başörtüsü düşmanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başörtüsü düşmanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2008 Cumartesi

Üniversiteye her türden insanın giriş hakkı vardır, bunu engelleyemezsiniz


Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, ''Üniversite, evren kent demektir. Eğer evren söz konusuysa her türlü yaratık ve bu arada her türden insanın oraya girme, orada bulunma hakkı vardır. Siz bunu engelleyemezsiniz'' dedi.


Selçuk, Eğitim-Bir-Sen Eskişehir Şubesi tarafından Yimpaş Otel'de düzenlenen ''Türkiye'de Demokrasi ve Sivil Anayasa'' konulu konferansta yaptığı konuşmada, bir ülkede her gün demokrasiden söz ediliyorsa o ülkede demokrasinin olmadığı anlamına geldiğini öne sürerek, 2. Dünya Savaşı'nda Hitler'in her gün demokrasiden söz ettiğini, ancak Churchill'in hiç bahsetmediğini söyledi.

Türkiye'de bir demokrasi sorunu olduğunu ifade eden Selçuk, şöyle konuştu:

''Bir ülkede demokrasinin kurulabilmesi için önce ulus devletin kurulması gerekir. Türkiye ulus devletini kurabildi mi? Kurduysa bu nasıl bir devlet oldu? Bugün bu devleti niçin yeterli görmüyoruz? Neden bu devlet ile vatandaş kucaklaşamıyor? Bu sorunu her gün tartışıyorsak demek ki devletimizde de bir eksiklik var. Türkiye 301. maddeyi tartışıyor. Bazıları maddede yapılacak değişik ile Türklüğe hakaretin önünün açılmak istendiğini söyleyerek işi milliyetçiliğe döküyor. 301. madde salt hukuksal sorundur. Bilim içerisinde çözüm aramak zorundasınız. Bunun ulusal duygularla işi yok.

Bu maddede eğer yeni bir düzenleme yapılırsa 8. defa değişmiş olacak. 301. maddenin değişmesi şart, zorunlu. Zaten AB bunu durmadan söylüyor. Söylemese bile değişmesi zorunlu. Çünkü bugünkü uygulamasıyla sonuçlar parlak değil. Bu madde düşünceyi açıklama özgürlüğünü sürekli çiğnemektedir. Ulusal duyguları kışkırtarak madde üzerinde tartışma yapılmasını doğru bulmuyorum.''

Selçuk, 301. madde tartışmalarında hukuk biliminin demagojiye kurban edilmemesi gerektiğini, söz konusu değişikliğin ardından uygulamada bazı sorunların çıkabileceğini, ancak olası sorunların yargıçlar ve savcılar tarafından zaman içerisinde aşılacağını belirtti.

Metin düzeltilmeden yola çıkılmasının yanlış olacağını ifade eden Selçuk, şöyle devam etti:

''Sık sık söylenen bir şey var. Bu metin yeni yürürlüğe girdi deniyor. Hayır. Bu metin Türkiye'de 82 yıldır yürürlüktedir. Kimse kendisini kandırmasın. Eski 159. madde bugün sadece numarası değişmiştir ve 301 olmuştur. Onun için bugüne kadar yapılan bütün uygulamaları da gözetmek suretiyle yeniden gözden geçirilmesi zorunludur.''

-''BİZE SADECE SUSMAK DÜŞER''-

Türkiye'de bir Cumhurbaşkanı tarafından söylenen 'Anayasa bir kez delinebilir' ifadesinin batı toplumunda asla kabul görmeyeceğini ifade eden Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye, devleti hukuk içerisinde düşünmediği için hala bir baba gibi düşünüyor. Devlete baba derseniz kulağınızı çeker. Çünkü çekme hakkını veriyorsunuz. Devlet neden baba olsun ki. Devlet sizin hizmetinizde olan bir cihazdır. Devlet, halk içindir. Halk, devlet için değildir. Vergi veren insanın devleti sorgulama hakkı vardır. Yargı bir olaya el koyduğu zaman herkesin susması ve sonucu beklemesi gerekir. Anayasa Mahkemesi bir olaya el koyuyor herkes fetva veriyor. Herhangi bir yargı organı soruşturma açıyor. Herkes yazıyor, çiziyor. Bize sadece susmak düşer.

İşin garip tarafı, yasamadan, yürütmeden konuşanlar var. Yargıçlar arasında da konuşan var. Ben en çok onlara şaşıyorum. Bakıyorum, durmadan yorum yapıyorlar. Böyle bir ülke, hukuk bilinci açısından zaafı olan bir ülkedir. Hukuk bilincinin olmadığı bir ülkede bazı şeyleri yapmak için çırpınıp duruyoruz. İşte sivil Anayasa deniyor. Anayasa'nın sivili, askerisi olmaz. Anayasa'nın doğrusu olur. Anayasa yapmak zor değildir.''

-''TÜRKİYE'NİN TEMSİL SORUNU VARDIR''-

Selçuk, anayasa yaparken yönetemeyen demokrasinin eski hastalıklarının yeni anayasaya yansıtılmaması için duyarlı olunması gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Nedir bunlar? Birincisi temsil sorunudur. Türkiye'nin temsil sorunu vardır. Bir önceki Meclis, toplumun yüzde 47'sini temsil ediyordu. Oran, bu Meclis'te yükseldi. Ama istenilen noktada değil. Yüzde 10 barajı bulunduğu sürece Türkiye temsil sorununu çözemez. Hiç kimse kendini aldatmasın. Hukuk, temsil sorununu çözmek için matematikçiye danışır. Almanya'da danıştı. Alman hukukçuları, matematikçilerden yönetimde istikrar, temsilde adaleti sağlayacak bir rakam istemişler. Matematikçi bu rakamın yüzde 5'i aşamayacağını söyler. Peki bizde ne oluyor? Hiç kimse bilime danışıyor mu? Birisi çıkıyor yüzde 10 diyor. İyi ki yüzde 20 dememiş.''

-YARGITAY-

Selçuk, Türkiye'de birilerinin ayak üstü kararlar verdiklerini belirterek, şöyle devam etti:

''1980'de bir general çıkmış, (Askeri Yargıtay var, neden Askeri Danıştay olmasın) demiş. Hemen Yüksek İdare Mahkemesi kuruluyor. Hangi ülkede var? Tek örneği yok. Askeri Yargıtay'ın tek örneği yoktur. Çünkü Yargıtay bir ülkede hukuk normlarının aynı biçimde uygulanmasını ve hukuk disiplinini sağlar. İki Yargıtay kurarsanız hangisine inanacaksınız?

Hangisinin verdiği karar ya da yaptığı yorum doğru olacak? Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Yeni Anayasa, Askeri Yüksek İdare Mahkemesini haklı olarak kaldırıyor. Ama herhalde öbürünü (Askeri Yargıtay) kaldırmaya cesaret edemedi. Cesaret edeceksin. Bilimden ödün vermeye hakkınız yoktur. Diyeceksiniz ki bir ülkede tek Yargıtay olur, ikinciyi yaptığınız zaman yanlış olur. Türkiye yıllardır bu yanlışı yapıyor ve hiç kimse de sesini çıkarmıyor. Asıl üniversitelerin sesini çıkarması gerekirken onlar da susuyor.''

-ÜNİVERSİTE VE LAİKLİK-

Selçuk, daha sonra üniversiteler ve laiklikle ilgili görüşlerini şöyle açıkladı:

''Üniversite, evren kent demektir. Eğer evren söz konusuysa her türlü yaratık ve bu arada her türden insanın oraya girme, orada bulunma hakkı vardır. Ve siz bunu engelleyemezsiniz. Ama Türkiye'de böyle olmuyor. Üniversite bilim yapılan bir yuva. Üniversitede bütün görüşler sergilenemiyorsa orada bilim yapılabilir mi? Mümkün değil.

Türkiye, laiklik kavramını da tam olarak çözememiştir. Laiklik kavramının çözülememesi Türkiye'de sık sık sürtüşmelerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Oysa laiklik toplumsal barışı kotarmak için bulunmuş en iyi çözüm yoludur. Eğer siz bunu batılı anlamda çözemezseniz sıkıntılar devam edecektir demektir. Türkiye demokrat insanlarını çoğaltmalıdır.''

1 Nisan 2007 Pazar

Ka-der başörtüsü takacak mı? ( Ey yüce Allahım Neler ile Uğraşıyoruz )

Basında kampanyasına geniş ölçüde yer verilen Ka-der, kimi sitemlerle de yüzleşmiyor değil. Nuray Mert’in “Ayrımcılığa karşı iseler, taksınlar bir başörtüsü” Ka-der’de nasıl yankı buldu? iyibilgi özel

Son günlerde ilginç bir kampanya dikkatleri üzerine çekti. Tüm basın kuruluşlarında yer alan ve billboardları süsleyen bu kampanya ilginç, çünkü kadınlar “bıyıklı!” Bu ilgi çekici kampanya Ka-der tarafından yürütülüyor ve amacı daha çok kadını meclise sokmak. Sordukları soru ise şu: Meclise girmek için erkek olmak şart mı?

Bu haklı soruya ilk tepki Başbakan Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, kadınlar için kota koyulması isteğine “kadınlar mal mı ki kota koyalım, olmaz öyle şey” diyerek karşı çıktı. Erdoğan’ın bu sert tepkisini siyaset uzmanları “halkla ilişkiler açısından yanlış, ‘kadın’ ve ‘mal’ kelimelerini, aksini düşünse bile, yan yana getirmesi, hoş olmadı” diyerek değerlendiriyor. iyibilgi’nin görüşüne danıştığı Ka-der ise haber merkezimize bir açıklama gönderdi. Bu açıklamada “Biz kadınlar, kotayı bir ayrımcılık, kadınları bir “mal”, korunmaya muhtaç bir yaratık durumuna düşürme unsuru veya “erkeklerin ianesi” olarak görmüyoruz” dendi. Ka-der’in açıklamasında kota “Kadınların parlamentoda daha yüksek oranda temsilinin sağlanması için fırsat eşitliği açısından erkeklere oranla dezavantajlı olan kadınlar için geçici olarak kota konularak, mecliste kadın sayısının artmasının sağlanmasını istiyoruz” şeklinde savunuldu. Dünyada tam 81 ülkede kota uygulandığının vurgulandığı açıklamada; bu ülkelerden 16’sının kotayı anayasa ile düzenlediği, 27’sinin ise seçim yasasıyla düzenlendiği vurgulanıyor. Açıklamaya göre 43 ülkede ise kota siyasi partilerin tüzüklerine konulan hükümler çerçevesinde ve seçim adaylarını kapsayacak biçimde hayata geçiriliyor.

Ancak tartışmalar sadece bundan ibaret değil. iyibilgi’ye konuşan Ka-der Kampanya Sorumlusu Banu Acun kampanyalarının basın ve kamuoyunda ilgi ile karşılandığını belirtiyor. “Kampanya masraflarını nasıl karşılıyorsunuz” şeklindeki sorumuza “profesyonel imece” şeklinde yanıt veren Acun, basının bu konuda duyarlı olduğunu ve tamamen gönüllü bir şekilde kampanyayı desteklediğini belirtiyor. Özel bir şirketin büyük meblağlar ödemesi gereken bu kampanya, Acun’a göre, gönüllülük esasıyla sadece maliyetin karşılandığı çok küçük bir bütçe ile halledilmiş.

Banu Acun ile görüşmemizde AB’nin bu kampanyaya nasıl yaklaştığını ya da maddi olarak destekleyip desteklemediğini soruyoruz. Ka-der’in Kampanya Sorumlusu AB ile bu şekilde temasa geçmediklerini, ancak AB ile kadın hakları ile ilgili konularda bilgi alış verişinde bulunduklarını belirtiyor.

iyibilgi.com son olarak Banu Acun’a Nuray Mert’in “Ayrımcılığa karşı iseler, taksınlar bir başörtüsü” şeklindeki teklifi ile ilgili ne düşündüğünü sorduk. Acun, Ka-der yönetim kurulunun bu konuda henüz bir karar açıklamadığını belirtti.

Nuray Mert, dün Radikal gazetesinde Ka-der kampanyası ile ilgili şunları yazmıştı: Ka-Der'cilere sürekli sorduğum, ancak geçen seçimlerden bu yana cevabını alamadığım bir soruyu tekrar sormak istiyorum. Malum, bu ülkede, siyasete katılma arzusunda olan birçok kadın, yasal engeller yüzünden parlamentoya giremiyor. Bunlar başörtülü kadınlar. Diğer kadınlar için hiç olmazsa yasal engel yok, ancak başörtülü kadının önüne, her şeyden önce yasal engel çıkıyor. Ka-Der'ci kadın arkadaşlarımızın bir kısmının bu konuda özgürlükçü düşündüğünü biliyorum. Ancak, aralarında bu konuyu bir türlü halledebilmiş değiller ve belli ki, başörtüsü takıntısı ağır basıyor ve bu konuda hiçbir açılımda bulunamıyorlar. Sonuçta, Meclis'e girebilmek için bıyıklı olmak gerekmediğine dair az da olsa örnek var ve en azından yasal bir ayrımcılık yok. Bu durumda, 'Meclis'e girebilmek için başı açık mı olmak lazım?' sorusunun cevabı son derece net. Ayrımcılığa karşı iseler, taksınlar bir başörtüsü, bir de öyle kampanya yapsınlar isterdim.

www.iyibilgi.com

25 Mart 2007 Pazar

'Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur'

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Yayla, Hürriyet Genel yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e açık bir mektup yazarak, "Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur" dedi.

Prof. Dr. Atilla Yayla'dan Ertuğrul Özkök’e açık mektup! ( Özkök ib..si çok anlar ya ! )

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.

İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Ben, insanların doğuştan gelen doğal haklara -hayat, hürriyet, mülkiyet- ve bu hakların toplum içinde tezâhürü olan sivil özgürlüklere -seyahat, din ve vicdan, ifade ve teşkilatlanma özgürlükleri- sahip olduğuna inanıyorum. Bana göre bir siyasî, ekonomik, hukukî yapılanma bu haklara saygı gösterdiği ve onları koruduğu ölçüde meşru ve kıymetlidir. Bu haklar, toplum, devlet, hükümet lütfettiği veya izin verdiği için sahip olduğumuz, onlar istemediğinde vazgeçebileceğimiz veya çiğnenmelerini normal karşılayabileceğimiz haklar değildir. Medenî bir hayat ancak bu değerlere bağlanmakla, onları sıkı sıkı korumakla ve siyasî, hukukî, ekonomik yapılanmaları onlar üzerinde gerçekleştirmekle mümkün olabilir.

Türkiye’de, kadın vatandaşlarımızın bir kısmı şu veya bu gerekçeyle yahut amaçla başını örtmektedir. Bir liberal olarak bana düşen; bu vakıâyı olduğu gibi kabul etmek ve başlarını örtmelerinden dolayı bu vatandaşları vicdanımda mahkum etmemek ve negatif diskriminasyona tutuluyorlarsa, buna karşı çıkmaktır. Elbette kimi kadınların başını niçin örttüğü bilimsel çalışmalara konu yapılabilir; ama bu çalışmalardan bir normatif hükme varılamaz. Bilim değer üretmez, olsa olsa toplumsal durumun kısmî ve geçici bir fotoğrafını çekmemizi sağlar. Değerler, hayatın içinden ve pek çok faktörden etkilenerek ortaya çıkar. Bilimsel araştırmalara dayanarak türban takmanın “iyi” veya “kötü”, “doğru” veya “yanlış” olduğu söylenemez.

Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur

Benim savunduğum liberal düşünceye göre türban takmak veya takmamak temel bireysel hakların kullanılma biçiminin bir yansımasından ibarettir. Kişinin türban takması, onun hem (negatif) özgürlüğüyle, hem mülkiyet hakkıyla, hem ifade özgürlüğüyle alakalıdır. Bir başka deyişle, kişinin türban takmasını kamu zoruyla engellemek, onun tercih özgürlüğünü, mülkiyet hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlâl etmek anlamına gelir. Türbanın üniversitelerde yasaklanması, aynı zamanda, bizim darbe ürünü anayasamızda bile dile getirilmiş olan eşitlik ilkesinin ve eğitim öğretim hakkının ihlâlidir. Dolayısıyla türbanlı öğrencilerin üniversitede okumasının engellenmesi bir suç teşkil etmekte ve bunu yapanların cezalandırılması gerekmektedir. Bunun yapılmıyor olmasının başlıca nedeni, rejimimizin hukuktan çok güce dayanması ve güçlü olanın baskın çıkmasıdır. Hukuk ve kaba güç birbirinin zıddıdır. Belki dikkatinizi çekmiştir, türbanla ilgili olaylarda mağdur edilenler hep cezaî değil, idarî yaptırımlara maruz bırakılmaktadır. Tek başına bu gerçek bile yasağın kaynağının hukuk değil, bürokratik otorite olduğunu ve türban takmanın bir siyasî kabahat (cezalandırılmayan bir siyasî suç) durumuna getirildiğini göstermektedir.

Bu söylediklerime cevap olarak Anayasa’dan ve Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsetmenizi tavsiye etmem. Zira, Anayasa da, Anayasa Mahkemesi kararları da bu yasağı temellendirmeye yetmez. İnsan haklarını ilgilendiren düzenlemeler kanunla yapılabilir; Türkiye’nin pozitif hukukunda türbanı yasaklayan bir kanun yoktur -olsa bile gayri meşru olurdu- ve Anayasa Mahkemesi kararları Yasama Meclisi’ni aşarak bir hüküm tesis etmez, edemez.

Sayın Özkök, yazılarınızdan bildiğim kadarıyla siz, reşit oldukları için, üniversite öğrencilerine türban yasağı koymanın yanlış olduğu kanaatindesiniz. Bu özgürlükçü tavrınızı takdir ediyorum. Ben de sizinle aynı fikirde; ama sizden iki yönden daha ilerideyim. İlk olarak, bana göre, bu yasak yukarıda dediğim gibi yalnızca yanlış değil, kanunsuzdur da. İkinci olarak, ben türban yasağının sırf üniversite öğrencileri için değil, bütün öğrenciler ve bütün kamu çalışanları için de yanlış ve hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. İsteyen her öğrenci başını örtebilmeli ve avukatlık, doktorluk, hâkimlik gibi mesleklerin lisansını almış kişiler başörtülü olarak mesleklerini icra edebilmelidir.

Bu yaklaşıma ‘kamu görevlileri tarafsız olmalı’ diyerek itiraz ettiğinizi duyar gibiyim. Ne var ki, yanılıyorsunuz. Başı açıklık, tarafsızlık değildir. Başörtüsü takmak bir değer tercihini yansıtabileceği gibi başı açıklık da bir değer tercihini yansıtabilir. Elbette vatandaşlara kamu hizmetlerinin sunulmasında mutlak değilse bile maksimum tarafsızlığın sağlanması şarttır. Ancak, bunun yolu, insanların değersel olarak tarafsızlaştırılmasından -ki bu imkansızdır- değil, kamu hizmetini düzenleyen kuralların tarafsızlaştırılmasından ve bu tarafsız kuralları ihlâl etmenin idarî ve hukukî olarak müeyyidelendirilmesinden ve bunun kurumsallaştırılmasından geçmektedir. Bunun yapılabileceğini gösteren pek çok örnek vardır.

Sayın Özkök, üzülerek görüyorum ki, liberallerin de üzerinde “tartışmasını” istediğiniz sorunuz önyargılı. Üniversiteye “ille de türbanla girmek” istenmesinden söz ediyorsunuz. Bu sorunuza neden bazılarınca kızların “ille de” başörtülerini atarak üniversiteye gelmesinin istendiğini sorarak cevaplayabilirim. Başkaları istemiyor, birilerinin hoşuna gitmiyor diye insanların haklarından, bu hakların kullanılmasının tezahürlerinden vazgeçmelerini talep etmek ahlâk dışıdır ve bu yola bir defa girersek sonunda bütün haklara elveda deme noktasına varmamız kaçınılmazdır.

Perspektifinizi değiştirin, çünkü yanlışınız var!

Yazınızda TESEV’in bir araştırmasından ve başını örten kadınların sayısının artıp artmadığıyla ilgili tartışmalardan da bahsediyorsunuz. Bu tür çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Hepsinin gösterdiği, Türkiye’de bir başörtüsü-türban gerçeğinin bulunduğu, yani kadınların önemli bir bölümünün başörtüsünü bir şekilde kullandığıdır. Ancak ben bir liberalim, değer yargılarımı ve neyin hak olup neyin olmadığını çoğunluğun tercihlerine veya azınlığın gücüne bakarak değil, evrensel (universalize edilebilir) ilkelere dayanarak belirlerim. O yüzden, toplumun sadece % 1’i başörtüsü taksa ve % 99’u başörtüsüne karşı olsa da insanların negatif özgürlüğünün bir parçası olarak başını örtme (veya örtmeme) hakkının ortadan kalkmayacağına inanmaktayım.

Gerek yazınızın bütünü gerekse spesifik sorunuz, başını örtenlerin siyasî veya İslamî bir misyonu üstlendiğini iddia ediyor. Ama bu yargınızı bir köşe yazarının bir fıkrasına ve söz konusu araştırmanın genel bulgularına dayandırıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla sosyolojiyle haşır neşir olmuş bir insansınız. Nasıl oluyor da başını örtenlerin hedeflerinin veya kendilerine biçtikleri bir misyonun olduğunu ve bu hedefin mahiyetini ve misyonun muhtevasını hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmadan tespit edebiliyorsunuz? Bu tür bir tespit, ancak ve ancak, bilimsel metotlarla, temsil kabiliyetine sahip bir örneklem üzerinde çalışarak yapılırsa doğru olur ve anlam ifade eder. Biliyorum ki Türkiye’de böyle bir çalışma yapılmamıştır. Yapılan, türbandan nefret eden bazılarının kendi gözlem, yargı ve vehimlerini genelleştirmesi ve genel bir hakikatmiş gibi takdim etmesidir. Aynı hatanın Fransa’da Starsi komisyonu tarafından da yapıldığına din özgürlüğü-laiklik konusunda sayılı otoritelerden olan Jeremy Gunn (Liberte Yayınları’nca yayımlanmak üzere olan) “Din Özgürlüğü ve Laisite” adlı kitabında işaret etmektedir.

Türban takanların bir kısmının (hatta tamamının) siyasî ve İslamî bir misyon üstlendiğini ciddi bilimsel araştırmalarla tespit etsek bile bu, onların haklarının kısıtlanması gerektiği sonucuna varmaya ve buna dayanan yasakları haklılaştırmaya yetmez. Önce bu misyonun tam bir teşhisini yapmamız ve sonra hangi yol, yöntem ve araçlarla gerçekleştirmek istediğine bakmamız icap eder. Türbanlı bir kızın misyonu etrafa siyasî veya dinî bir mesaj vermekse, bunda, benim gibi iflah olmaz bir liberal için, hiçbir mahzur yoktur. Bu kişinin örnek davranışlar sergileyerek veya telkin ve tavsiyede bulunarak diğer insanların kendisi gibi olmasını sağlamaya çalışması da olağan karşılanması gereken bir hayat gerçeğidir. Problem, türbanlı kişinin zor kullanarak, fizikî bir baskı yaparak başkalarını kendisine benzetmek istemesi durumunda ortaya çıkar. Bu tür davranışlar suçtur, mutlaka cezalandırılmalıdır; ama elimizde üniversitelerde şimdiye kadar böyle bir olayın yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Asıl problem, kamu otoritesi ve kamu organlarının insanlara türbanın temsil ettiğine-yansıttığına inanılan hayat tarzlarını zorla benimsetmek veya takip ettirmek için kullanıldığında doğar. Karşı çıkılması ve engellenmesi gereken işte budur ve bunu yapmanın tek ve kesin yolu kamu organlarının ve otoritelerinin sekteryen, ayrımcı misyonları hayata aktarma aracı olarak kullanılma imkân ve alanlarını azaltmak ve daraltmaktır. Misyonlar arasında hoşlanılmayanları tasfiye etmek için topluma müdahale etmek, yani toplum mühendisliği yapmak, hem hiçbir sonuç vermeyecektir hem de ağır yanlışlıklar ve haksızlıklar yaratacaktır.

Sayın Özkök, işte bu nokta bizi meselenin özüne getirmektedir. Türkiye’de farklı hayat tarzları vardır. Bu tarzların hiçbiri, -insan hakları hariç- hiçbir kıstas açısından diğerinden aşağı veya üstün değildir. Bir liberal demokraside, kamu otoritesi değişik hayat tarzları arasında bir tercih yapamaz; bu tarzlardan birini teşvik edip bir diğerine engel koyamaz. Hangi hayat tarzının akıbetinin ne olacağını ve kimin hangi tarzı seçeceğini hayatın akışı belirler. Her insanın kendi hayat tarzını korumak istemesi makul, anlaşılır, meşru ve hatta medenî bir ortak hayat için gerekli bir istektir. Ben de, büyük ihtimalle Necmettin Erbakan’ın hayat tarzından ziyade Ertuğrul Özkök’ünkine yakın olan hayat tarzıma müdahale edilmesini, tercihlerimin bastırılmasını arzu etmem. Bundan korkarım. Ancak, sevmediğim veya korktuğum hayat tarzlarının devlet tarafından benim hayat tarzım lehine bastırılmasını bu rahatsızlığın, endişenin, tehlikenin, korkunun giderilmesinin yolu olarak görmem; göremem. Bunu yaparsam, bastırılmasını istediklerime, dolaylı olarak, gücü ele geçirirlerse benim onları bastırmam gibi onların da beni bastırabilecekleri mesajını vermiş, bu tür bir muhtemel tavrı meşrulaştırmış olurum.

Sayın Özkök, çağrınıza değer verdim, yazınız ve sorunuz üzerine düşündüm, görüşlerimi gözden geçirdim. Umarım benim de size bir karşı çağrıda bulunmamı normal karşılarsınız. Şimdiye kadar bu meseleyi, yanılmıyorsam carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefeyi ve yapılanmayı korumayı en önemli amaç hâline getiren açılardan ele aldınız. Ancak, başka perspektifler de mevcut. “Türban sorunu”na bir de din ve vicdan özgürlüğü, sınırlı siyasî yönetim (yetkileri insan haklarıyla sınırlanmış Meclis, hükümet, üniformalı ve sivil bürokrasi), liberal demokrasi ve tarafsız devlet açısından bakar veya bunu yapan çalışmalardan yararlanırsanız çok değişik bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim...

Kaynak: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=188439

30 Aralık 2006 Cumartesi

İRTİCA BAHANE , VURGUN ŞAHANE

İRTİCA-LAİKLİK-FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ
Münafikun : 4 " Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar? "
MEDYADAKİ BAŞÖRTÜSÜ , SAKALLI MÜSLÜMANLAR , KUR'AN KURSLARI İLE İLGİLİ ...HABERLERİNİ HATIRLAYALIM...!
-HOLLANDA'DA HUKUK TAHSİLİ GÖREN TÜRK KIZI AYŞE KABAKTEPE BAŞÖRTÜLÜ OLARAK HOLLANDA ADALET BAKANLIĞINDA ÇALIŞMA HAKKI KAZANDI.
-İNGİLTERE LONDRA POLİSİ MÜSLÜMAN KADIN POLİSLER İÇİN BAŞÖRTÜSÜNE İZİN VERİR.
-BELÇİKA'DA BAŞÖRTÜSÜ İLE OKUYAN CEMİLE AHSEN VE DİĞER ARKADAŞLARI OKULLARINDAN MEZUN OLURLAR.
-HOLLANDA'DA TÜRK KIZI HÜLYA BAŞÖRTÜSÜ İLE POLİS TEŞKİLATINDA ÇALIŞMAKTADIR.
-MC DANILDS ÇALIŞANLARI İÇİN ÖZEL BAŞÖRTÜSÜ ÜRETİP ÇALUIŞANLARINA HEDİYE EDER.
-RUSYA'DA GEÇEN HAFTA ÇIKAN YASA İLE PASAPORTLARDA BAŞÖRTÜSÜNE İZİN VERİLİR.AMA BERLİN BAŞKONSOLOSLUĞU HALA PASAPORT İÇİN BAŞI AÇIK FOTOĞRAF İSTEMEKTEDİR.ŞİMDİ KİM KOMÜNİST KİM ÖZGÜRLÜKÇÜDÜR?
Fransa:
– Katolik kilisesinin liseleri vardır. Devlet, kendi bütçesinden onlara para ödemektedir.
– Müslümanların ve başka dinlere mensup olanların özel okullar, liseler, üniversiteler açmasına izin verilmektedir.
– Bütün Fransız üniversitelerine başörtülü Müslüman kızlar serbestçe gidip okuyabilmektedir. Bazı sürtüşmeler olsa da, liselere de gidebilmektedir. Fransız Danıştay'ı başörtüsü lehinde karar vermiştir.
İngiltere:
– Devlet ve millî Anglikan kilisesi birdir. Kral veya kraliçe hem devletin, hem de kilisenin başıdır.
– Orada en az beş milyon Müslüman yaşıyor. Orada başörtülü Müslüman kızların ilkokuldan üniversiteye kadar dinî kıyafetleriyle tahsil yapması serbesttir.
– Londra emniyeti son bir karar aldı ve Müslüman emniyet memurlarının sarık sarmalarına izin verdi. Bundan haberiniz oldu mu?

Avustralya:
-Victoria Eyaleti’ndeki Dandenong bölgesinde yaşayan Maha Sukkar adlı Lübnanlı Müslüman bayan, Avustralya’da başörtülü olarak görev yapacak ilk polis memuru olacak. Geçtiğimiz Aralık ayında Polis Akademisi’ne kabul edilen Maha Sukkar,....İslâmi kurallara göre polis üniforması giyecek olan polis adayı Sukkar’ın yüzme testinden geçebilmesi için yüzme havuzu sınav süresince kapatılmış. 3 yıl önce Avustralya’ya gelen Sukkar, daha sonraki zamanlarda yüzme derslerinden muaf tutulmuş. Ayrıca akademide yiyecekler de İslâmi kurallara göre Bayan Sukkar’a veriliyor(04.09.2003)

Almanya :
-Almanya Büyükelçiliği'nin resmi basın bülteninde Almanya'daki eğitim kurumları,kamu ve özel işyerleri ile tüm kamusal alanlarda başörtüsünün yasak olmadığı mahkeme kararı ile duyuruldu ( Vakit :10.09.2003)

Onlar " Gavur " , peki ya aramızdakilere ne ad vermeli...!?
İRTİCA BAHANE VURGUN ŞAHANE
Türkiye barolar birliği başkanı E.Ö. "başörtüsü yasağı sokaktada uygulansın " derken , çeteci Erol Evcil'e temiz raporu vermiştir .
Başörtüsü düşmanı vali O.T . çeteci M. Alan' ı korumakla suçlanır.
28 Şubat'çı Oramiral G.E. mafyacı işadamı Korkmaz Yiğit'in, General Teoman Koman ise mafyacı işadamı Cavit çağlar'ın danışmanı çıkarırlar
"Atatürk'ün çocuğu",irtica düşmanı milletvekili A.G.devletin kayıp araba diye aradığı 20 milyarlık arabayı altına çeker.
Bir başsavcıyı irticacı diye suçlayan hakim H.A. evrakda sahtecelikle yargılanır.
Yekta Güngör Özden'in kardeşi S.Ö. 13 trilyonluk ihale şaibesine "laik olduğum için harcanıyorum" diyerek savunma yapar.
Eski dekan E.U. fakültedeki Atatürk portrelerini indirtir ve suçu yeni dekan H.Erdoğana atarak irtica ile suçlar.
İrticanın en büyük düşmanları(!) Kızılay başkanı ve Türk hava kurumu başkanı A.T. yolsuzluk ile suçlanırlar.
Atatürk'çü ,laik şeriat düşmanı Korkmaz yiğit,Hayyam Gariboğlu,Murat Demirel,Cavit Çağlar,Ali Şener,Çörtük... yolsuzluktan dolayı aranmaktadırlar.
ADD karlısu şube başkanı M.U. derneğinde kumar oynatınca dernek kapatılır
Başörtüsü düşmalığını anonsla etrafa duyuracak kadar ileri götüren ilköğretim müdürü C.G.'nin yolsuzluk yaptığı belirlenir.
-Başörtüsü düşmanı dekan K.A.'nın yolsuzluk yaptığı belgelerle ispatlanır.
Hakkında sayısız yolsuzluk iddiası bulunan TŞOF başkanı D.G.,1999 takvimini Atatürk resimleri ile donatır.
Ünlü Atatürk'çülerimiz gazeteci F.A.,A.K,U.D.'nin milyarlarca liralık vergilerine ödemedikleri belgelenir.
Uluslararası af örgütü ve insan hakları komisyonlarınca kara listede olan Özbekistan lideri İ.K.:"Nurcu okullara izin vermedim,yolum Atatürk yoludur" der.
Ruhsatsız kurulan Bursada ki çok katlı otele 25 kat uzunluğunda Türk bayrağı asılır.
Başörtülülere hakaret eden Prof. N.A.yolsuzluk iddiaları üzerine görevine istifa eder.
Başörtüsü düşmanı rektör B.B. silah kaçakçısı E.Timan'ın ortağı çıkar.
Beyoğlu kemalizm araştırma merkezi kurucuları topladıkları bağışlarla lüks hayat yaşadıkları için tutuklanırlar.
Baş örtüsü düşmanı H.Ö. çetecilikten tutuklanır.
Köylünüm fındığını çalarken yakalanan ebe D.P. ile eşi köylülerce dövülünce olayı basına"başını kapatmayınca yobazlarca dövüldü "diye yansıtırlar
Gaziantep teknik direktörü Samet Aybaba , üç futbolcusunu" namaz kılıyor" diye ,irtica ile suçlayarak kulüpten atılmalarına neden olur.Ama kendiside şike yaparak maç kazandırmak suçundan hakkında DGM'ce dava açılır.
Haseki hastanesindeki başörtülü hemşirelere hakaret edip, bir de "devlete karşı başkaldırı içindeler" diyerek savcılığa veren çalışma bakanlığı başmüfettişi Hüsamettin Örnek SSK yı "öpenler" içinde olduğu için hakkında dava açılır.
Özel Bilgi Üniversitesinde başörtüsü sorunu yok iken , haklarında yolsuzluk iddiaları basına yansıyınca , nedendir bilinmez aniden başörtüsü yasağı uygulamaya başlarlar , onlarda formülü mü kaptılar ne ??
Başörtüsü düşmanlığının yılmaz bekçisi KEMAL ALEMDAROĞLU 'nun bilimsel hırsızlık yaptığı artık " Virginia üniversitesince de " belgelenir ve üniversite internet sitelerinde bu hırsızlığı yayınlarlar.
Emekli paşa ilhami Erdil ,emekli olmadan önce bir milyon dolara iki daire alır.Yani yemeden-içmeden , hem de "generallik" maaşı ile 38 yıllık maaş karşılığı...Askeri savcılık faaliyete geçer.
Direk ilgisi yok ( ... ) ama Harran Üniversitesi'ni birincilikle bitiren İlahiyat fakülteli N.A.'ya değilde tıp fakültesi birincesine yaş kütüğüne çivi çaktırırlar...gaziantep Ünivesitesi’nde düzenlenen törende birinci olduğu kompozisyon yarışmasının ödülünü almak üzere kürsüye başörtülü olduğu için çıkarılmayan Hatice Kübra Bakır YERİNE ÖDÜLÜ ÖĞRETMENİNE VERİLİR (15.03.2006)
Atatürkçülük maskesi ardına gizlenerek suç işleyen bir şebeke daha ortaya çıktı. Samsun’un Alaçam İlçesi Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Tevfik Fikret Aykaç’ın vatandaşa yüksek faizle para veren bir “tefeci” olduğu ve bu yüzden tutuklandığı bildirildi. ADD’li Aykaç’ın, ağabeyiyle birlikte oluşturduğu ekibin çok canlar yaktığı ve ocaklar söndürdüğü ileri sürüldü. Ziraat Bankası Bafra Şubesi’nde Müdür Yardımcısı olarak çalışan kardeşi Nadir Aykaç’la yaklaşık 10 yıldır Alaçam’da vatandaşlara yüksek faizle borç veren ADD Şube Başkanı Aykaç ve ekibi, tutuklanarak cezaevine konuldu. (30.03.2006)
TSK'YA TAHSİS EDİLEN BÜTÇE DIŞI ÖRTÜLÜ ÖDENEĞİN TESLİM EDİLDİĞİ KURMAY PİLOT YARBAY OSMAN AYMELEK 'İN 1997-1999 - TAM 28 ŞUBAT DÖNEMLERİ - YILLARI ARASINDA 3.5 MİLYON DOLARLIK VURGUN YAPTIĞI ORTAYA ÇIKAR : VATANI KORUYAN SUBAYLARA BİR ÖRNEK OLARAK...!

Kaynak : http://www.islamustundur.com/

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik