ekip kur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ekip kur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2008 Cumartesi

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.
*Yıllar önce Vehbi Koç'un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla düşünmez.



*Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan'ın palazlandığı dönemdir.
*Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır. Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır.


*Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezlerde.


*Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler.


*Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.


*Aydın Doğan aldırır DNA testinde kullanır ve bıraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum kimseyle paylaşamazlar, susarlar.


*Koç ailesi için yıkım olan bu durum.


*Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü
desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan'a vermektedirler.


*Yani kimse sıfırdan zengin olmaz olamaz.


*Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol ne mümkün.


*Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.


*Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.*

PEKALA AYDIN DOĞAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Sevgili Dostlar;--Türkiye'nin en güçlü medya baronlarından biri olan Aydın Doğan hakkında uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Kısmet bugüneymiş.
Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(?) ve çok genç yaşta İstanbul'da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba. Bunun cevapları geçmişte gizlidir.
İşin gerçeği, Aydın Doğan'ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi'dir. Vehbi Koç'un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin otomobil bayilerinden birisi olan Doğan'ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.
Doğan'ın zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan'ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul'da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa zamanda zenginleşti.
Bunun ardından Milliyet'i o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafından ret edildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi' nin Doğan'ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi 'nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi' nin daha sonra zavallı bir delinin üstlendiği son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastını "her zamanki şüphelilere" yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler.
Doğan'ın, Türkiye'nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki...
Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra
üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç'lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.
Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye'ye geldi. Bu sırada Doğan'ın ekipleri haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü.
Türkiye'de Toprak Holding'in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç'lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding'in bir firması hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak'ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafından el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet'in haberleri de duruverdi. Bizlerde tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir bilenler bilir.
Sayın Doğan'ın ülkemize ettiği en büyük "hizmetlerden" biri de AKP hükümetini başa getirmesidir. Bunun için Amerika destekli ve birden fazla grubun ortaklaşa hareket ettiği bir komplo kuruldu. Komplonun diğer faaliyetleri sonucu ekonomik kriz yaratılmış, hükümet sallantıya alınmış ve başbakanın sağlık durumu hakkında halk paniğe sevk edilmişti. Seçim kelimesi kamuoyunun kafasına itinayla yerleştirildi. Fakat suni ekonomik kriz ve ardından gelen Derviş önlemleri sayesinde bu seçimin iktidar partileri için felaket olacağı gün gibi ortadaydı. Biraz daha beklenmesi ve halka olanların tam olarak açıklanıp alınan ekonomik tedbirlerin etkisinin kamuoyuna yansımasının sağlanması gerekiyordu. Bunu bilen hükümet üyeleri normal seçim tarihine kadar beklemeyi uygun gördüler.
Normal şartlarda AKP ve Erdoğan'ın tek başına iktidara gelmesi imkânsızdı ama Amerika'nın Irak işgali ve Kıbrıs gibi meseleler bekleyemezdi. Amerika ve Avrupa'yla uyumlu bir hükümetin acilen iş başına getirilmesi gerekiyordu. Eğer bu sağlanamazsa en azından iktidarın MHP kanadı tasfiyeedilmeliydi, çünkü DSP içine malum kişiler zaten sızmıştı ve gerektiği zaman partiyi yönlendirecek güce sahiptiler. Tam bu aşamada Doğan müthiş bir plan kurdu. MHP dışındaki bazı partilerin liderleri ve DSP içindeki kliğin başı olan Hüsamettin Özkan Almanya'ya gazete tesisi açılışı bahanesiyle çağrıldı. Plana göre burada MHP'nin dışlanacağı ve siyaseten etkisiz hale getirileceği alternatif bir hükümet kurulacak veya bu toplantının verdiği mesajla MHP seçime zorlanacaktı. MHP'nin bir üçüncü seçeneği yoktu ve her iki seçenekte de sonuçta kaybedecekti. Hepinizin bildiği gibi bu toplantıdan sonra MHP seçime gitme kararı aldı ve vuruşarak çekilme yolunu seçti.
Seçimlerde Doğan medyası önceden hazırlanmış psikolojik harekât planıyla AKP dışındaki tüm partileri yıpratarak bugünkü hükümetin yolunu açtı.
Sayın Aydın Doğan'ın eski "iyiliklerini" anlattıktan sonra gelelim son iyiliğine. Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail'le birlikte de Güneydoğu Anadolu projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Amerika Washington'da "Hasna" isimli bir dernek kurdu.

Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.
Derneğin ilk amacı Kıbrıs'ta Avrupa Birliği politikasına uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türkü gazeteci ve yazar Amerika'ya gönderilerek burada yağlıballı geziler ve Rum tezlerini anlatan kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı "Hasna Journal" isimli gazete de her sayısında Denktaş ve Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.
Hasna'nın diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail'le işbirlği içinde Kibutzlar açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı'nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu

olan bu kurumun başında nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.
Sayın Doğan'ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan'ın ülkemize "geçmişte" yaptığı iyilikler için 1999 senesinde Devlet üstün hizmet madalyası aldğını göz önüne alırsak. Bu son faaliyetleri içinde Avrupa'dan "Legion de Honeur" ve Amerika'dan
"Medal of Freedom" alacağını da tahmin edebiliriz.
Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

18 Ocak 2008 Cuma

Türban Yasağını Savunanların Çıkmaz Sokağı

Türban Yasağını Savunanların Çıkmaz Sokağı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin türban aleyhindeki “içtihadının” ardından sevgili laikçilerimiz kararın Türkiye için emsal teşkil ettiğini iddia etmişlerdi!

Bu kesimin “en hızlı atıcısı” Özdemir İnce, AİHM'nin 10 Kasım 2005'teki kararını dahi beklemeden bakın ne yazmıştı:

“Türban yasağının Avrupa üniversitelerinde uygulanmadığını ileri sürerek Türkiye'yi kınayanlar, AİHM kararı sayesinde başta Fransa olmak üzere AB ülkelerinde bu yasaklamanın yeni ders yılında gündeme geldiğini de görecekler…” (10 Temmuz 2004)

* * *

Özdemir İnce'nin “Bu kış Avrupa'daki üniversitelere türban yasağı gelecek!” şeklinde özetleyebileceğimiz Celal Bayar'dan mülhem kehanetinin üzerinden tam dört kış geçti…

Avrupa'daki laik üniversitelerin hiçbiri AİHM'nin yasakçı kararını örnek alarak türban yasağı getirmedi…

Yasak getirmeyi gündemine bile almadı…

Avrupa'nın laik üniversiteleri, “Özdemir İnce Bey/Laikçi Dolaba İki El Revolver” kıvamında ateş eden fanatik şairimizi neden dinlemiyorlar, acaba?

Bir başka deyişle AB'nin laik üniversiteleri AİHM kararını neden takmıyor, dersiniz?

Cevabı çok basit…

Avrupa'daki laik üniversiteler; üniversitede okuyan öğrencileri “kamu hizmetinden faydalananlar” olarak görüyor…

Bu tartışmalar daha önce yapıldığında, mesela dönemin Almanya Başbakanı Schröder ile İngiltere hükümetinin o dönemdeki sözcüsü Avrupa'daki herhangi bir üniversitenin türban yasağı getirmesinin söz konusu dahi olamayacağını açıklamışlardı…

Bu bağlamdaki son haberi de birlikte okuyalım:

“Avrupa Parlamentosu, AB üyesi ülkelerdeki okullarda başörtüsünün yasaklanmasını öneren taslak kararı reddetti…”

Bakınız “okullarda” diyor: Üniversiteleri zaten hiç tartışmıyor!

Fransa “okullarda” o da “devlet okullarında” yasak getirmişti. Birçok AB üyesi ülkede “okullarda” dahi yasak yok…

Başbakan Erdoğan'ın “Türban sorununu çözeceğiz” açıklamasının ardından; Oktay Ekşi gibi kimi laikçi yazarlar çıkmış diyorlar ki:

“Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen o ilk üç maddesi var ya: Onlar durdukça ve AİHM'nin içtihadı değişmedikçe hükümet istediği sonucu alamaz…”

Bu ve benzeri bütün laflar, kamuoyunu yanıltmaya tam teşebbüstür! Gözbağcılık şaheseridir…

Anayasa'daki laiklik maddeleri, asla türban yasağına hukuki temel oluşturamaz!

Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin türban aleyhindeki kararı da (1991) hukuka ve insan haklarına temelden aykırıdır: “Gizli İktidar”ın o dönemde imal ettiği siyasi bir karardır!

AİHM antetli “türban içtihadı”nın ise Avrupa'daki tek bir üniversite için bile emsal oluşturma şansı yokken; bu kararı alıp Türkiye'deki yasağı meşrulaştırmaya çalışmak “berbat bir sihirbazlık numarası”ndan farksızdır…

* * *

“Türban” asla bir siyasi simge değildir...

1986-87 sezonunda üniversitelerdeki başörtüsü yasağı gündeme geldiğinde dönemin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı “türban” sözcüğünü kullanmıştı…

Kast ettiği elbette “başörtüsü” idi: Özal'ın tesiriyle yasağa karşı “türban” adıyla bir formül bulmak istemişti. Ancak “Statüko” buna geçit vermemişti.

Bugün sanki “türban”la “başörtüsü, eşarp veya tülbent” arasında temelde bir fark varmış gibi “siyaset yapanlar” bu örtünme biçimlerinin hiçbiri ile üniversiteye girilemediğini bilmiyorlar mı?

Hepsine birden –hepimizin gözleri önünde– yasak uygulanıyor!

“Türban siyasi simgedir” yargısı “Gizli İktidar”ın yasakçı filmin başında “din karşıtlığı” adına üretmiş olduğu bir “numara” idi…

Sonsöz: Aslında simge olan “türban yasağı”nın ta kendisidir!

15 Kasım 2007 Perşembe

Epilepsi sara bayılma nedir.

Epilepsi nöbeti beyindeki sinir hücrelerinin, yani nöronların ani, kısa süreli ve aşırı bir boşalımı (deşarjı) sonucu ortaya çıkar. Epileptik nöbetin tipi anormal deşarjın başladığı ve yayıldığı bölgelere göre değişiklik gösterir. Klinik özellikleri aynı olan epilepsi nöbeti; tümör, damar yapısı bozuklukları ve infeksiyon gibi birbirinden farklı patolojik süreçlere bağlı olabilir. Metabolik bozukluklar, örneğin, kan şekeri, üre veya kandaki tuzların dengesizlikleri ve bazı ilaçlar eğilimli bir yapıda epilepsi nöbeti oluşturabilir. Bazen de belli bir neden bulunmaksızın nöbetler tekrarlar. Bu nedenle epilepsi kendi başına bir hastalık değil çeşitli hastalıklara bağlı olarak gelişen bir semptomdur.

Epileptik nöbetler, aralıklı gelen, ani başlayan, kısa süren ve tekrarlayan ataklar şeklinde olduğundan, tanıya birçok kez hasta ve çevresinin tanımladığı bilgi ve belirtilerle gidilir. Yani, epilepside klinik tanı genellikle anamneze, yani doktora aktarılan bilgiye dayanır. Epileptik nöbetler belli bir beyin kabuğu bölgesinden kaynaklanan parsiyel nöbetler ve başlangıçtan itibaren tüm bölgelerde başlayan jeneralize nöbetler olarak iki önemli grupta incelenirler.
Bir diğer önemli nokta ise idyopatik. Yani nedeni belirlenemeyen ve semptomatik, yani belli bir beyin hastalığına bağlı olarak gelişen nöbetlerin ayırt edilmesidir. İdyopatik sendromlara başka bir nörolojik bozukluk eşlik etmez. Hastada gelişme basamakları normal ilerler, altta gösterilebilen herhangi bir patolojik süreç yoktur. Ailesel özellik genellikle dikkat çeker, nöbetler görece daha seyrek ve tedaviye yanıt daha iyidir. EEG interiktal dönemde normal temel aktivite gösterir.

Buna karşın semptomatik epilepside altta yatan bir beyin hastalığı ve buna bağlı nörolojik bozukluklar, EEG'de temel aktivitede yavaşlama saptanır. Tedaviye cevap değişkendir ve spontan sonlanma (remisyon) olasılığı düşüktür. Kriptojenik epilepsi, sebebi gizli kalan ancak edinsel bir nedeni olması gerektiği düşünülen epilepsiler için kullanılan bir terimdir.

Hastayı doktora getiren nöbet geçirmesidir. Benzer epileptik nöbet tipleri hem idyopatik, hem de semptomatik epilepsilerde görülebilir. Ana soru prognoz -tek bir nöbetin tekrarlama olasılığı, tedavinin gerekliliği, tedavinin sonlandırılması veya bu durumun gelecek kuşaklara geçme şansı gibi akla gelebilecek tüm sorular- ortada görülen epileptik nöbetin altında yatan nedensel faktörle ilişkilidir.


--------------------------------------------------------------------------------

Epileptik nöbet (Sara), beyindeki hücrelerin kontrol edilemeyen, ani, aşırı ve anormal deşarjlarına bağlı olarak ortaya çıkan bir durumdur. Beyin, insan vücudunun ana kumanda merkezi gibidir. Beyin hücreleri arasındaki uyumlu çalışma, elektriksel sinyallerle sağlanır. Nöbetin nedeni, bir tür beklenmeyen elektriksel uyarı olarak düşünülebilir. Kısaca; epileptik nöbet beynin kuvvetli ve ani elektriksel boşalımı sonucu oluşan kısa süreli ve geçici bir durumdur.

Epilepsi, dünyanın her bölgesinde, erkek ve kadında, her türlü ırkta ve yaklaşık 100 kişide bir oranında görülebilen bir hastalıktır.

Hastaların yaklaşık yarısında belirli bir neden bulunamaz. Belli bir grup hastada ise; gebelikte olabilen beyin gelişme problemleri, doğum sırasındaki nedenler, menenjit, beyin enfeksiyonu, beyin tümörleri, zehirlenmeler veya ciddi baş yaralanmaları epileptik nöbetlere yol açabilir.

Nöbetin nedeni tümör yada başka bir hastalık değilse, epilepsinin ilerlemesi söz konusu değildir, bazen yaşla birlikte nöbet sıklığı da azalabilir.

Epilepsi nöbetleri, çoğu zaman insana çok uzun sürüyor gibi gelse de 1-3 dakika içinde kasılmalar biter ve hastalar belli bir süre sonra nöbet öncesindeki normal aktivitelerini kazanırlar.

Epilepsi nöbetleri, değişik tiplerde olabilir. Nöbetler; büyük (genel, jeneralize tonik-klonik, grand mal, kasılma-çırpınma ile karakterize) yada küçük (kısmi, parsiyel, sadece yüz, kol yada bacakta kasılma[basit parsiyel] veya anlamsız konuşma ve davranışlar ile karakterize[kompleks parsiyel]) nöbetler şeklinde ortaya çıkabilir.

Ayrıca kısa süreli (5-10 saniye), gözlerini dikip sabit bakma, bu anda cevapsızlık şeklinde, kasılmasız dalma nöbetleri (absans) ile; özellikle sabahları uykudan uyandıktan sonraki dönemlerde ortaya çıkan ve kollarda sıçrama-atmalar tarzında myoklonik nöbetler de olabilir.

Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Epilepsili kişinin hastalığının başkaları tarafından bilinmemesi için bir neden yoktur. Yakın arkadaşlarınız, akraba ve komşularınız, öğretmeniniz hastalığınız hakkında bilgi sahibi olmalıdır.

Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir. Tedavide kullanılan ilaçların çocuk üzerine değişik etkileri nedeniyle; gebelik öncesi nöbetlerin tipine ve durumuna bakılarak uygun ilaç ve dozu doktor tarafından düzenlenmelidir.

Epilepsi tanısında en önemli nokta; nöbetler hakkında verilen bilgidir. Özellikle nöbeti gören kişinin doktor tarafından dinlenmesi gerekir. Genel fizik ve nörolojik muayene yapıldıktan sonra başvurulacak ilk laboratuar inceleme aracı; elektroensefalografi (EEG) dir. Bu tetkik, saçlı deriye elektrotlar yapıştırılarak beyin dalgalarının kaydedildiği bir yöntemdir. Epilepsi hastalığı tanısının konulmasında en önemli tetkiktir. Bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) ve magnetik rezonans incelemesi (MRI) epilepsi nöbetlerine neden olan olayların ortaya konmasında yardımcı olabilir.

Epilepsi ilaçla yada cerrahi olarak tedavi edilebilen, çoğu hastada (%70-75) tek ilaçla nöbetlerin kontrol altına alınabildiği bir hastalıktır. Epilepsili hasta ilacını kullanarak aktif ve başarılı bir yaşam sürebilir. Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar; hastanın yaşına, fiziksel durumuna ve nöbet tipine göre uzman doktor tarafından verilmelidir. Bilinçsizce kullanılacak ilaç, nöbetleri önlemediği gibi istenmeyen yan etkilere de neden olabilir.

Eğer tedavi ile nöbetler bir kaç yıl (hastanın durumuna göre 2-4 yıl gibi) arka arkaya görülmezse, doktor kontrolunda ilaçların azaltılıp kesilmesi denenebilir. Nöbetler tekrarlamazsa tedaviye son verilir, tekrarlarsa tedaviye yeniden başlanır. İlacın kesilmesi, mutlaka hastayı izleyen doktor tarafından karar verilmesi gereken önemli bir konudur.

EPİLEPSİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN KONULAR

1. Epilepsi kısa süreli nöbetler şeklinde tekrarlayan, beyinden kaynaklanan bir hastalıktır. Nöbetler ilaçla durdurulabilir.

2. Epileptik bir hastayı aşırı kollamaya, takip etmeye ve gereğinden fazla ilgi göstermeye gerek yoktur.

3.Epilepsi hastalığı olan kişi aşırı uykusuz kalmamalı, günde en az 7-8 saat uyumalıdır.

4. Aşırı çay, kahve ve kolalı içeceklerden kaçınılmalı, gece ağır yemek yenmemelidir.

5. Uzun süreli ve yakından televizyon seyredilmemeli ve fazla bilgisayar kullanılmamalıdır.

6. Epileptik hasta, aşırı efor sarfetmemeli ve bunu gerektiren sportif faaliyetlerden kaçınılmalıdır.

7. Alkollü içecekler, nöbet oluşumuna yol açabileceği ve epilepsi ilaçların etkilerini değiştirebileceği için kesinlikle kullanılmamalıdır.

8. Aç kalınmamalıdır.

9. Yüksek yerlerin kenarında bulunulmamalı ve ateş gibi yakıcı olabilecek yerlerden uzakta durulmalıdır.

10.Meslek seçiminde dikkat edilmelidir. Epileptik hastalar; askerlik, polislik, şoförlük, berberlik, inşaat ve kaynak işçiliği gibi meslekleri seçmemelidir.

11.Motorlu taşıt kullanılmamalıdır. 3 yıldan fazla bir sürede nöbet geçirmeyenlerde ve EEG leri normal olanlarda müsade edilebilir.

12.Epilepsili hasta elinden geldiğince üzülmemeli, olur olmaz şeyleri dert etmemelidir.

13.Epilepsili kişi evlenebilir ve çocuk sahibi olabilir. Epileptik kişi evlenecek ise eşi hastalığını bilmelidir. Bayanlar hamile kalmadan önce mutlaka doktoru ile görüşmelidir.

14.Alınan ilaçların hastalığı tamamen geçirmeyebileceği bilinmelidir. Ama ilaçlar nöbet gelmemesini yada sayısının azalmasını sağlayacaktır.

15.İlaçlar, düzenli ve mutlaka önerildiği şekilde kullanılmalıdır.

16.Nöbet geçirilme sayısı ile gün ve saatleri kaydedilmelidir.

17.Düzenli aralıklarla doktor kontrolüne gidilmelidir.

18.Hastalar, yanında iyi yüzme bilen birisi olmak şartıyla denize girebilir, fakat uzun süre denizde ve güneş altında kalmamalı, aşırı yorulmamalıdır.

19.Epilepsi kısmen de olsa hayatınızı etkileyebilir, ama normal, aktif bir hayat sürmenizi engellemez. Bazı meslekler dışında yapamayacağınız hiçbir şey yoktur.

20.Epilepsi çalışmanıza ve işinizde başarılı olmanıza engel olacak bir hastalık değildir. Unutmayınız ki; dünyada bir çok ünlü ve başarılı insan da epilepsi hastalığına sahiptir

DEPRESYON NEDİR?


İnsanlar zaman zaman kendilerini üzüntülü ve mutsuz hissederler. İşinden ayrılmak, sevdiğini kaybetmek veya başarılı olamamak üzüntüye yol açan yaşam olaylarındandır. Kısaca üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur ve depresyon olarak tanımlanır. . Depresyon duygu düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir.


Depresyon değişik şekillerde ortaya çıkabilir:
Bazısında neden olmaksızın aniden ortaya çıkar
Bazısında stresli bir yaşam olayından sonra başlar
Bazen tek atak olarak yaşam boyu sürebilir
Bazen tekrarlayan ataklar halindedir
Bazen semptomların şiddetli olması ile hastalar iş yapamaz hale gelebilir
Bazıları ise iş yapabilir ama sürekli mutsuzluk hissederler
Aşağıdaki belirtilerden bazıları aynı anda sizde bulunuyorsa depresyon geçiriyor olabilirsiniz:

Kendini üzüntülü, değersiz, umutsuz, çaresiz, hissetme, içinde boşluk duygusu olması
Karar verme güçlüğü, konsantrasyon zorluğu, bellek bozukluğu
Daha önce zevk alınan iş ve aktiviteleden zevk alamama (cinsel isteksizlik dahil)
İşte, okulda, aile ve arkadaş arasında sorunların ortaya çıkması
Diğer insanlardan uzaklaşma ve yalnız kalma isteği
Enerji azlığı, yorgunluk hissi ve çabuk sinirlenme
Uyku bozukluğu (uykuya dalamama,uykuyu sürdürme güçlüğü, sabah erken uyanma veya fazla uyuma şeklinde olabilir)
Yeme bozukluğu (iştahta azalma veya artma),
Nedeni belli olmayan baş, boyun, sırt ağrısı gibi vücudun değişik yerlerinde sürekli ağrılar hissetme
Son zamanlarda fazla alkol almaya başlama veya yatıştırıcı ilaçları kullanma ihtiyacı hissetme
Kendine zarar verme, intihar planları yapma, intihar girişiminde bulunma veya kendi cenaze merasimini düşünme
Depresyon tanısı almak için bu belirtilerin hepsinin birden sizde olması gerekmez. Bu şikayetlerin birkaçı aynı anda sizde bulunuyorsa doktora başvurmanız gerekir. En sık görülen belirtilerden biri uyku ve iştah bozukluğudur. Bu belirtilerin çoğu aynı anda bulunuyorsa ağır depresyondan söz edilir. Depresyon ciddi bir hastalıktır. Kendi haline bırakıldığında zaman içinde düzelebileceği gibi genelde uzun süre devam eder veya ağırlaşır. Ağır depresyonda kişi iş güç yapamaz hale gelebilir ve bu durumda intihar riski yüksektir.

Uyku bozukluğu bir hastalık değildir başka hastalıklarda görülebilen bir belirtidir. Nedeninin araştırılması gerekir. Bedensel hastalıklar (astım, kalp hastalığı v.b.) nedeniyle olabileceği gibi psikiyatrik hastalıkların (depresyon, mani v.b.) çoğunda görülebilir. Depresyon hastaları sıklıkla uyku bozukluğundan yakınırlar. Bu nedenle uykusuzluk şikayetiniz varsa ve bir süredir devam ediyorsa çevrenizdeki insanların önerdiği ilaçları veya kendi başına eczaneden alınan uyku ilacını kullanmak yerine bir uzmana başvurarak altta yatan nedeni araştırmanızda fayda vardır.

ABD’de depresyon hastalarının 2/3’ü çeşitli nedenlerle tedavi görememektedir.Türkiyede bu konuda yapılmış araştırma yoktur ancak benim kanıma göre bu oran yurdumuzda çok daha yüksektir. Psikiyatriste başvurmama nedenlerinden bazıları şunlardır: hastalık bilinememekte, hastalar çevresi tarafından zayıf oldukları gerekçesi ile suçlanmakta, hastalık dolayısı ile iş güç yapamaz durumda olan hastalar yardım isteyecek enerjiyi kendilerinde bulamamakta bazende yanlış tanı konup tedavi yanlış uygulanmaktadır.

Depresyon hastalarının yardım istemek için genelde yardıma ihtiyacı vardır. Depresyonun doğası gereği hastalar genelde kendiliğinden yardım istemezler. Hastalar sıklıkla enerji, ilgi ve istek azlığından yakınırlar. Bu nedenle depresyonu olan hastaların aileleri, arkadaşları veya diğer hekimleri tarafından psikiyatriste yönlendirilmeleri gerekir. İntihar düşüncesi varsa acilen psikiyatriste başvurmak gerekir. Halk arasında yaygın olan inanışa göre intihar düşüncesini ifade eden kişiler pek intihar etmezler. Ancak yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermiştir. Bu nedenle bir yakınınız intihar düşüncelerini sık ifade ediyorsa bunu önemseyin ve en yakın zamanda bir uzmana başvurmasına yadımcı olun. Depresyona yakalanmak sizin tercihiniz değildir ancak tedavi olup olmamak sizin elinizdedir.

DEPRESYONA YAKALANMA RİSKİNİZ NEDİR?

Yaşam boyu depresyon geçirme riski %15 dolayındadır. Kadınlarda bu oran %25’e kadar çıkmaktadır. Hemen hemen tüm toplumlarda depresyon kadınlarda iki kat daha fazladır.Gebelikte, doğum sonrası dönemde ve menopozda depresyon geçirme riski artar. Bunun nedeni tam olarak bilinmemektedir, ancak kadınların hormonları bundan sorumlu olabilir. . Sürekli bedensel hastalığı olanlarda daha fazla görülür. Örneğin infertilite(kısırlık) tedavisi gören kadınlarda normal kadınlara göre iki üç kat fazla depresyon görülmektedir.

Hastaların %50’si 20-50 yaş arasındadır. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da depresyon görülür. Boşanmış, ayrı yaşayan veya yalnız yaşayanlarda evlilere göre daha sıktır Sosyal çevre veya ekonomik seviye ile depresyon geçirme oranı arasında ilişki yoktur.Kütürel etkenlerle depresyon arasında ilişki yoktur.Yakın akrabalarda depresyon geçiren birilerinin olması depresyon geçirme riskini artırır.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik