hizbullah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hizbullah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2007 Pazar

HİZBULLAH VE HAMAS'A DESTEK BİLDİRİSİ

Önde gelen Batılı muhalif kalemlerden Lübnan'daki Hizbullah ve Filistin'deki Hamas direnişine destek çıktı. Bir manifesto yayınlayan aydınların bu bildirisinin genişlemesi bekleniyor. Bildiriyi imzalayan aydınlar arasında Tarık Ali, Noam Chomsky, Eduardo Galeano, Howard Zinn, Ken Loach, John Berger ve Arundhati Roy da var.


İşte o bildiri...

"ABD destekli İsrail saldırısı, Lübnan'ı felç etti, ateşe ve öfkeye boğdu. Kana'daki katliam ve can kayıpları, sadece 'orantısız güç kullanımından' ibaret değil. Uluslararası yasalara göre, bu bir savaş suçu.
Lübnan'ın sosyal altyapısının, İsrail hava kuvvetleri tarafından kasıtlı ve sistematik imhası da savaş suçu.

İsrail'in hedefi bu ülkeyi bir İsrail-ABD vilayeti statüsüne indirgemek. Bu girişim geri tepiyor, zira dünyanın dört bir köşesindeki insanlar olan biteni dehşetle izliyor. Lübnan'da nüfusun yüzde 87'si şu an Hizbullah direnişini destekliyor. Bu destek Hıristiyan ve Dürziler arasında yüzde 80, Sünni Müslümanlar arasındaysa yüzde 89 oranında. Öte yandan, ABD'nin Lübnan'ı desteklediğine inanan Lübnanlıların oranı yüzde 8.

Saldırı çoktan planlanmıştı
Fakat, İsrail'in bu eylemleri 'uluslararası toplum' tarafından kurulmuş herhangi bir mahkeme tarafından yargılanmayacak, zira bu korkunç suçları destekleyen veya bunlara kayıtsız kalan ABD ve müttefikleri böyle bir şeye izin vermeyecek.

Hizbullah'ı yok etmek için yapılan Lübnan saldırısının çok uzun zaman önce hazırlandığı artık açık. İsrail'in işlediği suçlara, ABD ve onun her daim sadık müttefiki Britanya da yeşil ışık yaktı. Blair, ülkesinde kendisine karşı ezici bir muhalefet olmasına rağmen tutumunu değiştirmedi.

Direnişi destekliyoruz
Lübnan'ın tadını kısa süreliğine çıkardığı barış sona erdi ve felç edilmiş bir ülke unutmayı umduğu bir geçmişi hatırlamaya zorlanıyor. Lübnan'a dayatılan devlet terörü Gazze gettosunda da tekrarlanıyor; 'uluslararası toplum'sa bir köşede durmuş, olan biteni sessizce izliyor. Bu arada Filistin'in geri kalanı, ABD'nin doğrudan katılımı ve müttefiklerinin üstü örtülü onayıyla ilhak edilip parçalanıyor.

Bu vahşetin kurbanlarını ve ona karşı direnenleri destekliyoruz. Hükümetlerimizin bu eylemlerdeki suç ortaklığını teşhir etmek için elimizdeki bütün araçları kullanacağız. Filistin ve Irak işgalleriyle Lübnan'a yönelik geçici olarak 'durdurulan' bombardımanlar sürdükçe, Ortadoğu'da barış da olmayacak.

ABD ve Britanya, İsrail'in Lübnan'da savaş suçu işlemesine destek veriyor. Hükümetlerimizin bu suça katkısını teşhir etmek için elimizden geleni yapacağız."

İSRAİL BBC'DEN RAHATSIZ OLDU

İngiliz yayın kurumu BBC, İsrail-Lübnan savaşı sırasındaki haberleri nedeniyle ''tek yanlı'' haber vermek ve ''Hizbullah yanlısı'' yayın yapmakla suçlanıyor.


Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, İsrail Dışişleri Bakanlığı, vatandaşların, BBC'nin yeniden boykot edilmesi, Lübnan'daki savaşla ilgili ''tek yanlı'' haberleri nedeniyle BBC muhabirlerinin çalışma belgelerinin geri alınması baskısı altında...

Haberde, diplomatik yetkililerin de BBC haberlerinin ''tarafsız'' olmadığını söyledikleri belirtiliyor. Kudüs'teki yetkililerin,
''haberlerinde, tarafsız olmak yerine, BBC'nin adeta Hizbullah'ın adına çalıştığı izlenimi verdiğini gördüklerini'' ifade ettikleri de kaydedildi.

Dışişleri Bakanlığı Medya ve Kamu İşleri Genel Müdür Yardımcısı Gideon Meir'in bu konuda yorum yapmaktan kaçınmasına rağmen, İsrail'in 1. Kanalı'ndaki bir konuşması sırasında verdiği örnek hatırlatıldı. Buna göre, Meir, London Times'da 24 Temmuzda yayımlanan Stephen Pollard imzalı bir makaleyi hatırlattı ve Pollard'ın, BBC'nin bir programının adeta Hasan Nasrallah tarafından yazıldığı izlenimini verdiğini yazdığını kaydetti.

Başbakan Ehud Olmert'in Basın Sözcüsü Miri Eisen de aynı kanaldaki değerlendirmede, BBC'nin savaşın ilk haftasındaki haberlerinin düzgün olduğunu, ancak sunucusunun Hayfa'dan Beyrut'a gittikten sonra, yayınlarının (Arap kanalları) El Cezire ve El Arabiya benzeri olduğunu ifade etti.

Gazete, 2003 yılındaki Filistin olayları sırasında, İsrailli yetkililerin BBC haber programlarını boykot ederek, 7 ay mülakat
vermediklerini ve BBC habercilerinin brifinglere alınmadıklarını da hatırlattı

13 Şubat 2007 Salı

BİR EFSANENİN YIKILIŞI - İSRAİL’ İN LÜBNAN YENİLGİSİ

Biz savaş tarihi meraklıları için Arap – İsrail Savaşları okumaya doyamadığımız olaylar arasında yer alır. Hele İsrail ordularının Arap birleşik orduları karşısında kazandığı zaferler, hep merakla karışık saygı uyandıran bir öykü demetidir. Zira varlığını sürdürme savaşında olan bir milletin, tüm dünya karşısındaki dik duruşudur sözü edilen.



Bu tarihi savaşlarda İsrail ordusu ve milleti ile adeta efsaneleşmiştir. Örneğin seferberlikte ABD, Kanada vb ülkelerden gelip de İsrail’ de garsonluk (askerlik hizmeti olarak) yapan ünlü profesör, müzisyen gibi insanların öyküleri halen daha anlatılmaktadır. Sınırlı kaynaklarla, ancak tüm dünyadaki Yahudilerin sonsuz desteği ile var edilen İsrail devleti, emsalsiz bir başarı öyküsüdür. Zira kuruluşu çok acılı ve sancılı olmuş; daha kuruluşundan itibaren komşuları ile kavgaya tutuşmak durumunda kalmıştır. Kuruluştan bir otuz yıl öncesi Birinci Dünya Savaşı’ ndaki bölge gerek Falih Rıfkı’ nın ölümsüz eseri Zeytindağı’ nda, gerekse de büyük Türk casusu İngiliz Kemal’ in anılarında çok güzel anlatılmıştır. Daha o zamandan Türk devleti, bölgede bağımsız bir İsrail’ in kurulacağını sezmiş ve kendince gerekli önlemleri almıştır. Örneğin kendisine karşı cephe gerisinde çalışarak, İngiltere yanında savaşan günümüzdeki Mossad’ ın atası sayılabilecek gizli teşkilat mensubu birçok Yahudi; Osmanlı gizli teşkilatı (Teşkilatı Mahsusa) tarafından yakalanıp kurşuna dizilmiştir. Ancak bize ihanet eden Yahudi sayısı oldukça çok olmasına rağmen, Türk yazılı ve görsel basınınca bu konu hep görmezden gelinmiş adeta sümenaltı edilmiştir. Sürekli olarak Türk halkına Arapların Birinci Dünya Savaşı’ ndaki ihaneti hatırlatılmıştır.



Mazisi parlak zaferlerle süslü İsrail Ordusu’ nun yıldızı, geçtiğimiz aylarda yaşanan Lübnan yenilgisi ardından hızla sönmekte. Savaşın ayrıntısına ilişkin gerçekler yeni yeni su yüzüne çıkmasına rağmen, bir husus oldukça açıktır. O da İsrail’ in savaşın başında koyduğu hedeflere ulaşamamış olmasıdır. ABD tarafından kendisine tanınan süre aşılmış olmasına rağmen, bir türlü istenilen gaye elde edilememiştir.



Bu hezimetin nedenleri arasında düşmanın gerçekte olduğundan zayıf değerlendirilmesi oldukça büyük yer tutar. Bu da istihbarat zafiyetini gösterir. Lübnan’ ın güneyi adeta karınca yuvası gibi binlerce sığınak ve tünellerle berkitilmiş, olası savaşa hazırlanmıştır. Vietnam Savaşı’ ndaki örneklerden yararlanıldığı, Hizbullah tarafından dile getiriliyor. Ayrıca bizzat İran Devrim Muhafızlarının başındaki general tarafından gayrinizami kuvvetlerin yönetildiği İsrail tarafından açıklandı.



Savaşın daha ilk günlerinde İsrail Donanması’ na bağlı bir savaş gemisinin İran yapısı El Fecr füzesi tarafından vurularak savaş dışı kalması, aslında birçok şeyi açıklamakta ve Hizbullah’ ın ulaşmış olduğu gücü göstermekteydi. Savaş boyunca Hizbullah tarafından 3.000’ in üzerinde füze İsrail topraklarına fırlatılmıştır ki, bu tüm İsrail tahminlerinin çok çok üzerindedir. Uzun bir dönemden sonra ilk defa İsrail’ in kuzeyinde yerleşik Yahudiler evlerini terk ederek daha güveni buldukları orta ve güney bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu da büyük bir psikolojik yıkımdır; zira İsrail’ in genç nesli ömürlerinde yenilgi yüzü görmemiş, ebeveynlerinin çektikleri acı ve sıkıntılı dönemleri yaşamamışlardır. Onlar için savaş, hep televizyonda seyrettikleri İsrail ordusunun vurduğu Filistin veya Güney Lübnan’ daki hedeflerin görüntülerinden ibaretti. Bu da genelde bir video oyununa benzer, uçaktan veya insansız hava aracından çekilen görüntülerdi. Yoksa ölen yaralanan İsrail askerlerinden hiç bahsedilmezdi.



Bu çatışma bir anlamda bölgedeki İran – ABD zıtlaşmasının bir sonucu idi. Zamanlama bakımından tam İran’ ın nükleer faaliyetleri nedeniyle köşeye sıkıştırıldığı günlere denk gelmesi de oldukça dikkat çekici. Lübnan’ da çatışmaların yaşandığı günlerde, Irak’ daki direnişin de yoğunluğunun artması sanırız tesadüf değil.



Tüm gelişmeler İran’ ın dersini çok iyi çalıştığını gösteriyor. Hizbullah’ a gönderilen silahların uzun bir süreçte depolandığı anlaşılıyor. Suriye üzerinden sevkıyatın yapıldığı biliniyor. Ancak Türkiye’ nin de belli oranda bu işin içinde olduğu, en azından bilip de ses çıkarmadığı düşüncesindeyiz. Bölgeye yönelik İsrail öngörüleri en çok Türkiye’ nin menfaatleri ile çatışıyor.



Sitemizde daha önce de belirtildiği üzere, İsrail’ in gücü dünyada çok abartılmıştır. Eğer iyi analiz edilirse İsrail’ in zayıf yanları da çoktur. Bir kere derinliği olmayan bir ülkedir ve saldırılara karşı tüm halkı tehdit altındadır. Ayrıca uzun soluklu hiçbir mücadeleyi yürütemez, çünkü sınırlı kaynaklara sahiptir. Bu imkânsızlık hem ekonomik, hem de asker sayısı olarak kendini gösterir. Ayrıca en büyük dezavantajı; halkının asker kaybına karşı oldukça hassas oluşudur. En büyük gücü ise dünyada etkili konumda bulunan soydaşları ve onların maddi imkânlarıdır. Bush yönetimindeki ABD, İsrail’ in en büyük destekçisidir. Lübnan Savaşı sırasında yapılan silah yardımları da bunun en güzel göstergesidir.



Oysaki karşılarına aldıkları İran, derinliği olan bir ülkedir. Olası bir savaşı ülkesinin derinliğini kullanarak karşılayabilir ve daha büyük imkânlara sahip olduğu için savaşı zamana yayıp uzun soluklu bir mücadeleye girişebilir. Ayrıca İran büyük bir medeniyetin mirasçısıdır; Şiiliğin lider ülkesi olması nedeniyle dünyanın birçok bölgesinde destekçisi vardır. Ordusu ise son yirmi beş yıldır uygulanan ambargolara rağmen, oldukça iyi durumdadır. Hızla milli savunma sanayini geliştirme gayretindedir. Belli alanlarda, Rus ve Çin’ in de yardımları ile, kendi silah teknolojisini üretme noktasına ulaşmıştır.



Irak’ da süregiden ve gittikçe de kötüleşen savaşın ardından, İsrail’ in Lübnan yenilgisi ile Amerika’ nın Büyük Ortadoğu Projesi’ nin sonu gelmiştir. İsrail’ in Lübnan yenilgisi, olası İran – ABD Savaşı’ nın akibeti üzerine Amerikan kamuoyunda da derin endişe yarattı. Dünyaya hakim olmak için ülke sınırlarının yeniden çizilmesinin pek de kolay bir şey olmadığı sanırız daha iyi anlaşılmıştır.

2 Ocak 2007 Salı

Türkiye’nin 11 Eylülünü Yahudiler yaptı

‘İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye’ kitabından dolayı Asil Sami Aci adlı Yahudi bir vatandaşın şikayeti üzerine hakkında 312. maddeden dava da açılan Prof. Dr. Cemal Anadol ile Siyonizm’i ve diğer pek çok konuyu konuştuk. Prof. Dr. Anadol, Ariel Şaron’a ‘alçak’ derken, Siyonizm’in kanlı yüzünü ve hedeflerini anlatıyor.
Türkiye’nin yeraltı zenginliklerinin çıkarılmasının kimler tarafından engellendiğini, Yahudiliğin din kitaplarında ‘Yahova sahtekârdır’ dendiğini, Türkiye’nin 11 Eylül’ü olarak nitelendirilebilecek bir olayı Nuri Paşa Hadisesi’nin (Sütlüce Katliamı) detaylarını, İsrail’in Türkiye’den kaçırılan paralarla kurulduğunu, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin kim tarafından Mason Locası olarak nitelendirildiğini, İsrail Parlamentosu’ndaki Nil’den Fırat’a kadar uzanan haritayı, ekonominin kötü olmasından dolayı pazarlardan meyve sebze artıkları toplayan müdürleri, şefleri anlatan Cemal Anadol, iktidarlara özel toplantılarda neleri yapacaklarının, neleri yapmayacaklarının söylendiğini belirtti. Anadol, Dinlerarası Diyalog hakkında ise oldukça farlık bir yaklaşım sergiliyor. (İ.A)
‘Yahova, namussuzdur’ diye kendileri yazmışlar…
Kitabınızın adı ‘İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye’ …
Dur bir dakika. Birinci kitabım Siyonizm’in Oyunları. Otuz sene evvel çıktı. Bu kitaptaki pek çok şey orada da vardır. Ancak hiç kimsenin sesi çıkmadı. Çıkmazdı. Çünkü, arada temel kaynaklar var. Kur’an-ı Kerim var. Çocuk oyuncağı değil. Şurayı bir parça oku. (Bana, Ahmet Tekin’in yazdığı Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru adlı kitabının ek bölümünde yer alan indeksten Yahudilerle ilgili ayetleri okutuyor. Seslice okuyorum. Bölümde; “Yahudiler, Yahudi olmayan herkese düşmandırlar, Yahudiler, Tevrat’ı tahrif (değiştirmek) etmişlerdir, Yahudiler anlaşmalara uymazlar, Yahudilerden dost olmaz, Yahudilere sır verilmez, …” vb … yazıyor. İ.A) Kur’an-ı Kerim bu. Herhangi birinin yazdığı yazı değil. Yahudilerin bazı kitapları var. Kendileri hazırlamışlar. Tevrat, Muharref Tevrat’tır. Tahrif edilmiş Tevrat’tır. Bunların kitapları çeşit çeşittir. Hıristiyanların kitapları da öyle çeşit çeşittir. Yahve veya Yahova, onların Allah’ıdır. Yahve, ahlaksızdır, Yahve, namussuzdur, Yahve bilmem nedir diye kendileri yazmışlar.
Bunu kendileri mi söylüyor?
Tabi. Çeşitli kitapları var ya onların. Talmudları falan.
Şaron, dünyanın en alçak adamıdır
O kitaplarda ‘Yahova sahtekârdır’ falan mı deniyor?
Tabi, tabi. Benim kitabı okursanız görürsünüz. Kim ne diyebilir? Bugün Ariel Şaron ortada. Yetimhaneleri bombalıyor. Hastaneleri bombalıyor. Çocuğu getiriyor, kurşuna diziyor. Televizyonlar gösteriyor. Dünyanın en alçak adamlarından bir tanesi, Ariel Şaron. Biz yazmışız. Yazmayalım mı?
Ne yazdınız?Bunları yazmışız.Bush da Putin de alçaktırAriel Şaron alçaktır diye mi yazdınız.
Budur işte… Bunun gibi insanlık düşmanları çok. Bugün Rusların başındaki adam da insanlık düşmanı. ABD’nin başındaki adam da insanlık düşmanı. Bunlar günün birinde hesabını verecekler bunun. Aynı şekilde Sırp kasabı falan da var.
Yahudiler rahatsız olmuyor mu yazdıklarınızdan?
Yahudiler… Orada (kitapta) bazı şeyler var. Onların üzerinde hiç duramıyorlar. Duramazlar. ‘Bile bile hakaret ediyor’ diyorlar. ‘Bizi küçültüyor’ vesaire diyorlar. Hâlbuki kendi kitaplarında geçiyor. Mesela, Nuri Paşa Hadisesi var kitapta.
Türkiye’nin 11 Eylül’ünü Yahudiler yaptı
Ne zaman oluyor bu olay?
1948 senesinde. Arap-İsrail harbinin en civcivli zamanı. Meşhur kahraman Nuri Paşa. Yani Kafkas İslam Ordusu’nun komutanıyken Azerbaycan’a gidip orada Hükümet kurmuş olan adam. 1948’de bir hadise oldu. (Olay, 2 Mart 1949’da olmuştu. İ.A) Ben o zaman 15 yaşındaydım. Nuri Paşa Mısır’a gitti. Külliyetli miktarda silah ve cephane siparişi aldı. Buraya geldiği günün ertesi günü silah fabrikasında yangın çıktı. O tarihte 30 tane Yahudi çalışıyordu orada. 30 kişiden hiçbirisi fabrikada yoktu. Tıpkı ikiz kuleler hadisesi gibi. İkiz kulelerdeki Yahudiler de olaylar sırasında yoktu. Fabrikada bir kapı açıktı o sırada. Eğer o kapı kapanmazsa İstanbul’un büyük bir kısmı havaya uçabilirdi. Nuri Paşa içeriye girdi kapıyı kapattı. Paramparça oldu. Parçası bile bulunamadı. Hükümet ört bas etti. İsmet İnönü Hükümeti. İsmet İnönü’nün başka olayları da var biliyorsunuz. Yunanlılar, Ege Adalarını ‘Işıkları sizden görünüyor’ diyerek bize vermek istedikleri zaman ‘Dünyayı karşıma alamam’ demişti.
İşportacı Yahudi’yi, fabrikatör yaptık
Yahudilerle ilgili mağdur halk izlenimi var
Hayır. Mağdur değil. Problem bizde. Eskici Yahudi’yi, işportacı Yahudi’yi fabrikatör Yahudi yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca biz bu adamları böyle yaptık. Mesela Ermenistan’da hiç Türk yok. Türkiye’de 70 bin Ermeni var. Bu bir tezat teşkil etmiyor mu? Ayrıca bazı milletlerin kendi devletleri var.
İsrail, Türkiye’den kaçırılan paralarla kuruldu
Bu devletler nasıl bir yapıda?
1948’de kurulmuş olan İsrail. İsrail, Türkiye’den kaçırılan paralarla kuruldu. Buna niye itiraz etmiyorlar. İsrail’in dörtte biri Türkiye’den kaçırılan paralarla finanse edilmiştir.
Sonuçta ‘Gerçekleri yazıyorum’ diyorsunuz. Ayrıca “En büyük sömürücü Yahudilerdir” diyorsunuz. Bunu açar mısınız biraz?
Dünyadaki hadiselere bakarsanız görürsünüz.
Kuklanın ipleri Yahudi’nin elinde
Kitabınızda Siyon Protokolleri, Bilderberg falan geçiyor. Masonlardan bahsediyorsunuz. Bunları kukla varsayarsak, kuklacı Yahudiler mi diyorsunuz?
Tabi tabi… Kuklanın ipleri Yahudi’nin elinde.
Milli Olimpiyat Komitesi, Mason Locasıymış
Mesela Bilderberg toplantılarına Devlet Bakanı Ali Babacan da katılmıştı. Bu toplantılarda ne konuşulduğu ve ayrıntılar kesinlikle söylenmiyor. Ve katılanlar ülkelerinde önemli yerlere geliyorlar diye bir kanaat var. Örnek, Mesut Yılmaz. Başbakan oldu. Ne dersiniz?
Benim başımdan da geçti. Gazeteci Haluk Sam vardı. Öldü. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nde. Onunla zaman zaman dalaşırdık. Zaman zaman da güzel konuşurduk. Dedi ki ‘Biz mason locasıyız. Bize kimse karışamaz’ Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi için söylediği söz. Ben de bunu manşet yaptım, Bizim Anadolu Gazetesi’nde.
Olimpiyatlarda etkin olan kitleden bahsediyoruz değil mi?
Tabi. Devletin oluk gibi para akıttığı bir yer. Ben uluslararası atletizm hakemiyim. Uluslararası atletizm hakemi olmak için Dönme, Mason ya da Yahudi olmak lazım değil. Yalnız Atletizm’de lazım değil. Basketbol’da lazım.
Neden?
Kaç kişi uluslararası hakem olmuşsa onların hepsi ya Yahudi’dir ya Mason’dur ya da Sabetaist’tir. Ya da karısı Yahudi’dir.
Siyonizm işte bu
Pek çok kişi ‘Her şeyi Siyonistler yapıyor’ deyince bunu söyleyenler saplantılı insanlar olarak niteleniyor.
Zaman zaman, falan hükümet filan hükümet zamanında devlet adamlarımız İsrail’e gidiyor.
Knesset’te arkalarına baksınlar
Başbakan Erdoğan da gitmişti.
Gidenleri Knesset’te (İsrail Parlementosu) götürüyorlar. Adam orada oturuyor. Arkasına dönüp baksa Nil’den Fırat’a kadar uzanan harita var.
İsrail Meclisi’nde Türkiye’yi de içine alan bir harita mı var?
Evet. Siyonizm işte bu. Siyonizm’in hedefi bu.
Peki, bunu T.C. Başbakan’ı bilmiyor mu?
Bilmesi lazım. Ben okuduğuma göre onun da bilmesi lazım. Şimdi öyle bir mesele ki bu. Oraya giden adamlar, bunu bilmezler mi? Yani nasıl Rumların Enosis ideali varsa. Yahudilerin de Ermenilerin de idealleri var. Biz de bu idealler arasında hala dostluk peşinde koşuyoruz bu adamlarla. Sizce mümkün mü bu? Türkiye’ye İMF yetkilileri geliyor. Al onu içeriye, biraz sıkıştır Yahudi olduğunu göreceksin. Bunların hepsinin başında Yahudiler var.
Şefler, müdürler pazardan artık topluyor
Türkiye’nin ekonomik sorunlarını kim oluşturuyor? Para onların elindeyse, parayı yönlendirmeyi de onlar mı yapıyor?
Tabi. Adam resmi dairede çalışıyor. Müdür olmuş, şef olmuş. Bekliyor. Pazar kapansın da. Gitsin o çürük meyveleri, sebzeleri alsın, götürsün, yemek yapsın diye. Türkiye’de 23 milyon insan açlık sınırında. Bunun sebebi de işte, Yahudiler. Paraya da karışıyor. ‘Sizi AB’ye alacağız’ da demiyor. Biz kendi kendimize gelin-güvey oluyoruz. Adamlar öyle bir iş yapıyorlar ki. Bütün tarım ürünlerini çıkarttırmıyorlar. Kendilerine göre çıkartıyorlar. Bor… Bütün madenler … Toryum falan … Hepsi kapandı. Şimdi Türkiye hiçbir şey çıkaramaz. Hiçbir şey yapamaz.
Kendi ülkemizin madenlerini…
İzin vermez ki. Kendi kapatıyor zaten.
Kuklanın ipleri başka yerde
Türkiye yaklaşık 3 yıl önce tek başına bir iktidara devredildi.
Evet, olsun.
Bu iktidar ‘Ben şunları yapacağım, şunları yapmayacağım’ diyerek mi; ya da ‘Sen şunları yapacaksın, şunları yapmayacaksın’ mı deniyor?
Özel toplantılar oluyor ya. Orada söylüyorlar onlara zaten. Yapmayacaksın. Falan ya da filan meseleyi yapmak onların elinde değil. Onu dışardan zaten hallediyorlar. Kuklanın ipleri başka yerde.
Dinlerarası Diyalog hakkında ne düşünüyorsunuz?
Olmaz öyle şey! Diyalog. Ne diyalogu !?
Prof. Dr. Cemal Anadol kimdir?
Enver Paşa, İngiliz General Towsend’i esir alan Halil Paşa ve Sütlüce Faciası’nda ölen Nuri Paşa ile kan bağı var. Gazeteci, yazar, atletizm hakemi, basketbol hakemi… İş hayatı ve sendikalar konusunda yazı yazan en eski yazar, hayatta olan en eski polis muhabiri. Pek çok gazetede ve dergide muhabirlik ve yazarlık yaptıktan sonra şimdilerde Azerbaycan’da yayın yapan Respublika Gazetesi’nin Türkiye temsilciliğini ve aylık Yeni Kuvayı Milliye Dergisi’nde başyazarlık yapıyor. 1933 İstanbul doğumlu olan yazarın onlarca kitabı bulunuyor. Tarihin Işığında Ermeni Dosyası, Türk Kültür ve Medeniyeti, Atatürk ve Sanat, Köroğlu, Türkiye’de Din ve Vicdan Hürriyeti, Çeçenler - Çağımızın Gerçek Kahramanları, Türkler - Tarihe Hükmeden Millet, Yunus Emre - Gönüller Sultanı, İsrail ve Siyonizm Kıskacında Türkiye bunlardan bazıları. (İ.A)
(Milli Gazete)

Kaynak : http://kendihalinde.wordpress.com/

24 Aralık 2006 Pazar

Psikolojik Savaş Hizbullah

İsrail Başbakanı Ehud Olmert, bugünlerde özellikle Avrupa medyasına demeç üzerine demeç vererek, bazı ülkelere mesajlarını Avrupa medyası üzerinden aktarıyor. Olmert’in son açıklamalarında Lübnan’da yürüttükleri katliam ve etnik temizliğe dair itiraflar da yer alıyor. Olmert, Lübnan’da yaptıkları sivil katliamla ilgili olarak şu pişkin değerlendirmeyi yapabiliyor: “Kimin masum olup kimin olmadığını nereden biliyorsunuz? Saldırılarımızın ölümcüllüğü, verdiğimiz tepkinin şekli, sadece Lübnan halkının değil, İsrail’e füzeyle saldırma planı olan her ulusun kolektif hafızasına kazınacak. Tepkimizin çok çok acı verici olacağını bilecekler. Hizbullah, Suriye ve İran, ‘İsrail’e füze atmaya değer mi’ diye beş kez düşünecek.” Olmert’in açıklamalarındaki sertlik, tehdit savuran üslup ve pişkinlik, yürütülen psikolojik savaşın bir parçası. ABD ve İsrail dünya kamuoyunu aldatma konusunda bu tür psikolojik savaş yöntemlerini sıklıkla kullanıyorlar. Ellerindeki medya gücü (buna üçüncü ülkelerdeki taşeron medyalar da dahil) yürüttükleri kanlı ve savaş hukuku ve mertlikten yoksun işgali, dünyaya istedikleri şekilde yansıtabilmek için harıl harıl çalışıyor. İsrail de bu medya gücünü Lübnan’a karşı yürüttüğü kanlı savaşta fazlasıyla kullanıyor. Üçüncü haftasını geriden bırakan bir savaş söz konusu ama biz sadece İsrail’in bilmemizi, görmemizi ve duymamızı istediği şeylerden haberdarız. Savaşla ilgili bütün haber bültenleri ve gazete haberlerinde İsrail tanklarını, İsrail füzelerini, İsrail askerlerini göstermek zorundasınız. İsrail’in harabeye çevirdiği Lübnan sokaklarını, İsrail tanklarından çıkan bombalar eşliğinde görmekten başka çareniz yok. Gazete ve televizyonlarda haber verilirken, elinizdeki görsel malzeme sizi buna icbar ediyor.Öyle ya, madem bu bir savaş, o halde savaşın diğer tarafındaki yani İsrail cephesindeki durumdan da haberdar olmamız gerekir. Fakat bu mümkün değil. Hizbullah hergün yüzlerce füze gönderiyor İsrail topraklarına ve Güney Lübnan’da İsrail askerleriyle ciddi bir savaş sözkonusu. Ama maalesef biz ne İsrail sokaklarındaki yıkımdan, ne de sınırdaki kara harekatında İsrail’in verdiği kayıplardan haberdar değiliz. Hizbullah’ın vurduğu belirtilen İsrail gemisine dair tek kare fotoğraf gören var mı? Haberin çıktığı gün uluslar arası birçok ajansa girmemize rağmen böyle bir habere ve görsel malzemeye maalesef ulaşamadık.Oysa Hizbullah’ın İsrail’e ciddi kayıplar verdirdiği ve İsrail’de ciddi bir tedirginlik yaşandığı bir vakıa. Hizbullah’ın İsrail’e verdirttiği kayıplardan ve İsrail’de Hizbullah füzeleriyle yıkılan binalardan neden haberimiz olmuyor? Çünkü İsrail ve ona bağımlı dünya medyası sansür uyguluyor. Bu sansür, psikolojik harp tekniklerinin en önemlilerinden birisi. Oysa Hizbullah’ın İsrail’e verdiği zarar ve gösterdiği direnç, başta İsrail ve ABD olmak üzere birçok çevrede soğuk duş etkisi yarattı.
Bakın bu konuda İsrail eski dışişleri bakanı Şlomo Ben Ami ne diyor: “Tabii ki Hizbullah’ın İsrail’e, bugüne dek hiçbir Arap ordusunun yapamadığını yaptığını söyleyebilirsiniz. İsrail’e ne 1948’de, ne 73’te her gün roket yağmamıştı.” Bu tür itiraf demeçlerini bulabilmek için epey çaba sarfetmeniz gerekiyor. Çünkü bu tip açıklamalar önemli gazetelerin birinci sayfalarında, kolaylıkla ulaşabileceğiniz yerlerde bulunmuyor maalesef.Kabul etmek gerekir ki hem ABD, hem de İsrail psikolojik harp yöntemlerini çok iyi tatbik ediyorlar. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor ki, savaşlar sadece psikolojik yöntemlerle kazanılmıyor, mücadele gücü ve inanç belirleyici unsur oluyor.

Alperen Polat
Yeni Mesaj

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik