su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2007 Pazar

İngiltere’den KGB’ye garip teklifler

İngiltere’nin, eski KGB ajanı Aleksandr Litvinenko’nun ölümünden sorumlu tuttuğu ve Rusya’dan iadesini talep ettiği Andrey Lugovoy’un önceki gün Moskova'da yaptığı açıklamalar, İngiltere ve Rusya arasında gerilime neden oldu. / Bakın makara olmau . Çok teknikim cok tebdilliyim. Yakarım .Olum millet sizin makaralarınızla mı uğraşacak, Yeelan .


İngiltere’den KGB’ye garip teklifler

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İngiltere’nin ilginç taleplerde ve iddialarda bulunduğunu belirterek, yaşanan sürecin iki ülke ilişkilerini zedelediğini belirtti. Rusya’da gayet iyi hakimlerin olduğunu ve soruşturma sürecinin Moskova'da yürütülebileceğini ifade eden Lavrov, İngiltere’nin oldukça “politik” bir tavırla hareket ettiğini kaydetti. / çok derim bir politika kaybettik, yinede politikacıların delirmesinden yanayım, öldürmek suc :)

Lavrov’un açıklamalarına İngiltere’den cevap gecikmedi. İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Moskova ile ilişkileri kötüleştirme taraftarı olmadıkları ifade edildi. Litvinenko’nun ölümünün çok ciddi bir suç olduğunu ifade eden bakanlık, birçok İngiliz’in ve İngiltere’ye giriş yapan yabancıların bu olay nedeniyle hayati tehlikeler yaşadıklarını söyledi.

Andrey Lugovoy, önceki gün yaptığı açıklamada “katillerin İngiltere’de olduğunu, hatta İngiltere için çalıştıklarını” söylemişti. / İngiilizler bu konu üzerinde çalışma yapmışlar fransızlar kendini parmaklıyormuş ispanyollar neu campta kerhane varmış orfadaki düzelmeyi iniltileniyorlarmış

İngiltere’nin Litvinenko cinayetine karıştığını da söyleyen Lugovoy, Litvinenko’yu kimin öldürdüğünü gerçekten bilmediğini dile getirmişti. Eski KGB ajanının ölümüyle ilgili üç şüpheli olduğunu da belirten Lugovoy, bunların İngiliz istihabaratı, mafya ve Rusya’dan kaçan işadamı Berezovskiy olduğunu ileri sürmüştü. / Çok terbiyeiz

İngiliz Kraliyet Savcılığı, eski KGB ajanı olan iş adamı Andrey Lugovoy'u Litvinenko'yu öldürmekle suçlayıp, Rusya'dan resmen iadesini istemiş, ancak Rusya yeterli delil sunmaları halinde Lugovoy'u burada yargılayabileceklerini belirterek, iade talebini reddetmişti.

rusya.ru

muhakeme var , makara iyi . Tedbirliyiz , temkşin tecrube eksik , az ah al sen

11 Nisan 2007 Çarşamba

SUYUN HAFIZASI VAR!

Fransız bilim adamı ( Fransız bilim adamları ve tarihçilerin üzerine ibnelik az bulunur ) Dr. Jacques Benveniste, araştırmalarda DNA hücrelerinin belli bir frekansta foton (ışık) yaydığını, farklı hücrelerin farklı frekansta titreştiğini, farklı titreşimdeki iki hücre yan yana geldiğinde yeni bir frekans oluşturup birlikte bu frekansta titreşmeye başladıklarını ve elektro manyetik dalgalar ile bir çağlayan yaratıp ışık hızında yolculuk ettiğini keşfetmiş. 1980′lerde başlattığı çalışmalarında suyun hafızası olduğunu anlamış. Suya bir madde ekleyerek bunu 1 milyon kez sulandırmış ve özel bir alet ile aşırı hızda karıştırarak o maddenin yok olacağını tahmin etmiş ama hala maddenin suda mevcut olduğunu görünce deneylere defalarca milyonlarca kez daha sulandırarak devam etmiş. Ancak ne kadar sulandırsa da suyun içine en başta eklenmiş olan maddenin yok olmadığını tespit etmiş. O zaman suyun yüklenen maddeyi bir şekilde hafızaya kaydettiğini anlamış. Bir başka deneyinde suya bir zehir yerine sadece zehirin frekansını yüklemiş ve aynen zehirin kendisi eklenmiş gibi içine koyulan sinekleri öldürdüğünü tespit etmiş.

suyun.JPGBenvenistenin araştırmalarını şüphe ile karşılayan Queens Belfast üniversitesi Profesörü Madeleine Ennis Avrupa ülkelerinde yelpazelenen bir araştırma grubuna katılmış. Fransa, İtalya, Belçika ve Hollanda'dan oluşan ekip Profesör M. Roberfroid tarafından koordine edilmiş. Belçika Katolik Üniversitesinde, Benvenistenin kullandığı orijinal deneyin daha rafine edilmişini kullanarak, yapılan uygulamayla ilgili her dört laboratuardaki bilim adamları deney solüsyonlarının içinde ne olduğunu bilmeden çalışmışlar. Hatta tüplerin bazılarında sadece saf su varmış. Tüm deney bağımsız bir bilim adamı tarafından koordine ediliyormuş. Bu kişi tüm solüsyonları kodluyor ve bilgiyi topluyormuş ama deneylerde bil-fiil çalışmıyormuş, bu yüzden yalan ve dolana yer kalmamış. Yapılan tüm deneyler Benveniste'nin sonuçlarını desteklemiş. Benveniste buna karşılık "12 sene önceye, bizim başladığımız noktaya gittiler" demiş. Benveniste ayrıca "Biyokimyevi maddelerin yaydığı sinyal kaydedilip internet aracılığı ile dünyaya yayılabilir ve bu sinyal biyolojik hücreleri sanki gerçekte o madde varmış gibi etkileyip değişim yaratır" demiş.

Unutmayalım ki; insan bedeninin %85′i sudur. Düşüncelerimiz ve konuştuklarımız bedenimizdeki suya kaydedilir ve o kalitede yaşarız. Şeklimizi, sağlığımızı ve hayatımızı biz oluştururuz. Yaşam muhteşem bir enerjisel danstır, frekansların uyumu, birleşmesi, çatışması, iç içe geçmesi, aşağı-yukarı, sağa-sola, zıt yönlere dalgalanmasının dansı.

suyun2.JPGMasaru Emoto:

"İÇİNDE SU OLAN ŞİŞENİN ÜSTÜNE YAZILMIŞ VEYA SÖZEL SÖYLENMİŞ OLAN SÖZCÜKLER, DÜŞÜNCELER, SUYA ÇALINMIŞ OLAN MÜZİK VEYA OYNATILMIŞ FİLM İLE SUYUN YAPISAL ÖZELLİĞİ DEĞİŞİR."

Yaratıcı Japon bilim adamı Emoto'nun çalışmasında somut kanıtlarla insanın titreşimsel enerjisinin, düşüncesinin, kelimelerin, fikir ve müziğin, hatta son yaptığı çalışmalarda suya oynatılan filmlerin dahi suyun moleküler yapısını etkilediğini ispat etmiştir. Su bu gezegendeki yaşamın kaynağıdır. Beden bir sünger gibidir ve hücre denilen, sıvı dolu trilyonlarca odacıktan oluşur. Yaşamımızın kalitesi sıvımızın kalitesi ile direk bağlantı halindedir. Su son derece uyumlu bir maddedir. Fiziksel şekli kolayca bulunduğu ortama adapte olur. Fakat değişen sadece fiziksel şekli değildir, moleküler şekli de değişir. Çevreden aldığı enerji veya titreşimler suyun moleküler şeklini değiştirir. Bu anlamda su sadece görsel olarak çevresel durumu yansıtmaz, aynı zamanda moleküler anlamda da yansıtır.
Bay Emoto görsel anlamda bu moleküler değişimi belgelemekte. Su damlacıklarını dondurup fotoğraf çekme kapasitesi olan bir karanlık alan mikroskobu altında inceliyor. Yapılan çalışmalar çevresel etkilerin suda yarattığı moleküler değişimi açıkça ortaya koymakta. Bay Emoto dünyanın değişik kaynaklarından alınan ve değişik durumlarda olan suyun kristalize şekillerinde birçok büyüleyici farklılıklar keşfetmiş. Akarsulardan ve kaynaklardan alınan su çok güzel geometrik şekilleri olan kristal desenler gösterirken, sanayi ve yerleşimin yoğun olduğu yerlerden alınmış kirli ve toksik su ile su borularında, depolarda bekletilen durgun su damıtılmış olsa bile kesin olarak şekilsel bozukluk ve rast gele oluşmuş kristal şekiller oluşturuyor.

su.JPG

Bu fotoğraflar suyun inanılmaz yansıtmalarını gösteriyor. Canlı ve her duygu ve düşüncemize tepki veren bir madde. Suyun, çevresindeki titreşim ve enerjiyi kolayca kopyaladığı açıkça ortadadır. Su, bir şey söylendiğinde, ona aktarıldığında, anında etkilenmekte.

Fotoğraflardaki dondurulmuş sulara, dondurulmadan önce ya sözel olarak veya şişenin üstüne yazılarak resimlerin altında yazılı kelimeler yüklenilmiş. Su, kelimelerin enerjisini kopyalıyor ve görüntü olarak şaşırtıcı bir şekilde kelimenin manasını yansıtıyor. Kelimelerin enerjisel frekansları suyun moleküler yapısını değiştiriyor. Yapılan araştırmada ayrıca suya müzik çalınmış, film de oynatılmış. Örnek fotoğraflarda kelimelerin ve müziğin etkisini görebiliyorsunuz. Film oynatıldığında korku filmlerinin, şiddet içeren filmlerin kötü bir etkisi olup, şekil bozuklukları yarattığı görülmüş. (Bu yüzden sizlere bu tarz filmleri hiç seyretmemenizi veya mümkünse hiç olmazsa hemen uykudan önce seyretmemenizi tavsiye ederim. Uykudan hemen önce yapılan şeyler bilinçaltına daha çabuk yerleşir ve etkiler.)

Su hücreler arası bilgi alış-verişini sağlar. Bu şekilde var olabiliyoruz. Sizin gün içinde düşündüğünüz ve söylediğiniz her şey tüm hücrelerinizi etkiler, çünkü bedeninizdeki su bunların enerjisini kopyalayıp hücrelere dağıtır. Dolayısı ile siz bir bakıma düşündüğünüz ve konuştuğunuz şeyler olursunuz, bedeninizi de etkilersiniz. "Ben hep hasta olurum." dediğinizde içinizde dolaşan su o kaliteye bürünüp bunu hücrelere iletir. "Beni hasta ediyorsun, seni öldüreceğim" cümlesi yüklenilmiş olan suyun fotoğrafına bakınız. Düşündüklerinizin ve konuştuklarınızın kalitesinde yaşarsınız. Tüm hayatınız ve sağlığınız hücrelerinizde var olan, atalarınızdan aktarılan ve kendi geçmişinizden gelen bedeninizdeki sudaki bilgilerin kaydıdır.

su2.JPGBir başka örnek var:

Solda "Teşekkür ederim!", sağda "Seni aptal!"

Yandaki resimde Japonya'da iki ilkokul talebesinin, okul için yaptığı bir deneyin sonucunu görüyorsunuz. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine "Teşekkür ederim!" diğerine ise "Seni Aptal!" diye yazmışlar. Bir ayın sonunda "Teşekkür ederim!" yazılan pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve "Seni Aptal!" yazılan pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve dünyada birçok değişik insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler. Siz de deneyebilir, farklı kelime veya cümlelerle ne tür netice elde ettiğinizi görebilir, söz ve düşüncenin etkisini bizzat gözlemleyerek yaşayabilirsiniz.


Masaru Emoto'yla ilgili ayrıntılı İngilizce bilgi için:

http://www.masaru-emoto.net ve http://www.hado.net/index2.html sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
Masaru Emoto'nun bilimsel çalışmaları, fotoğrafları ile yayınlanmış olan "The Message from Water" isimli kitabında bulunuyor. www.amazon.com'da DVD olarak da bulabilirsiniz.

31 Mart 2007 Cumartesi

Su testisi Cola’ya emanet edilir mi?

Son günlerde, su konusunda, dikkat çekici bir gelişme var. Uluslararası şirketler, su kaynaklarımızı satın alıyor. “Hayati” önem taşıyan suyun “sicili” çok da temiz olmayan firmaların eline geçmesi sizce de tehlikeli değil mi?

En çok ihtiyaç duyduğunuz şey nedir, bir düşünün... Evler, arabalar mı? Şan şöhret mi? Sakin bir dağ eteğinde huzurlu bir hayat mı? Etrafta sevdiğiniz insanlar mı? Bolca para mı? Kim olursanız olun, hayat görüşünüz ne olursa olsun, cevap bunlardan hiçbiri değil.

Çünkü kim olursak olalım, en çok ihtiyaç duyduğumuz şey “hava”. Her nefeste içimize çektiğimiz, Kanuni’nin “olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” dediği zaman teneffüs ettiği hava. Çok şükür, kirli ya da temiz, her yerde bol bol var. Şimdilik, kullandığımız hava için kimse bizden para da istemiyor.

Bir zamanlar “su” için de para istenmiyordu. Su, havadan sonra, gene kim olursak olalım, ihtiyacımız olan ikinci şey...

Bugün, su, iyi para ediyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanlar çeşme sularından soğudu. “Çeşme suyunu filtre edip için” diyen uzmanları duyan yok. Evlere plastik damacanalarla su alınıyor. Her eve haftada bir, iki veya daha fazla damacana. Su satma işi büyük bir ticaret haline geliyor. Su kaynakları alınıyor, satılıyor...

Yeni su sahiplerinizle tanıştıralım: Coca-Cola, Nestle, Danone

Son günlerde, su konusunda, dikkat çekici bir gelişme var. Dünyanın “gıda” “devleri” olan uluslararası şirketler, su kaynaklarımızı birer birer satın alıyorlar. Akşam gazetesinde yayınlanan bir habere göre, yabancıların suyun başını tutma şeması şöyle:

• “Nestle, Sapanca’da yeni bir su kaynağı aldı.
• Gene Nestle, Erikli Su’nun yüzde 60’ını satın aldı.
• Nestle, Pure Life Su’nun da, şu andaki üreticisi.
• Coca-Cola Adapazarı-Sapanca bölgesinden Mahmudiye Su’yu satın aldı. Mahmudiye Su’nun adı, Doğazen olarak değiştirildi.
• Gene Coca- Cola, Bursa’da aldığı bir kaynakta yapacağı üretimi Damla Su adıyla pazarlayacak.
• Gene Coca- Cola’nın, Istrancalar’daki Saneta Su’yu da almak istediği kulislerde konuşuluyor.
• Coca-Cola halihazırda tartışmalı su markası Turkuaz’ın da üreticisi.
• Danone ise, şu anda Hayat ve Şaşal markalı suların üreticisi.”

Suyumuzun sahiplerini biraz daha yakından tanıyalım

Coca-Cola’yı hepimiz yakından tanıyoruz. Ramazan sofralarımıza kadar giren, Urfa’dan Edirne’ye her yerde “sevilen” bir numaralı “içeceğimiz”. En büyük içme probleminin kaynağı. Diğer içme problemleri –bira, rakı, şarap ve diğer alkollü içecekler- belli bir yaştan sonra içiliyor. Ama Cola, 7’den 70’e herkesin elinde. Neden bağımlılık yaptığı sorusuna cevap aranıyor. Belki de kokainin elde edildiği bitkiden yapıldığından? İçindeki şeker – büyük ihtimalle Cargill’den satın aldığı, transgenik mısırdan üretilmiş mısır şekeri- çocukları, genç, yaşlı hepimizi hasta ediyor.

Nestle de milletçe en “sevdiğimiz” şirketlerden. Her biri çocukların midesine bomba gibi düşen gofretlerin, çikolataların, şekerli mısır gevreklerinin üreticisi. Cargill’in mısır şekerini de, ABD’den gelme, büyük ihtimal transgenik soya yağını da çoğu ürününde kullanıyor. Hazır çorba ve et sularında “Çin Lokantası Sendromu” denen hastalığa yol açan MSG- mono sodyum glutamat- kullanıyor.

Danone’yi de yakinen biliyoruz. “Sağlık” denince aklımıza ilk gelen şirket. Nedense, ürettiği yoğurtlar bir türlü ekşimiyor. Kendi anneannelerimizden biliyoruz, gerçek yoğurt bir haftada ekşir. Ama Danone’nin yoğurtları bir ay sonra bile ekşimiyor. Yoğurt ülkesinde bir yabancının “yoğurtçu” olması da ayrı bir mesele... Çocukları “büyüten”, “boylarını uzatan” dost bakterilerle dolu mini minnacık sevimli paketlerdeki yoğurtlarının neden o kadar pembe renkli olduğunu, neden öyle buram buram koktuğunu merak ediyoruz. “Peki büyükanne, senin kulakların neden o kadar büyük?” diye soruyoruz.

“21. yüzyılın en stratejik kaynağı su olacak”

İnsan ister istemez bu dev gibi büyük “gıda” şirketlerinin, neden suyumuzla bu kadar ilgilendiğini merak ediyor. Bu uluslararası şirketler, öyle yaş tahtaya basmazlar, diye biliyoruz çünkü. Planlar dışarıdan yapılıyor, burada uygulanıyordur. Konunun uzmanları, verdikleri cevaplarla bu merakımızı gideriyorlar.

Doç. Dr. Yücel Acer, bir makalesinde şunları yazıyor: “Yerkürenin yüzde 70’i suyla kaplı olduğu halde, bunun yalnızca yüzde 2,5'i tatlı su olup, tatlı su kaynaklarının da yüzde 70’i kutuplarda donmuş olarak bulunmakta. Tatlı su kaynaklarının yüzde 30’luk kesiminin büyük bölümü de ya toprakta nem, ya da yerin ulaşılması olanaksız derinliklerindeki yeraltı su kaynakları halinde bulunmakta. Bir başka deyişle, dünyanın toplam tatlı su kaynaklarının yüzde 1’inden az bir bölümü insan kullanımına elverişli durumda.”

Her yerimiz suyla çevrili olsa da, içme suyu kısıtlı. 21. yüzyılın en stratejik kaynağının su olacağı söyleniyor.

Küresel ısınma, suyu daha da değerli yapacak

Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü (GYTE) İşletme Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Cemal Zehir, dünyadaki mevcut şartlar devam ettiği takdirde 2025 yılında 37 ülkede çok ciddi kuraklık yaşanacağının tahmin edildiğini söylüyor ve ekliyor “Dünyamızın yakın bir gelecekte biraz daha ısınması, yağışsız kurak bir periyoda girilmesi, su tüketiminin de buna bağlı olarak artması söz konusudur. Bu sebeple bütün ülkeler, tatlı su kaynaklarını özel bir itinayla koruyacak tedbirleri almaktadırlar.”

2020’li yıllarda su sorunları yaşanabilir

Habercionline sitesinden Murat Dağdeviren’e yaptığı açıklamalarda Yrd. Doç. Dr. Cemal Zehir, hızlı nüfus artışı ve küresel ısınma dolayısı ile 2020’li yıllarda su sorunları yaşanabileceğini ifade ediyor: “Türkiye ve Ortadoğu çevresindeki su kaynakları ihtiyaçları karşılamaktan uzak bulunmaktadır. Bölgede ciddi bir su sıkıntısı vardır. Bu durum gelecekte bölgede patlak vermesi muhtemel savaşların önemli potansiyel nedenlerinden biri olabilir. Ortadoğu, artan nüfus ve azalan kaynaklar nedeniyle su kıtlığından zarar görecek tüm bölgelerin en duyarlılarından birisidir. Sıcak savaş ortamının eksik olmadığı Ortadoğu bölgesinde su savaşları tezlerini eleştirsek bile, geleceğin bütün çatışmalarında etkili olacak faktörlerin önemlilerinden birisi de su meselesi olacaktır.”

Stratejik kaynaklar kimin elinde olmalı?

Uzmanlar dikkatimizi suyun önemine çekiyor. Isınmayla birlikte gittikçe değerlenecek olan, bu kadar önemli bir kaynak, icraatlarından kuşku duyduğumuz, halk sağlığını umursayıp umursamadığı belli olmayan “yabancı”lara verilir mi? Ya Türk hükümeti bir gün Hindistan’daki gibi Coca-Cola’yı yasaklamaya çalışsa, Cola elindeki su kaynaklarını gene de hizmetimize verir mi? Verse, içilebilir durumda olur mu? Ortadoğu’da su konusunda bir anlaşmazlık çıksa, çok uluslu, uluslararası şirketler, hangi ulusuna kendini daha yakın hisseder?

Su, hayatımız için en önemli ikinci şey... Birincisi hava. Suyun sahibi kim olmalı sizce?

iyibilgi.com

21 Mart 2007 Çarşamba

Suyun Yararlari...

İHTİYACINIZ NE KADAR

Su ihtiyacınızı belirleyen pek çok şey var. Bunlardan bir bölümü sizinle, bir bölümü de çevresel faktörlerle ilintilidir. Yetişkin bir insan günde ortalama olarak 2-2,5 litre kadar su kaybeder. Böbrekleriniz, sindirim sisteminiz, terlemeniz ve solunumsal faaliyetleriniz su kaybınızın doğal yerleridir. Bedeninizin sıvı dengesini korumak, hücrelerinizi susuz bırakmamak için kaybettiğiniz kadar suyu gün boyunca, düzenli olarak yerine koymalısınız.

NASIL SU KAYBEDERİZ

Sindirim sistemi (ishaller), böbrekler (aşırı miktarda ve sık sık idrara çıkma halleri), terleme (aşırı sıcakla, egzersizle) veya solunum sistemi (yoğun fiziksel aktiviteler) yoluyla fazla miktarlarda su kaybı söz konusu olduğunda, bu kaybı telafi etmek için içtiğiniz su miktarını arttırmalısınız. Özellikle terlemenizin arttığı, bağırsaklar yoluyla sıvı kaybının çoğaldığı durumlarda su kaybınızın ciddi düzeylere ulaşabileceği unutulmamalı, hücre ve dokularınızı susuz bırakmamalısınız.

SORUN NASIL ÇIKAR

Sağlığınız için su alımınızı su kaybınıza göre belirlemeli, aldığınız ve kaybettiğinizi su miktarlarını dengelemelisiniz. Sorun genellikle ihtiyaçtan fazlasını değil, daha azını aldığınızda ortaya çıkar. Fazladan aldığınız bir miktar suyu böbrekleriniz (eğer sağlıklı iseniz) sizi üzmeden atar. Siz sadece daha sık tuvalete gitme ihtiyacı duyarsınız. Ama yeteri kadar sıvı tüketmez, ihtiyacınız olan temiz ve sağlıklı suyu vücudunuza vermezseniz önemli sorunlarla karşılaşmayı beklemelisiniz.

YAŞLI VE ÇOCUKLAR
Özellikle yaşlıların ve çocukların sıvı eksikliğine, yetersiz su tüketimine çok hassas olduklarını bilmelisiniz. Su içmek için susama duygunuzun sizi uyarmasını beklememelisiniz. Susama su ihtiyacınızın belirtisidir, ama bu duygu güvenilir bir işaret olma özelliğini yitirebilir. Özellikle ateşli hastalıklarda, yaşlılar ve çocuklarda bu uyarıyı beklememek, ona çok güvenmemek gerekir.

İÇME İSTEĞİ ZAYIFLAR

Daha çok su içmek için vücudunuzun size bir uyarısı olan ‘susama duygusunun’ gücü siz yaşlandıkça azalır. Yaşlı insanların su içmeyi hatırlamayacak kadar susamayabilmekte, su içmeyi unutup su ihtiyaçlarının farkına varmakta geç kalabilmektedir. Susama hissinin ortaya çıkabilmesi için 0.5-1 kilograma kadar su kaybı gerekiyor.

SU AZLIĞI NE YAPAR

Su kaybı yerine konulmadığı veya arttığında güçsüzlük, halsizlik ve bitkinlik hissi oluşuyor. Bedensel performans hızla azalıyor. Sıvı kaybının daha da artması halinde kan basıncında düşme, bellekte bozulma, hareket etmede gecikme ve güçleşme başlıyor. Eğer su kaybı sıcak bir ortamda oluşmuşsa sıcak çarpması veya sıcaklık şoku gibi ciddi sorunlar başlıyor. Eğer kayıp toplam su miktarının yüzde 20’sine ulaşmışsa yaşamsal riskler ortaya çıkıyor.

SAĞLIKLI SU İÇİN

Hangi yaşta olursanız olun sağlığınız için yeteri kadar kaliteli su tüketmelisiniz. Tükettiğiniz suyun sadece miktarlarına değil, temizliğine ve içeriğine de dikkat etmelisiniz. Sağlıklı suyun sağlıklı insan anl***** geldiğini bilmeli hücrelerinizin sadece susuzluğunu gidermekle yetinmemeli, onu sağlıklı bir su ile beslemelisiniz.



Su ihtiyacı hangi durumlarda artar
Sıcak ve nemli havalarda su kaybınız artmaktadır.

Hamilelerin ve süt veren annelerin su ihtiyaçları daha fazladır.

Çok sıcak veya soğuk ısılara maruz kaldığınızda, böyle bir ortamda çalıştığınızda, su ihtiyacınız artacaktır.

Yüksek posalı bir beslenme planı uygularken yeteri kadar su tüketmezseniz kabızlık sorunu ile karşılaşırsınız.

Uzun süreli havayolu seyahatlerinizde kabin ısısının yüksek olması halinde su kaybınız artar, su ihtiyacınız çoğalır.

Ağır bedensel faaliyet gerektiren bir iş yapıyorsanız, yoğun ve uzun süreli bir fiziksel aktivitede bulunuyorsanız terleme yolu ile su kaybınız artacaktır. Fiziksel çabanızın yoğun ve uzun süreli olması solunum yolu ile de su kaybı artışına yol açabilir.

Ateşli hastalıklarda, ishal ve kusma gibi sorunlarınızda su kaybınız ciddi düzeylere ulaşabilir. Susuzluk hastalığınızın seyrini ağırlaştırabilir. Bağışıklık cevabında yetersizliğine yol açarak iyileşme sürecinizi zora sokabilir...

4 Mart 2007 Pazar

En çok ilgi çeken 9 bilimsel haber


Dünyanın en ünlü bilim dergilerinden Nature 2006 yılı boyunca okurların en çok ilgi gösterdiği 9 bilim haberini seçti. İşte okura 'vay canına' dedirten bu ilginç bilim haberleri:



Lazer atımıyla rekor sıcaklık

Bir toplu iğne başında tepinen yüzlerce filin basıncı!

Hokkaido Üniversitesi'nde Saulius Juodkazis yönetiminde çalışan uluslararası bir araştırma ekibi, güneşin sıcaklığına eşit bir lazer atımıyla saf safir kristalini deldi. Lazer atımı safiri delerek saniyede 1018 derece (10 üzeri 8 Kelvin) ısıttı. Bu kadar kısa sürede elde edilen rekor sıcaklık! Yoğun sıcaklık nedeniyle, 10 terapaskallık basınç ile milimetrenin binde bir büyüklüğünde minyatür ateş topları (fireballs) oluştu. Bordeaux Üniversitesi'nden araştırmaya katılan Vladimir Tikhonchuk , benzer sıcaklıklara maddelerin, lazer atımlarıyla doğrudan doğruya delindiği diğer bazı araştırmalarla da elde edildiğini ama hiçbirinde bu dereceye ve basınca ulaşılmadığını söylüyor. Araştırmacılar daha fazla enerji elde edebilmek için lazer atımını iyice küçültmüş. Her lazer atımı 200 femto saniye kadar sürmüş ve bu da bir vakumdan bir saç teli inceliğinde geçmesi için yeterliydi. Safir, sıcaklığın etkisiyle birkaç femto saniye içinde patlamakta. Araştırma sırasında elde edilen 10 terapaskallık basınç, bir topluiğne başında yüzlerce filin tepinmesiyle oluşabilecek bir basıncın etkisine eşit olduğunu düşünürsek olayın büyüklüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Bununla birlikte bu araştırmada elde edilen sıcaklık dünya genelinde elde edilen en yüksek sıcaklık değil. Bu alandaki rekor Sandia Ulusal Laboratuvarı bilim adamlarına ait.


Suda geometrik burgaçlar

Danimarka Teknik Üniversitesi araştırmacıları bir kova suyla gerçekleştirdikleri basit bir deneyle, gezegen atmosferi ortamında çevrintinin ortasında geometrik şekiller oluşturdu.

Yıldız, dörtgen, beşgen ve altıgenleri yaratmak için silindir biçimli bir kovanın içindeki suyun saniyede bir ila yedi devirlik hızda çevrilmesi yeterli oluyor. Tomas Bohr ve ekibinin, araştırma için pleksiglastan tasarlamış oldukları 13 ila 20 santimlik silindir biçiminde kovaların dibi metal, bu sayede bir motorla büyük bir hızla döndürülebilmekte. Son araştırmada bilim adamları ilginç bir şekilde kovanın içindeki suyun, dışarı taşacak kadar hızlı döndürülmesi halinde burgacın ortasında bir hava deliğinin oluştuğunu ve kuru bölgenin yuvarlak olmadığını, elips biçiminden burgacın hızına göre üç köşeli yıldız, dörtgen ve beşgene dönüştüğünü görmüşler.
En yüksek hızda ise bir altıgen oluşuyordu. Şekil oluşturan sıvılar konusunda uzman olan Texas Üniversitesi (Austin) bilim adamı Harry Swinney , son araştırmayla gözlemlenenlerin bugüne dek tahmin edilenlerle kabaca örtüştüğünü ve yeterli devir hızı sayesinde bir sıvının her zaman simetrik bir yapıyı oluşturacak bir akış dengesizliği yaşar diye açıkladı. Benzer çokgen biçimler gezegenimizin ve diğer gezegenlerin atmosferlerindeki girdap biçimindeki akımlarda da (mesela kasırgaların gözlerinde) gözlemlenmişti. Ve çok büyük bir altıgen biçiminde bir girdabı, Voyager uydusu, Satürn gezegeninin kuzey kutbunda saptamıştı.
Ancak bu doğal yapılar henüz yeterince araştırılmadığı için son araştırmada görülen etkiyle oluşup oluşmadıkları bilinmiyor.


Web sayfaları: İlk izlenim çok önemli

İlk bakışta bir web sayfasının iyi olup olmadığı nasıl anlaşılır?

Kanada'da gerçekleştirilen bir araştırmada katılımcılar web sayfalarını 50 milisaniye içinde değerlendirmiş. İlk izleniminin önemli olduğu aslında bilinen bir gerçek, ama son araştırma, beyinin gözden daha hızlı hareket ederek kararlar aldığını gösterdiği için sürpriz oldu. Çünkü araştırmayı Behaviour and Information Technology dergisinde yayımlayan Gitte Lindgaard (Carleton Üniversitesi) gözün 500 milisaniyeden daha kısa bir süre önce göremeyeceğine inanıyordu.
Fakat son araştırmasında ilk izlenimlerin, bakışın ilk 50 milisaniyesinde edinildiğini gördü. Sonuç,özellikle ticari web sayfası tasarımcılarının işine yarayacak. Nitekim İnternet kullanıcılarının ilk 50 milisaniye içinde edindikleri izlenim kalıcı olmakta. Bu etki psikologlar tarafından "halo etkisi" olarak adlandırılır. Mesela çekici bir insanı gördüğümüzde edindiğimiz ilk olumlu izlenim onun olumsuz taraflarını görmemizi engeller.
Lindgaard, bunun "bilişsel önyargı" ile ilgili olduğunu düşünmekte. İnternet kullanıcıları da ilk bakışta olumlu izlenim edindikleri web sayfalarını kullanmaya devam ediyorlar. Bu fenomen toplum içinde oldukça yaygındır. Araştırmacılar iyi izlenim bırakması beklenen bir web sayfasındaki grafiklerin en aza indirgenmesini, mümkünse göze batacak bir görüntü olarak tasarlanmamasını öneriyor. Ticari web sayfalarının hazırlanmasında şimdi belli kurallar takip edilmekte.


Karada avlanan balık

Zoologlar Afrika'daki bataklık alanlarda ilginç bir balık keşfetti. Bir tür yayınbalığı olan Channalabes apus, kendisini karaya "fırlatarak" böcek avlıyor.

Hayvan, yüzgeçlerini kullanmadan yerine getirebildiği bu hareket yetisini aşağı doğru bükülebilen omurgasına borçlu. Araştırmacılar aynı yetiden karaya çıkan ilk omurgalıların da yararlanmış olabileceğini düşünüyorlar. Bu ilginç balığı Afrika'da gözlemleyen Antwerpen Üniversitesi araştırmacısı Sam Van Wassenbergh , balığın tropikal bataklıklarda son derece uygunsuz çevre koşullarında yaşaması nedeniyle, biyologların gözünden kaçtığını sanıyor.
Hayvanların birçoğu yapışkan dil veya yırtıcı çene gibi çeşitli avlanma stratejileri geliştirmişlerdir. C.apus ise açık ağzıyla avına, üstten saldırmaya izin verecek bir taktik geliştirmiş. Karada avlandıkları bilinen ve çamur zıpzıpları (mudskipper) olarak adlandırılan diğer balıkların da son derece esnek yapıları var. Van Wasserbergh bunun karada avlanmak için en iyi yöntem olduğuna inanmakta.
C. apus yayın balığı her ne kadar günümüzde yaşıyor olmasına rağmen ilk omurgalıların karaya çıkışı hakkında ipuçları vermekte. Bu yazının 12.4.2006 tarihinde Nature dergisinde yayımlanmasından birkaç hafta önce paleontologlar, Tiktaalik roseae olarak adlandırılan bir fosili tanıtmışlardı. Bu hayvanın yüzgeçlerinin içinde kol kemiğine benzer kemikler vardı..


Süper bilgisayar, hareket halindeki virüsü tasarladı

Dünyanın en büyük süper bilgisayarıyla gerçekleştirilen tasarım, sadece 50 nano saniye sürdü. Gelişme, yaşayan organizmaların araştırılmasında önemli bir adımdı.

Böyle bir iş için muazzam bir işlem gücü gerektiğinden, bugüne kadar virüsler sadece parça parça tasarlanabilmişti. Bilim insanlarının hedefi, karmaşık virüsleri bir modele aktararak, daha ayrıntılı bir biçimde araştırabilmek; hatta bir hücredeki karmaşık süreçleri de tasarlamak. Fakat araştırmacılar bu gelişmenin ancak bundan sonraki süper bilgisayar nesliyle önümüzdeki beş yıl içinde gerçekleşebileceğine inanıyor. Araştırmayı yöneten Urbana- Champaign Illinois Üniversitesi fizik profesörü Klaus Schulten 'e göre virüsler hakkında daha fazla bilgi edinilmesine izin veren bu önemli gelişme modern tıbbı destekleyecek. Araştırmacı Kaliforniya Üniversitesi'ndeki (Irvine) meslektaşlarıyla birlikte virüs modeli için sadece diğer bir virüsün bulaşmış olduğu hücrelerde büyüyebilen küre biçiminde tütün mozaik virüsünü seçmiş.
Bilgisayarda etrafındaki su damlacığı ile birlikte tasarlanan virüs, buna rağmen bir milyondan fazla atomdan oluşmakta. Bu hareketli model sıradan bir PC ile tasarlanacak olsaydı işlemler yaklaşık olarak 35 yıl kadar sürebilirdi. Virüs modelinin tasarımı Schulten'in ekibi tarafından geliştirilen NAMD yazılım programıyla mümkün olmuş.
Biyolojik moleküllerin tasarımı için geliştirilen program, bir süper bilgisayarın farklı işlemcilerini aynı anda çalıştırarak, problemlerin aynı anda hesaplanmasına izin vermekte. Tasarım iki sürpriz sonucu da beraberinde getirdi. Anlaşıldığı üzere virüs simetrik yapılıymış gibi nefes almasına rağmen atımları asimetrik. İkinci sonuç ise virüs kılıfının, kalıtım molekülleri olmaksızın "çökebileceğini" göstermekte.


Omurgalıların karaya çıkışı

Kanada'da bulunan ve Tiktaalik roseae olarak adlandırılan fosil, hayvanların ne şekilde karaya çıktıklarını gösteriyordu.

Paleontologlar tarafından "kayıp halka" olarak nitelendirilen hayvan, bundan yaklaşık olarak 375 milyon yıl önce Devoniyen döneminde yaşamıştı. Balığı andıran bu tetrapod fosili Philadelphia Doğa Bilimleri Akademisi'nden Edward Daeschler , Chicago Üniversitesi'nden Neil Shubin ve Harvard Üniversitesi'nden Farch Jenkins ve arkadaşları tarafından bulundu.
Fosil, hayvanın ön bedeninin neredeyse tamamından ibaret. Hayvanın kafatası yaklaşık olarak 20 cm. Kemiksi pullara ve yüzgeçlere sahip olmasına rağmen ön yüzgeçlerinin kol olarak evrildiği görüldü. Ön yüzgecin iskelet yapısı dirsekli ve bilekli bir kol kemiğine benziyor fakat serbest parmak kemikleri yerine hâlâ yüzgeçler var.
Bilim adamları hayvanın arka bedeni hakkında bilgi edinebilmek için aramalarını sürdürüyorlar. Aynı anda balık ve kara hayvanı özellikleri taşıyan fosiller daha önceleri de bulunmuştu. Sığ sularda "yürümeye başlayan" hayvanlar 385 milyon, uzuvları gelişmeye başlayanlar ise yaklaşık olarak 365 milyon yıl öncesine tarihlendirilmekte. Tiktaalik roseae fosilinin diğer önemli bir özelliği de kafasında solungaca benzer bir yarığın kulak olarak gelişmeye başlamış olması. Uzun çenesi ise karada avlanmak için daha uygundu.


Çekici kadınlar maço erkekleri daha çok etkiliyor

Bir erkek ne kadar maço olursa (testosteron seviyesi de daha yüksek oluyor) heyecan verici kadınların görüntüsü düşünceleri /kararları üzerinde o denli etkili olmakta.

Belçika'daki Loeven Üniversitesi ekonomistleri Bram Van den Bergh ve Siegrfried Dewitte bir grup erkeğe bikinili kadınların resimlerini gösterirken, ikinci grup ise bir sutyeni ellemiş. Son grup ise bir manzara ya da yaşlı kadın resmine bakmış. Deneyin ikinci aşamasında çekici kadın fotoğraflarına ve manzara resimlerine bakan erkeklere aralarında belli miktarda parayı bölüştürme görevi verilmiş. Sonuç: Bu görevden önce bikinili kadınların fotoğraflarına bakanlar genelde hep hata yaptıkları gibi karar alma yetileri de kısıtlanmış. Testosteron seviyesi ne kadar yüksekse hata yapma olasılığı da o kadar yükseliyor. Oysa düşük testosteronlu erkekler çekici görüntülerden daha az etkileniyor. Sutyene dokunan erkeklerde ise karar verme yetisi iyice zayıflamış. Manzara veya yaşlı kadın resimlerinin maço erkekler üzerinde bir etkisi bulunmamakta.


Kuzey kutbunda Akdeniz iklimi vardı

Kuzey Kutup Denizi'nden çıkarılan bir tortul çekirdeğinin incelenmesi sonucunda Kuzey Kutbunda milyonlarca yıl önce ılık bir yazın yaşandığı anlaşıldı.

ACEX (Arctic Coring Expedition) çerçevesinde alınan karot örnekleri Kuzey Kutbun bir ila seksen milyon yıl önceki iklimi hakkında bilgiler verdi. Araştırmayı yöneten deniz jeoloğu Ursula Röhl 'e göre (Bremen Üniversitesi) örnekleri sadece Kuzey Kutbu değil dünya iklimine ayna tutuyor ve sonuçlar hiç beklendiği gibi değildi. Nitekim Kuzey Kutbu halihazırdaki iklim modelleriyle açıklanamayacak kadar ısındığı gibi, aşağı yukarı Güney Kutbu'na gibi aynı tarihlerde soğumaya başlamıştı. Bu zamanlama, iklimin, sera gazının atmosferdeki seviyesi gibi küresel faktörler tarafından belirlenmiş olduğunu akla getiriyordu.
2004 yılında iki buzkıranın yardımıyla deniz seviyesinin 975 m altında başlayan ve 3 km'si suyun üzerinde bulunan Lomonosov sıradağlarından Vidar Vikings gemisiyle alınan örneklerden en büyüğü on metreydi. Üstteki tabakalardaki karbonun izotop yapısı ve tortuldaki yosunlardan anlaşıldığı gibi 55 milyon yıl önceki Paleosen/Eosen dönemlerde Kuzey Kutup Denizi'ndeki ortalama yaz sıcaklığı neredeyse 24 santigrat dereceye çıkmıştı.
Bu sıcaklık, dönemin iklim modelleriyle elde edilenden 10 derece daha yüksek. Araştırmacıların tahminlerine göre o dönemlerde atmosferde yoğun miktarda sera gazı birikmişti. Fakat Utrecht Üniversitesi paleoiklim uzmanı Appy Sluijs , Kuzey Kutbu'ndaki sıcaklık artışının diğer bir faktörle de ilgili olduğunu ve bunların stratosfer bulutlarındaki "sıcaklık kapanları" veya okyanusların kasırgalarla altüst olması gibi etkenler olabileceğini düşünüyordu.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik