hrant dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hrant dink etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2007 Salı

‘Derin devlet değil, derin içgüdü!’

1975 ile 2005 yılları arasında 30 yıl Milli Güvenlik Kurulu’nda danışmanlık yapan ve “Kırmızı Kitap” denen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin mimarı Mustafa Ağaoğlu’na göre Hırant Dink cinayetinin arkasında çok profesyonel bir örgüt var!

Cinayeti tarikat kadrolaşması yüzünden Emniyet’in değil ancak MİT ve Jandarma istihbaratının çözebileceğini söyleyen Ağaoğlu, “Tetikçiyle değil gönül bağı, hiçbir bağ kurmayacaksınız. Verirsiniz parasını, işini yapar, bırakırsınız” diyor. MGK’nın 30 yıllık “kara kutu”su Ağaoğlu’nun, Aktüel dergisine verdiği önemli cevapları aktarıyoruz…

“Başbakanın yaptığı gibi derin devlet tanımı olmaz. Derin devlet, her devlette var. Her devletin, tabii kendi vatandaşlarına karşı değil ama, dış tehdit veya dış istihbarat kuruluşlarına karşı kendini koruma zorunluluğu var ve kendi içinde bunun tedbirlerini alır. Bunu yapmazsa uluslararası arenada hayat hakkı kalmaz. ‘Dost’ ülkelerin istihbaratı dahi aleyhinizde birçok faaliyette bulunur.”

“Devletin yaşam hakkı için gerçekleştirdiği gizli fonksiyon ve eylemleri diyelim. Osmanlı’da da vardı, bugün da var.Her ülke bunu yapar. Ama Türkiye’de nedense değişik algılanıyor.”

Ecevit’in teşhisi yanlıştı…

“Bülent Ecevit, Özel Kuvvetler’in ABD’den alınamayan bütçesinin merkezden karşılanması talebini kontrgerilla değerlendirmesiyle sundu halka. Ama değildi! Derin devletin ilk teşhisi denen bu teşhis baştan yanlıştı. Ve sonrasında yaşanan bir çok gelişme bu yanlış teşhis üzerine inşa edildi. Zaman içinde Ecevit de gördü onun devletin bir kolu olduğunu.”

Derin içgüdü…

Bu yapılanma asla ülke savunması kapsamında kendince vatan haini gördüğü vatandaşları katmadı. Asla! Böyle birşeye yetkisi yok, yapmamıştır da.. Derin devlet ya da daha doğru tanımıyla devletin gizli yanı, kendini savunma refleksi ve içgüdüsüdür. ”

Tek istisna 6-7 Eylül’dür, konuşamam…

“Bunun tek istisnası 6-7 Eylül olaylarıdır. Olayların başlamasına sebep olan, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atılması, tamamen bizim Emniyet’in bünyesinde görevli bir elemanıyla gerçekleştirdiği bir operasyonuydu. Ama bu konuda daha fazla ayrıntıya giremem.”

Çakıcı’ya selam…

MİT’in eski İstanbul Bölge Başkanı Nuri Gündeş’in, NTV’deki “Neden” programında Çatlı’dan “Abdullah” diye bahsetmesi, Çakıcı’ya selam göndermesi… “Orasını bilemem, gizli kalması gereken bilgiler bunlar. Onu da aşar. Çünkü devlet politikasından bahsediyoruz. Belki 50 sene sonra açıklanır. Kendisi bu tip ilişkilere girmiş olabilir, bir şey diyemem. Yapmışsa suç işlemiştir ve yargılanmalı. Benim bildiğim, bırakanacaksınız tetikçileri. Tetikçiyle değil gönül bağı, hiçbir bağ kurmayacaksınız. Verirsiniz parasını, işini yapar, bırakırsınız.”

Dink cinayetinin arkasındaki…

“Papaz Santoro cinayeti, Danıştay baskını ve Dink suikastının aynı yapıdan çıktığına dair ciddi emarelar var. Türkiye’de çok iyi organize olmuş, çok profesyonel bir organizasyon! Kendini çok iyi gizliyor ama ne olursa olsun ortaya çıkarmak lazım. Devletin istihbarat teşkilatları işin içine girip çözmeli.”


25 Şubat 2007 Pazar

BİZİM BAŞIMIZA GELENLERDE YAHUDİ PARMAĞI VARDI


Hrant Dink Cinayeti hakkında her şey yazıldı çizildi. Fakat Hrant Dink'in "Ermeni soykırımı" hakkındaki düşünceleri kargaşa içinde kayboldu gitti.
Oysa Hrant Dink'in ağzından asla "Ermeni soykırımı" diye bir kelime çıkmadı. O bunu hiç söylemedi.
Nuh Gönültaş
O sadece bir kurban ne yazık ki!
Hrant Dink ile ölmeden önce yapılan son röportajlardan birini Aydoğan Vatandaş yaptı.
Bu röportaj Vatandaş'ın "Asala Operasyonları aslında ne oldu" adlı kitabında yer aldı.
Burada Hrant Dink, Ermenilere uygulanan tehcirin arkasında Saray döner sermayesine hakim olmaya çalışanların olduğunu söylüyor ve tabii ki Ermeniler ile Yahudiler arasındaki ekonomik çekişmeye dikkat çekiyor!
Bu nokta çok önemli. Hatta o zamandan bu yana Türk Derin Devleti içinde yapılanan, ittihat ve terakki geleneği ile birlikte bu günlere kadar gelen yapının ermeni tehciri konusundaki yoğun etkisini bir ermeninin dile getirmesi önemli olmalı.
Bakın ne diyor Hrant Dink:
"Ben buna Almanları muhakkak katarım. Rusları kesinlikle katarım ve Amerika'yı da kesinlikle katarım. Bütün bunların hakikaten o zaman, yeni bir fil gibi etrafı yıkıp geçen o yöntemlerinin çok etkili payının olduğunu düşünüyorum. Hatta bana sorarsanız baş sorumluydular derim. Ama tabi bunun içerisinde, Türkler demeyelim, o zaman Osmanlı'nın İttihat ve Terakki yönetiminin çok net olarak içindeki bu lider kadrolarının o gün artık kafalarında oluşturdukları ve hakikaten buna ilişkin destek de buldukları politikayı hayata geçirmelerinde özellikle Almanların ve Avusturya Macaristan imparatorluğunun çok büyük rolünün olduğunu biliyorum. Belgelere bakınca herşeyi ne olarak görüyorsunuz. "
"Abdülhamit reform sözü veriyor Ermenilerle ilgili. Bunları yapmak için bir takım çabalar içerisine bazen giriyor ya da girmiyor. Ama girmemesinde bir de bakıyorsunuz Almanların ya da Avusturya'nın etkisi çok büyük. Bu reformları uygulamana gerek yok diyorlar mesela. Oysa belki o reformlar uygulansa bu kapışma o noktalara varmayacaktı. Ya da İngilizler ya da Fransızlar böyle, bu topraklara üstten bakan bir bakışla dayatmacı bir bakışla bir tür hamilik rolüne soyunarak burada yaşayan bir takım hristiyan kesimlerin hayatıyla oynamayacaklardı. "
Dink, konuyu ne kadar sarih bir biçimde ortaya koyuyor. Konu tehcirde Sabetaycıların etkisine geliyor:
"Bugün Ermenilerin içselleştirdiği tarihe baktığınız zaman da hakikaten bir Alman mililter gücünün arasında da Almanya'daki Yahudi sermayesinin var olduğu dile getirilir... Ben Sabetaycılık gibi şeylerin de içine çok girmek istemiyorum. Evet, bahsettiğiniz İttihat ve Terakki liderlerinden bir kaçının, Dr. Nazım gibi falan, bunların Sabetay Sevi, yani işte yahudilikten dönme müslüman Yahudiler olduğunu söyleyen görüşlerde var.
"Biliyorsunuz saray olgusu vardı, ve saraya ekonomik olarak hakim olma meseleside o dönem Osmanlı içerisinde yaşayan Ermenilerle Yahudiler arasında önemli bir yarışmaydı. Öyle kimi zaman Yahudiler, sarayın ekonomisine, ekonomik döner seknayesine bir tür sahip olabiliyordu. Bazen Ermenilere kızardı padişah Abdülhamit, yayınlardı fetva, işte bundan sonra osmanlı devlet ihalelerine ermeniler girmeye gibi şeyler. Böyle Ermenilerle Yahudiler arasında sarayın döner sermayesine hakim olma, ticarete hakim olma gibi bir dipten giden yarışın olduğu bir vaka....
Ermeniler şöyle bir şey söylerler onu çok açık yüreklilikle söyleyim, "Aslında bizim başımıza gelenlerde Yahudilerin parmağı vardı" diye bir cümleyi kullanırlar..
Aydoğan Vatandaş'ın bu kitabı oldukça doyurucu bir eser olmuş. Hrant Dink röportajı da gündemi itibariyle ona saldıranların aslında kimin ya da kimlerin maşası olduğunu ortaya koyuyor!

Windows Vista hala yok!

Microsoft Türkiye Temsilciliği “Windows Vista Türkiye’de yok satıyor… Çünkü gerçekten yok!” başlıklı yazıma bir açıklama gönderdi. Şöyle ki:
Microsoft olarak, gazetenizin bugünkü sayısında, köşenizde yayımladığınız başlıklı haberle ilgili size Microsoft ve Microsoft Windows Vista hakkında bazı bilgileri vermek istiyoruz.
Microsoft tarihinin en büyük yatırımı (20 milyar dolar) ve tarihin en çok test edilen ürünü olma özelliklerini taşıyan Microsoft Windows Vista ve 2007 Microsoft Office sistemi de bu heyecan ve vizyon doğrultusunda geliştirilmişlerdir. Geliştirme aşamasında ürünlerin, var olan ortalama bilgisayar sistemleriyle uyumlu olmasına da özellikle dikkat edilmiştir. Nitekim Microsoft Windows Vista için 800 Mhz hızında bir işlemci, 512 MB Hafıza ve 40 GB Sabit diskten oluşan sistemler yeterlidir.
Dünyada ilk lansmanı Microsoft Zirve 2007 kapsamında Türkiye’de yapılan Microsoft Windows Vista ve 2007 Microsoft Office sistemi, tüm dünyada aynı anda satışa çıktığı 30 Ocak 2007 tarihinden bu yana tüm Bimeks ve büyük Teknosa mağazalarında bulunmaktadır. Ayrıca yarından itibaren Gold Bilgisayar, EP, Darty, Vatan Computer ve tüm Teknosa mağazalarında da satışa sunulacaktır.
Dün Telefonla kontrol ettim, mesela Gold Bahçelievler mağazasında hala Vista yok ancak pazartesi gelebileceğini söylüyorlar.
Demek ki pazarlama stratejisinde bir aksaklık var ve bu aksaklığın ortaya çıkması isteniyor. Aksi bir durum Microsoft Türkiye'nin Türkiye 'de sadece bir kaç teknoloji mağazasına torpil geçtiğini ortaya çıkaracak!

18 Şubat 2007 Pazar

TRUVA ATLARI İŞBAŞINDA…

M. Ali Birand, 24 Ocak günü Kanal D’nin akşam haberlerinde, “belki de Hrant boşuna ölmedi” diyerek aşağıdaki haberi okudu : “Erivan’dan ilişkilerde yumuşama sinyali geldi. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan, Erivan’ın Ankara ile ön koşulsuz diplomatik ilişki kurmaya hazır olduğunu söyledi.”Haberi dinleyenler Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın şunları söylediğini duydular :“Üzücü olan, iki devlet arasında diplomatik ilişki bulunmamaktadır. Ermenistan’ın dediği odur ki hiçbir ön koşul olmadan diplomatik ilişkilerin başlamasına hazırız. Bunun için Hrant Dink çalışıyordu ve konuşuyordu. Ümitliyiz ki Türkiye’nin bu arzusu iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiyi ilerletecek ve güçlendirecektir”
Ermenistan’ın bu sözde “yumuşama sinyalini” (!) pazarlayan sadece Mehmet Ali Birand değildi. CNN TÜRK diplomasi danışmanı Yalım Eralp de, Erivan’ın bu açılımının arkasında Hrant Dink cinayetinin iki ülkeyi birbirine yakınlaştırmasının olduğunu söyledi. Eralp, “Hrant buna çok sevinirdi. Onun boşuna ölmediğini ummak istiyorum” dedi.* * *Gerçekten Ermenistan yumuşama sinyali mi vermektedir, yoksa Türkiye yumuşatılmaya mı çalışılmaktadır ?

Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın söylediği gibi iki ülke arasında diplomatik ilişki yoktur. Peki neden ?

Madem ki Hrant Dink bu konuda çalışıyordu, o zaman sözü Hrant Dink’e bırakalım ve Türkiye ile Ermenistan arasında neden diplomatik ilişki olmadığını öğrenelim. Hrant Dink, kendisi ile yapılan bir söyleşide bu konuda şunları söylemektedir :

“Soru : Ermenistan’ın Türkiye’den beklentileri neler ?

Hrant Dink : Diplomatik ilişkilerin kurulmasını, sınırların açılmasını ve görüşmelerin ön koşulsuz başlamasını istiyor.

Soru : Türkiye dostluğu geliştirmek için Ermenistan’dan hangi adımları atmasını istiyor peki ?

Hrant Dink : Karabağ’da işgal ettiği bölgelerden çekilmesini, soykırımın dünyaca tanınması ısrarından vazgeçmesini ve bugünkü sınırı belirleyen Kars-Gümrü anlaşmasını Ermenistan’ın tanımasını istiyor. Oysa Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan, ‘bizim Türkiye’den toprak talebimiz yok’ diye çok net söyledi. Ermenistan hükümeti soykırım konusunda da ‘bu işin lokomotifi ben değilim. Soykırımı kabul edin diye benim diplomatik, siyasi bir talebim yok. Bu diasporanın işi. Ben onu bu çabasında ancak desteklerim. Çünkü bizim tarihsel dramımızdır. Soykırımın Türkiye ve dünya tarafından kabul edilmesi bizi sadece memnun eder’ diyor.” (Radikal, 5.7.2004)

Böylece Hrant Dink’ten meselenin özünü öğrendik. Demek ki, Ermenistan’ın üç talebi var :

1. Diplomatik ilişkilerin kurulması2. Sınırların açılması3. Görüşmelerin önkoşulsuz başlaması.

Türkiye de buna karşı (Ermenistan’ın “önkoşul” olarak değerlendirdiği) şu talepleri ileri sürüyor :

1. Karabağ’da işgal ettiğin bölgeden çekil.2. Soykırımın dünyaca tanınması konusundaki ısrarından vazgeç3. Bugünkü sınırı belirleyen Kars-Gümrü Anlaşmasını tanı…

İşte “önkoşul” denilen ve vazgeçilmesi istenilen talepler bunlar. Ve Kanal D’nin Ermenistan’ın sözcülüğüne soyunması bu amaç doğrultusunda şekilleniyor. Deniliyor ki, “Erivan’dan ilişkilerde yumuşama sinyali…”

İyi de nerede o “yumuşama” ? Ermenistan hangi önerisini yumuşatmış ? 2004 yılında da önkoşul olmamasını talep ediyordu, bugün de… Yumuşama bunun neresinde ?

Söz konusu olan Ermenistan’ın yumuşaması değil, Mehmet Ali Birand, Yalım Eralp gibi Doğan Medya borazanları ağzıyla Türkiye’nin yumuşatılmaya çalışılmasıdır.

Bu bağlamda şu iki soruyu sormamak mümkün mü ?

1. Ermenistan neden soykırımın dünyaca tanınması konusundaki ısrarından vazgeçmiyor ?

Hrant Dink’e göre bunun önemi yok. Önemli olan Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan’ın, “bizim Türkiye’den toprak talebimiz yok” demesidir… Oysa asıl bu tür demeçlerin uluslararası ilişkilerde zerre kadar önemi yoktur. Uluslararası ilişkilerde söz, senet değildir. Bunun en güzel örneği 12 Eylül cuntasının lideri Kenan Evren’in, dönemin NATO Başkomutanı Rogers tarafından verilen sözlü güvence ile Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne onay vermesidir. Burada Türkiye’nin nasıl bir diplomatik kozu harcadığını ve deyim yerindeyse nasıl “kazık yediğini” artık herkes biliyor ve teslim ediyor.

Bu nedenle bu tür kişisel demeçlerin diplomaside kalıcılığı yoktur. Yarın Koçaryan gider başkası gelir, “bizim toprak talebimiz var” der. İşte o zaman çıkıp “ama Koçaryan böyle demişti” diyemezsiniz. Derseniz, size gülerler. Hatta gülmezler bile !

Uluslararası ilişkilerde aslolan devletlerin sürekliliğidir. Uluslararası hukuk da bunu esas alır. Onun için uluslararası ilişkiler devletten devlete ilişkilerdir.

Kaldı ki Ermenistan Devlet Başkanı, diasporanın sözde soykırımı kabul ettirme çabasını desteklediğini de açık açık söylemektedir zaten.

2. Ama diplomatik ilişki kurulması hususunda, bu sözde soykırım konusu kadar önemli olan diğer mesele, bugünkü sınırı belirleyen Kars-Gümrü Anlaşması’nın Ermenistan tarafından tanınmamasıdır. “Bizim Türkiye’den toprak talebimiz yok” diyen Ermenistan, iki ülke arasındaki sınırı belirleyen anlaşmayı neden tanımıyor o zaman ? Sınırlar her şeyden önce devletlerin topraklarını birbirinden ayırır. Eğer başka bir ülkeden gerçekten toprak talebiniz yoksa, o ülkeyle aranızda olan sınırı belirleyen anlaşmayı tanımamak mantıklı mıdır ?

Bu bağlamda hem Mehmet Ali Birand’ın hem de Yalım Eralp’in gerçekleri gözlerden saklayarak Ermenistan sözcülüğüne soyunmaları ve Hrant Dink’in “boşuna ölmediğini” vurgulamaları anlamlı değil mi ?

Öyle görünüyor ki Truva atları yine işbaşı yaptılar !..

27 Ocak 2007 Cumartesi

HEPİMİZ TÜRK´ÜZ manşeti

Dink´in cenazesinde açılan pankart karşı tepkiye yol açtı. Tercüman´ın attığı sürmanşet beğeniyle karşılandı.

Hrant Dink'in cenazesinde açılan pankart gündeme oturdu. Milliyetçilik tartışması yeniden alevlendi. Tercüman'ın attığı bu manşet kavgayı daha da kızıştıracak.Cenazeye katılanların "Hepimiz Ermeniyiz" pankartına karşı Halka ve Olaylara Tercüman Gazetesi sürmanşetten HEPİMİZ TÜRK'ÜZ manşetini attı. Spotta ise şu ifadeler yer aldı: İçimizdeki hainler Hrant Dink'in cenazesinde 'Hepimiz Ermeniyiz' pankartı açınca vatanseverler Türk bayrağı altındaki binlerce yıllık beraberliği bölenlere haykırdı: Ayrımız yok, hepimiz Türk'üz

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik