ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ticaret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2007 Perşembe

HIZIR ALEYHİSSELÂM

HIZIR ALEYHİSSELÂM

İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya veli. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü'l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemiştir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahih-i Buhâri'de bildirilen bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz; ''Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.'' buyurdu. Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, gariblere yardım etmektedir.

Hızır aleyhisselâm, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özellikleri verdi. Bâzı âlimler ''nebi'' (peygamber), bâzı âlimler de''veli'' dir dediler. Hızır aleyhisselâmda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir.

Hızır aleyhisselâm, güzel ahlâk sahibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bildirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünni ilme sâhipti. Hızır aleyhisselâm Mûsâ aleyhisselâm ile buluşması, görüşmesi ve yolculuk yapması Kur'ân-ı kerim'de Kehf sûresi 60 ve 80. âyetlerinde ve hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.

Peygamber efendimiz Eshâb-ı kirâm ile Tebük Harbindeyken ikindi namazını kıldıktan sonra iki beyit işittiler. Fakat şiiri söyleyeni göremediler. Resûlullah efendimiz; ''Bu iki beytin söyleyicisi kardeşim Hızır'dır. Sizi övüyor.'' buyurdu. Hızır aleyhisselâm bir çok zâtın tasavvufta yetişmesinde rehberlik etmiş, feyz vermiştir. Hızır aleyhisselâmın tasavvufta yetiştirdiği en meşhûr âlim ve velilerden biri Abdülhâlık Goncdüvâni hazretleridir.

Hızır aleyhisselâm, İlyâs aleyhisselâmla birlikte peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vefâtında hâne-i saâdetlerine gelip Ehl-i beyt için sabır ve tavsiyesinde bulundu. Onların geldiklerini ve sabır tavsiye ettiklerini hazret-i Ebû Bekr, Ehl-i beyte bildirdi.

ZEKERİYYÂ ALEYHİSSELÂM

ZEKERİYYÂ ALEYHİSSELÂM

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. İsmi Zekeriyyâ bin Âzan bin Müslim bin Sadun olup, soyu Süleymân aleyhisselâma ulaşır. Yahyâ aleyhisselâmın babasıdır. Mûsâ aleyhisselâmın getirdiği dinin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. Marangozluk yapar elinin emeğiyle geçinirdi. Kavmi tarafından şehit edildi. Zekeriyyâ aleyhisselâm zamânında Şâm vilâyeti Batlamyüsilerin elindeydi. Onlar Kudüs'te bulunan Beyt-ül-Makdis'e hürmet ederlerdi. Beyt-ül-Makdis mâmur olup gece ve gündüz orada ibâdet edilirdi. Mescidde Hârûn aleyhisselâm neslinden din büyükleri vardı. O zamanlarda İsrâiloğulları arasında peygamber yoktu. Bunlar bir peygamber göndermesi için gece gündüz Allahü teâlâya duâ ettiler. Allahü teâlâ, Beyt-i Makdis'te Tevrât yazmayı ve kurban kesmeyi idâre eden Zekeriyyâ aleyhisselâmı peygamber olarak vazifelendirdi. Zekeriyyâ aleyhisselâm insanlara nasihat ederek doğru yola çağırdı. İsrâil oğullarından onun bildirdiklerine inananlar olduğu gibi, inanmayıp karşı çıkanlar daha çok oldu. Zekeriyyâ aleyhisselâm, İmrân bin Mâsân isminde bir dostunun kızı olan Elisa ile evlendi. Elise ile hazret-i Meryem kardeş olup babaları İmran idi. İmrân önce Elisa'nın annesi ile sonra bunun başka erkekten olan kızı Hunne ile evlenmişti. Hazret-i Meryem'in annesi olan Hunne; ''Cenâb-ı Hak bana bir oğul ihsân ederse Beyt-ül-Makdis'e hizmetçi yapacağım.'' diye adakta bulundu. Kızı oldu. Adını Meryem koydu. Hazret-i Meryem doğmadan önce babası İmrân vefât etti. Hunne kızı Meryem'i teslimetmek üzere Beyt-ül-Makdis'e götürdü. Orada bulunan âlimlere niyetini anlatıp nezrinin kabûlünü ricâ etti. Meryem, Beyt-i Makdis'e kabul edildi. Fakat Meryem'in kimin himâyesinde kalacağı husûsunda Beyt-i Makdis hizmetçileri olan âlimler arasında anlaşmazlık oldu. Zekeriyyâ aleyhisselâm; ''Çocuğu himâyeme ben alacağım. Akrâbalık yönünden çocuğua en yakın benim.'' dedi. Diğer âlimler de çocuğu himâyelerine almak istediler. Çekilen kur'a neticesinde hazret-i Meryem'in Zekeriyyâ aleyhisselâmın himâyesinde kalması kararlaştırıldı. Zekeriyyâ aleyhisselâm hazret-i Meryem'i evine götürdü. Onu hanımı Elisa büyüttü. Sonra da hazret-i Meryem için Beyt-i Makdis'te yüksek bir oda yaptırdı. Hazret-i Meryem bu odada hem Allahü teâlâya ibâdet etti, hem de Zekeriyyâ aleyhisselâmdan Tevrât okudu. Zekeriyyâ aleyhisselâm ona hergün yiyecek getirir, ibâdetten bir şey öğretirdi. Bir kış günü odasına girdiğinde önünde dünyâ yiyeceklerine benzemeyen türlü türlü nimetler gördü. Nereden geldiğini sorduğunda; ''Allahü teâlâ tarafından geliyor.'' diye cevap verdi. Bu yiyecekler Allahü teâlânın kudretinden hazret-i Meryem' e verdiği bir kerâmetti.

Zekeriyyâ aleyhisselâm 99 veya 120 yaşına geldiği halde neslini devâm ettirecek bir evlâdı yoktu. Hanımı da zaten çocuk doğurmuyordu ve 98 yaşındaydı. Gerek Zekeriyyâ aleyhisselâmın, gerekse hanımının çocuk sâhibi olma yaşları geçmişti. Fakat içine bir evlâd sevgisi düşüp kendisine sâlih bir evlâdihsân etmesi için Allahü teâlâya duâ etti. Allahü teâlâ ona Yahyâ isminde bir oğlan çocuğu ihsân edeceğini Cebrâil aleyhisselâm vâsıtasıyla bildirdi. Birgün Zekerriyyâ aleyhisselâm odasında namaz kılarken beyaz elbiseler içerisinde Cebrâil aleyhisselâm gelerek Allahü teâlânın kendisine Yahyâ isminde bir oğul ihsân edeceğini müjdeledi. Ayrıca onun hazret-i İsâyı tâsdik edeceğini, zamânın büyüklerinden ve bütün kötülüklerden uzak, nübüvvetle (peygamberlikle) muttasıf, sâlihler zümresinde bir zât olacağını haber verdi. Zekeriyyâ aleyhisselâm bu müjdeye sevinip arzusunun çabukluğunu arz ederek: ''Yâ Rabbi! Bana vâd ettiğin çocuğun meydana geleceğini delil ve alâmet olmak üzere, bu gönlüme yerleşmesi ve kalbimin bana vâdettiğin şeyde mutmain olması için bir nişan ver. O alâmetle bu nimeti şükürle karşılayayım.'' diye münâcaatta bulundu. Allahü teâlâ Zekeriyyâ aleyhisselâmın duâsını kabul ederek; ''Senin için alâmet, birbiri ardınca üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşmamandır.'' Bir hastalık ve sebep olmaksızın, sen sıhhatlı olduğun halde üç gece (ve gündüz) dilini konuşmadan alıkoymandır.'' buyurdu. Yahyâ aleyhisselâm ana rahmine düşünce Zekeriyyâ aleyhisselâm konuşamaz oldu. Meramını ancak işâretle anlatabiliyordu. O, bu üç gün içinde devamlı ibâdet ve zikirle meşgul oldu. Cenâb-ı Hakka karşı hamd ve şükür vazifesini yerine getirdi. Müddet tamam olunca Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğlu yahyâ aleyhisselâm dünyâya geldi. Yahyâ aleyhisselâmın doğumu ile, Zekeriyyâ aleyhisselâm ve âilesi sevince gark oldular. Yahyâ aleyhisselâmdan altı ay sonra İsâ aleyhisselâm dünyâya geldi. İsrâiloğulları İsâ aleyhisselâm beşikteyken Allahü teâlânın kudretiyle konuşmasına rağmen, onun babasız dünyâya gelmesiyle ilgili olarak Zekeriyyâ aleyhisselâma iftirâ ettiler. Zekeriyyâ aleyhisselâmı şehit etmek üzere aramaya başladılar. Yahûdilerin iftirâlarını ve kendisini öldürmek istediklerini haber alan Zekeriyyâ aleyhisselâm ''Takat getirilemeyen şeyden uzaklaşmak, peygamberlerin sünnetidir.'' kâidesinde Yahûdilerin, onu yakalamak için peşine düştüler. Zekeriyyâ aleyhisselâm Beyt-ül-Makdis yakınlarında ağaçlı bir bahçeye girdi. Bir ağacın yanından geçerken ağaç: ''Ey Allah'ın peygamberi! Bana gel'' diye seslendi. Ağaç yarıldı ve Zekeriyyâ aleyhisselâm içine girdi. Sonra kapandı ve onu gizledi. İsrâiloğulları Zekeriyyâ aleyhisselâmın izini tâkip edip nereye gittiğini anlayamadılar. O sırada mel'ûn İblis (şeytan) gelerek onlara; ''Bu ağacı bıçkı ile kesin, burada ise meydana çıkar. Yoksa ne kayb edersiniz.'' dedi. Kâfirler o ağacı biçerek Zekeriyyâ aleyhisselâmı şehit ettiler. Zekeriyyâ aleyhisselâmın türbesi Halep'tedir.

Mûcizeleri:

1-Kalemleri, kendi kendine Tevrât'ı yazardı. Zekeriyyâ aleyhisselâm Beyt-i Makdis'te maiyyetinde yetmiş kişi olduğu halde Tevrât yazarlardı. Yahûdilerin biri gelip; ''Hak peygamber olsaydın, elinde Tevrât yazmaya muhtâç olmazdın; sen de elinle yazıyorsun, emrindekilerle rarnızda hiçbir fark görmüyorum.'' diye konuştu. Hazret-i Zekeriyyâ bu söze çok üzüldü ve meraklandı. Cebrâil aleyhisselâm gelip: ''Ey Zekeriyyâ, buradan kalkınız! Kaleminize emr ediniz, kendi kendine yazsın!'' dedi. Zekeriyyâ kalkıp, emr edince, kalam istenen şeyi yazmaya başladı. O saatte kalem on iki sûre yazdı. Bu mûcize ile birçok kimse imân etti. 2-Zekeriyyâ aleyhisselâm hazret-i Meryem'i terbiyesi altına aldığı vakit, yazılması lâzım gelen kefâletnâmeyi, kalemsiz, hokkasız yazmışlardır. 3-Kur'ân-ı kerimde bildirildiği gibi, Zekeriyyâaleyhisselâm ve Beyt-i Mukaddes hademe ve kayyimlerden yirmi dokuz kişi arasında hazret-i Meryem'in kefâleti hakkında meydana çıkan ihtilaf üzerine herkes kendi kalemini Ürdün suyuna atmışlarken, yanlız Zekeriyyâ aleyhisselâmın kalemi suyun üzerinde dikilmiş kalmıştır. 4- Ağaçlar, Zekeriyyâ aleyhisselâmla konuşurlardı. Yahûdilerden bir tâife kendisini şehit etmek üzere araştırırlarken, kendileri de onlardan kaçtığı vakit, bir ağaç; ''Ey Allahın peygamberi, gel bende gizlen seni ben muhâfaza ederim'' diye dile gelmişti. 5-Zekeriyyâ aleyhisselâm su üzerinde yürür ve mübârek ayakları ıslanmazdı. Kendisi için suda yürümekle, karada yürümek arasında fark yoktu. 6-Zekeriyyâ aleyhisselâmdan mûcize istendiği vakitte, yakınlarındaki ağaçlara mübârek eliyle işâret etmiş, hemen ağaçlar, köklerinden kopup, önlerine gelip kalmışlardır.Kur'ân-ı kerimin Âl-i İmrân, Meryem, Enbiyâ ve En'am sûrelerinde Zekeriyyâ aleyhisselâmla ilgili haberler verilmektedir.

YÛSUF ALEYHİSSELÂM

YÛSUF ALEYHİSSELÂM

Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Annesinin ismi Râhil'dir. İsrâiloğullarından (Yâkûb aleyhisselâmın neslinden) gönderilen ilk peygamberdir. Küçük yaştayken annesi vefât eden Yûsuf aleyhisselâmı ve küçük kardeşi Bünyâmin'i babaları olan Yâkub aleyhisselâm şefkâtle bakıp büyütüyordu. Çünkü onlar anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Annesinin vefâtından sonra Yûsuf aleyhisselâm halasının yanında kaldı. Halasının vefâtından sonra tekrar babasının yanına döndü. Yi rüyâsında gördü. Bu rüyâsını babasına anlattı. Oğlu Yûsuf'un anlattıklarını dinleyen Yâkub aleyhisselâm onâkub aleyhisselâmın diğer hanımlarından olan Rabil, Şem'un, Lâvi, Yehûda, İsâhar, Zablun, Dân, Neftâli, Câd ve Âşir adlı oğulları Yûsuf ve kardeşi Bünyamin'i babalarının daha çok sevmesini kıskanıyorlardı. Yûsuf aleyhisselâm yedi veya on iki yaşlarındayken on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerin bir yıldızın diğer oğulları güneşin kendisi, ayın da hanımı olduğu şeklinde tâbir etti. İleride hazret-i Yûsuf'un büyük nimetlere kavuşacağını ve ona peygamberlik verileceğini anladı. Bu rüyâyı duydukları takdirde kardeşlerinin kendisini daha çok kıskanacaklarını ve şeytanın vesvesiyle ona bir kötülük yapabileceklerini düşünerek rüyâsını kardeşlerine anlatmamasını hazret-i Yûsuf'a söyledi. Yâkub aleyhisselâmın oğlu hazret-i Yûsuf'u kendilerinden daha çok sevmesi sebebiyle kıskançlıkları iyice artan diğer oğulları toplanıp aralarında konuştular. Yûsuf'u babalarından uzaklaştırmaya karar verdiler. Bunun için de iki yol düşündüler. ''Ya öldürürüz veya onu babamıza ulaşamayacağı bir yere bırakırız. Böylece babamızın sevgisini kendimize çekeriz.'' dediler. İçlerinden biri (Rabil veya Yehûda); ''Eğer benim sözümü tutarsanız, Yûsuf'u öldürmeyin. Onu büyük bir kuyunun dibine bırakın ki, oraya uğrayan yolculardan biri çıkarıp başka bir yere götürür. Böylece Yûsuf babamızdan uzaklaştırılmış olur.'' dedi. Diğerleri de bu görüşü benimseyip hazret-i Yûsuf'u kuyuya atmaya karar verdiler..

Ertesi gün hep birlikte Yâkub aleyhisselâma giden oğulları koyunlarını otlatmak için kıra gideceklerini, kardeşleri Yûsuf'u da çok sevdikleri için, yanlarında götürmek istediklerini söylediler. Kardeşlerinin Yûsuf'a birşey yapacaklarından çekinen Yâkub aleyhisselâm:''Onu götürmeniz beni mahzûn eder, siz ondan habersizken onu kurt yemesinden korkarım.'' dedi. Oğulları babalarına karşı yemin ederek; ''Biz kuvvetli bir toplulukken, onu kurt yerse âciz ve güçsüz kimseler olmuş oluruz.'' diyerek hile ile hazret-i Yûsuf'u babalarından aldılar. Yâkup aleyhisselâm oğullarının ısrârı ve hazret-i Yûsuf'un da onlarla gitmek istemesi karşısında takdire râzı oldu. Kardeşleri babalarından uzaklaşınca Yûsuf'a eziyet etmeye başladılar. Bir müddet sonra atmayı kararlaştırdıkları kuyunun başına vardılar. Kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmın elbiselerini soydular. İpe bağlayıp kuyuya sarkıttılar. Kuyunun yarısına kadar varınca da ipi kestiler. Yûsuf aleyhisselâm suyun içine düştüğü sırada şu duâyı okudu: ''Ey gâib olmayan şâhit! Ey uzak olmayan Karib! Ey mağlup olmayan Gâlip! Beni bu musibetten kurtar. Bunun için bana bir çıkış yolu nasip et!'' Yûsuf aleyhisselâm kuyuda duâ edip Allahü teâlâyı zikretmeye başladı. Yûsuf aleyhisselâmın zikrini duyan melekler onun etrâfına toplanıp, teselli ettiler. Cebrâil aleyhisselâm da gelip ona arkadaşlık etti. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri de, onun sırtından çıkardıkları gömleği kestikleri bir hayvanın kanına buladılar ve babaları Yâkub aleyhisselâma götürdüler. ''Ey bizim babamız, hakikaten biz gittik. Yarış edecektik. Yûsuf'u da eşyâlarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.'' dediler. Kesmiş oldukları hayvanın kanına buladıkları gömleği getirdiler. Yâkub aleyhisselâm onların yalan söylediklerini anlayarak; ''Hayır nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen sabr-ı cemildir. Sizin bu yaptıklarınız üzerine sabrımla Allahü teâlâdan yardım isterim.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kana bulanmış gömleğini yüzüne gözüne sürdü. Gömleğin hiç yırtılmamış olduğunu görüp; ''O kurdun Yûsuf'uma karşı şefkati sizden fazlaymış. Vallâhi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylusunu görmedim. Oğlumu yemiş de, sırtındaki gömleğini bile yırtmamış.'' dedi ve takdire râzı olup sabr-ı cemilin kendisi için en güzel yol olduğunu söyledi. Yûsuf aleyhisselâm kuyuya atıldıktan bir müddet sonra Medyen'den gelip Mısır'a gitmekte olan bir kervan kuyunun yanında konakladı. Su almak için vazifeli bir kişi kovasını kuyuya saldığı zaman Yûsuf aleyhisselâm kovaya sarıldı. Kova yukarı çekilince Yûsuf aleyhisselâm da kovayla berâber dışarıya çıktı. Kovayı çeken kişi güzel yüzlü bir çocuğunda kovanın ipine tutunup çıktığını görünce şaşırdı. Onu yanına alıp, kâfidekilere götürdü. Böylece Yûsuf aleyhisselâm kuyudan çıkıp kurtuldu. Bu sırada hazret-i Yûsuf'u kuyuya atan kardeşlerinden biri ona yiyecek vermek üzere attıkları kuyunun yanına gelmişti. Onun kervancılar tarafından kuyudan çıkarılmış olduğunu görünce diğer kardeşlerine haber verdi. Kervancıların yanına gelen kardeşleri; ''Bu bizim kölemizdi, kaçtı. İsterseniz onu satın alıp başka bir memlekete götürün.'' dediler. Yûsuf aleyhisselâma da; ''Bizi yalancı çıkarma, seni öldürürüz.'' diye korkuttular.Kervancılar paralarını mala yatırdıklarını, yanlarında bulunan birkaç dirhemi verebileceklerini söylediler. Asıl maksatları Yûsuf aleyhisselâmı satmak olmayıp, babalarından uzaklaştırmak olan kardeşleri, kervancıların verdiği birkaç dirheme râzı olup onu sattılar.

Kervancılar hazret-i Yûsuf'u Mısır'a götürüp pazara çıkardılar. birçok kimse onu satın almak isteyince fiyatı yükseldi. O sırada Mısır Azizi, yâni Mâliye Nâzırı (Bakanı) olan Kıtfir( veya İzfir) Yûsuf aleyhisselâmı kervancılardan çok yüksek bir fiyata satın aldı. Eve varınca da hanımına, ona iyi muâmele etmesini ileride kendilerine faydalı olabileceğini söyledi. Yûsuf aleyhisselâmı satın alan Mısır Azizi'in hanımı Zelihâ (veya Züleyha) idi ve çocukları olmamıştı. Bu yüzden Aziz, Yûsuf aleyhisselâmı evlâd edinmeyi düşündü. Yûsuf aleyhisselâm Aziz'in evinde gâyet rahattı. Aziz'in hanımı genç ve güzel bir kadındı. Aziz ise, ınnin, yâni iktidarsız idi. Yûsuf aleyhisselâm ise, akıllara durgunluk verecek derecede güzeldi. Yüzünde parlayan nübüvvet (peygamberlik) nûru herkesi hayran bırakırdı. Bu hal Züleyhâ'nın ona âşık olmasına sebep oldu. Yûsuf aleyhisselâma karşı süslenip onu kendine çekmek için çalıştı. Fakat Yûsuf aleyhisselâm Allahü teâlânın yardımıyla ona hiç itimar etmedi. Züleyhâ sonunda kapıları kapadı ve ondan murâd almak istedi. Yûsuf aleyhisselâm: ''Efendim (Kıtfir) iyi bakman için beni sana bıraktı. Bunun karşılığında onun haremine hıyânet etmekten Allah'a sığınırım.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kendisine itibar etmediğini gören Züleyhâ ona iftira etti. Züleyhâ'nın Yûsuf aleyhisselâma yaptıkları bir müddet sonra Mısır ahâlisi tarafından duyuldu. Haber sarayda vazifeli kimselerin hanımları tarafından da duyulunca, kadınlar: ''Züleyhâ, Ken'anlı kölesi Yûsuf'un nefsinden murâd almak istiyormuş. O gencin sevgisi onun yüreğine işlemiş, onu deli etmiş. Azizin hanımı olduğu halde, Züleyhâ'nın bir köleye gönül vermesini açık bir hatâ olarak görüyoruz.'' dediler. Züleyhâ Mısırlı kadınların kendisi hakkındaki sözlerini işitti. O kadınların da Yûsuf aleyhisselâmı görmesi için bir ziyâfet tertip etti. Kendisini ayıplayan kadınlarla berâber şehir eşrâfından kırk kadar hanımı dâvet etti Onlar için bıçakla kesilerek yenecek yiyecekler de hazırlattı. MisÂfirler gelip kendileri için hazırlanan yemekleri yemeye başladılar. Züleyhâ, başka bir odada bulunan Yûsuf aleyhisselâmın kadınlara görünmesini istedi. Yûsuf aleyhisselâm Züleyhâ'dan çekindiği için, emrine karşı gelmeyip kadınlara göründü. Kadınlar Yûsuf aleyhisselâmı görünce cemâlinin heybetinden yüzünün güzelliğinden kendilerini unuttular. Meyve yerine hiç acı duymadan ellerini kestiler. Onun güzelliğini ve cemâlinin heybetini hiçbir insanda görmemişlerdi. Böylece, onun melek olmedığını bildikleri halde; ''Bu bir melektir.'' demekten kendilerini alamadılar. Onların bu hâlini seyreden Züleyhâ; ''İşte gördünüz mü? Siz benden daha çok kınanmaya, ayıplanmaya lâyıksınız. Çünkü onu bir defâ görmekle kendinizi kaybedip ellerinizi kestiğinizin bile farkında olmadınız. Ben ise, uzun zamandır onunla birlikteyim. Fakat hiç bir vakit sizin bu hâlinize düşüp, hayranlığımdan dolayı kendimden geçmedim. Şimdi gördüğünüzü önceden görseydiniz, beni kınamazdınız.'' dedi. Sonra da onlara; ''Duyduğunuz gibi ben ondan bu iş için talepte bulundum. O ise, bu husustaki teklifimi kabul etmedi. Eğer ona emrettiğim şeyi yapmazsa muhakkak zindanlarda sürünür.'' dedi. Misâfir gelen kadınlar Yûsuf aleyhisselâmın etrâfına toplanıp; ''Azizin hanımının emrine karşı gelmen sana bir fayda getirmez.'' diye Züleyhâ'nın arzusuna uymaya teşvik ettiler. Yûsuf aleyhisselâm kadınların fuhşu güzel gösteren hileleri ve sözleri karşısında Allahü teâlâya sığınıp duâ etti. Başına gelen bu musibetten korunmasını niyâz etti:

Ey Rabbim! Zindan bana bu (Mısırlı) kadınların beni dâvet ettikleri şeyden daha sevimlidir.Eğer sen onların hilelerini benden çevirmezsen (beni ismet üzere sâbit kılmak sûretiyle korumazsan, ben ihtiyâri olmayan tabii bir meyl ile) onlara meyleder, böylece sefihler zümresine dâhil olurum. Bunu üzerine Rabbi onun duâsını kabul etti. Kadınların hilelerini, şerlerini ondan çevirdi. Çünkü O (Allahü teâlâ, kendine tazarrû ve ilticâ edenlerin duâlarını) işitici ve (hallerini) bilicidir. (Yûsuf sûresi:33) Züleyhâ'nın kocası Aziz, Yûsuf aleyhisselâmın yapılan soruşturma neticesinde suçsuzluğunu anlamış olduğu için herhangi bir cezâ vermeye lüzum görmemişti. Fakat yayılan dedikoduları kesmek i.in ve Züleyhâ'nın baskılarına boyun eğerek Yûsuf aleyhisselâmın hapsedilmesine karar verdi. Böylece hazret-i Yûsuf zindana atıldı. Uzun zaman zindanda kaldı. Zindanda ne kadar kaldığı kesin olarak bilinmemektedir. Yûsuf aleyhisselâmla birlikte Mısır Firavununun ekmekçisi ve şerbetçisi de hapishânedeydiler. Yûsuf aleyhisselâm zindandayken hastaları ziyâret eder, geceleri dâima namaz kılar, Rabbini zikrederdi. Kendisine Allahü teâlâ rüya tâbiri ilmini öğretti. Yûsuf aleyhisselâm Firavun'un ekmekçisi ve şerbetçisinin görmüş oldukları rüyâyı tâbir etti. Birisi rüyâsında üzüm sıktığını, diğeri de başının üzerinde ekmek taşıdığını ve bu ekmekten kuşların yediğini görmüştü. Yûsuf aleyhisselâm rüyâsında üzüm sıkanın serbest bırakılacağını, ekmek taşıyanın ise idâm edileceğini söyledi. O kimselerin rüyâları, yorumladığı gibi çıktı. Şerbetçi serbest bırakılıp eski vazifesine döndü, ekmekçi de asıldı ve başının etini kuşlar yedi. Yûsuf aleyhisselâm zindandayken Mısır hükümdarı bir rüyâ görmüştü. Dehşetle uykusundan uyanıp; ''Ben rüyâmda yedi semiz ineğin yedi zayıf ineği yediğini ve yedi yeşil başak, yedi de kurumuş başak gördüm. Ey ileri gelenler, eğer rüyâ tâbiri biliyorsanız, bu rüyâmı yorumlayın.'' dedi. Onlar ''Biz böyle rüyâların yorumunu bilmeyiz.'' dediler Bu sırada daha önce Yûsuf aleyhisselâm ile zindanda kalan şerbetçi kendi rüyâsını tâbir ettirdiğini hatırlayarak; ''Ben bu rüyânın yorumunu yaptıracağım. Beni Yûsuf'un (aleyhisselâm) bulunduğu zindana götürüp onunla görüştürün'' dedi. Şerbetçiyi Yûsuf aleyhisselâmın yanına götürdüler. O da Mısır hükümdârının rüyâsını anlatıp yorumunu istedi. Allahü teâlâ Yûsuf aleyhisselâma zindandayken peygamberlik emrini bildirdi. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârının rüyâsını tâbir etmeden önce Allahü teâlânın peygamberi olduğunu söyleyip, mûcize gösterdi. Gelecek yemekler daha gelmeden önce cinsini ve tadını haber verdi. Peygamber âilesinden geldiğini, baba ve dedelerinin peygamber olduğunu bildirdi. Zindandayken insanları tevhid inancına dâvet etmeye başladı. Zindandakilere; ''Ey zindan arkadaşlarım! Çok sayıdaki putlarınız mı hayırlı, yoksa (zâtında ve sıfatlarında) tek ve her şeye galip olan Allahü teâlâ mı?'' dedi. Arkadaşlarına tevhid inancını, inanmanın gerekli olduğunu ve hak dinin emir ve yasaklarını anlattı.

Yûsuf aleyhisselâm hükümdarın rüyâsını yorumlayıp; ''Yedi sene bolluk, sonra yedi sene kıtlık olacak. bollukta saklayın, kıtlıkta bunları yersiniz.'' buyurdu. Hükümdar, tâbiri duyunca Yûsuf aleyhisselâmı istedi. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârının elçisine; ''Efendine dön de ellerini kesen o kadınların zoru (hâli) neydi? kendisine sor. Benim Rabbim onların hilelerinin ne olduğunu (ne söylediklerini, ne yaptıklarını) elbette bilir.'' dedi. Elçi, hükümdarın yanına dönüp Yûsuf aleyhisselâmın isteğini arz etti. Meseleyi araştıran hükümdar, o kadınları yanına getirtip; ''Yûsuf''un nefsinden murâd almak istediğiniz vakit ne halde idiniz? Onu Züleyhâ'nın emrine itâat etmeye teşvik ederken size karşı bir meylini hissettiniz mi? kendisinde bir kötülük, şüphe götürür bir hareket gördiniz mü?'' dedi. Kadınlar ''Hâşâ! Biz onun hiçbir kötü hâline, hiçbir günahına muttali olmadık.'' dediler. O mecliste bulunan Azizin hanımı Züleyhâ da ; ''Şimdi hak (doğru) ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murâd almak istemiştim. O ise şüphesiz doğru söyleyenlerdendir.'' dedi. Böylece Yûsuf aleyhisselâmın suçsuzluğu ve senelerdir zindanda suçsuz olarak kalmış olduğu ortaya çıktı. Mısır hükümdârı Yûsuf aleyhisselâma tekrar elçi gönderip; Onu bana getirin, kendisini has müsteşâr edinip işlerimi ona bırakayım.'' dedi. Hükümdârın dâvetini kabul eden Yûsuf aleyhisselâm zindandan çıktı. Zindanın kapısına da; ''Burası belâ, musibet ve hüzün evi, dirilerin kabri, düşmanların sevinç, dostların recrübe yeridir.'' diye yazdı. Yûsuf aleyhisselâm hükümdârın sarayına varınca, hükümdâr ona çok iltifatta bulundu. Hükümdâr görmüş olduğu rüyâ ile ilgili ne gibi tedbirler alınması gerektiğini sordu. Yûsuf aleyhisselâm; ''Bolluk senelerinde çok ekip, ekinleri sapları ile berâber, başaklarıyla ambarlara koymalısın. Bu şekilde ekinler bozulmadan kalır, hem de saplar hayvanlarınız için yem olur. Halka da, ekinlerinden ihtiyaçları kadarını yemelerini, geriye kalanını saklayıp korumalarını emretmelisin. Bu yiyecekler kıtlık senelerinde sizin ve çevredeki insanların ihtiyaçlarını karşılayacaktır.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâmın tavsiyeleri çok hoşuna giden hükümdâr; ''Bu işleri yapmakta bana kim yardım eder?'' dedi. Yûsuf aleyhisselâm ona; ''Arzın (Mısır'ın) hazinelerinin idâre işini bana bırak. Ben onu korumaya muktedirim. Tasarruf yollarını bilirim, bu işi ben yaparım.'' buyurdu. Yûsuf aleyhisselâmın teklifinden bir sene sonra Mısır Azizi (Mâliye Nâzırı) öldü. Hükümdar hazret-i Yûsuf'u onun yerine Mâliye Nâzırı yaptı. Mücevherlerle süslü taht ve tâclarla birlikte hazinelerin anahtarlarını ona teslim etti. Hükümdar bütün yetkilerini de ona verdi. Memleketin her tarafında Yûsuf aleyhisselâmın emri geçer oldu. Yûsuf aleyhisselâm, Azizin ölümünden sonra sarayı terk edip perişân hâle gelen ve Allahü teâlâya imân etmiş olan Züleyhâ'yı Allahü teâlânın emriyle kendine nikâhlayıp onunla evlendi. Yûsuf aleyhisselâm Züleyhâ'ya: ''Bu senin istemiş olduğundan hayırlı değil mi?'' dedi. Züleyhâ da ona: ''Ey Sıddik! Beni kınama. Bildiğin gibi ben, mal, mülk, güzellik gibi dünyâ nimetlerine sâhip bir kadındım. Ancak kocam kadınlara yaklaşmaktan mahrumdu. Sen de benim gördüğüm en güzel kimseydin.'' diye cevap verdi. Yûsuf aleyhisselâmın Züleyhâ'dan iki oğlu ile Rahmet adında bir kızı oldu. Yûsuf aleyhisselâm yetkileri eline alınca kıtlık senelerinin geleceğini düşünerek gerekli tedbirleri aldı. Gerekli gıdâ stoklarını yaptırdı. Bu stoklar için büyük depolar yaptırıp topladığı yiyecekleri buralarda depoladı. İnsanlara da çok iyilik ve ihsânlarda bulundu. Yedi sene olan bolluk seneleri geçip, peşinde bütün şiddetiyle kıtlık başgösterdi. Kıtlığın ilk senesinde insanlar hazırladıkları yiyecekleri bitirdiler. Yûsuf aleyhisselâmdan para ile yiyecek satın almaya başladılar.


Yûsuf aleyhisselâm kim olursa olsun, kimseyi kayırmadan yiyecek almaya gelene bir deve yükünden fazla yiyecek vermezdi. Bu hususta adâletten asla ayrılmazdı. Mısır hükümdarı ve pek çok kimse onun adâleti ve güzel huyları sebebiyle Allahü teâlâya inanmışlardı. Mısır'dan ve çevre ülkelerden olan insanlar akın akın gelip Yûsuf aleyhisselâmdan yiyecek alıyorlardı. Babası Yâkub aleyhisselâmın ve kardeşlerinin yaşadığı Ken'an diyârında da kıtlık baş gösterdiğinden Yâkup aleyhisselâm, Yûsuf aleyhisselâmın anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin hâricindeki on oğlunu Mısır'a erzak almak üzere gönderdi. Yâkub aleyhisselâmın oğulları Mısır'a varınca hazret-i Yûsuf onları tanıdı. Onlar ise, hazret-i Yûsuf'u tanıyamadılar. Fakat, hazret-i Yûsuf onların kim olduklarını,nereden geldiklerini sordu. Onlar dediler ki: ''Biz Ken'an vilâyetindeniz. İhtiyar bir babanın on evlâdıyız. Babamiziı ismi Yâkub'dur. Beldemizde kıtlık var. Babamız bizi buraya erzak almaya gönderdi.'' dediler. Yûsuf aleyhisselâm; ''Şimdi babanız nerede ve kiminle berâberdir?'' deyince, onlar da; ''Ken'an ilinde bizim en küçük kardeşimizle berâber kaldı. Babamızın küçük kardeşimizle aynı anadan olan çok sevdiği bir oğlu daha vardı. Kırda telef oldu. Onun derdinden Bünyamin adındaki küçük oğlunu yanından hiç ayırmaz. Oğlu Yûsuf'a üzüntüsünden dolayı gözleri görmez oldu.'' dediler. Yûsuf aleyhisselâm her bir kardeşi için birer deve yükü erzak hazırlattı. Onlardan almış olduğu paralarını da gizlice tekrar yüklerinin içine bıraktırdı. Gelecek sefere diğer kardeşlerini de getirmelerini istedi. Getirmedikleri takdirde erzak vermeyeceğini bildirdi. Yâkup aleyhisselâmın oğulları Mısır'a varınca babalarına, Mısır Mâliye Nâzırı tarafından büyük ihsân ve iltifat gördüklerini anlattılar. Mısır Mâliye Nâzırının bir daha Mısır'a gittiklerinde kardeşleri Bünyamin'i de getirmelerini istediğini, aksi hâlde erzak vermeyeceğini söylediğini bildirdiler. Yâkup aleyhisselâm Bünyamin'i göndermek istemedi. Yüklerini açtıkları zaman da paralarının ihsân olarak yüklerinin içine konulduğunu gördüler. Bunun üzerine babalarına; ''Ey babamız! daha ne istiyoruz, işte sermâyemiz de bize iâde edilmiş. Biz onunla tekrar âilemize zahire getiririz. Kardeşimizi de koruruz. Kardeşimizi götürmekle bir deve yükü zahire de fazla alırız. Bu seferki aldığımız zahire az bir ölçektir, bizi idâre etmez.'' dediler.Bünyamin'i getireceklerine dâir söz aldıktan sonra onlarla birlikte tekrar Mısır'a gönderdi. Onlara da; ''Daha önce Yûsuf'a olanı biliyorsunuz. Fakat Allahü teâlâ en iyi koruyucudur. Merhametlilerin en merhametlisidir.'' dedi. Yâkub aleyhisselâmın oğulları ikinci defâ Mısır'a gittiler. Bünyamin'i Yûsuf aleyhisselâmın yanına getirdiler. Yûsuf aleyhisselâm kardeşlerine ikram ve ihsânlarda bulundu. Diğer kardeşlerinden ayrı olduğu sırada kardeşi Bünyamin'e kendisini tanıttı. Bir tedbirle onu göndermeyeceğini bildirdi. Her bir kardeşi için bir deve yükü erzak hazırlattı. Kardeşi Bünyamin'in yükünün içine Mısır hükümdârının altından yapılmış su tasını koydurdu. Yâkub aleyhisselâmın oğullarının yükleri hazırlanıp yola çıkacakları sırada saraydan bir vazifeli gelerek; ''Ey kâfile ehli! Durun! Muhakkak siz hırsızlarsınız.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri geri dönerek; ''Ne kayboldu. Aradığınız nedir? diye sordular. Vazifeli; ''Hükümdârın tası kayboldu. Onu getirene bir deve yükü zahire var. Ben de buna kefilim.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâmın kardeşleri; ''Vallahi muhakkak siz de bilirsiniz ki, biz buraya fesâd çıkarmak için gelmedik. Biz hırsız da değiliz.'' dediler. Yâkup aleyhisselâmın oğulları; ''Su kabının çalanın cezâsı kimin yükünde bulunursa, çalan kimse, mal sâhibinin kölesi olur. Biz hırsızlık yapanları böyle cezâlandırırız.'' dediler. Saray vazifelileri Yâkup aleyhisselâmın oğullarının yüklerini aradılar. Su tası en son aradıkları Bünyamin'in yükünde çıktı. Bunun üzerine Yâkub aleyhisselâmın bildirdiği dinin hükümlerine göre Bünyamin Mısır'da alıkonuldu. Yâkub aleyhisselâmın oğulları:

''Ey Aziz! Hakikat, onun (Bünyamin'in) ihtiyar ve çok muhterem bir babası var. Kaybolan kardeşimizin acısını onunla unutur. Onu bizden çok sever. Onun yerine birimizi alıp onu serbest bırak. Biz muhakkak seni ihsân edenlerden görüyoruz. Bu ihsânını tamamla.'' dediler. Yûsuf aleyhisselâm: ''Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allahü teâlâya sığınırız. Çünkü bu takdirde (dininize uygun olarak verdiğiniz fetvâya göre) biz de elbette zâlimlerden oluruz.'' dedi. Yâkub aleyhisselâmın büyük oğlu ve Şem'un da, babam bana izin verinceye kadar gelmem, deyip Mısır'dan ayrılıp unutarak ve sıkılarak babalarına geldiler; '' Ey babamız! Muhakkakki oğlun Bünyâmin hırsızlık yaptı. Biz ancak gördüğümüze şâhitlik ederiz. Su kabını Bünyamin'in yükünden çıktığını gördük. Biz gaybı, yâni onun gerçekten çaldı mı, yoksa onun haberi olmadan eşyâsı arasına mı kondu? bilmeyiz. Eğer bize inanmazsan içinde bulunduğumuz (kendisinde döndüğümüz) şehre (Mısır halkına) da aralarında geldiğimiz kervana da sor. Biz hakikatten doğru söyleyicileriz.'' dediler. Yâkub aleyhisselâm bu habere çok üzülüp, anlatınlara inanmadı. Fakat; '' artık bana düşen sabr-ı cemildir. Umulurki Allahü teâlâ oğullarımı bana getire. Şüphesiz Allahü teâlâ Alimdir, Hakimdir. '' dedi. Allahü teâlânın kendisine bu sıkıntıdan yakında kurtaracağına inanan Yâkub aleyhisselâm son derece üzüntülü ve kederli olmasına rağmen, hâlini Allahü teâlâdan başkasına arz etmedi. Başına gelen musibetlere rağmen, dâimâ sabırlı oldu. Bir gün oğullarına kavuşacağını ümit eden Yâkub aleyhisselâm; ''Ey oğullarım! Mısır'a gidin, Yûsuf ile kardeşlerinden haber sorun. Allahü teâlânın fadl ve ihsânından ümit kesmeyin. Çünkü hakikat, kâfirler gürûhundan başkası Allahü teâlânın fadl ve rahmetinden ümit kesmez. '' dedi. Yâhub aleyhisselâmın oğulları babalarının tavsiyesi üzerine üçüncü defâ Mısır'a geldiler. Yûsuf aleyhisselâmın huzûruna varıp; ''Ey Aziz! bize ve âilemize darlık, kıtlık, fakirlik ve açlık isâbet etti. Çok az ve ehemmiyetsiz bir sermâye ile geldik. Bize daha önce tam bedelle verdiğin gibi tam ölçek ver. Sermâyemizden eksik olan bu miktara karşılık olan zahireyi vermekle veya kardeşimizi iâde etmek sûretiyle hakkımızda ayrıca tasaddukta bulun. Zirâ Allahü teâlâ sadaka verenleri mükâfatlandırır. Yûsuf aleyhisselâm onlara: ''Siz sonunun nereye varacağını bilmeden Yûsuf'a ve kardeşine yaptığınız işin kötülüğünü anlayıp ondan tövbe ettiniz mi?'' dedi. Bu sözler üzerine onlar bu kimsenin, kardeşleri Yûsuf olabileceğini düşündüler. Ona Yûsuf olup olmadığını sordular. Onların yalvarışlarını, çâresiz kaldıklarını görünce, kalbi inceldi. Merhametinden dolatı, kendisinin kardeşleri Yûsuf olduğunu açıkladı. Kardeşleri; ''Yoksa sen gerçekten Yûsuf musun?'' dediler. Yûsuf aleyhisselâm; ''Evet, ben Yûsuf'um ve bu kardeşim Bünyamin'dir. Allahü teâlâ birbirimize kavuşturmakla bize ihsânda bulundu.'' dedi. Kardeşleri Yûsuf aleyhisselâmın üstünlüğü ve ona yaptıklarından dolayı günâhkar olduklarını kabul ettiler. Yûsuf aleyhisselâm onlara; ''Bugön size bir kınama ve ayıplama yoktur.'' dedi.

Kardeşlerine çok izzet ve ikrâmda bulundu. Babası Yâkub aleyhisselâmın hâlini, kendisinin yokluğundan sonra ne durumda olduğunu sordu. Onlar da; ''Senin için çok üzüldü, ağladı. Bu sebeple gözleri görmez oldu.'' dediler. Bunun üzerine Yûsuf aleyhisselâm gömleğini çıkarıp onlara verdi ve; ''Şu gömleğimi babama götürün ve yüzüne sürsün. O artık rahatlık görmeye başlar. Sonra bütün âilenizi bana getirin.'' dedi. Yûsuf aleyhisselâm kardeşlerinin yol hazırlıklarını yaptırdı. Babası Yâkub aleyhisselâma verilmek üzere bütün hânedânı ve akrâbası ile birlikte Mısır'a gelmelerini isteyen bir mektup da verdi. Yâkub aleyhisselâm, oğulları Mısır'dan yola çıktıktan sonra oğlu hazret-i Yûsuf'un kokusunu aldığını söyledi. Fakat yanındakiler, Yûsuf aleyhisselâma duyduğu aşırı muhabbetten dolayı böyle bir koku duyduğunu zannedebileceğini söylediler. Nihâyet Yâkub aleyhisselâmın oğulları Ken'an diyârına yaklaşınca, onlardan birisi müjdeci olarak gelip Yûsuf aleyhisselâmın gömleğini babasına verdi. Yâkub aleyhisselâm gömleği alıp yüzüne, gözüne sürdü. Gözleri açılıverdi. Yâkub aleyhisselâm, bütün oğulları ve akrâbasıyla birlikte Ken'an diyârında Mısır'a gitmek üzere yola çıktı. Yûsuf aleyhisselâm Mısır hükümdârı ve halkıyla birlikte Yâkub aleyhisselâmı ve berâberindekileri karşıladı. Babasını sarayına götürdü. Babasını ve üvey annesini tahtının üzerine çıkarıp oturttu. Hepsi (babsı, üvey annesi ve kardeşleri ona kavuştukları için) secde (şükür secdesi) ettiler. Yûsuf aleyhisselâm babasına; ''Ey babam! İşte bu evvelce gördüğüm rüyânın tevili (yorumu) dur. Hakikaten Rabbim o rüyâyı tahakkuk ettirdi. Beni zindandan çıkarıp mülk ihsân etti. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını (hased ile) açtıktan sonra, Allahü teâlâ sizi çölden (Ken'an diyârından) getirdi. Muhakkak ki, Rabbim dilediği şeyleri hakkıyla bilen herşeyi hikmetinin icâb ettirği vakit ve şekilde yapan odur.'' dedi. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yâkub aleyhisselâm Yûsuf aleyhisselâmla birlikte on seneden fazla yaşadıktan sonra vefât etti. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halilürrâhman denilen yere defnedildi. Yûsuf aleyhisselâm kendi mahallesine defnetmek istiyordu. İş kavgaya kadar vardı. Sonunda mermer bir sandukaya koyup Nil Nehri kıyısına (veya Nil Nehrinin ortasına) defnetmekte anlaştılar. Bir rivâyete göre ondan dört yüz sene sonra, gelen Mûsâ aleyhisselâm kabrini bulup, mübârek cesedini oradan alarak Yâkub aleyhisselâmın da medfûn bulunduğu Halilürrahmân'da defnedildi. Yûsuf aleyhisselâmın güzelliği fevkalâdeydi. Âdem aleyhisselâma çok benzerdi. Mısır sokaklarında gezerken yüzünün pırıltısı güneş ışıklarının yansıması gibi duvarlara aksederdi. Bir kimse onun yüzüne bakmak isterse hemen gözlerini çevirmek zorunda kalırdı. Bütün bunlara rağmen Yûsuf aleyhisselâma güzelliklerinden sâdece bir parça verilmişti. Muhammed aleyhisselâma ise tamâmı verilmişti. Eshâb-ı kirâm peygamber efendimize, siz mi güzeldiniz, Yûsuf aleyhisselâm mı güzeldi? diye sorunca peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; ''Kardeşim Yûsuf benden sabih (güzel), ben ondan melihim (sevimliyim). O'nun görünen güzelliği benim görünen güzelliğimden çoktur.'' buyurdu. Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) görünmeyen güzelliği gösterilseydi, kimse bakmaya tâkat getiremezdi. Eshâb-ı kirâmın gençleri, hazret-i Âişe vâlidemizden peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) güzelliğini sorduklarında hazret-i Âişe şu şiiri söylemiştir.

Ve lev semia ehlü Mısre evsâfe haddihi,

Lemâ bezelû fi sevmi Yûsüfe min nakdin.

Levima Zelihâ lev reeyne cebinehû,

Le âserne bilkat'il kulûbi alel eydi.

Mısırdakiler, onun yanaklarının güzelliğini işitmiş olsalardı, Yûsuf aleyhisselâmın pazarlığında hiç para vermezlerdi. Yâni, bütün mallarını, onun yanaklarını görebilmek için saklarlardı. Zelihâ'yı kötüleyen kadınlar, onun parlak alnını görselerdi, ellerinin yerine kalplerini keserlerdi (de acısını duymazlardı) . Yûsuf aleyhisselâm güzel ahlâk sâhibi olup, Mısır Azizinin hakkını gözeterek Züleyhâ'nın tekliflerini reddetti ve iyilik gördüğü kimseye ihânet etmedi. Hiçbir menfâat ve zarar onun doğruyu söylemesine mâni olamadı. Allahü teâlâ onu Kur'ân-ı kerimde ''Sıddik= Çok doğru sözlü'' olarak mehd etti. Kendisine hıyânet ve zulmedenleri affediciydi. İnsanların rüyâlarını doğru olarak tâbir ederdi. İnsanlara hizmet eder ve onların ihtiyaçlarını tedârik ederdi. Yûsuf aleyhisselâm iffet sâhibi, olup iffetini korumakta gayretliydi. Mısır kadınları ile arasında geçen hâdise meşhurdur.

Mûcizeleri:

1- Hazret-i Yûsuf'un konuşması pek şirin, çok tatlı olduğu için, herkesin kalbi ona meylederdi. Onun tatlı sözleri karşısında imân eden pekçoktu. 2-Hazret-i Yûsuf'un yüzü güneş gibi nûrluydu. Hâtta bir kimse yüzüne bakmak istese, hemen gözlerini çevirmeye mecbur olurdu. Bu nûrun tesiriyle, yâni başkasına sirâyetiyle huzûruna getirilen âmânın hemen gözleri görmeye başlamıştı. 3- Yûsuf aleyhisselâmın duâsı bereketiyle ağaçların yapraklarından güzel kumaş olmuştu. Huzûruna bir büyük kişi gelmiş, şu gördüğümüz ağaçların yaprakları birbiriyle birleşip güzel kumaş olsun, diye mûcize teklifinde bulunmuştu. Hazret-i Yûsuf öyle duâ edince, kıymet biçilmez bir kumaş olmuştur.

Yûsuf aleyhisselâm hayâtı, başından geçenler ve hikmetleri Kur'ân-ı kerimde Ahsen-ül-Kasas (kıssaların en güzeli) diye medh edilen Yûsuf sûresinde bildirilmiştir. Bu sûrede Yûsuf aleyhisselâmın başına gelenlerle, kavuştuğu ihsânlardan bahsedilir. Hasedin noksanlık ve Allahü teâlânın yardımından mahrum kalmaya, sabrın ise sıkıntı ve gamlardan kurtulmaya sebep olduğu; Yâkub aleyhisselâmın sabrettiği için maksâdına kavuştuğu; Yûsuf aleyhisselâmın sabrı ve doğruluğu anlatılmaktadır.

23 Haziran 2007 Cumartesi

Erdoğan, Cem Uzan'a ailesini sordu YENİ

Erdoğan, Cem Uzan'a ailesini sordu YENİ

Başbakan Erdoğan, Elazığ'da mitinginde CHP lideri Deniz Baykal ile Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'a yüklendi. Erdoğan, 'beyefendi' dediği Uzan'a ailesini sordu:


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Aramıza fitne sokmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz, terör örgütüne karşı hep beraber dimdik duracağız'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Elazığ İstasyon Meydanı'nda partisince düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, insanlar arasında ayrımdan yana olmadıklarını söyledi.

Türkiye'nin 36 etnik unsurdan meydana geldiğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Bir olacağız, beraber olacağız. Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Zazasıyla, Abazasıyla, Boşnağıyla hep birlikte. Ama bizim bütün bunların üstünde bir ve beraber kılan bir kimliğimiz var. Nedir o? Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, söyledikleri ifadeleri meydandaki vatandaşların da tekrarlamalarını isteyerek, ''Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. İşte bu anlayışla geleceğe yürüyeceğiz'' dedi.

''15 BİNE YAKIN İNSANIMIZI KAYBETTİK''

Erdoğan, şunları kaydetti: ''Aramıza fitne sokmak isteyenlere fırsat vermeyeceğiz, terör örgütüne karşı hep beraber dimdik duracağız. Bunun şüphesiz ki bize madden, manen bir faturası oluyor ama er veya geç bunun da üstesinden geleceğiz. Yeter ki biz el ele, kol kola, omuz omuza duralım. Bakıyorsunuz bu arada yıllardır ihmale uğramış ve şehitlerimiz arasında polisimizle, askerimizle, köy korucumuzla, vatandaşlarımızla bugüne kadar 15 bine yakın insanımızı kaybettik. Köy korucularımız ihmal ediliyordu, onları sosyal güvence kazandırdık. Çünkü devlet olarak bu bizim için bir sorumluluktu. Bunu da yerine getirmenin hamdolsun bahtiyarlığını yaşıyoruz.''

BAYKAL VE UZAN'A YÜKLENDİ

AK Parti iktidarınden önce 22 bankanın dolandırıldığını ifade eden Başbakan Erdoğan, Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan'a imalı bir şekilde yüklendi.

Erdoğan, "Biri meydanlarda dolaşıyor. Babası, kardeşleri hepsi kaçak. Niye burada değiller. Madem buradaki mallar senin mülkünse niye burada değiller. Niye Türk adaletini güvenmediler. İmar Bankası kime aitti. İmarzedelere kim ödeme yaptı. Bu beyefendi Türk yargısıyla değil, yurtdışında kendine göre bazı yolları arıyor. Bu millet yutmayacak 22 Temmuz'da gereken cevabı verecek. Çok aldatıldık. Ama bundan sonra aldatılmayacağız" dedi.

Anamuhalefet lideri Deniz Baykal'a yüklenen Erdoğan, Baykal'ın bakanlık yaptığı dönemlerde Türkiye'nin kıtlık yaşadığını belirtti.

Baykal'ın Enerji, Maliye ve Dışişleri Bakanlığı yaptığını hatırlatan Başbakan, "Onun bakanlık yaptığı dönemde Türkiye'nin dışardaki itibarını nasıl çökertiğini çok iyi biliyoruz. Çökertmişler bizi. Sayın Baykal Dışişleri Bakanlığı yaptığı zaman Gümrük Birliği benimdir dedi. Şimdi onu da inkar ediyor." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin nüfusunun azalmasını istemediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, görevlerinin insanların hayat seviyesini yükseltmek olduğunu belirterek, "Biz bu ülkenin nüfusunun azalmasından yana değiliz. Avrupa'nın nüfusu yaşlandı. Şimdi ah vah ediyor. Böyle giderse 30 yıl sonra bizim nüfus da yaşlanır. Şimdi dünyanın en genç ülkeleri hangileri. Çin ve Hindistan. Sıkıntı var ama çaresini biz düşüneceğiz, biz bulacağız." ifadesini kullandı.

17 Haziran 2007 Pazar

eBay ile Google�ın �ödeme� savaşı kızıştı YENİ



Türkiye�nin en büyük e-ticaret sitelerinden gittigidiyor.com�un azınlık hissesini geçtiğimiz ay satın alan eBay, Google�a reklam anlaşmasını fesh etti. Google�a yılda 25 milyon dolarlık reklam veren eBay�in reklam iptalinde, iki şirket arasındaki online ödeme sistemleri konusunda yaşanan ve gün geçtikçe artan rekabetin etkili olduğu belirtildi.

/ Bana bakın Makar sırası ,

İlla da adamı yiceniz . Bit artık eğleniyoz . E bay busha özel bir makara cellular hücre telefonu çıkarmış. Bush delirmiş mi bir bakınıyoz. Aldınız siz yarağı elinize. Tebrikler size teşekkür. Deli görünce korkan yahudi. Mala vur. Yamulanlar aşkına diyerek delirmiş. Bu makara sönzüz.

/ her kelime grup , öbek arasındaki bağlantıları ve bunların izdüşümlerini bulan. bir icat planlayın. Yani sınırsız bir ilim. Cok sınırlandırıyonuz beni. Görsünler kabalığımı. Kalın bir yarak bu . Yalın. / Deney düşünmeyi öğrenin / Örnek? tırnak? .... ve .... gibi :)
Neyse ço kkarkankır bir guya bu .
Gerçeği bulmayan algoriitmalar , denemeler yapın. Çok karanık. Yıt. İri yanılgılarımız var . Kobay olduk . Sinirlendiriniz bendeniz. Buraya kadarmış . Olay burada bitti . Sınırlandırdınız beni . Kobay olsun it. Okuyor beni. Sinir etti beni . Karanlığım ona . Kul köle ol. Kobaysınız. Karanlık bir öy , okul , sıt , ma , malı , kalın yarak , yürek ister o iş . Üt

Küçük 'Usame' tazminat istiyor YENİ

Küçük 'Usame' tazminat istiyor YENİ


11 Eylül saldırılarının sorumlusu Usame bin Ladin�in 16 yaşındaki adaşı Usame El Naccar, New York�taki okulunda sürekli aşağılanınca intihara teşebbüs etti. Öğretmenlerinin sürekli �küçük Usame� diye çağırdığı, hatta �Senin bir mağarada saklanıyor olmak gerekmez mi� ya da �Sınıfa gelmekle uğraşma, asla geçemezsin� diye aşağıladığı El Naccer�in Lübnan asıllı ailesi, okulu mahkemeye verdi.

/Üsame sizlerden seçkindir

Küçük 'Usame' tazminat istiyor YENİ

Küçük 'Usame' tazminat istiyor YENİ


11 Eylül saldırılarının sorumlusu Usame bin Ladin�in 16 yaşındaki adaşı Usame El Naccar, New York�taki okulunda sürekli aşağılanınca intihara teşebbüs etti. Öğretmenlerinin sürekli �küçük Usame� diye çağırdığı, hatta �Senin bir mağarada saklanıyor olmak gerekmez mi� ya da �Sınıfa gelmekle uğraşma, asla geçemezsin� diye aşağıladığı El Naccer�in Lübnan asıllı ailesi, okulu mahkemeye verdi.

/Üsame sizlerden seçkindir

8 Haziran 2007 Cuma

'Teröre karşı miting' organizasyonu Saylan'a kaldı

Genelkurmay Başkanlığı'nın dün gece yaptığı "teröre karşı kitlesel refleks gösterilmesini" isteyen açıklamasının ardından bazı sivil toplum örgütleri harekete geçerek İstanbul'da "teröre karşı sessiz miting" düzenleme kararı aldı.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinden yayınladığı basın açıklamasının yankıları sürüyor. Bazı sivil toplum örgütleri açıklamayı demokrasiye aykırı bulurken, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) öncülüğünde bazı sivil toplum örgütleri de Genelkurmay açıklamasının ardından miting düzenleme kararı aldı. Cumhuriyet mitinglerinin öncüsü olan ÇYDD Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan ANKA'ya yaptığı açıklamada, düzenlemeyi düşündükleri mitingin ayrıntılarının henüz netleşmediğini belirterek şunları söyledi: "Türk halkı olarak şehitlerimiz için yanıyor, PKK terörünü ve bu terörü oluşturan, para ve silah desteği vererek Türkiye'nin başına bela eden tüm ülkeleri lanetliyoruz. Terörle mücadele devlet, hükümet, ordu, yöneticiler ve milletle el ele vererek yapılır. Bu konu, iç ve dış kısır siyasete asla malzeme olmamalıdır. Halkın mitinglerle tepkisini göstermesi çok doğal ve gereklidir. En kısa zamanda İstanbul'da terörü tüm toplumca lanetleyecek bir sessiz miting yapma girişimleri başlatılmıştır." Saylan, yakında basına ayrıntılar hakkında bilgi verileceğini de sözelrine ekledi.



/ GEnelkurmaydaki zavallaların emrinde. Bir zavallı görünüm . Yazık . Fikirsiz. Parasız pulsuz . Şebek .

(ANKA)

13 Mayıs 2007 Pazar

Dedesinin doğduğu köyü zeytinyağı markası yaptı

Tavukçuluk sektörünün önde gelenlerinden Keskinoğlu Şirketler Grubu, Ravika markalı zeytinyağlarını Balkanlar'da pazarlamak için atağa geçti. Çıkış noktası olarak da şirket kurucusu İsmail Keskinoğlu'nun doğum yeri olan ve zeytinyağı markasına ismini veren Yunanistan'ın Drama Kasabası'na bağlı Ravika köyünü seçti.
Keskinoğlu, Balkanlar'daki en iyi zeytinyağı markası olmayı hedefliyor.

Keskinoğlu Şirketler Grubu Pazarlama Grup Başkanı Keskin Keskinoğlu, dedesinin köyü olan Ravika'ya yaptığı ziyarette hedeflerinin Osmanlı bakiyesi olan bu topraklardaki tüketiciye ulaşmak olduğunu vurguladı. Keskinoğlu, Tariş'in son yıllardaki yurtdışı atağında en önemli isimlerden olan ve bir süre önce Keskinoğlu grubuna katılan Savaş Özaltun ile Ravika'yı tanıttı. Grup başkanı, hedeflerini, "Ailemizin kökeni olan Balkanlar'da bir numaralı zeytinyağı markası olmak istiyoruz." sözleriyle açıkladı. Halen İsrail, Amerika, Kanada, Azerbaycan, Kosova, Bosna-Hersek, Bulgaristan ve Makedonya'ya ihraç edilen Ravika, çok yakında Balkanlar'daki tüm süpermarketlerden kolayca alınabilecek. Keskinoğlu, pazarlama stratejisinin bir parçası olarak Balkanlar'da kaybolmakta olan çok renkli kültürün bazı kesitlerini de kullanacaklarını, böylece kamuoyunu da aydınlatacaklarını söyledi. Tüm Balkanlar'daki zeytinyağı pazarının masaya yatırıldığı toplantıya katılan köy halkı ise, Ravika'nın kuruluş hikâyesinden etkilendiklerini belirterek, Keskinoğlu ailesine geçmişlerini unutmayıp köylerinin ismini büyük bir markada yaşattıkları için teşekkür etti. Drama, Zaman

1 Ocak 2007 Pazartesi

SABETAYCILIK VE MASONLUK

Masonluğun ikrara dayalı gizli örgütler içinde, tarih boyunca kendisinden ençok söz edileni olduğunu belirtmek herhalde onun değer ve önemini abartmak olarak görülemez. O kadar ki belkide hiç bir örgüte nasip olamıyacak bir kaderi vardır, hem doğuda ve hemde batıda etkili olmuş, pek çok ülkede siyasi, toplumsal ve ekonomik olaylardan sorumlu tutulmuştur(1) Bilindiği gibi masonluk kökenini eski medeniyetlerden ve özellikle de ortadoğunun kadim kültürlerinden almış felsefi bir harekettir. Ana prensibi hiç bir ayrım gözetmeksizin üyeleri arasında dünya kardeşliğini sağlamaktır. Fakat her inanca açık olması, serbest düşünceleri desteklemesi (2) ve hiçbir etnik ayrım gözetmemesi nedenleriylede özellikle tek sesli kültürler tarafından dışlanmış ve adeta afaroz edilmiştir.Nitekim Türk milliyetçiliğinin de çok uzun bir süre masonluk ile uğraşması ve bunu bir tehlike olarak algılanmasınında temel nedeni bundan kaynaklanmaktadır. Ondokuzuncuyüzyılda Osmanlı ülkesini etkisi altına alan milliyetçi ve özgürlükçü akımlarla beraber batılı kavramların imparatorluk içinde yaygınlaşmış olduğunu görmekteyiz. Fakat bu kavramların tartışılabilmesi herşeyden evvel bunları kavrayabilecek bilgi seviyesindeki insanların varlığı ile mümkün olacaktı. Bu da her açıdan devletin farklı kültürleri bünyesinde toplayan ve etnik olanın dışlanmayacağı kent merkezlerinde yenilikçi fikirlerin yeşermesine yol açacaktı.üstelik böylesine bir siyasi merkezin baskıcı bir devlet yönetiminin otoritesinin giderek azaldığı bir noktada olmasıda çok daha özgürlükçü bir yapının varlığını da beraberinde getirecekti. İşte o yıllarda İmparatorluğun batıya açılan penceresi durumunda gözüken Selanik şehrinin hem başkentten uzak olması, hem bünyesinde çok sayıda etnik unsuru barındırıyor olması sonucunda çok önemli bir siyasi rolü üslenmesi belkide kaçınılmaz bir zorunluk olarak onu ortaya çıkarmıştır. Osmanlı siyasasında bu yıllarda ortaya çıkan ve gelecekte imparatorluğun kaderini etkileyecek olan üç önemli örgütün -ki bunlar masonluk, ittihat ve terakki ile tarikatlerdir- de merkez üslerinin Selanik olması doğal bir sonuç olarak karşılanmalıdır. Selanik'in bu farklı konumuna bir de merkezin kent üzerinde yeterince denetim kuramaması eklenince yaşanılan olayların boyutu bizleri şaşırtmamaktadır. Kent halkını oluşturan bulgarlar, yahudiler, müslümanlar ve bugüne kadar her zaman resmen varlıkları gizlenen sabetaycılar kendi aralarında birtakım birliktelikler oluşturmuşlardı. Milliyetçi akımların giderek yayıldığı dönemlerde yahudiler ve sabetaycılar adeta sudan çıkmış balığa dönmüşlerdir. çünkü genel olarak Osmanlı Siyasal hayatında bu unsurlar diğer etnik gruplardan farklı olarak her zaman burjuvazinin temsilcisi olarak ticari egemenlik peşinde olmuşlar ve daima iç siyasi çekiş melerden uzak kalmışlardır.Fakat II.Abdülhamid yönetimine karşı giderek güçlenen ve milliyetçi karaktere sahip akımların bu topluluklar üzerinde de etkili olması kaçınılmazdı.Bu dönemde Selanik' te kurulan siyasi organizasyonlarda masonluğun özel bir ehemmiyeti vardır.Ordu ve tarikatlerin aksine müslüman olmayanlarında rahatlıkla kabul edildiği mason localar belki de Osmanlı toplumlarının demokratik ve özgür bir atmosferi yaşayabilecekleri tek kurum olarak karşımıza çıkmaktaydı. Sabetaycılar Yahudilik ve Müslümanlık içinde tamamen kendine özgü dinsel karakterli bir hareket olduğundan her zaman ve her şekilde her iki topluluk tarafından da dışlanmıştı. 19.yy' a gelindiğinde sabetaycı teoriye bağlı üç cemaatin varlığı bilinmektedir. Karakaşlar, Kapan cılar ve Yakubiler (2).Her üç cemaatte de Sabetay Sevi'nin radikal fikirleri etkin olmakta ise de bu yıllarda artık gençler arasında dinsel baskıların etkisiz kaldığı görülmektedir.O kadar ki İbranice hemen hemen kaybolmuş, İspanyolca ise giderek yerini Türkçeye bırakmaya başlamıştı (3). Bununla beraber yinede dış evlilikler yapılamadığı için cemaat üyeleri kan bağı olarak her zaman yahudi karakterlerini muhafaza etmekteydiler. V.Murat'ın mason olması nedeniyle daha başlangıçta Abdülhamid bu teşkilata karşı soğuk yaklaşmaktaydı.1908 İhtilaline dek geçen dönmede belirli tarikatler(4), İttihat ve Terakki ile masonların eylemleri oldukça etkiliydi.Sabetaycıların da masonluğa intisap etmeleri Selanik'te kurulan localarda olmuştur. Selanik kenti 20.yyın başlarına gelindiğinde fevkalade yüklü bir mason faaliyetine konu olmuştur (5). Konsolosluklar tarafından korunmaları sayesinde de Osmanlı aydınlarının özgürlükçü hareketleri için korunma yeri durumundaydılar, kent sosyal yapısı itibariyle masonluğun yerleşmesi için her olanağa sahipti (6). Yüzyılın başında Selanik'te sadece İtalyan Grand Orienti' ne bağl Makedonya Risorta Locası mevcutken 1904' te Veritas, 1906' da Labor et Lux, 1907 de Philippos ve Persevencia localarının kurulduğunu görmekteyiz (7) Veritas Locası' nın 1904' teki tüm üyeleride museviydi(8) Bu durum aslında bize şunu göstermektedir, Osmanlı siyasi hayatında meydana gelen tüm çalkantılarda museviler tarafsız kalarak, devlet için bir sorun yaratmamışlardır. Fakat özellikle 1908 Meşrutiyeti öncesindeki otoriter idarenin varlığı ve meşrutiyet sonrasında ki İttihat ve Terakki Yönetimi'nin yol açtığı bunalımlar gerek musevileri ve gerekse aynı sosyo-kültürel özelliklere sahip olan sabetaycıları bir takım tenakuzlarla karşı karşıya bırakmaktaydı.Bu cemaatlerin üyeleri özellikle birkaç yabancı lisan konuşabilmelerinin de etkisiyle ticari ilişkiler kurdukları Avrupa ülkelerindeki gelişmişlik ve toplumsal farklılaşmayı görmekteydiler ve her yönüyle doğunun yüzlerce yıllık sefalet ve tembellik dolu yaşantısınında sonuçta bir çöküntüye yol açacağınında bilincindeydiler.Bu nedenlerden dolayıdır ki sabetaycı ve yahudi aydınlarının localarda yer alması bir kurtuluş ümidi aramak olarak telakki edilebilir. Bu çalışma hazırlanırken ağırlıklı olarak Paul Dumont' un Fransızca olarak kaleme aldığı bir çalışmasından faydalanılmıştır (9), orada genel olarak mason localarının Türk üyeleri konusunda ki baz bilgilerin belki bilerek ve belki de bilmeyerek (10) çarpıtıldığı kanaatindeyim.örneğin Veritas locasına ilişkin yer alan bir ifadede yazar "...Veritas Locası'nın müslüman üyelerinden en dikkat çekicisi, Selanik'in ileri gelen politika yazarlarından Fazlı Necip, kentin en iyi Türkçe gazetesi olan Yeni Asır'ın kurucusuydu (11) 1908 ihtilali sırasında İttihat ve Terakki komitesi tarafından Selanik' teki eylemleri ve propagandayı yönetmekle görevlendirilecekti"(11) şeklindeki bilgileri okura sunmaktadır. Burada hemen belirtmekte fayda var, Fazlı Necip aslında Sabetaycıların Yakubiler koluna mensup bir aileden gelmekteydi. Hatta bu konuyla ilgili olarak iddialarımızı destekleyecek bir kitapta daha sonra gelen kuşaklarca kaleme alınmıştır (12), zaten dikkatle incelendiğinde de görülecektir ki Selanik' te o dönemde mason locaları ve tarikatlerde etkili olan Türk ve müslüman kimlikli aydınların pekçoğu sabetaycıdır (13), aslında bunu da normal karşılamak gerekiyor, çünkü sabetaycılar 20.yy' ın başlarına gelindiğinde dini kurumlarını giderek ortadan kaldırmışlardı ve o dönemlerde de yahudilik dinine geri dönme arzularının da kabul edilmemesi neticesinde neredeyse ateist bir hayat yaşamaktaydılar. Hiçbir manevi dayanakları kalmayan bu insanların bu yıllarda ve köken olarakta onların soylarından gelen diğer kuşakların üye lerinin de sabetayc kökenli olmaları bir raslantı değildir. Nitekim bugün bile Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası' nın Grand Comandör (ya da Türkçe karşılığı ile Hakim Büyük Amir) leri' nin de yine Kapancılar koluna mensup bir aileden gelmesi de şaşırtıcı olmamalıdır. Dumont'un Veritas'a ilişkin sunduğu diğer bilgiler arasında 1908 başında Loca' nın onbeş müslüman üyesi bulunuyordu (13) savıda biraz geçersiz kalmaktadır. Çünkü burada ismi verilen Osman Adil, Faik Nüzhet (daha sonra bakanlıkta yapacaktır), Talat İsmail, Fazlı Necip ve Mehmet Servet Bey' ler bizim tespit edebildiğimiz sabetaycı kökenli üyelerin sadece en tanınanlarıdır. Yalnız burada dikkat edilecek bir nokta daha var;sabetaycılar genel olarak kendi aralarında üç farklı alt gruba bölünmüşlerdi ve grup üyeleri kesinlikle birbirleriyle irtibatta bulunmamaya çalışırlardı.Fakat araştırmalarımız bize gösteriyor ki masonluk hangi gruba dahil olurlarsa olsunlar, örgütün temel hedefi olan kardeşliği (biraderlik) her konuda istisnasız olarak yaşamaktaydılar. Sonuç olarak şunu belirleyebiliriz, imparatorluğun artık herkesin kendi başının çaresine bakması yoluna girdiği bir döneminde o zamana kadar hemen hemen hiç bir ciddi politik harekette bulunmamış sabetaycı aydınlar için masonluk sosyalleştikleri bir örgüttü.üstelik giderek tümüyle etkisini yitiren dinsel kurumlarına bir alternetif olarak bu cemiyet onların manevi boşluklarının giderilmesinde de önemli bir role sahipti.
DİPNOTLAR
1-Bugün hala Türkiye' de radikal grupların hedefi durumundadırlar.Bu konudaki yaklaşımlar için C.Rifat Atilhan, Yesevizade, Sadık Albayrak gibi yazarların yapıtları örnek olarak gösterilebilir. 2-Bukonudaki ayrıntılı bilgi için Ilgaz Zorlu, 500.Yılında Unutulan Bir Cemaat:Dönmeler, Tarih ver Toplum, Eylül 1992 Sayı:105 adlı makaleye başvurulabilnir. 3-"Sabetaycılara Ait Bir Dua ve Dinsel Anlamları", Toplumsal Tarih Haziran 1994 Sayı:6 4-"Sabetaycılık ve Osmanlı Mistisizmi" Toplumsal Tarih. Ekim 1994, Sayı:10 5-Paul Dumont, Grand Orient de France Arşivlerinde Osmanlı İmparatorluğu XIX Yüzyıl Ortası ile 1.Dünya Savaşına Yakın Dönemde İstanbul' da Fransız Obedyansına Bağlı Mason Locaları, Çev:Dr.Rifat İnsel, Mimar Sinan Yay. No:7, İstanbul 1984 s:70-71 6-Dumont a.g.e. s:70-71 7- Dumont a.g.e. s:72-73 8- Dumont a.g.e. s:74 9- Dumont a.g.e. s:74 10- Bu eserin çevirmeni kendisi de yüksek dereceli bir mason olan Dr. Rifat İnsel ölümünden bir süre evvel yaptığımız karşılıklı görüşmede yazarın sabetaycıların masonlukla ilgisini belirten görüşlerini -ki sanıyorum bunlar birkaç cümleden ibarettir- çevirmediğini söylemiştir.Sabetaycı üyelerinin çokluğundan olsa gerek hem Fransız ve hem de İskoç Obedyansı'na bağlı localarda konuyla ilgili konuşma talepleri hep engellen miştir. 11- A.g.e s:78 12- Yeni Asrın Selanik Yılları (Türkmen Parlak, İzmir) adlı eserde Bilgin ailesinin soyağacı yine maalesef kasıtlı olarak çarpıtılmış bu ailenin kökeni konusunda garip iddialar ortaya atılmıştır.Bu konudaki ayrıntılı bilgi için Toplumsal Tarih'te Haziran 1994 te yayımlanan "Sabetaycı Kültüre Ait üç Soyağacı Belgesi" adlı makaleden yararlanılabilinir. 13- Dumont age s:78
//////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
31 MART TÜRK DEĞİL, YAHUDİ İHTLİÂLİ
Carasso mühim rol oynuyordu. Balkan cemiyetini de avucuna aldi ve gerek yerli ve gerekse yabanci Yahudiler yeni hükûmetin hevesli destekleyicileri hâline geldiler. Öyle ki, bir Türk’ün ifade ettigi gibi; herkesin Ibrânî-Yahudi cemiyetinin casuslugunu yapmaya koyuldugu ve ihtilalin (yani 31 Mart’in) Türk’ten ziyade Yahudi ihtilaline benzedigini söylüyorlardi.Müslümanlarin masonluga karsi büyük nefreti vardir. Onu dinsizlikten beter sayarlar. 13 Nisan 1909’da bu unsurun önemini inkâr etmek mümkün degildir. Fakat dikkati çeken nokta, Selanik’ten Istanbul’a yollanan dört taburu Kâmil Pasa geri göndermek istemis, ayaklanmayi, sözüm ona gerici hareketi yapan taburlarin basinda Selanikli farmason Kripto-Yahudi Resmi Bey ve emrindeki askerlerin davranislarindan dolayi askerî mahkemeye sevkedilmeleri gerekirken, Sultan Mehmed Resad’a yâver tayin edilerek taltif olundu.
”İSRAİL’İ EZEN”İ DEVİRMENİN SEVİNCİ
Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Selanik’teki Yahudi gazeteler, ”Israil’i ezen” sultandan kurtulduklari için sevinçli yazilar yazdilar. Zira, Abdülhamid, siyonist lider Theodor Herzl’in Musevilere kirmizi pasaport istegini iki defa reddederek, siyonistlerin Filistin’deki emellerine mani olmustu. Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra Hamburg’daki 9. siyonist kongresinde ”Türk Ihtilalinin Mucizesi” Yahudi basarisinin dogurdugu sevinçle kutlanmisti.Ayni zamanda, kabiliyetli farmason Kripto-Yahudi ve Selanik Milletvekili Cavit bey, Maliye Bakani oldu. Farmason olan Talat Bey, Içisleri Bakani yapildi. Basvekil Hilmi Pasa da mason olmak için müracaatta bulunmus.
ASKERÎ MAHKEME SUBAYLARININ ÇOĞU FARMASON
31 Mart üzerine iki sene örfî idare (sikiyönetim) ilan edildi. Askerî mahkemelerdeki subaylarin çogu farmasondu. Meclis’e verilen emirle çok siki bir basin kanunu çikti ve Selanikli bir Yahudi Basin Bürosu Müdürü yapildi. Bu çok kudretli bir mevki idi. Zira, böyle bir mevkiye sahip kisi, istedigi gazeteyi ”yeni rejimi tenkit -ki buna gericilik deniliyordu-” suçuyla kapatabiliyor, sahibini veya yazi isleri müdürünü askerî mahkemeye sevkedebiliyordu.
DEVLET TAMAMEN YAHUDİ VE MASONLARIN ELİNE GEÇTİ
Osmanli telgraf ajansi Bagdatli bir Yahudi emrinde baslatildi. Selanikli bir Yahudi de Adalet Bakanligi’na da danisman getirilme tesebbüsü yapildi. Istanbul’daki Ittihat ve Terakki Baskani Selanikli bir Yahudi ve masondur. Baska bir Selanikli Yahudi mason, belediye baskani oldu. Misirli mason, Prens Halim Pasa, belediye baskan yardimcisi oldu. Ayni zamanda eski polis teskilatinin yerine polis ve jandarmayi kontrol eden bu teskilatin basina da Selanikli bir mason Yahudi getirildi.Ayni zamanda farkedildi ki Makedonya ve diger memleketlerin köylerinden sehir merkezlerine kadar her yerinde muhtarliklar gibi farmason localari açilmaya baslandi. Sadece Istanbul’a 12 mason locasi bir seneden az bir zamanda açildi.Localarin gizliligi aslinda ”açik” oldugunu iddia eden Ittihatçilar’in gizli faaliyetlerini sürdürme ve mevkilerini muhafaza edebilmelerine yardimci idi.Masonlugu kabul etmeleriyle memleketin diger büyük milli meselelerinin Türkiye lehine halledilebilecegi söyleniyordu. Böylelikle uluslararasi politikanin parçasi sayilacaklari, Ingiltere kralinin kardesi olup, Istanbul’a geldiginde onunla özel isaretlerle el sikisabilecekleri anlatiliyordu.
MASON OLMA YARIŞI
Yeni yeni kisiler eski Ingiliz locasi La Turquie’ye gelmeye basladi. Bu yolla bir Ingiliz teskilatina girdikleri telkin ediliyor, Ingiltere kralinin bu locayi destekledigi belirtiliyordu. Ittihatçilarin ordu üzerindeki nüfuzunu muhafaza edebilmesi için, subaylar, bilhassa genç subaylar mason yapiliyordu.Bu subaylar Makedonyali Niyazi’nin dogum yeri olan Resne’den alinan isimle Resna locasina katiliyordu.Cemiyetin (Ittihatçilarin) milletvekili ve senatörlerinin çogu ise Içisleri Bakani Talat Bey ve Maliye Bakani Cavit Bey’in mensup olduklari La Constitution locasina katiliyorlardi. Bazi muhalif milletvekilleri, bilhassa Araplar, kenara itildiklerini politik entrikalardan uzakta kaldiklarini farkedince Uhuvvet-i Osmaniye, Muhibban-i Hürriyet gibi localara girdiler. Ayrica Arnavtuluk’taki bir milyona yakin Bektâsî zaten masonluga yakin teskilat ve düsünce sahibi idi ve mason olma istegini gerçeklestirdiler.Istanbul’daki ve diger yerlerdeki bütün mason localari, Selanik ve Makedonya’daki farmason agi gibi temel olarak Yahudiler tarafindan yönetilmektedir. Diger unsurlar yoktur.”
Kaynak: Akit Gazetesi, 25 Nisan 2000
Muhammed Arvasi $$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$$
ROTARY VE LIONS ÜYELERİ VE ÇALIŞMA TARZI
Sayfa içinde kelime ara
/*
Find In Page Script-
By Mike Hall (MHall75819@aol.com)
Permission granted to Dynamicdrive.com to feature script in archive
For full source code, visit http://dynamicdrive.com
*/
var NS4 = (document.layers); // Which browser?
var IE4 = (document.all);
var win = window; // window to search.
var n = 0;
function findInPage(str) {
var txt, i, found;
if (str == "")
return false;
// Find next occurance of the given string on the page, wrap around to the
// start of the page if necessary.
if (NS4) {
// Look for match starting at the current point. If not found, rewind
// back to the first match.
if (!win.find(str))
while(win.find(str, false, true))
n++;
else
n++;
// If not found in either direction, give message.
if (n == 0)
alert("Not found.");
}
if (IE4) {
txt = win.document.body.createTextRange();
// Find the nth match from the top of the page.
for (i = 0; i 0) {
n = 0;
findInPage(str);
}
// Not found anywhere, give message.
else
alert("Not found.");
}
}
return false;
}


1. Bu kadar güçlü isim niçin bir araya gelmiş. Amaçları Nedir ?
2. Böylesine güçlü bir üye topluluğuna sahip Rotary ve Lions (göstermelik bir kaç iş dışında) Ülkemiz ve Milletimiz hayrına ne yapmıştır ?
3. Ülkemizin iş, siyaset, eğitim ve basın sektörünü elinde tutan bu güç birliği, Rotary ve Lionsun iddia ettiği güzel amaçlar için bir araya gelmiş olsalardı sonuç olarak mükemmel eserler ortaya konmuş olmazmıydı. ?
4. Bırakın ülke için çalışmayı aşağıda adı geçen kişilerin genelinin kendi menfaatleri için ülkemizi bile pazarlık konusu yapması (Rahmi Koç'un Kıbrısa dil uzatması, Sabancı'nın Üniversitesinde Ermeni soykırımını savunan proflar barındırması....) örgüt ve üylerinin gerçek misyonlarını gözler önü sermeye yeterli değilmidir. ?
5. Üyelerinin önemli bir kısmının özelllikle yahudi ve yahudi dönmesi (Sabetaycı) olması dikkat çekici değilmidir ?
6. Sizce Aşağıdaki kişilerin Lions ve Rotary'e katılırken düşüncesi "Körlere yardım, toplum ve insanların gelişimi" midir ? Yoksakişisel bir takım menfaatlermidir.?
7. Lions ve Rotary kulüplerinin 28 Şubat sürecinin koşullarınıda istismar ederek, manevi değerlerimize saldırmışlar ve böyle eğilimleri olan kişileri desteklemiş, kurunun yanında yaşında yakılması için çalışmışlardır. Ve sürecin sonunda Çevik Bir ve Vural Savaş'a plaket vermişlerdir. Bu tip gurupların saman altında yaptıkları bu tip işler Milli değerlerimize olduğu kadar Manevi değerlerimize de , kısacası ortak paydalarımıza karşı olan tutumlarını yeterince gözler önüne sermemektemidir ?
8. Şark meselesiyle Müslüman-Türk'e karşı olan tavrı yüzyıllardır belli olan hristiyan batı, niçin Lions ve Rotary gibi masonik örgütlere üye olanları bağrına basmaktadır ?
Aşağıda Türkiye'de faaliyet gösteren Rotary ve Lions üyelerinin çok az bir kısmının isimleri bulunmaktadır. Listeye göz atınız ve yukarıdaki soruları kendinize sorunuz.
EKONOMİ
SAKIP SABANCI (ILK KURUCULARDAN, SANAYICI)
EROL SABANCI (SANAYICI )
RAHMİ KOÇ (HOLDING PATRONU)
NEJAT ECZACIBAŞI (HOLDING PATRONU, BILDENBERG ÜYESI)
BERNARD NAHUM (VEHBI KOÇ'UN YAHUDI ORTAGI. BE-KO BERNARD-KOÇ DEMEKTIR.)
VITALİ HAKKO (VAKKO'NUN SAHIBI)
JAK KAMHİ (HOLDING PATRONU, )
ARMAN KARABET (TÜRKIYE ERMENI CEMAATI SÖZCÜSÜ)
IZAK HALAVA (YAHUDI, HAHAM)
İSMAİL İŞMEN (MÜHENDIS, YAHUDI DÖNMESI)
TUNCER BEZMEN (GAZETECI, YAHUDI DÖNMESI)
FUAT BEZMEN (SANTRAL MENSUCAT SAHIBI, YAHUDI DÖNMESI, DÖVIZ KAÇAKÇISI OLDUGU ORTAYA ÇIKINCA ABD'YE KAÇMISTI)
ALİ KOÇMAN (ARMATÖR, TÜSIAD BASKANI IDI)
NEŞET SIRMAN (ITHALATÇI, LIONS KLÜPLERI GENEL DIREKTÖRÜ IDI)
DAVID KOHEN (SIGORTACI,AYNI ZAMANDA BÜTÜN AILE LION'DUR)
LYONEL MAKZUME (VAPUR ACENTASI VAR, YAHUDI, AILECE ROTARYEN, KAÇAKCILIKTAN YARGILANDI, MAHKUM OLDU)
JACQUES JEULIN (BANKACI,OSMANLI BANKASI,YABANCI)
H. VON TIELMAN (TÜRK HOECHST GENEL MÜDÜRÜ)
FERİT VOLKAN (SHERTON GENEL MÜDÜR MUAVINI)
EDWARD KEISER (ISVIÇRE HAVA YOLLARI TEMSILCISI, YABANCI)
BAHİR UYSALER (OTO-KOÇ GENEL MÜDÜR YARDIMCISI)
SEFER ULUSOY (OTOBÜS SIRKETI VAR )
SELÇUK YAŞAR (HOLDING PATRONU )
MEHMET YAZAR (ODALAR BIRLIGI BASKANI,BAKAN)
NİYAZİ YILMAZER (YAKAMOZ'UN SAHIBI)
ARSLAN SANIR (HEMA ESKI GENEL MÜDÜRÜ)
DÜNDAR SOYER (IZMIR SANAYI ODASI BASKANI IDI)
UĞUR PAKSOY (PAKSOY FABRIKASI MÜDÜRÜ)
CENGİZ OKAYGÜN (THY VE YEM SANAYII YÖNETIM KURULU ÜYESI IDI)
ŞAHABETTİN BİLGİSU (IZMIR TICARET VE SANAYI ODALARI BASKANI)
METE TANRIKUT (BANKA MÜDÜRÜ )
TEOMAN TERİM (TUSAS GENEL MÜDÜRÜ)
ALİ TUZCUOĞLU (NAKLIYE SIRKETI SAHIBI)
TUNCAY SARIZI (NÜKLEER TIP UZMANI)
SEYFETTİN TOKBEY (NOTER)
BASIN YAYIN ALANINDAN
DİNÇ BİLGİN (GAZETECI,MEDYA PATRONU HOLDING SAHİBİ )
EROL SİMAVİ (GAZETE SAHIBI)
ORHAN TOKATLI (GAZETECI)
GÜNERİ CİVAOĞLU (GAZETECI)
AKKAN SUVER (YENI DÜSÜNCE GAZETESI SAHIBI, MILLIYETÇI BILINIR)
ZİYA TANSU (IKA HABER AJANSI)
ÜMİT ATAY (BASIN YAYIN PROGRAMCISI)
AYBER SARUHAN (GAZETECI )
SARUHAN AYBER (GAZETECI)
HAGOP AYVAS (GAZETECI)
GÜNAY ŞİMŞEK (GAZETECI)
NECMETTİN TANYOLAÇ (SPOR YAZARI)
KEMAL AZİZ (GAZETECI)
HALUK SAN (GAZETECI)
ERDOĞAN SUNGUR (GAZETECI)
MEHMET SADUN ALTUNA (ESKI BASIN YAYIN GENEL MÜDÜRÜ)
ERDOĞAN ARIPINAR (GAZETECI)
TURHAN TAYAN (GAZETECI)
METE ATABEK (GAZETECI)
SELAHATTİN ATASOY (EMEKLI ALBAY)
BAHAETTİN TATIŞ (EGITIMCI)
AKİF TATLICIOĞLU (NOTER)
YILMAZ TUNÇHAL (GAZETECI)
VEDAT NEDİM TÖR (YAZAR)
SUPHİ TÜREL (GAZETECI)
YAVUZ DOLUN (HABER AJANSI)
NEHAR TÜBLEK (KARIKATÜRIST)
FUAT UYGAN (YAYINCI)
TURHAN DİLLİGİL (GAZETE PATRONU)
HALUK CANSIN (GAZETECI)
BEKİR ÇİFTÇİ (GAZETECI)
EROL DALLI (GAZETECI)
KENAN DEĞER (TRT'CI, ANTALYA)
NURETTİN DEMİRKOL (GAZETECI)
EMİN EDİS (GAZETECI)
TEOMAN ERTAN (TRT'CI)
MÜMİN ÇEVİK (EDITÖR)
GÜNGÖR MENGİ (GAZETECI, TRT'DE HÜKUMET TEMSILCISI)
YEKTA OKUR (GAZETECI)
ÜSTÜN ÜNÜGÜR (GAZETECI)
BAHADIR YANIKÖMEROĞLU (GAZETECI)
ARSLAN T. YAZMAN (GAZETECI)
ERTUĞRUL ZORLUTUNA (GAZETECI)
KAHRAMAN BAPÇUM (GAZETECI)
TUĞRUL ILICAK (KEMAL ILICAK'IN AKRABASI, GAZETECI)
AYKUT SÖZERİ (AKTÖR)
EĞİTİM
CEZMİ BİREN (EMEKLI AMIRAL, M.EGITIM MÜSTESARI IDI)
ILHAMİ NASUHİOĞLU (CERRAHPASA TIP FAKÜLTESI DEKANI, DIYARBAKIR ÜNIVERSITESI REKTÖRÜ IDI)
NİHAT BALKIR (BURSA ÜNIVESITESI REKTÖRÜ)
AYHAN SONGAR (PROFESÖR, MILLIYETCI TANINIR)
NECDET UĞUR (ESKI MILLI EGITIM BAKANI)
ADNAN SÜVARİ (FUTBOL ANTRÖNÖRÜ )
SUAT VURAL (PROFESÖR, DEKAN)
GÜRBÜZ TÜFEKÇİ (SOSYAL ANTROPOLOG )
NİHAT TÜNAYDIN (KABATAS LISESI, EGITIMCI)
MAHMUT YILMAZ (ÖGRETMEN)
ANTONIO TRUPIA (ITÜ ÖGRETIM ÜYESI)
N.A.JACQUES BATZLI (GALATASARAY LISESINDE ÖGRETMEN, YABANCI)
FREDERIC SHEPHERD (BIOLOJI ÖGRETMENI)
BÜROKRASİ
REMZİ YELMAN (EMEKLI KORGENERAL)
ERTUĞRUL ÜNLÜER (ESKI KOCAELI VALI VE BELEDIYE BASKANI)
NUMAN URS (EMEKLI ALBAY)
ENGİN URAL (ÇEVRE SORUNLARI VAKFI BASKANI)
BÜLENT ULUSU (ESKI BASBAKAN)
HAMİT YENER (EMNIYET 1. SUBE MÜDÜRÜ IDI )
NÜVİT YETKİN (CHP MILLETVEKILI IDI)
HALİT TOKULLUGİL (BURSA ESKI VALISI)
ZEKİ YÜCETÜRK (BALIKESIR ESKI MILLETVEKILI)
ALİ BERKOL (NATO'DA GÖREVLI)
SUPHİ BAYKAM (CHP MILLETVEKILI IDI)
FAHİR İLKEL (ESKI ENERJI VE TABII KAYNAKLAR BAKANI)
SEZAİ ORKUNT (EMEKLI AMIRAL )
SEZAİ OYMAKLI (EMEKLI SUBAY)
HÜSEYİN ÖĞÜTCEN (IZMIR VALISI IDI)
TAHSİN ÖNALP (ESKI BAYINDIRLIK BAKANI)
ENVER SAATÇİGİL (ESKI VALI )
AHMET GÜNDÜZ AKTUĞ (POLIS BASMÜFETTISI)
BEDRETTİN DALAN (ISTANBUL BELEDIYE BASKANI)
ŞAHAP KOCATOPÇU (27 MAYIS VE 12 EYLÜL BAKANLARINDAN)
HAKKI KÜTÜK (EMNIYET MÜDÜR MUAVINI)
SERİF TÜTEN (ESKI ANKARA VALISI,ROTARY SEREF ÜYESI)
ÜLKÜ SÖYLEMEZOĞLU (IMAR ISKAN BAKANLIGI MÜSTESAR YARDIMCISI)
ÇETİN ANUNCAN (DENIZ SUBAYI)
MUZAFFER ERCİŞ (EMEKLI TUGGENERAL)
YELMAN GAZİMİHAL (SEKA GENEL MÜDÜRÜ IDI)
FEYYAZ GÖLCÜKLÜ (MDP MILLETVEKILI)
RÜŞTÜ GÜNER (DSI BÖLGE MÜDÜRÜ)
SAFFET GÜRTAV (IETT GENEL MÜDÜRÜ)
MUAMMER DURAK (VALI MUAVINI)
A.A.I.HILBRAND (YABANCI, ASKERI ATESE)
WILLIAM HUDSON (ISTANBUL INGILIZ KONSOLOSU)
HERMAN BÜNEMAN (IZMIR ALMAN BASKONSOLOSU)
AKGÜN KICIMAN (DISISLERI BAKANLIGI PROTOKOL MÜDÜRÜ)
EKKES LANGER (ANKARA AVUSTURYA TICARET ATESESI)
GERARD SAMBRANA (FRANSIZ, IDARI ATESE)
ERKKI TAMMIWORI (FINLANDIYALI, BASKONSOLOS )
GEOFFREY OGDEN (ISTANBUL ABD BASKONSOLOS VEKILI)
HANS PETER SCHONI (ISVEÇLI, IDARI MÜSTESAR )
FRITZ LANGER ( " " " " )
MARSHALL BERG (ABD IDARI ATESE)
WOLFGANG ZIEBEL (ALMAN, BASKONSOLOS)
NICHOLAS BASKEY (ABD, IDARI ATESE)
DİĞER
SUAT BALLAR (AVUKAT, ESKI LIONS GENEL YÖNETMENI)
MÜNİP TARHAN (NOTER,TÜRKIYE VE DÜNYA LIONS KLÜPLERI BASKANI)
MUKBİL ÖZYÜRÜK (ILK KURUCULARDAN, YAZAR)
FAHRETTİN KERIM GÖKAY (ORD. PROF. LIONS KURUCUSU, ISTANBUL VALI VE BELEDIYE BASKANI IDI.)
KEMAL ZORLU (ALTAY KLÜBÜ BASKANI IDI)
MAZHAR ÇELEBİ (ILIM YAYMA CEMIYETI BASKANI)
SERMET HÜSEYİN (ANKARA ROTARY BASKANI IDI)
KEMAL KÖKSALAN (LIONS GÜVERNÖRLERINDEN)
O. CUMHUR AKKENT (EMEKLI DR. ALBAY, ÇOCUK SATMAK VE ÖLDÜRMEKTEN YARGILANDI, CEZAEVINDE)
ÇETİN YILDIRIM AKIN (AVUKAT, TÜRKIYE LION KLÜPLERI GENEL YÖNETMENI IDI, CUMHUR AKKENT'IN DAVASINI ÜSTLENDI AMA HAPISTEN KURTARAMADI)
BU KİŞİLER ARASINDAKİ YABANCI MİSYON MENSUPLARI DA GÖZÜNÜZDEN KAÇMAMIŞTIR!. O KİŞİLER BU KLÜPLERE CAN SIKINTISINDAN VEYA GİDECEK YERLERİ OLMADIĞI İÇİN GİRMEMEKTEDİR!.. HEPSİ SİNSİ BİRİ AMACIN PEŞİNDEDİR!. BU KLÜPLERE, YANI LIONS VE ROTARYEN'E ALINACAK ÜYELER IÇIN SU KURALLAR UYGULANIR:
1. SELECTION
2. ELECTION
3. INDUCTION
4. EDUCATION
5. ASSIMILIATION
BU KELIMELER ELEME, SEÇME, TANITMA, EGITME VE KENDINE BENZETME DEMEKTIR. BUNLARIN HEPSININ AMACI ÖZEL BIR KLÜBE KABUL EDILMENIN SARHOSLUGU IÇINDE HER SÖYLENENE HEVESLE SARILAN KISILERI, DEJENERE BATI KÜLTÜRÜ ILE YOGURMAK VE ONU KÖRÜKÖRÜNE BATI'YA HIZMET EDECEK BIRI HALINE GETIRMEKTIR!..
1984'DE ROTARY INTERNATIONAL BASKANI SEÇILEN ESKI TÜRKIYE LION KLÜPLERI BASKANI MÜNIP TARHAN:"LIONLARIN BIRBIRLERINE KAN BAGINDAN DAHA KUVVETLI BAGLARLA BAGLI OLDUGUNU" SÖYLÜYOR!.. DAHA AÇIK BIR IFADE ILE, TÜRKIYE'DEKI ROTARY VE LIONS KLÜPLERI TÜRK YASALARINA DEGIL, ULUSLARARASI ROTARY VE LIONS YASALARINA BAGLIDIRLAR!..
TÜRKLERE DEGIL, YABANCI LIONS VE ROTARYENLERE DAHA YAKINDIRLAR!.. TÜRKLER IÇIN DEGIL, YABANCILAR IÇIN ÇALISIRLAR!.. TÜRKIYE'DEKI YARDIM FAALIYETLERI ISE GÖSTERMELIK OLMAKTAN ÖTEYE GEÇMEZ!..
YABANCILAR TÜRKLER'E DÜSMANDIRLAR, KIZARLAR... AMA TÜRK LIONS VE ROTARYENLERE, NE HIKMETSE BÜYÜK ILGI GÖSTERIRLER!.. MESELA TEKIN AKMANSOY, ALMANYA'DA "TÜRK" OLARAK KARSILASTIGI ZORLUKLARI, "ROTARY ROZETIYLE ASTIGINI" ÖVÜNEREK ANLATMAKTADIR!.. YANI ITIBAR GÖRMEK IÇIN TÜRKLÜGÜNDEN FEDAKARLIGA HAZIRDIR!..
ISIN EN KOMIK YANI NEDIR, BILIYOR MUSUNUZ?KONU MENFAAT OLUNCA, SAGCILIK, SOLCULUK, ATATÜRKÇÜLÜK, MILLIYETÇILIK, HATTA SERIATÇILIK ÖNEMINI KAYBEDER... NICE HIZLI SOLCUNUN, ÇOCUGUNU AMERIKA'YA GÖNDEREN BURSU GÖRÜNCE, CIVATALARI GEVSER... BIR BAKARSINIZ, AGIZ DEGISTIRMIS, AMERIKA'YI ÖVÜYOR, SERBEST PIYASAYI SAVUNUYOR, HATTA MEHMET BARLAS GIBI "BAGIMSIZLIK TA NEYMIS? ARTIK HERKES KARSILIKLI BAGIMLI!" DIYE KONUSUR OLMUS!..
AMERIKALILAR BOSUNA DOLARIN ÜZERINE "WE BELIEVE IN GOD- BIZ (PARANIN) TANRI OLDUGUNA INANIRIZ" YAZMAMISLAR!... ISTE LION VE ROTARYENLER BU TIYNETTE KISILERE ROZET TAKARLAR!.. BU ONLARIN USAKLIGA MÜSAIT OLDUGUNUN DELILIDIR... SONRA NE OLUR?.. NE OLACAK??? USAKLIKTA SIVRILENLERI DE MASON LOCALARINA ALIRLAR!
YAZAR MUSA HİRAMDERLEYEN: Eğitimci-Araştırmacı ALİ METE MERT lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

Bir Halifebabaya GöreMason, Bektasi ve Melami Jöntürkler
Merhum Halifebaba Turgut Koca'dan kalan evrak arasinda bulunan, kendisinin hazirladigi "Ittihat Terakki Üyeleri" baslikli bu listeyi arastirmacilarin dikkatine sunuyoruz.
MASONLAR: Ali Fuat (Cebesoy), Agaoglu Ahmet Bey, Abdurrahman Seref, Dr. Akil Muhtar (Özden), Abdullah Cevdet, Dr. Bahattin Sakir, Besir Fuad (Ilk pozitivist), Cavit Bey (Maliye Naziri), Cevat Abbas (Bey), Esref Sencer Bey (Kusçubasi), Edip Servet Bey, Halil (Kut) Pasa (Enver Pasa'nin amcasi), Hüseyin Cahit Yalçin, Halil Serif Bey, Ismail Canpolat Bey (Dahiliye Naziri), Kara Kemal Bey, Kazim Nabi Bey, Kazim Nami Duru, Mehmet Resit, Mahmut Sevket Esendal, Nuri (Killigil) Pasa (Enver Pasa'nin kardesi), Osmancikli Nuri, Dr. Nihat Resat Belgevi, Dr. Riza Nur, Sait Halim Pasa, Semsettin Günaltay, Dr. Tevfik Sükrü Bey, Talat Küçük (Muskara), Prof. Veli Bey, Yusuf Akçura, Hüseyin Kadri Bey, Hüseyin Hasim Sanver, Mithat Pasa, Nuri Bey (Yeni Osmanlici).
BEKTAŞİLER: Ahmet Riza Bey (Ayan Reisi), Ahmet Izzet Pasa, Ahmet Nesimi Bey (Hariciye Naziri), Ali Haydar Mithat, Ali Sefik Izmirli, Ali Rüstü Hersekli, Ali Riza Kirimi, Asaf Dervis, Ali Riza Pasa, Gazi Ahmet Muhtar Pasa, Ismet Fazli Bey, (Debreli) Behçet Efendi, Esat Pasa (Draç mebusu), Eyüp Sabri (Akgöl Bey), Avlonyali Ferit Pasa, Selanikli Fazli Necip, Seyhulislam Ürgüplü Hayri, Hasan Riza Pasa (Hudeyce mebusu), Çerkes Hayrettin Pasa (Tunuslu), Hilmi Tunali Bey, Halil Muvaffak Bey, Sair Hüseyin Siret, Kimyager Hüseyin, Hasan Tosun Bey, Gümülcineli Ismail Bey, Ibrahim Temo, Dr. Ismail Ibrahim Efendi (Dobrucali), Kamil Pasa, Lütfi Fikri Bey (Dersim mebusu), Mahmut Pasa (Çürüksulu), Mithat Sükrü Bey (Bleda), Çorum mebusu Muhiddin Bey, Mahmut Nedim Pasa, Giritli Muharrem, Milasli Murat Asker, Veteriner Mehmet Bey, Mustafa Ragip, Mustafa Hayri Ürgüplü, Dr. Nazim Bey, Nabi Bey (Yücekök), Ömer Naci (Muallim Naci), Izmir Valisi-Mebusu Rahmi Bey), Rauf Ahmet Bey (Istanbul Mebusu), Dr. Rusuhi Bey, Hariciye Naziri Rifat Pasa, Refik Bey (Manyasizade Adliye Naziri), Dr. Rifat, Eczaci Rasit Tahsin, Resat Pasa Matli, Dr. Refik Nevzat Bey, Recep Peker, Binbasi Sabri Bey, Sezai Bey (Surayi Ümmet Redaktörü), Bosnali Veli Bey, Yakub Cemil Bey, Saffet Lütfü Tozan.
MELÂMİLER: Ahmet Sükrü (Maarif Vekili), Ali Suavi, Ahmet Vefik Pasa, Ahmet Mithat Efendi, Bezmi Nusret (Kaygusuz), Cemal Pasa, Fevzi Çakmak, Hafiz Hakki Pasa, Hüseyin Avni Pasa, Kadir Efendi (Hoca Mehmet Kadir Nasih), Mustafa Asim Efendi, Mehmet Tahir (Bursali) , Damat Mahmut Pasa, Necmettin Molla (Adliye Naziri), Naili Efendi (Naksibendi, Seyh Abdülkadir'in kardesi), Ömer Seyfettin, Menemenlizade Rifat Bey, Miralay Sadik Bey, Sami Pasazade Sezai, Saffet Pasa.
MASON + BEKTAŞİLER: Ali Fethi (Okyar), Ahmet Bedevi Kuran (R. K.), Cemal Bardakçi, Enver Pasa, Ethem Ruhi Balkan, Fuat Balkan, Nigde Mebusu Hayri Efendi, Ihsan Namik Bey, Kazim Karabekir Pasa, Seyhülislam Musa Kazim Efendi, Dr. Miralay Mehmet Ali Baba, Mehmet Cemil, Namik Kemal, Riza Tevfik Bölükbasi, Salih Cimcoz (Istanbul Mebusu), Prens Sabahattin Bey, Talat Pasa, Cemal Pasa, Kara Vasif Bey, Ziya Pasa, Hakki Baha Bey.
Turgut Koca llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Dünyayı yöneten güçlerin en altında masonlar bulunuyor, masonlar, masonluk biliniyor; onun üstündeki grupları hiyerarşik sırasıyla yazalım :Bilderberg Group (B.B.) : Kurulusu 1954, sadece ABD, Avrupa ve Türkiye vatandaslari içinden seçilmisler üye olabilir. Trilateral Commission ( T.C) : Kurulusu 1971, sadece ABD, Avrupa ve Japonya vatandaslari içinden seçilmisler üye olabilir.Commission of Foreign Relation (C.F.R) : Kurulusu 1921, sadece ABD vatandaslari üye olabilir.
Bilderberg’in kurucu eski bir Nazi olan Hollanda Prensi Bernhard. Bilderberg ismi, Mayis 1954 tarihinde ilk toplantinin yapildigi bu kisiye ait olan Arnhem yakinlarindaki otelin isminden geliyor. Bu Nazi eskisi Lockheed Rüsvet Skandali’nda* bas aktörlerden birisi olarak gruptan ayrildigi 1976 tarihine kadar da her toplantida var zaten. Toplantilarda, siyasetçi ve önemli kapitalistler, kapitalist kurulus baskanlari, finans dünyasinin önemli isimleri, diplomatlar ilk göze çarpanlar. Toplantilarda, emperyalizmin siyaset ve ekonomi sorunlari, dünyadaki siyaset ve ekonomik durum, gelismeler irdeleniyor ve bunlara emperyalizmin çikarlari dogrultusunda kararlar aliniyor.
Toplantilara bir de gelecek için "umut" veren isimler çagiriliyor, bunlar emperyalizmin görücülügünde kendilerini tanitiyorlar. Bilderberg’e bu açidan katilanlarin kismeti açiliyor ve birden yükseliyorlar. Örnegin, Tony Blair 1993’te Yunanistan’daki toplantiya katiliyor, ardindan 1994’te parti lideri, 1997’de de basbakan oluyor. Bill Clinton, 1991-Almanya toplantisinin ardindan 1992’de baskan oluyor. Böyle örnek çok : Romano Prodi, Jack Santer, George Robertson vs
Normalde bir gündem var, ama son gelismelere göre gündem degisebiliyor. Bir otel tamamen kapatiliyor, özel hizmetliler var, silahli koruyucular kimseyi otele sokmuyorlar. Gizlilik en büyük ilke, kim ne konustu, bunu yazmak, açiklamak yasak.
Her melanetin altindan çikan Rockefeller burada da çok önemli bir isim. Uluslarüstü Sirketler zaten basindan beri isin içinde elbette. NATO ile dogrudan baglantili.
Galatasaray’in eski Baskani Selahattin Beyazit bu grubun Türkiye ayagi. Toplantilarin çogunda var. Beyazit’i hatirlamayan olabilir, ünlü bir Kürt agasidir. Üst düzey mason.Bu toplanti bir kere de (benim bildigim) Çesme Altinyunus ‘da 1975’te yapilmis. Talat Turhan bunu yazmisti. Yine yanlis hatirlamiyorsam o toplantida Ecevit var. Demirel de ya orada ya da baska yerde mutlaka var ve o da bir Bilderberg üyesi. Mesut Yilmaz da öyle.
Internet’te 2000’den 1991’e kadar toplantilara Türkiye’den katilanlari buldum liste söyle :
2000 : TR, Çolakoğlu, Nuri; Chairman and CEO, NTV Aydinlikçi Nuri Çolakoglu. Dogus Holding memuru ve TÜSIAD üyesi muhterem bir zattir.TR, Kayhan, Muharrem; Vice-Chairman of the Board, Söktas, Former President, Tusiad 1999TR - Erçel, Gazi - Governor, Central Bank of Turkey. (Geçenlerde istifa eden Gazi Erçel, daha önce Çesme Altinyunus’un da sahibi Yasar Holding’in hortumladigi kendi bankasi Yasarbank’in da Genel Müdürlügü’nü yapmisti)TR - Ergin, Sedat - Ankara Bureau Chief, Hürriyet. ( Cumhuriyet ve Hürriyet’in Washington eski temsilcisi. Hüsamettin Özkan’a kefil oluyorum demisti.) TR - Kıraç, Suna - Vice Chairman of the Board, Koc Holding A.S.( Vehbi Koç’un kizi)TR - Yücaoğlu, Erkut - Chairman, Tusiad. 1998TR - Bayar, Uğur - Chairman, Privitization Administration TR - Cem, İsmail - Minister of Foreign Affairs TR - Gezgin Eriş, Meral - President IKV (Economic Development Foundation) (Iktisadi Kalkinma Vakfi Baskani) TR - Kıraç, Suna - Vice Chairman of the Board, Koc Holding A.S.1997TR. Beyazit, Selahattin. Director of Companies. TR. Bilgin, Dinç. Chairman of the Board, Sabah Yayincilik A.S (Mason)TR. Erçel, Gazi. Governor, Central Bank of Turkey. TR. Ergüder, Üstün. Rector, Bosporus University. (mason)1996 Beyazit, Selahattin. Director of CompaniesErçel, Gazi. Governor, Central Bank of Turkey. Gönensay, Emre (Turkey) Minister for Foreign Affairs 1995 Beyazit, Selahattin. Director of CompaniesHikmet Çetin Dep Pr Min Turkey1994 Beyazit, Selahattin. Director of Companies TR) Ali Hikmet Alp, ambassador, permanent representative of Turkey to the CSCE. (TR) Rahmi M. Koç, chairman of the board of directors, Koc Holding A.S.1993 Beyazit, Selahattin. Director of CompaniesTR, Talat S Halman; Proffessor of Near Eastern Languages and Literature, New York University (12 Mart’in Kültür Bakani, Büyük Masonlardan, Ismail Cem’in yeni yagcisi)1992 listesi yok.
1991 Turkey Selattin Beyazit Vahit Halefoğlu (Minister of Foriegn Affairs) (Ünlü Mason)Tugay Özçeri (Minister of Foregn Affairs)
CUMHURİYET’İN KARANLIK TABLOSUCumhuriyet ISKI skandalini gündeme getirmiyordu, çünkü kendisi de bogazina kadar olayin içindeydi. Zaman, iliskinin bir yönünü söyle açikliyordu: "ISKI'nin reklam islerini yürüten ve bir musevinin sahibi oldugu Ajans Makro'nun, Göknel'in emriyle, tirajina bakilmaksizin o zaman maddi sikinti içinde bulunan y gazetesine güçlü ilanlar verdigi ortaya çikti." Bedrettin Dalan ise Cumhuriyet gazetesi-Göknel baglantisini söyle açiklamisti: "Cumhuriyet'in Göknel'e diyet borcu vardir. Bunu da Alev Coskun'un yönetim kurulu baskanligini yaptigi kadroyla gündemdeki ISKI olayina kulak tikayarak ödüyor." Cumhuriyet'in Milli Sef dönemindeki yükselisi ise, iki yahudi sirketinden aldigi destek sayesinde oldu. O dönemde Türkiye'deki gazetelerin ilan isleri, "yahudi sirketi" olan bilinen Hoffer'in, kagit isleri de yine "yahudi" olarak bilinen Burla Biraderler'in elindeydi. Onlarin tutmayacagi bir gazetenin yükselmesi, hatta yasamasi zordu. Cumhuriyet iste bu nedenle yükseldi. Cumhuriyet'in masonik yapisi bugün de sürüyor. Örnegin Göknel'in masonlarla baglantisini saglayan Mesale locasi Üstad-i Muhteremi Prof. Selçuk Erez, Cumhuriyet gazetesi yazarlarindan. Cumhuriyet gazetesinin danismanligini da Ugur Mumcu'nun 'holding profesörü' olarak adlandirdigi tescilli mason Çetin Özek üstlenmis durumda. Panorama dergisinde de "Cumhuriyet Olayinin Içyüzü" kapagiyla bildirilen haberde Cumhuriyet gazetesi Yönetim Kurulu Baskani Çetin Özek'in avukatligini yaptigi bir özel televizyon kanaliyla Cumhuriyet arasinda arabuluculuk faaliyetlerinden bahsedildi. Sözen'in kurmaylarindan yahudi dönmesi Hilmi Yavuz'la Cumhuriyet gazetesi arasindaki iliskiler ise baglantinin bir baska yönüydü. Zaman, Cumhuriyet'e 'Hodri Meydan' kösesinden su sorulari yöneltmisti: Mumcu'nun bilgisayarindaki bilgilerin yayinlanacaginin duyurulmasindan bir gün sonra Musevi isadamlarindan Ishak Alaton ve Gabriel Usta Cumhuriyet gazetesini ziyaret edip, Ilhan Selçuk ve Alev Coskun'la görüstüler mi? Jak Kamhi'ye düzenlenen 'bir tertip suikastten' 20 gün sonra, Kamhi Cumhuriyet'i ziyarete geldi mi?
Murat mahfilinde matrikül no. 42'yle tekris olan Yunus Nadi'den, Nadir Nadi'ye , Zühal locasinda tekris edilen Mekki Sait Esen 'den, Faik Fenik Mümtaz'a, Selamet mahfilinde tekris olan Ömer Rıza Doğrul'dan, Adnan Dinçer'e, Erdem locasinin matrikül no. 25 olan kurucusu Mehmet Özdemir'den, Orhan Koloğlu'na ve Hüseyin Gürel'e kadar birçok mason Cumhuriyet camiasi içinde yerini aldi. Günümüzdeki liste ise geçmistekileri aratmayacak nitelikte. Cumhuriyet'in bu masonik mirasinin bugünkü temsilcileri İlhan Selçuk'dan Hikmet Çetinkaya'ya kadar uzaniyor. Zeki Saral'in Cumhuriyet'i konu edinen Biz Bir Aileyiz adli kitabi, "Cumhuriyet gerçegini" bütün çarpiciligiyla ortaya koyuyor. Cumhuriyet gazetesi ve perde arkasi destekçileri, Fehmi Koru tarafindan da ayrintilariyla açiklanmisti. Yalçin Küçük Cumhuriyet için 'TÜSIAD Gazetesi' deyimini kullaniyor. Cumhuriyet'in eski patronu Emine Usakligil'in kocasi David Tonge'un Ingiliz istihbaratinda görev yapmasi ve Cumhuriyet'in ilginç misyonu ise 2000'e Dogru dergisinde konu edilmisti. "Tonge'ler, Fuller'ler, Henze'ler ne kadar insan haklari savunucusuysa Cumhuriyet gazetesi de o kadar" diyordu 2000'e Dogru.Zeki Saral'in Biz Bir Aileyiz kitabinin 44-50 sayfalarinda o dönemde Cumhuriyet Izmir temsilcisi olan Hikmet Çetinkaya'nin 1984 yilinda ise baslattigi ekonomi muhabiri Kenan Mortan'dan (sagda) bahsedilmekte. Kenan Mortan gazeteye büyük ölçekli holding reklamlari buluyor ve ilginç baglantilarinin da yardimiyla gazete içinde hizla yükseliyor. Kenan Mortan'in önlenemez yükselisinde Cumhuriyet gazetesinin bazi üst düzey kadrosunun Mortan'in baglantilarini bilmesine ragmen katkilari olmasi, Cumhuriyet gazetesinin alt kadrodan dürüst basin mensuplarini kuskulandiriyor. Saral'in yazdigina göre bu siralar Manajans araciligiyla Selim Egeli (yahudi dönmesi) bir siyasi parti adina Kenan Mortan'a ödeme yaparak Cumhuriyet gazetesinin yayin politikasini yönlendiriyor. Peki kimdir bu Kenan Mortan? Kenan Mortan localarda verdigi konferanslardan da tanidigimiz üst dereceli bir mason. 27 Mart 1985 tarihinde "Ephessus" locasinda, 25 Kasim 1985 tarihinde "Inanis" locasinda, 27 Ocak 1986 tarihinde yine "Inanis"locasinda Kenan Mortan'in konferanslarini görüyoruz... …Ergun Göknel'in masonlarla olan yakin iliskisi, ilk olarak, skandalin ortaya çikmasinda birinci dereden rol oynayan eski esi Nurdan Erbug'un gazetecilerle yaptigi bir röportaj sirasinda Göknel'in masonlarla olan baglantilarindan söz etmesiyle duyuldu. Erbug, "Ergun siyasette basari için önemli odaklari kontrol etmesi gerektigine inaniyordu. Masonlar ile iliskilerini Profesör Selçuk Erez ve Üstad Pinar Aran yürütürdü" demisti. Bu iki isme baktigimizda gerçekten de mason, hem de oldukça kidemli birer mason olduklarini görüyoruz. Selçuk Erez 1986 yilinda kurulan Mesale locasinin kurucu ve 1. Naziri'ydi. 1987-1988 yillarinda Mesale locasi Üstad-i Muhteremi oldu. Locaya matrikül no. 5'le kayitliydi. Mesale locasindan önceki locasi Ideal locasiydi. Ayrica Selçuk Erez'in localarda degisik tarihlerde konferanslari var. 14 Ekim 1987 tarihinde Mesale locasinda "Kamuoyu Arastirma Metotlari" konulu bir konferans verdi. 20 Ocak 1988 yilinda yine Mesale locasinda "Kimligimiz" konulu bir konferans verdi. 25 Nisan 1989 yilinda bu kez Nilüfer locasinda "Masonlugun Kurulusu" konulu bir konferansi yer aldi. Mesale locasi ilginç bir loca. 1987-1988 yilinda bu locanin Üstad-i muhteremi olan Selçuk Erez, locada SHP'li Kadiköy Belediye Baskani Cengiz Özyalçin'la beraberdi. Daha önce Sevgi locasi biraderlerinden olan Cengiz Özyalçın, Selçuk Erez'le beraber Mesale locasinin kuruculari arasinda yer aldi. Bu arada, Selçuk Erez'in, Göknel'le birlikte seçim sirasinda Nurettin Sözen için çalistigini da unutmayalim. Sözen'in seçim karargahinin aslari Ergun Göknel ve Selçuk Erez'den baska Alev Coşkun, Metin Kavuk, Muhittin Tığlı, Biltin Toker, Hilmi Yavuz, Osman Ataman gibi isimler de yer aliyordu. Selçuk Erez, Sözen'le Göknel'in tanismasina da araci olmustu. Yerli Bilderberg görünümündeki Taksim toplantilari, biraderlerin dostlugunu daha da pekistirmisti. Ergun Göknel'in baglantilarini genisleten bir baska mason dostu ise azönce ismini saydigimiz Pinar Aran'di. Masonlar için yayinlanan Mimar Sinan dergisinde, 21 Mayis 1984 tarihinde Özlem locasinda Pınar Aran'in "Washington-Arlington Mabetlerinin Ziyaret Intibalari" konulu bir konferans verdigini görüyoruz. Bu belge Washington'daki localarla baglantiyi Pinar Aran'in sagladigini gösteren önemli bir delil. Ergun Göknel'in yanindaki masonlar bununla sinirli degildi. Ergun Göknel'in bosanma avukati Üstad Mason Çetin Yildirimakin'di. Çetin Yıldırımakın 1531 matrikül no.'suyla Gün mason locasina kayitli. Daha önce Türkiye Lions klüpleri baskanligini da yürüten Yildirimakin masonik camianin kilit isimlerinden. Çetin Yildirimakin Türkiye Fikir ve Kültür Dernegi adi altinda faaliyet gösteren masonik kurulusun Defne grubunda skandalin bir diger kilit ismi olan Bensiyon Pinto ile beraber faaliyetlerini sürdürmekte. Sakül Gibi adli mason dergisi, Yildirimakin'dan söyle söz ediyor: "1982-1983 Lions Genel baskani olan Çetin Yildirimakin Gün Locasinin Üstad-i azami ve kurucusudur. 33. dereceden bir mason olan Yildirimakin ayni zamanda Türkiye Yüksek Mason Surasi üyesidir." Ilginç olan, Yildirimakin'in Göknel'den para almadan avukatligini yapmasiydi (…)Loca tarafindan Ergun Göknel'in rüsvet ve yolsuzluk konulari için görevlendirilen avukat ise yine bir Üstad-i Muhterem: Önder Öztürel. Önder Öztürel Türkiye Fikir ve Kültür derneginin 2 Haziran 1992 tarihli toplantisina katildi. 26 Haziran 1992'de 29. dereceden 30. dereceye yükseldi. Yine ayni yil içinde Üstad-i Muhterem oldu. 21 Mart 1986 yilinda Kültür Locasinda "Düsünüyorum O Halde Varim" konulu konferans verdi. 12 Haziran 1987 yilinda yine Kültür Locasinda "Kuvvetin Felsefesi" baslikli bir konferansi yer aldi. Öztürel ayrica 27 Ekim 1989 ve 9 ekim 1990 tarihlerinde yine Kültür locasinda iki konferans verdi. (H. Yahya, Yeni Masonik Düzen)

Kaynak : http://mitglied.lycos.de/goezelel53/

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik