28 şubat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 şubat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2007 Perşembe

"Batık” işadamı generallerin tam listesi!

28 Şubat döneminde, batan bankaların yönetim kurullarında emekli generaller vardı. Ama hiçbiri yargılanmadı! Durum böyle olunca Faruk Arslan soruyor: 28 Şubat'ta kurtarılmak istenen acaba özel şirketlerin çıkarları mıydı? iyibilgi zoom

Faruk Arslan’ın yazısının özeti:

28 Şubat ve bankalarda batan paşalar istemiyoruz!

28 Şubat döneminde, batan bankaların önemli bir kısmında yönetim kurullarında emekli generaller vardı. Banka yöneticileri yargılanırken, askerler davadan muaf tutuldular. Bu anlaşılamayan dokunulmazlık zırhı şu soruyu doğuruyor: 28 Şubat'da kurtarılmak istenen acaba gerçekten vatan mıydı, yoksa bankalarda paşalarımızın adıyla birlikte battığı ortaya çıkan özel şirketlerin çıkarları mı?

1990-93 yılları arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapan Muhittin Fisunoğlu Genelkurmay başkanlığı sırasını beklerken Doğan Güreş'in görev süresinin uzatılmasıyla emekliye ayrıldı. Fisünoğlu, Genelkurmay Başkanı olamayınca Sümerbank'ın Yönetim Kurulu üyesi oldu! Mafya babası, 15 yıl yeni hüküm yiyen Sedat Peker'in kurduğu Öztürkler ve Ergenekon yapılanması içinde 'farkında olmadan' göründü. Sümerbank CEO Başkanı Ömer Hayyam Garipoğlu yargılandı, hapislerde süründü, ceza aldı, ama savcılarımız Fisunoğlu'nun ifadesini bile almadı. Fisunoğlu, Sümerbank'ta ne yaptığını soranlara, "Bankacılık alt kadroda teknik bir konu. Yönetim kadrosunda ise teknik bilgi gerektirmiyor (!)" diye kendini savundu. Çünkü Garipoğlu, onu bankacılık bilgisi için değil başka "birikim"leri, "ilişki"leri için yönetimine almıştı. Garipoğlu'nun yediği haltları yazmaya bir köşe yazısı yetmez, kitap yazmak lazım, tabi Fisunoğlu kızmazsa...

Fisunoğlu'nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve Teoman Koman'ın MİT Müsteşarlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı dönemde Diyarbakır-Batman bölgesinde örgütlendirilen Hizbullah konusu halen aydınlatılmamış ve devlet sırrı olarak korunan, tozlu raflara kaldırılmış bir konudur. O yıllarda Fisünoğlu ve Koman Hizbullah'ın "PKK'nın baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar"dan oluştuğunu açıklamışlardı. Daha sonra 'Domuz bağı' ile öldürülen Zehra Vakfı mensupları gibi dindar Müslümanlar ortaya çıktı. 28 Şubat'ın aktörlerinden Hizbullah'ın derin devletin bir ürünü olduğu o kadar sırıtıyordu ki, pislikleriyle birlikte basına yansıyınca örtbas edildi. Fisunoğlu ve Koman'ın derin ilişkileri Garipoğlu ve Cavit Çağlar'a lazım olmuş olacak ki, emekli olunca transfer edildiler.

Batık bankaların sivil yöneticilerinin içerde veya ceza almış olması, ancak tüm asker üyelerinin toz kondurulmadan dışarıda dolaşması ilginç bir görüntü ortaya çıkarıyor. Yöneticileri arasında "paşa" bulunan Etibank, İnterbank ve Sümerbank'ın, sadece patronlarının hapsedilmesi ve cezalandırılması ilginç bir yaklaşımdı. Oysa yönetiminde paşa bulunmayan Yurtbank ve Egebank'ın ise hem patronları hem de tüm yöneticileri hapsedildi. 28 Şubat'ın ünlü generallerinden Güven Erkaya, daha önce el konulan Bank Ekspres'in ve sürekli el değiştiren Kanal-6'nın patronu Korkmaz Yiğit'in danışmanlığını yaptı. Yiğit'in kimyasını değiştiren, hükümetler deviren Türkbank skandalı yaşanırken, kimse danışmanına soru soramadı. Daha sonra neden başbakanın başdanışmanı yapıldığını sorgulamaya kimse cesaret edemedi.

Çevik Bir ise, doğrudan bir şirkette yer almak yerine ordunun birçok ihalesinde ABD, İsrail ve Almanya şirketleri lehine lobi yapmayı yeğledi. Etibank'ın paşası Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Vural Beyazıt, Dinç Bilgin cezalandırılırken, diğer yönetim kurulu üyeleri cezalandırılmadığı için sorgulanmadan serbest kalan talihlilerdendi. Yine Sümerbank yönetim kurulunda Kara Kuvvetleri eski Komutanı emekli orgeneral Muhittin Fisunoğlu, İnterbank yönetim kurulunda da, Jandarma eski Genel Komutanı emekli orgeneral Teoman Koman, aynı gerekçelerde ne sorgulandı, ne de yargılandı. 28 Şubat sürecinde yargıda bağımsızlığın yok olduğunu simgeleyen çifte standart bir uygulamaya gidildi. Ordu, askeri mahkemede yargılasaydı ve işi sivillere bırakmasaydı bile razıydık. Ülkemizde bırakın darbecileri, batak darbeciler bile cezalandırılamayacak kadar dokunulmaz 'vatansever'lerden oluşuyor. 'Darbe ikliminden neden uzaklaşamıyoruz, ordumuz yıpranıyor' diyenler, önce neşteri bu paradoksa vurmalı.

Bu durumda Can Ataklı, eski patronu Bilgin için "O tek kişilik çetemi ki, sadece o içerde, onun dışında herkes dışarıda" diye soruyordu. Ataklı, "eski komutanların bir de hapse girerek ordunun haysiyetinin daha fazla zedelenmemesini sağlamaya çalışıyorlar. Savcılar da ordunun bu hassasiyeti nedeniyle şimdilik eski komutanlara dokunmuyor" diye yazmıştı. Peki asıl hortumcuları korumak Ordu'nun haysiyetini zedelemiyor mu? Hortumcuları kurtarmaya çalışmak ne zamandan beri haysiyeti kurtarmak oldu? Bu tenakuzu eminim Genelkurmay görüyordur ve kimsenin ordunun adını lekelemeye hakkı olmadığı konusunda ordu içinde gerekli bilgilendirmeyi yaparak 28 Şubat'dan ders çıkarmıştır.

Nitekim Kıvrıkoğlu ve Özkök, Genelkurmay başkanlığı dönemlerinde adı batıklara karışmışları yavaş yavaş tasfiye ettiler. Hiç olmazsa darbeciler terfi yerine emekli edilerek tekdir görmüş oldular ki, bu bile darbecilere iyi bir ders, büyük bir gelişmedir. Ordumuzdaki sağduyu, 28 Şubat acılarıyla epey gelişti.
Bankalara ve özel şirket yönetim kurullarına üyelik veya başkanlık konusunda gelen ısrarlı talepleri, üst düzey bazı komutanımızın geri çevirememe gibi bir zafiyetleri olduğunu biliyoruz. Bu işin geleneksel bir uygulama haline geldiği için fazla kanıksanmadığını belirtmiştim. Yolsuzluklara ve hortumculara engel oldukları sürece dürüstlüğünden şüphe etmediğimiz emekli askerlerimizin yüksek maaşlarla bu makamları işgal etmelerine itiraz edemeyiz. Endişemizin nedeni, tamamen vatansever düşüncelerden kaynaklanıyor. Ordumuzun yıpratılmasına yol açacak biçimde şeytana külahını ters giydiren iş adamlarımız tarafından kullanılmalarından ve dolduruşlarına gelerek sık sık darbe tezgahına gelmelerinden tedirgin oluyoruz.

En iyisi küçük bir kısmının listesini vereyim de ne demek istediğimi anlayın: ( Bir kısmı rahmetli oldu)

Eski Genelkurmay Başkanlarından Orgeneral Semih Sancar (Akbank YK), Org. Muhittin Fisünoğlu (Sümerbank), Org. Teoman Koman (İnterbank), Oramiral Vural Beyazıt (Etibank), 12 Eylül'ün Orgenerallerinden Turgut Sunalp (Netaş ve Garanti Bankası Yön. Kur. Üyesi); Org. Adnan Ersöz (İşbankası Yönetim Kurulu Üyesi); 12 Mart'ın ünlü darbecilerinden Org. Faik Türün (Umumi Mağazalar Yönetim Kur. Üyesi); Org. Süreyya Yüksel (Yaşar Holding Danışmanı); Org. İbrahim Şenocak (Etibank Yönetim Kurulu Başkanı); Org. İsmail Hakkı Akansel (PETKİM Danışma Kurulu Üyesi); Org. Vecihi Akın (AKSİGORTA Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Doğan Özgöçmen (Yapı Kredi Bankası Yönetim Kur. Üyesi); Org. Suat Aktulga (LASSA); Org. Şeref Akıncı (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Üyesi); Org. Kemalettin Eken (Şekerbank Turizm Yönetim Kur. Üyesi); Org. Sabri Deliç (Profilo Holding Başkan Yardımcısı); Oramiral Bülent Ulusu (AKSA Yönetim Kurulu Üyesi); TİKKO gerillası oğlu Cemil Oka'yı ihbar ederek öldürten Org. Nazif Oka (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Org. Halil Sözer (Borusan Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Fevzi Aysun (Derborsa Yönetim Kur. Üyesi); Korg. Hikmet Kesim (Türk/ABD Havacılık San. (TAİ) Yön.K.Ü.); Korg. Tevfik Alpaslan (Altay şirketler Grubu); Tümg. Cemil Mete (Minex Savunma Sanayi Yön. Kur. Üyesi); Tümg. Hayri Sözen (Borusan Danışmanı); Tümg. Servet Bilgi (Bekoteknik Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Tanju Erdem (Yaşar Holding Danışmanı); Tuğg. Fikri Topsever (AKSA Personel Müdürü); Tuğg. Sezer Bilgili (Pamukbank Denetçisi); Tuğg. Şahap Ar (Alarko Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Sıtkı Sunday (Otomarsan Başkan Vekili); Tuğg. Orhan Köker (Profilo Holding Müşaviri); Tuğg. Yılmaz Oral (Hema Holding Yönetim Kur. Üyesi); Tuğg. Kamuran Gümüşsoy (GİMA Yönetim Kur. Üyesi.)

Askerlerimizin emekli olduktan sonra ilgi duyduğu tek iş mekanı elbette sadece bankalar ve kalbur üstü özel şirketler değildi. 19 Mart 2006 tarihli Zaman gazetesinin 'Turkuaz ekinde eski çalışma arkadaşım Emine Dolmacı'nın ' Siviller askerî vesayet peşinde!: Emret danışmanım' başlıklı haberinde şu ayrıntılara rastladım:

“Cumhurbaşkanlığı makamını işgal planları yapılıyor. Buna izin vermeyeceğiz.” ifadelerini Ankara’da yapılan ‘Cumhuriyet İçin Halk Yürüyüşü’nde kullanan eski Jandarma Komutanı Şener Eruygur, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) başkanlığını yapıyor. Ülker’e ‘yeşil sermaye’ etiketi vuran ve askeri garnizonlarda satışını yasaklayan Genelkurmay’ın istihbarat biriminin başında bulunan, emekli Koramiral Turhan Özer, 2005 yılı sonunda Ülker’in 10 kişilik İstişare Konseyi’ne getirildi. Tümgeneral Armağan Kuloğlu, PKK koordinatörü olarak atanan Orgeneral Edip Başer ve Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ASAM) yönetiminde, Kıdemli Kurmay Albay Atilla Sandıklı Türkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Genel Müdürlüğü görevinde, Tuğgeneral Süleyman Canpolat Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) Yönetim Kurulu’nda, Tuğgeneral Nejat Eslen ise Global Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürlüğü’nde bulunuyor.
Think tank kuruluşlarında adına sıkça rastlanan askerler, siyasete de heves ediyor. İçişleri eski Bakanı Meral Akşener, Sabah Gazetesi’ne verdiği röportajda, 28 Şubatın paşalarından orgeneral Çevik Bir’in AK Parti’ye danışmanlık yaptığını belirtiyor. (28.11.2005) “Bölgeye gelen askerlerin işlerini ciddiye alıp hizaya gelmeleri için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba atardık.” itirafında bulunan Korgeneral Altay Tokat, MHP Merkez Yönetim Kurulu’nda yer alıyor. Kıbrıs Barış Harekatı’nda ismini duyuran Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu ise, emekli olduktan sonra yaptığı Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı’nın ardından geçtiğimiz ay DYP’de basın ve propaganda başkan yardımcısı olarak siyasete girdi. Tümgeneral Osman Özbek, kuruluşunda yer aldığı Cumhuriyetçi Demokrasi Partisi’ne artık uğramıyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Oramiral Orhan Karabulut ve Orgeneral Teoman Koman’ın medya gruplarına danışmanlık yaptığı biliniyor. İhlas Ankara Medya Grup başkanı olarak da yine bir emekli asker Nuri Elibol görev yapıyor. Koramiral Atilla Kıyat, Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu’nda, Tümgeneral Çetin Uğural, Oramiral Halis Burhan ve Korgeneral Hasan Kundakçı isimleri de Türkiye Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Yüksek İstişare Konseyi’nde yer alıyor.

En fazla asker yönetici yoğunluğu üniversitelerde gözleniyor. Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Haliç Üniversitesi mütevelli heyeti üyeliği görevini sürdürüyor. Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi Global Hukuk Programları Direktörlüğü genel sekreterliğinde bulunuyor. Tuğamiral Mehmet Celayir Koç Üniversitesi genel sekreteri, Orgeneral Edip Başer Yeditepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü müdürü, TOBB Ekonomi ve Ticaret Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi, Tümgeneral Mehmet Tiryaki Anadolu Bil Meslek Yüksek Okulu Yönetim Kurulu üyesi olarak görevini sürdürüyor.
Elbette, iyi eğitim almış askerlerimizin emekli olduktan sonra atıl kalmalarından yana değilim. Sadece 'militer demokrasi' yapımızın sona ermesini; hukuki temellere ve insan hakları beyannamesi kurallarına dayanan gerçek demokratik ve sosyal devletimizi, bölgesel veya süper güç olarak görmek istiyoruz. Askerlerimizin, ülkemizi askeri darbeler ve vesayet altında yaşayan 3. sınıf bir Afrika veya Latin Amerika ülkesi imajından kurtarmak için bir kere daha 'modern veya post modern' darbe oyununa geleceğini sanmıyorum. 21. yüzyılda, yeni bir 28 Şubat ve batık bankalarda batan paşalar görmek istemiyoruz.

sonsaniye.net

25 Şubat 2007 Pazar

Medya - Asker : Kim kimi kullanır?

Sabah'ın eski sahibi Dinç Bilgin'in 28 Şubat'taki medya - asker ilişkilerine dair sözleri Türkiye siyasetinin dününü olduğu gibi geleceğini de aydınlatacak gibi görünüyor. Özetle şunları söyledi Dinç Bilgin:
Ahmet Taşgetiren

# "28 Şubat döneminde her şey zıvanadan çıktı. Söylenmemesi gereken şeyleri söyledik, yapılmaması gereken şeyleri yaptık. Gazeteler, patronları ve yönetimleriyle hadlerini aştılar. Hükümet yıkıp hükümet kurmaya başladılar. Enerji başta olmak üzere bütün kamu ihaleleri medya patronlarına dağıtılır oldu. Medya patronları köpek balıkları gibi her tarafa, her şeye saldırdılar. Her patronun bir bankası vardı. Ben de bunun dışında kalamadım."

# "O devirde bir psikolojik harp vardı. Devletin bazı kademelerinde uzman kişilerce bir plan hazırlanıyor ve uygulama devreye sokuluyordu. Birileri bildirileri size uçuruyor ve yayınlamanızı istiyor. Siz de yayınlamak zorunda kalıyorsunuz. O dönemde her gazetenin askerle teması vardı. İlk önce Ankara büroları devşiriliyordu. Onlar da merkez mutfağı etkiliyorlardı."

# "Andıç olayında Hürriyet'in yayınladığı haberi biz de yayınladık. Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve Altan kardeşler hakkında 'Abdullah Öcalan'dan para aldılar' söylentilerine inanmadım ama gazetemi andıçın hazırlandığı merkezden ve kamuoyundan korumak durumundaydım. Hürriyet gazetesi bu haberi yayınladığı için biz de vermeye mecbur kaldık. Ancak şimdi baktığımda doğru yapmadığımızı görüyorum."

# "Kendi menfaatlerimiz için DSP- MHP- ANAP Koalisyon Hükümeti'ni destekledik. Bazı şeyler refleks haline gelmişti. Eski cesur Sabah'ın yerini konformist Sabah almıştı."

Bilgin'in seçtiği kelimeler çok dikkat çekici. Mesela "devşirilme" tabirini kullanıyor. Ne demek bu? Bir devletin veya grubun çıkarı için kullanılmak üzere alınıp, eğitilmek ve görev vermek demek.

Osmanlı'nın devşirme yoluyla alıp yetiştirdiği ve kendi hizmetinde kullandığı Hristiyan çocukları vardı mesela.
Osmanlı'nın son dönem tarihinde Jön Türkler'in, Fransa veya başka Avrupa ülkelerinde "Karşıt devşirme" haline getirildiği ve kendi ülkelerine karşı kullanıldığı anlatılır.
28 Şubat süreci... Askere özel bir misyon yüklenişi... Bu süreçte medya mensuplarının devşirme haline getirilişi ve kullanılışı...
Medya mensuplarının devrişilmeye mukabil bir bedel olarak ihaleler üzerine çöreklenmesi...
Bu elbet görülen bir şeydi; ama "itiraf"ın tadı başka. Bir büyük medya grubunun patronu, öteki grubun durumunu da ifşa edecek nitelikte itiraflarda bulunuyor.
Bakın şu sözlere:
-O devirde psikolojik harp vardı. Devletin bazı kademelerinde uzman kişilerce bir plan hazırlanıyor ve uygulama devreye sokuluyordu.

Bakın şu sözlere:
-Gazeteler, patronları ve yönetimleriyle hadlerini aştılar. Hükümet yıkıp hükümet kurmaya başladılar. Enerji başta olmak üzere bütün kamu ihaleleri medya patronlarına dağıtılır oldu. Medya patronları köpek balıkları gibi her tarafa, her şeye saldırdılar. Her patronun bir bankası vardı. Ben de bunun dışında kalamadım."

Olayın aslında pek çok mağduru var:

1. Gazeteler: Gazetecilik haysiyetini ayaklar altına almışlar.

2. Askerler: Medyanın çıkar hesabı için kullanılmışlar.

3: Siyasetçiler: Asker - medya işbirliği içinde bedel ödemişler.

4. Millet iradesi: Bir oyuna kurban gitmiş.

5. Laiklik adına heyecanlananlar: İhaleler üzerine köpek balıkları gibi saldıranların ekmeğine yağ sürme görevi üstlenmişler.

6. Türkiye: Tek parti dönemi, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve.... 28 Şubat... Sancılar, ameliyatlar altında nice on yıllar... Bir türlü tekerleğin yerden kesilmemesi, uçamayış, hep yere kapaklanış...

7. Ülkenin geleceği: Türkiye hala 28 Şubat sendromundan kurtulmuş değil. Türkiye hala laikliği tartışıyor. Türkiye hala inanç özgürlüğüne vurulan prangaların esareti altında... Türkiye hala millet iradesinin kuşku ile karşılandığı bir ülke.

İtiraflar, siyasi bilinci yükseltiyor.
Olayların sıcak ortamında ve herkesin taraf olmaya zorlandığı şartlarda görülemeyen gerçekler gün yüzüne çıkıyor. Yaşananları daha iyi anlama imkanı kazanılıyor.
Çünkü Türkiye'de bazı şeyler kroniktir. Bin kere tartışılır, yaşanır, düşülür, kalkılır, gene yaşanır...
Ali Baransel medyanın "Esas duruş" halini anlatmış 12 Eylül'de...

12 Eylül'ün patronu Kenan Evren de anlatmıştı esas duruşa geçenleri, hatta gel gel edenleri...

Şimdi yok mu "Yedekte asker var" diyenler?

Şimdi yok mu Org. Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay Başkanlığı'nın, Org. Özkök'ten farklı olacağı umuduna oynayanlar?

Belli ki Org. Özkök, pek çok laik vatandaşımızı kesmedi. Birkaç köşe yazarı Org. Özkök'ü birkaç kere çarmıha gerdi, bıraktı.

-Arasıra esip gürlemeyen askerden Genelkurmay başkanı mı olurmuş!
Bu halet-i ruhiyeyi kaç köşede okursunuz sık sık!
Yeter ki, asker "Heey, yok mu orada kimse?" desin, köşeciklerden başını uzatan uzatana olur. Hele patron için ucunda dev ihaleler gözüküyorsa...

Dinç Bilgin'in itirafları, medyada "Ah nasıl da yapmışız bu işleri" gibisinden epeyce göz yaşı üretti. Peki acaba askeri kesimde nasıl karşılandı? Özellikle şu "ihalelere köpek balıkları gibi saldırma" ifadeleri? Ben asıl onların duygularını merak ediyorum.

Erol Simavi "Biz sistem içinde birinci kuvvetiz, çünkü askeri müdahaleleri bile biz yaptırırız" demişti Özal'a meydan okurken...

Bence, askeri müdahale ve medya ilişkisinde kim kimi kullanır sorusu yabana atılır bir soru değildir.

30 Aralık 2006 Cumartesi

28 Şubat'ın postal yalakalarının icraatları bir bir ortaya dökülüyor. Basındaki hicbirsey tesadüfi değildir !!!

RADİKAL'i asker yönlendiriyordu Dilek Yaraş-İnternethaber Gazeteci ve araştırmacı yazar Koray Düzgören, söyleşimizin birinci bölümünde İngiltere'den Türkiye'nin nasıl göründüğünü; İngilizlerin Türkiye'ye bakışını anlatmıştı. Bu bölümde ise Türk basınının sancılı dönemlerindeki tanıklıklarını okuyacaksınız...
***Türkiye’ye dönelim... 28 Şubat sürecini anlatır mısınız? 28 Şubat sürecinde Radikal Gazetesi’nden çıkarıldım. O zamanki genel yayın müdürünün –adını dahi ağzıma almak istemiyorum- (Mehmet Yakup Yılmaz D.Y.) geçenlerde bir dergiye verdiği ropörtajda Radikal’in, ‘Andıç’ denilen rezalet ile bir ilgisi olmadığını söylüyordu. Gerekçe olarak ise ‘Andıç’ı yayınlamadıklarını ileri sürüyordu... Yani, meseleyi çarptırıp, 28 Şubat’ın medyaya bulaştırdığı ve bana kalırsa hala da devam eden pisliğinden kurtulmayı umuyordu.
''Radikal'i generaller yönlendiriyordu'' 28 Şubat’a Radikal bile direnemedi diyorsunuz ... Büyük vaadlerle yayın hayatına başlayan ve benim gibi çizgisi belli bazı gazetecileri de kadrosuna katmaktan çekinmeyen Radikal, özellikle Susurluk rezaleti sırasında gazetecilik açısından çok iyi bir çizgi tutturdu. Ancak, 28 Şubat sürecinin başlaması ile birlikte -diğer birçok gazete gibi- Ankara’daki bazı generaller tarafından yönlendirildi. Aslında 28 Şubat, bir anlamda Susurluk’un bastırılması operasyonuydu. Radikal’in ‘Andıç’ denilen ve general Çevik Bir ve çevresindeki subaylar tarafından hazılanan bir iftira belgesini yayınlamamış olması 28 Şubat sürecinin bir parçası olmadığını göstermiyor... Sizin Radikal’deki göreviniz neydi o dönemde? Forum ve Analiz isimli sayfaların editörlüğünü yapıyordum ve köşe yazısı yazıyordum. Özellikle Forum sayfası, Yargıtay eski Başkanı Sami Selçuk ve Emekli askeri yargıç Ümit Kardeş gibi değerli tartışmacıların da yer aldığı çok değişik görüşlerin olduğu bir fikir formu halini almıştı... ''Refah Partisi her ne pahasına olursa olsun kapanacaktı''28 Şubat’ın darbe havasında gazetenin genel yaklaşımı askerlerin politikalarından yani darbeden yana çözümlere yöneldi. Refah Partisi’nin her ne pahasına olursa olsun alaşağı edilmesi isteniyordu. Bense demokrasi dışı yöntemlere karşı çıkıp meselenin genel oya havale edilmesi, demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğini söylüyordum. Sonuçta, önce Analiz sayfası yayından kaldırıldı. Bu ilk mesajdı. Sonra da bir iş gezisi sırasında Amerika’dayken Forum sayfasının ve köşe yazımın kaldırıldığını öğrendim. Dönünce de genel yayın müdürü, askerlerin talebi ile işime son vermek zorunda kaldıklarını bana bildirdi... O dönem sadece ben çıkarılmadım, başka tasfiyeler de oldu. Bunlar hep 28 Şubatçılar istediği için ya da onlara şirin görünmek adına yapıldı... Radikal, ‘radikal’ bir gazete olmaktan çıktı. Darbe destekçisi uysal bir gazete oldu. Gelelim Yeni Şafak'ta yazmaya başlamanıza... Bir süre sonra Yeni Şafak Gazetesi’nden yazı yazmam için teklif geldi. Onlara, nasıl bir gazeteci olduğumun ve savunduğum ilkelerin onlar tarafından biliniyor olduğunu varsayarak bunu kabul edip edip etmediklerini sordum. Onlar da bana, bunu bilerek teklif yaptıklarını söylediler... Sol görüşlü yazarlara "İslami basın" mı sahip çıktı yani? O tarihlerde Zaman’da Hilmi Yavuz Yeni Şafak’ta Kürşat Bumin’le birlikte biz üçümüz Türkiye medyasına önemli bir farklılığı getirmiştik. Eski sol ya da sol tandanslı, ilerici diyelim –şimdi bu kavramların hepsi biribirine karıştı- bazı yazarların merkez medya dışındaki, kimilerinin İslamcı dediği, ama İslami hassasiyeti olan, bu değerlere diğerlerinden fazla önem veren gazetelerde görev alması, yazı yazması o zamana kadar görülmüş değildi. Böylece ilk kez, merkez medyadan farklı gündemlerle yayın hayatlarını sürdüren, İslami hassasiyetleri ağır basan medyanın dışa açılabileceği; farklı fikirler, hatta inançlara sahip yazarlarla, gazetecilerle birarada olabileceği bizim o gazetelerde görev almamızla gerçekleşmiş oldu...Bu aslında İslami kesimin sol ve liberal çevrelerle Türkiye’nin önemli temel meseleleri hakkında bir süredir başlattığı diyalogun, bazı platformlarda biraraya gelinmesiyle başlayan sürecin -1995 ve sonrasında- bir devamıydı. 'İslami basın' denilen kesim bu konuda daha cesur, hoşgörülü ve kararlı davrandı. Farklı fikirlerle birarada olmanın bir zenginlik olduğunu gösterdi. Merkez medya bu konuda adım atamadı. Ama merkez medyada da bir Ahmet Hakan var mesela... Ahmet Hakan’ın önce Sabah’a sonra da Hürriyet’e geçmesi merkez medyanın bu alandaki adımları olarak değerlendirilse de aynı şey değil. Çünkü bizler ve sonra aramıza katılan Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan ve Şahin Alpay bu gazetelerde yazdığımız için düşüncelerimizi değiştirmiş değiliz. Daha önce neleri savunuyorsak şimdi de aynı doğrultudayız. Bizim açımızdan değişen bir şey olmadı. Ahmet Hakan için ise durum farklı. O eskiye nazaran farkı şeyleri, farklı biçimlerde söylüyor. “Böyle söylediği için Hürriyet’te yazma olanağı buldu” şeklindeki iddiaları tekrarlamak istemem. Ama onun yaklaşımının bizim yaptığımızla aynı şey olmadığını söylemekle yetineceğim. Yeni Şafak için, ‘’İslamcı basın’’, ‘’dinci basın’’ gibi tanımlar var merkez medyada. Ne diyorsunuz buna? Bu yakıştırmalar doğru değil. Yeni Şafak ‘dinci' basın da diğerleri ‘dinsiz’ basın mı? Ben daha önce de solcuların bu tür yakıştırmalarına karşı çıktım. ‘Sosyalist Basın’ derlerdi. Yine böyle diyenler var. Dinci olmak ya da sosyalistlik çalışanların siyasi fikirleri ve genel yaklaşımlarla ilgili bir yakıştırma. Gazetecilik faaliyetini bağlayan bir şey değil bu. Yeni Şafak siyasi bir gazete. İslami hassasiyetleri var. Devletin konumuna, birey devlet ilişkilerine ve özgürlükler meselesine merkez gazetelerden daha farklı bakıyor. İnsan haklarına daha fazla önem veriyor. Bu bakış birçok konuda benim yaklaşımlarıma uyuyor. Yani Müslümanlar istedi diye ya da Müslümanlara hoş gelecek diye kimsenin bir meseleyi eğip bükmesi diye bir şey söz konusu değil. Gerçekler neyse o... Ama diğer gazetelerin önemsemediği bazı değerlere daha fazla önem verildiği ya da bazı olaylara onların baktığının dışında başka persfektiflerden bakıldığı da bir gerçek. Ben o gazetenin sadece yazarıyım. Haber politikası ile benim yaklaşımlarım tam çakışmayabilir. Bu da Yeni Şafak’da yazarların özgürlüğünü gösterir. Ben, Yeni Şafak’ın -ağırlıklı olarak yazarlarıyla- muhalif olma özelliğini koruduğunu görüyorum. Nitekim, Yeni Şafak muhalif bir gazete olarak büyüdü. Satışı 15 binlerden 150 binlere çıktı. Üstelik de şimdi ‘iktidar partisine yakınlık’ yakıştırmalarına rağmen 120 binlik satışını koruyabiliyor. İktidar gazetesi olsaydı bence bu satışı koruyamazdı. Yeni Şafak’ta, istediğiniz her konuda özgürce ve hiç sansürlenmeden yazdığınızı söylüyorsunuz yani... Evet... Bunu bana çok soruyorlar. Pek inanmadıklarından olsa gerek. Ama gerçek böyle. 9 yıldır derin bir saygı ortamında yazıyorum. Bu tabii diğer gazetelerde alışılagelmiş bir durum olmadığı için yadırganıyor. Sanılıyor ki bizim gibi farklı yazarlara devamlı müdahale oluyor. Siz de biraz dikkat gösteriyorsunuzdur herhalde yazdığınız gazetenin "bazı" hassasiyetlerine? Kuşkusuz, -kendi adıma konuşayım- ben de gazetemin bana karşı olan saygı ve güvenine aynı şekilde cevap vermeye çalışıyorum. Gazetemi zor durumda bırakmamak için büyük özen gösteriyorum. Bu kesinlikle bir öz denetim değil. Sadece belli hassasiyetlere saygı duymakla ilgili bir sorumluluk anlayışı. Bence Yeni Şafak yazı işleri, yazarına verdiği önem ve gösterdiği saygı nedeniyle böyle sorumlu bir yaklaşımı hakediyor. Meslek hayatınız boyunca kendinizi en özgür ve en çok baskı altında hissettiğiniz dönemler hangileriydi? Tabii darbe dönemleri. Ama,Türkiye’de bu dönemler hiç eksik olmadı ki. 12 Mart 1971’de kurucuları arasında olduğum TRT Televizyon’unda çalışıyordum. Generaller geldiler ve o zaman yayın hayatına yeni başlamış olan -1968’de- televizyonun topluma ne kadar büyük etkileri olduğunu farkettikleri için televizyondan başladılar işe. Neydi mesela generalleri rahatsız eden? Türkiye, o dönem televizyon sayesinde Doğu ve Güneydoğu’daki insanların yaşadıkları sefaletten, köylerin insanlık dışı ortaçağ görüntüsünden haberdar olmuştu. Muhabere generali olduğu gerekçesiyle –ne alakası varsa- TRT’nin başına getirilen Musa Öğün’ün ( TRT’nin de nihayet bir antenden ibaret olduğunu söylemiş ’’gerekirse ben bu işi 20 tane muhabere astsubayımla yaparım,’’ demişti bir toplantıda) ilk icraatı köy programlarını yasaklatmak olmuştu. Sonra da içlerinde benim de olduğum 15 programcının işine son verdirmişti. 12 Eylül’de ise Cumhuriyet’te çalışıyordum. İnanılmaz bir baskı ortamıydı. Boğazımız sıkılıyor gibi hissediyorduk. Bu baskı ortamı senelerce sürdü. 12 Eylül’ün etkileri bence hala sürüyor. Bugünkü hastalıkların temel nedeni 12 Eylül’ün sürekli hale getirilmiş olmasıdır. 28 Şubat dönemi de böyleydi. Zaten 28 Şubat’ı 12 Eylül sürecinin devamı olarak görmek lazım… 28 Şubat sürecinde az önce anlattım, Radikal’deydim. O zaman, askerlerin talimatıyla ya da askerlere –tabii askerlerle iyi geçinmek isteyen patronlara da- yaranabilmek amacıyla yaptığımız gazeteler el çabukluğu ile değiştirilir Ankara’dan gönderilen ’başka’ haber ve yorumlar yerleştirilirdi. Olup biten herşeyin tanığıyım. Çok baskılı, sıkıntılı günlerdi. Aslında Türkiye’de bu baskı ortamı hiç eksik olmuyor. Gerçeklerle ilgilenen gazetecilerin başları beladan kurtulmuyor. Son zamanlarda medyanın önde gelenleri 28 Şubat’a dair epey bir günah çıkarttı ama… Medya geneli itibarıyle hala 28 Şubat medyası. Demokrasiyi, AB sürecini savunur görünenler bile her an, herhangi bir olayda hemen rotalarını askerlerden, demokrasi dışı çözümlerden yana çevirebilirler. Nitekim hep görüyoruz. Şemdinli Çetesi meselesinde, PKK ile ilgili olaylarda, generallerin yaptığı açıklamalarla ilgili olarak bu yüzlerini hemen gösteriyorlar. Şimdi o dönemin gazete yöneticilerinden bazıları ”Bizim o dönemde bir günahımız olmadı” deseler de siz inanmayın. İşin kötüsü, o dönem işbaşında olanlar hala medyada önemli yerlerde kontrolü ellerinde tutuyor. Hatta bazıları terfi ettiler. O baskılara dayanmak çok kolay olmasa gerek. Sizin gibiler de epey ağır bedeller ödüyorlar… Ya onların istediği gibi bir gazeteci olacaktım ya da gerçekler karşısında görmez, duymazları oynayacaktım... En tepe görevler önerildi. En tepe görevlerde bulundum, ama bunu yapmayı hep reddettim. Her zaman –hatta çok ciddi korkular yaşadığım, tehditler aldığım halde bile- inandığım şeyleri yazdım. Ne pahasına olursa olsun, hangi bedeli ödemek zorunda kalırsam kalayım… Ama, bu muhalif tavrım ve bağımsız duruşum uğruna ödediğim bedellerden pişman değilim. Herkese karşı incelip, bükülmeden fikrimi söyleyebiliyorum. Hiçbir general ve muktedir karşısında eğilmiyorum, ceketimin düğmelerini iliklemiyorum... Çok daha özgür hissediyorum kendimi. Bu da ödenen bedellere değiyor doğrusu.

http://www.haberakit.com/

Esasen Askerlerin veya , medya patronunun veya gazete yönetici yazar bağlantılı biraderlerin yahudi din adamlarının. Medyanın çoğunluğunu her satırına kadar yönlendirdikleri kontrol altında tuttukları biliniyor. Kültürümüze saldırılıyorsa, Bilinçli . Yaşam biçimimiz değiştirilmeye çalışılıyorsa bilinçli olması muhtemel . Yani bireysel silahsızlanma diyorsa , düşünmek lazım. 3. sayfalar hep sapıklık aptallıklarla doluysa vardır bilinçli birileri. Belki daha önce böyle yapın diye uydurdularda şimdi içinden güle güle gerçeğini övüne övüne haberliyorlar. Erkekleri yumuşatmaya yönelik bir haberse vardır bir bilinçli birileri . Aman nüfuz planlaması aman aile planlaması bi şekilde diyorlarsa vardır bilinçli birileri . Her zaman yazılan aman ... elden gidiyor aman .... cilik aman ....cülük .... Uyanmayanlar !!!!! yazık !!! nerede yaşıyorsunuz Ulan ecdadınız kimdi nerde yaşadı???? Kimin çocuklarısınız ????

28 Şubat - Siyonizm -

DİYORLAR Kİ " HAK VE ÖZGÜRLÜKLERDEN YARARLANARAK LAİK SİSTEMİ YOK ETMEYE KİMSENİN HAKKI YOKTUR!"

BİZDE DİYORUZ Kİ "LAİKLİK ARKASINA SIĞINARAK HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİ YOK ETMEYE KİMSENİN HAKKI YOKTUR !"

BİZ BÖYLE DÜŞÜNMEZDİK , BİZİ BU HALE GETİREN SİSTEMİN BİZZAT KENDİSİ!
.... ,

SADECE DİKTA REJİMLER ORDUYA GÜVENİR VE YASLANIR.HALKA GÜVENEN REJİMLERDE İSE ÖNEMLİ OLAN İNSANDIR, HALKTIR,HUKUKTUR !

YAĞMUR EKEN FIRTINA BİÇER ! diye de eklemişler.


28 ŞUBAT'TAN BU YANA 7 YILDA 26 SAVAŞ UÇAĞI SAVAŞMADAN DÜŞTÜ,HEPSİNİ İSRAİL PEŞİN PARA İLE MODERNİZE ( ! ) ETMİŞTİ ... : GERÇEK HAİNLER İHALECİLERİN ARASINDA !!!

28 ŞUBAT ŞUBAT HALKI ASLA DÜŞÜNMEDİ diye de eklemişler.

Kaynak : 28 Şubatı Gladio nun komutanlar ve destekcileriyle beraber nasıl yapıldığına , sonrası yapılan yolsuzluklara , ve bu yolsuzluklara nasıl ve kasıtlı olarak birsey yapılmadığına dair bir siteden alınmıstır. Tabi söz konusu büyük medyalar , Cumhurbaşkanının başkanı olduğu bir kurul ve katılımcıları ve üst düzey üniformalı ve yöneticiler. Ne beklenebilir ki ???
Hangi rotaryende yetiştirildiysen de , kimler senin dostunsa da bu kadar kahpelik inanılmazdır. Bu oyun , oyun olmaktan , vatanı satmaktan cıkmıs ucsuz bucaksız bir gerizekalılıktır. ! Tabi herseyini sisteme bağlı olanlar,,, ki çoğunluk gibi duruyor ( Yazık ! ) dışında. Onların gerizekalılığı emir ve emin aldıkları büyük üstadlardandır heralde... O Büyük üstadların bilmediği ilimler var. Elbet elleri kolları bağlı olanlar onlar olacak .


Daha da olgunlaşmamız dileğiyle. Biz OSMANLI topraklarında yasıyoruz. Yapılanların hesabını Amerikada da olsa sorarız. (Ahirette de olsa sorarız deseydim sevinirlerdi enayiler ! -Bırakmayacağız Başka dünyalara alemlere -)

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik