türk destanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk destanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2007 Pazar

Estergon kalesi!!

Kanuni Sultan Süleyman'ın Padişahlığı döneminde ve 1543 yılında elimize geçen Estergon Kalesi Sancakbeyli haline getirilerek Budin Beylerbeyliği'ne bağlanmıştı. Ancak kale, bundan yaklaşık elli yıl sonra Alman, Leh, Çek ve İtalyanlardan oluşan 80 bin kişilik bir haçlı ordusu tarafından kuşatıldı. Bu sırada Estergon Kalesi'nde yalnızca beş bin Türk askeri bulunuyordu.

Durum gerçekten çok kötüydü ve yardım alma ihtimali de yoktu. Düşmanın teslim olma teklifi Estergon muhafızı Kara Ali Bey tarafından kabul edilmedi. Kara Ali Bey ve yanındakiler, "Biz Rumeli gazileriyiz; kelle verir, kale vermeyiz!" diyorlardı.

Bu inancı taşıyan er kişilerin savunduğu kaleyi düşürmek elbette kolay olamazdı. Nitekim kuşatmanın uzaması, düşman askerlerini yöneten kumandanları çılgına çevirdi ve askerlerini kırbaçlatmaya başladılar, Bu durumu gören Kara Ali Bey yüksek bir sesle bağırdı:

- "Şu mel'un kumandan yere düşürülürse, kafir askerlerinin hepsi geri dönecektir. Kim onu vurursa, kendisine dilediği verilecektir!"

Bunun üzerine Osman isimli bir yiğit "Ya Allah" diyerek tetiği çekti ve düşman kumandanını yere serdi. Ancak ne var ki bu arada kale kumandanı Kara Ali Bey de şehid oldu. O'nun yerine kumandayı, o sırada kalede bulunan Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed Paşa aldı. Ancak, kalede kıtlık ve susuzluk başladığı için yapılacak fazla bir şey yoktu.

Kalede bulunan tarihçi Peçevi İbrahim Efendi durumu şöyle özetliyordu:

- "Sanıç etrafında hararetinin şiddetinden ıslak mermerleri yalayan ve bir damla su için can veren elsiz - ayaksız yaralıların inlemeleri yürekleri sızlatıyordu."

İçerdeki durum gerçekten elem vericiydi. Bu arada Yeniçeri askerinin ayaklanması herşeyi alt - üst etti. Artık teslim olmaktan başka çare yoktu. Aralarında, Anadolu Beylerbeyi Lala Mehmed Paşa'nın da bulunduğu esirler Tuna nehrindeki gemilere bindirilerek Vişegrad'a götürüldüler.

Estergon Kalesi'nin elden çıkması ve orada verilen şehidler bütün milleti yürekten yaraladı ve işte, nesilden nesile söylene gelen Estergon türküsü o günlerin hatırasını hâlâ canlı tutuyor:


Estergon Kalesi subaşı durak
Kemirir içimi bir sinsi firak
Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak

Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yâr peşinde koşar kara bahtlıyım

Estergon Kalesi subaşı hisar
Baykuşlar çağırışır, bülbüller susar
Kâfir bayrağını burcuna asar

Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Bu ateşle yanar kara bahtlıyım

Estergon Kalesi subaşı kale
Göklere ser çekmiş burçları hele
Biz böyle kaleyi vermezdik ele

Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Estergon'u vermiş kara bahtlıyım.


Evet... "Kara bahtlılar" Estergon'u gözyaşları içinde düşmana vermişlerdi ama onu geri almaya da ahd etmişlerdi.

Başvezirlik ve kumandanlık görevine tayin edilen Lala Mehmed Paşa, kalenin elden çıkışından on yıl sonra bu defa fetih için Estergon önlerindeydi. 29 Ağustos 1605 yılı günü başlayan kuşatma bir ay sürdü ve kale 29 Eylül ele geçirildi. Artık yaralar sarılmış, kaybedilen dosta kavuşulmuştu.

Estergon Kalesi bundan sonra 78 yıl daha Osmanlı hudut boylarının müdafaasını yapan bir mücahid gibi görev yaptı. Kale, üstümüzde kara bulutların dolaşmaya başladığı günlerde, 1683 yılında içimizde silinmez hatıralar bırakarak elimizden çıktı ve bizleri boynu bükük bıraktı. Onun için biz hâlâ o türküyü söylüyor, Estergon'u unutmuyoruz, unutamıyoruz:


Estergon Kalesi subaşı durak
Kemirir içimi bir sinsi firak
Gönül yâr peşinde yâr ondan ırak

Akma Tuna akma ben bir dertliyim
Yâr peşinde koşar kara bahtlıyım...

24 Mart 2007 Cumartesi

44 Türkün 673 Fransızı esir edişi..Mutlaka Okuyun

44 Çılgın Türk'ün 673 Fransız'ı Esir Edişi.Okuyun ve Çılgın Dedelerinizle Gurur Duyun

GÜÇLÜ bir Fransız birliği, Toroslar’ın kuzeyine sarkmış, Pozantı’yı işgal etmişti.

Çukurova çeteleri Pozantı’yı kuşattı. Fransız birliğinin Adana ve Mersin’deki birliklerle bağlantısını kesti. Sayıca azdılar ama çok hareketliydiler.

Çevreyi de elbette avuçlarının içi gibi biliyorlardı. Pozantı’daki birliğin ikmal edilmesini engellediler. Birlik tehlikeli duruma düştü. Adana’da bulunan tümen komutanı, Pozantı’daki birliğin komutanı Binbaşı Mesnil’e uçak mesajı ile Pozantı’dan çekilip Toroslar’ı aşarak Mersin’e inmesi emrini verdi.

HATİCE KADIN

Birlik Verdun Savunması’na katılmış deneyimli, başarılı bir birlikti. Mevcudu 1000 kişiyi buluyordu. 25 Mayıs 1920 gecesi zayıf kuşatma çemberini aşıp yola çıktı.

Yanına yolları bilen kılavuzlar almıştı. Bunlar birkaç erkek ve kadındı.

Alay, Tekir’e kadar şoseyi izledi.

Bu aşamada kılavuzların Fransızları yanıltarak Elmalı Boğazı’na doğru yönelttiği, kılavuzlardan Hatice Kadın’ın bir yolunu bulup bu durumu köylülere bildirdiği anlaşılıyor. Gülekliler silahlanıp Fransızların ardına düştüler, yakınlardaki birliklere de haber verdiler.

DESTANIN SIRRI

Bine yakın silahlıdan oluşan Fransız birliğini, yolunu kesip esir almaya karar verdiler. Karboğazı olayını destan yapan sır, bu kararı veren ve uygulayacak olanların sayısıdır: 44!

Evet, sadece 44 kişiydiler.

Kuvayı Milliye ruhu işte budur:

Vatanı, hiçbir şeyden yılmadan, her fedakárlığı göze alacak kadar sevmek. Gülekliler, şiddetli yağmur altında düşe kalka durmaksızın yürüdüler, akşam düşmanı yakaladılar. Düşman Karboğazı denilen mevkide karargáh kurmuştu.

Ateşler yanıyordu.

10 KİŞİ ARTÇI

On kişiyi geride bıraktılar.

Otuz dört kişi gece, yine yağmur altında, ormanlık tepeleri aşarak pusu kuracak uygun bir yere kadar ilerlediler. Karboğazı’nın Delmeli Mezarlık Boğazı denilen yerini seçtiler. Yarısı boğazın bir yakasına yerleşti, yarısı öbür yakasına.

Baskına hazırlandılar.

Sabah düşman öncüleri yaklaşmaya başladı. Boğazda ayak, nal ve teker sesleri yankılanıyordu.

Öncü birlik pusu yerine girince hep birden ateşe başladılar.

Bir yandan da bağırıyor, aşağıya taşları yuvarlıyor, sürekli yer değiştiriyor, böylece çok kalabalık oldukları izlenimi vermeye çalışıyorlardı. Arkada kalan on kişi de geriden ateşe başladı.

TESLİM OLDULAR

Üç yanlı ateş baskını, Fransızları dehşete düşürdü.

Çok kayıp verdiler. Karboğazı destanı, Binbaşı Mesnil’in teslim olma kararıyla sona erecektir.

Çukurova’nın batı kesimi komutanı olan Sinan Paşa (Yüzbaşı Ratıp Tekelioğlu) sonucu Ankara’ya bildirdi.

Bu rapora göre 650 er, 23 subay esir alınmış, iki top, 8 makineli tüfek, bin kadar silah, 13 kadana, 90 katır ele geçirilmiştir.

m. kemal 'DeN TEŞEKKÜR

Mustafa Kemal Paşa’dan şu telgraf geldi:

"Devamlı başarılarınızı tebrik eder, size ve kahraman Kuvayı Milliyemize selam ve teşekkür ederim."

Böylece Adana-Tarsus-Mersin demiryolunun kuzeyinde, Toroslar bölgesinde hiçbir düşman kuvveti kalmadı.

Yüzlerce donmuş asker

83. Alay Komutanı Binbaşı Ziya Bey (Yergök) anlatıyor:

"Tümenin Sarıkamış’a yürüyüşü çok üzüntü vericiydi. Asker tek kolda, bir metreden fazla karlar içinde düşe kalka ilerliyordu. Hava eksi 15-20 derece. Askerin sırt çantalarının ağırlığı 20-35 kg’dı. Ağır yükün altında zahmet çeken askerler ter içinde kalıyorlar, dinlenmek için yol kenarlarına oturuyorlardı. Asıl felaket bu zaman başlıyordu.

Aklı başından gitmiş, canından bezmiş, bitkin bu insanlar, tüfekleri bacaklarının arasında yere çömeliyor ve öylece donup kalıyorlar.

Yol boyunca böylece donup kalmış yüzlerce askere rastladık."

(Tuğgeneral Ziya Yergök’ün Anıları, Sarıkamış’tan Esarete, Remzi Kitabevi)

Kahraman Ayşe Çavuş

İZMİR-Bornovalı Ayşe Çavuş (Ayşe Doğan), Milli Mücadele’nin o yürekli, kahraman, yurtsever kadınlarından biridir.

Cephede savaşmış, gerektiğinde habercilik (kuryelik) görevi de yapmıştır. Ailesi, cenazesinin askeri törenle kaldırıldığını bildiriyor.

Ayşe Çavuş’la birlikte bu kadirbilir yöneticileri de saygıyla anıyorum.

21 Mart 2007 Çarşamba

Manas Destanı

Türk boylarından biri olan Kırgızların milli destanı, dünya edebiyatının da sayılı şaheserlerinden ve en uzun destanı olan Manas Destanı, adını, destandaki kahramanlar alır. Bu destanı okuyup söyleyenlere de Manascı denilir. Manascılık, bir sanat ve meslek olarak kabul edilir.
Manas destanı'nda geçen hadiseler, bazı araştırmacılar tarafından Hun dönemine bağlanıyor. Ancak, bu olayların zeminini 9'uncu yüzyıl sonrasına bağlamak daha gerçekçi. 1120'li yıllarda Orta Asya'yı istila ederek Karahanlı ülkesini ele geçiren Moğol Karahitaylar'ın, Kırgızlar üzerine asker göndermesi ve bu sırada yaşanan olaylar Manas Destanı'na kaynaklık eder.

Ünlü Türkolog Wilhelm Radloff (1837-1918) Manas Destanı'yla ilgili ilk derlemeyi, Kırgızistan'ın Tokmak şehri güneyindeki Sarı Bağış boyuna mensup bir Manasçıdan 1869'da yaptı. Radloff'un derlediği yedi bölümlük Manas Destanı, toplam 11 bin 454 mısradan oluşuyor. Fakat, Manasçıların okuduğu dize sayısının, 16 bin mısra civarında olduğu belirtiliyor.

Kırgız Türklerinin milli kahramanı Manas'ın etrafında örgülenen Manas Destanı'nın ilk bölümünden itibaren; Manas'ın doğumu, daha beşikte iken konuşmaya başlaması, kafirleri yeneceğini söylemesi, büyüyüp delikanlı olunca Çinlileri yenmesi, Müslüman yiğit Almanbet'le tanışıp, birlikle birçok savaşa girmeleri, Manas'ın evlenmesi, düşmanları tarafından iki defa öldürülmesine rağmen tekrar dirilmesi, Mekke'yi ziyaret ve Kabe'yi tavaf etmesi, lirik bir üslupla anlatılır.

Destanda Manas'ın üçüncü ölümü, geri dönüşü olmayan bir ölümdür. Bundan sonra Manas'ın oğlu Semetey ve torunu Seytek'in destanları başlar. Manas Destanı, Semetey ve Seytek Destanlarıyla üçlü bir zincir oluşturur.Üç nesle uzanan Destan'da, Manas ülke yönetiminin kurucusu görevini yaparken; oğlu Semetey iktidarı tehlikeye sokar, torunu Seytek ise işleri yeniden düzene koyar.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik