Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fethullah Gülen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2007 Pazar

Cinler gelecekte calistirilabilinirmi

(alinti.... Fethullah Gülen)



Kur’ân’da, Süleyman Aleyhisselâm’ın kuşlardan ve cinlerden ordularının olduğu, cinlerin kaleler, havuzlar ve kazanlar yaptıkları, içlerinde bina ustalarının ve denizlere dalan dalgıçların bulunduğu, ayrıca birkaç bin kilometre uzaktan Belkıs’ın tahtının ânında getirildiği anlatılır (Enbiyâ, 21/82; Neml, 27/39; Sebe', 34/12; Sa’d, 38/37).

Âyetler, bizi fizik ötesi âlemlere götürmekte ve metafizik vak’alarla tanıştırıp, cin, şeytan ve ruhânîlerle kalbin ve hissin diliyle konuşabileceğimiz bir âlemde gezdirmektedir. İnsanlık, şu anda bu işin henüz elif-basında ve emekleme devresinde bulunmaktadır. Telepatinin, ruhlarla konuşmanın, cin ve şeytanlarla en geniş sahalarda haberleşme yapmanın ve onları emir altına alıp iş gördürmenin perdesi yeni yeni aralanmaktadır. Maddeyle alâkalı laboratuarlarda halledilemeyen meseleler olacak, görülmeyen âlemlere ve canlılara müracaat lüzumu duyulacak ve başka âlemlerden gelen şifreleri çözmek için nezih veya habis ruhlara, cinlere ihtiyaç baş gösterecektir. İrtibat arttıkça, onları kullanma sahalarına temayül de artacaktır.

Yukardaki âyetlerde ifâde edildiği gibi cinler, Hz. Süleyman'a (as) hizmet ediyorlardı. Her nebî, Cenâb-ı Hakk'ın isimlerinden birine mazhardır; aynı zamanda nebîler, kendi isimlerinin de mazharıdırlar. Süleyman ismindeki remiz ve manâ, Şehâdet ve Gayb âlemleri üzerinde hüküm sürmektir. Böyle bir ismin muktezası olarak, O Nebî'nin bir eli görünen, diğer eli ise görünmeyen âlemde tasarruf yapabiliyor ve muhaberede bulunabiliyordu. Bu, sair enbiyâda ara sıra ve mu’cizevî oluyordu ama, Hz. Süleyman da (as) ileri derecedeydi. Ayrıca burada, imana ve Kur'ân'a hizmet eden cemaatlerin sahip olmaları gereken yol ve usûllere de işaretler vardır.

Nebî, âlet u edevatsız ve maddî sebepler olmaksızın cinleri teshir edip emrine bağlamış, onlar vasıtasıyla haberleşmiş, onları çalıştırmış ve bu sahada nihâî sınırı göstermiştir. Âyetin ifâdesiyle, emrinde bulunan cinler, Hz. Süleyman'ın (as) kendilerinden yapmalarını istediği şeyleri yaparlardı. Çok muhteşem hüsn-ü sanat eserleri ortaya koyarak, bu sanatın gelişmesi ve ihyâsı hususunda insanlara büyük destekleri olmuştur. İleride cinler, aynı sahada daha geniş çapta kullanılacak ve onları istihdam edenler, son sınır taşlarını yerlerine koyacaklardır.

Yine Kur'ân'da, -yukarıda ifâde edildiği gibi- Hz. Süleyman'ın (as) cinleri denizlerin diplerine dalma ameliyesinde istihdam ettiği de belirtilmektedir. Telepatinin bu işle alâkası vardır veya yoktur; fakat her hâlukârda, bir gün iaşeleri temin edilerek, cin taifeleriyle deniz altında üç-beş ay kalınabilecektir. Zirâ, Allah’ın bir Peygamberi (as), bize bu mevzûda da son ufku göstermektedir.

Muhabere sahasında da cinlerin büyük çapta kullanılabileceğine âyet işaret etmektedir. Büyük devletler, teknik ve teknolojik sahada verdikleri kavga ve mücadelede cinleri kullanıp, -haberleşmede dinlenme ihtimali ortadan kalktığı ve çok serî hareket ettikleri için- telsiz ve telgrafın çalışması ve kod, şifre ve anahtarlarının ele geçirilmesi hususunda cinlerden faydalanacaklardır. Gariptir; bu mevzûda bugün en fazla gayret gösterenler de, manâya karşı en kapalı milletlerden olan Rusya ve Çin'dir.

Cinler ile konuşmanın sağlanması, emniyet teşkilatlarının da işine yarayabilir. Meydana gelen veya gelişme safhasında olan faaliyetler ve grup olayları anında merkeze bildirilip, kontrol altına alınabilir. kim bilir belki o zaman, cinlerden de komiserler ve emniyet müdürleri olacaktır. Ve gün gelecek, milletlerin gizli bir şeyi kalmayacak, cin ve şeytanlar bütün kapalı şeyleri, milletlerin sırlarını ve gizli yanlarını açığa çıkararak, herkesin en gizli yönlerine muttalî olma imkânını sağlayacaklardır. Ne var ki beşer, her şeyi ruhânîlerin ve cinlerin yaptıklarına inanacak ve bu sahadaki gelişmeler sonucunda cinlerin bu şekilde kullanılması, bir bakıma Allah'ın (cc) ve Kur'ân'ın inkârına yol açacak; neticede de insanlar, ruhlarını tatmin için bunları kullanabileceklerdir.

Enbiyâ sûresinin 82. ayetinde, cinlerin daha başka işler de gördükleri belirtilerek, belki cinlerin ileride bizim bilemediğimiz ve tahmin edemediğimiz daha pek çok işlerde de kullanılabileceğine işaret olunmaktadır. Siz bunu, ister bin senelik hâdiselerin kitaplaştırılması, ister yerin altına ve yer altındaki madenlere ittılâ ve isterseniz deniz dibinde asırlardır bulunamayan batık gemilerin tespiti, yeni zenginlik kaynaklarının keşfi veya cinleri uzay dalgıçları, ya da cin uydular şeklinde istihdamla değişik bilgiler edinilmesi olarak düşünebilirsiniz. Fakat, her zaman olduğu gibi bu sefer de, verdiğimiz bu malûmatın sonunda yine “Her şeyin doğrusunu Allah bilir” demeyi ihmal etmemeliyiz.

25 Mart 2007 Pazar

Ali Bayram: ABD'deki üniversiteye bir dolar bile ödeme yapmadık

Fethullah Gülen'in misyoner okuluna 2 milyon dolar bağış yaptığı yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı. Gülen'in ya da onun adına hareket ettiği iddia edilen Dr. Ali Bayram'ın, Hardford Seminary Üniversitesi'nin yönetimine tek bir dolar bile ödemediği belirtildi.

Ali Bayram, üniversite bünyesinde İslam kürsüsü kurulması için sponsorluk anlaşması imzaladıklarını söyledi

Üniversite yönetimi de web sitesinde para ödendiği yönündeki haberleri yalanladı. Gülen'in avukatlarının yaptığı açıklamada iddiaların müvekkilleri ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirterek, Dr. Bayram'ın da Gülen'in yeğeni olmadığı ifade edildi. Üniversite ile bir anlaşmaya vardıklarını kaydeden Dr. Ali Bayram ise Hardford Seminary'nin misyonunun değiştiğine işaret etti. Bayram, "Sponsorluk anlaşmamız İslamî kürsünün kurulmasını ve öğrencilerin akademik projelerinin desteklenmesini amaçlıyor." yorumunu yaptı.

Hartford Seminary Başkanı Heidi Hadsell de internet sitesinde yaptığı açıklamada, "Ne yazık ki, Ali Bayram tarafından yapılan bu önemli girişim, tam da anlaşma aşamasında yanlış yansıtılmıştır. Hartford Seminary ve Dr. Ali Bayram bu aşamada iyi niyet beyanı imzalamıştır. Bu anlaşma, eğer Dr. Bayram, önerdiğimiz fikri destekleyecek sponsorlar bulmayı başarırsa, bahsettiğimiz akademik ve ilmi faaliyetleri gerçekleştirme amacıyla yapılacaktır. Hartford Seminary'nin para aldığı iddiası da doğru değildir." dedi.

'Rahip okuluna 2 milyonluk bağış' başlığı ile sunulan haberlerde yanlış anlamalar ve bilgi eksikliği var. Haberlerde ismi geçen Dr. Ali Bayram dün bir açıklama yaptı. "Bunları düzeltmeyi vicdani bir borç sayıyorum.'' diyen Dr. Bayram, şöyle devam etti: "Üniversite yönetimi ile 1999 senesinden itibaren devam eden diyaloğumuz neticesinde okul bünyesinde bulunan İslami İlimler Fakültesi'ni büyütüp geliştirme ve bu fakülte öncülüğünde İslam'ın doğru tanıtılması için panel, konferans ve çeşitli akademik çalışmaların düzenlenmesinde ortak bir düşünceye varılmış, tecrübelerimizle ve gücümüzün yettiği ölçüde maddi olarak bu çalışmalara katkıda bulunacağımız ifade edilmiştir."

Açıklamada Hartford Seminary'nin 150 yıllık köklü bir üniversite olduğu ve misyoner okulu olarak kurulan kurumun son 50 yıllık mazisinde misyonunu değiştirerek semavi dinler ve din mensupları arası diyalog merkezi şeklinde çalışmaya başladığı bilgisine yer verildi. Bünyesinde Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyet'le ilgili çalışmalar yapılan okulda dünyanın dört bir tarafından gelen öğrenciler lisansüstü (master, doktora) öğrenim görüyor.

Okula mali yardım yapıldığı iddialarına da açıklık getiren Bayram şunları söyledi: "Gazetelerdeki 2 milyon dolar gibi bir bağışın yapıldığı bilgisi doğru değildir. Üniversite yönetimine ödenmiş tek bir dolar yoktur. İslami kürsünün kurulup geliştirilmesini amaçlayan sponsorluk anlaşmamız lisansüstü öğrencilerin akademik projelerinin desteklenmesinden ve İslamiyet ile ilgili konferansların düzenlenmesine katkıdan ibarettir. İslamiyet'in imajının maalesef günden güne kötüye gittiği ABD'de bu tür akademik çalışmalara büyük ihtiyaç vardır. Dinimizin doğru anlatılmasının ve özündeki barış mesajının iletilmesinin medeniyetlerarası diyalog ve hoşgörünün tesisine yapacağı hizmet tartışılmazdır."

Gülen'in avukatı: Gerçek dışı iddiaların müvekkilimle ilgisi yok

Fethullah Gülen'in avukatı Orhan Erdemli, Hartford Seminary'ye 2 milyon dolar bağış yapıldığına ilişkin olarak bazı medya kuruluşlarında çıkan haberlere açıklama getirdi. Dr. Ali Bayram'ın Gülen'in yeğeni olmadığı belirtilen açıklamada haberde yer alan iddiaların tamamen gerçek dışı ve saptırmadan ibaret olduğu kaydedildi. Erdemli, açıklamasında, "Söz konusu gerçek dışı iddialarla müvekkilim Fethullah Gülen'in hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı basın yayın organlarının her fırsatta Sayın Fethullah Gülen hakkında gerçek dışı iddialarda bulunmasının yasalarla ve basın özgürlüğü ile bağdaşmadığını kamuoyunun takdirlerine sunarız." dendi.

İstanbul, Zaman



kaynak: Zaman Gazetesi



Öncesi Çıkan Haberler :

Bir Aydın doğan Gazetesi haberi ( Tabiiki maksatlı ve Kasıtlı )

25 Şubat 2007 Pazar

AFRİKA'DA TÜRK OKULLARI- SİYAH AFRİKA'YA ANADOLU'DAN DESTEK

Bu seyahatte gördüğümüz Türk okullarının en etkileyici olanı Cape Town Star International School idi. 1999 yılında kurulan okul, öğrencileri yuvadan alıp liseden mezun edecek kapasiteye sahip.


Sınıfları, spor olanakları ve diğer tesisleriyle Cape Town'a yakışan bir okul. Koridordan geçerken askıların üzerine yazılı olan öğrenci isimlerini not ettim: Raees, Miguel, Uthmaan, Abraar, Zoe, Muazzam, Aaaliyah, Saarah, Yusrah, Sakeen, Fareed, Aqeelah, Aqeel, Laeeq, Muzair, Riyaadh, Monia, Shaquel, Kayla, Ammaarah, Tasleem, Furkan, Fatimah... İsimler, okulun çokkültürlü niteliğini yansıtıyordu.

GAC-Türkiye arasındaki ticaret hacmi giderek büyüyor, fakat potansiyelin çok altında. GAC başkenti Pretoria'daki büyükelçiliğimizin ticaret müşaviri Ali Toptan Bey'den edindiğim verilere göre durum şöyle: 2000 yılında 240 bin dolar düzeyinde olan ticaret hacmi 2006'da 2,2 milyara ulaşarak, 6 yılda 10 kattan fazla arttı. Güney Afrika'dan başlıca altın ve taşkömürü ithal ederken, akaryakıt, otomobil, beyaz eşya ve kağıt ürünleri ihraç ediyoruz. Ne var ki ticaret dengesi sürekli olarak aleyhimize gelişmekte. Oysa 10 milyon dolayındaki yüksek alım gücüne sahip nüfusuyla GAC Türk işadamları için çok cazip bir pazar. Coğrafi uzaklık ve GAC'ın uyguladığı % 5-40 aralığındaki gümrük vergileri ticaretimizi engelleyen başlıca etkenler. 2010 yılına kadar AB ile GAC arasında ticaretin serbestleşmesi, gümrük birliği nedeniyle ihracat imkanlarının artması imkanını getirecek. 2003 Mart ayında THY'nin İstanbul-Joburg-Cape Town seferlerine son vermesi, kargo taşımacılığında maliyetleri yükseltmiş ve ticari ilişkileri sınırlandırmış. GAC'da kömür çıkarıp Türkiye'ye gönderen Sumo şirketinin yöneticileri Şemsettin Çalışkan ve Vuslat Bayoğlu beylere göre, ticaretin artması için daha çok çaba harcanması gerekiyor. Bu arada, Türkiye'de iş bulmakta güçlük çeken jeoloji, metalürji ve maden mühendislerine GAC'da büyük talep olduğunu söylediler. Hiç tecrübesi olmayanlar ayda 1.500 dolar, 5 yıllık tecrübesi olanlar 4 bin dolar aylıkla iş bulabiliyormuş.

O akşam Horizon International High School'a yapacağımız ziyaretten önce 1908-15 yılları arasında burada Osmanlı Devleti'nin konsolosluğunu yaparken, 46 yaşında iken vefat eden Muhammed Remzi Bey'in kentin merkezindeki Braamfonten mezarlığında bulunan kabrini ziyaret ettik. Osmanlı'nın bundan yüzyıl önce Güney Afrika'ya ilgi duyması ilginçti.

Soweto ziyareti

İstanbul'a dönüş yolunda Joburg'da bir gün daha geçirdik. Mandela'nın doğup büyüdüğü 1 milyon 300 bin nüfuslu Soweto'yu (South Western Township'in kısa adı) gördük. Belediye başkanını, ırk ayrımına karşı mücadele ettiği için 1976-85 arasını hapiste geçiren Patrick Lephanya'yı ziyaret ettik. Anlattıkları sarsıcıydı: Halkın büyük çoğunluğunu eğitimsiz, dolayısıyla sabit iş bulması imkansız siyahlar oluşturuyor. Ortalama gelir 200-250 dolar düzeyinde. Nüfusun yaklaşık dörtte biri evli olmayan anneler ve çocuklarından oluşuyor. İşportacılık ve muhtelif küçük hizmetler esas geçim kaynağını oluşturuyor. Eroin ve kokain tüketimi artıyor. AIDS ve kalp hastalıklarından ölenlerle nüfus giderek azalmakta... Soweto'da büyük yoksulluk ve yoksunluk var, ama yine de Nairobi'nin Kibera'sı ile karşılaştırıldığında mürefah sayılabilir...

Lephanya, ırk ayrımına karşı siyasi mücadele dönemiyle ilgili anılarından da söz etti. ANC'ye mensup gençlerin beyazlarla müzakere ve uzlaşmaya kesinlikle karşı olduklarını; fakat Mandela'nın büyük otoritesiyle onları ikna etmeyi başardığını ve ırk ayrımından demokrasiye evrimci yoldan geçişi mümkün kıldığını anlattı. 29 Ocak günü sabah erkenden GAC'ın Hint Okyanusu kıyısındaki ikinci büyük kenti, güney yarımkürenin en büyük limanı, yaklaşık 4 milyon nüfuslu Durban kentine uçtuk. Gandhi'nin Güney Afrika'daki yıllarının büyük bölümünü geçirdiği Durban, bitki örtüsü ve havasıyla tam bir Akdeniz kentini andırıyor. Ocak sonunda Nairobi ve Joburg'da 24-25 derece olan ısı burada 29-30 dereceye yükseldi. Kuru havanın yerini, nemli bir hava aldı. Otele yerleştikten sonra kentin bir miktar dışındaki Star Educational Trust/Yıldız Eğitim Vakfı tarafından işletilen "Star College/Yıldız Koleji" adlı Türk lisesine ulaştık. Giriş kapısında duran okul armasının altında Türkçe olarak "Akıl, beden ve ruh" yazıyordu.

Bizi Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi matematik bölümünden mezun bir genç olan Okul Müdürü Faruk Türkmen ve yine hemen hepsi Türkiye'nin önde gelen üniversitelerinden mezun genç öğretmenler karşıladı. Güney Afrikalı öğretmenlerin bazılarıyla da tanışma fırsatı bulduk. Okulun ağaçlarla kaplı, yemyeşil avlusunda hazırlanan öğlen yemeğini yerken Faruk Bey, bize okulun öyküsünü anlattı. Daha önce İngilizler tarafından işletilen okul, 1997'de vakıf tarafından satın alınmış. 200 dolayında siyah, melez ve Hint asıllı öğrencinin okuduğu lisede öğrencilerden yılda 2.000 dolar civarında ücret alındığını, ücret gelirlerinin % 10'uyla burs verildiğini öğrendik. Bir grup öğrenciyle sohbet ettim. Okulda verilen eğitimden ve öğretmenlerden ziyadesiyle memnun olduklarını; spor imkanlarının biraz kısıtlı olmasından başka bir kusur bulmadıklarını söylediler.

Okul ziyaretinden sonra yine minibüse binip "PheZulu Safari Park"ına yollandık. Bu tabiat parkında önce 102 yaşında, 4,5 metre boyunda ve 600 kg ağırlığındaki yaşlı timsah Junior ile eşi 60 yaşındaki Juliette'i ve çocuklarını ziyaret ettik. Sonra temsili bir Zulu köyünde, Zulu kabilesinden kızlı erkekli gençlerin sergilediği danslı şarkılı gösteriyi izledik. Gösteri, Zulu kabilesinden gençlerin nasıl tanışıp anlaştıkları ve köyün büyücüsünün uygun görmesi üzerine evlendiklerini anlatıyordu. Gösteriyi izlerken kendimi Zulu yaşamına öylesine kaptırdım ki, gösteriyi sunan gençlerin işleri biter bitmez modern giysilerine bürünüp şehre gitmek üzere otomobillerine atlamaları bana bir an için inanılmaz göründü. 31 Ocak günü yine sabah erkenden, bu defa dünyanın incilerinden biri olan, Afrika kıtasının güney ucunda, Atlantik ve Hint okyanuslarının buluştuğu yerde duran kente doğru yola çıktık. Pırıl pırıl güneşli ve bulutsuz bir yaz sabahı, dillere destan Masa Dağı'nın (Table Mountain) üzerinden uçarak Cape Town'a indik. Yaklaşık 4 milyon nüfuslu, Western Cape eyaletinin başkenti olan Cape Town'da bir milyona yakın genellikle Hindistan, Malezya ve Endonezya kökenli Müslüman yaşıyor. Malezya ve Endonezya kökenlilerin tarihi 17. yüzyılda buraya Hollandalı sömürgeciler tarafından getirilen kölelere dayanıyor.

Gemerek'ten Cape Town'a...

GAC'daki en başarılı Türk işadamlarından biri olan Levent Şenol Bey bizi evinde ağırladı. Masa Dağı'nı ve Atlantik Okyanusu'nu cepheden gören görkemli villasında kahvaltı sırasında Levent Bey yaşam öyküsünü şöyle anlattı: "Sivas'ın Gemerek ilçesinde doğdum. Ailem Çerkes kökenlidir. Lise 1'e kadar okuyabildim. Sonra Suudi Arabistan'daki bir Türk inşaat firmasına satın alma şefi olarak girdim. 1985-89 arasında dört yıl orada çalıştıktan sonra, rahmetli olan bir arkadaşımın çağrısı üzerine Cape Town'a geldim. II. Abdülhamid'in, Müslümanlar arasında çıkan bir ihtilafı çözmek üzere buraya gönderdiği Kadı Ebubekir Efendi'nin efradından olan eşimle tanışıp evlendikten sonra buraya yerleşmeye karar verdim. Hedefim bir iş kurmaktı. Önce Türkiye'den deri eşya, burada çok kullanılan eşarplar, sonra battaniyeler getirmeye başladım. Çok para kazanınca, battaniye üretimine başladım. Bugün entegre battaniye fabrikası sahibiyim. 400 dolayında işçi çalıştırıyor, komşu ülkelere ihracat yapıyorum. Türkiye'den akrilik elyaf ithal ediyorum. İşlerim çok şükür, çok iyi. "Levent Bey, GAC'da asgari ücret olduğunu, fakat vergi ya da sosyal sigorta primi ödenmediğini, enerjinin ucuz olduğunu, dolayısıyla yatırıma çok elverişli bir ortam bulunduğunu anlatıyor. İlgilenecek Türk yatırımcılara, uzaktan kumanda ile iş yapılamayacağını, buraya yerleşmek ve pazarlama becerisine sahip olmak gerektiğini söylüyor.

Sonra bu seyahatte gördüğümüz Türk okullarının belki en etkileyici olanına, Star International Primary and High School'a yollandık. Okulun müdürü, ODTÜ'de biyoloji okumuş genç bir öğretmen olan İlhami Demirtaş, bize okulu baştan aşağı gezdirdi ve öteki öğretmenlerle birlikte ayrıntılı bir brifing verdi: 1998'de GAC'da ilk açılan Türk okulu olan Star International'da bugün 250 dolayında öğrenci okuyor. Çoğu Hıristiyan melez, yarıya yakını Asya (Endonezya) kökenli Müslüman ailelere mensup. Karma öğretim yapılan okulda kız öğrencilerin oranı % 40 dolayında. GAC'da üniversiteye girebilmek için 11 resmi dilin en az ikisinden sınav vermek zorunluluğu olduğu için Star hem İngilizce hem de Afrikaans dilinde öğretim yapıyor. Öğrencilerden alınan ücret ilköğretimde 1.500, lisede 2.000 dolar dolayında. Bütün okullar gibi Star da devletin öğrenci başına 250 dolar dolayındaki mali yardımından yararlanıyor.

"Ubuntu": Ahlâkî değerler

Yurtdışındaki bütün Türk okullarında olduğu gibi burada da yalnızca fen dersleri ve (seçmelik ders olan) Türkçe, Türkiye'den gelen öğretmenler tarafından, öteki dersler çoğu hanım yerli öğretmenler tarafından veriliyor. GAC okullarında din ya da din bilgisi dersi verilmiyor, ama yurttaşlık bilgisi okutuluyor. "Ubuntu" yani sahip olunması gereken değerlerin ele alındığı yurttaşlık dersinde yıl boyunca işlenen konular şöyle sıralanıyor: Sorumluluk, sorumlu davranış, sorumlu çalışma ahlakı, hoşgörü, bağışlayıcılık, işbirliği, kendine saygı, aileye saygı, topluma saygı, ülkeye saygı, dürüstlük, güvenilirlik, hesap verme, iyiyi düşünme, sebat, şefkat, dayanışma... Bu dersin sorumlusu olan yerli öğretmenlerden Bay Boonzaaier, öğrencilere birbirlerinin inançlarına saygılı olmalarını sağlamak için okulda mevcut bütün dinler hakkında az da olsa bilgi verildiğini anlattı. Ve şöyle dedi: "Evet, çocukların biraz kafaları karışıyor, yeterli de olmuyor, ama anayasaya uymak zorundayız..." Yurttaşlık dersi yanında, Afrika'da hayati bir konu olan cinsellik konularının işlendiği bir "yaşam" dersi verildiğini de öğrendik.

GAC'da tümüyle dini okullar var. İslami okulların yöneticileri önceleri Star yöneticilerini "Müslümanları laikleştiriyorsunuz!" diye eleştirmişler; fakat sonradan laik eğitim verilmesinin doğru olduğunu kabul etmişler. Şimdilerde "Haklısınız; çünkü artık dünya küçülüyor, insanların birbirlerini tanıması gerekiyor." diyorlarmış. Demirtaş, GAC yönetiminin, yakın geçmişe kadar geçerli olan apartheid rejimi hatırlanacak olursa ayrımcılık konusunda haklı olarak büyük bir duyarlılık gösterdiğinin altını çizdi. "Burada din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapılan okullar hemen kapatılır." dedi. Demirtaş, Türkiye'ye ilgi konusunda şunları söylüyor: Galatasaray futbol takımını ve Hasan Şaş'ı tanımayan çok az... (Öğretmenlerin çabasının sonucu olmalı...) Müslüman öğrenciler daha ilgili. "Türkiye niye AB'ye girmek istiyor?.. Hrant Dink neden öldürüldü?.. Cumhurbaşkanı kim olacak?" gibi sorular soruyorlar. (İşte size küreselleşme!)

2 Şubat 2007 Cuma

Yaşayan En Büyük Milliyetçi: Fethullah Gülen

Hüseyin Gülerce'nin köşe yazısı


Gerçek milliyetçi konuşuyor...

Geçtiğimiz haziran ayında İstanbul'da 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı yapıldı. 84 ülkeden 355 öğrenci bizim dilimizle yarıştılar. İnanıyorum ki, onları izleyen milli duygularını kaybetmemiş herkes "işte gerçek milliyetçilik budur" diye haykırdı. Çünkü gerçek milliyetçilik, dünyayı doğru okumak, dünyanın her yerinde olmayan Türkiye'nin hak ettiği yerde olamayacağına inanmak demektir.

Bu ruhu yeniden canlandıran Fethullah Gülen'dir. Benim nazarımda da yaşayan en büyük milliyetçi odur. Milliyetçilik-ulusalcılık tartışmalarının yapıldığı şu günlerde onun milliyetçilik anlayışının doğru olarak bilinmesinde fayda görüyorum. İşte Gülen'in milliyetçiliği:
İnsanımızın dilenci durumuna düşmesi ve başkasının kapısında el açması; malî, içtimaî ve ahlakî bir buhran yaşaması sinemde girdaplar meydana getiriyor.

Bir zamanlar tabii bilimlerden dinî ilimlere, tasavvuftan mantığa, şehircilikten estetiğe hemen her sahada; varlığı didik didik eden dehâlarla, fıkıh ve hukuk üstatlarıyla, hayatlarını vicdan eksenli yaşamış, insanî normları aşan istidatlarla, muhakeme ve fetanet kahramanlarıyla ve sanat dahîleriyle her zaman çağının çok önünde yürümüş milletimiz, geçici bir aradan sonra yeniden bütün aydınlık ruh ve dimağlarını harekete geçirerek bir ikinci veya üçüncü Rönesans'ı gerçekleştirecektir.

Evet, hicran duyma, içimizde burukluklar yaşama, milletimizin şu anki muhtaç ve düşkün halini hazmedememe.. bütün bu mülâhazalar bizi, milletimizi doğrultup, onun ruhunun heykelini yeniden dikerek, onu tekrar özüne döndürmek için azim ve gayrete sevk ediyorsa kıymetlidir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, milletimizin özünün, tabiatının ve millî karakterinin gözetilmesi ve korunmasıdır.

Bizim milletimizin dirilmesi, sadece bir milletin değil, aynı zamanda İslam dünyasının dirilmesi ve sonra bütün dünyanın dengelenmesi olacaktır.
Bazıları bizim milletimizi kastederek kıskançlık ve hazımsızlıktan dolayı "niye onlar, biz değiliz" diyebilirler. Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, Arap milleti olarak çok hızlı semere vermişlerdir. Fakat bildiğiniz gibi o ihtişamlı dönemin hepsi otuz senedir. Emevi ve Abbasi dönemlerini de işin içine katarsanız bu sürenin tamamı üç asır olur. Ondan sonra da Türkler devreye giriyor.

Araplar, "Biz dünyalara değer bir kıymete mâlik şerefli bir milletiz" deseler bu söz doğrudur. İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz (sas) onların içinden çıkmıştır. Fakat milletimiz de diyebilir ki: "Evet o bizim Peygamberimiz, canlarımız ona feda olsun. Ama Cenab-ı Hak bize de öyle mükemmel bir millet kökü vermiş ki, tam dokuz asır Efendimiz'in bayrağını en yüksek burçlarda dalgalandırmışız. İslâm dünyasının hâmisi olmuş, sağdan-soldan, alttan-üstten, Çin'den-Maçin'den, Hint'ten-Yemen'den gelen saldırılara karşı dini korumuşuz." İşte bu, o dönemlerde milletlerin şuuraltına inmiş, zihinlerine adeta kazınmıştır. Yakın asırlar itibarıyla başkasına benzeme yanlışlığına düşen milletler, bizim milletimizin dirilişi ile bizim arkamıza düşeceklerdir.

Bugün Türkiye, birbirine kenetlenmiş insanların meydana getirdiği şanlı bir millete beşiklik etmektedir. Ve ben "milletimiz" derken ırkçılık mülâhazalarından bütün bütün uzak kalarak, Anadolu insanının tamamını kastediyorum.

Biz bütün himmet ve gayretimizi, negatif şeylerden rahatsızlık duyup ona buna kızma, insanlara kin besleme ve bağırıp çağırma; böylece azmimizi ve dolayısıyla kendimizi tüketme istikametinde değil, problemleri tüketme yönünde kullanmalıyız. (Kırık Testi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları. Milletimizin İhyası. Sayfa 131-140)

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik