istihbarat faaliyetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istihbarat faaliyetleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2007 Perşembe

'Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP'yi anlıyorum da MHP'ye ne oluyor?'

'Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP'yi anlıyorum da MHP'ye ne oluyor?'
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Cumhurbaşkanını halk seçsin denildiğinde CHP'nin durumunu anladığını belirterek "CHP'yi anlıyorum da MHP'ye ne oluyor?" dedi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Yozgat'ın Sorgun ilçesinde MHP'yi halka şikayet etti. Cumhurbaşkanını halk seçsin denildiğinde CHP'nin durumunu anladığını belirten Dışişleri Bakanı Gül, "CHP'yi anlıyorum. MHP'ye ne oluyor?" diyerek MHP'ye tepki gösterdi. "Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili yeni bir kanun mu çıktı? Çıktı ki daha önceki kurallar uygulanmadı. Meğerse biz, diğer üç Cumhurbaşkanını seçerken yanlış yapıyormuşuz" dedi.

Gül, Sorgun Belediye meydanında, AK Parti tarafından düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin her tarafında partisine "büyük bir teveccüh olduğunu, meydanların hınca hınç dolduğunu" söyledi. Konuşması sık sık "Halkın Cumhurbaşkanı", "Çankaya'nın sahibi" sloganlarıyla kesilen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı konusunda yaşananlar hakkında vatandaşlara bilgi verdi. "Madem istiyorsunuz, o konuya da değineyim. Türkiye kapalı bir toplum mu? Diktatörlük mü var? Bizim bu konuları konuşmamızdan rahatsız oluyorlar" dedi.

Fransa'da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Türkiye'deki ile aynı zamana denk geldiğini hatırlatan Gül, "Onlar Cumhurbaşkanını seçti, yoluna devam ediyor. Bizde de sanki yeni bir Cumhurbaşkanı seçilmiş, görevine devam ediyor havası var. Seçimler sırasında ne olduğunu hepiniz gördünüz" diye konuştu. Abdullah Gül, Çankaya'yı herkese açacaklarını da müjdeledi. Çankaya'yı belirli çevrelerin davet edildiği yer olmaktan çıkartacaklarının altını çizen Abdullah Gül, "Çankaya'yı halka açacağız. Herkese açacağız. Çankaya belirli çevrelerin girdiği yer olmaktan çıkacak" dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşananları Sorgunlulara şikayet eden Abdullah Gül, yaşananların anlatılmasından rahatsız olanların bulunduğunu ifade ederek şöyle konuştu: "Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili yeni bir kanun mu çıktı? Çıktı ki daha önceki kurallar uygulanmadı. Meğerse biz, diğer 3 Cumhurbaşkanını seçerken yanlış yapıyormuşuz. Madem ki, eski cumhurbaşkanları böyle seçildi, Anayasa yanlış uygulandı. Onların atadığı başbakanlar, bakanlar, rektörler, Anayasa Mahkemesi üyeleri. Onlar ne olacak? Bunlara çocuklar bile güldü. Daha çok konuşabiliriz bu konuyla ilgili. Ama biz ülkemizin prestij kaybetmesini istemiyoruz. Madem böyle oldu, o zaman 'millete gidelim' dedik. Anayasa değişikliği yaptık ama CHP... İsmi halk, Halk Partisi, Cumhurbaşkanını milletin seçmesini rejim tehlikesi olarak gördü. İptal için bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Mahkeme ne diyecek, onu göreceğiz. Tüm Türkiye bunun farkında, yapılan hizmetlerin de farkında. Türk halkı bunların cevabını sandıkta verecek. Burada ilk kez söylüyorum. Cumhurbaşkanlığı konusunda CHP'yi anlıyorum da MHP'ye ne oluyor. Size oy verenler ne diyorlar. Size oy veren, size gönül veren insanlar ne diyor. Onların dediğini yapın. Milli iradeden sapmayın. Milli iradenin dediğini yapın. Hiç korkmayın. Bu yapılanlar, bu oyunlar hiç kimsenin yanına kar kalmayacaktır. Hepsinin hesabı sorulacaktır. 22 Temmuz'da gereken cevap verilecektir."

AK Parti Hükümeti olarak göreve geldikleri günden bugüne kadar yaptıkları icraatleri de anlatan Bakan Gül, Türkiye'deki huzur ortamını, birliği, kardeşliği koruyacak tek partinin AK Parti olduğunu anlattı. Gül, 4,5 yıl önce vatandaştan aldıkları destekle birçok icraatın altına imza attıklarını ifade etti. "Türkiye, 4,5 yıl önce böyle miydi?" diye soran Gül, Türkiye'nin DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde neler kaybettiğine bakılmasını istedi.

Alanda bulunanların "Yuh" diye bağırması üzerine Gül, 'Yuh çekmeyin" uyarısında bulundu. Gül, her şeyi "açık, dürüst ve abartmadan" dile getirdiklerini belirterek, "4,5 yıl önce Türkiye'de en çok kullanılan konu ki, bunu hanım kardeşlerim daha iyi bilirler. Neydi bu? Zam, zam, zam... Bunun neticesinde enflasyon vardı, hayat pahalılığı vardı, fiyatlar her gün değişirdi" diye konuştu. AK Parti iktidara geldiğinde enflasyonun yüzde 34 dolayında seyrettiğini ifade eden Gül, bazı dönemlerde enflasyonun yüzde 100'leri geçtiğini söyledi. Bugün enflasyonun tek haneli rakamlara düştüğünü ifade eden Gül, konuşmasına şöyle devam etti:

"Geçimsizliğin, huzursuzluğun, ahlaksızlığın her şeyin temelinde bu enflasyon vardı. Her şeyi kötü etkiliyordu. 4,5 sene önce Türk Lirası'nın itibarı yoktu. Herkes milyarderdi ama geçinemiyordu. Böyle bir ülke yoktu dünyada. 35 sene sonra Türkiye'de hayat pahalılığı tek rakamlı oldu. Bu ucuzluk geldi demektir. Enflasyon canavarı daha da küçülecek. Enflasyon rakamları açıklandı. Ne çıktı? Eksi enflasyon çıktı. Siz hiç enflasyonun gerilediğini duyar mıydınız? İşte başarı bu."

İktidarları döneminde faizlerin de düştüğünü anlatan Gül, öncekilerin faizlerin yüksekliğinden şikayet ettiğini ama düşürmek için hiçbir şey yapmadığını söyledi. Gül, düşük faiz oranlarından elde edilen tasarrufun yollara, hastanelere ve fabrika yapımlarına harcandığını belirtti.

Vatandaşların "Vur vur inlesin, Baykal dinlesin" diye bağırmaları üzerine Gül, "Hepsi dinliyor. Hepsi takip ediyor" dedi. Gül, 4,5 yıl önce, "bankaların, topladıkları parayı ya Hazinenin faizli kağıtlarına yatırdıklarını ya da hortumculara kredi olarak verdiklerini" ifade ederek, şunları kaydetti: "O kadar çok banka battı ki, batan paralar Hazine garantisinde olduğu için devlet, bu paraları, sizden topladığı vergilerle karşıladı. 40 milyar dolar hizmete harcansaydı bugün farklı yerlerde olurduk. AK Parti hükümeti döneminde tek banka batmadı. Battı mı? Size soruyorum. Çünkü bankalar müfettişlerimiz tarafından çok sıkı denetlendi. Bir kuruş bile hortumlanamadı. Artık bankaların kendileri sorumlu. Hiçbir garantileri yok. Adamlar İmar Bankasını batıracak, paralar sizden toplanan vergilerle ödenecek. Yok böyle bir şey. Devlet bankaları artık zarar etmiyor. Katrilyon kar ediyor. Ziraat Bankası geçmişte yüzde 59 faiz uygulardı. Artık bu oran, yüzde 7-13 arasında değişiyor. 2002'de bin küsur traktör satılmıştı. Geçen sene bu sayı 42 bine yükseldi."

AK Parti hükümetinin 4,5 yıl süresince gerçekleştirdiği icraatlara da değinen Gül, artık okullar açıldığında çocukların ders kitaplarını sıra üzerlerinde bulduğunu söyledi. Gül, "Bu Türkiye'nin her köşesinde böyle. Hizmet bu değil mi? Bizden önceki partilere soruyorum. Niye siz düşünemediniz? Avrupa'da oluyordu da Türkiye'de neden olmuyordu?" diye konuştu. Diğer partilerin vatandaşlara inanılmaz vaatlerde bulunduğunu anlatan Gül, "Bu kadar iyi biliyordunuz da daha önce niye yapmadınız?" diye sordu.

Gül, AK Parti iktidarı döneminde herkesin istediği hastaneden faydalanmaya başladığını belirterek, SSK'lının, Emekli Sandığı üyesinin artık üniversite hastanelerine gidebildiğini anlattı. Bu arada "Sizi Cumhurbaşkanı görmek istiyoruz" diye bağıran bir vatandaşa Gül, "Hayırlısı olsun" yanıtını verdi.



/ Mustafa kemal dedi. Bu ok derin bakkala , bu ok yalçına , bu ok karanlığa , bu ok bir kitap bunu kendime sakladım .

deniz baykal dedi . bu okçuluk skoruna destek olsak bize bir palavra düşev .

/ sokarım o okları kendime . Beyinsiz yaratıklar . Siktiğimin halkın parasıyla ibne olanlar . Sokarım sizin dilinize . Sokarım sizin düşmanı olduklarımızın sizin düşamnlarınıza . Piç kuyuları .

Cihan

1 Nisan 2007 Pazar

İşiniz?.. Gizli servis yazarı!

Türkiye’de en çok satan kitaplardan bazılarının gizli servisler tarafından hazırlandığı iddiaları doğru mu? 30-40 baskı yapmış bazı kitaplarla birçok olayı yanlış mı öğrendik? İşte dezenformasyon efendileri.

Yabancı istihbarat servisleri Türkiye’de özellikle son yıllarda organize ettikleri kaçakçılık, suikast ve propaganda faaliyetlerini “yanlış haber yayma” yolunu seçerek perdeliyor. İstihbarat servislerinin gizli amaçları için en sık kullanılan alan ise internet ve medya. Bilgi kirliliği ve dezenformasyon, internet ortamında zirveye ulaşırken gazeteler ve piyasaya sürülen çok sayıda “araştırma ürünü” kitap da yönlendirmenin bir başka kolunu oluşturuyor. Gizli servislerin psikolojik operasyon masalarında hazırlanan, gerçek olayları yanlış bilgilerle donatarak kitlelerin nazarlarını hedeflenen isim ve kurumlara yönelten kitaplar piyasaya sürülüyor. Böylece hem olayların arkasındaki gerçek isimler gizlenmiş oluyor hem de düşman saflarında görülenler, halkın gözünde karalanmış oluyor.

Bir istihbaratçı, piyasada tezgâhlarda bulunan 30-40 baskı yapmış birçok kitabın bu servisler tarafından hazırlandığını tespit ettiklerini ileri sürüyor. Bu kitapların araştırmacı-yazar bir kişinin adı kullanılarak piyasaya sürülebildiğini, hatta korsan baskılarının da yine bu gizli servislerce hazırlanıp çok sayıda dağıtıldığını kanıtladıklarını vurguluyor. Cümleler arasında sinsice verilen yanlış bilgilerin mümkün olduğunca daha fazla kişiye ulaşması için ‘korsan’ dâhil her metot kullanılabiliyor.

DEJENERASYON VE DEZENFORMASYON BİR ARADA

İşte size dezenformasyon ürünü olduğu iddia edilen bir kitabın hikâyesi… Bir tarih öğretmeninin okuduğu kitabın sayfalarını çevirdikçe şaşkınlığı daha da artar. Kitaba bakılacak olursa, kendi bildikleri doğru değildir. Bunun üzerine neyi doğru, neyi yanlış bildiğini sorgulamaya başlar.

Ama aklı karışmıştır; bir arkadaşına “Şimdi ben öğrencilerime ne anlatacağım?” diye sorar. “Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler” adıyla Ali Kemal Meram tarafından kaleme alınan eserde, Osmanlı’nın kuruluşu anlatılırken Osman Gazi ile hanımı Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun arasında geçmiş gibi gösterilen bir diyalogda, Osman Bey kendisinin Acem olduğunu söylerken, Bala Hatun da Moğol asıllı olduğunu anlatıyor! Yani Osmanlı Devleti’nin kurucularının ve dolayısıyla hiçbir padişahın Türk olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca “Türkler Anadolu’ya değil Orta Asya’ya ait” tezi savunuluyor.

Lakin, Osman Bey ile eşi arasında geçtiği ileri sürülen konuşma için yazarın kaynak belirttiği Rum tarihçinin kitabında bu konudan hiçbir şekilde bahsedilmiyor. Üstelik kitapta Meram’ın görüşlerinin aksi savunuluyor.

Bir araştırmacı, Meram’ın tarihçi olmadığını, kitabıyla dejenerasyon ve dezenformasyon yapıldığını söylüyor. Deneyimli bir istihbaratçı da Meram’ın kitaplarında Türk kültürü aleyhine bilgiler verildiğini, kitabın gizli servisler tarafından kaleme alındığına dair izlenimler edindiklerini dile getiriyor.

OLAY BELLİ, İSİMLER FARKLI

Eski Gümrükler Başmüfettişi ve Yurt Partisi Genel Başkan Yardımcısı Necati
Can da piyasada bulunan çok sayıda popüler kitabın yabancı istihbarat
teşkilatları tarafından hazırlandığını iddia ediyor.

Onu bu konuda araştırma yapmaya sevk eden olay ise hakkında açılan bir tazminat davası. Kaçakçılık suçundan hakkında dava açılan eski Gümrükler Genel Müdürü Fethi Şahin Horoz, Soner Yalçın imzasını taşıyan “Binbaşı Ersever’in itirafları” kitabının 41. sayfasındaki ifadelerden dolayı Necati Can’ı suçluyor. Söz konusu metinde Ersever’le görüştüğü ve onu kolladığı ima ediliyor Can’ın. Kitap Türkiye’ye kaçak yollardan sokulan 2500 tabancanın yakalanma sürecini anlatırken şu cümlelere yer veriyor: “Ersever, İstanbul’da kaçakçılık olayını soruşturan Gümrük ve Tekel Bakanlığı Müfettişi Necati Can’la görüşüyor. Necati Can’a Muhsin Yazıcıoğlu’nun mektubunu veriyor. Ersever, MHP’lilere ait olan 2500 tabanca ve kaçak malların yakalanması görevini ihmal ettiği için açığa alınıyor.”

Necati Can, metni okuyunca hayrete düştüğünü söylüyor.

Tüm mahkeme kayıtlarında ve müfettiş raporlarında gerçekler tüm ayrıntılarıyla doğru anlatılmış olmasına rağmen isimler ve olayın gerçek şekli değiştirilmiş. Ona
göre bir araştırmacının bu belgelere ulaşmaması imkânsız; ayrıca yanlış bilgi verilmesinde de kasıt var. Müfettiş raporları ve mahkeme tutanaklarına yansıyan hadise şöyle gelişiyor:

İskenderun Limanı’ndan transit yük taşıyan bir TIR’da Gaziantep Jandarma ekipleri tarafından yapılan aramada 2500 adet Bersa marka kaçak tabanca ve şarjörler ele geçiriliyor. Yıl 1978. Malın alıcısı olarak Ahmet ve Mehmet Taner kardeşler görünüyor. Kamyonun başında bekleyen sabıkalı kaçakçı Mehmet Taner yakalanarak sorgulanıyor. Kaçakçılık soruşturmasını Müfettiş İsmail Yanlar yapıyor. Mahkeme zabıtlarına ve resmî belgelere göre silahları yurtdışından gönderen şirket, Ermenilere ait Overco. Bu dönemde Gümrük ve Tekel Bakanı Tuncay Mataracı organize kaçakçılık olaylarına rüşvet karşılığı destek suçundan Yüce Divan’da yargılanarak 46 yıl hapis cezası alıyor. Kaçak tabancaları taşıyan şirketin sahibi ise Bayındırlık Bakanı Şerafettin Elçi’nin çocuklarının kirvesi olan kaçakçı Necat Söyler. Söyler, Silopi’deki Ökten aşiretinin bazı üyeleriyle ortak kaçakçılık yapıyor. Olayda yabancı bir gizli servisin yardımı olabileceği ileri sürülüyor.

ERMENİ ÖRGÜTLERİNİN UZANTISI

Kitapta anlatılmayan olayın perde arkasındaki Overco firması raporlara göre Türkiye aleyhine yurtdışında faaliyet gösteren Ermeni örgütlerinin bir uzantısı.

Bu firmanın kaçakçılık yapan Türkiye’deki işbirlikçilerinin ise Ahmet, Hasan Karagülle ve amca çocukları Taner Kardeşler ile Necat Söyler olduğu belirtiliyor. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Fahri Görgülü, silahların Barzani ve Talabani’ye ulaştırıldığını, buna benzer 4 bin TIR yük boşalttığını açıklıyor. Müfettiş muavini Cafer Çetin de kaçak silahların gümrük işlerini yürüten Nurettin Yaygılı’nın Rotaryen olduğunu tespit etmiş.

Silahları İtalya’dan yükleyip Hollanda üzerinden gönderenlerin aslında Yahudi, Ermeni ve Kürt kökenli olduğunu, İtalyan Savcı Carlo Palermo’ya verdikleri ifadelerde, “Türkiye’ye İskenderun limanından silah sokuyorduk, sağ-sol ayrımı yapmadan bütün terör örgütlerine satıyorduk.” şeklinde ifade verdiklerini ortaya çıkarmış.

Necati Can, olaydaki tüm aktörlerin çok net bir şekilde bilinmesine rağmen
Soner Yalçın imzalı kitapta silahların MHP’ye ait olduğunun belirtilmesini
anlamlı buluyor. Ermeni firmanın ve silah kaçakçılığını organize eden yabancı istihbaratçıların gizlenmesi için hedefin saptırıldığını savunuyor. Can, gerçeklerin saklanarak hedef saptırma çabasının o dönemin gazete sayfalarına da yansıdığı görüşünde.

13 Nisan 1981 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Ufuk Güldemir imzasıyla manşetten verilen haberde “13 gümrükçü yargılanacak” denilerek Overco firması aklanıyor ve şirketin açıklamasına yer veriliyor. Hürriyet gazetesinin 9 Mayıs 1982 tarihinde manşetten verdiği “İşte 400 milyarlık kaçakçılığın belgeleri. Maskeleri indiriyoruz” başlıklı haberinde “Belgeler, Ermeni terör örgütü ASALA’nın 5 yıl öncesinden başlayarak 12 Eylül’e kadar Türkiye’ye silah ve kaçak eşya soktuğunu gösteriyor.” deniyor. Haberin spotunda, müfettiş raporlarında ASALA ve onun maşası kaçakçı şebekelerinin bütün faaliyetleri ortaya konarken, ‘Kimler bunu örtbas etmeye çalışıyordu?’ şeklinde bir soru yöneltiliyor.

Tüm belgeleri tekrar inceleyen Necati Can, Soner Yalçın hakkında ‘Basın
yoluyla iftira ve hakaret’ davası açmış. Kitapta Ersever’i kollamakla
suçlanan Can, soruşturmayı bile kendisinin yürütmediğini, müfettiş İsmail
Yanlar’ın soruşturduğunu anlatmış. Can, Soner Yalçın’ın bu konuları
bilmediğini ve kitabın kesinlikle birileri tarafından kendisine yazdırıldığını ileri sürüyor: “Duruşmada bu bilgileri nereden öğrendiğini sordum. ‘Ersever anlattı’ dedi. Halbuki aynı kitapta bu bilgileri JİTEM’in kurucusu olduğu ileri sürülen Yüzbaşı Cem Ersever’le tanışmadan önce yazdığını belirtiyor. Bunu hatırlatınca cevap veremedi.”

Araştırmacı-yazar Soner Yalçın ise davanın komik olduğunu belirtiyor.
Kitabına konu olan olayla ilgili detayları Ankara 4 No’lu Sıkıyönetim
Mahkemesi’nden aldığını söylüyor. Ancak Sıkıyönetim Mahkemesi’nin kararında ve gerekçeli kararda da olay kitaptaki gibi anlatılmıyor. Kimler tarafından yazıldığı hiçbir zaman tespit edilememiş iki mektupta MHP adının geçtiği belirtiliyor. Ancak işin ilginç yanı, Alparslan Türkeş ve arkadaşlarına
yönelik baskında parti binasında ele geçirilen bu mektuplarda da hadise
böyle anlatılmıyor.

TANTAN ŞAHİTLİK YAPACAK

Necati Can, gerçek kişilerin değiştirilerek kendi isminin de verilmesini şuna bağlıyor: “Türkiye’deki kaçakçılık organizasyonlarında yabancı servislerin parmağı olduğunu, Ermenilerin karıştığı bu olayları 1977’de ilk ben tespit ettim ve raporladım. Overko firmasının yaptığı kaçakçılık olaylarını 2500 adet silah yakalanmadan önce tespit ederek gerekli mercileri uyardım. Ben ve MHP hedefe alındık. Ersever ile neden görüşeyim?”

Necati Can, Soner Yalçın imzalı bir başka kitapta da gerçek bilgilerin değiştirildiğini tespit ettiğini belirtiyor. Bunlardan biri, kaçakçı Abuzer Uğurlu’nun yakalanmasıyla ilgili. “Reis Gladio’nun Türk tetikçisi” isimli kitabın 79. sayfasında kaçakçılık yapan Abuzer Uğurlu’nun 1979 yılında İstanbul’da yakalandığı, Beşiktaş Emniyet Amirliği’ne İstanbul Ülkü Ocakları eski Başkanı ve MİT görevlisi Mehmet Eymür tarafından teslim edildiği, Eymür’ün Uğurlu’yu teslim ederken Emniyet Amiri Saadettin Tantan’a “Ona iyi davran” uyarısında bulunduğu yazıyor. Oysa soruşturmayı yürüten Necati Can’dır ve Saadettin Tantan’ın yakalattığı Uğurlu’nun ifadesini Mali Şube Müdürlüğü’nde bizzat Can almıştır. Necati Can’a göre böyle bir konuşmanın yaşanması mümkün değil. Can’ı doğrulayan eski İçişleri Bakanı Saadettin Tantan da Soner Yalçın’la olan davanın duruşmasına gelerek tanıklık yapacağını söylüyor.

Necati Can, “Binbaşı Ersever’in itirafları” kitabının Soner Yalçın tarafından kaleme alınmadığı şüphesini uyandıran bir başka ifadeyi de şöyle açıklıyor: “Kitabının 41. sayfasında diyor ki: ‘Ahmet Cem Ersever dosyasına MHP ile birlikte bir de kaçakçılık olayı eklenmişti. Dosya giderek renkleniyordu. Bunun altından mutlaka büyük bir olay çıkacak diye bekliyorduk.’ Yani bu adam 17’sinde bu olayları bekliyor. Bu yaşta olayları nereden bilecek? Hem bu silahları jandarma yakalıyor. Cem Ersever jandarma yüzbaşısı değil mi? Madem jandarma olayı biliyor, neden onunla görüşmüyor. Müfettişle alakası yok ki olayın.”

Necati Can, kitapta bölücü terör örgütlerinin gerçekleştirdiği uyuşturucu kaçakçılığının Türk Silahlı Kuvvetleri subayları tarafından yapılmış gibi gösterildiğini söylüyor. Ermeni örgütlerinin uzantısı durumundaki Overco’nun
organize ettiği silah kaçakçılığını, ‘MHP yaptı’ denilerek Türk kamuoyunun
yönlendirildiğini, aldatıldığını savunuyor; “Bu insanlar nasıl şöhret oldular, bu kitaplar nasıl yazıldı kendilerinin haberi yok.” diye konuşan Can, bir de uyarıda bulunuyor: “Maalesef devleti yönetenler hiçbir tedbir almıyor. MİT ve askerî istihbaratın neredeyse kasıt derecesinde çok büyük ihmali olduğunu düşünüyorum. Bu ülke bu kadar sahipsiz olmamalı. Ülke aleyhine yabancı servislerle ortaklaşa çalışan ve gazeteci sıfatı üzerinden şöhret kazanmış isimlerin deşifre edilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

YAZDIRARAK TÜRKİYE’NİN HUZURUNA KASTEDİYORLAR

MİT’ten emekli bir istihbaratçı, özellikle 12 Eylül’den sonra Türkiye’de gizli servislerin dezenformasyon faaliyetlerini artırdığını söylüyor:

“Yazdıkları olaylardan haberi olmayan birtakım gazetecileri araştırıyoruz ki bunu birileri yazdırıyor. Araştırıyoruz ki birileri hazırlıyor, getiriyor ve bu adamın imzasıyla metinler gazetelerde yayımlanıyor. Amaç, toplumun kendine olan güvenini yıkmak parçalamak.”

Türkiye’yi sarsan son cinayet olayında da (Hrant Dink) bu tür yönlendirmeler yaşandığını söyleyen emekli istihbaratçı, yapılan haberlerle olayların gerçek yönünün kamuoyundan gizlendiğini iddia ediyor.

Mahir Kaynak: YÖNLENDİRME FAALİYETLERİYLE MÜCADELE EDEN KURUM YOK

Türkiye’de dezenformasyon uzun zamandır var. Piyasaya sürülen kitaplarla yönlendirme faaliyeti yapıldığı kesin.

Yönlendirme faaliyetlerinde gizli servisler hiçbir biçimde ön planda görünmezler. Tüm ilişkiler doğal sayılan kanallardan yürütülür. Bilimsel işbirliği, fikir alışverişi, bir düşüncenin savunulması faaliyetin örtüsü olarak kullanılır.

Yapılan faaliyetin kanuna aykırı bir yanı yoktur, üstelik en çok teşvik edilen faaliyetler haline gelmiştir ama sonuç olarak toplum ve onun düşüncesi, bir gücün istediği gibi biçimlendirilir. Bunun yanında farklı değerlendirmelerin önlenmesi de bu faaliyetin bir parçasıdır. İstenenleri söyleyenler ön plana çıkarılır, şöhret haline getirilir, aykırı kişiler etkisizleştirilir.

Ülkemizde yönlendirme faaliyetlerini tesbit eden ve bununla mücadele eden bir kurum yoktur. Bu nedenle ülkemizde halk hatta devlet en liberal biçimde bilgi bombardımanı altındadır ve değerlendirmelerinin büyük bölümü yanlış bilgilere dayanır.

netpano.com

"CIA’nın yasal kulağı aramızda!”

Geçtiğimiz yıl Yunanistan’da dünyanın en büyük istihbarat faaliyeti ortaya çıkarılmıştı. Yunan Başbakanı, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay yetkilileri dinleniyordu. Sonra o skandal unutuldu ve skandalın baş mimarı Türkiye’ye geldi. iyibilgi skandalı ve Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi Doç. Dr. Hasan Ünal ile konuştu. iyibilgi özel

İstihbarat faaliyetleri artık çok kolay olmalı. Çünkü Yunanistan’da patlayan telekulak skandalı yabancı devletlerin istihbarat faaliyetini oldukça yasal yoldan yürütüyor. Örneğin cep telefonu operatörü olarak Yunanistan’a gidiyor, zamanı gelince de stratejik alanları dinlemeye alıyorsunuz. Özellikle Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı sizin hattınızı kullanıyorsa… İşin bir diğer boyutu da var tabi… Kim bilir, yetkililer sizin hattınızı kullanmıyordur. O zaman- Hasan Ünal’a göre- diğer hatları ve sabit telefonları da dinlediğiniz ortaya çıkıyor.

Tarihin en büyük telekulak faaliyeti

Baştan alalım… Yunanistan’da tarihin en büyük skandallarından biri patladı. Vodafone isimli operatör firma, Yunanistan’da Cumhurbaşkanı, Başbakan, askeri yetkililer de dahil olmak üzere birçok kişinin telefon konuşmalarını dinlemişti. Hatta Radikal gazetesinde yayınlanan bir habere göre cep telefonları dinlenen Başbakan Kostas Karamanlis de dahil 100 kadar siyasetçi, bakan ve işadamının dışında isimleri açıklanmayanlar arasında Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Dairesi Komutanı Korgeneral Frangulis Frangos'un da bulunduğu ortaya çıktı. Peki, dinlemeler ne için yapılıyor? Sıkı durun… iyibilgi’nin konuştuğu Hasan Ünal, tüm bilgilerin ABD’nin Atina büyükelçiliğine verildiği iddiasının dile getirildiğini söylüyor.

“Telekulak” Türkiye’de

Şimdi Vodafone Türkiye’de… Telsim’in sahibi. Hasan Ünal ile bu konuyu ele alırken şu soru aklımıza geldi: Türkiye de benzer bir istihbarat saldırısı altında kalabilir mi? Hasan Ünal, Yunanistan’da yapanın aynı şeyi Türkiye’de yapmaması için hiçbir neden olmadığını söylüyor. Bu arada Ünal çok hassas bir noktaya değiniyor: Vodafone Türkiye’ye gelirken beraberinde Yunan ortak getirdi. Yunan istihbaratıyla içli dışlı bir adam büyük bir ihtimalle. Yunanistan’ın böyle bir istihbarat faaliyetinde Vodafone’a 100 milyon dolarlık küçük bir ceza verdiği düşünülürse, Yunanistan’la anlaştıkları söylenebilir. Yunanistan bunlara vereceği az ceza karşılığında Türkiye’deki dinlemeden pay istemiş olabilir…”

Bunlar çok önemli iddialar… Peki, Yunanistan’daki skandaldan sonra Vodafone Türkiye’ye geldiğine göre, Türk güvenlik birimleri ya da Cumhurbaşkanlığı, ya da Başbakanlık, ya da istihbarat… Neden Vodafone’nun Türkiye’ye girmesine izin verdi?

Hasan Ünal “bu sorunun yanıtını milletvekili Emin Şirin ile görüşün” diyor, “Emin Şirin bu konuda pek çok soru önergesi verdi…”


Şirin'in önergesindeki şifre!

Genç Parti İstanbul milletvekili Emin Şirin Vodafone ile ilgili en çok soru önergesi veren vekillerden. 5 Nisan 2006 tarihinde Meclis Başkanlığı'na sunduğu soru önergesi ilginç saptamalarla dolu... İşte o önerge:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Doç.Dr.Abdüllatif ŞENER tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

İlgili Bakan olarak mesuliyetini taşıdığınız TMSF`nin satışa çıkardığı Telsim için en yüksek fiyatı 4.550 milyar dolarla Vodafone`nun verdiği bilinmektedir. Bu arada Yunanistanlı telefon firması Intracom`un Yunanistan`da 15.12.2005`te yapılan olağanüstü hissedarlar toplantısı sırasında açıklama yapan Intracom`un sahibi S. Kokkalis, Vodafone`nun Yunan telekom ve bilişim devi Intracom firmasına Telsim`in yüzde 10 hissesini satın alması için opsiyon tanındığını açıkladı. Açıklamayı yapan firmanın Başkanı Sokrates Kokkalis, Doğu Almanya`nın çöküşünden sonra açıklanan Doğu Alman gizli örgütü STASI`nin belgelerine göre, Doğu Alman gizli servisi için çalışmış bir kişidir. Ayrıca, savunma sanayi konusunda çalışmaktadır. Sokrates Kokkalis hakkında KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş`ın aleyhinde, suikast teşebbüslerini de kapsayan bazı söylentiler de bulunmaktadır. Sorular: TMSF tarafından organize edilen Telsim`in satış ihalesinde, Telsim`i satın alacak firmalar hakkında güvenlik araştırması yapılmış mıdır?

Telsim`i satın alacak firmanın, satın aldığı varlıkları bilahare üçüncü bir şahsa devretmesi halinde belirli önemler alınmış mıdır? Telsim`i satın alacak firmanın satın aldığı varlıkları bir müddet sonra, Yunanistan`a veya Güney Kıbrıs Rum idaresine veya İran`a veya güvenlik açısından risk teşkil edebilecek başka bir ülke şirketine satmaması için ne gibi tedbirler alınmıştır? Yukarıda verilen haberler doğrultusunda Vodafone`dan bir izahat istenecek midir? Sokrates Kokkalis hakkında MİT`ten istihbari bilgi istenecek midir? Rauf Denktaş`a suikast teşebbüsü dedikoduları hakkında araştırma yaptırılacak mıdır? Vodafone`nun Telsim`i satın alması halinde KKTC`de bulunan Telsim faaliyetlerinin Kokkalis`e ve veya Güney Kıbrıs Rum Kesimine satılma ihtimali var mıdır?

Şirin`in sözünü ettiği Sokrates Kokkalis, Vodafone`un % 10 hisse alması için hak tanıdığı bildirilen Yunan firması Intracom`un sahibi. Adına Harvard Üniversitesinde kurulmuş bir ödül de bulunan Kokkalis daha önce de Türkiye`de bazı ortaklıklara girmişti. Kokkalis`in 2000 yılında Doğu Alman belgelerinin açıklanması ile birlikte gençliğinde, Doğu Alman Casusluk teşkilatı Stasi`nin elemanı olarak çalışmış olması Yunanistan`da rahatsızlık yaratmıştı.

iyibilgi.com

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik