Büyük Türk Milleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Büyük Türk Milleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2007 Salı

Türkiye Orhun Abideleri'nin yolunu yaptırıyor

Devlet Bakanı Beşir Atalay, sorumluluğunda bulunan Türk İş Birliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) aracılığıyla Orhun Abideleri'nin yolunu yaptırdıklarını belirterek, “Türk tarihinin en öncesine, en temeline şu dönem olarak sahip çıkıyoruz” dedi.

AK Parti Manisa Danışma Meclisi Toplantısı'na katılan Bakan Atalay, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde hem Hükümet hem de parti olarak başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere çok iyi bir strateji izlediklerini belirtti.

Bakan Atalay, şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanlığıyla ilgili ülkemizin vaktini, kaynağını ve enerjisini sarf ettirmedik. Biz Hükümetiz, biz icradayız. Hem yerel yönetim hem de genel yönetim olarak yapacağımız çok iş var. Onun için de gereksiz kısır tartışmalarla vaktimizi harcamadık. Çünkü Türkiye geçmiş dönemlerde boş yere çok enerji harcamıştır, enerjisinin büyük kısmını gereksiz siyasi tartışmalarla geçirmiştir. Ülkemizin en az vaktini harcadık. Biz işlerimizle uğraştık ve halen de öyle. Yürüteceğimiz hizmetler var. Günü geldiğinde mekanizmalar çalışıyor, karar verilecek ve bu da açıklanacak. Genel Başkanımız, Başbakanımız denetiminde partimizde gerekli çalışmalar, titiz çalışmalar yapılıyor. Zamanı geldiğinde açıklama yapılacak ve TBMM kararını verecek.”

Genel seçimlerin demokrasinin en önemli karar mekanizması olduğunu kaydeden Bakan Atalay, şunları söyledi:
“Bu seçim daha büyük önem kazanıyor. Niye, çünkü biz AK Parti Hükümeti olarak geldiğimiz günleri, devraldığımız Türkiye'yi unutmuyoruz. Bu seçim niye çok önemli? Tekrar o günlere dönmemek için, şu 4,5 yıllık kazanımı zayıflatmamak için çok önemli. Ülkemizin içeride ve dışarıda edindiği gücü, istikrarı ve huzuru yürütebilmek için önemli. Koalisyonların Türkiye'ye kaybettireceği çok şey var.”

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'nun, görevi devraldıklarında 600 trilyon lira kaynağı bulunmasına karşın 400 trilyon lira borcu olduğunu, bu fonun şu andaki kaynağının ise 1.5 milyar YTL olduğunu kaydetti.
Bu fonun trafik cezalarından televizyon reklamlarına kadar değişik gelirleri bulunduğunu dile getiren Bakan Atalay, “Trafik cezalarının yüzde 50'si bu fona gidiyor. Trafik suçu işlemeyin ama trafik cezası veriyorsanız da üzülmeyin. Çünkü bu anlamlı bir yere gidiyor” dedi.

ORHUN ABİDELERİ'NİN YOLU

TİKA aracılığıyla Türk cumhuriyetleri, Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika'da, Türkiye'nin komşusu ya da dostu, kardeşi olan ülkelere mali, insani yardımlar yaptıklarını kaydeden Bakan Atalay, bu kurum sayesinde hastaneler inşa edildiğini, eski Osmanlı kültür merkezlerinin restore edildiğini, Filistin'de Türk bayrağının dalgalandığı tek binanın TİKA binası olduğunu ifade etti.

Bakan Atalay, şöyle konuştu: “Orhun Abideleri'nin yolunu yaptırıyoruz. Türk tarihinin en öncesine, en temeline şu dönem olarak sahip çıkıyoruz. Temmuz ayında yolun açılışını yapacağız. Kırım Türklerinin konut projesini yapıyoruz. Bin konut yapıldı ve teslim edildi. Okullarını yapıyoruz. Hükümetimiz döneminde bu konu gerçekten çok ciddi ele alınmıştır. Sadece Türk cumhuriyetleri değil Balkanlar, Kosova, Makedonya, Batı Trakya, Arnavutluk, Bosna-Hersek ve daha sonra da Orta Doğu'da Filistin, Afganistan, Sudan gibi ülkelere bu programlarımız genişlemiştir. Türkiye büyük ülke olacaksa, bölgesinde daha güçlü olacaksa bunlara devam etmemiz gerekiyor. Kaynağımızı artırarak bunları sürdüreceğiz. Türkiye, Başbakanımızın ve Dışişleri Bakanımızın çabalarıyla dış dünyada adeta bugün yıldız ülkelerden, ekonomisi güçlenmiş ve prestiji artmış ülkelerden biridir.”

hürriyet

25 Mart 2007 Pazar

40 kişiyle Çin Sarayını basan Kür Şad

Göktürk prensi (Öl. 635). Göktürk Hakanı Çuluk Kağan'ın küçük oğlu. Babası, bir Çin prensesi olan, üvey annesi İçing Hatun (Katun) tarafından zehirletildi. Yerine geçen amcası Kara Kağan'ın düşüncesiz yönetimi ve kıtlık yüzünden, Türk ordusu, Çinlilere yenildi. Kürşad da esir edilerek, Çin'e götürüldü (630). Kara Kağan, Çin'de ölünce (634), Çinliler, kendi taraftarları olan Göktürk prensi Sirba'yı, Türk hakanı yaptılar. Sirba, Çin'e bağlanmayı kabul etti.
Türkler, gizlice çalışarak, kırk kişilik bir ihtilal birliği kurdular ve başına Kürşad'ı getirdiler. Kürşad, birlik başkanlığını, ihtilal başarıya ulaşırsa, imparator olmamak ve siyasetle uğraşmamak şartıyla kabul etti. İhtilalciler, Kürşad'ın kardeşinin oğlu İşpera'yı (İşbara), Türk kağanı ilan ettiler. Bu sırada Çin tahtında Tang'ların ikinci imparatoru Li-şih-min vardı. Türk ihtilal birliği başkanı Kürşad'ın planına göre, imparator Li-şih-min, önce esir edilerek Türk iline kaçırılacak, sonra da Çin sarayında esir bulunan Türk soyluları ve Çinlilerin elinde bulunan Türk topraklarıyla değiştirilecekti. Çin imparatorunun, her gece kılık değiştirerek başkent Çangan'da dolaştığı da, Türk ihtilal birliği tarafından biliniyordu. Ancak, kararlaştırılan gece şiddetli yağmur yağdı ve imparator, saraydan çıkmadı. Kürşad, ihtilal planını değiştirerek, imparatorun sarayına bir baskın yapmayı kararlaştırdı. O gece kırk Türk, Çin imparatorluk sarayını bastı. Yüzlerce Çinli muhafız öldürüldü. Ancak, imparator ele geçirilemedi. İhtilalciler, Çin başkentinden ayrıldılar. Fakat, büyük bir Çin ordusu, bunları takip etti. İhtilalciler, Vey ırmağı kıyısında durdular. Kabaran ırmağı geçemediler. Burada yapılan efsanevî savaşta, kahramanca dövüşen ve kendilerini koruyan Kürşad ve arkadaşları, birer birer ecel şerbetini içtiler.

Bu ihtilal, başarıya ulaşamadı, ancak, Türklerin içindeki istiklal ateşini yeniden alevlendirdi ve bir süre sonra Göktürk devleti yeniden kuruldu.

Not :Kür Şad bazı kesimlerce Türklerin bugüne kadar gelebilmesinin ilk ve en büyük nedeni olarak kabul edilmektedir.

26 Şubat 2007 Pazartesi

Dünyada Türkçe Konuşan Milletler


Atatürk‚ Sadri Maksudi Arsal’ın Türk Dili İçin adlı eserini okuduktan sonra‚ 1930 yılında şunları söylemişti: - Ülkesini‚ yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti‚ dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. ( Atatürk ismini kullanarak her türlü işleri becerenler neden güzel işler icraatlar yap(a)mazlar )
Türkçe konuşan kaç ülke var dünyada hiç merak ettiniz mi? Eğer merak ettiniz ise işte size bir kaynak. Bu kaynağıda Frankfurt Üniversitesi bizim için araştırmış. Nedense bu tür bilgileri İngiliz,Fransız,Alman enstitülerinde ve STK'larında görüyoruz. ( Atatürkçüler bu tür işlerle pek uğraşmıyorlar ! )

http://titus.uni-frankfurt.de/didact/karten/turk/turklm.htm

tıklayın ve Türk cografyasını görün

19 Şubat 2007 Pazartesi

TÜRK – YUNAN İLİŞKİLERİ


· Türk – Yunan ilişkilerinin tarihçesine baktığımız zaman anlaşmazlıklarla dolu bir ilişki görürüz. Bu anlaşmazlıkların sebepleri coğrafi, etnik, politik, ekonomik ve tarihi faktör içinde ele alınmıştır. Ülkelerdir. Coğrafi olarak her iki ülkede müşterek sınırları olan ülkelerdir. Ege denizinde bulunan bazı yunan askıları Türk Anavatanından sadece birkaç mil uzaklıktadır. Bu iki ülkenin sınırdaş olması, aralarında meydana gelen sınır çekişmeleri bugünkü Ege ve Kıbrıs anlaşmazlıklarını meydana getirmektedir.
· Ülkelerin öz kimliklerini incelediğimiz zaman zitnik olarak Türkler ve Yunanlılar değişik ırk ve dinlere sahiptirler. Türkler Müsülan, Yunanlılar ise Ortadoks Hıristiyandır. Aynı zamanda kültürleride birbirinden farklıdır. Değişik değer yargıları ve hayat anlayışları vardır.
· Bu iki ülkenin dış ilişkilerde izlediği siyasete ve politikalara baktığımız zaman Türkler Osmanlı İmpartorluğunun kaybına rıza göstermişler ve Mustafa Kemalin akıllı idaresi ile, Pan Türkizm veya Pan. Turanizm gibi genişleme ihtiraslarından vazgeçmişlerdir.
· Yunanlılar ise eski Yunan saygınlığını haklı çıkarmak zorunluluğunda imiş gibi, bir düşüncenin verdiği, memleketlerinin yetersiz kaynakları olan önemsiz bir devlet gibi muamele görmesinin sebep olduğu, aşağılık duygusu içinde kıvranarak, kendi komşularının zararına çalışarak, düşmanca iddealarda bulunmaktadır ve kendi kendilerini büyük gören sabit bir fikrin çılgınlğı içine düşmüşlerdir.
· Politik ve ekonomik olarak Yunanistan çok yakın zamana kadar Yunan yaşantısının derinliklerine kadar inmiş olan Ortadoks kilisesi ile köylü ekonomisine dayanan bir monarşik sistemden başka bir şey değildi. Diktatör yöneticiler gelmişler gitmişler fakat Yunan sosyal alt yapısı II. Dünya savaşında Alman istilasına rağmen hiç deyişmemiştir. Buna karşın Türkiye Kurtuluş Savaşını yapmış eski rejimi tamamen silen bir sosyal devrimi gerçekleştirmiş ve laikliği getirerek yeni bir devlet nizamı kurmuştur. Bundan başka Türkiye Yunanistana nazaran daha fazla kaynaklara ve daha iyi kalkınma hedeplerine sahiptir. Ayrıca güç dengesi bakımından Yunanistanla kıyaslanamayacak kadar bir nüfus potansiyeline ve yüzölçüme sahiptir.
· Şimdi Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin ve Anlaşmazlıkların çerçevesini oluşturan konulara başlıklar halinde bakacak olursak.
1-HAVA SAHASI KONTROLÜ
· Her iki devletin NATO’ya girmesinden sonra, karşılıklı anlaşma ile Ege Denizi Hava sahasının Teknik Kontrolünün Yunanistan tarafından sağlanması kararlaştırılmıştır.
· 1950 yılında İstanbul’da yapılan uluslar arası Havacılık Toplantısı ile Ege Denizinin üzerindeki hava sahasının teknik kontrolü bu ülkeye bırakılmıştır. Ancak Yunanistan bu hattı bir hava egemenliği olarak kabul etmiştir. Türkiye 1974 kıloru Barış hareketinden sonra bu hava sahasını emniyet bölgesi ilan etmiştir. Yunanistanda karşılık olarak Ege Denizi hava sahasını yabancı, sivil ve askeri trafiğe kapatmıştır. Bölgeyide “tehlikeli bölge” ilan etmiştir. Sonradan sadece sivil Trafiğe açılabilmiştir. 1944 Şikago Sivil Havacılık Anlaşmasının 1. Ve 2. Maddeleri, ulusal hava sahası olarak ülkelerin toprakları ve karasuları üzerindeki hava sahasını kabul etmesine rağmen bu ülke, bu sahanın kendisi çin 10 mil olduğunu ileri sürmektedir. Bu durum iki ülke arasında devamlı olarak hava ihlalleri olarak adlandırılan anlaşmazlıklara neden olmaktadır. Hukuki bir ülkenin karasuları ile hava sahası sınırları örtüşmelidir. Ancak 1931’den bu yana önce 3 sonra 6 millik Yunan karasuları ile 10 millik Hava Sahası arasındaki mevcut bu fark Türkiye farkından ilk kez 1975 yılında sorun olarak dile getirilmiştir. Yunanistanın Egeyi sahiplerine niyetleri sorgulamaya başlanmıştır. Hava sahası sorununun pratik bir sonucu olarak Türk savaş uçakları Yunan hava sahasını 6 mil olarak kabul etmekte, yani 6 mil ile 10 mil arasındaki 4 millik fark Türk savaş uçaklarının uçuş alanına girmekte, Yunanistan ise bunu her defasında egemenlik ihlali ve açık tehtit olarak değerlendirmektedir.
2- KITA SAHANLI
· 1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansında, Egedeki Adaların sahilden işletmeye elverişli yere kadar olan bölümü o adaların kıta sahankırı olarak belirlenmiştir. Ancak, TürkiyeEge’den çıkacak denizaltı zenginliklerinden yararlanamayacağı anlamına gelen bu durumu kabul etmemiştir. Yunanistan ise karşıt görüştedir ve Adaların çevresinin bir kıtasahanlığı oluşturduğunu idda etmektedir. Türkiye buduruma önlem olarak 1958 Cevnevre antlaşmasına bir taraf o inandığı gibi Birleşmiş milletlerdeki UNCLOS Deniz Hukuku konferansında onaylanmamaktadır. Bu konferansı başka ülkede onaylamamıştır. Türkiye, Ege Denizinin özel durumunun iki ülkenin karşılıklı olarak ele almasını istemektedir. Ege kıta sahanlığı sorun, 1970-80 ve 90 larda yaklaşık 10 yıl içinde iki ülkeyi 3 defa krize sürüklemesi bakımından iki ülkenin çözümlemesi gereken önemli bir sorundur.
· Kıta sahanlığı sorununun bir çözüme kavuşmamasının en büyük nedeni ülkelerin bu konuda savundukları tezlerin birbiriyle zıtlık göstermesinden meydana gelmektedir.
· Bir sahidar devletin, kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısının dibi ve dip altı olarak tanımlanan kıta sahanlığının sınırları genelde karasularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı hattan itibaren 200 deniz milidir. Kıta sahanlığı anlaşmazlığının nedeni kıta sahanlığının tanımından kaynaklanan anlaşmazlıktan değildir. Anlaşmazlığın nedeni sınırlandırmanın hangi ilkelere göre yapılacağı, adaların göz önüne alınıp, alınmayacağı ve sınırlandırmanın kim tarafından yapılacağı gibi konulardaki fikir ayrılıklarından kaynaklanmaktadır.
· Bu açıklamadan sonra Yunanistanın savunduğu tezine bakacak olursak. Yunanistan 1958 Kıta sahanlığı sözleşmesi ve 1982 Birleşmiş Milletler Deniz hukuku sözleşmesine dayanarak Adaların Yunanistanın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve adaların kıta sahanlığının bulunduğunu öne sürmektedir. Ege kıta sahanlığının belirlenmesinde tüm Yunan adalarının göz önünde bulundurulmasını ve konunun uluslar arası Adalet Divanının çözmesini istemektedir.
· Türkiye’nin savunduğu tez ise Ege kıta sahanlığının belirlenmesinde adalara öncelik yada eşit ağırlık verilmesi durumunda Anadolu kıta sahanlığının yok varsayıldığını söylemektedir. Yani, zaten Anadolu karasının uzantısı içindeki adaların kıta sahanlığı oluşturması Türkiye’nin zaten kıta sahanlığı kabul ettiği bölgenin 3 Yunanistan eline geçmesi anlamına gelmektedir. Bunun için Türkiye Yunanistanın bu tezini kabul etmemekte ve Egenin özel konumu itibariyle sorunun karşılıklı olarak muzakerelerle çözümlenmesini istemekte Yunanistan ise Egenin coğrafi ve jeolojik özelliklerini yok sayarak yani hakkaniyet ilkesini çiğniyerek adaların kıta sahanlığının olduğunun kabul edilmesini istemektedir. Sonuç olarak Ege sorunu iki devletin de taviz vermez tutumu ve siyaseti sonucunda çözümlenmesi güç sorunlar olarak karşımızda durmaktadır. Ege sorunun çözümlenmesi bir tarafın taviz vermesiyle mümkün olabilecektir. Ancak bu taviz elinizdeki kozların kaybedilmesi anlamına geldiği için iki ülkede buna yanaşmamaktadır.
3- KIBRIS
· Yunanistanın yayılmacı politikasının belirgin bir örneği olduğu nedeniyle Kıbrıs ayrı bir inceleme konusu yapılacak niteliktedir.
· Kıbrıs Yunanistanın ulusal Hedefleri ve Enosis içindedir. Bunuda geçmişte göstermiştir. Bunun en belirgin örneği Yunanistanın 15 Temmuz 1974 günü adaya fiile, müdahele ederek bir hükümet darbesi gerçekleştirmesidir. Bu darbenin macı adayı Enisis planına göre ele geçirmektir. Bu gelişmeler sonucunda darbeden hemen sonra dönemin başbakanı Ecevit “Ortak Girişim” konusunu görüşmek üzere Londraya gitmiş ve İngiltereyle konu hakkında görüşülmüştür. Adadaki durum ve bu duruma ortak hareket biçimleri üzerinde durulmuş, ancak ingiltere askeri müdaheleyle değilde adanın darbe incesi durumuna nasıl getirilmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Türkiye ise adadaki Türkelrin güvencesinin garanti altına alınmasını istemiş ama İngiltere’nin yavaş hareketleri sonucu dönemin başbakanı Ecevit Türkiye’nin adadaki durum nedeniyle kaybedecek zamanı olmadığından Kıbrıs mütelesi konuşulmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda Ecevit dönemin siyasi partileriyle görüşmüş ve durum hakkında bilgi vermişti. Garantör devletin yetki ve yükümlülükleri belirtilmiş ve yunanistanın müdehaleci bir devlet olduğu belirtilmiş. Bu yetkisini adadaki Anayasal düzeni koruması şeklinde kullanmak yerine bu yetkiyi kötüye kullandığı belirtilmiş ve askeri müdehalenin kaçınılmaz olduğu belirtilmişti ve askeri müdehale Ecevit’in verdiği isim adı altında yani Kıbrıs Barış Harekatı adı altında başarıyla yapılmıştır.
· Kıbrıs kara harekatı Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğün korunması ve Yunan emellerinin, gerçekleştirilmemesi bakımından önemlidir. Amacı itibariyle tamamen Kıbrıstaki Türk Halkının haklarının korunması ve sağlanması bakımından savunma niletiği taşır.
4- ADALARIN SİLAHLANDIRILMASI
· 1923 Lausanne antlaşmasıyla Doğu Ege Adalarının 1947 Parry Antlaşması ile 12 Adaların silahtan ve silahlı kuvvetlerden arındırılması öngörülmüştür. Yunanistan Doğu Ege Adalarını 1960’ların başından itibaren yeniden silahlandırmaktadır. Türkiye ilk kez 1964’de Rodos ve İstanköydeki askeri yığınaklara karşı Yunanistana bir protesto notası vermiştir. Ama Yunanistan o tarihte böyle bir girişiminin olmadığını söylemiştir. Ancak 1969 yılında Limanın silahlandırılmalarıyla ilgili olarak Türkiye’nin verdiği notaya karşılık Yunanistan bu kez silahlandırma yaptığını kabul etmiş ve Montro Boğazlar Sözleşmesine atıfta bulunarak buna hakkı olduğunu söylemiştir.
· Yunanistan Montrö Boğazlar sözleşmesinin Lozan Boğazlar sözleşmesini hükümsüz kıldığını iddea etmektedir. Montro Boğazlar sözleşmesinde adaların silahlardan arındırılmasıyla ilgili bir hüküm bulunmaması nedeniyle Lozan Boğazlar sözleşmesi hükümsüz hale gelmekte ve Yunan adalarının silahlandırılması meşrulaştırılmak istenmektedir.
· Türkiye’nin görüşüne göre ise Montrö Yunanistana böyle bir hak vermemektedir. Çünkü Montrö, Lozan Boğazlar sözleşmesinin Yunanistanı ilgilendiren bölümlerini ortadan kaldırılmaktadır.
· Türkiye’nin tezine göre Montröde söz konusu olan “yeniden” silahlandırma” Tüm Ege adalarıın değil açık bir biçimde yalnızca Türk egemenliğindeki Boğazlar Bölgesini kapsamaktadır. Montröde Yunanistanın egemenliği altındaki adaların yeniden silahlandırılması ile ilgili bir hüküm yer almamaktadır. Dolayısıyla Yunanistan’ın adaların silahlandırılmasına gerekçe olarak Montröyü göstermesinin hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Ama Yunanistan Türkiye’nin Montröyle kazandığı boğazlardaki silahlanma hakkını kendine göstermektedir.
· Sonuç olarak Türkiye açısından Boğazlardan Geçişi düzenleyen Montrö boğazlar sözleşmesi Yunanistan herhangi bir hak kazandırmaktadır.
PAN-HELENİK HÜLYA: BÜYÜK FİKİR (MEGALİ İDEA)
Yunan yayılmasının güç aldığı en büyük ukvvet Megali İdea’dır. Andreas C. Michalopoulos, OBE tarafından Megali İdea şöyle tanımlanmıştır:
“Gelecekte bir gün tüm Yunanlılar birleşecek ve büyük Yunanistan krallığının İyonya (Batı Anadolu)dan Trakya’yı, Küçük Asya sahillerini ve İstanbul’u da içine almak üzere Karadeniz’e kadar uzayacağı ümididir. Bu mağrur bir aydın fantazisi değil, bir rüya değil, Bizans İmparatorluğu’nu hortlatmak gibibir vahşi ideal değil, bu yabancı bir ırkın hakimiyetinden kurtularak hür olmak isteyen insanların sesidir.”
Bu tanımı yapana göre; bu hayal hemen gerçekleşmeyebilir ama yayılma, yavaş yavaş oluşacaktır.”
Yunanistan İşçi Kurumu temsilcisi Dr. Drakoulis, Ocak 1919 senesinde çok açık olarak şöyle söylüyordu:
“İzmir ve Atina Helenizmi, iki deniz feneri gibi gözükmektedir. Bu ışık merkezlerinden birinin neden Helenizm’den koparılması gerektiği fikri bir muammadır... Makedonya ve İstanbul, Teselya ile Girit gibi aynı yolu takip etmelidir. İstanbul Yunan devletinin başkenti olmalıdır.”
Son zamanların Yunanlı yazar ve politikacısı Panayotis Pipinellis de konuyu şöyle değerlendirmiştir:
“Yunanistan’ın oluş sebeplerinden biri de; tüm Yunan ırkının toplanıp biraraya gelebildiği milli bir milletler topluluğunun çekirdeği haline gelmesidir. Bizans İmparatorluğu’nun yeniden canlandırılma hülyası tüm Yunanlılar’ın kafalarındaki tek düşünce olmuştur.”!
Yunan basını bile, düzenli bir şekilde yalnız İzmir’in değil aynı zamanda, Trakya, İstanbul ve Türkiye’nin Karadeniz sahillerindeki trabzon’un Yunanistan’a ilhakı için tahriklerini yürüterek Yunan emperyalizmini aksettirmiştir. 13 Kasım 1918 tarihli Nea Hellas Gazetesi şöyle yazmıştır:
“Yunanistan’dan başka hiçbir devlet İstanbul’un varisi olduğunu iddia etme cesaretini gösteremez. Yegane doğru karar veya en zararsız olanı, Yunanistan sınırlarının İstanbul’u da içine alacak şekilde genişletilmesidir. Soruna diplomatlar tarafından bulunan yasa dışı çözümlere rağmen İstanbul, Yunanistan’a aittir ve bir gün yine Yunanistan’ın olacaktır.”
Aynı gazete, İstanbul’a ilaveten Kıbrıs, Epir, Onikiada, Trakya ve Küçük Asya’nın Yunanistan’a verilmesini istemişti.
Eleftheros Typos Gazetesi, Yunanistan7ın artık geçmişin küçük bir devleti olmakla devam edemiyeceğini vurgulayarak şunları ilave etmişti.
“Harbin, üzerimize yüklediği ağır sorumluluklara karşın, şayet sınırlarımız tüm Helenleri bir Yunanistan içinde toplayacak büyüklüğe sahip oluncaya kadar genişlemese, ekonomik olarak hayatta kalamayız.”
Buna mukabil İleftheron Vema Gazetesi’de bir başka deyişle şöyle ifade ediyordu:
“Trakya ve Küçük Asya’yı almayacağını söyleyen Yunanlı aklını kaçırmış olmalıdır.”
1920’lerde, Rizospastis Gazetesi hariç olmak üzere, bir tek gazete yoktu ki Yunan toprak isteklerini yazmasın. Halbuki aynı günlerde. Atina nezdindeki İngiliz Büyükelçisi Lord Granville, yunanistan hakkındaki gözlemlerini şöyle belirtmişti:
“Yunanistan’ın kendine ait toprakları bile idare etme yeteneği gösteremezken, milyonlara varacak kalabalık bir nüfusu idare etmek için gerekli olan akıl ve fedakarlığı gösterebileceği beklenemez. Bugün öğrenilmiştir ki hiç olmazsa İzmir’in zengin iş adamları ve hatta Yunanlı “reaya” (Osmanlı Yunanlıları) kendi anavatanları ile birleşmeyi istememektedirler.”
Yunan yayılmasının tehlikelerini daha evvelden sezmiş olan İngiliz subayı ve yazarı Harold Armstrong. “Yunanistan büyük olmak için kendini yukarı doğru itmeye zorlamaktadır.” Dedikten sonra şöyl edevam ediyor:
“Yunanistan’ı ne kadar çok görürsem, onun büyüklüğüne o kadar daha z inanıyorum. Yunanistan, zannederim her biri kolayca patlayabilecek baloncuklardan oluşan bir köpük dünyası üzernide yaşamaktadır. Örgütlenme yeteneği ve idare edebilme kabiliyeti yoktur. İşten ziyade lafın bol olduğu bir memlekettir.”
SONUÇ VE ÖNERİLER
Türk ulusal hedefi “Çağdaş Uygarlık”, çevreyi tedirgin edecek özelliği olmayan ulaşılabilir bir hedeftir. Ancak, Yunanistan’ın ulusal hedefi “Megali İdea” için bir engel durumundadır.
Yunan ulusal hedefi ise ulaşılabilir, sulhsever, hukuk ilkelerine uygun ve ulusal gücüyle uyumlu olmayan, bir slogan veya rüya durumundadır. Türkiye ile ilişkilerinde duygusal davranabilmekte, 1920 Anadolu serüveni gibi ansızın gelen zorlu bir duygunun etkisiyle şaşırtıcı eylemler yapabilmektedir. Ülkenin ulusal gücü bugünkü sınırlarını genişletmesine yeterli olmamasına rağmen, ortaya çıkabilecek ilk fırsatta saldırabilmenin hazırlıkları içindedir. Diğer bölümlerdeki bilgi ve değerlendirmeler göstermiştir ki Yunanistan, ulaşamayacağı ve savaşı gerektiren bir hedefe koşullandırılmıştır. Savaş ise Türkiye’nin ulusal hedefine ulaşabilmesinde büyük bir engel durumundadır.
Bu durumda Türkiye NE YAPACAKTIR? Yönetimimiz, Yunanistan ile ilişkilerini bir savaşa neden olmayacak şekilde düzenlemek için elinden gelen çabayı gösterecektir. NASIL’a gelince Türkiye, bu ülkeye özgü duygusallığı ve coşkuyu yatıştıracak şekilde barışçı ve kışkırtmadan uzak bir yöntem uygulayacaktır. Bu ülke ile ilişkilerde varolan dengesizliğin devamının ve özellikle bu ülke ile bir savaşın, ulusal hedefinin elde edilmesine geciktirici bir etki yapacağı daima hatırlanacaktır. Ancak, Yunanistan’ın geçmişte yaptığı gibi serüvenci bir saldırısına karşı yeterli önlemleri de alacaktır.
Türk-Yunan ilişkilerinin düzelmesi için, Yunanistan’ın yüzyıllardır şartlandığı ulusal hedefinden hemen bir ödün vermesini beklemek gerçekci bir tutum olmayacaktır. Esasen, bugünkü Davos sonrası yaklaşımın, Yunanistan tarafından gerçek bir gereksinimi karşılamak için benimsendiğini söylemek veya bir ödün olarak nitelemek yanlış olacaktır. Gelişimi bu incelemenin görüşmeler ve bildiriler bölümünde belirtilen Davos, çok yararlı, fakat sadece bir başlangıç ve Türkiye için NASIL’ın başarıya ulaşmasında etkili bir araçtır.
AT-Avrupa Topluluğu her iki ülke içinde, gerginliğin giderilip savaşın önlenmesinde etkili olabilecek bir kurumdur. AT’ye üye olmakla Türkiye, ulusal hedefine biraz daha yaklaşacak, üye Yunanistan ise zamanla, duygusallığı ve coşkusu azalarak, Türk-Yunan ilişkilerine koşullandırılmış bir “Hellen” gibi değil, kalkınmışlığın rahatlığına ermiş diğer AT üyeleri gibi bakabilecektir.
Her Türk ve Yunanlı, Atatürk’ün Ekim 1937 de Türkiye’ye gelen Yunanistan Başbakanına söylediklerini daima anımsamalıdırlar.
“ÜLKELERİMİZİN İYİ İLİŞKİLER İÇİERİSİNDE OLUŞU HER İKİ ÜLKENİNDE YARARINADIR. ZAMAN GEÇTİKÇE BU HUSUS DAHA İYİ ANLAŞILACAKTIR.”
KAYNAKLAR
1. BRITANNICAS COINCISE PISTURED ENCYCLOPAEDIA, VOLUME 6.
Overseas Edition, Compton Division of Britanica.
2. THE AEGEAN REALITIES
Published by The Association fo Journalist. İstanbul, 1987.
3. PORTRE ANDREAS PAPANDREU
Soven Lider. Cumhuriyet 1987.
4. ANDREAS’IN YENİ ZÜYÜ
Sami KOHEN, Milliyet 1987.
5. YENİ GELİR SİYASETİ
Stelyo BERBERAKİS, Cumhuriyet Kasım 1987.
6. GİRİT ADASINDA AYRILIKÇI HAREKET
Güneş, AA, 22 Kasım 1987.
7. ATİNA TERÖRÜN ORTAĞI
Reha Muhtar, Milliyet 1987.
8. NEYE GÜVENİYOR?
Sami KOHEN, Milliyet 1987.
9. YUNANİSTAN HAVA ALANLARI
Turhan AYTUL, Kamuran İNAN.

1 Ocak 2007 Pazartesi

AMERİKA'NIN BAĞIMSIZLIĞINA KAVUŞMASI VE MASONLAR

AMERİKA'NIN GERÇEK SAHİPLERİ KIZILDERİLİ KABİLELERİNİ İNSAN YERİNE KOYMAYAN BATILILAR, KRISTOF KOLOMB'UN KITAYA AYAK BASTIĞI 1492 YILINDAN SADECE 20 YIL SONRA, 1.000.000'DAN FAZLA KIZILDERİLİ ÖLDÜRMÜŞTÜR!.. KALANLARINI YA KURDUKLARI KOLONİLERDE KÖLE GİBİ ÇALIŞTIRMIŞ, YA DA AVRUPA'YA GÖTÜRÜP SATMIŞLARDIR!..
İKİ KOCA KITA, KISA ZAMANDA DÖRT DEVLET TARAFINDAN SÖMÜRGELEŞTİRİLDİ: İSPANYA, PORTEKİZ, FRANSA VE İNGİLTERE.
İSPANYA İLK KOLONİSİNİ 1565 YILINDA KURMUŞTU!.. PORTEKİZ HEMEN SONRA!.. FRANSA İSE 1604'DE YERLEŞİM MERKEZLERİ OLUŞTURDU. 1608 YILINDA BUGÜNKÜ QUEBEC ŞEHRİNİ KURDU... İNGİLİZLER HEMEN ARKALARINDAN GELDİ VE 1607'DE VIRGINIA'YA YERLEŞTİLER... PORTEKİZ'İN FARKI GÜNEY AMERİKA'YA SEÇMESİ İDİ!
O DÖNEMİN EN BÜYÜK DEVLETİ OLAN OSMANLI İMPARATORLUĞU İSE, BELKİ DE TARİHİNİN EN BÜYÜK HATASINI YAPMIŞ, KRISTOF KOLOMB'DAN İTİBAREN GELİŞMELERİ TAKİP ETMESİ GEREKİRKEN, AKDENİZ'İ BİR "TÜRK GÖLÜ" YAPMAKLA YETİNMİŞTİ.
TÜRKLERİN BU HATASINI HEM OSMANLI DEVLETİ, HEM DE KIZILDERİLİLER ÇOK PAHALI ÖDEDİLER.
1600 VE 1700'LÜ YILLARDA SÖMÜRGECİ DEVLETLER ARASINDAKİ SÜRTÜŞME DAHA ZİYADE İNGİLTERE VE FRANSA ARASINDA CEREYAN ETTİ. HER İKİ DEVLET DE KENDİ GÖÇMENLERİNİN VE ASKERİ GÜÇLERİNİN AZLIĞI SEBEBİYLE KIZILDERİLİLERİ DEVREYE SOKTULAR... DEĞİŞİK KABİLELERE SİLAH VEREREK KARŞI TARAFI VE ONLARI TUTAN KIZILDERİLİLERİ ÖLDÜRMEYE TEŞVİK ETTİLER.
KAFA DERİSİ YÜZME ÂDETİ, İŞTE BU DÖNEMDE, BEYAZLARIN KIŞKIRTMASI İLE ORTAYA ÇIKMIŞTIR!.. YANİ, ASLINDA BİR "VAHŞİ" KIZILDERİLİ GELENEĞİ DEĞİLDİR!.. İNGİLİZLER, KENDİ TARAFTARI KIZILDERİLİLERİN FRANSIZ ÖLDÜRDÜĞÜNÜ İSPAT ETMESİ İÇİN CESEDİ DEĞİL DE, SAÇINI GETİRMESİNİ İSTEDİLER... GETİRDİKLERİ KAFA DERİSİ SAYISINA GÖRE ONLARI ÖDÜLLENDİRMEYE BAŞLADILAR!.
BAĞIMSIZLIKTAN SONRA DA BU ÂDET AMERİKAN KANUNLARINA GİRDİ. KIZILDERİLİ KAFA DERİSİ GETİREN HER BEYAZA, 25$ ÖDÜL VERİLECEĞİNE DAİR HÜKÜM KONDU!..
BİR MÜDDET SONRA AFRİKA'DAN KÖLE GETİRMEYE BAŞLADIKLARINDA, YASALARINA BİR BAŞKA MADDE EKLEDİLER: ZENCİLERİN OKUMA-YAZMA ÖĞRENMESİ YASAKLANDI!.. GİZLİCE OKUMA-YAZMA ÖĞRENEN ZENCİNİN ELİ KESİLİYORDU!..
İŞTE BİZİ MEDENİLEŞTİRMEYE ÇALIŞAN BATILILAR, KENDİLERİ BUKADAR VAHŞİ İDİLER!..
ÇİFTE STANDARDI GÖREBİLİYOR MUSUNUZ?.. MÜSLÜMANLARI, BİR SUÇ OLAN HIRSIZLIKTAN DOLAYI EL KESMEKLE SUÇLAYAN BATILILAR; EN TABİİ İNSANLIK HAKKI OLAN EĞİTİMİ ZENCİLERE YASAKLIYOR, BU HAKKI KULLANANLARIN ELİNİ KESİYORDU!.. KIZILDERİLİLERE KAFA DERİSİ YÜZMEYİ BEYAZLAR ÖĞRETİYOR, SONRA ONLARI VAHŞETLE SUÇLUYORLARDI!
DAHASI VAR!.. 200 YIL KADAR SONRA, YANİ 1800'LERDE HİNDİSTAN'I SÖMÜRGELEŞTİREN İNGİLİZLER, KENDİ KUMAŞLARINI DAHA FAZLA SATABİLMEK İÇİN HİNTLİ DOKUMA TEZGÂHI USTALARININ BAŞPARMAKLARINI KESECEKLERDİ!.. HİÇ BİR SUÇLARI YOKKEN!.. ÇALIŞAMASINLAR DİYE!..
AYNI ZALİM BATILILAR, BU SEFER ALMAN KILIĞINDA, GÜNÜMÜZDEN SADECE 60 YIL ÖNCE İNSANLARIN DERİSİNİ YÜZECEK, VE ÇANTA-BAVUL YAPACAKTI!..
İŞTE O YÜZDEN "BATILI" DENDİ Mİ, TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLUR!.. HELE ONLARDAN "İNSANLIK" ÖĞRENMEYE KALKAN AYDIN BOZUNTULARINI TEKMELEMEK İSTERİM!..
HER NEYSE... ZAMAN İLERLEDİKÇE KITAYA YERLEŞEN İNGİLİZLER VE ONLARLA BİRLİKTE YAŞAYAN AVRUPALILAR, SAYILARI 13'Ü BULAN KOLONİNİN İNGİLTERE KRALLIĞI'NA BAĞLI OLMASINI, BU YÜZDEN İNGİLTERE'YE VERGİ ÖDEMEYİ HAZMEDEMEZ OLDULAR!.. ÇÜNKÜ 1750'LERDE İNGİLTERE BU KOLONİLERİN BAŞINA DESPOT BİR VALİ GÖNDERİP, HARAÇ ALMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMAZ OLMUŞTU.
İLK AYAKLANMA 1765 YILINDA İNGİLTERE'NİN ALDIĞI HARACI, YENİ BİR "DAMGA PULU KANUNU" İLE ARTTIRMAK İSTEMESİNDEN ÇIKTI.
1767'DE İNGİLTERE, BU KEZ "TOWNSHEND KANUNU" İLE ÇAYA VE DİĞER BAZI MALLARA VERGİ KOYDU!.. AMA TEPKİLER ÜZERİNE KANUNU GERİ ALDI. ANCAK 1772'DE KRAL III. GEORGE, KONUYU PRESTİJ MESELESİ YAPARAK TEKRAR GÜNDEME GETİRDİ. BUNUN ÜZERİNE BOSTONLULAR BİR İNGİLİZ GEMİSİNİ BASARAK ÇAYLARI DENİZE DÖKTÜLER!.. KRAL DA CEZA OLARAK "BOSTON LİMANI KANUNU"NU YAYINLADI. BU DA BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA OLDU!..
VİRGİNYA, BÜTÜN KOLONİLERİ "AMERİKA'NIN BİRLEŞİK MENFAATLERİ"Nİ SAVUNMAK ÜZERE TOPLANTIYA DAVET ETTİ... 5 EYLÜL 1774'DE FİLEDELFİYA'DA BİR KONGRE TOPLANDI. G. WASHINGTON, B. FRANKLIN VE J. ADAMS DA BU KONGREDE DELEGEYDİLER.
SAVAŞ 1775 YILINDA BAŞLADI VE 1776'DA THOMAS JEFFERSON'UN KALEMİNDEN ÇIKMIŞ OLAN "BAĞIMSIZLIK BEYANNAMESİ" KONGRE TARAFINDAN KABUL EDİLDİ... AMERİKALILAR, BATI AVRUPALILAR VE BİZİM ZİBİDİ AYDINLAR BU BEYANNAMEYİ BÜYÜK BİR "İNSAN HAKLARI" BEYANNAMESİ KABUL EDERLER!.. HALBUKİ ESAS KÖLECİLİK VE KIZILDERİLİ SOYKIRIMI BU TARİHTEN SONRA BAŞLAMIŞTIR!.
BAŞLANGIÇTA KOLONİ ORDULARI SÜREKLİ İNGİLİZLERE YENİLİYORDU.
NİHAYET 1777 YILINDA SARATOGA'DA İNGİLİZLERİ YENDİLER. İNGİLİZ KOMUTANI 6000 KİŞİLİK ORDUSUYLA ESİR ALINDI...
O DÖNEMDE DAHİ AMERİKA KITASINDAKİ SAVAŞLAR, OSMANLI DEVLETİ'NİN BAZEN YARIM MİLYONA VARAN ORDUSU SEVİYESİNDE OLMAKTAN ÇOK UZAKTI...
BU ZAFER ÜZERİNE FRANSA VE İSPANYA, AMERİKA'NIN SAFINDA SAVAŞA GİRDİ... AMERİKA'NIN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ SIRASINDA FRANSA'DA KRAL, XVI. LUİ İDİ VE İNGİLTERENİN BAŞINA GELENLERE ÇOK SEVİNMİŞTİ!.. ÇOK GEÇMEDEN KENDİSİNİN DE AYNI SIKINTALARA DÜŞECEĞİNİ NASIL BİLEBİLİRDİ Kİ ?...
NİHAYET 1781'DE İNGİLİZ ORDUSU VİRGİNYA'DA TESLİM OLDU... 1783 YILINDA DA BARIŞ İMZALANDI... İNGİLTERE, AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNİN BAĞIMSIZLIĞINI TANIDI... FRANSA'DA KENDİ BAŞARISININ SEMBOLÜ OLARAK, NEW YORK'TAKİ O MEŞHUR HÜRRİYET HEYKELİNİ "HEDİYE" GÖNDERDİ!..
HÜR VE BAĞIMSIZ BEYAZ AMERİKALILAR, KÖLE ZENCİLERİ ÖLESİYE ÇALIŞTIRMAYA, KIZILDERİLİLERİ DE SON FERDİNE KADAR KIRMAYA KOYULDULAR!..
İŞTE BUGÜN DÜNYADA DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI HAVARİSİ KESİLEN AMERİKA, İNGİLTERE VE FRANSA; BUGÜNKÜ "MEDENİYET"LERİNİ BU ZİHNİYETE BORÇLUDURLAR!
ÖNEMLİ SAYFALAR
FRANSIZ iHTiLALiNDE MASONLAR
iÇiNDEKiLER
_________________________________
BU MÜCADELEYİ SÜRDÜREN İSİMLERİN HEMEN HEPSİ MASONDU! G. WASHINGTON, B. FRANKLIN, T. JEFFORSON, VE DAHA SONRAKİ BAŞKANLARDAN A. LINCOLN, ROSEVELT, TA CLINTON'A KADAR... HEPSİ MASON TEZGÂHINDAN GEÇMİŞLERDİ!..
FRANSA'DAKİ BÜTÜN MASON LOCALARININ BÜYÜK ÜSTADI RADECLYFFE'İN ELÇİLERİNDEN OLAN A. RAMSEY'İN KURDUĞU FİLADELFİYALILAR TARİKATI'NIN, BU İHTİLALCİ AMERİKALILARA DESTEK VERDİĞİ AÇIKTIR...
FİLADELFİYA'DA TOPLANAN İLK KONGREDE İNGİLTERE'YE KAFA TUTMA KARARININ ALINMASI, HERHALDE TESADÜF DEĞİLDİ!.. BENJAMIN FRANKLIN'İN DE SIK SIK AVRUPA'YA GİTTİĞİ BİLİNMEKTE AMA ORADA NE YAPTIĞI KONUSUNDA FAZLA BİR BİLGİ BULUNMAMAKTADIR.
BURADA İLGİNÇ OLAN HUSUS, 1717'DE İNGİLTERE'DE TEŞKİLATLANAN İLK "MASON" ADLI KURULUŞ İLE, 1725'DE FRANSA'DA KURULAN MASON TARİKATI'NIN BİRBİRİNE DÜŞMAN OLMASIDIR... BUNUN SEBEBİ REKABET OLABİLİR...
HELE RADECLYFFE'İN İNGİLİZ OLMASINI, İSKOÇYA AYAKLANMASINA KARIŞMASINI, STUART HANEDANINI İNGİLTERE TAHTINA OTURTMAYA ÇALIŞMASINI, SONRA DA KAÇIP PARİS'DE FRANSA MASON TEŞKİLATINI KURMASINI, VE NİHAYET İNGİLTERE'DE YAKALANIP BAŞININ KESİLMESİNİ DÜŞÜNÜRSEK, OLAYIN KARMAŞIKLIĞI ORTAYA ÇIKAR.
AMERİKA EYALETLERİNE BAĞIMSIZ GELDİ AMA, ZENCİLERE, KIZILDERİLİLERE, ÇİNLİLERE BİR YARARI OLMADI!.. NE A.B.D.'NİN SÖZDE İNSAN HAKLARINA DAYALI BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ, NE DE FRANSIZ İHTİLALİ'NİN HÜRRİYETİ; AMERİKA'DA, AFRİKA'DA, ASYA'DA GEÇERLİ DEĞİLDİ!...
İNSANLARIN HÜRRİYETİ, EŞİTLİĞİ VE KARDEŞLİĞİ DE ONLAR İÇİN GEÇERLİ DEĞİLDİ!..
ABD'Lİ BEYAZLAR DA, FRANSIZ İHTİLALCİLER DE, ONLARDAN SONRA GELEN AVRUPALI İDARECİLER DE, FRANSIZ İHTİLALİNİN SONUÇLARINI SAVUNURKEN, ASLINDA KENDİ HÜRRİYET VE EŞİTLİK KAVGALARINI YAPIYORLAR, İNSAN HAKLARINI KÂĞIT ÜZERİNDE UYUMAYA TERKEDİYORLARDI. TIPKI ŞİMDİKİ HELSİNKİ SENEDİ, AGİK BİLDİRİLERİ, AVRUPA BİRLİĞİ'NİN SÖZDE İNSAN HAKLARI TALEPLERİ GİBİ!..
MESELA FRANSA HÂLÂ KORSİKA VE YENİ KALEDONYA'DAKİ BAĞIMSIZLIK HAREKETLERİNİ BASTIRIRKEN, HATTA SÖZDE BAĞIMSIZ FİLDİŞİ SAHİLİ'NDE BULUNDURDUĞU ASKERLER İLE KATLİAM YAPARKEN; TÜRKİYE'YE, "KÜRTLERE, ERMENİLERE TOPRAK VER, ERMENİ SOYKIRIMINI TANI" DİYEBİLİYOR!.. BU DA MASON ZİHNİYETİNDE TA BAŞINDAN BERİ VAROLAN BENCİL YAKLAŞIMINDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.
AYNI ŞEY MASONLAR İÇİN DE GEÇERLİDİR!.. ARTIK HEMEN HERKES KABUL ETMEKTEDİR Kİ, MASON LINCOLN ZENCİLERİ SEVDİĞİ İÇİN DEĞİL, UCUZ İŞÇİ KULLANARAK GÜÇLENEN GÜNEY EYALETLERİNİ ÇÖKERTMEK İÇİN AMERİKAN İÇ SAVAŞINA GİRİŞMİŞTİR.
EĞER LINCOLN VEYA ONDAN SONRA GELEN MASON BİRADERLER, GERÇEKTEN İNSANİ FİKİR VE DUYGULAR İLE "İNİSİYE" OLMUŞ OLSALARDI, NE KIZILDERİLİLERİN NESLİ YOKOLMA NOKTASINA GELİRDİ, NE DE ZENCİLERİN SIKINTILARI BUGÜNLERE KADAR YANSIRDI.

Kaynak : http://www.angelfire.com/de3/dumrul/page1.html

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik