk savaşı daha
belirgin hale getiren bloklar oluştu ve çeşitli çatışma konuları ortaya
çıktı. Kore ve Vietnam savaşları, Berlin Sorunu, 1956-59 yılları arasında
Ortadoğu'daki çekişme, U-2 casus uçağı olayı, Küba krizi gibi olaylar
soğuk savaşın doruğunu oluşturdu. Soğuk savaşta blok liderlerinin kendi
blokları içerisinde yer alan ülkelerin içişlerine karıştıklarına
rastlanmıştır. 1962'den sonra (özellikle Küba bunalımından sonra) yavaş
yavaş ortaya çıkan "detant" (yumuşama) dönemiyle karşıt iki blok, yerini
daha karmaşık bir yapıya bıraktı. Yeni bağımsız ülkeler ortaya çıktı.
Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda görüşler vurgulamaya
başladılar. İki blok arasındaki çekişmeyi sona erdirmek için 1975 yılında
iki blok ülkelerinin katıldığı AGİK (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Konferansı) çerçevesinde Nihai Senet imzalandı. Fakat Asya ve Afrika'daki
karışıklığın tırmanması bu detente (yumuşama) sürecini sona erdirdi.
1980'lerin başında yeniden soğuk savaş dönemine girildi. Fakat 1985
yılında SSCB Komünist Parti Genel Sekreterliğine Mikhail Gorbaçov'un
gelmesi ile, iki blok arasındaki buzlar eriremeye başladı. Ve 1989 yılında
Doğu Avrupa'da başlayan rejim değişikliği, ve soğuk savaşı simgeleyen
Berlin Duvarı'nın yıkılması ile II. Dünya Savaşından sonra başlayan süreç
sona ermeye başladı.
Sosyalist Enternasyonel
Sosyalist ve sosyal demokrat partilerin aralarında örgütledikleri birlik.
Bu, II. Dünya Savaşı'ndan sonra sosyalist eğilimli partilerin
başlattıkları örgütlenme girişimlerinin ürünüdür. 1946'da kurulan ve daha
sonra bir danışma organı olan Uluslararası Sosyalist Konferans
Komitesi'nin (COMISCO) girişimi ile Temmuz 1951'de Sosyalist Enternasyonel
kuruldu. Birlikte her partinin bir oyu vardır ve kararlar oybirliği ile
alınır. Birlikte bir hiyerarşik düzen oluşturulmuştur. En yüksek organ
"Kongre", onun altında bütünüyle parti temsilcilerinin yeraldığı alt
örgütler ve on iki ülkenin temsilcisinin oluşturduğu "Büro" bulunmaktadır.
Bu birlik Sovyet türü Komünist sisteme karşı çıkarak demokrat sosyalizmi
savunmaktadır. Birlik, NATO tarafından da desteklenmektedir. Bundan
etkilenerek de insan hakları, demokrasi, genel silahsızlanma, barış içinde
yaşamak gibi noktaları savunmaktadır.
Birlik, Avrupa Birliği çalışmalarına da katılmaktadır. Birliğe Dünya
çapında altmış dolayında sosyalist eğilimli parti üyedir. Türkiye'den
Sosyal Demokrat Halkçı Parti (şimdiki CHP) Haziran 1989'da birliğe üye
olmuştur.

Sovyet Alman Paktı: bkz. Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı
Sovyet-Çin Çatışması: bkz. Çin-Sovyet Çatışması
Sovyet Devrimi: bkz. Rus Devrimi
Soykırım Sözleşmesi
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun dünyada soykırım suçunu önlemek
amacıyla 9 Aralık 1948'de kabul ettiği uluslararası sözleşme. Bu sözleşme
ve taraf olan devletler gerek savaş, gerekse barış zamanında izlenen
"soykırım" (genocide) suçunu bir uluslararası suç saymakta ve bu suçu
önlemeyi bir yükümlülük olarak kabul etmektedir. Türkiye 29 Mart 1990
tarihinde, 5930 sayılı kanunla bu sözleşmeye taraf olmuştur.
Sömürgecilik
Bir devletin egemenliğini başka topraklar ve halklar üzerinde kurması ya
da genişletmesidir. Sömürgeciliğin tarihi çok eskilere gitmektedir.
İlkçağların devletleri de çevrelerindeki güçsüz ülkelerin kaynaklarından
yararlanmak için onları sömürgeleştirirlerdi. Daha sonra, XV. yüzyılın
sonlarında başlayarak çeşitli Avrupa devletleri dünyanın geniş alanlarını
keşif, fetih, ilhak ve iskan etmeye başlamışlardır. Bu, XV. yüzyıldan beri
Avrupa tarihinin önemli bir özelliğidir. Sömürgeciliğe çok yakın olan
Emperyalizm sömürgeciliğin bir biçimidir. Emperyalizm, Avrupa'nın büyük
devletlerinin XIX. yüzyılın ikinci yarısında öteki kıtalar üzerinde
genişlemelerine verilen addır. Bugünkü tanımlanışı ile, Avrupa'da kuvvet
politikasının, devletlerarası sürtüşme ve ekonomik rekabetin denizaşırı
bölgelere yayılmasıdır. Sömürgeciliğin tarihi çok geçmişlere dayansa da,
Avrupa'nın XIX. yüzyılda endüstri devrimi sonucu karşılaştığı ekonomik ve
toplumsal sorunlara çözüm getiren yöntem olarak yenidir. Sömürgecilik
olgusunun temelinde şu unsurlar yatmaktadır: 1) Ekonomik unsur,
2)Demokratik unsur, 3)Güvenlik endişesi, 4)Ulusal itibar ve büyüklük
duygusu. 20. yüzyılda ortaya çıkan iki Dünya Savaşı, sömürgeciliğin
gerilemesi sonucunu doğurmuştur. 1960'larda başlayan hızlı uluslaşma
süreci, hemen hemen sömürgeciliğin sonunu gösteriyordu. Ve 1989 yılında
Doğu Avrupa'da başlayan rejim değişikliği, ve soğuk savaşı simgeleyen
Berlin Duvarı'nın yıkılması ile II. Dünya Savaşı'ndan sonra başlayan süreç
sona ermeye başladı.

Sputnik Olayı, 1957
Sovyetler Birliği'nin 4 Ekim 1957'de yapay bir uyduyu, yani Sputnik'i
uzaya yerleştirmesi. Bu başarı Sovyetler Birliği'nin 1949 yılında atom
gizlerini elde etmesinden sonra, şimdi kıtalararası füze yapımını da
gerçekleştirdiğini vurguluyordu. Sovyetler Birliği o ana kadar, atom
silahına sahip olmasına rağmen, bu silahı ABD'nin topraklarına kadar
fırlatacak teknikten yoksundu. Şimdi bir yapay uyduyu uzaya yerleştiren
Sovyetler Birliği, aynı füzenin ucuna atom silahını da kolaylıkla
yerleştirebilirdi. Bu olay ABD ve NATO'nun stratejilerini temelden
değiştirmiştir. Bu olaytan sonra ABD, Sovyetler Birliği'ne yakın olan
müttefiklerinin topraklarında Orta Menzilli Güdümlü Füze
(IRBM-Intermediate Range Ballistic Missile) yerleştirmeyi düşünmüştür.
Sri Lanka Konferansı, 1976
Bağlantısız ülkelerin devlet ya da hükümet başkanlarının Sri Lanka'nın
başkenti Colombo'da (yeni adı Srilanka) yaptıkları toplantı. 1975 yılında
Peru'nun başkenti Lima'da yapılan Dışişleri Bakanları toplantısında yeni
tam üyelik ve gözlemcilik teklifleri ele alınmış, uluslararası para
sisteminin yeniden düzenlenmesi konusu görüşülmüştü. Bağlantısızlar
Koordinasyon Bürosu'nun 1976 yılı başlarında yaptığı toplantıda aynı konu
önem taşırken, aynı yılın Temmuz ayında Hindistan'ın başkenti Yeni
Delhi'de yapılan bir başka toplantıda da Bağlantısız ülkelerin kitle
iletişim araçları ile ilgili konularda yapabilecekleri işbirliği üzerinde
durulmuştur. Zirveden önce Sri Lanka'nın başkenti Colombo'da yapılan
Dışişleri Bakanları toplantısında konferansa çeşitli statülerde katılacak
ülkeler belirlenmiş ve Koordinasyon Bürosu'nun on yedi olan üye sayısı
yirmi beşe çıkarılmıştır. Konferansta, Bağlantısızlar hareketinin genel
durumu, bazı sömürgelerin bğımsızlıklarına kavuşmaları, Güney Afrika ve
ırk ayrımı sorunu, Ortadoğu ve Filistin sorunu, Hint Okyanusu ve Kore'nin
silahtan arındırılması konuları görüşüldü. Kıbrıs sorununa ilişkin olarak
da, Türkiye'nin tamamen aleyhine bir ifade siyasal bildirgede yer
almıştır.

Stalin, Josif
Asıl adı Joseb Vissarionoviç Cugaşvili (Doğumu 21 Aralık 1879; ölümü 5
Mart 1953). Sovyetler Birliği Genel Sekreteri (1922-53) ve SSCB Başkanı
(1941-53). Çeyrek yüzyıl boyunca sınırsız bir otoriteyle yönettiği SSCB'yi
dünyanın en güçlü ülkeleri arasına sokmuş, Stalinizm adıyla anılan
ekonomik ve siyasal düşünce ve uygulamaları 1980'lerin sonlarına değin
sosyalizm tarihine damgasını vurmuştur. Kurumsal olarak, dünya devrimi
olmadan da Sovyetler Birliği'nin ayakta durabileceği inancıyla "tek bir
ülkede sosyalizm" fikrini ortaya attı. Bu öğreti, işleri çekip çeviren
orta kademe parti kadrolarınca benimsendi.
Stalin, 1928'de Lenin'in Yeni Ekonomik Politikasına (NEP) son vererek,
birbirini izleyen beş yıllık planlarını sıkı merkezi disiplinli altında
hızlandırılmış, sanayileşme programı başlattmıştır. 1937'de SSCB toplam
sanayi üretiminde ABD'nin ardından dünyada ikinci sıraya yerleşti.
II. Dünya Savaşı'nda Stalin hiç umut vermeyen bir başlangıcın ardından
büyük iradesi, enerjisi ve örgütleyiciliği ile savaşan tarafların üst
yöneticilerinin en başarılısı oldu. Bu dönemde Sovyetler Nazizme karşı
zikzaklı bir politika izledi. Savaş içindeki ve sonundaki düzenlemelerde
başrol oyuncularındandı.
Stalin, resmi açıklamaya göre, bir beyin kanaması geçirerek öldü.
Stoica Planı, 1957
1957 yılında Romanya Başbakanı Chivu Stoica, kendi adı ile anılan ve
Balkanlarda işbirliğini savunan bir plan ortaya attı. 17 Eylül 1957
tarihinde açıklanmış bulunan planın önemli noktaları şunlardır:
1-Balkanlardaki ekonomik ve kültürel gelişmenin şu aşamasında, bölge
ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişme ve güçlenme imkanları çok
büyüktür. 2-Balkanların bazı devletleri arasında çözülmemiş anlaşmazlıklar
vardır, ama bunlar işbirliğini engellememelidir. 3-Ekonomik işbirliğinin
geliştirilmesi Balkan ülkelerinin yararına olacaktır ve bu yüzden ortak
ekonomik girişimlerde bulunulmalıdır. 4-Balkan halkları arasında kültürel
bağlar güçlendirilmelidir. Stoica Planın önemli bir özelliği nükleer
silahlardan arındırılmış Balkanlardan söz etmemesidir.
Stoica, 1959 Haziran'ında işbirliği önerisini tekrarladı. Bu önerinin
önceki plandan üç farklı özelliği vardır. 1-Balkanlarda nükleer
silahlardan arındırılmış bir bölge kurulmasını öngörüyordu. Burada amaç
ABD'nin, Türkiye, Yunanistan ve İtalya'ya yerleştirmiş olduğu füzelerdi,
bunların sökülmesini amaç edinmişti. 2-Bu planın arkasında Sovyet desteği
birincisinden çok daha açık ve güçlüydü. 3-İşbirliğinin alanı İtalya'yı da
alacak bir şekilde genişletilmişti.
Stratejik Savunma Girişimi (Strategic Defence Initiatives-SDI)
Yıldız savaşları olarak da bilinir. SSCB'nin olası nükleer saldırısına
karşı ABD yönetimince tasarlanan stratejik savunma sistemi.
SSCB'nin kıtalararası balistik füzelerinin uçuşlarının çeşitli
aşamalarında yok etmeye yönelik olan SDI, üzerinde hala çalışılması ve
geliştirilmesi öngörülen sistemleri gerektirmektedir. Sistemin esası,
uzaya ve yeryüzüne konuşlandırılmış lazer savaş istasyonlarının yok edici
ışınlarını, çeşitli yöntemlerle hareketli Sovyet hedeflerine yöneltmesine
dayanmaktadır. Sistemin bir başka önemli öğesi, havadan ve yerden
fırlatılan füzelere nükleer olmayan öldürücü mekanizmalar ekleyerek,
ABD'ye ait kıtalararası balistik füze siloları gibi ana hedefler
çevresinde yoğunlaştırılmış bir geri savunma kademesinin oluşturulmasıdır.
Ayrıca Sovyet saldırılarını ortaya çıkarmak için yeryüzüne, gökyüzüne ve
uzayayerleştirilecek alıcılarda radar, optik araçlar ve kızılötesi ışın
gibi tehdit algılayıcı sistemler kullanılması öngörülmektedir.
ABD Kongresi 1980'lerin ortalarında konuyla ilgiliçalışmalar için gerekli
fonu onayladı. Ama program, doğuracağı askeri ve siyasal sonuçlar ve
teknik uygulanabilirlik açısından silah uzmanları ve devlet görevlileri
arasında tartışmaya yol açtı. SDI'yi savunanlar etkili bir savunma
sisteminin olası bir Sovyet saldırısını caydıracağını öne sürmektedir.
Programa yöneltilen eleştiriler ise, bu sistemin ABD'yi tümüyle bir
nükleer saldırıdan koruyamayacağı, programın her iki süper gücü hem
savunma, hem saldırı alanında çok pahalı bir yarışmaya sürükleyeceği,
program iki süper gücü de birden fazla antibalistik füze üssünü yasaklayan
1972 tarihli Antibalistik Füze Antlaşması'na ait 1974 Protokolü'nü
tehlikeye düşürecek ve genelde, silahların sınırlandırılmasına yönelik
anlaşmaların gerçekleşme olasılığını zayıflatacaktır.

Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması (START)
1980'de ABD Başkanı olan Ronald Reagan, başlangıçta SALT II antlaşmasına
karşı bir tutum takınmasına karşın, büyük ölçüde NATO'nun Avrupalı
müttefiklerinden gelen baskılar karşısında Stratejik Silahların
Azaltılması Görüşmeleri (START) adıyla bilinen bir öneride bulundu ve ABD
ile Sovyetler Birliği arasında 1982 Haziran'ında Cenevre'de görüşmeler
başladı. Ancak, NATO'nun Avrupaya Cruise ve Pershing II gibi orta menzilli
füzeler yerleştirmesi ve Reagan'ın uzayda füze savunması temeline
dayananStratejik Savunma irişimi (SDI)çalışmalarını başlatması üzerine
Sovyet tarafı görüşmelerden çekildi.
1985 yılında yeniden başlayan START görüşmeleri daha kolay anlaşmaya
varmak için üç ayrı bölüme ayrıldı. Stratejik nükleer silahlar, orta
menzilli füzeler ve uzay silahları. İki önderin 1986 Ekim'inde katıldığı
Reykjavik zirvesinde görüşmeler, Reagan'ın SDI'da ısrarı yüzünden başarıya
ulaşamamışsa da, 1987'de orta menzilli füzeler üzerinde anlaşmaya
varılmasıyla START'ın önündeki engeller kalktı. Sovyetler Birliği, 1989
Eylül'ünde SDI konusunda yumuşamadı ve ABD'nin yeni Başkanı George Bush'a
görüşme önerisinde bulunuldu. İlk önder 1990 Haziran'ında Washington'da
bir araya gelerek START kapsamına giren konularda bir ön anlaşmaya
vardılar. ABD ile Sovyetler Birliği'nin savaş başlıkları sayısının
12.000'den 9.000 dolayına indirilmesi öngörülmekteydi. 31 Temmuz 1991'de
Moskova'da Bush ve Gorbaçov START I Antlaşmasını imzaladılar. Anlaşma, ABD
ve Sovyet stratejik nükleer güçlerinde yaklaşık %25 ile %30 oranında bir
indirime gidilmesini öngörüyordu. Buna ek olarak, anlaşma koşullarına
uyulup uyulmadığını izlemek üzere geniş ve önceden izin almayı
gerektirmeyen bir yerinde denetim sistemi kurulacaktır.

Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT)
Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (Strategic Arms
Limitation Talks-SALT) A.B.D. ile Sovyetler Birliği arasında stratejik
nükleer silahların, fırlatma sistemlerinin ve bunlarla ilgili saldırı ve
savunma silah sistemlerinin denetimi üzerinde anlaşmaya varmak amacına
yönelik çabalardır. SALT görüşmeleri ilk olarak 1969 yılında Helsinki'de
başladı. Başlangıçtaki amaç, tarafların o sırada yapmayı tasarladıkları
füze-karşıtı silah sistemlerinin (Anti-Ballistic Missiles-ABM)
sınırlandırılması ya da tümüyle ortadan kaldırılmasıydı. Daha sonra şu
konular da görüşmeler içine alındı: Nükleer denemeleri kapsamlı bir
biçimde yasaklama, belirli bölgenin silahlardan arındırılması, belirli
tipte nükleer silah fırlatma sistemlerinin sayılarının sınırlandırılması,
çok başlıklı nükleer füzelerin (MIRV) sayısına bir tavan konması,
füze-karşıtı silah depo alanlarının azaltılması ve sınırlı savaşın genel
bir nükleer savaşa doğru tırmanmasından kaçınılması.

Stresa Antlaşmaları, 1935
Almanya'nın Versay Antlaşmasının en önemli hükümlerini tek taraflı olarak
feshetmesi üzerine imzalanan antlaşmalar. Almanya'nın Versay hükümlerine
aykırı bir şekilde silahlanması sonucu Fransa, İtalya ve İngiltere
arasında, 14 Nisan 1935'te Stresa Antlaşmaları imzalandı. Almanya'ya karşı
ortak bir cephe kuran bu antlaşmalar, Almanya'nın hareketini belirtiyor
protesto ediyor, Locarno anlaşmalarına olan bağlılığı ve Avusturya'nın
bağımsızlığını koruma amacını ifade ediyordu.

Süveyş Bunalımı, 1956
Mısır Devlet Başkanı Genel Abdülnasır'ın 1956 Temmuz ayında Süveyş
Kanalını millileştirmesiyle ortaya çıkan bunalım. Bu davranışla, Batı
Avrupa'nın petrol yolu artık Nasır'ın denetimi altına girmiş ve özellikle
Fransa ve İngiltere için çok karlı olan Kanal Şirketi elden çıkmıştır.
Sorunu çözmek için toplanan Londra Konferansı (Ağustos 1956) ve B.M.'den
çözüm çıkmadı. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Kanal bölgesine ortak bir
harekat düzenlemeyekarar verdiler. Bu iki devlet Mısır'a karşı hava
saldırısına giriştiler ve 5 Kasım'da hava saldırısı yerini paraşütçü
birliklerinin indirilmesine bıraktı. ABD ve SSCB bu açık saldırıya karşı
BM'de cephe aldılar. Bu baskılar karşısında önce İngiltere, daha sonra da
Fransa geri çekildi. Mısır bu olaydan sonra Kanal üzerinde tam denetim
sağladı.

Sykes-Picot Antlaşması, 9 Mayıs 1916
I. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı
Devletinin paylaşılmasını öngören gizli antlaşma. 1915'te Arabistan
yarımadasını ele geçiren İngiltere, Osmanlı devletine karşı ayaklanan
Mekke Şerifi Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde
kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Fransa böyle bir plana karşı
çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi.
Rusya'nın onayı ile imzalanan bu antlaşmaya göre; I-Rusya'ya, Trabzon,
Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı, II-Fransa'ya,
Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye
kıyıları, III-İngiltere'ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Güney
Mezopotanya verilecekti ve IV-Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği
topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz
denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak V-İskenderun serbest liman
olacak VI-Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir
uluslararası yönetim kurulacaktır.
Şam Deklarasyonu, 5 Mart 1991
5 Mart 1991'de Irak'ın Kuveyti işgaline karşı oluşturulan Müttefik ülkesi
Dışişleri Bakanları Şam'da biraraya geldiler. Mısır, Suriye ve Körfez
İşbirliği Konseyi ülkeleri arasında yapılan görüşmeler sonunda yer alan
bildirgede "Körfezde güvenliğin sağlanması için bir Arap barış gücü ve
entegre savunma sisteminin kurulması" kararı alındığı belirtilmekteydi.
Şovenizm (Chauvinism)
Aşırı milliyetçilik. Napolyon'un askerlerinden Nicholas Chauvin, liderine
ve ülkesine körü körüne bağlılık göstermiştir. Bu dönemden itibaren de
aşırı nitelikte, başkalarına hayat hakkı tanımayan türden bir
milliyetçilik anlayışı "şovenizm" olarak adlandırılmıştır. II. Dünya
Savaşı öncesinde Nazi Almanyası'ndaki Alman milliyetçiliği şovenizmin
belirgin örneklerindendir.

Tahran Konferansı: bkz. İkinci Dünya Savaşı
Tamamlanmamış Nükleer Yayılma Sistemleri
ABD ve Sovyetler Birliği (Rusya) dışında başka ülkelerin de nükleer güce
sahip olduğu sistem. ABD ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) yanı sıra diğer
güçlerin de minimum nükleer caydırma kapasitesi vardır. Bu sistemde, küçük
güçlerin büyük güçlerle veya birbirleriyle ittifaklar oluşturması
olasıdır. Savaşlar sınırlı nitelik taşımakla birlikte, uluslararası
sistemdeki gerginlik ile yerel ve diğer ülkelerin içişlerine karışma
eğilimi artmakta ve uluslararası hukuk normlarına uyulma eğilimi de
azalmaktadır.

Tarafsızlık Kanunu, 1935
ABD'nin kriz içindeki Avrupa ile diplomatik ilişkilerini belirlemesine
ilişkin kanun. 1933'ten itibaren. Avrupa'nın kriz içinde olması karşısında
ABD, Avrupa diplomasisinin bu krizler içine sürüklenmekten korkmuş ve
yalnızcılık politikasına daha fazla bağlanmıştır. Bunun için 1935 Ağustos
ayının içinde "Tarafsızlık Kanunu" çıkarılmıştır. Bu kanuna göre bir savaş
durumunda Başkan, savaşan taraflara silah ve malzeme satılmasını
yasaklayabilmekteydi.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik