fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2007 Pazar

AB'deki santraller dünyayı zehirliyor

Doğal Hayatı Koruma Vakfı, küresel ısınmaya sebep olan CO2 emisyonlarının yaklaşık yüzde 10'un kaynağını oluşturan 30 enerji santralinden çoğunun İngiltere ve Almanya'da olduğunu açıkladı.

Raporda, Avrupa'daki en çok kirlilik yaratan 30 santralden 10'unun İngiltere'de, 10'unun Almanya'da olduğu, ancak bu listenin başında yer alan ilk iki santralın Yunanistan'da bulunduğu bildirildi.


O Kadar çok sivil örgütleriniz var , o kadar çok kaşınıyorsunuz , Dünyayı da siz yönlendiriyorsunuz , bir çare üretin bir zahmet , Yoksa sizlere bir çare bulacağız.


Kaynak : http://www.zaman.com.tr

12 Nisan 2007 Perşembe

Ancak hainlere öldüğünde kınarlar!

Ancak hainlere öldüğünde kınarlar! ( Bu Tür Gerçekler , ve varyasyonu gerçekleri Askerlerimizden Daha Çok Duymak istiyoruz ! )
Şehit cenazesine katılan Tuğgeneral Karaduman, ABD, Fransa, İngiltere ve AB Parlamentosu'na ağır eleştirilerde bulundu... Karaduman "Onlar, ancak hainler öldüğü zaman kınarlar" dedi. İşte o konuşma!


Şehit cenazesinde konuşan Tuğgeneral Karaduman, "Bugün ABD Senatosu, Fransız Meclisi, İngiliz Lordlar Kamarası, Brüksel AB Parlamentosu, Ermenistan seni katledenleri kınamadı. Onlar, ancak hainler öldüğü zaman kınar" dedi.

BİTLİS’te şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Kaşif Arslan’ın (31) Samsun Havza’daki cenaze töreninde Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Dursun Ali Karaduman, ABD ve AB ülkeleri ile Ermenistan’a sert çıktı. Arslan’ın cenazesi, evinde helallik alındıktan sonra Türk bayrağı ile donatılan cadde ve sokaklardan geçirilerek Mehmetçik Meydanı’na getirildi.

Yol boyunca 5 bin kişi, ’Apo’ya idam’, ’Kahrolsun PKK’, ’Şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganları attı. Şehidin eşi Hale Arslan, 1.5 yaşındaki oğlu Efe’yi şehit eşinin tabutunun üzerine koyup, "Kaşif, oğlun da senin gibi kahraman olacak" dedi. Şehidin İstanbul’da Jandarma Üsteğmen olarak görev yapan ağabeyi Erhan Arslan da kardeşinin kanının yerde kalmayacağını söyledi. Törende İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun başsağlığı telgrafı okununca yuhalandı.

Törende konuşan Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Dursun Ali Karaduman, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde, dış mihraklar ve onların içerideki uzantıları tarafından oynanan oyunun herkes tarafından bilindiğini söyledi ve şöyle devam etti: "Bu oyunu planlayanlar ve onların maşaları iyi bilmelidirler ki; Türkiye Cumhuriyeti devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Mücadelemiz tek bir terörist bile kalmayana kadar sürecek. Bugün ABD Senatosu, Fransız Meclisi, İngiliz Lordlar Kamarası, Brüksel AB Parlamentosu, Ermenistan seni katledenleri kınamadı. Olmadı, olmasın. Onlar, ancak hainler öldüğü zaman kınar, seslerini yükseltirler. Kutsal kanlarıyla sulayarak, yaşadığımız coğrafyayı vatan yapan ve bize emanet eden ölümsüz kahramanlar; ben buradan sizin adınıza tüm hainleri ve destekleyicilerini kınıyorum."

Kılınan namazından sonra şehit Kaşif Arslan, Havza Mezarlığı’ndaki Şehitlik’te toprağa verildi.

Bingöl’de şehit olan piyade onbaşılar Ramazan Özen Adıyaman’da 10 bin kişinin katıldığı törenle, Miktat Sümer ise Gölbaşı İlçesi’nde Merkez Camisi’nde kılınan namazdan sonra Gedikli köyünde toprağa verildi.

Sabah

25 Mart 2007 Pazar

Osmanlı Son Dönemleri Göç Hareketleri

Osmanlı Yıkılış Dönemi Göç Hareketleri

Osmanlı Devletinde görülen başlıca göç tarzı ele geçirilen yerleşim birimlerinin yeniden canlanması amacıyla buralara yapılan nüfus hareketleridir. Osmanlı devletinde nüfus hareketlerine devlet müdahalesi her zaman söz konusu olmuştur. Böylece Osmanlı imparatorluğundaki göç hareketlerinin ağırlıklı olarak devlet eliyle planlandığı ve kontrol edildiği yönündeki belirleme haklı bir bakış açısı kazanmaktadır.

Örneğin 1453 yılında İstanbul’un Bizanslılar tarafından alındığı zaman kent nüfusu yalnızca 50.000 idi Fatih Sultan Mehmet kenti canlandırmak ve nüfusu arttırmak için hemen bir seri önlemleri yürürlüğe koydu.İstanbul’un nüfusunu arttırmak için Anadolu ve Mora yarım adasından nüfus getirildi buralardan getirilen çoğu tüccar ve zanaatkar olan kişilere evler verilmişti.Nüfus kadar nüfusun becerileri de önemliydi 1520 yılına gelindiğinde kent nüfusu alınan önlemler ve imparatorluğun genişlemesiyle artan refah sonucu 400,000’e ulaştı.

Görüldüğü üzere Osmanlı imparatorluğu işgal sonrası nüfus dönüşümüne yönelik politikalar uygulamıştır. Bunun yanı sıra imparatorluğa başkaldırmış grupları cezalandırmada sürgünlerinde göç açısından yeri önemlidir.Ayrıca Osmanlı İmparatorluğunun zayıflamasıyla azınlıkların devlet kurarak ayrılmaları ve imparatorluğun dağılma sürecinde sayısı binlerle ifade edilen göçler olduğu bilinmektedir.bu göçlerin genellikle Türk asıllı insanların yeni kurulan devletlerde uygulanan homojen nüfus yaratma politikaları sonucunda,gördükleri baskıdan kurtulmak amaçlı, yani zorunlu göçler olduğu bir gerçektir.

Osmanlı İmparatorluğunun karşılaştığı ilk dış göç olgusu 1789’da Kırımdan gelen göçle olmuştur.

Kırım, Ruslar tarafından işgal ve tahrip edildiği sırada (1771) 35.000 Kırımlı Türk kılıçtan geçirildi.bu türlü şiddet hareketleri karşısında Anadolu be Balkanlara göçler yapıldı. Bu göçlerin en önemlisi 1789-1790 yılları arasında oldu ve 1800’e kadar devam etti. Böylece yaklaşık 500 bin kişi Kırımdan ayrıldı.

1812 yılında Osmanlı devletinin Rusya’ya karşı Fransa’yla işbirliği yapması sonucu Ruslar Kırım Türklerine yeniden zulüm yapmaya başladılar Bir süre sonra göçlere Nogaylar’da katıldı.

93 Harbinden sonra göç hareketleri tekrar başladı ve toplam 400,000 kişi göç etmiş oldu.

Kuzey Kafkasya’dan Göçler:

Türklerin yoğun olarak bulundukları bölgelerden biri olan kuzey Kafkasya’ya ilk Rus akını 1768’de oldu. Kuzey Kafkasya halkı önce Türklerle birlikte Ruslara karşı savaştı fakat düşman sayısının fazla olmasından dolayı yenilerek 10,000 kişilik bir kafile halinde Anadolu’ya göç ettiler.

1855-1859 yılları arasında Ruslarla yapılan bağımsızlık savaşı sonucu yanilgi alınmasıyla 1855-1863 yılları arasında 295,000 kişi Türkiye’ye göç etti.

1864’te Batı Kafkasya ve Kuban havalisinde Türkler bir ay içinde yurtlarını terk etmek zorunda bırakıldılar. Bir milyondan fazla insanın büyük bir kısmı Ege limanları ve İç Anadolu’ ya gönderildi yaklaşık 400 bin kişi yolda öldü. 1886 yılına kadar yaklaşık 2 milyon insan Türkiye’ ye göç etmek zorunda kaldı. Bunlar arasında Türkler, Avarlar, Çeçenler ve Çerkezler vardır.

Azerbaycan’dan Yapılan Göçler: Azerbaycan’dan yapılan göçler 1800’den başladı.1920 yılına kadar yaklaşık 45,000 kişi göç etti. Kars Ardahan ve Iğdır bölgelerine yerleştiler.

Yunanistan’dan Yapılan Göçler: Cumhuriyetin ilanından sonra ülkemizde görülen en ilginç göç hareketlerinden en ilginç olanı Lozan’da 30 Ocak 1923’te imzalanan ve resmi adı: ”Yunan ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokol” sonucunda ortaya çıkan göçtür. Ulus devletlerin kendi aralarında anlaşarak azınlıklardan değiş tokuş la kurtulmaları bu protokolle devlet hukukuna bir örnek olarak yerleşmiştir. Yunanistan’la yapılan bu mübadelenin ortaya koyduğu sonuç yaklaşık 1 milyon 600 bin kişinin doğup büyüdüğü ve kendisine ait gördüğü yerlerde göçürülmesi olmuştur. Bu şekilde Anadolu da yaşayan yaklaşık 1 milyon 200 bin Rum ‘un ve Yunanistan da yaşayan 400 bin civarında Müslüman’ın karşılıklı değiş tokuş u gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’nin Yunanistan’la yapmış olduğu karşılıklı nüfus mübadelesi ne yazık ki ülkemiz için ekonomik açıdan önemli bir kayıptır. Anadolu’dan giden 1 milyon 200 bin Rumun çoğunluğunun zanaatkar ve ticaret erbabı olması buna karşılık Yunanistan’ dan gelen 400 bin Müslüman’ın tarımdan başka bir şey bilmemesi sorunun önemini ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Yunanistan la gerçekleştirdiği nüfus mübadelesi ulus devlet için homojen bir nüfus oluşturma gayreti olarak görülse bile hiçbir zaman sonuca ulaşmamıştır. Kendilerini Türk milliyeti dışında gören diğer unsurların varlığı bunun en iyi örneğidir.


Ermeni Tehciri :

Birinci Dünya Savaşı sıralarında Ermenilerin savaş sahasında kalmaları ve bazı Zaralı eylemleri yüzünden İttihat ve Terakki Partisi tarafından yerleştirilmek üzere Suriye’ye gönderilmeleridir. Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar Osmanlı topraklarında Ermeni ayrılıkçı ve silahlı grupları propaganda çalışmalarını silahlı eyleme kadar götürmüşlerdir. Osmanlı Bankası baskını ve devlet başkanına bombalı saldırı bunlardan sadece birkaçıdır. Ermeni ayrılıkçı hareketi diğer ülkelerde Osmanlı ile ilişkilerde bir kart olarak görülmüş ve zaman zaman kullanılmıştır. İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer bazı devletler Ermenilerin haklarını gerekçe göstererek çok sayıda olayda Osmanlı Devletinin iç işlerine karışmıştır. Berlin Antlaşması bunun en açık örneğidir. Bazı Ermeni gruplarda bu ilgiyi teşvik etmiş ve bunu iç amaçlarında kullanmak istemişlerdir. Birinci Dünya Savaşı esnasında Rusya, Osmanlı ile arasında Ermenileri bir tür kalkan olarak kullanmıştır. Ermenilerin içeriden, kendisinin dışarıdan saldırmasıyla Osmanlı ordularını yenmeyi amaç edinmiştir. Savaş ilerledikçe Doğu Anadolu da Ermeni terör gruplarının saldırısı artmış ve Osmanlı ordusundan İstanbul’a önlem çağrıları gelmeye başlamıştır. İstanbul Hükümet’i bu olaylar karşısında iki seçenek görmüştür: 1. Sadece Ruslara yardım eden ve yardım etme ihtimali bulunan Ermenileri Rus ordusu ile kendi arasına alarak onları Rusya’ya sürmek ki bu durumda kayıplar çok fazla olurdu. 2. Ermenileri toplu olarak savaş sahasından uzaklaştırmak.

İkinci seçenek tercih edilmiştir ve özellikle savaş alanına yakın olan Ermeni nüfus Suriye ve çevresine göç ettirilmiştir. Tehcir için kanun çıkarılmış göç edecek Ermenilerin ihtiyaçlarının karşılanması için yasal çeşitli önlemler alınmıştır. Ancak savaş şartlarlı, Kürt çetelerin saldırıları, salgın hastalıklar ve kıtlık sebebiyle çok sayıda ,ermeni yolda hayatını kaybetmiştir. Bu kayıpların 100 bin civarına olduğu sanılmaktadır. Türk araştırmacılardan bu rakamı 400 bine kadar çıkartan olmuştur. Ancak Ermeni Diasporası ve Ermenistan bu rakamı 600 bin ile 2.5 milyon arasında geniş bir yelpazede yorumlamaktadır. Yaklaşık 1.5 milyon Ermeni tehcir edilmiştir.

Bulgaristan’dan Alınan Göçler : Rusların 1828’de Tuna’yı aşarak Edirne’ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucunda bozguna uğrayan şehir ve kasabalardaki perişan halde 30 bin Türk Türkiye’ye göç etmiştir. 1876’da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya Bosna-Hersek’ i aldı ayrıca Bulgarlar ve Sırplara Rusya himayesinde bağımsızlık verildi. Aynı yıl Bulgarlar Türklere karşı şiddet hareketlerine giriştiler. Buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. 1877 Osmanlı-Rus savaşı sonrasında yapılan Berlin Antlaşmasıyla Bulgaristan Devleti’nin kurulması kabul edildi. Bu durum Türkler için kötü oldu 1876-1878 yılları arasında 200 bin Türk Edirne ve çevresine yerleşti. 300 bin göçmen Rumeli’den Anadolu’ya geçti. 1.Dünya Savaşında Bulgaristan Türkiye’ nin Müttefiki olunca göç eden kafilelere bazı kolaylıklar gösterdi. Fakat göçmenlerin ellerindeki mal ve mülkün bedelini değerinden çok düşük ödedi. 1885-1923 yılları arasında Türkiye’ye 500 bin kişi göç etti.

Kıbrıs'tan Lozan Antlaşmasıyla ada İngilizlere bırakılınca 24 bin kişi Türkiye’ye göç etti.

23 Mart 2007 Cuma

Dunyanin Akisini Degistiren Carpici Sah-Mat Hamleleri

Tarihsel olaylardan 9 farklı örnekle dünyanın akışını değiştiren çarpıcı 'şah-mat' hamleleri

Siyasi satranç, tarihin en heyecanlı oyunudur. İşte bazı örnekler:

1) Misyonerlik yamyamlıkla başladı.
2) Fransa İngiltere’ye kazık atarken ABD doğdu.
3) Thaless, Güneş Tutulması’yla savaşı bitirdi.
4) Çanakkale, Lenin’i iktidara getirdi.
5) II. Wilhelm, Enver Paşa’yı yarattı.
6) Truva Atı mat etti.
7) Bizans, aralık kapıya yenildi.
8) İsa’yı çarmıha geren tembel hahamlar Hıristiyanlığı doğurdu.
9) Patrik asıldı, kapı hâlâ kapalı...

Siyasetin satrancı tanımlamasından, tarihsel akış içinde ülkelerin ve siyasilerinin birbirlerine attıkları siyasi kazıklar kadar; yeryüzünün herhangi bir yerinde yapılan siyasi bir hamlenin, başka bir coğrafyada başka bir olgunun doğmasına sebep olması gerçeği de anlaşılmalıdır.

Bir an, siyasetin satrancının ünlü resim sanatçısı Dali'nin sürrealist sanatı gibi olduğu düşlenirse; uzaydan bir bakışla, satranç oyun tahtasının yerine bütün bir yeryüzünü yaymak, hamleler için kullanılan satranç taşları yerine de (sürrealist bir yaklaşımla) bazen bir kadını, bazen bir aracı, bazen bir olayı ya da önemli kişilerle önemli olmayan kişileri ikame etmek mümkündür.

Bu sürrealist siyasi satrançta, bilinçli ya da bilinçsiz hamlelerin zincirleme olarak birçok sonucun doğmasına neden olduğu gerçeği kadar; tarihi ve siyasi kişiliklerin birbirlerine attığı kazıkları da gözler önüne sermek olası. Hamlelerin zincirleme etkilerinin olaylara şekil değiştirtip, 'düşlerde görülse bile inanılmayacak' sonuçlar yarattığı kesin. 21. yüzyıldan tarihin derinliklerine bakarak bunları birleştirmek daha kolay. Günümüzde Irak’taki hamlenin, Afganistan’daki hamlenin ve de birçok yerdeki birçok muhtemel siyasi satranç hamlelerinin, şimdi bulutsu olan sonuçlarını da ola ki yüzyıl sonunda berrak olarak değerlendirmek mümkün olacak...

Bu siyasi satranç, tarihin bütün zamanlarında oynanmış, halen de oynanmakta, gelecekte de oynanacak... Bütün tarih zamanlarından ve dünyaya yaygın çeşitli ülke ve siyasilerin değişik hamlelerinden seçilen sayfalara aktarılan örnekler, siyasetin sürrealist satrancı konusunda aydınlatıcı olacaktır.


BİR YAMYAMLIK

Geçmiş yüzyıllarda Afrika’da fıkramsı bir hamle beklenmedik gelişmelere neden olmuş.
Geçmiş yüzyıllarda yiyecek sıkıntısı çeken Afrikalı kabileler, yiyecek için İngiltere’den yardım istemişler. Yardım uzun süre gelmeyince, ortalıkta dolaşıp duran İngiliz misyon şefini önce rehin almışlar, sonra da yemişler…
Elçileri yenen İngilizler, bu durum karşısında çok sinirlenerek telgraf çekmişler hemen Afrikalılara:
“Vay yabaniler vay!.. Bizim büyükelçiyi nasıl yersiniz?”
Cevap göndermiş hemen Afrikalılar:
“Haşlama!..”
İngilizler diretmiş:
“Derhal 1000 sterlin tazminat göndermezseniz, araştırma uzmanlarımızı gönderip gerekeni yapacağız.”
Afrikalı şef telgrafı alınca “ugh” demiş. Sonra hepsi birden “ugh” , “ugh” demişler…
Ve tamamı, tazminatı denkleştirmek için civar kabilelere dağılmışlar. Kabile üyeleri akşam dönünce, toplanabilen miktarı gören şef, acele telgraf göndermiş İngilizlere:
“Bizde 75 sterlin çıktı… Kusura bakmayın, siz de bizimkini yiyin!..”
Uluslar arası müdahale imkanı bulunmaya İngilizler, derhal uzmanlarını Afrika’ya göndermiş. Göreve başlayan bu din misyonerleri, bazı kabilelerde köle yığınları yaratma gibi faaliyetler oluşturmuşlar. Bu arada Afrika halklarının beslenme sorunundan hareketle, Afrikalının aç bırakılarak kontrol edilmesi siyaseti yerleşmiş Batı’da…


İNGİLİZ – FRANSIZ KAZIKLARI

Amerikan Bağımsızlık Savaşı dönemlerinde, Fransızlarla İngilizler birbirlerine kazık atıp duruyorlardı. Her ikisi de birbirlerinin uluslar arası çıkarlarının altını oymakla meşguldüler. İngilizlere karşı Amerikan Bağımsızlık Savaşı başlayınca, Fransızlar İngilizlere kazık atmak için, Amerikan devrimcilerine askeri uzmanlarını ve teknolojilerini gönderdiler; ama bu kazık, bu kadarla kalmadı…
Hem askeri uzmanları ve teknolojileriyle Amerikalıların Bğımsızlık Savaşı’nı kazanmalarını sağladılar hem de İngilizlere kazık atalım derken geleceğin ABD’sinin kurulmasına neden oldular.
İngilizler bu kazığı not etmişlerdi…
Fransız monarşisinin, Fransız devrimcilerine karşı savaş başlayınca İngilizler de Fransız devrimcilerine el altından para yardımı yapmaya başladılar... Görünüşte Fransız hanedanına onlar da bir kazıkla karşılık vermiş olacaklardı… Ne ki, Fransız devrimcilerine el altından yardım etmeleri bununla kalmadı; Fransa’da kırallık yıkıldı, cumhuriyet doğdu ve yeryüzünde her şeyi değiştiren Fransız İhtilali meydana geldi…


THALESS’İN HAMLESİ

İÖ 500 sonlarında Med kralı Sik****’le Lidya kralı Alyat uzun yıllardan beri savaşıyorlardı… Henüz dünyanın yuvarlak olduğu ve güneşin çevresinde döndüğü bilinmeyen o dönemlerde, savaş gittikçe kızışıyordu. Savaş öylesine uzun sürmüş ki, her iki ülkenin de halkı perişan olmuş, yiyecek bulma güçlüğü, ticaret yapma güçlüğü son haddine varmıştı.
Yurttaşlar, “Bu savaşlardan tanrılar bile usandı” deyip duruyorlardı. Genel hoşnutsuzluk her yerde yükselince, her iki kral da halkı avutacak, onlara savaşı unutturacak çareler aramaya başladılar… Önemli olan halka savaşmayı unutturmaktı, yoksa savaşın kendisi devam etmeliydi tabii. Sonra akıllarına bilgin Thaless geldi… Bilgin Thaless, o sıralarda, “Gündüzün geceye dönüşeceği ve yıldızların görünüvereceğini” söylüyordu… Bu dedikodu, halkın dikkatini savaştan uzaklaştırabilirdi…
Bilgin Thaless’i çağırıp bu söylentinin ne zaman gerçekleşeceğini sordular. “Yarın” dedi Thaless. İki kral, halkı ve askerleri meydana topladı.Halk ve askerler savaştan usandıklarından, dedikoduların söylenti olduğunu bile bile eğlenip beklemeye başladılar…
O gün, 28 Mayıs 585’te Güneş tutuldu. Gün geceye döndü… Yıldızlar göründü ve beklenmeyen bir sonuçla, savaş bitti. Askerler ve krallar o kadar şaşırıp korkmuşlardı ki, beş yıldır süren bu kanlı savaşı beklenmeyen bir şekilde durdurmuşlardı.
Bilgin Thaless, Güneş’in o gün tutulacağını biliyordu. O, güneş’in o yıldaki tutulmasını öngören ilk bilgindi…
Aslında evrendeki bu gerçeği halka duyurmak istiyordu.
Ama bu olayın savaşı bitirebileceğini aklından bile geçirmemişti.
Gözler önüne serilen bu hamlelerle sonuçları, mekanik düzenekleri andırıyor…
Bilindiği gibi, “Bir yere çarptırılan bir nesne, diğer nesneleri harekete geçirip zincirleme etkiler sonunda mumu yakan kibriti ateşleyerek ortalığın aydınlanmasına neden olacak mekanizmayı harekete geçirir”.


ÇANAKKALE HAMLESİ

Anafartalar savunmasında düşmanın 15 dakika durdurulması Rusya’da Çar’ın devrilip yerine Lenin’in iktidara geçmesine yardımcı oldu. Almanya, 1.Dünya Savaşı öncesinde, Rusya’da Çar’ın politikalarından hoşnut değildi ve uluslar arası çıkarlarına uygun görmüyordu. Bu nedenle Lenin’i ve partisini el altından desteklemeye başladı. “Lenin iktidara geçerse, Rusya 1.Dünya Savaşı’ndan çekilebilirdi…”
1914’te İngilizler, Yeni Zelandalıları yanlarına alarak Fransız ve İtalyanlarla Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’u işgal edip oradan da Karadeniz yoluyla Rus Çarı’na, Lenin’e karşı yardım etmeye gidiyorlardı… Alman armadası, gemilerin yolunu açık denizde kesecekken, onları Çanakkale’de Türk taburları durdurdu. İngilizlerin bu hamlesi, Conk Bayırı ve Anafartalar’daki çarpışmalarda beklenmeyen ve değişik sonuçlar üretti:
İleride Türk bağımsızlık savaşını başlatacak olan Mustafa Kemal doğdu… 300 bin asker hayatını kaybetti. Mustafa Kemal’in Anafartalar savunmasında 15 dakikada İngiliz ve Fransızları durdurması bir anlamda Lenin’in Rusya’da iktidara gelmesini kolaylaştırdı. Böylece İngilizlerin başlattığı bir hamle, üç ayrı sonucu doğurmuş oldu…


ÇAPRAŞIK HAMLELER

19.yüzyıldaki çapraz hamlelerde ise Osmanlı’nın üstünde Fransa’nın ağırlığı hissedilmeye başlanmıştı. Bu hamleye tepki olarak İngilizler Osmanlı’ya karşı olan Yunan başkaldırısına destek çıktılar… Başka köşede Bismark, Osmanlı’da Tanzimat’ın Batı hayranlığını, Batı düşmanlığına çevirmek için Türk ırkçılığını ve dinsel gelenekçiliği desteklemeye başladı. Çünkü Tanzimat, Paris’e dönüktü… Aynı nedenle başka bir zaman diliminde, II.Wilhelm sık sık Osmanlı’yı ziyaret ederek, hal hatır sormaya başladı. Sonuçta Osmanlı savaşlarda ünlü KRUPP toplarını kullanmaya başlayacaktı. II.Wilhelm’in bu hamlesi, sonuç olarak Enver Paşa ırkçılığını da yükseltmişti… Enver Paşa iki Alman zırhlısına Odessa’yı bombalatırken, Osmanlı’nın 1.Dünya Savaşı’na gireceğini aklından geçirmiş miydi dersiniz…


TRUVA’DAKİ HAMLE – MAT

Truva Savaşı’nda, Akhalı Menelaos, zengin Truva’yı yıkabileceğine düşünde görse inanmazdı. Onun tahta atı, Truva Savaşı’nda siyasi bir satrancın hamlesidir… Truva Kalesi’nin önüne bıraktırdığı tahta at, satrançtaki hamlenin taşıdır… Menelaos bu taşla hamle yapmıştır… Bu, bilinçli bir hamledir.
Galibiyetin getirdiği coşkuyla çılgına dönmüş olan Truvalılar, Menelaos’un bıraktığı bu hediyeyi ganimet kabul edip içeri aldılar… Bu son hamlenin sonuçlarını akıllarına bile getirmediler… Belki Akha’lı Menelaos da tam olarak sonucu düşünemiyordu. Tahta atın içine gizlediği askerlerini bile gözden çıkarmıştı çekilirken… Menelaos her büyük komutanın sahip olduğu şansa sahipti…
Truvalılar coşku ile içtiler, eğlendiler ve yerlere serildiler… Sabaha karşı askerler atın içinden çıkarak kapıyı açtılar… İşte bu şansla Menelaos’un hamlesi zincirleme sonuç getirdi… Truva Düştü!..


BİZANS’TA SON HAMLE

İstanbul fetih edilirken, Bizans ordusu içinde değişik milletlere ait askerlerin hepsi de kutsal Bizans’ın Osmanlı’ya karşı savunması için gelmişlerdi. Kuşatmanın sonuna doğru Osmanlı toprakları Edirnekapı ve Topkapı’da çok büyük gedikler açmıştı.
Artık içerideki Bizanslılar dışarıdan görülebiliyor, şehir son anlarını yaşıyordu…
Bizans ordusundaki Cenevizli bir komutan, kalan güçleri yaptığı bir planla kapıların dışındaki Osmanlı askerlerini arkadan çevirip, yok etmek ve gedik açmak için “Rum ateşi” desteğinde kapılardan birini açtırdı (Kserkoporta) ve dışarı hamle yaptı. Ama kendi adamları yaralandı…
Kapalı olan kapılar açılarak kendi yaralı askerleri içeri alındı. Sonra telaşla kapılar tam olarak kapatılamadı.
Surların dışındaki iki yeniçeri kapının yarı açık olduğunu fark ettiler. Bizans askerleri, Topkapı yönünde mazgalları boşaltıp Topkapı’da savaşan diğer askerlere yardıma gitmişti. İki yeniçeri diğer yeniçerileri de çağırarak içeri daldılar ve esas kanlı savaşların cereyan ettiği Topkapı’ya doğru hızla koşmaya başladılar. Topkapı surunda savaşan Bizanslılar, yeniçerilerin içeride ve arkalarında olduğunu fark edince onlara doğru döndüler.
MAT!.. Her şey bitmişti.
Cenevizli komutan, yapmış olduğu hamlenin sonucunu rüyasında görse inanmazdı.


FİLİSTİN HAMLESİ

HZ. İsa; hahamların cemaatlerine hizmette kusurlarının olduğu, çalışmadıkları ve aldıkları paraları hak etmediklerini söyleyince, hahamlar İsa’yı çarmıha gerdirdiler. Romalılara bu hamleyi yaptırırken, sonuçlarının Hristiyan dinini doğuracağını düşlerinde görseler inanmazlardı. Hele bu hamlenin Miladi Tarihi doğuracağını hiç düşünmemişlerdi.


PADİŞAHIN HAMLESİ

1821 yılında Osmanlı padişahı, Rusya çarlığıyla casusluk yaptığından şüphelendiği rum Ortodoks Patriği Grigorius’u bir emriyle patrikhanenin kapısına astırdı. Günümüzde bu kapı hala kapalıdır. Padişah, Yahudi halkına, Grigorius’un ölüsünü Sarayburnu’ndan denize atmalarını emretti. Padişah’ın Yahudi halkı emri yerine getirdiler, aradan geçen zamanla bu hamlenin sonuçlarıyla Mora Yarımadası’ndaki Rumlar 6 bin Yahudi’yi katlettiler.

İnsanoğlu, dünyada çeşitli coğrafyalarda hamlelerini halen sürdürüyor. Yaptığı hamleler dünyanın değişik yerlerinde değişik sonuçlara yansıyor. Irak’ta ve Afganistan’daki satrancın sonuçları yüzyılımız sonlarına doğru, hatta belki de oraya kalmadan beklenmeyen sonuçlar yaratacak…

TEMPO

13 Şubat 2007 Salı

Siyasi Tarih III

Siyasi Tarih (D-F)


Danzig Sorunu
Nazi Almanyası'nın Versailles Antlaşması ile "serbest kent" ilan edilmiş
olan Danzig (Gdansk)'i Almanya'ya katma çabaları ve buna karşı Polonya'nın
gösterdiği tepki sonucu doğan uluslararası bunalım. Serbest kent olan
Danzig 1922 yılında Polonya'nın gümrük sınırları içine alınmıştı. Doğuya
doğru genişleme politikası izlemeyi amaçlayan Hitler, İngiltere ve
Fransa'nın herhangi bir Alman saldırısına karşı Polanya'ya verdikleri
askeri güvencenin boş olduğunu göstermek ve bu iki devletin niyetlerinin
ciddi olup olmadığını denetlemek istiyordu. Bunun sonucu 1 Eylül 1939
sabahı Alman birlikleri Polonya'yı işgale başladılar. Almanya çekilmesi
için verilen ultimatomu reddedince 3 Eylül günü önce İngiltere sonra da
Fransa Almanya'ya savaş ilan ettiler ve böylece II. Dünya Savaşı başlamış
oldu.

Dawes Planı, 1924
I. Dünya Savaşından sonra Almanya'nın ödeyeceği savaş tazminatı sorununu
çözen Amerikalı maliyeci Charles G.Dawes başkanlığındaki bir kurul
tarafından hazırlanan rapor.
Versailles Antlaşması ile Almanya'nın müttefik devletlere ödeyeceği savaş
tazminatı -veya diğer deyişle tamirat borcu- 56 milyar dolar olarak
hesaplanmıştı. Daha sonra Almanya'nın itirazları üzerine bu miktar 33
milyar dolara indirildi. Almanya'nın bu miktarı da ödemeyeceğini
bildirmesi üzerine bir komisyon kuruldu ve bu komisyon tarafından Dawes
Planı diye adlandırılan plan hazırlandı. Bu plana göre Almanya'nın
tazminat borcu taksitlere bölünüyor ve bu borç için belirli bir tavan da
saptanmıyordu. Rapor Ağustos 1924'te müttefik devletler ve Almanya
tarafından kabul edildi. Rapor Almanya'nın 250 milyon dolardan borçlanmak
üzere giderek artan oranlarda yıllık ödemeler yapmasını öngörmüştü. Ayrıca
Almanya'ya 200 milyon dolarlık bir kredi açılacaktı.
Planın olumlu sonuç vermesi üzerine 1929 yılında Almanya üzerindeki sıkı
denetimin kaldırılmasına ve toplam tazminat borcu miktarının
belirlenmesine karar verildi. Bu da 1929 Young Planı ile gerçekleşti.
Dawes Planı tazminat borcu sorunu nedeniyle bozulan Alman-Fransız
ilişkilerini düzelmesine yardımcı olmuş ve Lokarno Antlaşmaları'na giden
yolu açmıştır.

Dayanışma Hareketi
Polonya'da Eylül 1980'de Gdansk kentinde kurulan bağımsız Dayanışma
Sendikası'nın önderliğinde başlayan komünist rejimin yumuşaması yönündeki
hareket. Aralık 1981'de ilan edilen sıkı yönetimle sendikanın faaliyetleri
durduruldu ve Ekim 1982'de Polonya Ulusal Meclisi'nin kararıyla resmen
kapatıldı. Bu "kapatılmışlık" dönemi boyunca sendika başkanı Lech Walesa
liderliğinde komünist yönetimen karşı pasif bir direnişte bulundu. Bu
mücadele sonucunda 80'lerin sonlarına doğru Jaruselwski hükümeti Dayanışma
ile temaslara başladı. Yönetim ile Sendika arasında yapılan "yuvarlak
masa" toplantılarından sonra yasallaştı ve bir siyasi parti niteliğini de
kazandı. 4 Haziran 1989'da yapılan yarı serbest seçimlerle birlikte
Dayanışma Hareketi parlamentonun seçimle belirlenen %35'inin tamamını
kazanarak 460 üyeli Ulusal Meclis'te 151 sandalya kazandı. Tamamı seçimle
belirlenen Senato'da ise 100 üyeliğin 99'unu kazanarak büyük bir başarı
elde etti. Seçim sonrası Dayanışma Hareketi ile Komünist Parti geniş
kapsamlı bir koalisyona gitti ve başbakanlığa Mazowiecki getirilirken
Cumhurbaşkanı Jaruselwski görevine devam etti.
Demir perde
II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa'daki
sosyalist rejimlerin komünist olmayan ülkelerle ilişkilerindeki kapalılık
ve gizlilik siyasetini belirten terim. Demir perde terimi ilk kez Winston
Churchill tarafından 5 Mart 1946 tarihli ünlü Fulton konuşması sırasında
kullanılmıştır. Terim Soğuk Savaş dönemi boyunca Batılı ülkelerce komünist
ülkelerin kapalılık, gizlilik yönündeki tutumlarını eleştiri amacıyla sık
bir şekilde kullanılmıştır.

Deniz Egemenliği Teorisi
XX. yüzyılın başlarında Amerikalı Amiral Alfred T. Mahan tarafından ortaya
atılan jeopolitik egemenlik teorisi. Bu teoriye göre denizlere egemen olan
devlet, bütün dünyanın egemenliğine sahip olacaktır. Nitekim Avrupalı
devletlerin denizaşırı sömürgeciliğinin en ileri noktaya ulaştığı dönemde
yazdığı "Deniz Gücünün Tarih Üzerindeki Etkisi" adlı kitabında Mahan esas
olarak dönemin en büyük deniz gücü ve "üzerinde güneşin batmadığı" bir
sömürge imparatorluğuna sahip İngiliz imparatorluğunu incelemiştir.
Denktaş-Kyprianu Anlaşması, 1979
Kıbrıs sorunun çözümü konusunda toplumlararası görüşmeleri yönlendirecek
ana ilkeleri saptamak amacıyla 19 Mayıs 1979 da Kıbrıs Türk Federe Devleti
Başkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Spiras Kayprianu
arasında varılan anlaşma.On maddeden oluşan bu anlaşmaya göre
toplumlararası görüşmeler Birleşmiş Milletler gözetiminde 15 Haziran
1979'da başlayacak ve 1977 tarihli Denktaş-Makarios Anlaşması ile
Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs ile ilgili olarak almış olduğu kararlar
çerçevesinde yürütülecekti. Toprak ve anayasa sorunları temel olarak
görüşülecek ama Maraş bölgesinin durumu öncelikle ele alınacaktı. Maraş
konusunda bir anlaşmaya varılır varılmaz bu anlaşma öncelikle yürürlüğe
geçirilecekti. Anlaşmaya rağmen taraflar ortak noktalarda uzlaşmaya
varamadılar.

Denktaş-Makarios Anlaşması, 1977
12 Şubat 1977'de Denktaş ile Makarios arasında imzalanan anlaşma. Dört
maddeden oluşan bu anlaşmaya göre taraflar "federal bir cumhuriyet"
esasını kabul etmiş ve devlet yapısı ve anayasal sistemi bu esasa
dayandırmayı kararlaştırmışlardır. Buna ek olarak toprak düzenlemesi
konusunun ekonomik yeterlik ve toprak mülkiyeti ilkelerine göre yapılması
kararına da varılmıştır.
Derebeylik: bkz. feodalizm
Doğrudan Haberleşme Hattı Antlaşması, 1963
Kırmızı Telefon Antlaşması olarak da bilinir. A.B.D. ile Sovyetler Birliği
arasında, herhangi bir yanlışlık çıkması veya kaza sonucu bir nükleer
savaş çıkması tehlikesini önlemek amacıyla imzalanan antlaşma. 1962 Ekim
Füzeleri Bunalımı (Küba)'ndan sonra, iki ülke lideri arasında doğrudan
devreye girecek ve diyaloğu kolaylaştıracak bir iletişim sisteminin
kurulması gündeme gelmişti. Bu amaçla iki ülke arasında 20 Haziran 1963'te
Cenevre'de söz konusu antlaşma imzalandı.

Doğu Politikası (Ostpolitik)
Doğu-Batı ilişkilerinde yeni bir bakışın sonucu olarak Federal Almanya'nın
1967 yılından itibaren izlemeye başladığı, Varşova Paktı ülkeleri ve
Demokratik Almanya ile ilişkilerini normalleştirmeyi amaçladığı Doğu
Avrupa politikası. Bu politikanın üç ana unsuru vardı. i-Moskova ile
doğrudan diyaloğun açılması ii-Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerin tam
olarak normalleştirilmesi için yolların aranması iii-Demokratik Almanya'yı
ayrı bir birim olarak tanımaksızın bu devletle "geçici bir anlaşmaya"
(modus vivendi) varılması.
Diyaloğun ilk adımı, 12 Ağustos 1979'te Sovyetler Birliği ile Federal
Almanya arasında yapılan andlaşmadır. Bu andlaşmayla iki devlet yumuşamayı
en önemli siyasal amaçları arasında tanımlamakta ve ilişkilerinde
başlangıç noktası olarak Avrupa gerçeklerini kabul edeceklerini
belirtmekteydiler. Ayrıca iki devlet, ilişkilerinde kuvvet kullanmayı ve
Avrupa'daki ülkelerin oluşmuş sınırlar içinde bütünlüklerine saygı
göstereceklerini taahhüt etmekteydiler. Andlaşmada ayrıca taraflar
Oder-Neisse akarsularının Doğu Almanya-Polanya sınırını oluşturduğu kabul
ettiklerini de açıklıyorlardı.
Ostpolitik'in ikinci unsuru 7 Aralık 1970 Federal Almanya-Polonya
Andlaşmasıdır. Bu andlaşma ile iki ülke Potsdam Konferansı ile belirlenen
Oder-Neisse sınırını tanımayı ve gelecekte de sınırların dokunulmazlığını
kabul ve birbirlerine karşı kuvvet kullanmamayı taahhüt ettiler.
Ostpolitik'in en önemli unsuru ise Federal Almanya ile Demokratik Almanya
arasında Soğuk Savaş'ın temelini oluşturan ilişkileri idi. İki Alman
devleti arasındaki andlaşma 21 Aralık 1972'de imzalandı. Böylece Federal
Almanya'nın Doğu Politikasının en önemli ve anlamlı uygulaması
gerçekleştirildi. Bu andlaşmaya göre, taraflar birbirlerine karşı kuvvet
tehdit kullanmayacaklar, birbirlerinin sınırlarının dokunulmazlığını ve
toprak bütünlüğünü kabul edecekler, birbirlerini uluslararası alanda
temsil etmeyecekler, öteki adına davranışta bulunmayacaklar ve aralarında
daimi temsilcilikler kuracaklardı. Federal Almanya, andlaşmanın
imzalandığı gün Demokratik Alman hükümetine bir nota vererek, imzalanan
andlaşmanın Almanya'nın birleşmesi amacıyla çelişmediği görüşünde olduğunu
açıklamıştır.
Federal Almanya'nın Doğu Politikasındaki son engel 11 Aralık 1973 tarihli
Federal Almanya-Çekoslovakya Andlaşmasıyla ortadan kaldırıldı. Bu andlaşma
ile, 1938 Münih Düzenlemesinin geçersiz olduğu kabul edilmiş, iki ülke
sınırlarının dokunulmazlığı yükümlülük altına alınmıştır. Ayrıca iki
devlet arasında diplomatik ilişki kurulmuştur.
Böylece, Willy Brandt'in 1967 yılında ortaya attığı Doğu Politikası, bu
politikanın özüne uygun olarak imzalanan andlaşmalarla yürürlüğe girmiş ve
Federal Almanya'nın bu tutumu, Soğuk Savaş'tan yumuşama dönemine geçişte
en önemli basamak taşı olmuştur.

Doğu Sorunu (Eastern Question)
Osmanlı Devleti'nin dağılmaya başlamasından sonra büyük devletlerin
Osmanlı üzerindeki rekabetlerini açıklayan terim (Eski dilde Şark
Meselesi). İlk kez 1813 Viyana Kongresi'nde kullanılmıştır.
1699 Karlofça Andlaşması ile Osmanlı ilk kez büyük toprak kayıplarına
uğramıştı. Kuzeyde Rusya'nın büyük bir güç olarak ortaya çıkması ile de
XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti'nin hem
Karadeniz'de hem de Balkanlar'da nüfuzu sarsılmaya başladı. Bu arada Rusya
I. Petro zamanında itibaren Kafkasya'ya da inmeyi başlamış, bu da Osmanlı
Devleti için başka bir sorun olmuştur. XIX yüzyılda sömürgeci Avrupa
devletleri de Osmanlı Devleti'nin Afrika ve Ortadoğu'daki topraklarına göz
dikmeye ve buraları ele geçirmeye başladılar.
Bu parçalama süreciyle beraber tek bir devletin Osmanlı Devleti üzerindeki
etkisini artırılmasından korkan büyük devletler, mevcut dengeye korumak
amacıyla Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü Batılı devletlere
dayanarak koruması ve bunun karşılığında çeşitli ödünler verme yolunda bir
politika izlediler. Ama XIX. yüzyılın sonunda Osmanlı'nın artık
yaşamayacağına karar veren bu devletler, başta İngiltere olmak üzere,
artık Osmanlı Devleti'ni paylaşma çabasına girdiler. Bu durum Osmanlı
Devleti'ni Almanya'ya yaklaştırdı. 1912-1913 Balkan Savaşları'nda
Avrupa'daki son topraklarını da kaybeden Osmanlı Devleti I. Dünya
Savaşının hemen öncesinde Almanya ile bir ittifak andlaşması imzalandı.
Savaş sırasında Sykes-Picot andlaşması ile Osmanlı'yı paylaşma konusunda
anlaşan Batılı devletler, savaş sonrasında Rusya'da Bolşevik Devrimi'nin
olması sonucu doğan yeni ortam doğrultusunda San Remo Konferansı'nda yeni
bir paylaşıma gittiler. Bunun sonucunda Ortadoğu'daki Osmanlı toprakları
İngiltere ve Fransa arasında paylaşıldı. Büyük devletlerin Boğazlar ve
Anadolu için öngördükleri paylaşım ise Kurtuluş Savaşı ile başarısızlığa
uğratıldı. Sonuçta Batılı devletler 1923 Lozan Andlaşması ile Türkiye'yi
tanımak zorunda kaldılar.

Domuzlar Körfezi Olayı, 1961
1961 Nisan'ında Küba'daki Castro rejimini devirmek aacıyla A.B.D.'nin
desteklediği Kübalı mültecilerin ülkenin güneybatısındaki Domuzlar
Körfezinde giriştikleri başarısız askeri hareket. 1959 başında Küba'daki
Amerikan yanlısı diktatör Batista'yı devirerek iktidara geçen Fidel Castro
Sovyet yanlısı bir politika izliyordu. A.B.D. Castro'yu devirebilmek için
çeşitli yollar aradı. Amerikan Devletleri Örgütü (OAS)'ndaki diğer Latin
Amerikan devletlerini Küba aleyhinde girişme zorladı ve bu ülkeye karşı
bir şekel boykotu uygulamaya başladı. Castro bu harekete, Küba'daki
Amerikalıların mülklerini millileştirerek cevap verdi ve Havana'daki
Amerikalı diplomatların ülkeyi terk etmesini istedi. Bunun üzerine Başkan
Eisenhower Küba ile diplomatik ilişkileri kesti. Bundan sonraki Başkan
Kennedy de CIA'nın hazırlanmış olduğu planı uygulamaya koyarak Domuzlar
Körfezi Çıkartmasını gerçekleştirdi, ama plan başarısızlıkla sonuçlandı.
Kübalı yetkililerin harekata katılmış mültecileri yargılamaları sonucu
harekattaki A.B.D. rolü ortaya çıktı. Bu olaydan sonra iki ülke arasındaki
gerginlik Sovyetler Birliği'nin Küba'ya nükleer başlıklı Ekim Füzelerini
yerleştirmeye başlaması ile daha da arttı.

Dörtlü İttifak, 1815
Viyana Kongresi düzenlemeleri çerçevesinde, 20 Kasım 1815'te Avusturya,
Rusya, Prusya ve İngiltere arasında imzalanan ittifak. Rus Çarı
Aleksander'in girişimleri sonucu imzalanan Kutsal İttifak'a rağmen
Rusya'ya güvenmeyen Avusturya, daha geniş kapsamlı bir ittifak
istemekteydi. Yeni ittifak çağrısına daha sonra İngiltere de katıldı. Bu
ittifak, Fransa'ya karşı imzalanmış olmasına karşın Avrupa'da yeni
oluşturulan statükoyu korumayı amaçlamaktaydı. Her türlü liberalist eyleme
karşı tarafların ortak faaliyeti öngörülmekteydi. Aynı şekilde
milliyetçilik akımlarına da cephe alınacaktı. Bu ittifaka daha sonra
1818'de Fransa da katıldı. 1848 devrimlerine kadar bir şekilde başarılı
olduğu söylenebilecek ittifak, Viyana Düzeni'nin kurucularından Avusturya
şansölyesi Metternich'in adıyla da anılır.
Drago Doktrini
Ülkelerin dış borçlarının askeri müdahalelerle ödetilmesine karşı çıkan
doktrin. Bu doktrin 1902'de Arjantin'in Dışişleri Bakanı tarafından ortaya
atılmıştır. Louis M. Drago, borçlu devletin borcunu ödeyemediği durumlarda
zorlama tedbirleri uygulamanın veya borçlu devletin topraklarını işgal
etme hakkının olmadığını ve bunun uluslararası hukuğa aykırı olduğunu ilan
etmiştir.
Drago doktrinine göre, bir yabancı devlete borç veren sermaye sahipleri,
söz konusu ülkenin kaynaklarını, ödeme kabiliyetini durumunda
karşılayabilecekleri olası zararları gayet iyi bilirler. Bu yüzden de
borcun şartlarını o derece ağır tutarlar. Ayrıca sermaye sahipleri borç
verdikleri devletin egemen bir birim olduğunun ve borcunu ödemeye
zorlanamayacağının da bilincinde olmak durumundadırlar. Buna karşılık
borçlu devlet de mutlaka borcunu tanımak ve ödeme yollarını aramak
zorundadır. Ancak, varolan borcu zorla ödetmeye kalkmak zayıfların
kuvvetlilerin etkisi altına girmesine yol açacaktır. Drago'nun bu
görüşleri 1907'de La Haye İkinci Barış Konferansı'nda yeniden ele
alınmıştır. ABD temsilcileri Genel Horace Portes'in bazı önerileriyle
birlikte biraz değişikliğe uğrayarak kabul edilmiştir.
Drago Doktrini 1902'de İngiltere, Almanya ve İtalya tarafından Venezuela
borçlarını ödemeyince kurulan deniz ablukasıyla gündeme gelmiştir. Drago
doktrini Monroe doktrini çerçevesinde Avrupa'nın yarımküreye müdahale
etmemesi prensibini desteklemek için ABD tarafından savunulmuştur. Bununla
beraber borçlu devlet yargısal ve idari çareler bulamazsa uluslararası
hukuk standartlarında hakkın reddi davasına konu olabilir. Böyle bir
durumda bir dış devlet kendi vatandaşları adına diplomatik olarak müdahale
edebilir.

Dumbarton Oaks Konferansı, 21 Ağustos-7 Ekim 1944
Birleşmiş Milletler'in kuruluş ve faaliyetleri hakkındaki ön çalışmaların
yapıldığı konferans. İki ayrı safhadan oluşan konferansın ilk ve önemli
olan safhasına A.B.D., İngiltere ve Sovyetler Birliği katılmış, ikinci
safhada Çin de yer almıştır. Konferansta Milletler Cemiyeti yerine
kurulacak yeni uluslararası örgütle ilgili görüş alışverişinde bulunulup
önerilerle ilgili taslak planlar hazırlanmıştır.
Konferansta büyük güçlerin kurulmasını amaçladıkları dünya örgütünün
yapısı konusunda büyük oranda anlaşmaya varılmış. Anlaşılamayan konuların
çözümü (veto hakkının kullanımı, üyelik, bunalımların çözüm şekli) Yalta
Konferansı'na bırakılmıştır. Dumbarton Oaks Konferansı'nda hazırlanan
öneriler taslağı 1945 yılında düzenlenen San Fransisco Konferansı sonunda
yayınlanan Birleşmiş Milletler Andlaşmasına birkaç değişiklik dışında
temel olmuştur.

Dunkirk Andlaşması, 4 Mart 1947
İngiltere ve Fransa arasında 50 yıllığına imzalan ve yeni bir Alman
saldırganlığına karşı karşılıklı danışma ve ortak hareketi öngören
andlaşma. Tam adı Dunkirk İttifak ve Karşılıklı Yardımlaşma
Andlaşması'dır. Andlaşma askeri konularda olduğu kadar ekonomik konularda
da karşılıklı danışmayı içeriyordu.
Dunkirk Andlaşması, II. Dünya Savaşı'nda yaşanan felaketten sonra
Fransa'nın yeniden bir büyük güç olarak doğuşunu simgeler. Andlaşma bir
yıl sonra imzalanacak olan Brüksel Andlaşması'na öncülük etmiştir.

Düyun-ı Umumiye
Osmanlı Devleti'nin 1854 Kırım Savaşı'ndan sonra almaya başladığı dış
borçları ödemeyecek duruma gelmesi üzerine kurulan kurum.
Osmanlı Devleti 1854'ten sonraki yirmi yıl içinde on beş defa dış borç
aldı. 5.297.676.000 altın Franka ulaşan borcun yıllık faizi de 300 milyon
Franka varıyordu. Osmanlı Devleti bu borcun faizini bile ödemeyecek duruma
gelince Ekim 1875'te Ramazan Kararnamesi yayınlandı. Bu kararname ile
vadesi gelen taksitlerin ancak yarısının ödeneceği açıklandı. Ancak Mart
1876'da ödemeler tamamen durdu. Bunu, Osmanlı hükümetinin Galata
bankerlerinden aldığı ve toplam 8.725.000 Osmanlı lirası iç borcun
ödenmesinin durdurulması izledi.
1881 Eylül'ünde alacaklı temsilcileri İstanbul'da biraraya geldi. Toplantı
sonucunda, borçları, alacaklıların seçeceği üyelerden meydana gelen bir
meclisin yönetmesine karar verildi. 20 Aralık 1881'de yayınlanan Muharrem
Kararnamesi ile de hükümetle anlaşmaya varıldı. Kararname, 1858-1874
arasında alınan 5.5 milyon Franklık borcu içermekteydi. Aynı yıl içinde,
göreve borçlara ayrılan devlet gelirlerinin, alacaklıların çıkarlarına
uygun biçimde yönetilmesi olan "Düyun-ı Umumiye-i Osmaniye Meclis-i
İdaresi" kuruldu. Düyun-ı Umumiye'nin yönetim kurulu, İngiltere ve
Hollanda'yı temsilen bir, Almanya, Fransa, İtalya, Avusturya ve Osmanlı
Devleti ile Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen yine birer
olmak üzere sekiz üyeleden oluşuyordu. Düyun-ı Umumiye'ye tuz, pul, ipek,
tütün, balık avı ve alkolden alınan vergiler ile damga resmi gibi gelirler
bırakılmıştı. Avrupa sermaye çevrelerinin baskısı ile tütünden alınan
vergiden elde edilen gelirin artırılması amacıyla bu ürünün üretimi
denetim altına alındı ve 1884 yılında Tütün Rejisi adında bir şirket
kuruldu.
Osmanlı Devleti, Duyun-ı Umumiye'nin kurulmasından sonra da borç almaktan
kurtulamadı. I. Dünya Savaşı sonrası İstanbul hükümetiyle itilaf
devletleri arasında imzalanan Sevres Andlaşması ile Düyun-ı Umumiye'nin
devamı öngörülüyordu, ama Lozan Andlaşması ile bu kurum tarihe
karışmıştır. Lozan Andlaşması ile Osmanlı borçları ondan bağımsızlığını
kazanan devletler arasında paylaştırılmış ve Türkiye 1954'e kadar
taksitler halinde kendisine düşen payı ödemiştir.
Edirne Andlaşması, 1829
Osmanlı devleti ve Rusya arasında 14 Eylül 1829 tarihinde Edirne'de
imzalanan ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşını sona erdiren andlaşma.
Andlaşma ile Rusya'nın Doğu Avrupa ve Balkanlardaki konumu güç kazanırken
Osmanlı devleti zayıflama ve Avrupa'daki güç dengesine bağımlı bir hale
gelmiştir. Bu andlaşma Osmanlı'nın Balkanlarda geri kalan son toprakların
da kaybetmesi yolunda bir başlangıç olarak kabul edilir.

Ege Sorunları
Türkiye ile Yunanistan arasında varolan ve karasuları, kıta sahanlığı, FIR
hattı-hava sahası ve adaların silahlanması olmak üzere dörde ayrılabilecek
sorunlar.

Karasuları sorunu
Lozan Andlaşması Ege'deki karasuları 3 mil olarak kabul edilmiştir. 17
Eylül 1936 tarihinde Yunanistan bir yasa ile karasularını 6 mile
çıkarmıştır. O dönemde iyi olan Türk-Yunan ilişkileri nedeniyle, Türkiye
buna ses çıkartmamıştır. Böylece Yunanistan'ın Ege'deki payı %35'e
çıkmıştır. 6 mili ancak 1964'te uygulamaya başlayan Türkiye ise, %8,8'lik
bir paya ulaşmıştır. Eğer Ege'deki karasuları 12 mile çıkarsa bu oranlar
sırasıyla %63,9 ve %10'a yükselecektir. Bunun nedeni Ege'deki 12 mil
olayının aslında bir adalar sorunu olmasıdır. Yunanistan'ın Ege'de, bir
kısmı da Türkiye'ye çok yakın yerlerde bulunan 2383 adası bu ülkeye böyle
bir avantaj sağlamaktadır.
12 mil sorunu, sadece Türkiye'yi değil, Ege denizinin açık denizini bir
uluslararası su yolu olarak kullanan her devleti ilgilendirmektedir. Çünkü
12 mil durumunda Ege'deki açık deniz oranı %56'dan, %26.1'e inecektir.
Yunanistan, Ege karasuları sorununda karasularının azami sınırının 12 mil
olabileceğini kabul eden 1982 BM Sözleşmesine atıfta bulunmaktadır.
Türkiye ise, bu sözleşmeye taraf olmadığını vurgulamakta, Ege denizinin
bir yarı-kapalı deniz olduğunun altını çizmekte ve Ege'de sınır saptaması
yapılırken hakkaniyet ilkesine göre hareket edilmesi gerektiğini
belirtmektedir. Türkiye, ayrıca Yunanistan'ın karasularını 6 milin üstüne
çıkarmasının casus belli (savaş sebebi) sayılacağını ifade etmektedir.

Kıta sahanlığı sorunu
Yunanistan, Türkiye ile herhangi bir anlaşma yapmadan kıta sahanlığını
"eşit uzaklık" ilkesine göre tek taraflı bir biçimde saptayarak, bölgede
yabancı şirketlere petrol arama izni vermeye başlamıştır. Böylece
Yunanistan Ege denizi kıta sahanlığının tamamını kendisinin sayma
eğilimine girmiştir. Türkiye'de, kıta sahanlığının Ege Denizi'nin en derin
noktalarından geçen hatta göre sınırlandırılabileceği görüşünden hareket
ederek 1 Kasım 1973'te, TPAO'ya, Anadolu'nun doğal uzantısı, yani kendi
kıta sahanlığı saydığı yerlerde (ki bazı Yunan adalarının batısına
düşüyorsa) petrol arama ruhsatı vermiştir. Yunanistan bunu 7 Şubat
notasıyla protesto etmiş ve böylece sorun tırmanmıştır.
Yunanistan, Ağustos 1976'da sorunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi
ve Uluslararası Adalet Divanı'na götürdü. Güvenlik Konseyi, taraflarla
görüşmelere başlama ve Adalet Divanı'na başvurma önerisinde bulundu.
Divan, Yunanistan'ın "ihtiyatı tedbir" istemini 11 Eylül 1976'da reddetti.
Ayrıca divan, üç yıl sonra, 1979 Ocağında, Ege Denizi Kıta Sahanlığı
konusunda yetkisiz olduğuna karar verdi.
Taraflar arasında Kasım 1976'da, Bern'de yapılan toplantıda, kıta
sahanlığı konusunda yapılacak olan görüşmelerde nasıl davranılacağını
belirleyen birtakım kurallar saptandı. Ancak görüşmeler kesildikten sonra,
Yunanistan Bern Bildirisi'ni tanımadığını açıkladı. Mart 1987'den sonra
kendi kıta sahanlığı olduğunu iddia ettiği bölgede petrol arama izni
verdi. Bunun üzerine Türkiye 25 Mart 1987'de Yunan adalarının çevresinde
petrol arayacağını belirtti. Silahlı çatışma olasılığının çok yaklaştığı
bir bunalım doğduysa da 27 Mart'da her iki taraf şimdiki karasuları dışına
çıkmayacaklarını açıkladılar.
Kıta sahanlığı konusunda Yunanistan'ın görüşleri şunlardır. a)Türk kıyısı
boyunca dizilmiş olan Yunan adaları, Yunan ülkesinin ayrılmaz
parçalarıdır. Bu adaların takımada oluşturanlarında en uç noktalar
birleştirilerek bu çizginin içi "takımada suyu" kabul edilmektedir.
Böylece, Türk kıyılarındaki Yunan adalarının batısında Türkiye'ye kıta
sahanlığı kalmamaktadır. b)Adalar kıta sahanlığına sahiptir ve bu kıta
sahanlığının sınıflandırılması, kıta ülkeleri ile eşit koşullarda yapılır.
c)Kıta sahanlığı konusunda andlaşma yapılmamışsa, Türkiye ile adalar
arasında eşit uzaklık ilkesi uygulanmaktadır. Türkiye ise hakkaniyet
ilkesi gereğince bir tesbit yapılması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca,
kıta sahanlığının sınırlandırılmasında doğal uzantı esastır. Ülkesini
savunmakta, bir bölgede adaların bulunmasının kıta sahanlığı açısından
"özel durumlar" oluşturduğunu, Ege Denizi'nin bir "yarı kapalı" deniz
olduğunu iddia etmektedir. Kıta sahanlığı sorununu çözmek amacıyla, konuyu
sürekli olarak uluslararası forumlara götürmek eğiliminde olan Yunanistan
karşısında Türkiye gene sürekli olarak, karşılıklı görüşme ve anlaşmanın
esas olmasını ileri sürmektedir.

Fır hattı-hava sahası sorunu
Yunanistan, 1931'de bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile hava kontrol
sahasını 3 milden 10 mile çıkarmış ve Türkiye o dönemdeki iyi ilişkiler
nedeni ile herhangi bir itirazda bulunmamıştır. 1952 tarihli bir ICAO
(International Civil Aviation Organization-Uluslararası Sivil Havacılık
Örgütü) toplantısında, Türk-Yunan karasuları çizgisinin batısında kalan
hava trafiğinin Atina FIR'ının yetki alanına girmesi kabul edilmiştir.
Bu hattın doğusunda ise İstanbul FIR'ı geçerli olacaktır. Bu hat 1974'e
kadar bir sorun çıkarmamış, fakat 4 Ağustos'ta Türkiye NOTAM 714'ü ilan
etmiştir. (Notice to Airmen-Havacılara Duyuru). Buna göre, Türkiye yönünde
uçarken kuzey-güney orta çizgisine varan her uçak durumunu ve uçuş planını
Türk yetkilerine bildirecektir. Amaç, Türk radarlarının Kıbrıs bulanımında
zararsız uçaklarla potansiyel saldırgan uçaklar arasındaki farkı daha iyi
saptamalarını sağlamaktır. Böylece Türkiye, FIR hattını fiilen batıya
kaydırmış olmaktadır. Yunanistan bunu, Türk kıta sahanlığı iddialarının
batı sınırı olarak yorumlayarak reddetti ve 13 Eylül 1974'de NOTAM 1157'yi
ilan etti. Yunanistan Ege hava sahasının tehlikeli duruma geldiğini
açıklayarak, Ege Denizini uçuş trafiğine kapattığını açıkladı.
Haziran 1979'da NATO başkomutanı William Rogers'in hazırladığı plan
çerçevesinde taraflar, 1980 yılında NOTAM'ları kaldırdılar. Böylece Ege
Denizi yeniden sivil havacılığa açılmış oldu. Ancak Yunanistan'ın hava
sahasını 10 mil olarak kabul etmesini yarattığı sorunlar halen devam
etmektedir.
Adaların silahlandırılması sorunu
1960 sonrasında Ege Denizi üzerindeki adalarda taraflar arasında
egemenlik, denetim ve güvenliği sağlamaya yönelik anlaşmazlık başlamıştır.
Yunanistan, askeri amaçlarla da kullanılabilecek havaalanı ve diğer
tesislerin ilkini 1952'de Leros adasında kurmuştur. Ancak, Yunan
adalarının, 1974'ten daha doğrusu Türk Ege Ordusu'nun kurulduğu 1975'ten
sonra hızlanarak silahlandırıldığını kabul etmek uygun olacaktır.
Uluslararası andlaşmalar, bu adaları üç katogoriye ayırmaktadır.
1-Yunan adaları Limni ve Semadirek ile Türk adaları İmroz ve Bozcaada. Bu
"Boğaz önü" adaları Boğazlarla birlikte, Boğazlar Rejimine ilişkin Lozan
Sözleşmesinin 4. maddesiyle askerden arındırılmıştır.
2-Limmi, Sakız, Sisam ve Nikarya adlı Yunan adaları. Bunlar Lozan Barış
Andlaşması'nın 13. maddesi gereğince ülkelerinde ancak polis ve Jandarma
kuvveti bulunabilecek, deniz üssü ve istihdam kurmanın yasak olduğu
adalardır.
3-Oniki ada, sayıları aslında 14 olan bu adalar da 1947 Paris
Andlaşması'yla İtalya'dan alınıp Yunanistan'a verilmiş adalar olup, aynı
andlaşmanın 14. maddesine göre üzerlerinde ancak asayişi sağlayacak kadar
kuvvet bulundurulabilir.
Yunanistan'a göre, andlaşmalar yapıldığı sıradaki koşullar köklü biçimde
değişmiştir (rebus sic stantibus), dolayısıyla adalar üzerindeki sınırlama
ortadan kalkmıştır. (Ayrıca Boğazları silahtan arındıran Boğazlar rejimini
düzenleyen Lozan Sözleşmesi'nin yerine 1936 Montreux Andlaşması geçmiş ve
Boğazlar tekrar silahlandırılmıştır. 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi
tamamen sona ermiştir. Boğazlar tekrar silahlandırıldığı için, bu sistemin
bir parçası olan adalar da silahlandırılabilir. Türkiye'ye göre ise
Montreux'den Boğaz-önü adalarının silahlandırılabileceği şeklinde bir
anlam çıkarılamayacağı, çıkarılsa bile, Lozan Barış Andlaşması'nın 12.
maddesi vardır. Bu madde, anılan adaların 1914'te silahsızlandırıldığını
doğrulamaktadır. Yunanistan, ayrıca, Türkiye'nin 1947'nin Paris
Andlaşması'na taraf olmadığını, bu nedenle de hak ve yükümlülükler
doğurmadığını iddia etmektedir. Türkiye ise, her ne kadar taraf olmasa da,
Paris Andlaşması'nın bir "objektif statü" yarattığını, bu nedenle de
kendisini ilgilendirdiğini belirtmektedir.
Eisenhower Doktrini, 1957
A.B.D. Başkan Eisenhower'in 1957 yılı başında Kongre'ye sunduğu bir
raporla açıkladığı ve uluslararası komünizm tehdidine karşı direnmek için
Amerikan yardımına ihtiyaç duyacak Ortadoğu ülkelerine askeri ve ekonomik
yardımı içeren politika. Doktrinin temelinde A.B.D.'nin Sovyetler
Birliği'nin Süveyş Bunalımı'ndan sonra Ortadoğu'da kazandığı prestije
karşı, bölgede bir karşı grup örgütleme çabası ve bölgedeki olayları
uluslararası komünizmin bir parçası olarak kabul etmesidir. Kongre'nin 9
Mart 1957'de kabul ettiği yukarda anılan rapor Eisenhower Doktrini'nin
temeli oluyordu ve şu noktaları içeriyordu. i-A.B.D. Ortadoğu ülkelerinin
bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü, kendi ulusal çıkarları ve dünya barışı
açısından hayati olarak kabul etmekteydi. ii-Uluslararası komünizm
tarafından desteklenen herhangi bir devletten gelecek açık bir saldırıya
karşı yardım isteyen bir devletin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını
korumak amacıyla, Amerikan askeri kuvvetinin kullanılması da dahil olmak
üzere, gerekli yardım ve işbirliğinin sağlanması için Kongre A.B.D.
Başkan'ının bu amaçla serbestçe kullanabileceği 200 milyon dolarlık bir
ödenek ayrılmaktaydı.
Eisenhower Doktrini A.B.D. açısından beklenen sonucu vermemiştir.
Sovyetler Birliği Mısır ve Suriye doktrini, Ortadoğu ülkelerin içişlerine
doğrudan bir müdahale, siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir
manevra olarak görmüşlerdi. Doktrin İsrail'de bile soğuk karşılanmıştır.
Doktrini kabul eden Lübnan ve Libya ile hararetle destekleyen Türkiye,
İran ve Irak dışında Batı yanlısı Arap devletleri bile Doktrine
katılmaktan endişe duymuşlardır.

Ekim Füzeleri Bunalımı: bkz. Küba Bunalımı
Emperyalizm (imperialism)
Bir devletin kendi sınırları dışındaki başka halklar ve onların toprakları
üzerinde onların rızası olmadan egemenlik kurma yönündeki politikası. Dar
anlamda emperyalizm ise Avrupalı büyük devletlerin XIX. yüzyılın ikinci
yarısında öteki kıtalar üzerinde genişlemelerine verilen addır.
Emperyalizmin nedenleri ve ne anlama geldiği konusunda çok çeşitli
tartışmalar vardır. Bunları esas olarak dört grupta toplayabiliriz.
Birinci grup görüşler emperyalizmin ekonomik yanını ön plana çıkartır.
Biriken sermayeye yatırım olanak ve alanları bulma, makineleşme sonucu
ortaya çıkan üretim fazlası için pazar yaratma, nüfus fazlası için
yerleşim alanı bulma zorunluluğu ve üretim için gerekli hammaddeleri elde
etme isteklerinin devletleri emperyalist politikalara zorladığı iddia
edilir. Bu tezlere karşı çıkan Adam Smith, Rickardo, Hobson gibi
ekonomistler emperyalizmden sadece ufak bir grubun yarar sağladığına
işaret ederler. Marksist kuramcılara göre kapitalizmin en son aşaması olan
emperyalizm, ekonomi tekelci bir durum aldığı ve diğer kapitalizmin en son
aşaması olan emperyalizm, ekonomi tekelci bir durum aldığı ve diğer
kapitalist devletler ile rekabet halinde yeni pazarlar bulmaya çalıştığı
zaman ortaya çıkar. Bu görüşe karşı çıkanlar, bu görüşün tarihsel
kanıtlarca yeterince desteklenmediği ve kapitalizmden önceki emperyalizme
açıklama getiremediğini öne sürerler.
Emperyalizmle ilgili ikinci grup görüşler ise emperyalizm ile insanın ve
devlet gibi insan topluluklarının doğası arasında bir ilişki kurarlar.
Farklı bakış açılarına sahip, Machiavelli, Bacon ve Hitler gibi kişiler bu
yolla benzer sonuçlara varmışlardır. Bunlara göre emperyalizm var
olabilmek için sürdürülen doğal mücadelenin bir parçasıdır. Güçlü
olanların diğerlerine egemen olmaları doğanın kanunudur.
Üçüncü grup görüşler strateji ve güvenlik üzerinedir. Bu görüşe göre
devletler güvenliklerini sağlamak amacıyla stratejik noktalar, önemli
kaynaklar tampon devletler ve "doğal" sınırlar ile ulaşım ve haberleşme
yollarının denetimini ele geçirmek veya buraları başka devletlerin ele
geçirmelerini önlemek zorundadırlar.
Son grup görüşler ise ahlakla ilgilidir. Buna göre emperyalizm halkları
zorba yönetimlerden kurtaran ya da daha üstün bir uygarlığın nimetlerini
sağlayan bir araçtır.
Emperyalizmin zor bir şekilde ortadan kaldırabilmesi, kendilerini
emperyalizmin etkisi altında hisseden devletlerin emperyalist amaç
taşımayan politikalardan bile kuşku duymalarına sebep olmuştur. Eski
sömürgeci ve yeni gelişmiş bazı ülkeleri yeni-sömürgecilik
(neo-colonialism) ile suçlayan Üçüncü Dünya ülkelerine göre azgelişmiş
ülkelere verilen yardımların arkasında emperyalist amaçlar yatmaktadır.
Endüstri Devrimi
XVIII. yüzyılın ortalarından başlayıp XIX. yüzyılın sonları ve XX.
yüzyılın başlarına kadar süren, Batı'da özellikle Avrupa da bilimsel ve
teknolojik gelişme doğrultusunda buhar gücüyle çalışan makinaların
yapılması ve makinalaşmış endüstrinin doğması süreci. İki ayrı endüstri
devriminden söz edilebilir XVIII. yüzyılda başlayıp XIX. yüzyılın
ortalarına kadar süren birinci endüstrileşme sürecine "makinalaşma çağı"
denebilir. Bu dönedeki gelişme bir "makina devrimi"dir. Makina
kullanımının yaygınlaşması sonucu, büyük fabrikaların ortaya çıkmasıdır.
Böylece, Avrupa'da temelde tarım işçilerinin toplumundan, fabrikalarda
eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur.
1870'lerle birlikte endüstri devrimi nitelik değiştirdi. Artık bilimsel
buluşlar ve bunların üretime uygulanması, pratik zekalı tek tek bireylerin
birbirinden ayrı çalışmalarına bağlı olmaktan kurtulmuş, devletlerin tüm
olanaklarıyla destekledikleri ve gerektiğinde de örgütledikleri büyük ve
zengin kuruluşların eline geçmiştir. Bu dönemle birlikte başlayan gelişme
"teknolojik devrim" olarak da anılır. Bu dönemde doğal kaynaklar ve bilim
elele vererek yeni ve kitle halinde mal üretimine yönelmiştir.
Endüstrileşme sürecinin bu ikinci aşaması, birincisine göre, toplumsal
etkilerinde daha şiddetli, sonuçlarında daha şaşırtıcı ve halkın yaşamını
değiştirmede daha etkilidir.
Enosis (birleşme)
XIX. yüzyılda Girit, XIX. yüzyılda da Kıbrıs'ın Yunanistan'la
birleşmelerini amaçlayan siyasi hareketlere verilen ad. Yunanca "birleşme"
anlamına gelir. 1830'da Yunanistan bağımsızlığa kavuşurken Girit ve doğu
Ege adaları bu ülke sınırları dışında kalmıştı. Pan-Helenizm tarafları
Yunan milliyetçileri Yunan-Rum asıllı halkların yaşadıkları bu adaları
Yunanistan'a katılması ile bu amaçlarına ulaştılar. Enosis'in ikinci
halkası olan Kıbrıs'ın ilhakı için de Georgias Grivas liderliğinde EOKA
örgütü kuruldu. Bu örgüt 1950'lerin ortalarından itibaren Kıbrıs'ta Enosis
için faaliyetlere başladı. 15 Temmuz 1974'te EOKA Kıbrıs'ta Makarios'u
devirerek Nikos Sampson'u başa geçirdi. Bunun üzerine Türkiye Kıbrıs'taki
garantörlük haklarını kullanarak adaya askeri müdahalede bulundu (I ve II.
Barış Harekatları). Sonuçta Enosis hayata geçirilemedi.
Entente Cordiale: bkz. Samimi Anlaşma
Enternasyoneller
1.Enternasyonel: 28 Eylül 1864'te Londra'da kurulan Uluslararası İşçi
Birliği (UİB)'ne daha sonradan verilen isim. Birliğin kuruluş bildirgesi
yürütme organının en önemli kişisi olacak olan Karl Marx tarafından ele
alındı. (UİB)'nin amacı: "İşçi sınıfının karşılıklı yardımlaşmasını,
ilerlemesini ve tam bir özgürlüğe kavuşması"nı gerçekleştirmekti. Bu
özgürlük işçilerin kendisinin olacaktır.
2.Enternasyonel: Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin girişimi üzerine 23
ülkenin sosyalistlerinin biraraya gelmesi. Bu enternasyonal 2 buçukuncu
Enternasyonel kuruluncu 1923'e kadar sadece adı olan bir kuruluş olarak
kaldı. Sosyalist İşçi Enternasyoneli kurulunca ortadan kalktı.
2 Buçukuncu Enternasyonel: Şubat 1921'de Viyana'da toplanan Sosyalist
partiler çalışma topluluğuna verilen isimdir. 2 buçukuncu Enternasyonel
çok geçmeden İkinci Enternasyonele yaklaştı ve bu örgüt Mayıs 1923'de
Hamburg Kongresinde Sosyalist İşçi Enternasyoneli ile birleşti.
3.Enternasyonel: 4 Mart 1915'de Moskova'da kurulan siyasal örgüt. Komünist
Enternasyonel olarak da bilinen bu enternasyonelin temelinde Rus
Bolşevikleri ve 1915'ten başlayarak "2.Enternasyonelin iflasını ilan eden
Lenin vardır. Mart 1919'da Kurucu Kongresi 21 ülkeden 54 delegeyle
toplandı.
Ağustos 1935'de Alman-Sovyet Paktı imzaladıktan sonra Enternasyonel
Yürütme Komitesi savaşta her iki taraf için de "haksız, gerici ve
emperyalist olarak niteledi. Ama bu eğilim Haziran 1941'de Hitler'in
SSCB'ye saldırması üzerine yeniden gözden geçirildi. Bundan sonra,
Nazilere karşı direnişe ve ulusal cephelerin kuruluşuna ağırlık verildi.
Bazı komünist partiler daha önceden bunu yapmaya başlamıştı. Bu cephelerin
kuruluşunu kolaylaştırmak için Komünist Enternasyonel 15 Mayıs 1943'te
feshedildi.
4. Enternasyonel: 11 ülkenin Troçkici hareket ve parti delegelerin Paris
Bölgesinde Eylül 1938'de kurdukları siyasal örgüt.
Ermeni Sorunu
1877 yılındaki Türk-Rus savaşlarından sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun
güçsüzlüğünden cesaret alan Ermenilerin ortaya çıkardığı sorun. Ermeniler
eğitim düzeyleri yüksek ve dış bağlantılara sahip olmalarına rağmen Ermeni
milliyetçiliği ancak 19. yy.'ın ikinci yarasında doğmuştur. Ermeni
cemaatinin bir tür anayasası olarak kabul edilen Ermeni Tüzüğü Osmanlı
padişahı tarafından 28 Mart 1862'te onaylanmıştır. Bu tarihe kadar
Ermenilerin büyük bir çoğunluğu "ayrılık" düşüncesine fazla eğilimli
olmamışlardır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde dışarıdan tahrik edilen Ermeni
ayaklanmaları hızlandı. 1877 savaşını (tarihimizde 1293 savaşı olarak
anılır) Osmanlı İmparatorluğu kaybedince Ermeniler Aya Stefones'a gelen
Rus Çarına giderek koruyuculuk istediler. Çarlık Rusyası,Osmanlı
toprakları üzerinde yaşayan Hristiyan azınlıklar, özellikle Ortodoks Rum
ve ermeniler için"koruyucu patron" rolünü benimsemişti. Bu durumdan ve
Osmanlı Devleti'nin güçsüzlüğünden cesaret alan Ermeniler, II. Abdülhamid
döneminde Anadolu'nun doğusunda zaman zaman başkaldırarak kanlı olaylara
neden oldular. Çarlık Rusyası 1877'de ele geçirdiği Kars, Artvin ve
Ardahan'da Ermeni nüfusunu çoğaltmaya çalışmakta idi. I. Dünya Savaşı'nda
Ruslar yeniden Türkiye'ye saldırdılar. Ermeni subay ve erler Rus
ordularının ön saflarında yer aldılar. Diğer yandan Bogos Nubar Paşa adlı
bir Ermeni, bağımsız birErmenistan kurmak için Çarlık ile ilişkilerde
bulunuyordu. Kendi sınırları içindeki Ermenilere karşı sert önlemler alan
Çarlık, Osmanlı ermenilerini koruyarak Avrupa merkelerinde Osmanlı Devleti
aleyhine propaganda yapmaya yöneltmekteydi. XIX. yüzyılın ikinci
çeyreğinde Avrupa'da Ermeni tehdiş hareketleri arttı. Çarlık Rusya'nın
Anadolu'yu işgal planına karşı Osmanlı Hükümeti, savunma hattının gerisini
güvence altına almak amacı ile 14 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Yasası ile
Ermenileri toplu olarak Osmanlı İmparatarluğu'nun bir ili olan Suriye'ye
göndermeye başladı. Ayrıca 24 Nisan 1915'te İstanbul'da Ermeni cemaatinin
bazı üyeleri tutuklandı. Ermeni Taşnak ve Hınçak komitelerinin I. Dünya
Savaşı sırasında Doğu Anadolu'da giriştikleri katliamların ve
ayaklanmaların yarattığı karışıklık böyle bir zorunluluğa yol açmıştı.
Çarlık Rusyası'nın yanısıra Fransa ve İngiltere de Ermenileri kendi
politikalarının aracı olarak kullanmaya çalışmaktaydılar. Fransa'nın
Ermenilere olan ilgisinin temelleri Napolyon dönemine dayanmaktaydı.
Napolyon, Rus Ermenistanı Tiflis'te Ermeni ağırlıklı bir ordu oluşturarak,
Hindistan'daki İngilizlerle savaşmayı amaçlamıştı. Bu düşünce yaşama
geçmedi fakat, Paris'te Doğu Dilleri Enstitüsü bünyesinde Ermeni Enstitüsü
kuruldu. Enstitünün amacı, Ermeni ayrıkçılığının bilimsel temellerini
oluşturmaktı. Daha sonra Fransa'nın Ermeniler ile ilişkisi I. Dünya
Savaşı'ndan sonra yoğunluk kazandı. Osmanlı Devleti'nin paylaşımı
sırasında Fransa, Kilikya bölgesinde (Antep, Urfa, Maraş, Adana) Ermeni
devleti kurmaya çalıştı. Bu hareket bölge halkı tarafından bastırıldı.
Fransa daha sonra Ermenileri Beyrut'a yerleştirerek oradan Marsilya'ya
taşıdı. Ermenilerin bir kısmı Fransa'da kalırken, bir kısmı da Amerika
Birleşik Devletleri'ne gitti. Orly katliamına kadar Fransa ASALA dahil tüm
Ermeni örgütlerine göz yumdu.
İngiltere ise 1877 savaşına kadar Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak
bütünlüğünü savundu. Bu savaştan sonra politikasını iki nedenle
değiştirdi. Birincisi, Doğu Akdeniz'de çıkarlarını koruyacağı bir üs
olarak Kıbrıs'ı ele geçirmişti; ikincisi 1877 savaşındaki performasından
dolayı Osmanlı İmparatorluğu'nun bütünlüğünü savunmaktan vazgeçerek, kendi
kontrolunda küçük devletler oluşturma yoluna seçti. Rusya'nın Akdeniz'e ve
Ortadoğu'ya yayılmasını önlemek amacı ile İngiltere'nin kurmaya çalıştığı
tampon Ermenistan oluşturma çabaları kısa dönemde sonuç getirmedi. Diğer
yandan İngiliz misyonerler, Ermeniler arasında "protestanlık"
propagandasına girişerek Ermeni hareketini, Ermeni Patrikhanesinin
kontrolu dışına çıkarmaya çalıştı. Ancak artan Alman tehlikesi Rusya ile
İngiltere'yi birbirine yaklaştırılınca, İngiltere dikkatini bu bölgeden
ayırarak, Alman donanmasının denizlerde yaratacağı sorunlara yöneltti.
Dışarıdan yöneltilen Ermeni hareketi beraberinde tehdiş eylemlerini
doğurdu. İttihat ve Terakki Partisi'nin başında bulunanlardan Talat Paşa,
Cemal Paşa ve Bahattin Şakir Bey'in öldürülmesi ile başlayan terör, son on
yıllarda ABD'de ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde Türk diplomatlarının
öldürülmesi ile tırmandırılmıştır.
Eski rejim (Ancient regime)
Avrupa'da rönesans, reformasyon hareketleri ve coğrafi keşifler ile
yıkılmış bulunan Ortaçağ düzeninden Büyük Fransız Devrimi'ne kadar olan
dönem. Otokrasi, monarşi ve kilise unsurlarını içeren eski rejim, 18.
yüzyılın sonlarına doğru milliyetçilik, demokrasisi ve liberalizmin
etkisiyle ortadan kalkmış, yerini çağdaş dünyaya bırakmıştır.

Eşik Antlaşmaları: bkz. Treshold Antlaşmaları
ETA: bkz. Bask Ulusal Bağımsızlık Hareketi
Etabli Sorunu: bkz. Lozan Andlaşması
Evrensel Bildirge
Bütün halklar ve uluslar için temel siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel
hakların sağlanmasını amaçlayan bildirge. BM İnsan Hakları Komisyonu ve
Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından hazırlanmıştır. 10 Aralık 1948
tarihinden de Genel Kurul tarafından kabul edilmiştir. Otuz maddeden
oluşan bildirge, hak ve özgürlükler, doğrudan insanın kişiliğini
ilgilendiren haklar, vatandaşlık hakları ve sosyo-ekonomik haklar
konularında hükümler içerir. Bildirge, devletler için bağlayıcılık ve
yaptırım gücüne sahip olmadığından aykırı uygulamalara karşı bir denetim
sistemi oluşturmamış ve sadece insan hakları konusunda bir ideali
simgeleyen bir belge olarak kalmıştır.
Bildirge'nin BM Genel Kurulu tarafından kabul edildiği 10 Aralık tarihi
İnsan Hakları Günü olarak kutlanmaktadır.
Fachoda Bunalımı, 10 Temmuz 1898
Fransız yüzbaşısı Manahand'ın Mısır kalesi Fachoda'yı ele geçirmesiyle
başlayan İngiltere ve Fransa arasındaki bunalım.

Falkland Savaşı (Falkland Bunalımı), 2 Nisan 1982
2 Nisan 1982'de Arjantin'in Falkland ve Güney Georgia Adalarını işgal
etmesi ile başlayan savaş. Altı hafta sürdü. Falkland Adaları üzerindeki
egemenlik sorunu 1964'de Birleşmiş Milletler'de Sömürge Sorunları
Komisyonu'nun gündemine geldi. Arjantinlilere göre, Malvinas olarak
bildikleri adalar Arjantin'in bir parçasıydı. Adaların Güney Amerika'ya
coğrafi yakınlığı vardı. Arjantin İspanya'nın halefi olduğunu ileri
sürüyordu. İngiltere, adalar üzerindeki hükümranlığı Arjantin'e
devretmeli, yönetimi belirli bir anlaşmaya uygun olarak sürdürmeliydi.
İngiltere ise adada yaşayan İngiliz asıllıların isteklerine aykırı olarak,
böyle bir düzenlemeye gidemiyordu. İngiltere 1833'den beri adalar üzerinde
"işgal ve yönetimi" sürdürdüğünü ve Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 1.
maddesine göre Falklandlılara self-determinasyon ilkesinin uygulanması
gerektiğini ileri sürüyordu. İngiltere'ye göre Falkland Adaları,
Arjantin'in yönetim ve denetimine geçerse sömürge durumu sona ermeyecek,
tam tersine başlayacaktı.
Yıllarca süren müzakereler bir sonuç vermeyince Arjantin Falkland ve Güney
Georgia Adalarını işgal etti. İngiltere Güney Amerika'ya hemen bir görev
kuvveti gönderdi. İngiltere, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Ekonomik
Topluluğu'nda büyük diplomatik destek gördü; Arjantin'e otomatik zorlama
tedbirleri uygulandı. 25-26 Nisan 1982 tarihlerinde İngiliz birlikleri
Güney Georgia Adasını ele geçirince, Falkland Adalarındaki Arjantin
birlikleri komutanı teslim oldu. Arjantin Devlet Başkanı Galtieri'nin
ayrılmasından sonra da İngiltere adalardan çekilme niyetinde olmadığını
gösterince iki ülke arasındaki sorun kesin bir çözüme bağlanamadı.
Feodalizm (feudalism)
Toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ
rejimi. Bir diğer adı derebeylik.
Derebeyliğin özü, orgütlenmiş devletin bulunmadığı yerel düzeyde, bir
hükümet görevinin yürütülmesidir. 500-600 km2'lik bir toprak parçası
üzerinde en önemli bir güçlü kişi, daha az toprağa sahip olanların
koruyuculuğunu üstlenmiş ve onlar da bu kişiye bağlılık sözü vermişlerdir.
Böylece, feodal "lord", "vassal" ve toprağa bağlı (serf) köylüleriyle,
derebeylik ortaya çıkmıştır.
Derebeyliğin önemli özelliği, lord ile vassal arasındaki "karşılıklılık
esası"dır. Derebeylikte hiç kimse tam anlamı ile hükümran değildir. Kral
ile halk ve lord ile vassal, bir cins "mukavele" ile birbirlerine
bağlıdırlar. Bu mukaveleye aykırı hareket edilirse, karşılıklı hak ve
görevler sona ermektedir. Bu durum, sık sık karışıklıklara, siyasal
istikrarsızlıklara ve hatta savaşlara yol açmışsa da, gelecek çağların
"anayasal hükümet" anlayışı, derebeyliğin bu mukaveleye dayanan
niteliğinden doğacaktır.
Filistin Sorunu (Palestinian Question)
Üç büyük dince (Musevilik-Hristiyanlık-İslam) kutsal sayılan Filistin
toprakları ile ilgili sorun. Günümüzün en karmaşık uluslararası
sorunlarından birisi olan Filistin sorununun çok eski bir geçmişi vardır.
Sorunun günümüzdeki mevcut biçiminin, XIX. yüzyıl sonlarında başlayarak XX
yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, 1948 yılında bu toprak
üzerinde İsrail Devlet'inin oluşturulması ile ilgili olduğu söylenebilir.
Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya
İsrail'in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda, hemen tüm Filistin
toprakları İsrail'in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan
insanların büyük çoğunluğu diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarına
göçmüşlerdir. 1948 yılında Arap ülkelerinin muhalefetine rağmen, İsrail'in
kuruluşu Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştır. Birleşmiş
Milletler, bunu izleyen yıllarda, İsrail'in kuruluş aşamasındaki
sınırlarının dışında işgal ettiği toprakları terketmesi yolunda ve de
özellikle Filistin mültecilerinin durumlarının iyileştirilmesi
doğrultusunda sayısız karar almışsa da, bu konularda pek önemli bir
gelişme sağlanamamıştır. Soruna bir çözüm bulunamamasında, anlaşmazlığın
oldukça karmaşık bir nitelik taşımasının yanı sıra Arap ülkelerinin kendi
aralarındaki anlaşmazlıklarının sürmesinin, süper güçlerin bölgedeki
çıkarları ile ilgilenmelerinin ve İsrail'in askeri gücünün önemli rolü
vardır.
1987'de Ortadoğu'da etkinliğini artıran Sovyetler Birliği, Filistin
Kurtuluş Örgütünün Yaser Arafat liderliğinde yeniden birleşmesinde önemli
rol oynamaya başladı. 20 Nisan 1987'de Cezayir'de yapılan Filistin Ulusal
Konseyi toplantısında Arafat'ın Ürdün Kralı Hüseyin ile 1985 yılında
İsrail karşısında barış girişimlerini ortaklaşa sürdürme konusunda
vardıkları anlaşmayı feshetmesi üzerine örgüt içinde yeniden birlik
sağlandı.Yıl sonuna doğru Amman'da toplanan Arap Birliği zirvesinde,
barışın ön koşulunun "işgal altındaki tüm Arap topraklarının, özellikle
Kudüs'ün kurtarılması" olduğu vurgulandı. Diğer yandan, işgal altındaki
topraklarda FKÖ'nün genel yönlendirilmesi ile Aralık 1987 başlayan
"intifada" (ayaklanma) hareketi karşısında İsrail ordusunun kullandığı
dayak ve işkence yöntemleri, Filistin halkı ile geniş bir uluslararası
dayanışma yolu açtı. İsrail hükümeti ile kamuoyunda da ciddi görüş
ayrılıkları doğurdu.
13 Eylül 1993'te FKÖ ve israil arasında imzalanan "İlkeler Andlaşmasının"
ardından başlayan "Ortadoğu Barış Süreci" içinde Mayıs 1994'te Kahire'de
yapılan anlaşma ile İsrail Gazze ve Batı Şeria'yı Filistin Özerk Yönetimi
İdaresi altına bırakmayı kabul etmiştir. Bugün Gazze ve Batı Şeria'da
Filistin Özerk Yönetimi İdareyi sağlamakta, Filistin polis gücü asayiş
hizmetlerini yürütmektedir.
Filistin özerk yönetimi idaresi altındaki bu bölgede bugün ciddi bir
işsizlik, altyapı, konut, gıda ve sağlıklı içme suyu bulamama sorunları
vardır. Özellikle Gazze'de altyapı yetersizdir ve içebilecek su kaynakları
hızla bozulmaktadır. Bölgede ciddi yatırımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Yeni
yönetimin deneyimsizliği ve maddi imkansızlıklar sebebiyle kamu hizmetleri
aksatmaktadır. Bu bölgelerde hala olaylar çıkmakta, İsrail güvenlik
güçleri ile halk zaman zaman karşı karşıya gelmektedir.

Ford Doktrini
ABD Başkanlarından Gerald Ford'un Kongrede yüksek miktardaki savunma
bütçesini geçirmek için yaptığı konuşmada ilan ettiği görüş olup, ABD'nin
barışçı yollarla ve müzakere masasında başarı sağlamasının, askeri alanda
çok kuvvetli bulunmasına bağlı olduğu ve bunun gerçekleştirileceğini
savunmuştur. Yeni ve güçlü silahların geliştirilmesi, bazı bölgelerde yeni
üsler kurulup kuvvet bulundurulması gereği bu doktrinin uygulanması için
öngörülmüştür.

Frankfurt Barışı, 1871
Fransa ile Almanya arasında imzalanan ve 1870-71 savaşına son veren barış
antlaşması. Bismark ile Thiers arasında Versailles'de imzalanan ön
anlaşmalar (26 Şubat 1871) Almanların Paris'e girmesini önlemek amacıyla 1
Mart'ta; Bordeaux'da Ulusal Meclis tarafından kabul edilmiş, Brüksel'de
yeniden başlayan (28 Mart-24 Nisan) görüşmeler, Frankfurt'ta Dışişleri
Bakanı Jules Fanre ve Maliye Bakanı Pouyer-Quertier tarafından
sürdürülmüştü. 10 Mayıs 1871'de imzalanan barış, ön antlaşmaları
onaylıyordu. Birey (Bismarck buradaki demir yatağının değerini çok geç
öğrenmişti) Chaleau-Salins ve Belfort bölgesi dışında (kat çevresinde 10
km'lik bir yarı çap). Alsace ve Moselk vadisi de içinde olmak üzere
(Thionville ve Metz) Lorraine yaylasının kuzeydoğusu Almanya'ya
bırakılıyordu. Anlaşmanın mali hükümleri ağırdı. %5 faizli 5 milyar frank
tazminat (1,5 milyarı 1871'de, 0,5 milyarı 1872'de ve 3 milyarı da Mart
1874'den önce ödenmek üzere), 266 milyarın üzerinde savaş borcu. Fransız
ordusu Lorraine'ın güneyine çekilerek, ancak Paris garnizonu
bırakılmayacaktı. Thiers, borçlanma yoluyla son borç taksidini Eylül
1873'te ödemeyi ve ülkeyi 6 ay önce kurtarmayı başardı.

Fransız Devrimi, 1789
1789 Devrimi olarak da bilinir. 1787'den başlayarak Fransa'yı sarsan, ilk
doruk noktasına 1789'da ulaşan ve değişik aşamalardan geçerek 1799'a değin
süren devrimci hareket. Fransa'da ancien regime'e (eski rejim) son vermiş
ve Avrupa tarihinde yeni bir çağ açmıştır.
Devrime yol açan nedenler konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte,
genel olarak üzerinde durulan başlıca etkenler şunlardır: 1)Avrupa'nın en
kalabalık ülkesi olan Fransa'da yaşam koşullarının giderek kötüleşmesi,
2)Gelişmekte olan varlıklı burjuvazinin başka ülkelerdekinden daha
sistemli bir biçimde siyasal iktidarın dışında tutulması, 3)Köylülerin,
üzerlerinde ağır bir yük oluşturan çağdışı feodal sisteme duyduğu tepkinin
güçlenmesi, 4)toplumsal ve siyasal reformu savunan düşünürlerin Fransa'da
başka yerlere göre daha yaygın bir etki uyandırması, 5)Fransa'nın Amerikan
Bağımsızlık Savaşı'na sağladığı yoğun mali ve askeri destek yüzünden
devletin iflasın eşiğine gelmesi.
Fransız maliyesini düzene sokmakla görevlendirilen Charles-Alexandre de
Calonne, Şubat 1787'de üst düzey din adamları, büyük soylular ve yüksek
yargıçlardan oluşan İleri Gelenler Meclisi'ni toplantıya çağırarak bütçe
açığının kapatılması için ayrıcalıklı kesimlerin vergi yükümlülüğünü
artıracak reformlar önerdiğinde, Fransa'da devrimin ilk kıpırdamaları
başladı. Meclis, reformları reddederek ruhban sınıfı, soylular ve halkın
temsilcilerinden oluşan ve 1614'ten beri toplanmamış olan
Etats-Genaraux'un toplantıya çağrılmasını talep etti. Calonne'dan sonra
Fransız maliyesini yönetenlerin, direnişe karşın reformları uygulama
yolundaki çabaları, aristokratik kurumların, özellikle de Mayıs 1788'de
çıkarılan yasa ile yetkileri kısıtlanmış olan Parlement'lerin
başkaldırısına yol açtı. 1788'in bahar ve yaz aylarında Paris, Grenoble,
Dijon, Toulouse, Pau ve Rennes'de huzursuzluklar baş gösterdi. Ödün vermek
zorunda kalan Kral XVI. Louis, Jacques Necker'in maliyenin yönetimine
getirdi ve Etats Generaux'yu 5 Mayıs 1789'da toplayacağını açıkladı.
Kralın basın özgürlüğüne de göz yummasıyla Fransa bir anda devlet
yapısının yeniden düzenlenmesine ilişkin tasarıları içeren kitapçıklarla
dolup taştı. Ocak-Nisan 1789 arasında yapılan Etats-Generaux seçimleri
kötü geçen 1788 hasadının neden olduğu karışıklıklarla aynı zamana
rastladı. Temsilcilerini belirlemekte herhangi bir kısıtlamayla
karşılaşmayan üç toplumsal zümre de kendi sorunlarını ve isteklerini dile
getiren dilek listeleri ya da "şikayet defterleri" (cahiers de doleances)
hazırladılar. Tiers Etat (Halk Meclisi) için 600, soylular ve ruhban
kesimlerinin her biri için de 300 temsilci seçildi. Kırsal alanlarda iki,
kentlerde ise üç dereceli seçimler sonunda belirlenen Tiers Etat
temsilcileri bütünüyle burjuvalardan oluşuyordu.
5 Mayıs 1789'da Versailles'de toplanan Etats-Generaux, daha başlangıçta,
oylamaların toplam temsilci sayısına mı yoksa etat esasına göre mi
yapılacağı konusunda ikiye bölündü. Bu yöntem sorunu üzerindeki şiddetli
mücadelede Tiers Etat temsilcileri çok geçmeden çoğu halk kökenli küçük
papazların da desteğini kazandı. Ardından krala da meydan okuyarak Jeu de
Paume salonunda toplantı (20 Haziran) ve Fransa'ya yeni bir anayasa
getirilinceye değin kesinlikle dağılmayacağına ant içti. XVI. Louis bu
duruma istemeyerek boğun eğdi ve ruhban kesimiyle soyluları Kurucu
Meclis'i oluşturmak üzere Tiers Etat'ya katılmaya çağırdı; bir yandan da
meclisi dağıtmak üzere asker toplamaya girişti.
Askeri birliklerin kralın emriyle Kurucu Meclis'in çevresini sarması ve
Necker'in görevinden alınması meclisin tepkisine, kralın buna kayıtsız
kalması da Paris halkının ayaklanmasına yol açtı. Silahlanan Paris halkı
14 Temmuz 1789'da krallık baskısının simgesi olarak gördüğü Bastille'i ele
geçirdi. Bu hareketle ayaklanma devrime dönüştü. Yeniden boyun eğer Kral,
kentte dolaşırken krallığın beyaz renginin yanı sıra Paris'in renkleri
olan mavi ve kırmızıyı da içeren üç renkli kokart takarak halkın
egemenliğini tanıdığını gösterdi.
Taşrada büyük korku köylülerin de feodal beylere karşı ayaklanmalarına ve
şatoları hedef alan saldırılara girişmelerine yol açtı. Soylular ve
burjavazi dehşete kapıldı. Kurucu Meclis, köylüleri denetim altına almak
için 4 Ağustos'ta feodal vergi ve ayrıcalıkları ortadan kaldırdı. Ardından
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile edilerek (26 Ağustos) özgürlük,
eşitlik, mülkiyet dokunulmazlığı ve baskıya karşı direnme hakları tanındı.
Kral, toplumsal yapıyı altüst eden 4 Ağustos kararları ile İnsan ve
Yurttaş Hakları Bildirisi'ni onaylamayı reddetti. Bunun üzerine Paris'te
halk kitleleri yeniden ayaklanarak 5 Ekim'de Versailles'a yürüdü. Ertesi
gün,kralliyet ailesi Paris'e getirilerek Tuileries Sarayı'nda oturmak
zorunda bırakıldı. Kurucu meclis de Paris'te yeni anayasa üzerinde
çalışmalarını sürdürdü.
Kurucu Meclis, feodalizmin tasfiyesini sürdürerek eski zümreleri (ordre)
kaldırdı, sömürgelerde köleliğe son vermekle birlikte en azından Fransa'da
yurttaşlar arasında eşitliği sağladı ve kamu görevlerine girişteki
eşitsizliklere son verdi. Kamu borçlarının ödenmesi amacıyla kilise
topraklarının devletleştirilmesi kararını mülklerin yaygın bir biçimde
yeniden dağıtılması izledi. Bundan çok yararlanan burjuvaziyle toprak
sahibi köylüler oldu; ama bazı topraksız köylüler de arazi satın alabildi.
Kiliseyi mal varlığından yoksun bırakan Kurucu Meclis, ardından yeni bir
düzenlemeye girişerek Fransız Kilisesi Temel Yasası'nı çıkardı. Yasa, papa
ve Fransız ruhban sınıfının çoğunluğu tarafından reddedildi. Ortaya çıkan
ayrılık, çekişmelerin şiddetini artırdı.
Kurucu Meclis, ancien rengime'in karmaşık yönetsel sistemini yıkarak
yerine seçilmiş meclislere yöneltilen il (departement), ilçe
(arrondissement), kanton (canton) ve bucak (commune) bölünmesine dayalı
akılcı bir sistem getirdi. Adalet mekanizmasının temelini oluşturan
ilkeler de köklü bir biçimde değiştirildi ve sistem yeni yönetsel
birimlere uyarlandı; yargıçların da seçilerek göreve gelmesi ilkesi kabul
edildi.
Kurucu Meclis'in çerçevesini çizdiği yeni düzen, yasama ve yürütme
güçlerinin kralla meclis arasında paylaşıldığı bir monarşiyi öngörüyordu.
Ama bütünüyle aristokrat danışmalarının etkisi altında olan XVI. Louis
ülkeyi yeni güçlerle birlikte yönetme yolunu seçmeli. 20-21 Haziran
1791'de ülkesinden kaçma girişiminde bulunduysa da Varennes'de yakalanarak
Paris'e geri getirildi.

Kronolojik Dünya Tarihi

(Kronolojik Özet)
İ.Ö. 8500-7000, Ortadoğu'da çiftçiliğe geçiş
İ.Ö. 3500-3000 Dicle-Fırat ve Nil vadilerinde uygarlığa geçiş
İ.Ö. 4000-3000, Uygarlığın Sümer'de doğuşu
İ.Ö. 3000 sabanın icadıyla insanların tarımda hayvan gücünden
yararlanmanın yolunu bulmaları
İ.Ö. 3000 dolayları, yazılı kayıtların başlayışı
İ.Ö. 2000'den az önce, Mezopotamya çevresindeki bölgelerde taşra
uygarlıklarını kurmaya başlayan toprak aristokrasilerinin doğmasını
kolaylaştıran koşulların oluşması.
İ.Ö. 1700 dolayları, Hammurabi tarafından insanlığın ilk yasa
derlemelerinin çıkarılışı.
İ.Ö. 1700, Avrasya bozkırı kökenli barbar halklar akınlarının Avrupa'nın
Atlantik kıyılarına ulaşması.
İ.Ö. 1300 dolayları, alfabetik yazının Suriye'de ve Filistin'de
yaygınlaşması.
İ.Ö. 1000 yıllarında, Ortadoğu uygarlığının iki uç bölgesinde (Filistin ve
İran'da) verimli düşünce akımlarının doğuşu.
İ.Ö. 700'den az önce Orta Asya'dan ve Güney Rusya'dan göç etmiş
İskitler'in Ukrayna'da bir kabileler imparatorluğu kurup, Yunan dünyasıyla
ticarete girişmeleri.
İ.Ö. 6. yüzyıl, Lidya Krallığı'nda sikke paranın dolaşıma konması
İ.Ö. 6. yüzyıl, İyonyalı filozofların dünyayı ve insanı akılla kavrama
çabası
İ.Ö. 500 dolayları, Çin uygarlık biçiminin temel öğelerinin ortaya çıkışı.
İ.Ö. 500 dolayları, Kastların ve Hind dininin kendine özgü vurgularının
biçimlenişi
İ.Ö. 330, Pers İmparatorluğunun Makedonyalıların saldırısıyla yıkılması
İ.Ö. 320, İskender'in İndüs Vadisi'ne girmesi
İ.Ö. 146, Roma'nın Makedonya'yı ve Yunanistan'ı fethetmesi.
İ.S. 70-100, Dört İncil'in yazıldığı yıllar
İ.Ö. 30, Roma'nın Mısır'ı fethetmesi
İ.S. 193, Roma Barışı'nın şiddete başvurulmasıyla bozulması.
İ.S. 372, Hunlar'ın Güney Rusya'ya girip Ostrogotları sürüşleri
İ.S. 378-511, Roma imparatorluğu'nun büyük barbar akınlarıyla çökmesi
İ.S. 410, Hun korkusuyla Roma sınırlarını zorlayan Vizigotlar'ın Roma
kentini yağmalamaları ve İspanya'yı geçip krallıklarını kurmaları.
İ.S. 451, Kalkedon (Kadıköy) Kurultayı'nın Papa'nın çağrısıyla toplanıp,
kutsal üçleme öğretisinin Papa Büyük Leon'un saptadığı biçimiyle
benimseyip, "monofizist" biçimini reddedişi,
İ.S. 453, Attila'nın ölüşü ve Hun Konfederasyonu'nun dağılması
İ.Ö. 552, Japonya'ya ulaşan Budist misyonerler topluluğunun önemli
başarılar elde etmesi.
İ.S. 565'ten sonra (Doğu) Roma İmparatorlarının "Bizans İmparatoru"
denmeye başlanışı.
İ.S. 568'den sonra, Cermen kabilesi Lombartların Bizanslıları İtalya'nın
iç bölgelerinden çıkan buraların denetimini ellerine geçirmeleri.
İ.S. 572, Türk İmparatorluğu'nun haneden kavgalarıyla ikisi de iç
kavgalarla yıpranan doğu ve batı ordularına bölünmesi
İ.S. 600 dolayları, Hint Okyanusu'nda Hindu gemicilerin yerini
Müslümanların alması.
İ.S. 622, Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göçü.
İ.S. 632-1000 arasında İslam'ın Hızla yükselişi ve Ortadoğu'da Kuzey
Afrika'da İspanya'da yayılışı,
İ.S. 632, Hz. Muhammed'ön ölümü
İ.S. 636, Arap ordusunun Bizans'ı Suriye'den ve Filistin'den çıkarması
İ.S. 641, Arap akıncı birliklerinin Mezopotamya'yı ele geçirişleri
İ.S. 642, Arap akıncı birliklerinin Mısır'ı ele geçirişleri.
İ.S. 651, İran ve Mezopotamya'da Sasani iktidarının sona ermesi
İ.S. 651, Arap akıncı birliklerinin İran'ı ele geçirmeleri.
İ.S. 711, Vizigot krallığının sona ermesi.
İ.S. 711-715, Kuzey Afrika'nın ve İspanya'nın Müslümanların denetimine
geçmesi
İ.S. 715, İslamların Kuzeybatı Hindistan'daki Sind Bölgesinde, daha sonra
da Hint Okyanusu'nda üstünlüğü ele geçirmeleri
İ.S. 717-718, Müslümanların Konstantinopolis'i kuşatmaları
İ.S. 750, Emeviler'in halifelik döneminin sona ermesi
İ.S. 751, Talas Meydan Savaşı'nda Çin'e bağlı birkaç vahanın Müslümanlara
kaptırılışı.
İ.S. 756, baskı aygıtının Çin'de bulunuşu.
İ.S. 800, Şarlman'a Papa tarafından Romalıların imparatoru olarak taç
giydirilişi.
İ.S. 800'den birkaç yıl sonra, Bizans İmparatorunun Şarlman'ın
imparatorluğunu tanımasıyla Batı Roma İmparatorluğunun yeniden kuruluşunun
yasallaşması.
İ.S. 831-1000 arası, Danimarka'nın İsveç'in ve Norveç'in Hristiyanlığa
geçmeleri.
İ.S. 840, Uygurların yıkılışı
İ.S. 845, Budizmin Çin'de resmen yasa dışı sayılması; bunun üzerine
Kore'de devlet dini yapılıp iyice benimsenmesi
İ.S. 900 dolaylarında, Türk askerlerinin kabilelerinin, İslam
devletlerinin siyasal yaşamına egemen olmaya başlamaları.
İ.S. 900-14. yüzyıl ortaları, Avrupa'da toprakların tarıma açılışı.
İ.S. 989, Rusya'nın Hristiyanlığa geçişi.
İ.S. 1000 dolayları, kolonileşme ve ticari yayılma sürecinin başlayışı
İ.S. 1000 dolayları, Gazneli Mahmut'un akınlarıyla İslam'ın Hindistan'ın
İç bölgelerini ele geçirmeye başlaması.
İ.S. 1000, Macaristan'ın Hristiyanlığa geçmesi
İ.S. 1000 Hristiyanlığın Uzakbatı ülkelerinde Kelt, Cermen ve Slav
kabileleri arasında yayılması.
İ.S. 1000-1300 arası, Avrupa'da kasabaların hızla gelişmeleri.
İ.S. 1000-1453 arası, İslamlığın Hindistan'da, Doğu Avrupa'da, Orta
Asya'da yayılışı.
İ.S. 1000-1500, İslam mimarlığının görkem ve incelik dönemi
İ.S. 1054, Katolik-Ortodoks bölünmesinin, Papa ile Konstantinopolis
Patriğinin birbirlerini afaroz etmeleriyle yaratılışı.
İ.S. 1071, Malazgirt Savaşı ile Türklerin Hristiyanlık (Bizans) dünyasına
karşı başarılı olup, Anadolu'nun iç bölgelerinin denetiminin Selçuk
Türklerine geçişi.
İ.S. 1096-1099, Birinci Haçlı Seferi.
İ.S. 1171, Galler ülkesinin ve İrlanda'nın Anglo-Norman şövalyelerince
fethinin tamamlanışı.
İ.S. 1204, Dördüncü Haçlı Seferi'nde Konstantinopolis'in ele geçirilip
yağmalanması ve kısa yaşamlı Doğu Latin İmparatorluğu'nun kurulması.
İ.S. 1206-1227, Cengiz Han'ın yönetim dönemi
İ.S. 1254; Avrupa'da imparatorluğun çökmesiyle, Papalığın, Latin
Hristiyanlık dünyasının evrensel hükümeti olduğunu ileri süren tek kurum
olarak kalışı.
İ.S. 1300'den sonra, Japonların geniş çaplı denizcilik eylemlerine
girişmeleri.
İ.S. 1300'den sonra, Cermen ve Frank şövalyelerinin, Baltık ve Doğu
imparatorluklarını kurup, ticaret etkinliklerine girişmeleri
İ.S. 1337-1453, Yüzyıl Savaşları, İngiltere ile Fransa arasında, kiralık
askerlerle yürütülen her yeri yakıp yıkıp yağmalayıcı savaşlar.
İ.S. 1347-1351, Avrupa'7a Veba salgını
İ.S. 1300, Rönesans'ın İtalya'da biçimlenmeye başlanışı.
İ.S. 1354, Türkler'in Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadasını ele
geçirerek, Avrupa'ya adım atmaları.
İ.S. 1389, Kosova Savaşı'nda Sırpları yenen Türklerin Balkanlarda askeri
üstünlüğü ele geçirmeleri.
İ.S. 15. yüzyıl İnkalar'ın And Dağları'ndaki merkezlerinde yayılan
imparatorluklarının Peru'da merkezi bir rejim kurması.
İ.S. 1417, Papalık monarşisinin Konstanz kurultayında onaylanmasıyla
Protestan-Katolik ikililiğinin azaltılması
İ.S. 1430, Çinlilerin denizlerden çekilmesiyle Japonların Güneybatı
Pasifik'te deniz üstünlüğünü ele geçirmeleri.
İ.S. 1453, Konstantinopolis'in Türklerin eline geçmesi, bunun üzerine,
Rusların Ortodoks kiliselerinin Hristiyanlığın son kalesi olduğuna
inanmaları,
İ.S. 1480 Moskova, Dükü III. İvan'ın Altınordu egemenliğini tanımayıp,
"Çar" sanını alarak bağımsızlığını ilan edişi.
İ.S. 1492, Kolomb'un okyanusu aşması
İ.S. 1492, Müslüman Faslıların Avrupa'daki son kalesi Grenada'nın alınışı,
bu olayla Hristiyan haçlı ruhunun körüklenmesi
İ.S. 1500, İtalyan Rönesansı'nın doruğuna ulaşması
İ.S. 1500'den sonra, Avrupa'nın deniz üstünlüğü kurması
İ.S. 1500-1650, Avrupa'da fiyatların hızla yükseldiği "Fiyat Devrimi"
İ.S. 1500-1700 arası milyonlarca kilometrelik ülkeninmilyonlarca insanın
islam yönetimine sokulmasıyla İslam tarihinin en parlak dönemi
1508 Şah İsmail'in Bağdat'ı fethetmesi
1509 Portekizlilerin İslam filosunu Umman Denizi'ndeki Diu limanı
açıklarında yenilgiye uğratmaları ve Hint Okyanusu'nda üstünlük kurmaya
başlamaları,
1511, Akdeniz'de, Türk İspanyol ve Portekiz güçleri arasında uzun deniz
savaşlarının başlayışı.
1512-1520, Yavuz Sultan selim yönetimi dönemi
1513, İlk Portekiz tacirin Güney Çin kıyılarına gelmesi
1514, Şah İsmail yanlılarının Anadolu'da büyük bir ayaklanmayı
kışkırtmaları,
1514, Çaldıran savaşında Şah İsmail'in yenilgiye uğratılması
1515, Portekizlilerin Hürmüz Adası'nda üs kurmaları
1517, Luther'in Wittenberg'deki Kilisenin kapısına 95 maddelik tezini
asmasıyla Protestanlık hareketinin başlaması.
1520-1566, Kanuni Sultan Süleyman yönetimi dönemi
1521, Cortez'in yeni Dünya'nın hazinelerinin kapısını (İspanyollara)
açması,
1526, Mohaç Savaşı'nda Türkler'den kaçan Macar kralının ölmesiyle, V.
Karl'ın Bohemya ve Macaristan taçlarını ele geçirmesi.
1526, Timur soyundan gelen Babür'ün Hindistan'ı ele geçirmesiyle, Babür
İmparatorluğunun kurulması.
1534, İngiltere'nin Papalık ile ilişkilerini koparması, İngiltere
kilisesinin yavaş yavaş Protestanlığı benimsemesi
1534-1603, İngiltere'de Tudor hanedanı yönetimi ve bölük pörçük reformlar
dönemi
1536, Fransa kralının, Habsburg gücüne karşı, Osmanlı imparatoruyla
imzaladığı ittifak anlaşması.
1552, Korkunç İvan'ın Altınordu Hanlığı başkenti Kazan'ı ele geçirişi,
bunu izleyen dört yıl içinde Aşağı Volga bölgesinin fethini tamamlaması.
1560, İspanyolların, İtalya'yı istila edip, papalık topraklarını ele
geçirip, Reform karşıtı harekete izin vermemeleri; bunun üzerine,
Papaların Hasbburglular ile işbirliğine girişimleri.
1568-1609, Felenekler'in İspayol yönetimine karşı ayaklanmaları
1580-1640, İspanyolları Portekiz'i ve imparatorluğunu kendi
imparatorlularına katmaları
1587-1629, Safevi devleti yöneticisi Büyük Şah Abbas yönetimi dönemi
1590, dolayları mikroskopun icadı.
1598, İspanyol üstünlüğü döneminin başlayışı
1600, denizlerde yeni bir güç dengesiyle, Hint Okyanusu'nda İspanyol ve
Portekiz gemilerinin yerini Felemenk, İngiliz, Fransız gemilerinin alışı
1600, Felemenk Doğu Hindistan Kumpanyası'nın kurulması
1600'den sonra, İngilizlerin Hint Okyanusu'nda ticaret etkinliklerine
başlamaları
1601, İngiliz Doğu Hindistan kumpanyası'nın kurulması
1608, bir Polonya ordusunun Moskova'yı ele geçirip bir kukla yönetim
kurması
1608 dolayları, teleskopun icadı
1618-1648, Otuz Yıl Savaşları
1620, ingilizlerin Massachussets kolonisini kurmaları
1626, Felemenkler'in New York'ta koloni kurmaları
1636, Japon hükümetinin, kendi iç sorunlarından dolayı açık deniz
gemiciliğini uyruklarına yasaklaması
1638, Japonya'nın kabuğuna çekilme politikası
1640'lar, İngiliz, Fransız ve Felemenk girişimcilerinin, şekerkamışı
ticaretini Portekizlilerin ve İspanyolların elinden alıp başı çekmeleri,
1642-1648, İngiliz iç savaşları
1648, Westphalia Antlaşması, bunun sonucunda İtalya'nın ve Almanya'nın
bölünmesi ile ortaya çıkan küçük devletlerin, duruma göre Fransa'nın
yanında ya da karşısında yer almaları.
1648, Fransız üstünlüğünün başlaması
1648, İngiltere'de Parlamento egemenliğinin kurulması
1648-1715, XVI. Louis yönetimi dönemi
1648-1789, Avrupa'nın Eski Rejim ve kolonici yayılma dönemi
1649, İngiliz kralı I. Charles'in idamı
1653-1689, Fransa'nın rakipleri karşısında kesin üstünlüğe sahip olduğu
dönem
1688, İngilizlerin İspanyol armadasına karşı zafer kazanmaları
1689, Petro'nun Avrupa gezisi dönüşü, geniş çaplı reform hareketlerini
başlatması
1696, Petro'nun Türklere karşı başarısı
1700-1721, Petro'nun İsveçlileri yenilgiye uğratabilip, Finlandiya
Körfezinde denize açılabilmesi
1701-1714, İspanyol Taht Savaşları sırasında, Avusturyalıların,
İspanya'nın bölüşülmesinde en büyük parsayı toplamaları
1707, Kok kömürü yapma yöntemlerinin bulunuşuyla, demir cevherini eritmede
kömürden yararlanma olanağının doğuşu
1740-1786, Büyük Frederick (II. Frederick) yönetimi döneminde, Prusya'nın
Avrupa'nın büyük güçlerinden biri durumuna gelmesi.
1745, Abdül Vahab'in Arabistan'da Vahhabiliğin ilkelerini oluşturması
1756-1763, Yedi Yıl Savaşları 1762, bir Alman prensesinin kocasının
öldürülmesi üzerine, II. Katerina adıyla Rusya imparatorluğu tahtına
çıkması.
1763, İngiltere'nin Hindistan, Kanada gibi denişaşırı ülkelerde kesin
zafer kazanması.
1768-1774, Rusların Osmanlı ordularını ağır bir yenilgiye uğratmaları ve
Küçük Kaynarca Anlaşması'nın yapılması.
1772, Polonya'nın ilk bölüşülmesinde Prusyalılar ve Avusturyalılar,
Türkler karşısındaki ilerleyişini durdurmak için Rusya'ya sus payı olarak
Polonya'nın büyük bir parçasının işgaline izin vermeleri.
1774, Safevi imparatorluğunun dağılması
1774-1778, İspanya'nın Amerika limanlarının kıyı ticaretini yasaklayıp,
kolonilere yapılan dışsatımları ve iç alımları Cadiz kentinden tekelci bir
tutumla düzenlemesi
1775-1783, Amerikan bağımsızlık savaşı
1789, 1 Mayıs, Etats-Generaux'un toplanması
1789, 14 Temmuz, Kralın Ulusal Meclis'i kaldıracağı söylentisi üzerine,
halkın Bastille'e saldırması
1789, 4 Ağustos, Ulusal Meclis'in feodal hakları kaldırarak köylü
çoğunluğunu Devrim Safhalarına çekmesi.
1791, Yeni Fransız anayasalarının hazırlanması
1793, Polonya'nın ikinci bölüşülmesi
1794, Robespierre'in öldürülmesi
1795, Polonya'nın üçüncü bölüşülmesi, ile Rusya sınırlarını, batıda Vistül
Irmağı'na kadar genişlemesi
1799, Napoleon'un bir darbe ile iktidara getirilişi
1803, Sırpların Osmanlı'ya başkaldırması,
1807, İlk buharlı geminin Robert Fulton tarafından yapılması
1812-1815, Napoleon'un Avrupa devletleri koalisyonunca yenilgiye
uğratılması
1815, Viyana Konferansı, sonucu barış anlaşmasının yapılması
1821-1830, Yunan devrimi
1830, Cezayir'in Fransızlarca işgali
1833, Köleliğin, Büyük Britanya'nın yönetimindeki tüm ülkelerde
kaldırılması
1839-1841, Afyon Savaşı
1839, Tanzimat Fermanı'nın ilanı
1840, posta sisteminin Büyük Britanya'da kuruluşu
1840'lar demiryolları ağı yapımının başlayışı
1847, Liberya'nın Amerika'dan eski yurtlarına dönen eski kölelerce,
Birleşik Devletler anayasasına benzeyen bir anayasa sahip bir cumhuriyet
olarak kurulması
1848 devrimleri
1848, Marx'ın gittikçe yoksullaşan proleter kitlelerin bir devrimle
toplumsal sorunu çözecekleri düşüncesini ortaya atması.
1848-1852, Fransa'da, III. Napoleon'un devlet başkanlığında cumhuriyet
dönemi
1854, Japonya'nın kabuğuna çekilme politikasını bırakıp dışa açılmak
zorunda kalışı.
1854, Kırım Savaşı'nda Fransa'nın ve Britanya'nın Ruslara karşı Türklerin
yardımına koşup, Rusların Kırım'da yenilgiye uğratılması
1856, Islahat Fermanı'nın ilanı
1859, İtalya'nın Kont Cavour'un çabalarıyla birleştirilmesi
1859, Darwin'in canlıların evrimi kuramını ortaya atması
1861-1865, Amerikan iç savaşı
1863, ABD'de köleliğin kaldırılması
1869, Süveyş Kanalı'nın açılışı
1870-1871, Prusya'nın Fransa'yı yenilgiye uğratması
1871, Almanya'nın, Bimarck'ın çabalarıyla birleştirilmesi
1878-1908, Abdülhamid II'nin iktidarı dönemi
1885, Hindistan Ulusal Kongresi'nin (Kongre Partisi'nin) kurulması
1888, köleliğin Brezilya'da kaldırılması
1889, İkinci Enternasyonal'in kuruluşu
1889, Japon İmparatoru Meiji'nin Bismarck Almanyasını örnek alan bir
Anayasa çıkarması; Diyet'in kurulması
1893, Havai Adaları'nın ABD topraklarına katılması
1900, Batılı devletlerin gönderdikleri uluslararası birliğin Pekin'i ele
geçirmesi
1901, Avusturya'nın İngiliz Uluslar Topluluğu'nun kendi kendini yöneten
dominyonu olması
1903, Sibirya'yı aşan demiryolunun tamamlanması
1904-1905, Rus-Japon savaşı beklenmeyen sonuçla Japonların yenmesi
1905, Hindistan Müslüman Birliği'nin kurulması
1906, Rusya'nın, parlamenter organa sahip olması
1908, Jön Türkler'in iktidara ortak olmak isteğiyle, Abdülhamid'i deviren
darbeyi gerçekleştirmeleri
1910, Japonların Kore kralını indirip, Kore Yarımadası'nı ülkelerine
katmaları
1912, Mançu hanedanının yakılıp, Çin Cumhuriyetinin kurulması.
1912-1913, Balkan Savaşları ile Balkanlardaki toprakların kaptırılması
1914, Berlin-Bağdat demiryolunun başlaması.
1914, Panama Kanalı'nın açılması
1914-1919, Birinci Dünya Savaşı
1915, Japonlar'ın, Çin'deki özel ayrıcalıklarını, öne sürdükleri "Yirmi
Beş İstek" ile artırmaya kalkmaları.
1917, 6 Nisan, ABD Kongresi'nin Almanya'ya savaş ilanı,
1917, Kasım, İkinci bir devrimci hükümet darbesinin Sosyal Demokrat
seçilmesi,
1918, Ekim, Alman ve Avusturya hükümetlerinin Başkan Wilson'un barışın
dayandırılacağı "On Dört Nokta"sını kabul etmeleri.
1918-1920, Rusya'da ve Rusya'nın sınır ülkelerde iç savaş
1919, Paris Barış Konferansı'nın Rusya'daki durumu ele almaya kalkmayıp,
savaşı yitiren Almanya, Avusturya ve Osmanlı hükümetlerine barış
koşullarını zorla kabul ettirmeleri.
1919, barış antlaşmasının, Arap dünyasının zengin ve kalabalık bölgelerini
Fransız ve İngiliz koloni yönetimlerine bırakması
1921, Çin Komünist Partisi'nin kurulması
1922, Faşizmi İtalya'da iktidara getiren hükümet darbesi
1922, Lenin'in "Yeni Ekonomik Politikası"nı (NEP) ilan etmesi
1923, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması
1925, Rıza Pehlevi'nin İran'da iktidarı ele geçirip, Mustafa Kemal'inkine
benzer bir laik reform hareketini başlatması.
1925, Abdülaziz İbni Suud'un Arabistan Yarımadası'nı fethedip, Mekke'nin
ve Medine'nin denetimini eline geçirmesi
1929, New York borsasının çökmesiyle ABD'de 1920'lerin hızlı ekonomik
gelişmesinin sona ermesi
1930'lar, Japon yayılmasının yeniden canlanışı
1030'lar, Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt'in "New Deal" politikası
1931, Japonların Mançurya'yı istila etmesi
1932, Irak'ın formal olarak bağımsızlığını kazanması
1933, New Deal politikasının başlatılması
1933, Haziran, Hitler'in iktidara gelmesiyle Almanya'nın köklü bir rejim
değişikliği geçirmesi.
1934, Etiyopya'nın 1896 yenilgisinin öcünü almak isteyen İtalya'nın
saldırısına uğrayıp, uçakların ve zehirli gazların yardımıyla İtalya
emperyalizmi altına sokuluşu
1938 Eylül, Çekoslovakya'nın Almanların yaşadığı bölgelerinin Almanya'ya
geçirilmesi
1939, 1 Eylül, Hitler'in Polonya'ya saldırması
1939-1945, İkinci dünya Savaşı
1940 ilkbaharı, Almanların Danimarka'yı ve Norveç'i ele geçirmeleri
1941, 22 Haziran, Hitler'in savaş duyurusunda bulunmadan Rusya'ya
saldırması
1942, Kasım'ı 1943 Şubat'ı, Ruslar'ın Almanlar'ı geri püskürtmeleri
1943, Temmuz'u, Mussolini'nin, İngiliz-Amerikan birliklerinin İtalya'ya
çıkmasıyla iktidardan düşmesi, İtalya'nın savaştan çekilmesi.
1944, 6 Haziran, İngiliz-Amerikan birliklerinin Normandiya çıkartması
1945, 1 Mayıs, Hitler'in kendini öldürmesi, Alman başkomutanlığının teslim
belgesini imzalamaları.

1945, Hiroşima'ya ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılması
1946, Türkiye'de çok partili hayata geçiş
1947, İsrail Yahudi devletinin kurulması
1947, Hindistan'ın İngiltere'den çekilmesi
1947, Birleşmiş Milletler'in Filistin'in Araplar ve Yahudiler arasında
bölüştürülmesi, kararı
1947, Truman Doktrini
1948, Ghandi'nin öldürülmesi
1948 (ve 1956, 1967, 1973) Yahudi-Arap savaşları
1949, NATO'nun kurulması
1949, komünistlerin, Kuomingtang'a karşı kesin zafer kazanıp Çin'in
yönetimini ele geçirmeleri
1949, ilk Rus atombombası denemesi
1950, Kuzey Kore komünist yönetiminin Güney Kore'ye saldırmasıyla Kore
Savaşı'nın çıkışı
1953, Kore Savaşı'nda ateşkes
1953-1954, Rusların, Amerika'dan birkaç ay sonra hidrojen bombalarını
patlatmaları
1954, Vietnam'ın Fransız egemenliğinden kurtulması
1956, Macarların ülkelerindeki komünist rejime başkaldırmaları
1956, Süveyş bunalımı
1957, Gana'nın bağımsızlığını kazanan ilk Afrika kolonisi olması
1957, Rusya'nın uzaya uydu gönderen ilk ülke oluşu
1957, Roma Andlaşması ile AET'nin kurulması
1958, Suriye ile Mısır'ın birleşmesi
1961, Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti'nden ayrılması
1962, Fransa'da halkoyu yoklamasının Cezayir'e bağımsızlıktan yana sonuç
vermesi
1962, ABD Küba'daki füzelerin çekmesini istediğinde SSCB'nin üçüncü dünya
savaşı korkusuylabu isteğe uyuşu
1964, Vietnam'da Amerikan askeri etkinliklerinin başlayışı
1966, De Gaulle Fransası'nın NATO'dan çekilerek mutlak egemenlik hakkını
elinde tutmayı seçmesi.
1967, İsrail ile Arap devletleri arasında Ekim Savaşı
1969, ABD uzay gemilerinin ay'a inip dönmeyi başarmaları
1970, Sovyetler Birliği'nin ticaret ve yatırım olanakları yolunda Federal
Almanya ile görüşmelere başlaması
1973, Ocak, İngiltere, İrlanda ve Danimarka'nın Avrupa Topluluğu'na tam
üye olmaları
1973, İsrail ile Arap devletleri arasında Ramazan Savaşı; petrol ambargosu
ve ardından petrol fiyatlarının yükselmesi.
1975, Yumuşamanın göstergesi olan Helsinki Anlaşması
1978, Çin Halk Cumhuriyeti'nde Deng Şaoping'in önderliğinde ekonomik
reformların başlaması.
1979, Mısır ile İsrail arasında Camp David Andlaşması'nın imzalanması
1979, İran'da Ayetullah Humeyni önderliğindeki İslamcıların bir devrimle
yönetimi ele geçirmesi
1979, Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi
1980-1988, İran-Irak savaşı
1981, Ocak, Yunanistan'ın AT'ye tam üye olması
1985-1991, Ülkesinde glasnost ve perestroika'yı uygulamaya çalışacak olan
Michael Gorbachev'in başkanlık süresi
1986, Ocak, İspanya ve Portekiz'in AT'ye tam üye olması
1987, Temmuz, Avrupa Tek Senedi'nin (Single Act) kabul edilmesi
1988, Nisan, Türkiye'nin AT'ye tam üyelik başvurusunda bulunması
1989, Doğu Avrupa'da marksist ekonomilerin çökmesi
1989, Kasım, Berlin Duvarının yıkılması
1990, Sovyetlerin dağılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi
1990, Ağustos, Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi
1990, Ekim, Almanyaların birleşmesi
1991, Aralık, Bağımsızlık Devletler Topluluğu'nun kurulması
1995, Ocak, İsveç, Finlandiya ve Avusturya'nın Avrupa Birliğine tam üye
olmaları
1996, Ocak, Dayton Barış Andlaşması ile Bosna Savaşı'nın sona ermesi...

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik