orospu çocukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orospu çocukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2008 Perşembe

Cem Ersever'in kayıp arşivi Veli Küçük'ün evinden çıktı iddiası

Cem Ersever'in kayıp arşivi Veli Küçük'ün evinden çıktı iddiası
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün çiftlik evinde, öldürülen Binbaşı Cem Ersever'in yıllardır kayıp olan ve JİTEM adlı gayrı resmi istihbarat biriminin gizli arşivinin çıktığı iddia edildi.


Vatan Gazetesi'nde yayınlanan habere göre, İstanbul Terörle Mücadele Şube (TEM) ekipleri tarafından Beşiktaş Levazım Sitesi'ndeki evinden 22 Ocak sabahı saat 06.00 sıralarında gözaltına alınan emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün Bilecik Gölpazarı İlçesi Türkmen Köyü'ndeki çiftlik evine de operasyon yapıldı. Küçük'ün özenle koruduğu binlerce sayfalık arşivine el konuldu.

Belgeler incelendikten ortaya müthiş bir iddiaya ortaya atıldı. Emniyetten sızan bilgiye göre devlete ve silahlı kuvvetlere ait "gizli bilgiler"in yer aldığı dokümanlar arasında 1993 yılında öldürülen ve yıllarca JİTEM adlı istihbarat biriminin başkanlığını yapan emekli binbaşı Cem Ersever'in "kayıp olan arvişi" de bulunuyordu.

JİTEM'in başındaydı

İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından büyük bir titizlikle incelenen belgeler tüm dikkatleri yeniden JİTEM adlı istihbarat birimi üzerine çekti. 12 Eylül ihtilalinden sonra bizzat istihbaratçı Veli Küçük tarafından kurulduğu söylenen ancak varlığı hiç bir zaman kanıtlanamayan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Teşkilatı'nın (JİTEM) başına da Güneydoğu'da PKK ile mücadele eden Binbaşı Cem Ersever getirildi.

Yanına topladığı PKK itirafçıları ve "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım gibi isimlerle bölgede JİTEM adına faaliyet yürüten Ersever, başında bulunduğu kuruluşun kurucusu Veli Küçük'le de yakın ilişki içerisinde oldu.

JİTEM'İ deşifre etti

Ersever, PKK ile mücadele konusunda özellikle de polis bölgesinde zaman zaman "rutin dışına çıkan" JİTEM'in faaliyetlerinden rahatsız olunca Yeşil kod adıyla tanınan Mahmut Yıldırım ve bazı faili meçhul cinayetlerle ilgili Aydınlık Gazetesi'ne açıklamalarda bulundu. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'in kuşkulu bir uçak kazasında ölümünün üzerinden bir ay geçmeden, 17 Mart 1993'de 30 arkadaşı ile birlikte görevinden istifa etti. İstifa mektubunda "Güneydoğu'da yetkili organlar içerisinde oluşturulan bir çete, cereyan eden hadiselerin gerçek boyutlarının Türk Milleti tarafından görülmesini engellemektedir" demiş ve PKK ile mücadelenin eksikliklerini kamuoyuna duyurmaya çalışacağını açıklamıştı.

Öldürüldü, arşiv kayboldu

JİTEM'in "rutin dışı faaliyetleri", Mahmut Yıldırım ve faili meçhul cinayetlerle ilgili anlattıklarından sonra hedef haline gelen Ersever, Aydınlık gazetesine anlattıkları ile ilgili mahkemeye ifade vermek için 24 Ekim 1993'de Ankara'ya gittikten sonra bir daha kendisinden haber alınamadı. Ersever her yerde aranırken önce sevgilisi Neval Boz'un cesedi Ankara Çamlıdere'de, bir gün sonra JİTEM'de çalışan itirafçı Murat Demir'in cesedi Polatlı'da, 4 Kasım 1993'te de kendisinin cesedi Elmadağ'da bulundu. Kim tarafından öldürüldüğü sır olarak kalan Ersever'in Ankara'daki evinde tuttuğu ve içinde JİTEM'le ilgili çok gizli belgelerin bulunduğu "arşivi" de kayboldu.

Küçük'e arşiv sorgusu

Yıllardır sır olan bu arşiv, iddialara göre Veli Küçük'ün Bilecik Gölpazarı İlçesi Türkmen Köyü'ndeki çiftlik evine düzenlenen baskında ortaya çıktı. İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde 4 gün sorgulanan Veli Küçük, Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde hakim karşısına çıkarken kendisine çok önemli ve gizli belgelerin bulunduğu bu arşiv ile ilgili hakim tarafından sorular yöneltildi.

"JİTEM'in kurucusuyum"

Küçük verdiği cevapta şunları söyledi: "Ben JİTEM'in kurucusu olarak biliniyorum. Kanunda yeri olan bir birimdir. Bu bende bir meslek hastalığı olarak niteleyebileceğim arşivleme alışkanlığından dolayı bana görev sırasında değişik yerlerden ulaşan belgeleri dosyalayarak muhafaza ettim. Emekli olduktan sonra da bu şekilde gelen belgeleri arşivledim. Beni seven insanlar da bu tür bilgi ve belge akışını bana sağlarlar. Evimde bulunan gizlilik niteliği yüksek olan belgeleri arşivlemem, karakterimin ve alışkanlığımın bir yansımasıdır. Aynı zamanda yazıya dökülen gizli konuşma kayıtları da bunun içinde yer alıyor. Evimde, gündemdeki Ergenekon, Lobi gibi belgelerin orijinal nüshalarının çıkması da arşivleme hastalığımdan kaynaklanmaktadır"

Emniyet bilgi vermedi

Veli Küçük'ün evinden Cem Ersever'in arşivinin çıktığı iddiaları üzerine görüştüğümüz bir Emniyet yetkilisi, "yayın yasağı olduğu gerekçesi" ile açıklama yapmadı. Aynı yetkili, "Bu konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapmamız şimdilik sözkonusu olamaz. Sorunuza olumlu ya da olumsuz yanıt veremem" dedi.

Cem Ersever, Faili meçhulleri açıklayacaktı!

JİTEM'ci Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, öldürülmeden 4 ay önce gazetecilere şu mesajı geçmişti: "Ben, PKK ile mücadelede atılan adımların yanlış olduğunu, mücadelenin ehil ellerce yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. T.C.'nin PKK sorununa karşı bir stratejisinin olmadığını ve 1992'de durumu kurtarmak için bilgisizce yapılan K.Irak harekatının devleti bir açmaza soktuğunu düşünüyorum. PKK'ya siyasi kazanımlar getireceğini, güçlenmesini sağlayacağını beyan ederek 1993 yılı Mart ayında Kıdemli Binbaşı rütbesinde, Jandarma Genel Komutanlığı istihbarat grup komutanlığı görevinden kendi isteğimle ve bazı arkadaşlarımla birlikte emekli oldum. 1984'ten bugüne kadar yapılan yanlışlar, ihanetler ve uygulamalar konusunda Türk kamuoyunun aydınlatılması gerektiğine inanıyor ve görüşmeler sonunda belirlenecek bir tarihte Türk basınıyla kamuoyu önünde Talabani'nin ihanetleri, PKK ilişkileri, G.doğu'daki gerçek durum, köy korucuları, itirafçılar, faili meçhul cinayetler hakkında ve bazı siyasilerin örgütsel konumları ile ilgili açıklamalarda bulunacağımı beyan ediyorum."


12 Nisan 2007 Perşembe

"ABD teröristlere kimlik dağıtıyor"

Şırnak'ın Silopi ilçesinde, terör örgütü PKK'dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan bir kadın terörist, kampa gelen ABD'liler hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.

Kadın terörist, ayrıca örgütte anlatıldığının aksine Türkiye'de çok iyi karşılandıklarını ifade ederek, arkadaşlarına gönül rahatlığıyla teslim olmaları çağrısında bulundu.

Terör örgütü PKK mensubu bir kadın, dün Şırnak'ın Silopi ilçesi yakınlarında silahsız ve teçhizatsız olarak güvenlik güçlerine teslim olmuştu. Gözaltına alınan kadın terörist, çarpıcı itiraflarda bulundu. Örgüte henüz 14 yaşındayken katıldığını ve o zamanlar çocuk olduğu için bir şey anlamadığını ve kandırıldığını söyledi.

Örgüt yaşamının çok zor olduğunu kaydeden kadın terörist, "Örgüt yaşamı ağır şartlarla doluydu ve herkes mutlaka bu şartların gerektirdiklerini yapmak zorundaydı. Bu nedenle herkes çok çabuk yıpranıyordu. Bizim ihtiyaçlarımız genelde dış devletlerden geliyordu; ama bazen de köylere inip zorla yiyecek alıyorduk. Silahlar ise genelde Irak tarafından geliyordu.

Örgütün içinde bir süre komutanlık yaptığım için özellikle Amerikan komutanlarının ziyaretlerini duyuyorduk. En son Mahmur Kampı'na geldiler; orada sayım yaptılar ve herkese Birleşmiş Milletler kimliği verdiler. Örgütte özellikle bahar aylarında yoğun bir çalışma dönemi oluyor. Yeni mevziler kazılıyor, cephaneler tamamlanıyor ve özellikle sınır taraflarına büyük yığılmalar yapılıyor" diye konuştu. /aptal , ahmaklar , Marifet Yapıyorsunuz ! /

Abdullah Öcalan ile örgütün gönül bağı olduğunu ifade eden kadın terörist, terörist başının zehirlendiği iddialarıyla ilgili olarak şunları söyledi:
"Avrupa'dan doktorlar gelip bakmazsa eğer, örgüt, sağlığı konusunda kesin yargıya varamaz. Eğer Abdullah Öcalan'ın zehirlendiği doğrulanırsa ateşkes sona erer ve saldırılar devam eder fakat bu sefer saldırılar şehir merkezlerinde yapılır". / Hemende hazırlar cevaba , Kürt bölgelerinde kerkük musulda Bizim şapşal devlet sizi karıştırmadı simdiye kadar konusun tabi , Bakalım nereye kadar devam edeceksiniz /


Örgüt içinde bayan olmanın ayrı bir zorluk olduğunu dile getiren kadın terörist, "Örgütün içinde hayat koşulları çok zor. Özellikle bayanlar için daha da zor oluyor; çünkü kadın-erkek ayrımı yoktu. Erkek, hangi görevi yapsa mutlaka kadın da o görevi yapmak zorundaydı. Kadın olarak örgütte yaşamak çok zor; çoğu zaman tecavüze uğrayan oluyor, elle tacize uğrayan oluyor. /elle taciz oluyor, senin de cok umrundadır eminim ,amc?k ağızlı gerizekalı /

Ben bunları yaşamadım ama yaşayan çok arkadaşım vardı. Kadınlara tecavüz eden ve taciz edenlere ceza veriliyordu; fakat bu çok az bir cezaydı. Eskiden örgüt içinde duygusal ilişkiler yaşandığı zaman hemen infaz kararı çıkıyordu fakat son dönemlerde sayının azalmasıyla infazdan vazgeçtiler. Ancak, bu kez de psikolojik baskı yapmaya başladılar" şeklinde konuştu.

Haber7

1 Nisan 2007 Pazar

"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası!

iyibilgi Cargill dosyasını açıyor. Uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor". İşte ülkenin başına tebelleş olan Cargill'in envanteri... iyibilgi özel

Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor.

ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti. Veto rekortmeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu düzenlemeyi " yabancı bir firma için özel olarak çıkarıldığı gerekçesi ile veto etti. Bu Sezer'in Cumhurbaşkanlığı boyunca belki de ülke yararı için veto ettiği nadir yasalardan biri. Düzenlemenin 15 gün içinde yasalaşması bekleniyor. Tabii ki Cumhurbaşkanı Sezer ile anamuhalefet partisi CHP Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açmazsa.

Tayyip beni meşrulaştır!

Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti.

1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor. Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip.

Cargill tahmin ediliyor....

1960'yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor.

Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı. Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasında.

Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ialn edilmesinin dışında baka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım:

Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler:

"Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü. Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca, ''Biz de şekerpancarı üretimine devam edelim'' diyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;

  • Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
  • Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
  • Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini öneren

kurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor.

Aslında Türkiye'nin Başbakanı da kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda oğul, komşu ortaklıkları var. Gelin görün ki, 28 Mart seçimlerinden önce böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü. Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!..

Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken... İşin içine bu işin ticaretini yapan evlatlar da girmekte.

Dolayısıyla 28 Ocak'taki aile yemeğine Emine Erdoğan 'ın davet edilmiş olması sadece Tayyip Bey'in eşi olmaktan kaynaklanmamakta! Unutmayalım ki o aynı zamanda bir anne. “

Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunu

Genetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO’ya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle:

"Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush’un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı. Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi’i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket’i bu mısırları Türkiye’de üretmemektedir. Amerika’dan getirmektedir ve Türkiye’de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye’de tarama ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO’lara karşı çıkması gereken bir kesimde pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesi istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesini anlamına gelir. Bunun da GDO’lu şirketlerin yani bio teknoloji şirketleri olduğunu bizzat bizim anlatmamız gerekiyor."

Yapay mısır şekerinin zararı ne?

Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3’ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21’i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD’de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir.
Türkiye’de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün yarımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır.
Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır.
Transgeniklerin risk yarattığı alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;

  • Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
  • Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski,
  • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
  • Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler...

Türkiye’de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye’de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva¬ baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "

iyibilgi.com

26 Şubat 2007 Pazartesi

Bilim de Neymiş? Sen “kazanımları” Koru!

47 üniversiteyi inceledi, tamamında yolsuzluk çıktı
Kamu İhale Kurumu, şikâyet üzerine üniversite ihalelerini mercek altına aldı. 4 yılda 690 ihaleye bakıldı. Her üç ihaleden birinde yolsuzluk tespit edildi. İncelenenler arasında usulsüzlük görülmeyen üniversite yok. En çok tıbbi malzeme alımlarında sorun yaşanırken, soruşturma izinleri YÖK’e takıldı.

YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’ın üniversitedeki yolsuzluk iddiaları nedeniyle tutuklandığı dönemde rektörler komitesini Van’da olağanüstü toplayarak Rektör Aşkın’a destek vermişti.

Uluslararası akademik başarı listelerinde ilk 500′e bile giremeyen Türk üniversitelerinin yolsuzluk sicili kabarık çıktı. 2003 yılında kurulan Kamu İhale Kurumu (KİK) mercek altına aldığı 47 üniversitede, çeşitli yolsuzluk ve usulsüzlüklerle karşılaştı. 4 yılda masaya yatırılan 690 ihalenin 240′ında şaibe görüldü. İncelenen ihaleler üniversitelerin yaptığı toplam ihalelerin sadece yüzde 5′ini kapsıyor. KİK’e yansıyan usulsüzlüklerin en yoğun olduğu yer İstanbul Üniversitesi. Onu Gazi ve Ondokuz Mayıs üniversiteleri izliyor. Listede Boğaziçi, Galatasaray ve ODTÜ de var. Kurumun tespit ettiği belli başlı yolsuzluk yöntemleri ise şunlar: İhalenin belirli firmalara göre hazırlanması, sözleşmenin usulüne uygun imzalanmaması, düşük fiyat teklif eden firmaların hukuka aykırı olarak ihale dışı bırakılması, yeterliliği olmayan firmalara ihale verilmesi. Kamu İhale Kurumu’nun yaptığı incelemelerden çıkan sonuç, üniversitelerdeki sorunları gözler önüne seriyor. Ancak, herhangi bir üniversite yöneticisi hakkında soruşturma açılabilmesi için YÖK’ün izni gerekiyor. Kamu İhale Kurumu, devlette konuyla ilgili sorunların karara bağlandığı en üst merci özelliğini taşıyor. Özerk bir yapıya sahip olan kurum, kendisine ulaşan şikâyet başvuruları üzerine inceleme yapıyor. Kurum, kurulduğu yıl 97, 2004′te 160, 2005′te 157 ve 2006′da da 277 üniversite ihalesini mercek altına aldı. İncelenen ihale konuları daha çok tıbbî malzeme, tıbbî teçhizat, hizmet alımı ve yapım işleri üzerinde yoğunlaştı. Elde edilen bulgulara göre her ihale hakkında farklı işlemler uygulandı. Bazıları için cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusu yapılırken, bazılarında da ilgililer hakkında soruşturma açılmak üzere YÖK’e ihbarda bulunuldu. Düzeltilmesi mümkün olmayan usulsüzlüklerin belirlendiği ihaleler iptal edildi. Bazıları da kurum kararıyla düzeltildi.Türkiye’de son kurulan 15 devlet üniversitesiyle birlikte 68 kamu, 24 de vakıf üniversitesi var. Yolsuzluk yapıldığı belirtilen üniversiteler arasında İstanbul, Marmara, Ankara, Hacettepe, Van Yüzüncü Yıl gibi köklü üniversiteler de bulunuyor. Kamu İhale Kurumu’nun raporlarında, usulsüzlük ve yolsuzluklardan bazıları şöyle anlatılıyor:Dokuz Eylül Üniversitesi 24.06.2004′te ‘merkezi endoskopi sistemi’ ihalesi yaptı. İhaleyi 795.000 Euro ile Filmed AŞ kazandı. Bundan 150 bin Euro daha ucuz teklif veren Kurt&Kurt İthalat AŞ ise belgelerinin eksik olduğu gerekçesiyle ihale dışı bırakıldı. Bunun üzerine şirketin rektörlüğe yazdığı şikâyet dilekçesi herhangi bir hukuki gerekçe gösterilmeksizin reddedildi. Şirket de çareyi Kamu İhale Kurumu (KİK)’na müracaat etmekte buldu. KİK uzmanlarının yaptığı incelemede, Kurt&Kurt AŞ’nin ihale dosyasında olmadığı öne sürülen sosyal güvenlik prim borcu ve vergi borcu belgeleri ile teklif mektubunu imzalayan Naz Dicle Balkan’ın vekaletnamesinin aslında var olduğu ortaya çıktı. Ayrıca ihaleyi kazanan Filmed AŞ’nin vergi borcu belgesindeki bilgilerin 2003 yılına ait bilgileri ve sadece Kurumlar Vergisi’ni kapsadığı anlaşıldı. KİK üyeleri, “idarenin var olan belgeleri yok sayarak 644 bin Euro teklif ile en düşük fiyat teklifi veren Kurt&Kurt AŞ’yi ihale dışı bıraktığı” tespitiyle rektörlük hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunma kararı aldı.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, 19.11.2003 tarihinde çeşitli tıbbi cihazlar almak üzere ihale yaptı. 2 şirketin teklif verdiği ihaleyi Simeks Tıbbi Sistemler kazandı. KİK’e şikâyet başvurusunda bulunan TOSHIBA TMST AŞ, şartnamenin mevzuata aykırı olduğu iddiasıyla idareye başvurduğunu ve düzeltme talep ettiğini anlattı. Ancak kendilerine cevap verilmediği için ihaleye katılamadıklarını, buna rağmen ihale yapılarak rekabetin engellendiğini öne sürdü. KİK tarafından yapılan incelemede, iddianın doğru olduğu belirlendi. Bunun yanında ödeme planının ihaleye katılımı ve rekabeti engellediği, ihale mevzuatına uygun bulunmadığı gibi tespitlere ulaşıldı. TOSHIBA TMST’nin şikâyet başvurusu üzerine konunun KİK tarafından incelemeye alındığı bilinmesine rağmen kurumun alacağı karar beklenilmediği ve sözleşme imzalandığı da vurgulandı. Bu nedenle ihale kararı ve sözleşmenin hükümsüz olacağı belirtildi. Tespit edilen usulsüzlükler nedeniyle cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

İhalelerinde yolsuzluk tespit edilen üniversiteler

Marmara, İstanbul Teknik, Yıldız Teknik, Van Yüzüncü Yıl, Ankara, Hacettepe, Dokuz Eylül, Ege, Fırat, Dicle, Harran, Gaziantep, Gazi, İnönü, Adnan Menderes, Afyon Kocatepe, Selçuk, Balıkesir, Çanakkale Onsekiz Mart, Mustafa Kemal, Mersin, Abant İzzet Baysal, Akdeniz, Anadolu, Atatürk, Celal Bayar, Çukurova, Cumhuriyet, Erciyes, Gaziosmanpaşa, Kafkas, Sütçü İmam, Karadeniz Teknik, Kocaeli, Muğla, Niğde, Osman Gazi, Pamukkale, Trakya, Uludağ ve Zonguldak üniversiteleri.

Monitörler, şartnamedeki özelliklere sahip değil

Fırat Üniversitesi 07.07.2003 tarihinde ‘bilgisayar ve ekipmanları alımı’ ihalesi yaptı. 400 adet monitörün alındığı ihaleyi 194 bin 880 YTL + KDV bedelle Yönsis Bilgisayar kazandı. İhalede en düşük teklifi veren ‘Doğu Bilgi İşlem ve Elektronik’ adlı firma, KİK’e yaptığı müracaatta, kendilerince teklif edilen monitör de dahil olmak üzere hiçbir monitörün teknik şartnamede belirtilen özelliklere sahip olmadığını öne sürdü. Yapılan incelemede, iddianın doğru olduğu belirlenerek Yönsis Bilgisayar’ın teklif ettiği monitörün de teknik şartnameye uygun olmadığı tespit edildi. Öte yandan, ihaleyi kazanan firma ile yapılan görüşmelerden sonra şartnameye uygun olmayan bu monitörün, uygun olan başka bir monitör ile değiştirildiği ortaya çıktı. Yapılan tespitler doğrultusunda Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

Malzeme alımında devlete kabarık fatura çıkartıldı

Gazi Üniversitesi 03.03.2004′te ‘142 kalem kit, kimyasal ve cam malzeme alımı’ ve 28.06.2005 tarihinde ‘kit, kimyasal malzeme alımı’ ihaleleri yaptı. Ancak ihalelerdeki yolsuzluklar gazetelere haber oldu. Söz konusu habere göre; Gazi Hastanesi Biyokimya Laboratuvarı’na 2004 yılında alınan malzemelerin fiyatları ile 2005 yılında alınan aynı malzemelerin fiyatları arasında dolar kurundaki gerilemeye rağmen büyük artış olduğu öne sürülüyordu. 2005 yılının fiyatlarının kabarık olması nedeniyle devletin 312 milyar 64 milyon TL fazla ödeme yapmak zorunda kaldığı iddia edildi. KİK, usulsüzlük iddialarını değerlendirmeye aldı. Yapılan incelemede ihale şartnamesindeki hususların bazı firmaların ihaleye girmesini engellediği sonucuna varıldı. Soruşturma açılmak üzere dosyanın Yükseköğretim Kurulu (YÖK)’na gönderilmesine karar verildi.

Ahmet Dönmez
05/02/2007

Kaynak:

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=496247

25 Şubat 2007 Pazar

ABD FİLİSTİNE YARDIMI ENGELLEYEN KARAR ALDI

Amerikan Temsilciler Meclisi, Filistin Yönetimi'ne her türlü para yardımını yasaklayan bir kararı kabul etti.



Hamas hükümeti tarafından idare edilen Filistin Yönetimi'ne doğrudan ve dolaylı yardımı yasaklayan karar tasarısı, Temsilciler Meclisi'nin önde gelen cumhuriyetçi ve demokrat sorumlularının desteğiyle 361'e karşı 37 oyla kabul edildi. Oylamada 9 çekimser oy çıktı.
Oylamadan hemen sonra Beyaz Saray, bu kararı desteklemediklerini açıklayarak, bunun insani yardım konusunda Başkan'ın elini kolunu bağladığını bildirdi.
Öte yandan ABD Başkanı George W. Bush, İsrail Başbakanı Ehud Olmert ile ilk kez Beyaz Saray'da görüştü.
Bush, görüşmede, Filistin lideri Mahmud Abbas ile diyaloğun başlatılması ve her türlü tek yanlı girişimden kaçınılması isteğini dile getirdi.
Görüşmeye yakın kaynaklar, ABD Başkanı'nın görüşmede ayrıca Olmert'in Batı Şeria'daki izole Yahudi yerleşim birimlerinin kaldırılması konusundaki kararlılığını da sınama olanağı bulduğunu belirttiler.

ABDÜLHAMİT'İ MASONLARIN DEVİRDİĞİ AÇIKLANDI

Masonlar Büyük Locası Üstadı Celil Layiktez, masonların Abdülhamit'in devrilmesi ve İkinci Meşrutiyet'te oynadığı rolü açıkladı. Layıktez, "Hareket Ordusu'nu da masonlar yönetti" dedi




Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası Üstadı ve locanın resmi yayın organı Tesviye Dergisi'nin editörü Celil Layiktez, dünya masonlarına 'İslam Ülkelerinde Masonluk' başlıklı İngilizce bir makale yayınladı. Makalesinde, Osmanlı Devleti'nde masonluğun nasıl kökleştiğini anlatan Layiktez, 2. Abdülhamit'in tahttan indirilmesine giden süreçte masonların oynadığı rolü değerlendirdi. Mason üstadı Layiktez, 1908'de 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra 'İslamcıların' İstanbul'da ayaklanma çıkardığını ve bu ayaklanmanın Hareket Ordusu tarafından bastırılarak Sultan Abdülhamit'in tahttan indirildiğini söyledi. "Hareket Ordusu, masonlar tarafından örgütlendi ve yönetildi" diyen Layiktez, "Sultan Abdulhamit'e tahttan indirildiğini tebliğ eden 5 milletvekilinden oluşan heyettekilerin tamamı masondu" dedi.

ELİMİZDE BELGELER VAR

Makalesiyle ilgili olarak BUGÜN'ün sorularını cevaplayan Celil Layiktez, yazıyı İtalyan masonlarının isteği üzerine kaleme aldığını söyledi. Yazıyı İtalya'da masonların üye olabildiği masonik bir internet sitesinin tarih kütüphanesine de gönderdiğini anlatan Layiktez, iddialarının arkasında durduğunu vurguladı. Layiktez, Abdülhamit Han'ı tahttan indirenlerin masonluğu ilgili olarak, "Elimizde yeterli belgeler var. Bu 5 kişinin mason olduğuna eminiz" dedi.

ORDUDAKİ MASONLAR

Hareket Ordusu'nda Muhtar Paşa'nın mason olmadığını belirten Layiktez, "Karargah subayı Mustafa Kemal'in ise mason olup olmadığı kesin olarak bilinmiyor. Ama subayların içinde, masonların sayısı çok fazlaydı. Selanik'teki Hareket Ordusu'nu organize eden İttihat ve Terakki, Emmanuel Karasu'nun başkanı olduğu locada organize oluyorlardı. Hatta o kadar çok subay var ki, bir kısım subay er üniformasıyla hareket ordusuna katıldı. Mustafa Kemal'in mason olup olmadığı ise kesin olarak bilinmiyor" dedi. Layiktez, mason localarının 1935'te Mustafa Kemal tarafından kapatıldığının hatırlatılması üzerine, "Kapatmadı. O olay başka türlü gelişti" diye konuştu. Tarihçi Mustafa Armağan, Hareket Ordusu içinde masonların bulunduğu iddiasını doğruladı. 31 Mart Vakası'nın geniş değerlendirilmesi gereken bir olay olduğuna işaret eden Armağan, "Siyonizm çok komplike bir olay. Masonların sahiplenmesi doğal. 'Modern Türkiye'yi biz kurduk. Osmanlıyı biz bitirdik. Dolayısıyla bize şükran duyulması lazım' diyorlar. Böyle bir noktaya getirmek istiyorlar. Masonluğa giriş o zaman zannediyorum belirli bir dış bağlantıları sağlamlaştırmak, etraf oluşturmak gibi kaygılardan kaynaklanıyordu" dedi.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik