kırgızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kırgızlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2007 Pazar

İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRK DEVLETLERİ

TÜRKLERİN ANAYURDU:
Türklerin tarih sahnesine çıkışları Orta Asya'dır. Orta Asya'nın sınırları; Doğuda Kingan Dağları,
Batıda Hazar Denizi, Güneyde Himalaya Dağları, Kuzeyde Sibirya'dır.
GÖÇLERİN SEBEPLERİ:
1)- Nüfus artışı ve toprakların yetersiz kalışı,
2)- Olumsuz iklim şartları(Kuraklık, şiddetli kışlar)
3)- Kendi aralarında ve diğer kavimlerle olan mücadeleler
4)- Salgın hastalıklar
5)- Türklerin Cihan hakimiyeti düşüncesi(Güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar her yeri fethetme arzusu)

GÖÇ YÖNLERİ:
Kuzeye Gidenler; Sibirya'ya
Doğuya Gidenler; Çin ve Uzakdoğu ülkelerine
Güneye Gidenler; Hindistan, Afganistan ve Çin'e
Batıya Gidenler; İki yol izlememişlerdir. Bir kısmı Hazar Denizinin kuzeyinden Karadeniz'in
kuzeyine ve Avrupa'ya; Diğer kısmı ise Hazar Denizinin güneyinden İran,
Irak, Suriye, Mısır ve Anadolu'ya göç etmişlerdir.

GÖÇLERİN SONUÇLARI:
1)- Orta Asya kültür ve Medeniyeti dünyanın değişik bölgelerine taşınmıştır.
2)- Göç etmeyip, Orta Asya'da kalan Türkler, ilk Türk Devleti olan "Asya Hun Devleti" ni
kurmuşlardır.
3)- Göç eden Türk boyları gittikleri yerlerde yeni Türk Devletleri kurarlarken, oralardaki bazı
devletleri de yıktılar.

TÜRK ADININ ANLAMI VE KÖKENİ:
1)- Ziya Gökalp'e göre; Töre kelimesinden gelir. Buna göre Türk demek "Türeli=Nizamlı,geleneklerine
bağlı" demektir.
2)- Danimarkalı Bilgin WAMBERY'e göre Türemekten(Türük) gelir. Buna göre Türk demek TÜREMİŞ,ÇOĞALMIŞ
demektir.
3)- Kaşgarlı Mahmut'un "Divan-ı Lügatıt Türk" adlı eserinde Türk demek "OLGUNLUK ÇAĞI" demektir.
4)- Genel olarak Türk demek, GÜÇLÜ,KUVVETLİ manasında kabul edilir.

ASYA HUN DEVLETİ (BÜYÜK HUN DEVLETİ) (MÖ. 220-MS.300)
* Kurulduğu tarih kesin olarak bilinmemektedir. Tarihte bilinen İLK TÜRK DEVLETİ'dir.
* Bilinen ilk hükümdarı TUMAN(Teoman)'dır. Teoman'dan sonra yerine oğlu METE HAN geçmiştir.
* Asya Hun devleti METE HAN zamanında en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
* Çinliler Türk akınlarına karşı koymak için ÇİN SEDDİ'ni yaptılar.

NOT: Tarihte ilk defa bütün Türkleri tek bayrak altında toplayan Türk Devleti Asya Hun devletidir.
* Büyük Hun Devleti VERASET SİSTEMİ ve ÇİN SİYASETİ nedeniyle Doğu ve Batı Hun Devleti diye ikiye
ayrıldı.
Batı Hunları ARAL GÖLÜ civarına göç etmek zorunda kaldılar. Doğu Hunları ise Kuzey ve Güney
olarak ikiye ayrıldı. Ve daha sonra Çinliler tarafından ortadan kaldırıldı.

TÜRKLERDE VERASET SİSTEMİ NASILDI?
Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları
arasında paylaştırılırdı. Her prensin(TEKİN) hükümdar olma hakkı vardı.

NOT: Bu anlayış Türk devletlerinde sık sık taht kavgalarının çıkmasına ve Türk devletlerinin
parçalanmasına sebep olmuştur.

TÜRKLERE KARŞI ÇİN SİYASETİ(POLİTİKASI) NASILDI?
Çin bozkır göçebe hayatı yaşayan ve savaşçılıkları gelişmiş olan Türk Ordusu karşısında çaresiz
kalıyordu. Hatta Türk Akınlarını durdurmak için ÇİN SEDDİ'ni yaptırmıştı. Buna rağmen Türkleri
durduramamıştı. Bu durum karşısında çaresiz kalan Çin şu siyaseti takip etti:
1- Çin prenslerini Hun Hakanlarıyla evlendirerek, prensesin yanında Hun sarayına çok sayıda hizmetkar
gönderdiler. Bu hizmetkarlar casusluk faaliyetinde bulunarak,Türkler hakkında bilgi topladılar.
2- Türk Beylerine hediyeler göndererek, onları kendilerine bağlamaya ve ekonomik olarak Çin'e bağımlı
yaşamaya alıştırdılar.
3- Hediyeleri ve ekonomik yardımları birden keserek, Türkleri itaat altına almaya çalıştılar.
4- Türk Beylerini birbirlerine karşı kışkırtarak, Türk devletinin parçalanmasını sağladılar.

ÖRNEK:
Bu konuda en iyi örneklerden biri, Asya Hun Devleti'nin Batı ve Doğu Hun Devleti diye ikiye ayrılması
olayıdır.
Bu dönemde Hun Devletinin başına geçen HUANYEH, Çin'in ekonomik yardımları kesmesi üzerine, kurultayı
toplayarak, Çin'e bağlanmayı teklif etti. Ancak kardeşi ÇİÇİ "Bağımsızlığımız herşeyden önce gelir."
diyerek, Huanyeh'e karşı çıktı. Böylece Hunlar ikiye ayrıldı. Çin ile birleşen Huanyeh, kardeşi Batı
Hun Hakanı Çiçi üzerine giderek, Batı Hun Devletini ortadan kaldırdı. Batı Hun Halkı Aral gölü
çevresine göç etmek zorunda kaldı.


AVRUPA(BATI) HUNLARI VE KAVİMLER GÖÇÜ

KAVİMLER GÖÇÜ(375):
Çiçi'ye bağlı Batı Hunları Çin'in ve Doğu Hunları'nın baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi.
Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya
başladı. Ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında VOLGA (İTİL) nehrini aşarak
Batı'ya (Avrupa'ya) doğru ilerlemeye başladılar. Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan
Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi bir çok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya
başladılar.
Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte KAVİMLER GÖÇÜ adı verilir.(375)

KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:
1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma
İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
2)- Avrupa'nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa'daki yerli kavimlerle karışması
sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)
3)- Türkler Avrupa'da BATI HUN DEVLETİ'ni(AVRUPA HUN) kurdular.
4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
5)- Avrupa'da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.
6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.


AVRUPA HUN (BATI HUN) DEVLETİ

Kavimler göçünü başlatan Batı Hunları tarafından kurulmuştur. İlk hükümdarları BALAMİR, en önemli
hükümdarları ATTİLA'dır.

NOT: Anadolu'ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından yapılmıştır.

ULDIZ'IN ROMA SİYASETİ: Balamirden sonra Batı Hunlarının başına geçen Uldız, Roma İmparatorluğuna
karşı akılcı bir siyaset izlemiştir. Hunların düşmanları Germen Kavimleri ile savaştığından, Batı
Roma İmparatorluğu ile iyi geçinmiş, Doğu Roma'yı(Bizans) ise baskı altına almaya çalışmıştır.
ATTİLA DÖNEMİ
Attila başlangıçta ULDIZ'ın siyasetini takip etmiş ve Bizans'ı baskı altına almak üzere Balkan seferleri düzenlemiştir. Bizans'ı MARGUS ve ANATOLYUS antlaşmaları ile ağır ve vergilere bağlamıştır. Bizans'ı dize getiren Atilla daha sonra Batı Roma üzerine yönelmiştir.
ATTİLLA'NIN BATI ROMA SEFERLERİ:

1)- Galya Seferi: Batı Roma Ordusuyla KATALON savaşını yaptı. Kesin sonuç alınamadı.(451)
2)- İtalya Seferi: Bir yıl sonra 452'de Attila ikinci sefere çıktı. Bu defa Roma ordusu Attila'nın
karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Romalılar Papayı Attila'ya elçi olarak gönderdiler.
Papayla görüşen Attila Roma'ya girmekten vazgeçerek geri döndü.

Attila'nın ölümünden sonra Avrupa Hun Devleti eski gücünü koruyamayarak dağıldı.

I. GÖKTÜRK DEVLETİ
552 yılında BUMİN KAĞAN tarafından Orta Asya'daki AVAR hakimiyetine son verilerek kuruldu. Başkenti ÖTÜGEN'dir. Bumin KAĞAN kardeşi İSTEMİ YABGU'yu ülkenin batı topraklarına gönderdi.
İSTEMİ YABGU'NUN BATI SİYASETİ:
İstemi Yabgu İpek yolunu kontrol etmek amacıyla AKHUNLARA karşı İran'daki SASANİ devletiyle işbirliği yaptı. Bu işbirliği sonucu Akhun Devletinin toprakları Sasaniler ve Göktürkler tarafından paylaşıldı.
İstemi Yabgu; bu defa Sasanilere karşı BİZANS ile işbirliği yaparak, Sasani devletinin zayıflamasını sağladı.

NOT: Göktürk- Bizans işbirliğinin Sasanileri zayıflatması, Hz. Ömer Devrinde İslam Ordularının
Sasanileri yenmesini kolaylaştırmıştır.

GÖKTÜRK DEVLETİ'NİN İKİYE AYRILMASI VE YIKILMASI:
Bumin Kağan'dan sonra yerine sırasıyla oğlu Ko-Lo, Mukan(En parlak devir), Tapo ve İşbara geçti. Bu
süre içinde Batı Yabgusu İstemi Yabgu daima doğudaki hakana bağlı kaldı. Ancak İstemi Yabgu'nun
ölümünden sonra yerine geçen oğlu TARDU aynı itaati göstermedi. Çin'in kışkırması ile I. Göktürk Devleti
Batı ve Doğu Göktürk Devleti olarak ikiye ayrıldı. Her ikisine de daha sonra Çinliler son verdi.

II. GÖKTÜRK DEVLETİ(KUTLUK DEVLETİ)
(682-744)
I. Göktürk devletinin parçalanıp yıkılmasıyla, Çinin egemenliğinde yaşayan Türkler, 50 yıl süren bir
esaret dönemi yaşadılar. Bu süre içinde defalarca Çine karşı ayaklandılar. Ancak başarılı olamadılar.
682 Yılında KUTLUK KAĞAN'ın başlattığı ayaklanma başarılı oldu. Türkler Çinlileri topraklarından atarak
yeniden bağımsızlıklarına kavuştular.(682). II. Göktürk Devleti'ne kurucusundan dolayı KUTLUK
DEVLETİ de denir.

NOT: Kutluk Kağan Çine karşı "Ulusal Kurtuluş Savaşına" girişerek II. Göktürk devletini kurmuştur. Bu
özelliği ile Kutluk Kağan Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran M.Kemal Atatürk'e benzer.

II. Göktürk Devleti en parlak devrini BİLGE KAĞAN zamanında yaşamıştır. Bilge Kağan ülkeyi kardeşi
KÜLTİGİN ve veziri TONYUKUK ile yönetmiştir. Bilge Kağan'dan sonra zayıflayan Devlet; Karluk, Basmil
ve UYGUR Türkleri tarafından 744 yılında yıkılmıştır.

GÖKTÜRK DEVLETİ'NİN TÜRK TARİHİNDEKİ ÖNEMİ:
1)- Tarihte ilk defa Türk adıyla kurulan devlet, Göktürk Devleti'dir.
2)- Orhun Anıtlarını dikerek (II.Göktürk zamanında) Türk tarihi ve Türk edebiyatının ilk yazılı
kaynaklarını oluşturmuşlardır.
3)- Milliyetçilik duygusu, Fransız ihtilalinden 1000 yıl önce Göktürkler döneminde en yüksek seviyede
yaşanmıştır.
4)- Asya Hun Devleti'nden sonra Türkleri tarihte ikinci defa tek bayrak altında toplamayı
başarmışlardır.

UYGUR DEVLETİ (Orhun uygur devleti)

Turfan(Doğu Türkistan) Kansu(Sarı Uygur) Devleti
Uygur Devleti
ORHUN UYGUR DEVLETİ:
Karluk ve Basmiller'le birleşerek II. Göktürk Devletini yıkan UYGURLAR Orhun bölgesinde UYGUR
DEVLETİ'ni kurdular.(745)
Kurucuları KUTLUK BİLGE KÜL KAĞAN, merkezleri Ordubalık (Karabalsagun)'dur.

NOT: Kutluk Bilge Kül Kağan Türklerin şehir kuran ilk hükümdarıdır. İlk Türk şehri Ordubalıkdır.

Bilge Kül Kağan'dan sonra MOYENÇUR başa geçmiş, onun döneminde Müslüman Araplar(Abbasiler) ile
Çinliler arasında Talas Savaşı yaşandığından, Abbasilere yenilen Çinliler güç kaybına uğramışlardı. Bu
durumdan yararlanan Uygurlar Çinin TARIM havzasını ele geçirdiler.Moyençur'dan sonra başa BÖGÜ KAĞAN
geçti.

BÖGÜ KAĞAN DEVRİ: Bu devirde Uygur Türkleri ile çin arasında iyi ilişkiler kuruldu, ticaret gelişti.
Bögü Kağan Çine yardım amacıyla "Tibet Seferine" çıktı.

Tibet Seferi ve Sonuçları:
Bögü Kağan tibet seferi sırasında iki MANİ(MANİHEİZM) rahibini yanına alarak ülkesine geri
döndü. Bu rahipler Uygur Türkleri arasında Mani dininin yayılmasına sebep oldular. Ayrıca
Türkler arasında Budizm'de yayılmaya başladı.

Mani Dininin Özelliği: Avlanmayı, et yemeyi ve savaşmayı yasaklayan bir dindir.

Mani Dininin Uygurlar üzerindeki Etkileri:
1- Uygurlar Savaşçılıklarını kaybettiler.
2- Yerleşik hayata geçtiler. (Türklerde ilk defa yerleşik hayata Uygurlar geçmiştir.)
3- Yerleşik hayata geçmeleriyle Uygurlar ticaret,bilim, sanat ve edebiyat gibi bir çok alanda
geliştiler.

UYGUR DEVLETİ'NİN (ORHUN BÖLGESİ) YIKILIŞI:
840 yılında bir başka Türk kavmi olan KIRGIZLAR Uygur Devletine son verdiler. Kırgızlar'ın Orhun
Bölgesinden kovmalarıyla Uygurlar, Kansu ve Turfan bölgelerine göç etmek zorunda kaldılar.

NOT: Kırgızlar; Orhun Bölgesinden Uygurları kovarak, buradaki Türk nüfusunun azalmasına sebep
olmuşlardır. Bu yüzden bu en eski Türk Yurdu, daha sonra Kırgızları yenen Moğolların eline geçerek
kolayca Moğollaşmış, MOĞOLİSTAN olarak anılmıştır. ¦

TURFAN( DOĞU TÜRKİSTAN) UYGUR DEVLETİ:
Kırgızlar tarafından kovulan Uygurların bir kısmı Turfan Bölgesi'ne gelerek, burada yeni bir devlet
kurdular. Bu devletleri de Moğollar tarafından 1207'de yıkıldı. Uygurlar günümüzde Doğu Türkistan diye
anılan bu bölgede Çin'e bağlı özerk bir devlet olarak yaşamaktadır.

KANSU(SARI UYGUR) DEVLETİ:
Kırgızlardan kaçarak Kansu Bölgesi'ne gelen Uygurlar tarafından kurulan bu devlete Sarı Uygur Devleti
de denilmektedir. 1209'da Moğolların hakimiyetine girmiştir.

UYGURLARLA İLGİLİ DİĞER ÖNEMLİ HUSUSLAR:
* 18 harfli Uygur Alfabesini hazırladılar.
* Cengiz Han'ın egemenliğine girmelerine rağmen medeniyette geliştiklerinden Moğollar'ı devlet
teşkilatı, ticaret, bilim, sanat, alfabe gibi konularda etkilediler.
* Moğolların Türkleşmesinde önemli bir rol oynadılar. (Özbek ve Çağatay Türkleri)
* İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar'la savaştılar.(Sebep Uygurların Budizmi, Karahanlıların
İslamiyeti yaymak istemeleri.)
* Tahta harflerden MATBAA'yı oluşturdular, pamuktan KAĞIT yaptılar.
* Uygurlar Yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur.

DİĞER TÜRK DEVLETLERİ VE TOPLULUKLARI

1)- İSKİTLER(SAKALAR): MÖ. VII. yüzyılda batıya doğru göç ederek Karadeniz'in kuzeyinden
Tuna nehrine kadar uzanan topraklara yerleştiler. Batı kaynakları bu topluluğa İskitler, İranlılar ise
Sakalar adını vermişlerdir. Medler, Persler, Asurlular ve Urartularla savaşmışlardır. Anadolu, Suriye
ve Mısır'a kadar akınlarda bulunmuşlardır. İskitlerin yönetici kesimi Türklerden meydana
geliyordu. Yaşayış ve inanışları Türklerle aynıydı. En önemli edebiyat eserleri ALPER TUNGA
DESTANI'dır.

2)- AKHUNLAR (EFTALİT) DEVLETİ: Hun soyundan gelmektedirler. Afganistan'ın batısında MS.350
yıllarında kurulan bu Türk Devleti HEFTAL isimli hükümdarından dolayı EFTALİT DEVLETİ diye de
anılır.
* Akhunlar Sasani Devletinde başlayan MAZDEK İSYANI'nı bastırmakta etkili oldular.
MAZDEK: Sasani Devletinde yaşayan Mazdek,kadın ve servetin ortak olması durumunda
her türlü huzursuzluğun ortadan kalkacağını savunan bir kişiydi.
* Göktürk Devleti'nin Batı Bölgelerini idare eden İSTEMİ YABGU ipek yoluna egemen olmak için,
Sasanilerle ortak hareket ederek Akhun Devleti'nin yıkılmasını sağladı. Akhun Devleti'nin
toprakları Sasani ve Göktürk devleti arasında paylaşıldı.

3)- BAŞKIRTLAR(BAŞKURTLAR): X. yüzyılda İtil(Volga) nehri civarında oturmakta idiler. Moğol istilası
sırasında Moğol egemenliğine girdiler.

4)- SABARLAR (SİBİRLER=SABİRLER): Önceleri Hun devletinin egemenliğinde yaşayan Sibirler,
VI. yüzyıl başlarında Avarların baskısıyla batıya göç ederek Ural dağlarının güney doğusuna yerleştiler.
* Sasanilerle anlaşarak, Bizans'a karşı savaştılar. Anadolu'ya akınlar yaptılar.

NOT: Anadolu'ya ilk Türk akınları Avrupa Hunları tarafından, ikinci akın Sibirler tarafından yapılmıştır.
* Bugünkü SİBİRYA adı Sibir Türklerinden gelir.
* Avarlara yenilince Hazar Türklerine karıştılar. Hazar Devletinin asıl kitlesini oluşturdular.

5)- TÜRGEŞ DEVLETİ: I. Göktürk Devletine bağlı olan Türgişler 630 yılında Göktürk devletinin
yıkılmasıyla serbest kaldılar. BAGA TARKAN Türgiş Devleti'ni kurdu. Kendi adına para bastı.
II. Göktürk devletinin kurulmasıyla yeniden Göktürk egemenliğine girdiler. II. Göktürklerin son
dönemlerinde yeniden serbest kalan Türgişlerin başına SU-LU KAĞAN geçti. Su-lu Kağan Emevilere
karşı mücadele etti.

NOT: Türgişler Emevi ordularını durdurarak, Orta Asyanın Araplaşmasını önlediler.

766 yılında Türgiş Devletine Karluklar son verdi.

6)- KARLUKLAR: II. Göktürk Devletinin yıkılmasında Basmil ve Uygurlar'la birleşerek rol oynadılar.
* Talas savaşında Çin'e karşı Arapları destekleyerek Orta Asyanın Çinlileşmesini ve İslamiyetin
yayılmasını kolaylaştırdılar.
* İslamiyeti kabul eden ilk Türk boylarındandırlar. (İlk boy Kıpçaklar'dır.)
* İlk Müslüman Türk Devleti olan KARAHANLILAR'ın kurulmasında etkili oldular.

7)- KIRGIZLAR:
* 840 Yılında Ötügen'i alarak Uygur Devletine son verdiler.

NOT: Kırgızlar; Orhun Bölgesinden Uygurları kovarak, buradaki Türk nüfusunun azalmasına sebep
olmuşlardır. Bu yüzden bu en eski Türk Yurdu, daha sonra Kırgızları yenen Moğolların eline geçerek
kolayca Moğollaşacak ve MOĞOLİSTAN olarak anılacaktır.

* 1207 yılında Cengiz Han tarafından yıkılmıştır.

NOT: Kırgızlar, Cengiz Han'a bağlanan ilk Türk Kavmidir.
* Daha sonra Rusların egemenliğine girmişlerdir.
* 1916'da Ruslara karşı MİLLİ İSYAN adı verilen bir ayaklanma başlatmışlar, ancak Rus Çarı tarafından
ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır.
* 1936'da Sovyetler birliğinin 15 Cumhuriyetinden biri olmuşlar, 1991'de Sovyet Rusya'nın
dağılmasıyla Bağımsız KIRGIZISTAN DEVLETİ kurulmuştur. Başkenti BİŞKEK'dir.

8)- KİMEKLER: Batı Göktürk topluluklarındandır. İrtiş ırmağı civarında yaşıyorlardı. XI. yüzyıla doğru
diğer Türk topluluklarıyla kaynaşarak, yok oldular.


KARADENİZ'İN KUZEYİNDE KURULAN VE AVRUPA'YA YÜRÜYEN
TÜRK TOPLULUK VE DEVLETLERİ
Bunlar Avrupa Hunları, Sabirler, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar, Macarlar, Peçenekler,
Kumanlar(Kıpçaklar) ve Oğuzlar(Uzlar)'dır.

1)- AVARLAR:
552 yılında Orta Asya'daki Avar İmparatorluğuna Göktürkler son verince, batıya doğru ilerleyerek
Romanya'ya giren AVARLAR merkezi MACARİSTAN olan yeni devletlerini kurdular.
* Çin kaynakları Avarlara JUAN- JUAN demektedir.
* 619 yılında tek başına, 629 yılında da Sasanilerle ortaklaşa İstanbul'u kuşattılar.

NOT: İlk defa İstanbulu kuşatan Türkler, Avarlardır.

* Slav topluluklarının göç etmesine neden olarak, bunların doğu Avrupa ve Balkanlara inmesini
sağladılar. Böylece Balkanların Slavlaşmasında etkili oldular.
* 805 yılında Franklar tarafından yıkıldılar.

2)- BULGARLAR:
Batı Hunları ve Ogur Türklerinin karışmasıyla ortaya çıkan Türk topluluğuna BULGAR denir. (Bulgar
kelimesi karışmak anlamındadır.)

BÜYÜK BULGARYA DEVLETİ
| |
Tuna Bulgar Kama(Volga=İtil)
Devleti Bulgar Devleti

* Karadeniz'in kuzeyinde Göktürk Devletinin yıkılmasıyla "Büyük Bulgarya Devleti" kuruldu. Ancak
kurucusu KUBRAT'ın ölümüyle Hazarlar tarafından yıkıldı. Bulgarların bir kısmı Tuna nehri, bir
kısmı da Volga nehri kıyılarına göç etmek zorunda kaldı.

Tuna Bulgar Devleti: Büyük Bulgarya Devleti'nin yıkılmasından sonra Tuna boylarına (Bugünkü
Bulgaristan) göç eden Bulgar Türkleri burada Tuna Bulgar Devletini kurdular.
* KURUM HAN zamanında Bizans'ı kuşattılar. (Avarlardan sonra Bizans'ı kuşatan
2. türk kavmidir.)
* Bu bölgedeki halkın çoğu Slav olduğu için Türkler zamanla Slavlaşmaya
başladılar. Boris Han zamanında Hırıstiyanlığı kabul ettiler.
* Daha sonra ortaya çıkan bugünkü Bulgaristan Devleti Türk değil Slav
devletidir.
* Bugünkü Bulgaristan'da yaşayan Türkler, Osmanlılar zamanında balkanlara
yerleştirilen Türklerdir.
Kama Bulgar Devleti: Büyük Bulgarya Devletinin yıkılmasından sonra Volga=İtil kıyılarına giden
Bulgarlar burada Kama Bulgar Devletini kurdular.
* Hükümdarları Almış Han zamanında(X. yüzyıl) müslüman oldular.
* 1236'da Moğolların egemenliğine girdiler. Altınorda Devletinin
parçalanmasıyla kurulan KAZAN HANLIĞInın esas kitlesini oluşturdular.
(Kama Bulgarlarına bugün KAZAN TÜRKLERİ denilir.)

NOT: İtil(Kama) ulgarları benliklerini bugün de koruyarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak
Tuna Bulgarları Slavlar arasında yok olup gitmişlerdir. Bunda İtil Bulgarlarının
İslamiyeti, Tuna Bulgarlarının ise hırıstiyanlığı kabul etmesinin payı büyüktür.


3)- HAZARLAR:
Kuzey Karadeniz ve Kafkaslar arasındaki bölgede Göktürk Devletinin yıkılmasıyla HAZAR KAĞANLIĞI
kuruldu.
* Ticarette geliştiler.
* Hazar yöneticileri Museviliği benimsediler. Halk arasında Hırıstiyanlık ve müslümanlık yayılmıştı.
* Hazarlar ülkelerinde farklı dinleri içinde bulundurduklarından yüksek bir HOŞGÖRÜ vardı.

4)- MACARLAR:
* Fin Ugor kavmi ile OGUR Türklerinin karışmasıyla MACAR kavmi ortaya çıkmıştır.
* 896 yılında kendi adlarını verdikleri MACARİSTAN'a gelerek devletlerini kurdular.
* X. yüzyılda Hırıstiyanlığın Katolik mezhebini benimsediler. (Bundan sonra Türklük özelliklerini
kaybetmeye başladılar.)
* Almanların (Germenlerin) doğuya doğru yayılmasını engelleyerek, Balkan topluluklarının(Slavların)
Germenleşmesini önlediler.

5)- PEÇENEKLER:
* Karadeniz'in kuzeyinde Don ve Dinyesper nehirleri arasındaki bölgeye yerleştiler.
* Kiev Prensliğini yenerek, Rusların Karadeniz'e inmelerini engellediler.
* 1071 Malazgirt Savaşına Bizans ordusu içinde ücretli asker olarak katıldılar. Ancak Selçukluların
kendileri gibi Türk olduklarını anlayınca Selçuklu ordusu saflarına katıldılar.
* Edirne ve Trakya'nın Marmara kıyılarına kadar olan toprakları Bizans'tan aldılar.
* İzmir Beyi ÇAKA BEY Peçeneklerle temas kurdu. Buna göre Çaka Bey Peçeneklerle birlik olarak Anadolu
ve Rumeli'den İstanbul'u kuşatmak istiyordu. Ancak Bizans kurnaz bir politikayla, yine bir Türk
topluluğu olan KUMANLAR'ı Peçenekler üzerine saldırtarak, Peçeneklerin dağılmasına sebep olmuştur.

6)- KUMANLAR (KIPÇAKLAR):
* Volga'yı aşarak Avrupa'ya ve Balkanlara girmişlerdir.
* Kıpçakların Karadeniz'in kuzeyinde hakim oldukları topraklara "KIPÇAK BOZKIRLARI" denilmektedir.
* Macaristan'a giden Kıpçaklar ROMEN devletinin kurulmasında etkili olmuşlardır.
* Kıpçakların Oğuz Türkleriyle yaptığı mücadeleler DEDE KORKUT HİKAYELERİ'nin ortaya çıkmasına sebep
olmuştur.
* CODEX CUMANİCUS(Kodeks Kumanikus); Kıpçak Türk şivesi ile yazılan Latin, Fars ve Kuman dilleri
üzerine yazılmış bir sözlüktür.

7)- UZLAR (OĞUZLAR):
* Tarihte türk Milletinin siyasi, kültür ve medeniyet alanında en büyük rolü oynayan koludur.
* Oğuzlara; Bizanslılar UZ, Ruslar TORKİ veya TORK, Araplar GUZ demişlerdir.
* 24 Oğuz Boyu vardır.
* Hazar denizinin kuzeyinden bir kolu "UZ" adı ile Avrupa ve Balkanlara göç etti.
* Balkanlara gelen UZLAR Bizans ordusunu ve Bulgarları yendi. Ancak Peçenek akınları, soğuklar,
salgın hastalıklar yüzünden dağılıp yok oldular.
* Uzların bir kısmı Malazgirt Savaşı sırasında Bizans Ordusu saflarından, Selçuklu Ordusuna geçtiler.

KARADENİZ'İN KUZEYİNDEN AVRUPAYA YAPILAN TÜRK GÖÇLERİNİN
SONUÇLARI:
Avrupa Hunları, Bulgar, Avar, Macar, Peçenek, Kuman ve Uz Türklerinin Avrupa'ya yaptığı göçler olumlu
sonuçlar getirmedi. Bu Türkler Avrupa'daki diğer halklar arasında silinip gittiler.
SEBEPLER:
1)- Hırıstiyanlık dinine girmeleri, onları Türklük özelliklerinden ayırdı.
2)- Anayurttan gelen göçlerle beslenemediler, bu yüzden kalabalık Slav toplulukları içinde milli
benliklerini kaybederek eridiler.

NOT:Türklerin Avrupa'da kurduğu yukarda saydığımız devletler, Avrupada sonradan
meydana gelen bir çok olayı sebep ve sonuçlarıyla etkilemişlerdir. Bugünkü
Avrupa'nın siyasi ve etnik yapısını büyük ölçüde bu Türk Devletleri etkilemişlerdir.

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET

1)- DEVLET YÖNETİMİ
A) DEVLET: İslamiyetten önce Türkler devlete İL veya EL demişlerdir.
Hükümdarların Ünvanları: Türkler Hükümdarlarına Şanyü,Tanhu, Hakan, Han, Yabgu, İlteber, İdi-kut,
Erkin gibi ünvanlar vermişledir.

Türk Hükümdarlarının Tahta Çıkışı Tarih Boyunca Kaç Değişik Şekilde Meydana Gelmiştir?
1- Hanedan üyeleri arasında siyasi ve askeri mücadeleyi kazanan hükümdar olarak tahta
çıkıyordu. (En sık rastlanan durum)
2- Hükümdarın rakipsiz aday olması(Bu durumda taht kavgası olmadan başa geçiyordu.)
3- Seçim Usulü (Kengeş, toy veya kurultay denilen devletin ileri gelenlerinden oluşan meclisin
toplanarak hanedan üyelerinden birini tahta geçirmesi.
4)-Ekber ve Erşed(En yaşlı ve Olgun) olanın başa geçmesi. (Bu yöntem III. Ahmet zamanından
itibaren sadece Osmanlı Devletinde uygulanmıştır.

Kimler Türk Devletlerinde Hükümdar Olabilirdi?
Hanedandan olan bütün erkeklerin hükümdar olma hakları vardı. (Kardeşler, kardeş çocukları, amca,
amca çocukları ve diğer hanedan üyeleri.)

Kut Anlayışı Nedir?
Türkler devleti yönetme yetkisinin TANRI tarafından verildiğine inanıyorlardı. Tanrı tarafından
verilen bu yönetme hakkına KUT diyorlardı.KUT'un kan yoluyla hükümdarın tüm erkek çocuklarına
geçtiğine inanıyorlardı.

Kut Anlayışı Türk Devletlerini Nasıl Etkilemiştir?
Bütün hanedan üyelerinde KUT olduğundan kendine siyasi ve askeri bakımdan güvenen kişi TAHT
KAVGASINA girebiliyordu. Bu durum Türk devletlerini ya iç savaş sonucu istkrarsızlığa, yada
bölünmeye götürüyordu.

NOT: Türk töresinde ana-babaya itaat esas olmasına rağmen, hükümdar bunun dışında tutulmuştur.
Devletin devamı için baba-oğul veya kardeşlerin birbirleriyle mücadelesi normal karşılanmıştır.
Çünkü bu sayede en güçlü ve en yetenekli kişi devletin başına geçecektir.

İkili Yönetim(Çifte Krallık) Nedir?
Türk Devletlerinde hükümdar yönetimi kolaylaştırmak için ülkeyi SOL(Doğu) ve SAĞ(Batı) olmak
üzere ikiye ayırırdı. Ortada (Merkezde) ise asıl hükümdar bulunurdu. Sağ ve Solda ise Hanedan
üyelerinden YABGU'lar bulunurdu.

B) MECLİS VE HÜKÜMET: Türk Meclislerine TOY, KURULTAY veya KENGEŞ denilirdi.
Kurultay'da devletin ana meseleleri görüşülür, hükümdarın ölümü, savaş veya milli felaketlerde
kurultay toplanırdı.
AYGUCI : Hükümet başkanı(başbakan)
BUYRUK : Bakan
TAMGACI: Dış siyaset işlerini yürüten görevliler
Eski Türk Devletlerinde diğer devlet görevlileri şunlardı:
TİGİN: Hükümdar çocukları (Tekin)
ŞAD : Diğer Hanedan mensupları
Bunların dışında İnal, inanç, tarkan, bağa, tudun, çor, külüğ, apa, ataman gibi devlet görevlileri de vardı.

2)- TOPLUM TAPISI:
Türk toplumu; Oguş : Aile
Urug : Soy-Aileler birliği
Bod :Kabileler
Budun : Millet denilen birimlerden oluşuyordu.
Boyların başında bulunan BEY'ler, töreye göre boyu idare ederlerdi. Boyların bir araya gelmesiyle
Devlet(İL) kurulurdu.

Türk Toplumunun Özellikleri:
Halk hürdü. Herkes aynı işi yaptığından(hayvancılık) aralarında kesin
olarak SINIF'ların ortaya çıkması imkansızdı. Yaşam biçimleri GÖÇEBE
olduğundan savaşta elde ettikleri esirleri çalıştırmaya elverişli değildi.
Bu yüzden Türk toplumunda KÖLE sınıfı yoktu. Din adamları
diğer toplumlarda olduğu gibi imtiyazlı değillerdi.

3)- ORDU:
Türk Ordusunun başlıca özellikleri şunlardı:
a)- Türk ordusu ücretli değildi.
b)- Türk Ordusu daimiydi. (Kadın-erkek her an savaşa hazırdı.)
c)- Türk Ordusunun temeli ATLI askerlerden meydana geliyordu.

NOT: Türk ordu teşkilatını ilk kuran METE HAN olmuştur. Mete Orduyu 10'luk sisteme göre
teşkilatlandırmıştı. Onluk sistem daha sonra tüm Türk devletlerinde kullanılmıştır.
(Türk ordusu; Çin, Roma,Bizans, Rus ve Moğol Ordu teşkilatı üzerinde etkili olmuştur.)

Türk Ordusunu Silahları: Ok, yay, kement, kılıç, kargı, süngü, kalkan vb...

4)- HUKUK:
Türklerde yazılı olmamakla beraber, gelişmiş bir hukuk anlayışı vardı. Bu hukuk kurallarına
TÖRE(Türe) denilirdi.
Hükümdarın başkanlık ettiği ve siyasi suçlara bakan yüksek mahkemeye YARGU adı verilirdi.
YARGANLAR(Yargucu) idaresindeki mahkemeler ise adi suçlara bakarlardı.

5)- DİN VE İNANIŞ:
İslam öncesi Türklerin din ve inanışlarını şu 4 grupta toplayabiliriz:
1- Tabiat Kuvvetlerine İnanma: Dağ,ağaç, göl, kaya gibi varlıkların gizi güçlere sahip olduklarına
inanırlardı.
2- Atalar Kültü: Ölmüş büyüklere ve atalara ait hatıralar kutsal sayılır ve saygı gösterilirdi.
3- Şamanizm: Kam veya Şaman adı verilen kişilerin, kötü veya iyi ruhlarla temas sağladıklarını
inanılarak, bunların büyücülük ve sihir özelliklerine başvururlardı. Şaman inançları
Anadolu'da hala varlığını sürdürmektedir. Örneğin; Gelinlerin üzerine buğday veya para
atmak, Eşikten atlamanın uğursuz kabul edilmesi, kurşun dökmek gibi...
4- Göktanrı Dini: Türklerin İslamiyetten önceki dini Göktanrı diniydi. Bu dine göre Türkler;
* Tek bir Tanrının evreni yarattığına ve gökte oturduğuna inanıyorlardı.
* Öldükten sonra dirileceklerine inandıklarından, ölülerini atı,eşyaları ve silahıyla birlikte
gömüyorlardı.
* Cennet'e UÇMAĞ, cehenneme ise TAMU diyorlardı.
* Mezarlara ölünün,sağlığında öldürdüğü düşman sayısı kadar BALBAL adı verilen küçük heykeller
dikerlerdi. İnanışa göre, yeniden dirilecek kişi atıyla cennete gidecek, ve öldürdüğü
düşmanlar sonraki yaşamında ona hizmet edeceklerdir.
* Ölüleri içöin YOĞ adı verilen cenaze törenleri yapar, ve ardından yas tutarlardı.

Türkler arasında ayrıca Maniheizm(Mani dini), Budizm, Musevilik, Hırıstiyanlık gibi dinlerde
yayılmıştı.

6)- EKONOMİK HAYAT:
Göçebe bir hayat yaşayan Türkler belirli iki merkez arasında (yaylak-kışlak)
hayatlarını sürdürürlerdi.
* Hayvancılık temel geçim kaynağıydı. Koyun, keçi, at en çok beslenen hayvanlardı. Bunun dışında
sığır, katır ve deve de yetiştirilirdi. Beslenme ve giyimde hayvan ürünlerinden yararlanır ve
bunları satarak geçimlerini sağlarlardı.
* Tarım da gelişmişti. Arpa, buğday, darı gibi tahılları yetiştiriyorlardı.
* Savaşlarda elde edilen ganimetler ve devletlerden alınan vergiler gelir kaynaklarıydı.
* Ticaret önemli bir gelir kaynağıydı. Türk ülkeleri İPEK YOLU üzerindeydi.

NOT: Çin-Türk mücadelesinin temel nedeni İpek Yoluna hakim olmaktı.

* Ayrıca Hazar ve Bulgar ülkelerinden başlayıp, Ural, Sibirya ve Altaylar üzerinden Çin'e giden yola
KÜRK YOLU deniliyordu. Türkler bu yolun üzerinde de olduklarından sanar, samur, kunduz, vaşak gibi
av hayvanlarının kürklerinin ticaretini yapıyorlardı.

7)- YAZI, DİL VE EDEBİYAT:
Türkler tarih boyunca Göktürk, Uygur, Soğd, Brahmi, Süryani, Arap, Kiril ve Latin alfabelerini kullanmışlardır.
Göktürk (Orhun) Alfabesi: 38 harften meydana gelir. Göktürk yazısına ilk defa Orhun Nehri
kıyısındaki kitabelerde rastlandığı için ORHUN ALFABESİ de denir.
Uygur Alfabesi: 18 harften meydana gelir. Uygurlar bu alfabeyi Soğd alfabesinden yararlanarak
hazırlamışlardır.
Başlıca Türk Destanları:
Hunların(Oğuzların)--> Oğuz Kağan Destanı
İskitlerin (Saka)------> Alper Tunga Destanı
Göktürklerin----------> Ergenekon Destanı
Uygurların------------> Göç ve Türeyiş Destanları
Kırgızların-------------> Manas Destanı

Orhun Yazıtları (Göktürk Kitabeleri):
Türklerin en eski kitabeleri VI. yüzyıla ait YENİSEY kitabeleri ile, VIII. yüzyıla ait ORHUN
KİTABELERİ'dir. Yenisey kitabeleri Kırgızlar'ın mezar taşlarına yazdıkları yazılardı. Orhun
Kitabeleri II. Göktürk Devleti zamanında Bilge Kağan, Kültigin ve vezir Tonyukuk adlarına
dikilmişlerdir. YOLLUĞ TİGİN isimli bir Türk prensi tarafından yazılmışlardır. Bu yazılar 1893
yılında Danimarkalı Bilgin THOMSEN tarafından okunmuştur.
Orhun Yazıtlarının Önemi:
a)- Türk Tarihinin ve Türk Edebiyatının ilk yazılı belgeleri olmaları bakımından önemlidir.
b)- Bu kitabelerden Türklerin o günkü yaşayışlarını, inançlarını öğreniyoruz. Ayrıca kitabeler
gelecekteki Türk Milleti içinde çarpıcı öğütler vermesi bakımından önemlidirler.
8)- BİLİM VE SANAT:
* Türkler 1 yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplayarak, 12 hayvanlı Türk Takvimini oluşturmuşlardır.
* Uygurlar tahta harflerden matbaayı ve pamuktan kağıdı yapmışlardır.
* Madencilikte özellikle de demircilikte ileri gitmişlerdir. (Kazakistan'ın başkenti Alma Ata
yakınlarında bir kurgandan çıkarılan "Altın Adam Heykeli" Türk maden sanatının ne kadar
geliştiğini gösterir.)
* Eşya ve binalarda HAYVAN USLUBÜ denilen, hayvan figürlerini kullanmışlardır.
* HALI Türklerin Dünya medeniyetine bir katkısıdır. (Altaylarda Pazırık Kurganı'nda bulunan halı
dünyanın en eski halısıdır.)

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN ÇEVRE KÜLTÜRLERLE MÜNASEBETLERİ:
1)- Türklerin Çin Kültürüne Katkıları:
a)- Askerlik alanında
b)- Devlet Teşkilatında
c)- At kültüründe(Atı evcilleştirmede)
d)- Gök Tanrı inancıyla... Çinlileri etkilemişlerdir.
2)- Çinlilerin Türkleri Etkilediği Alanlar:
a)- Tarım ve yerleşik kültür
b)- Felsefe( Taoizm, Konfiçyüs ve Budizm)
c)- Giyim ... konularında Çinliler Türkleri etkilemişlerdir.
3)- Türklerin Moğol Kültürüne Katkıları:
Askerlik alanında, Devlet teşkilatında , Dil ve Alfabede (Uygurca ve Uygur Alfabesini
kullandılar.), Kımız yapmayı öğrettiler, Türk Töresi ve geleneklerinden, Göktanrı dininden....
etkilendiler.

8 Mart 2007 Perşembe

TİMURDAN SONRAKİ TÜRK DÜNYASI

1- ÖZBEK HANLIĞI (Şibaniler) (1428-1599)

Batu Han'ın kardeşi Şiban soyundan gelen Ebulhayr Han devletin kurucusudur. Altınorda Hanı Özbek Han'ın ahfadından oldukları için devlete onun ismini vermişlerdir. Özbekler, 1428 yılında Ebulhayr'ı Sibir şehrinde han ilân etmişler ve Timurluların içine düştüğü karışıklıklardan yararlanan Ebulhayr Han da, 1431'de Gürgenç dahil olmak üzere Harezm'e, 1447'ye doğru da Seyhun dolaylarında Sığnak şehrinden Özkent'e kadar olan bölgeye hâkim olmuştur. Ancak 1457'deki Moğol kabilelerin saldırısı yeterli direnç gösterilmediği gerekçesiyle Özbeklerin bir kısmı Ebulhayr'ın hâkimiyetini tanımayarak kuzeye göç etmişlerdir. Bunlar kendi başlarına buyruk hareket ettiklerinden dolayı Kazak diye anılacaklardır.
Ebulhayr Han, Çağataylılar'dan Yunus Han'a karşı giriştiği mücadeleyi kaybederek 1468 yılında ölmüştür. Yerine geçen oğlu Şah-Budak Han ise Yunus Han ve Timurlulara karşı ülkesini koruyamamıştır. Onun yerine geçen oğlu Muhammed Şibani Han, önce Timurluların iç mücadelelerinden faydalanarak, Maverâün-nehr'i ele geçirmeyi başardı (1500). Ardından Çağataylılar'ı yenerek Taşkent ve Sayram bölgelerini (1503), Timurlular'ın elinden de Harezm, Belh ve Herat şehirlerini alarak Türkistan'ın en büyük gücü haline gelmiştir. Ancak Şibani Han, Merv'de Safevi Hükümdarı Şah İsmail ile yaptığı savaşı kaybederek öldü (1510). Muhammed Şibani Han'dan sonra büyük bir sarsıntı geçiren Özbek Hanlığı uzun bir süre iç çekişmelerle istikrarsız bir dönem yaşamıştır. Muhammed Şibani Han'dan sonra Özbeklerin en büyük hükümdarı olarak kabul edilen II. Abdullah Han zamanında (1580-1598), hanlık eski gücüne kavuşmuştur. Fakat 1597 yılında Safevi Hükümdarı Şah Abbas'a yenilmesi Özbek Hanlığı'nın parçalanmasına yol açmıştır. Sonuçta Horasan Safevilere, Taşkent ve civarı Kırgızların eline geçti. Diğer bölgelerde müstakil hanlıklar kuruldu.


2- ÖZBEK HANLIKLARI

a- Hive Hanlığı (1512-1873):
Şibaniler soyundan İl-Bars, Safevileri Harezm'den atmayı başararak, merkez Ürgenç şehri olmak üzere Hive Hanlığı'nı kurdu (1512). Arab Muhammed Han zamanında (1603-1623), hanlık merkezi kuraklık sebebiyle Hive şehrine nakledilmiştir. Hanlık tarihinde iç çekişmeler, Özbek Hanlığı'na, Moğol Kalmuklar'a, Ruslar'a ve İran'a karşı mücadeleler eksik olmamıştır. XVI. yüzyılın sonlarına doğru, Amu-derya'nın yatağını değiştirerek, Hazar Denizi yerine Aral gölüne dökülmeye başlaması, bölgede ziraî ve iktisadî hayatın büyük ölçüde gerilemesine sebep olmuştur. Hanlık, Afşar hanedanından Nadir Şah'ın Hive'yi ele geçirmesinden sonra (1740) kısa bir süre İran'a bağlı kaldı. Deli Petro zamanından beri Orta Asya'da gözü olan Ruslar, hileyle önce Hazar kıyılarında üs oluşturup ardından 1873 yılında Hive'ye saldırdılar ve hanlığı ele geçirdiler. Son Hive hanının Kızılordu tarafından tahtan uzaklaştırılmasına kadar ( 1920) şeklen de olsa Hive Hanlığı varlığını korudu.

Hive Hanlarından Ebul Gazi Bahadır Han (1643-1665), "Şecere-i Terakime" ve "Şecere-i Türkî" adlı eserleriyle Türk tarih ve kültürüne büyük bir hizmette bulunmuştur.

b- Buhara Hanlığı (1599 -1868):
II. Abdullah Han'ın ölümü üzerine (1598) baş gösteren iç çekişmeler ve taht kavgaları Özbek Hanlığı'nın parçalanmasına yol açmıştı. Halkın ileri gelenlerinin teklifi ile Astrahanlı Yar Muhammed'in oğlu Baki Muhammed hanlığa getirildi (1599). Böylece Buhara'da Şibani hanedanı yerine Astrahanlılar hanedanı başlamış oluyordu. Bu hanedanın Canıbeg kolu, İran hükümdarı Nadir Şah'ın Buharayı işgaline kadar devam etmiştir. Diğer kolu olan Mangıt Hanedanı ise 1753 yılında Muhammed Rahim Atalık'ın hâkimiyeti ele geçirmesiyle başlayıp, 1920 yılına kadar devam eder. Buhara ve Hive Hanlıkları, İran ve Ruslara karşı Osmanlılar ile iyi ilişkiler kurmuşlardır. Ancak mesafenin uzaklığı daha sıkı ilişkileri engellemiştir. 1868 yılında Rus hâkimiyetine düşen hanlık, 1920 yılında yeni Sovyet yönetimi tarafından ortadan kaldırılmıştır.

c- Hokand Hanlığı (1710-1876):
Hive ve Buhara Hanlıkları arasındaki mücadelelerden bıkan bir kısım halkı etrafına toplayan Şibani soyundan gelen Şahruh, Fergana'da Hokand merkez olmak üzere bağımsız bir hanlık kurmayı başarmıştır (1710). Bir ara Çin hâkimiyetini tanımak zorunda kalan hanlık, 1876 yılında Ruslar tarafından ortadan kaldırılmıştır.

3- YAKA TÜRKMENLERİ (TÜRKMENİSTAN)

Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Türkmenlerin bir kısmı Mangışlak, Maveraünnehir ve Horasan'da kalmışlardı. Bu bölgede diğer Türk boyları ile birlikte önce Moğol, sonra da Timurlular hâkimiyetinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. 17. yüzyılın ikinci yarısından sonra Moğol asıllı Kalmukların saldırılarına maruz kalmışlardır. Fakat bulundukları bölgelerin istilâlara karşı daha korunaklı olması ve boylar hâlinde yaşamaları sebebiyle Türkmenler genelde müstakil bir hayat sürmüşlerdi. Kopet Dağı çevresinde Yamud, İmralı gibi Türkmen boyları ile bir araya gelerek güçlendiler. 1835'den itibaren İran ve Hive Hanlığı baskısıyla Merv bölgesine doğru yayıldılar.

Burada 1855'te Hive Hanlığı, 1860'ta da İranlıların saldırılarını savuşturarak istiklâllerini korudular. Bu dönemde başlarında Kuşid Han bulunuyordu . Türkistan'daki Rus ilerleyişi karşısında büyük direniş gösteren Türkmenler, 1879'da Göktepe'de Rusları ağır yenilgiye bir uğratmışlardır. Daha sonra aynı mevkide yapılan savaşlarda verilen kayıplar ve uğradıkları katliamlar sonucunda, Rus hâkimiyetini tanımak zorunda kalmışlardır(1884). Çarlık döneminde Türkmenler, ağır baskılara maruz kalmışlardır.

Bu baskılar Sovyetler döneminde de devam etmiştir. Bu dönemde Hazar kıyılarından Merv bölgesine kadar uzanan bölgelerde Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla sözde bir devlet kurulmuştur. Bu devlet 1991 yılında bağımsızlığını ilân ederek Türkmenistan Cumhuriyeti adını almıştır.


4- AZERBAYCAN HANLIKLARI

Azerbaycan yani "odlar/ateş ülkesi" tıpkı Anadolu gibi çok eski devirlerden itibaren Türk akınlarına sahne olmuş ancak, bölgenin Türkleşmesi XI. yüzyıldaki Selçuklu çağı Oğuz-Türkmen yerleşmeleriyle gerçekleşmiştir. Moğol ve Timur idaresinden sonra bölgede Karakoyunlu ve Akkoyunlular Türkmenleri hâkimiyet kurmuştur. Daha sonra kurulan Safevi Devleti ile Osmanlılar arasında sürekli mücadelelere sahne olan Azerbaycan, Nadir Şah'ın ölümünden sonra (1747) küçük hanlıklara bölünmüştür. Bölgede güçlenen Ruslar, önce Azerbaycan'ın iç işlerine karışmaya başladılar. Ardından Kuzey Azerbaycan'da yarım asır kadar birbirleri ile mücadele eden hanlıkları, birebir hâkimiyetlerine almışlardır. Böylece 1805'de Gence Hanlığı ( Ziyadoğulları), 1806'da Kuba ve Bakü Hanlıkları, 1815'te Şeki Hanlığı (Hacı Çelebi oğulları) ve 1822'de Karabağ Hanlığı (Cevanşir Beyleri) Ruslar tarafından ele geçirildi. Rus ilerleyişi karşısında harekete geçen, İranlılar, Ruslara peşpeşe yenilerek Gülistan ve ardından 1828 Türkmençay Andlaşması'nı imzalamak zorunda kaldılar. Bu anlaşmayla Azerbaycan, Aras sınır olmak üzere kuzey ve güney diye fiilen bölünmüş, Kuzey Azerbaycan'ı Ruslar işgal ederken, Güney Azerbaycan İran'da kalmıştır. Güney Azerbaycan'da Hoy ve Tebriz'de Dünbüllü Hanları, Erdebil'de Şeyhler gibi hanlıklar hüküm sürdüler.
Bolşevik İhtilâli üzerine Rus ordularının Kafkaslardan çekilmesi ardından Azerbaycan Türkleri, 28 Mayıs 1918'de bağımsızlıklarını ilân ettiler. Bunda Nuri Paşa komutasındaki bir Osmanlı birliğinin Bakü'ye girmesi etkili olmuştur.

İlk bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti, 27 Nisan 1920 yılındaki kanlı Kızıl Ordu işgaline kadar yaşamıştır. Sovyetler döneminde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. 1991 yılında ise bu devlet Azerbaycan Cumhuriyeti olarak bağımsız bir Türk devleti hâline geldi.


5- KAZAK HANLIĞI VE YÜZLER (CÜZLER)

Ebulhayr Han idaresindeki Özbekler, Moğol kabilelerinin saldırısı ile büyük kayıplar vermişlerdi. Özbek uruğları arasında iç çekişmeler başlaması üzerine bunlardan bir kısmı hanlıktan ayrılarak kuzeye göç ettiler (1457). Daha başka Türk unsurların katılması ile güçlenen bu topluluklar, kendi başlarına buyruk hareket ettiklerinden dolayı Kazak diye bilineceklerdir. Kazaklar bundan sonra Cuci soyundan değişik hanlar idaresinde siyasî bir birlik hâlinde yaşamışlardır. Kasım Han XVI.
yüzyılın başlarında Kazakların tamamını hâkimiyeti altında birleştirmeyi başarmıştır. 17. yüzyıl başlarında Tevkel Han zamanında güçlerini daha da artıran Kazaklar, Maveraünnehir'e başarılı bir sefer düzenlemişlerdir. Bu dönemde Kazaklar, üç orda hâlinde (cüz = yüz) teşkilâtlandırılmışlardır.

Bunlar Büyük Orda (Ulu Cüz) doğu da, Küçük Orda (Kiçi-Cüz) batıda, Orta-Orda (Orta-Cüz) ise Taşkent merkez olmak üzere ortada bulunuyordu. 18. yüzyıldaki Kalmuk istilâsı, Özbeklerin kuzeyindeki Kazakları perişan etmiş ve cüzlerin
birbirinden kopmasına yol açmıştır. Ruslar, Kalmuklar ile Kazakları birbirine kışkırtarak, onları iyice zayıflatmıştır. Kazak ordalarından Küçük Orda Hanı Ebulhayr'ın, yardım alma ümidiyle Ruslara taviz vermesi, Kazakların Rus hâkimiyetine düşmüşlerine sebep olmuştur (1731). Geri kalan Kazaklar, Kırgızlar ile birlikte Buhara, Hive ve Hokand Hanlığı etrafında toplanarak Ruslar'la mücadele etmişlerdir. Rus zulmüne karşı Kazak Türkleri pek çok defa isyan etmişlerdir. Bunlardan 1783'te Sırım Batur önderliğinde Doğu Kazakistan 'da baş gösteren ayaklanma 15 yıl sürmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısında Ruslar, Kazakların siyasî birliğine son vermişlerdir. Sovyetler döneminde de Kazaklara karşı baskılar ve asimilasyon devam etmiştir.

6- KIRGIZLAR

840'ta Orhun-Yenisey'deki Uygurları yıkan Kırgızlar önce Karahıtay ve ardından da 13.yüzyılda Moğolların hâkimiyetinde yaşamışlardır. Timurlular dönemine ait haklarında bir bilgi bulunmamaktadır. 16 yüzyılda ise başlarında Cengiz soyundan Halil Sultan'ın bulunduğu bilinmektedir. Kırgızların kâvmî teşkilâtı, bugünkü şeklini 17. yüzyılda almıştır. Bu dönemde Kırgızlar, Sağ ve Sol olmak üzere iki kola ayrılmışlardı. Kırgızlar, Sayan bölgesinde oturdukları eski zamana ait uruğ (kabile) adlarını korumakla beraber diğer Türk toplulukları ile de kaynaşmışlardır. Meselâ bunlardan, devlet tecrübesi olmayan bazı Altay ve Yenisey Türkleri. Kalmuklar ile karışarak Oyrat adıyla anılmışlardır. Umumiyetle Kazak hanlarının hâkimiyetleri altında yaşayan Kırgızlar, onlarla birlikte, 17. yüzyılın sonlarında Moğol asıllı Kalmuklara karşı savaşmışlardır. Kalmuklar ile olan savaş, dünyanın en uzun lirik destanı olan Kırgızların millî destanları Manas'ın oluşmasını sağlamıştır..

Hokand Hanlığı'nın kuruluşunda Özbekler yanında Kırgız ve Kazaklar da yer almıştır (1710). Orta Asya'da Kalmuk istilâsı Kazak ve Kırgızları yıpratmış, Rusya ve Çin bundan faydalanarak onları boyunduruk altına almaya çalışmıştır. Sovyet döneminde Bişkek merkez olmak üzere Karakol bölgesi, Fergana ve Hokand'ın bazı bölgeleri ile Oş ve Pamir'in kuzeyini içine alacak şekilde Kırgızistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu devlet 1991 yılında diğer Türk Cumhuriyetleri ile birlikte bağımsızlığını ilân ederek Kırgızistan Cumhuriyeti hâlini almıştır.


7- DOĞU TÜRKİSTAN (KAŞGAR HANLIĞI)

Uygur ve Karahanlıların üzerinde kurulduğu Isık göl, İli Havzası ve Doğu Türkistan'ın bir bölümü Çağatay Hanlığı'nın çöküşünden sonra, Duğlat emirlerinin hâkimiyetine girmişti. Timur'dan sonra kendini toparlayan hanlığın idarecileri, putperest Kalmuk, Oyrat gibi kabilelere karşı cihat eden Müslüman kimselerdi. Bunlardan biri Veys Han'dır (1418-1428). Yerine geçen oğlu Esen-Buğa (1429 -1462), Timurlular ile mücadele etmiştir. 17 yüzyılda bu bölgelerde Hoca adı verilen yerli kişiler
hâkim idi. Mançu Sülâlesi boyunca (1644-1911) Çin'e bağlanan bölge halkı daha sonra sık sık Çin'e karşı ayaklanmıştır. Bunlar'dan 1866 yılında başlayan, Yakub Bey (Atalık Gazi) tarafından idare edilen ayaklanma önemlidir. Türkistan'ın istiklâlini amaç edinen Atalık Gazi, kendini Kaşgar Hanı ilân ederek önemli başarılardan sonra müstâkil hale gelmiştir (1874). Fakat Çin,Rus ve İngiliz kıskacına giren Atalık Gazi, çareyi İstanbul'a elçiler göndererek (1870) Sultan Abdulaziz'e tâbi olmakta bulmuştur.. Osmanlılar karşılık olarak, o dönemde içinde bulundukları güç şartlardan dolayı silâh ve iktisadî öğretmenler göndermekten başka yardım yapamamışlardır. Atalık Gazi'nin ölümünden sonra ülkesi Çinliler tarafından tekrar işgal edilecektir (1877).


SAFEVİLER (1502-1732)

Devlet, adını Erdebilli (İran) Şeyh Safiyüddin (ölm. 1334)' tarafından kurulmuş olan Safeviyye Tarikatı'ndan almıştır. Şah İsmail, Akkoyunluların içinde bulunduğu kargaşadan faydalanarak, gerek Akkoyunlu ve gerekse Karakoyunlulardan dağınık Türkmen zümrelerini, propaganda ettiği dinî heyecanın katkısı ile bir araya getirmeyi başarmıştır. Şah İsmail, çoğunluğu Anadolu'dan gitme Rumlu, Şamlu, Tekelü, Ustacalu, Dulkadirli, Afşar, Kaçar, Bayburtlu, Varsaklar gibi Türkmen
aşiretlerinin de desteği ile Tebriz' i zapt ederek Safevi Devleti'ni kurdu (1502).Akkoyunlular'dan Azebaycan'ı alan Şah İsmail, 1509'da Bağdat'ı ele geçirdi. 1510 yılında Özbek Hanı Şibani'yi Merv yakınlarında ağır bir yenilgiye uğratarak sınırlarını Ceyhun nehrine kadar genişletti. Anadolu'da Şiî propagandasını gittikçe artırması, Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim'i harekete geçirdi. 1514 yılında Çaldıran'da yapılan savaşı kaybeden Şah İsmail, ölümüne kadar (1524) bir daha toparlanamadı. Yerine geçen Şah Tahmasb (1524 -1576), saltanatı süresince doğuda Özbekler, batıda da Osmanlılar ile mücadele etti. Onun ölümü ile bir süre devam eden karışıklıklardan sonra hükümdar olan I.Abbas dönemi (1587-1628) Safevilerin en parlak dönemidir. Özbeklere ve Osmanlılara karşı başarılar yanında pek çok alanda ilerlemeler kaydedilmiştir. Daha sonraki dönemler Osmanlılarla uzun süren mücadeleler, taht kavgaları ve iç çekişmelerle geçmiştir.1732 yılında Afşarlar'dan olan Nadir Şah'ın iktidarı ele geçirmesiyle İran'da Safevi Hanedanı yıkılmış Afşar Hanedanı başlamıştır. Nadir Şah, doğuda Türkistan ve Hindistan'da büyük fetihler yapmıştır. 1779 yılında kurulan Kaçar Hanedanı ile İran'da Türk hâkimiyeti 1925 yılına kadar kesintisiz devam etmiştir.

9- HİNDİSTAN TÜRK SULTANLIKLARI - BABÜRLÜLER

Gur Devleti'nin Kuzey Hindistan'daki Valisi Kutbiddin Aybeg tarafından kurulmuştur (1206). Lahor ve Pencap'ı da ülkesine katan Aybeg'in 1210'da ölmesi üzerine, oğlu olmadığı için yerine damadı Şemsüddin İl-Tutmuş, bütün Kuzey Hindistan'ı elinde toplayarak Şemsiyye Hanedanı'nı kurdu (1211 -1266).

İl-Tutmuş zamanında devleti Delhi başkent olmak üzere, Pencap, Multan, Lahor yanında kuzeyde Gazne'ye kadar uzanan bölgeleri içine alıyordu. İl-Tutmuş, Harezmşahlara karşı ülkesini korumuş, Moğolların önünden kaçan kalabalık Türk kitlelerini kabul ederek Hindistan'ın kuzeyinde Türk kültürünün gelişmesini sağlamıştır . Halife tarafından Hindistan Sultanı olarak tanınan İl-Tutmuş, 1236 yılında ölmüştür.Daha sonra kurulan Balaban Hanedanı döneminde (1266-1290), Moğol saldırıları durdurulmuş , ülke imar edilmeye çalışılmıştır. Kalaç Türklerinin Başbuğu Celaleddin Firuz'un iktidarı ele geçirmesiyle başlayan Kalaç Hanedanı döneminde (1290-1320) Moğollar akınları püskürtülüp, yeni fetihler gerçekleştirilmiştir.

Kalaçlardan sonra Gıyaseddin Tuğluk tarafından kurulan Tuğluk Hanedanı bir asra yakın hâkimiyet sürmüştür (1321-1413). Türkistan'da Timur hâkimiyeti Hindistana Türk göçünün kesilmesine sebep olmuştu. Bundan dolayı devlet içerisinde yerli güçlerin ağırlığının artmaya başlaması üzerine Timur, Hindistan'a sefer yapmaya karar verdi. Timur 1398 yılındaki bu seferiyle Hindistan'da zayıflayan İslâm'ı güçlendirmek istiyordu. Fakat Tuğluklulara ağır bir darbe indirmekle bağımsız devletçiklerin artmasına zemin hazırlamıştır. Nihayet Delhi'de idarenin Afganlıların (Seyyid Ailesi) eline geçmesi ile Tuğluk Hanedanı sona ermiştir (1414). Hind-Türk İmparatorluğu olarak da bilinen Babürlüler Devleti'nin kurucusu, Timurlular'dan Fergana Beyi Ömer Şeyh Mirza'nın oğlu Zahüriddin Babür'dür. Renkli bir kişiliğe sahip olan Babür, Türkçe yazdığı Vekayi adlı hatıratında, kendinin ve askerlerinin Türk olması ile iftihar etmesine rağmen, kurduğu devleti batılı tarihçiler tarafından yanlış ve kasıtlı olarak Moğol devleti olarak adlandırılmaktadır. Babür, 1501 yılında Semerkant'ı ele geçirmesine rağmen, Özbekler karşısında tutunamayarak 1519 yılında Hindistan'a gelir. Delhi Sultanı Afganlı Lûdi hükümdarı ile uzun mücadelelerden sonra, Pencap'ın önemli şehirleri yanında Delhi ve Agra'yı da alarak devletini kurmuştur (1526).

Afgan emirlerini, Hindu prenslerini ve yerel hâkimleri mağlûp eden Babür, Müslüman olmayanlara karşı başarılarından dolayı Gazi unvanını almıştır (1527). Bir yıl sonra hâkimiyetini Bengal'e kadar uzatan Babür, 1530 yılında başkent Agra'da ölmüştür. Babür'den sonra yerine geçen oğlu Hümayun , Hindistan' da önemli fetihlerde bulunmasına rağmen kardeşleriyle giriştiği iktidar mücadelesini kaybederek Safevilere sığınmıştır (1540). Ancak bir müddet sonra Delhi'yi geri alarak tekrar hâkimiyet kurmayı başarır (1555). Onun yerine geçen oğlu Ekber dönemi (1556-1605) devletin en parlak dönemidir. Ekber yaptığı fetihlerle Hindistan Yarımadası'nın büyük bir bölümünü hâkimiyeti altında birleştirdi. Aynı zamanda din, kültür, iktisat alanlarında büyük gelişmeler kaydedildi. Dış işlerine de önem verilerek, Safeviler, Özbekler, Osmanlılar ve Portekizliler ile münasebetler kurulmuştur. Oğlu Cihangir döneminde (1605-1627), İngilizler Hindistanda yer edinmeye başlamışlardır. Daha sonra gelen Şah Cihan dönemi (1628-1658) mimarî, sanat ve siyaset alanlarında parlak bir dönemdir. Osmanlılar ile kurulan yakın münasebetler sonucunda, dünyanın en güzel mimarî eserlerinden sayılan Tâc-Mahal Türbesi'nin inşasında Osmanlı mimarları da görev almıştır. Kardeşleri ile yaptığı mücadeleyi kazanarak tahta geçen Alemgir döneminde (1658-1707), başarılı bir siyasî dönem geçirilmiştir. Ancak ondan sonra Babürlülerin durumu bozulmuştur.

İç çekişmeler, taht kavgaları, ayaklanmalar birbirini izlemiştir. 1723 yılında devlet, Delhi ve Haydarabad olmak üzere ikiye ayrılmıştır. 1739 yılında İran hükümdarı Nadir Şah'ın Kuzey Hindistan ve Delhi'yi ele geçirmesinin ardından batılıların ülke üzerindeki baskıları artmaya başladı . 1766 yılında yapılan Allahabad Antlaşması ile idarî hâkimiyet İngilizlerin eline geçti. Nihayet, 1858 yılında Hindistan'ın İngiltere'ye bağlanmasının ardından 1877'de Kraliçe Victoria, resmen Hindistan İmparatoriçesi ilân edildi.

26 Şubat 2007 Pazartesi

Orta Asya Türk Tarihine Genel Bir Bakış

Altın Orda hanı Özbek’in neslinden gelenler tarafından yeni bir hanlık kurulmuş, bu hanlığa katılanlara Özbek adı verilmişti. Yeni oluşum Ebul Hayr Han idaresinde iken doğudan gelen Kalmuk ve Oyrat gibi kabilelerin hücumuna uğramış, bu saldırıların birinde ölünce birlik bir an tehlikeye girmişse de torunu Muhammed ?eybani, 1500 yılında Buhara merkezli hanlığını kurmayı başarmıştır. Doğudaki Çağatay siyasi varlığı tamamen ortadan kalkarken, Timur oğulları da siyasi mücadeleyi kaybederek Hindistan çekilmişler, orada Babür Devletini kurmuşlardır. İran’daki bir başka Türk asıllı devlet olan Safevilerin ve kuzey doğularından Kırgızların baskıları üzerine çok kısa zamanda büyük alana yayılmış olan ?eybani Hanlığı, 1510’da Muhammed ?eybani’nin ?ah İsmail ile yaptığı bir savaşta ölümü üzerine zayıfladı. Hatta Harezm bölgesinde aynı hanedan üyeleri, bir kısım Türkmen grubunu(Yamud) da yanına alarak Hive Hanlığını tesis ettiler(1511). Böylece Batı Türkistan’da iki Özbek devleti hüküm sürmeye başladı.

1450’lerden itibaren Özbeklerden ayrılarak bozkırlarda ayrı bir siyasi ve etnik oluşum meydana getiren Kazaklar, 1520’lerde Kasım Han’ın önderliğinde Volga ve Hazar ‘a kadar bütün kabileleri bünyelerine almışlardı. Onların da kuvvetlenmelerini Kalmuklar engelliyordu. Diğer taraftan XV. asrın ikinci yarısından itibaren iyice zayıflayan Altın Ordu Devletinin mirasçısı hanlıkların(Kasım,Kazan,Kırım, Astrahan ve Sibir gibi) birbirleriyle mücadele etmesi, III.Roma İmparatorluğu fikriyle ortaya çıkan Rusların işini kolaylaştırıyordu. 1552’de Kazan 1556’da Kasım hanlıklarını işgal ederek, doğu yönüne doğru harekete geçti. Daha sonra Kalmuklarla işbirliği yaparak Kazak topraklarına doğru ilerledi. Kalmuk baskısı üzerine zor durumda kalan Kazakların Küçük Cüz’ünün hanı Ebul Hayr’ın işbirliği ve yardım talebini iyi değerlendiren Ruslar, geniş Kazak bozkırlarında ilerlemeye başladılar.

Buhara ve Hive hanlıklarının yanında Fergana bölgesinde kalan Özbekler 1710 yılında Hokand Hanlığı adı verilen bir siyasi oluşum meydana getirdiler. Bu birliğe Rusların baskına uğramamış olan Kazakların Ulu Cüz’ü ve Altaylardan Tanrı Dağlarına gelen Kırgızların da önemli bir kısmı katılmıştı.

Orta Asya’nın genelinde Kalmuk, Cungar istilaları kendi aralarında geçinememeleri gibi dertlerle uğraşırken, Ruslar, 1580-1600 arasında Sibir Hanlığını ortadan kaldırdıktan sonra Sibirya istikametinde çok rahat bir şekilde ilerlemişlerdir. Bu arada Kossakların Rus hakimiyetini kabul etmeleri, onlara büyük katkı sağlamıştı. Nitekim bundan sonra 1714 ve 1716 yılları arasında Orta Asya’nın derinliklerine keşif heyetleri gönderdiler. Fakat, ilk keşif heyetleri Hive hanı tarafından etkisiz hale getirilmiştir.

Bu arada İran’daki idare Safevilerden bir başka Türk hanedan ailesi Afşarlara geçti. Nadir ?ah, Buhara ve Hive hanlıklarını teker teker işgal etti. 1747’de ölümü üzerine adı geçen hanlıklar tekrar bağımsızlıklarına kavuştular. Bundan sonra özellikle Merv ve Horasan bölgeleri için başlayan mücadele bu bölgelerde yaşayan Türkmenlerin zarar görmesine sebep olmuştur. XIX. Yüzyılın başlarında başlayan Buhara ile Hive rekabeti eskisinden daha kuvvetli bir düşmanlığa dönüştü. Neticede her iki hanlık da aşırı derecede yıprandı. 1820’lerde Türkmen bölgesinden Hive’ye doğru yolculuk yapan Muravyev’in maksadını dahi anlayamadılar. Ruslar artık hazırlık yapıyorlardı. Orta Asya’yı işgal edeceklerdi.

Buhara Hanı Haydar ?ah (1801-1826) İstanbul’a elçiler göndererek Padişaha biat ettiğini Osmanlı hakimiyetine girdiğini bildirerek yardım istemiştir. Osmanlılar ise Ruslardan çekindiği için uygun bir dille kabul edemeyeceğini bildirmiştir. Ayrıca Hive ve Hokand’lılarla Rus tehlikesine karşı iyi geçinmesini tavsiye etmiştir.

Rus İstilası

Kırım Savaşında (1854-56) Rusların güneye doğru ilerlemesi durdurulunca Ruslar, alt yapısını hazırladıkları Türkistan işgaline ağırlık verdiler. 1847’den 1852’ye kadar Irgız ve Turgay boylarındaki bir çok kaleyi alan Ruslar, 1852’de Gulca anlaşması ile Orta Asya’nın istilası için gerekli hazırlıkları tamamladılar. 1852’deki Rusların Akmescit (Kızılorda) hücümu Hokandlılardan Yakub Bey tarafından başarı ile önlendi ise de daha sonra fazla kuvvet ve özellikle topçu ateşi sayesinde Perovski tarafından işgal edildi. Bundan sonra Akmescit Rus kuvvetlerinin toplandığı önemli bir üs olarak kullanılmaya başlandı. Kırım Savaşından başarısız bir şekilde çıkan Ruslar, Kafkas orduları kumandanı Baryatinski, Milyutin’in de yardımları ile askeri reformlar yaparak ordularını Türkistan’ı işgale hazır hale getirdiler.

Hanlıklar kendi aralarında gereksiz mücadeleye devam ediyorlardı. Bu sırada Hokand Buhara rekabeti kızışmıştı. Dolayısıyla yaklaşan Rus tehlikesinin farkına varamadıkları gibi güçlerinin çok önemli kısmını kaybettiler. Özellikle Buhara Emiri Muzaffereddin (1861-1885), Hokand Hanlığının topraklarının bir kısmını işgal ve ilhak etti.

Askeri hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, savaş için bahane yaratarak 1 Mayıs 1864’te harekete geçtiler. Ekim 1864’te Çimkent düştü. Arkasından 23 Haziran 1865’te Taşkent’i ele geçirdiler. 22 Mayıs’ta Alim Kul’un yaralanması üzerine hanlık kuvvetleri çözülmüştü. Ertesi günü yapılan anlaşma ile Hokand Hanlığı Rusya’nın egemenliğine girdi. Hokand’lıların vaktinde yardım talebini kabul etmeyen Buhara Emiri Muzaffereddin, paniğe kapıldı. Petersburg’a gönderdiği elçiler yolda tutuklandı. Kendisi de Rus elçilerini tutuklamıştı. Bunun üzerine harekete geçen Rus kumandan Çernyayev, Çizak’da başarısız olunca görevinden alındı ve yerine General Romanovski atandı. 8 Mayıs 1866’da ansızın bir hücuma kalkan Ruslar, önce Hocend’i işgal ettiler. Buhara Emiri barış teşebbüsünde bulunmasına rağmen Ruslar durmadılar. Ağır bir tazminat ödenmesini talep edince Buhara hanı kabul etmediği gibi İstanbul’a ve Hindistan’daki İngiliz Valiliğine elçilerle mektuplar göndererek yardım istemiş, ancak gerekli cevabı alamamıştır.

Rus işgali hızla devam ederken 1866 yılının Ağustos ayında Petersburg’da bir seri toplantılar sonucunda işgal ettikleri toprakları Rusya’ya ilhak ettiklerini açıkladı. Bir sene sonra da Türkistan Genel Valiliği kurulup başına General Kaufman tayin edildi. Bu valiye 1868 baharında Buhara Emiri yeniden barış teklifinde bulundu ise de yine anlaşma şartları çok ağır olduğu için kabul edilmedi. Savaş yeniden başlayınca 2 Haziran 1868’de Buhara kuvvetleri ağır bir yenilgiye uğradı. Bunun üzerine Emir Rusların isteklerine boyun eğmek zorunda kaldı. 1860’da İranlıları bozguna uğratan Türkmenlerin lideri Kuşid Han , son Rus hücumunu önlemek için harekete geçmiş; fakat, Buhara kuvvetlerinin yenildiğini duyunca geri dönmüştür. Yapılan anlaşmaya göre 500 bin ruble savaş tazminatı ödenecek ve Buhara topraklarının üçte ikisi Ruslara geçecekti. Ayrıca Buhara Emiri’nin kontrol ettiği topraklarda başta ticaret olmak üzere her türlü Rus faaliyeti serbest olacaktı.

Buhara Hanlığı’nın düşmesinden sonra sıra Hive’ye gelmişti. Hive, aslında her zaman Rusların önünde önemli bir engel teşkil etmiştir. Çünkü Hazar Denizi ile Aral Gölü arasında etrafı çöllerle çevriliydi. Ayrıca, üzerlerine tertiplenen birkaç Rus seferi başarı ile önlenmişti. Hazırlıklarını tamamlayan Ruslar, Hive hanı Said Muhammed Rahim (1864-1910)’in barış teklifine aldırmadan dört koldan harekete geçtiklerinde , han İstanbul’a ve Hindistan’a elçi göndermiş, o da Buhara Hanı gibi gerekli desteği alamamıştı. Mart 1873’te başlayan Rus hücumları Hive’ye ulaştı ve Mayıs sonunda şehir kuşatıldı. Fazla direnemeyen şehire giren Ruslara, Yamud Türkmenleri teslim olmayıp geri çekildiler. Bunun üzerine onları takip eden Rus kuvvetleri kadın çoluk çocuk demeden binlerce Türkmen’i katlettiler. Bununla yetinmeyen Ruslar, Hivelileri ve Türkmenleri savaş suçlusu görerek 2 milyon 2 yüz bin gibi çok ağır bir savaş tazminatını ödettirdiler.

XI. yüzyılda Oğuzların büyük kısmının Selçuklular idaresinde batıya doğru kaymasından sonra geride kalanlar, eskiden olduğu gibi kabileler halinde Türkmenler olarak yaşamaya devam ettiler. XIII. Yüzyılda Moğol istilası sırasında epey zayıflasalar da Hazar’ın kuzey doğusunda hayatlarını devam ettirenler rahat bir dönem geçirdi. Horasan ve Maveraünnehir’de yaşayan Türkmenler, Moğol ve Timurlular idaresinde girerken Mangışlak civarındaki Türkmenler yol üzerinde olmadıkları için XVII. Yüzyıl ortasına kadar rahat hayat sürdüler. Kalmuk hücumlarından onlar da zarar gördü. Bir kısmı Hive Hanlığına bağlanırken, Nadirşah’a tabi olan önemli kütleler de vardı.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısndan sonra yine İran’daki ve Hive’deki Türk kökenli devletler tarafından baskılara maruz kaldılar. 1835’ten itibaren Merv bölgesine doğru yayılmaya başladılar. Hive ve İran’daki Kaçar hanedanının sürekli hücumlarına maruz kalan Türkmenler, 1855’te Hive hanının ağır bir baskınına uğramışlardı. Ancak, Türkmenler, Hive hanını öldürdüler ve galibiyet elde ederek, onların hakimiyetinden kurtuldular. Müstakilliğe kavuştular. Fakat, İran’daki Kaçar hanedanının hücumları 1860’a kadar sürmüş, bu yılda onları da yemişlerdir.

Hive’nin de düşmesinden sonra Rusların egemenliğine girmeyen 1860’tan beri bağımsız yaşayan Türkmenler kalmıştı . Kırım Savaşı sonrası Orta Asya’ya yönelen Rusların, 1859 yılında hazar’ın doğu sahilindeki Balkan körfezinde kale kurduklarını görmekteyiz. Bu kaleyi üs olarak kullanan Ruslar, ileri hareketle bir çok Türkmen yerleşim yerini tahrip etmişlerdir. Daha sonra Hokand ve Buhara’nın işgali ile uğraştıkları için Türkmenlere fazla baskı uygulayamadıkları anlaşılmaktadır. 1869’da bu hedeflerine ulaşınca Türkmenler üzerine yöneldiler. 1871’e kadar Hazar’ın bütün doğu kıyılarını zaptettiler. 1873’de Hive’ye doğru yapacakları sefer için yol üzerindeki bütün Türkmen kale ve köylerini yakıp yıktılar. Nur Verdi Han, Hive’ye gidip Ruslara karşı Seyyid Muhammed Rahim Han ile görüşmüş ise de onların hücumlarını durduramamışlardır. Hive’nin işgalinin tamamlanması üzerine Yamud Türkmenleri üzerinde büyük katliam yapan Ruslar, 1874’de Kafkas Ötesi Valiliğini kurdular. Valiliğe getirilen Lomakin’in uyguladığı kurnaz politika sonucu bazı Türkmen beyleri Rus hakimiyetini kabul etmeye başladı. Bunun üzerine Kuşid Han ile Nur verdi Han Ruslarla savaşa karar verdiler. Rus Generali Lomakin, 1878 sıralarında Göktepe’ye doğru Kızıl Avrat kalesine kadar ilerlemişti. Türkmenler geri çekilerek hücumlarını boşa çıkarmışlardır.

Bu arada Kuşid Han ölünce Nur Verdi Han, Türkmenlerin başına getirilmişti. Toplanan meclis sonuna kadar Ruslarla mücadele kararı verdi. General Kaufmann’ın doğudan hücum ihtimalinin belirmesi üzerine Nur Verdi Han, Merv’de kalmış, oğlu Berdi Murad Han’ı Göktepe’de görevlendirmişti. 1879’da Ruslar, Ermeni asıllı General İ. D. Lazaryev’i başkumandan olarak atadılarsa da adı geçen şahsın Türkmenistan içlerine ilerlerken ölmesi üzerine üzerine yardımcısı eski kumandan Lomakin geçmiştir. Lomakin ileri harekatla aynı yılın haziranında Göktepe yakınlarındaki Bendesen kalesini ele geçirdi. Nihayet 9 Eylül 1879’da Göktepe’ye korkunç bir hücum başlattılar. Ağır top ve makineli tüfek atışlarıyla sivil halkı katleden Ruslar, Türkmenlerin ani hücumu üzerine zor durumda kaldılarsa da Berdi Murad Han’ın bir top mermisi ile parçalanması üzerine kaçabildiler. Zaten topçu ve mitralyöz atışları ile ağır kayıplar vermişlerdi. Dolayısıyla Ruslar savaş meydanından rahatça kaçabildiler ve Hazar kıyısına kadar çekildiler. Göktepe’deki Türkmen başarısı Orta Asya’daki Rusların yenilmezlik unvanını yok etmişti. Bu başarı Avrupa başkentlerinde ve İstanbul’da yankı uyandırmıştır.

Merv’de doğuda Kaufmann tarafından gelebilecek bir saldırı için kalan Nur Verdi Han, İzgent’te savaş meclisi toplamış ve alınacak tedbirleri görüşmüştü. Ticaret yollarının üzerinde olan ve varlığı ile diğer Türk kökenli topluluklara örnek olabilecek Türkmen ülkesini ele geçirmekten Ruslar asala vazgeçmek niyetinde değillerdi. Yeni hazırlıklara başlayıp komuta değişikliğine gittiler. General Skobelev atandıktan sonra ilk iş olarak Kafkaslardan yeni birlikler getirdi ve Nisan 1880’de Hazar’ı geçerek Türkmen topraklarına girdi. Bu arada Nur verdi Han, 5 Mayıs’ta ölünce oğlu Mahtum Kulu han seçildi. Tıkma Serdar idaresinde Türkmen ordusu karşı koymaya çalıştı ise de topçu ateşi altında bir şey yapamadılar. Ekim başlarında Bami’ye gelen Skobelev, 1 Ocak 1881’de harekete geçerek Yengi Kale’yi aldılar. Göktepe’ye mayın ve toplarla saldıracaktı. Rusların döşediği mayınların çok geç farkına varan Türkmenler ağır zayiat verdiler. Ama yine yılmamışlardı, ne varki 25 Ocak’taki hücumda çok büyük bir katliama uğradıktan sonra Göktepe’yi düşmanlarına kaptırdılar. Kaçan Türkmenler, 1884 yılında Rus tabiyetine girmeyi kabul etmişti. Türkmenlerle daha fazla mücadele eden Ruslar onları çok sıkı kontrol etmişlerdir. Derhal geniş topraklarında pamuk ekimine başlandı.

Tarihleri M. Ö. 201 yılına kadar giden Kırgızlar, asırlarca varlıklarını devam ettirmişler, genellikle Orhun bölgesinde kurulan büyük Türk devletlerine bağlanmışlardır. 1700’lü yıllarda Kalmuk, Cungar , Oyrat baskılarından dolayı Altay’ların kuzeyindeki yerlerini terk ederek Tanrı Dağlarına göç ettiler. Bugünkü torpaklarına yayıldıkları gibi az sonra burada kurulacak olan Hokand Hanlığına bağlandılar. 1855 yılında Kazakistan’ı en doğu ucuna kadar istila eden Ruslar, bugünkü Almatı şehrini Vernıy adıyla kurmuşlardı. Dolayısıyla yakınlarındaki Kırgızlarla da temas ettiler. Ruslar, Kazaklara Kırgız adını verdiği için gerçek Kırgızlara Kara Kırgız demişlerdir. Hokand hanlığı Rusları eline düşünce Kırgızlar da Rus tabiyetine girmek zorunda kalmışlardır.

Çarlık Rusyası İdaresinde Orta Asya

Rusları Orta Asya’yı kolayca istila etmelerinin şüphesiz pek çok sebebi sayılabilir. Fakat, bunların en önemlisi bölgede yaşayan Türk topluluklarının merkezi bir devlet kuramamalarıdır. Osmanlı İmparatorluğunun birlik ve beraberlik için yaptığı telkinleri hiç dikkate almamışlardır. Birbirleri ile uğraşarak zayıf kalmalarına yol açmışlardır. Ayrıca etrafı düşman devletlerle çevrili olduğu için ticari açıdan gelişemediler. Avrupa ve diğer dünyadaki ilerlemelerden haberdar olamadılar. Dolayısıyla bu kapalı kalış gerekli atılımların yapılmasını engelledi. Neticede cehalet ve fakirlik disiplinsizlik yüzünden, üstün silahlarla donanımlı Rus orduları karşısında kahramanca çarpışmalarına rağmen başarılı olamadılar.

Türk ülkelerini işgal eden Ruslar önce idari sistemlerini değiştirdi. Önce Başkırt ve Kazak ülkeleri yeni uygulamalara maruz kalmıştır. Orenburg’da merkez valiliği kuran Ruslar, Kazak ve Başkırt idari sistemlerini düzenlediler. İdarecileri kendileri tayin ediyordu. Özellikle Rusya’ya hizmet edecek kişileri seçiyorlardı. Zaten ekonomik açıdan perişan halde olan halk, onların koyduğu ağır vergilerle daha da zor duruma düşürüldü. Ayrıca binlerce Rus göçmeni getirerek yerleştirmeye başladılar. Rus idaresine karşı ilk ayaklanma Kazaklar arasında 1783 yılında Sırım Batur önderliğinde patlak verdi. On beş sene süren ayaklanma Rusların daha fazla müsamaha ve işgali durduracaklarına dair söz vermeleri üzerine sona erdi. Aslında yine de kolonileştirme bütün hızıyla devam ediyordu. Onbinlerce kilometre karelik alanlarda kaleler inşa ediliyordu. Rus Kossakları(Kazaçik)nın yerleştirilmesi üzerine halk yine ayaklanmaya başladı. Kenasarı ‘nın isyanı 1836’da patlak vermiş on yıldan fazla sürmüştür. Kahramanca savaşlar veren Kenasarı, kendi soydaşları tarafından mağlup edilip öldürülmüştür.

1867’de kurulan Türkistan Genel Valiliği ile de Ruslar yine kendi menfaatlerine hizmet edecek kişileri işbaşına getirmişlerdir. Nitekim Rus taraftarı Hokand Hanı Hudayar’ın ağır vergiler toplaması üzerine 1876’da Abdurrahman Abtabacı önderliğinde isyan çıkmış; iki aydan fazla sürmüştür.

Buhara, Hive ve Türkmen’ler üzerine de aynı politikayı uygulayan Ruslar, yine ağır vergiler topluyorlardı. Ağır bir sömürge siyaseti yürütülüyordu. Rus valilerin ve diğer idarecilerin acımasız tutumu üzerine Çarlık yönetiminin kendisi dahi dayanamamış, 1882’de Veretennikov başkanlığında bir teftiş heyeti göndermişlerdir. Heyetin çıkardığı yolsuzluklar giderilemedi. 1898’de Andican’da İşan Muhammed Sabıroğlu isyan etmiş, ancak kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Rusya’da 1905 ihtilalinin patlak vermesi Orta Asya Türk toplulukları üzerinde nisbeten bir rahatlama getirmiştir.

Türk Dünyasında Kültürel Uyanış

Türkistan’ın kültürel uyanışına en büyük katkı Kazan ve Kırımlılar tarafından yapılmıştır. Uzun süre Rus hakimiyetinden kurtulamayan Kazan ve Kırım Tatarları kendilerini ticarete vermişler ve ekonomik açıdan kalkınmışlardır. Zenginlik onlara modern eğitim ve ilim kapılarını açmıştır. Kendilerindeki bu gelişmeyi Türkistan’a da aktarmışlardır. Böylece Tatar Türkleri, Orta Asya’da yaşayan diğer Türk kökenli topluluklarının modern dünyaya açılan penceresi olmuştur. XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Rus işgalinin akabinde dini ilimler yanında modern ilimleri de öğreten Usul-ü Cedid (Yeni Metod) mektepleri de açılmaya başlanmıştır. Buhara’da kurulan Genç Buhara’lıların Ahmed Daniş, Hive’de kurulan Genç Hivelilerin İsmail Hoca liderliklerinde faaliyete geçirdikleri bu mekteplerin sayısı kısa zamanda 5 bini buldu. İsmail Gaspıralı’nın Dilde ,Fikirde İşde Birlik parolası bütün Türk Dünyasında yayılmaya başlamıştı. Neticede Pan-Türkizm ve Pan-İslamizm akımları Türk toplulukları arasında doğdu. Gaspıralı’nın yayınladığı Tercüman ve Orenburg’da Kazakların yayınladığı Vakit Gazeteleri geniş bir sahaya yayıldı.

Bağımsızlık Mücadeleleri

Kültürel uyanma, siyasi uyanmayı da getirdi. Siyasi alandaki bu teşkilatlanma onlara 1905’te Rusya’da kurulan Duma(Meclis)’ya temsilciler gönderme fırsatını verdi. Fakat Ruslar, derhal her türlü önlemi almaya başladılar. Dini, siyasi ve kültürel baskı uygulamaya koyuldu. Ancak, Türk toplulukları Rusya Müslümanlar İttifakı’nı kurarak hakları için mücadeleye devam etmekte kararlı olduklarını gösterdiler. Abdürreşid İbrahim başkanlığındaki bir heyet Rus hükümetine başvurarak siyasi ve kültürel haklarının tanınmasını istemiş, ancak, bu istek Ruslar tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine Kazanlı Yusuf Akçura Bey başkanlığında, Azerbaycanlı Hüseyinzade Ali, Kırımlı Mehmet Esad Çelebizade ve Buharalı Mükimüddin Begcan’dan oluşan bir heyet, Rusya Müslüman Türk Kavimlerinin Haklarını Koruma Cemiyetini” kurarak uluslar arası platformda haklarını aramaya çalıştılar. Stockholm’de kurulan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti’nin Rusya Müslümanları temsilcisi seçilen Abdürreişd İbrahim ile Yusuf Akçura, I.Dünya Savaşının başında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Wilson’a bir muhtıra göndererek Rus hükumetini şikayet ettiler ve hürriyetlerinin tanınması için aracılık yapmasını rica ettiler. Yusuf Akçura’nın başkanlığında aynı komite üyeleri Budapeşte, Viyana, Berlin ve Sofya’yı ziyaret edeerek Rus baskısını Avrupa kamuoyuna duyurmaya çalıştılar. Yusuf Akçura ayrıca verdiği konferanslarla Türklerin durumunu ve arzularını dile getirerek bağımsızlıklarının tanınmasını talep etmiştir. Onların bütün bu faaliyetlerine rağmen Rus baskısı devam edince 1916 yılında Milli İstiklal ayaklanması patlak verdi.

I. Dünya Savaşının başlangıcında umulmadık yenilgilere uğrayan Çarlık hükumeti bir kararname yayınlayarak yarım milyon kişiyi askere almaya karar verince, Türk toplulukları büyük bir infialle karşıladı. Daha önce onbinlerce Türkmen ve Azeriyi zorla askere götürmüşlerdi. Sıra kazak ve Özbeklere gelmişti. 1916 Temmuzunda başlayan isyan kısa zamanda bütün Türkistan’a yayıldı. Fakat, ayaklanma teşkilatsız ve lidersizdi. Münevver Kaari, Pehlivan Niyaz, Osman Hoca, Kaari Kamil ve Abidcan Mahmud’un birlik için bir araya gelip toplanmaları bir sonuç vermemiştir. Üstün makineli silahlara sahip olan Ruslar ayaklanmayı 1917 başlarında bastırdığında 673 bin insan hayatını kaybetmişti. 168 bini Sibirya’ya sürülmüş, 300 bine yakını da Doğu Türkistan’a kaçmak zorunda kalmıştı. Bu insanların toprakları Rus göçmenlerine dağıtıldı.

Şubat 1917’deki Bolşevik ihtilali, Türk topluluklarını çok sevindirdi. Fakat, ihtilal idaresinin bütün memurları yerinde bırakması sevincin kısa sürmesine sebep oldu. Getirilen onbinlerce göçmen bu emir ile yerinde kalıyordu. Türkistan’daki Rus idarecileri ihtilal hükümetinin emri ile İşçi, Asker ve Köylü ?urası kurarak, ülkeyi askeri rejimle idareye devam ettiler. Arkasından Geçici Hükümet Encümeni’ni teşkil ederek idareyi sürdüreceklerdi. Bu yeni kurula Türklerden sadece Sadri Maksudi, Muhammedcan Tınışbay ve Ali Han Bökey han’ı kabul ettiler. Azınlıkta oldukları için Türk kökenli üyeler Ruslara hiçbir kararı kabul ettiremediler.

Kongrelerin Etkisi

Bundan sonuç alamayan Türkistanlılar Nisan 1917’de bir Türkistan Müslüman Kongresi düzenledi. Ellerinden zorla koparılan toprakları geri almak, Rus akınını durdurmak ve Müslümanların haklarını aramak için Türkistan Müslüman Merkez ?urasını kurdular. Daha sonra adını Milli merkez olarak değiştirdi. Bu merkez bütün Türkistan’a yayılarak şubeler açtı. Ahmet Zeki Velidi, Kebir Bekir, Efendi Zade Rusça bilen şahıslar olarak Türklerin haklarını Ruslara anlatmakla görevlendirildiler. 4. Duma’da Müslümanları temsil eden Türk liderleri önderliğinde 14 - 24 Mayıs 1917’de Moskova’da Rusya Müslümanları Kongresi yapıldı. Nasıl bir takip edileceğinin tartışıldığı kongrede kendi aralarında büyük anlaşmazlıklar çıktı. Sonunda birleşmiş Rus devletinin içinde bütün Müslümanlara kültür muhtariyeti verilmesi tezini savunanları, Türkler için belirli bir ülke bütünlüğüne sahip olanlara milli muhtariyet ve toprak bütünlüğüne sahip olmayanlara da milli kültür muhtariyetini savunanlar oylama sonunda 271’e karşı 446 oy ile mağlup ettiler. Bu sonucun alınmasında Azerbaycanlı Mehmet Emin Resulzade ile Ali Topçubaşı, Buharalı Ubeydullah Hoca ve Başkırt lideri A.Z.Velidi rol oynadılar. Aynı kongrede bir de Milli Merkezi ?ura kuruldu.

Milli Merkezi ?ura kongrenin kararlarını Ağustos 1917’de Petrograd’da Rus hükümetine ilettiği zaman red cevabı aldı. Bunun moral bozukluğu içinde Türk toplulukları arasında ihtilaflar çıktı. Önceleri Başkırt-Tatar Federasyonu kurmak niyetinde olan bu iki grup ihtilaf yüzünden birbirlerinden ayrıldı. Bunun üzerine Zeki Velidi, diğerlerinden ayrılarak tek başına Muhtar bir Başkurt hükümeti kurma yolunu seçti.

Türkistan’daki İşçi Asker Köylü ?urası temsilcisi Nikora, ihtilalin Rus işçileri ve askerleri tarafından gerçekleştirildiğini, dolayısıyla Türkistan’da idarenin kendi elinde olduğunu, yerli halkın onların verdikleri ile yetinmeleri gerektiğini söylüyordu.

Ekim 1917’de Rus ihtilalcilerinin Kerenski hükümetini devirdikten iki hafta sonra Türkistan’da o ana kadar iş başında bulunan Çarlık ve Kerenski devresi Rusları (asker ve subaylar) Taşkent’te kendi kendilerine bir komünist darbesi yaptılar. Böylece eski mevkilerini orumak istiyorlardı. Aslında komünist fikirlere ilgi duyan Türkistan’da sadece Rus demiryolu işçileriydi. Dolayısıyla Türkistan halkı komünist Rusların Taşkent’teki ihtilaline pek katılmadılar. Ruslar, 15-22 kasım 1917 tarihleri arasında yaptıkları kongre sonunda Türkistan Sovyet Komiserliğini kurduklarını ilan ettiler. Bu komiserliğin tek destekçileri Rus askerleri ile demiryolu işçileri oldu. Bu komünist iktidar temsilcileri Türkistan üzerinde kontrol ve idarenin sadece kendilerinde olduğunu ileri sürüyorlardı.

Halbuki bu durum Lenin ve Stalin’in 2 Kasım 1917’de yayınladıkları, bütün halkların eşitlik ve egemenlik hakkı, halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri, halkların milli ve dini inançlarının serbestçe uygulanması, Rusya’daki milli azınlıklara kendi devletlerin serbestçe kurabilme haklarının olduğunu kabul ve ilan etmeleri şeklindeki beyannameye uymuyordu. Sovyetler aslında yayınladıkları beyanname ile Rus olmayan milletleri oyalamışlardı. Böylece Türkistan muhtariyet girişimlerini önlemek istemişlerdir. Nitekim Tükistan’daki Sovyetler Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyetleri merkez komitesinden aldıkları emir ile 1 Mayıs 1918 de yaptıkları kongrede Sovyetlere bağlı Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini kurduklarını ilan ettiler.

Sonradan Türkistan’lıların bu Sosyalist Cumhuriyetlerin idaresi ortak olma teklifini reddettiler. Bu nevi otonom oyunları ile Sovyetler milli haklarına sahip çıkmak isteyenlere büyük darbe indirdiler. Ancak Türkistan Türkleri milli haklarından vazgeçmeyerek mücadeleye devam etmeleri Rusları yeni önlemler almaya sevk etti. Sovyet yönetimi hükümet ve Komünist Partisi adına 8 Ekim 1919’da Türkistan komisyonu kurarak acilen Türkistan’a gönderdi. Bu komisyon sahip olduğu diktatörce yetkilerle faaliyetini Ekim 1919’dan 1923’ün ortalarına kadar özellikle Sovyet iktidarını kuvvetlendirmeye, Türkistan’ın kesin olarak Rusya’ya bağlanmasına ve Rus ile Sovyet aleyhtarı Türkistan milli hareketini yıkmaya sevk etti.

Sovyetleri hedeflerini gerçekleştirmek için Türkistan’da seçtikleri ikinci yol Türkistan Komünist Partisini kurmak oldu. (17 Haziran 1918) Türkler arasında hiçbir komünist bulunmadığı için Türkistan Komünist Partisinin bütün üyeleri tamamen Ruslardan meydana gelmiştir. Birçok kongre düzenlenerek Türkistan’da kalmış yabancı savaş esirleriyle Türklerden komünizm fikrine inanan bazı kişiler parti üyeliğine alındılar.

Komünizme Karşı Örgütlenme Çabaları ve Mücadele

Buna karşı Türk kökenliler hakları için mücadele etmek maksadıyla Müslümanlar bürosu kurarak isteklerini dile getirmeyi düşündüler. Bu hareket kısa zamanda gelişerek Türkistan ve Rus Komünist Partilerinin rakibi ve halkın ümidi haline geldi. Bunun üzerine bir kısım Türk Komünizmin ne olduğunu bilmeden Müslüman Bürosuna destek olmaya ve Komünist partisine girmeye başladılar. Yeterli çoğunluk sağlandıktan sonra 12-18 Ocak 1920’de ki Komünist Partisi kongresinde Türkistan Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin adını Türk Cumhuriyeti ve Türkistan Komünist Partisinin adını da Türk Komünist Partisi olarak değiştirmeyi başardılar. Sovyet yönetimi Türkistan Cephesi kumandanı Frunze’nin uyarısı üzerine reddetti. Ayrıca 8 Mart 1920’de Rus Komünist Partisi Merkez Komitesi bu kararı hükümsüz saydı.

Bunun üzerine Eylül 1920’de yapılan bir kongreyle bütün partilerin birleştirilip bir Türkistan Komünist partisi kurulmasına ve bu partinin merkez komitesi nezdinde milli şubenin kurulmasına karar verildi. Kısa zamanda Buhara ve Hive’de Komünist Partisini şubeleri açılarak Komünizmin bütün Türkistan’da yayılmasına çalışıldı. Kazakistan’da ise Nisan 1920’de kurulan Komünist Partisi ise Rus Komünist Partisinin bir şubesi olarak faaliyet gösteriyordu. Bu gaye ile Başkırt ve Tatar illerinde de Komünist Partisi kuruldu. Komünist partisine giren Türklerin sayısı günden güne çoğalıyordu. Bunlar Komünizmi bildikleri için değil sadece kendi milli menfaatlerini korumak maksadıylaydı. Çünkü Türk ülkelerin de kurulan Komünist Partileri üyeleri arasındaki Rus şovenizmi ile Türkler arasındaki Milli cereyanları bertaraf edememiş ve komünist yönetim ile bu iki tarafın ve görüşlerin çekişmesi uzun müddet devam etmiştir.

Rusya’da komünistlerle komünist olmayanlar arasında bir iç savaşın başlaması ve Türkistan’daki Rus komünistlerinin zulmü altında inleyen Türklere bağımsızlıkları için yeni bir fırsat yaratmıştı. Türkistan’da kurulan İslam Şurası ve Ulema Cemiyeti çalışmalarını hızlandırdı. Özellikle İslam Şurası’nın gayretleri Hokand merkez olmak üzere Sovyet aleyhtarı bütün milliyetçiler bir araya gelmeye başladılar. Taşkent’te Rusların asker ve polis kuvveti bulundurarak çalışma imkanı vermemeleri üzerine Hokand merkez seçilmişti. Hokand’da başlayan bu hareket Kazakistan ve Başkurdistan’a uzandı. 1917 ihtilal beyannamesi dahilinde Hokand’da bir halk şurası kurularak Türkistan’ın bir Mahalli Muhtar Cumhuriyet ilanına karar verildi. Şir Ali Lapin başkanlığındaki halk şurası 11 Aralık 1918’de hükümet görevini ifa edecek on kişilik icra komitesini seçti. Halk Şurası ayrıca aldığı bir karar ile Başkırt ve Alaş Orda Kazak hükümetlerinin katılacağı federasyon kurulacağını ilan etti.

Bu karara Başkırt lideri A. Zeki Velidi katılacağını bildirmiş, ancak, Alaş Orda hükümet başkanı Ruslarla işbirliği ümidi taşığı için olumlu cevap vermemiştir. Alaş Orda ve Hokand hükümetlerinin dış işleri bakanlıklarını yürüten Mustafa Çokay ile Alaş Orda’nın içişleri Hokand’ın hükümet başkanlığını yapan Tınışbay’ın bütün çabalarına rağmen Alaş Orda liderinin tavrı değişmemiştir. Bunun üzerine Zeki Velidi ayrı bir Muhtar Başkırt Cumhuriyeti kurmak durumunda kalmıştır. Bu olumsuzluğa rağmen Hokand’da hükümet ve halk Milli Muhtar Cumhuriyeti güçlendirmeye çalıştı. Endişeye kapılan Taşkent’teki Sovyet Komiserliği Ermenilerle takviyeli bir Rus kuvvetini Hokand üzerine gönderdi. 11 - 22 şubat tarihleri arasında süren çarpışmalarda yaklaşık 10 bin Hokandlı katledildi. Neticede ayaklanma kanlı bir şekilde bastırılmış oluyordu.

1906’da Kazakların kurdukları Kazak Anayasal Demokratik Partisi ile şubat 1917 ihtilaline kadar halk arasında milli uyanışa ve ellerinden alınan toprakların geri verilmesine çalışmışlardır. Mir Yakup Duğlat adlı şairin faaliyetlerinin Kazakların uyanışında etkili olduğunu söylemek mümkündür. Temmuz 1917’de Kazak Anayasal Demokratik Partisi’nin adını Alaş Orda olarak değiştiren Kazaklar, Ali Han Bökey Han başkanlığında Muhtar Kazak Hükümetini kurdular (26 aralık 1917). Yukarıda da söylediğimiz gibi Bökey Han, Başkurt Tatar ve Hokand Muhtariyeti ile birlikte hareket etmeyi kabul etmemişti. Ocak 1918’de Moskova’da Stalin ile görüşen Baytursun başkanlığındaki Alaş Orda heyeti Kazak-Kırgız Muhtar Hükümetinin tanınacağına dair teminat aldı. Aslında Stalin, Rusya’daki iç savaşı düşünerek bu şekilde onları oyalamış, heyet Moskova’dan ayrıldıktan sonra Rus köylü ve işçiler şurasına telgraf göndererek, Kazak milliyetçilerine karşı hareket etmelerini istemiştir. Arkasından Stalin’in emri doğrultusunda kızıl birlikler Alaş Orda hükümetini devirmişlerdir.

Buhara Emirliği Mart 1918’e kadar iç işlerinde serbest olarak Rusya hakimiyeti altında kalmıştı. Genç Buharalılar adlı yenilikçi grup 1917 ihtilalini fırsat bilerek Emir Mir Ali Han’ı devirmek için harekete geçti ise de başarısız kalınca bu yenilikçiler Sovyet Komiserliğinden yardım istediler. Emir, onların ortak hareketini de başarı ile önledi. Bunun üzerine Sovyet hükümeti Buhara’nın bağımsızlığını tanımayı kabul etti. Yeniliçiler ikiye ayrıldı bir kısmı Sovyetlerle tam işbirliğine giderken, Osman Hoca liderliğindeki diğer grup reformcu ve milliyetçi Buhara Cumhuriyeti’ni kurmaya kalktı.

Buhara Cumhuriyetinin varlığı Türkistan’daki Sovyet komiserliğini ve ve kızıl ordu kumandanı Frunze’yi son derece tedirgin etti. Nihayet 28 Ağustos ile 2 Eylül 1920’de Buhara’yı işgal etti. 6 Ekim 1920’de Buhara Halk Kongresi toplanarak Buhara halk Cumhuriyeti ilan edildi. Sovyetler dahi 4 Mart 1921’de bu cumhuriyeti tanımak zorunda kalmıştı. Fakat, Buhara mutlaka sovyetleştirilmesi gerektiğini düşünen Ruslar baskıya devam ettiler. Sovyetler karşı daha sert direnme politikası sergileyen M.A.Muhiddin zorla istifa ettirilerek yerine daha ılımlı olduğu düşünülen Osman Hoca getirildi. Fakat, Osman Hoca da Sovyetlere hiç taviz vermediği gibi Türkistan’a gelmiş olan Enver Paşa ile işbirliği yaparak Ruslara karşı mücadeleyi hızlandırdı. Bu mücadele 1924 yılına kadar sürmüştür.

Hive Hanlığı da Buhara Hanlığı gibi konumunu sürdürüyordu. 1917 ihtilali patlak verdiğinde Hive hanı ile Genç Hiveliler işbirliği yaparak yenilikçi demokratik bir idare tarzını kurmuşlardı. Bu arada Özbekler ile Yamud Türkmenleri arasındaki eski rekabetin yeniden ortaya çıkması durumu değiştirdi. Aralarındaki problem çözülmeyince Türkmenlerin önderi Cüneyd Han Hive’yi kuşattı. Bunu fırsat bilen Sovyetler, bir ordu göndererek kuşatmanın kaldırılmasını sağladılar. Halk Rusların yerine Hive’yi kuşatan Cüneyd Han’ı tercih ediyordu. Nitekim daha sonra onun Ruslarla işbirliği yapan İsfendiyar Han’ı öldürmesine ses çıkarmamıştır. Daha sonra Cüneyd Han’ın kendisi de Sovyetlerle anlaşmak zorunda kalmıştır. Cüneyd Han’a muhalif Özbeklerle Rus askerleri Hive ihtilal taburu kurarak , Kızıl Ordu’yu Hive’ye davet ettiler. Neticede Sovyetler 25 Aralık 1919 ile 25 Ocak 1920 arasında Hive’yi işgal etti. Önce Harezm Halk Cumhuriyeti kuruldu. 13 Eylül 1920’de söz konusu cumhuriyet ile ittifak anlaşması imzalayan Sovyetler, önce Genç Hivelileri iktidardan uzaklaştırdılar ve Ekim 1921’de komünist hükümet kurarak tamamen ele geçirdiler.

Türkmenler de, diğer Türkistan halkları gibi, 1916 ayaklanmasında hareketlenmişlerdi. Yamud Türkmenlerinin önderi Cüneyd Han’a kahramanlığından dolayı Hiveliler dahi yakınlık gösteriyorlardı. Daha sonra Cüneyd Han’ın kendisi de Ruslara yenilmekten kurtulamadı. Buna rağmen Karakum’a çekilen Cüneyd Han, Sovyetlere karşı mücadeleye yeniden başladı. Bu seferki faaliyetlerine diğer Türkmen grupları ve Sovyetlerden kaçan Hiveliler de katılıyordu. Bu arada eski ünlü kumandan Tıkma Serdar’ın oğlu Oraz Serdar, Rus ordusunda albaylığa yükselmişti. Bolşevik ihtilalini fırsat bilerek o da emrindeki Türkmenlerle isyan etti. Fakat başarılı olamadı. Cüneyd Han ise içinde bulunduğu zor şartlara rağmen 1931 yılına kadar Rusları uğraştırdı. 1927 yılındaki son savaşı kaybeden Cüneyd Han önce İran sonra da Afganistan’a gitti. Mücadelesine 1938 yılında ölümüne kadar devam etti. 1918 sonlarında kurulan Türkmenistan Komünist Partisi bünyesinde Türkmenler diğer Türk grupları gibi mücadeleye karar verdiler ve 1924’te Türkmen Sovyet Soyalist Cumhuriyeti ortaya çıktı.

Kırgızlar da 6 Ağustos 1916’da Bişkek’te isyan hareketini başlatmışlardır. Ayaklanmanın liderliğini son Manap’ı yapıyordu. Rus göçmenler silahlandırılmak suretiyle Kırgızlar üzerine saldırtıldı. 673 bin Kırgız’ın öldürüldüğü bilinmektedir. Kırgızlar daha sonra Fergana havalisindeki isyanlara katıldılarsa da diğerleri gibi ağır bozgunlara uğradılar. 1924 yılında Muhtar cumhuriyet statüsü kazanan Kırgızlar 1936 yılındaki düzenleme ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldular.

Tatarların da 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Muhtar Tatar Cumhuriyeti kurmak için mücadeleye atıldılar. Ancak, ön komünist aleyhtarı, daha sonra kızıl ordu tarafından işgal edilerek bağımsızlık mücadeleleri sonuçsuz bırakılmıştır. Bunu üzerine Başkurtlar ile birleşerek Muhtar Tatar Başkurt Cumhuriyeti kurmayı denedilerse de aralarında liderlik yüzünden anlaşmazlık çıktı. Sonunda Sovyet modelinde kurulan Tatar Komünist Partisi’nin idaresinde muhtariyeti kabul etmek zorunda kaldılar.

Başkırtların mücadelesi de hedefine ulaşamamıştır. Ruslar tarafından alınan toprakların iadesi ve Muhtar Başkırt Cumhuriyeti kurmak gibi hedefi olan hareketin liderleri A.Zeki Velidi ve daha sonra aşırı komünist olan Manat idi. Manat kısa süre içinde Stalin ile işbirliği yapıca Zeki Velidi tek kalmıştır. Onun önce kurmak istediği ordunun silahları Ruslar tarafından toplatılmış, çaresiz kalan Zeki Velidi, komünist liderle anlaşmak zorunda kalmıştı. Kazak liderlerinden de işbirliği konusunda yardım alamayan Zeki Velidi, tekrar Sovyetlere dönmüş, Başkurt Muhtar Cumhuriyetinin varlığının garanti edilmesi karşılığında 150 arkadaşıyla birlikte Başkırt Komünist Partisi’ni faaliyete geçirdi. 19 Mayıs 1920’de Sovyetler Muhtar Başkırt Cumhuriyeti’ni fesh ettiler. Bu sırada Zeki Velidi, Moskova’da idi. Ümidi kalmayınca Basmacı hareketine katılmak üzere Moskova’yı terk etti.

Basmacılık ve Son Silahlı Mücadeleler

Milli Muhtariyet girişimlerinin birer birer Sovyetler tarafından ortadan kaldırılması Türkistan’da bağımsızlık ateşini durduramadı. Nitekim Rus ve Sovyet karşıtı çok sayıda kişi silahını alıp mücadele için dağlara çıkmıştır. Bu bağımsızlık hareketi Ruslar tarafından dünyaya önemsiz bir olay gibi Basmacılık(Basan-haydutluk edenlerin) hareketi olarak tanıtılmaya çalışıldı. Türkistan’daki bu ayaklanmanın gücünü köylüler oluşturuyordu. Daha sonra esnaf ve sanatkarlar, din adamları ile reformistler de katılmışlardır. Fakat, ayaklanmanın liderleri olmasına rağmen merkezi bir teşkilatlanmadan yoksudu. 1918 yazına kadar hareketin liderliğini Ergaş Korbaşı yaptı. Daha sonra başa geçen ?ir Muhammed Beg Hacı Koşakoğlu’nun kontrolünde sekiz bölge komutanlığı kurularak teşkilat genişletilmeye çalışıldı. Milli ayaklanmayı yöneten kuvvetler kasım 1919’a kadar Fergana’nın büyük bir kısmını kontrol altına aldılar. Sovyet idarecileri bunun karşısında önce beş kişilik bir ihtilal komitesi, daha sonra üç kişilk Fergana Cephesi kurarak basmacıları bastıracak tedbirler almaya çalıştılar. Bu komiteler ve kızıl ordu başarısız olunca Fergana’da askeri idare tesis edildi. Bu bölgeden sonra Buhara ve Hive’de hızla yayılan Basmacılık hareketini Ruslar eskiden olduğu gibi kısa sürede bastıracaklarını zannetmişlerdi. Ancak, aksine daha da kitlesel hale dönüştüğü gibi Buhara ve Harezm üzerine gönderilen Sovyet birlikleri başarısız oldu.

Cüneyd Han ve diğerlerinin Harezm’de başladığı silahlı mücadeleleri bütün hızıyla devam ediyordu. Buhara’da ise milliyetçi reformistlerin önderliğinde Sovyetlere karşı mücadele başladı. Dolayısıyla üç merkezde gelişen ayaklanmalar, Sovyetlerin Türkistanda varlığını tehlikeye sokuyordu. Bunun için 3 Eylül 1919’da Türkistan Cephesi açtılar. Cephe konutanlığına Frunze tayin edildi. Kendisi 22 ?ubat 19920’de Taşkent’e gelerek milli ayaklanmayı bastıracak planlar yapmaya başladı.

Yeterli sayıda silah olmayışı Türkistan Türklerinin işlerini zorlaştırıyor, kızıl ordu karşısında ağır kayıplar veriyorlardı. Otorite eksikliğini gidermek üzere Fergana’da 24 Eylül 1919’da Mehmed Emin Beğ başkanlığında Fergana hükümeti kuruldu. Silah yardımı için Afganistan’a ve İngilizlere eliçiler gönderildi ise de bir sonuç alınamadı. Ayrıca hükümetin teşkiline rağmen ayaklanmayı idare eden liderler arasında birlik sağlanamamıştı. Üstelik kabilecilik ve bölgecilik de işe karıştırılınca hedefe varma yolunda mesafe kat edilemiyordu. Tam bu sırada Enver Paşa’nın Türkistan’da görülmesi liderliği kabul etmesi mücadeleye yeni bir yön vermiştir.

Enver Paşa, Eylül 1920’de Bakü’deki Doğu Milletleri Kongresinde yeteri kadar bilgi sahibi olduğu Türkistan Ayaklanmasının Buhara’ya vardığında çok kritik bir aşamada olduğunu görünce derhal mücadeleye girişmiştir. Büyük ordulara kumanda etmiş bir şahsiyet olan Enver Paşa’nın ayaklanmaya lider olarak katılması, bütüm mücahitler arsında sevinçle karşılanırken başta Zeki Velidi, Buhara Emiri ile veziri ve bir kısım Sovyet taraftarı tarafından hoş karşılanmamıştır. Bütün muhaliflerine rağmen bütün Türkistan Türklerini içine alacak Orta Asya İslam Devleti kurmak gayesi ile Sovyetlere karşı mücadeleyi başlattı. 19 Mayıs 1922’de Sovyet hükümetine bir ültimatom vererek kızıl ordunun Türkistan’ı terk etmesini istedi. Sovyetlerin Türkistan’dan çekilmeyecekleri anlaşılınca savaş başladı. Top ve makineli tüfeklerden yoksun Enver Paşa’nın ordusunun ilk zaferi Duşenbe’yi Ruslardan kurtarmak oldu.

Fakat, üstün silahlara sahip Rus ordusu 15 Haziran 1922’de Türkistanlı diğer liderlerin yardım etmemesinden dolayı ikinci savaşta Enver Paşa’yı mağlup etti. Buharalı liderlerin yardım talebini geri çevirmeleri üstelik yardım etmek isteyen Afganlıları engellemeleri üzerine Enver Paşa, Duşenbe yakınlarındaki Belcuvan köyüne çekildi. 4 Ağustos 1922’de ansızın Rusların baskınına uğrayıp makineli tüfek ateşiyle şehit oldu. 20 bin mücahidin gözyaşları içinde toprağa verildi. Onun ölümü üzerine Türkistan bağımsızlık hareketleri zayıflamıştır. Diğer taraftan Sovyetler, Türkistan’daki kızıl ordu birliklerini takviye ettiler. 1923 yazından 1924 yazına kadar ayaklanmaya katılanların bölgeleri işgal edildi. Çarpışanların önemli bir kısmı şehit ya da idam edildi. Çok az kısmı da İbrahim Bey önderliğinde Afganistan’a kaçtı ve 30 mart 1931’de vatanına dönerek yeniden mücadeleye atıldı. 3-19 nisan tarihleri arasında yapılan savaşları kaybedince 23 Haziran 1931’de arkadaşları ile birlikte idam edildi.

Komünist Partisi İçinde Mücadele ve Sosyalist Cumhuriyetlerin Doğuşundan Bağımsızlığa

Başladıkları bağımsızlık savaşlarının tamamını kaybeden Türkistanlılar, komünist rejimi içinde hakları için mücadeleye devam ettiler. Münevver Kaari ile Turar Rıskul bu hareketin öncülüğünü yapıyorlardı. Sultan Galiyev, aynı maksatla Moskova’da çalışmaktaydı. Bu kişilerin hedefleri komünist yönetimde Milli bir Türkistan birliği sağlamaktı. Milli Birlik fikri 1921’de daha canlı hale geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla Buhara’ya gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden İsmail Suphi Soysallıoğlu’nun girişimleri ile Türkistan Milli Birliği Teşkilatı kuruldu. Başkanlığına da Zeki Velidi getirildi. Rusların şiddetli baskıları neticesinde Zeki Velidi, Osman Hoca, ve Müfti Sadruddin Han bölgeden uzaklaşmak zorunda kaldılar. Birliğin diğer ileri gelenlerinden Feyzullah Hoca, 1937 yılına kadar bu mücadeleyi sürdürdü.

Türkistanlıların komünist sistem içindeki durumlarını görüşmek üzere Mart 1924’de Taşkent’te kongre düzenleyen Sovyetler, kongrede birlik aleyhtarı olan Kazak ve Özbek delegeleri kışkırtarak kongreyi tam çıkmaza soktular. Dolayısıyla birlik hazasından çok ayrılık havası hakim oldu. Birliğin ileri gelenlerinden Sultan Hoca, Türkistan’ın ayrı ayrı bölmek istiyorlar diye karşı çıkınca Sovyetler tarafından etkisiz hale getirildi. Bunu takiben ayrı cumhuriyetler fikrini partiler içinde işlemeye başlayıp başarılı oldular. Türkistan’da komünist partileri beraberce Rus komünist partisine müracaat ederek ayrı cumhuriyetler kurmak istediklerini bildirdiler. Bu başvuru üzerine Rus Komünist Partisi durumu görüşerek, Türkistan’daki komünist partilerin isteklerini kabul ettiğini bildirdi (12 Haziran 1924). Bu karara itiraz etmek isteyenler oldu ise de kendilerini dinleyecek merci bulamadılar. Neticede toplanan merkezi toprak komitesi Eylül 1924’te çalışmalarını tamamladı ve bölge şöyle şekillendi: Özbek Sosyalist Cumhuriyeti, Türkmen Sosyalist Cumhuriyeti, Tacik Muhtar bölgesi (Ekim 1924’ten sonra Cumhuriyet, 1929’da Özbekistan’dan ayrıldı), Kırgız Muhtar Bölgesi (1936’da Sosyalist Cumhuriyet statüsü kazandı), Kazak Cumhuriyeti, Karakalpak Muhtar Bölgesi (Kazak Cumhuriyetine bağlı)…

Toprak komitesinin bu çalışmaları Rus Komünist Partisi tarafından onaylandıktan sonra Ekim 1924’te tamamlanarak kurulan Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Tacikistan Sosyalist Cumhuriyetleri ile, Kırgız ve Karakalpak Muhtar cumhuriyetlerinin kuruluşu gerçekleşmiş oldu.

1924’te Muhtar Kazakistan Sovyet Cumhuriyetinin merkezi Orenburg’tan Kızılorda’ya taşındı. 1928’de ise Almatı’ya taşındı. 1936’da ise tam bir Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti oldu. Sovyet sistemine dahil olmasına rağmen 1925’i takip eden yıllarda Kazaklar büyük bir felaketle karşılaştı. Kolhozloştırma devletleştirme adı altında Kazak ekonomisinin temeli olan hayvancılığa el konuldu ve milyonlarca hayvan telef oldu. Arkasından 1929’da başlayan kıtlık 1932’ye kadar sürdü. Kazak nüfusunun yarısı açlıktan öldü. Ölenlerin sayısının 2 milyon beş yüz bin civarında olduğu bilinmektedir. 1937-38 yıllarında Stalin tarafından Sovyet karşıtı oldukları gerekçesiyle Kazak aydınları katledildi. Sovyet sisteminin daha iyi oturtulabilmesi için 1951’deki kararname ve 1954’teki Taşkent Sovyet Tarihçileri konferansında milli tarihleriyle ilgili konuları inkar etmeleri emredildi. II. Dünya Savaşı bittikten sonra Kazakistan Komünist Partisinin I. Sekreterliğine bir Kazak getirilmişti. O ve diğer yöneticiler Kruşçev’in 1950’deki Bakir Topraklar projesine karşı çıkınca, I. Sekreter Şahahmedov 1954 yılında görevinden alınarak yerine Leonid Brejnev atandı. Uygulanan proje ile 25 milyon hektar otlak arazisi tarım alanına dönüştürüldü. 3-5 Ekim 1956’da Karaganda yakınındaki Temir Tav yerleşim alanında sağlıksız evleri, düşük ücretleri protesto etmek için 1500 kişinin yaptığı direniş sonucunda yüzlerce kişi öldürülmüştür.

1956’da Brejnev’in makamından ayrılmasından sonra yerine Kazak asıllı Din Muhammed Kunayev geldi. Kunayev, Kazak kökenlileri partiye almaya çalıştığı gibi Kazakistan’ın her alanda kalkınması için elinden geleni yapmıştır. Onun 1986’da görevinden alınması ve yerine Genadi Kolbin’in tayin edilmesi sonucu üzerine başkent Almatı’da ayaklanmalar çıktı(16 aralık 1986). Kazak gençleri Kazakistan Kazaklarındır diyerek gösteriler yapmışlardı. Çok sayıda genç öldü ve tutuklandı. Sovyet yönetimi olayları durdurabilmek maksadıyla Kolbin’in yerine 10 Ocak 1987’de Saidullah Kubaşev’i getirdiler. 22 Haziran 1989’da Kazakistan Komünist Partisinin başına Nur Sultan Nazarbayev geldi. Sovyetlerin dağılması sürecinde Kazakistan 16 Aralık 1991’de bağımsızlığını ilan etti.

Kırgızlar da Komünist Partisi çatısı altında kendi milli benliklerini kazanmak ve ülkelerinin kalkınması için çalışmaya başladılarsa da liderleri parti başkanı Abdulkerim Sıddıkoğlu 1925’te sürgüne gönderildi. 1926’da ise K.Kudaykuloğlu ve D.Bakahanoğlu gibi önderler görevden uzaklaştırıldı. 1927-28’deki kolhozlaştırma siyasetinden Kırgızlar da çok zarar gördü. 1926’da Narın’da bir isyan çıktı ise de netice alınamayınca binlerce Kırgız, Çin Halk Cumhuriyetine kaçtı.

Kırgızların Sovyet dönemindeki kaderi de ekonomik zorluklar içinde gelişmiştir. Aslında bir fizik bilgini olan Askar Akayev 27 Ekim 1990’da Kırgızistan devlet başkanı seçildi. Sovyetlerin dağılması üzerine 31 Ekim 1991’de Kırgızistan bağımsızlığını ilan etti.

1924 yılındaki düzenlemede Özbekistan Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştu. Tacikistan Muhtar Sosyalist Cumhuriyeti olarak başlangıçta Özbekistan’a dahildi. Ancak, 1929’da Tacikistan ayrı bir sosyalist cumhuriyet oldu. 1936’da Karakalpak Muhtar bölgesi Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a katıldı 1937-38 yılında milliyet oldukları için yapılan kıyımda başbakan Feyzullah Hocayev ve Özbekistan Komünist Partisi I. Sekreteri Ekmel İkramov başta olmak üzere çok sayıda devlet adamı ve aydın idam edildi. II. Dünya Savaşı sonrası Komünist Partinin başına geçen Abdulkadir Muhiddinov, Kruşçev zamanında yaptığı uygulamalarla halka biraz nefes aldırdı. 1959’da onun milliyetçi tutumları dikkat çektiği için görevinde alınarak yerine Şeref Reşidov tayin edilmiştir.

Haziran 1989’da Özbekistan Komünist Partisi başına getirilen İslam Kerimov’un önderliğinde 20 Haziran 1990’da egemenliğini, 31 Ağustos 1991’de bağımsızlığını ilan etti.

Türkmenler de kendi cumhuriyetlerini 1924’de Sovyet sistemine göre almışlardı. 13 Mayıs 1925 yılında Türkmenistan’ın Sovyetler birliğinin bir parçası olduğu ilan edildi. 1937-38 yıllarında Türkmenistan Yüksek Sovyetinin başkanı Nadirbay Aytakov ile başbakan Gaygısız Atabay sürgüne gönderildi. 1930’lu yıllarda kollektifleştirme sonucu Türkmenler de büyük zarar gördü. 1930-31, 1948 ve 1950 yıllarında Sovyet rejimine karşı direnişler olmuştur.

22 haziran 1990’da egemenliğini ilan eden Türkmenistan, 26 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etti. Aslen bir elektrik mühendisi olan Sapar Murad Niyazov (Türkmenbaşı) 1985’te Türkmenistan Komünist Partisi I. Sekreterliğine seçildi. Türkmenbaşı halen Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı görevini yerine getirmektedir.

Bibliyografya

Aka, İ., Timur ve Devleti, Tarihte Türk Devletleri, C.I, Ankara, 1987.

Amancalov, K., Turki Halktarının Tarihı, 3 c., Almatı, 1999.

Arat, R. Rahmeti, Karakalpaklar, İslam Ansiklopedisi (İA), C. VI, İstanbul, 1988.

Arat R. Rahmeti. Kazakistan, İslam Ansiklopedisi (İA), C. VI, İstanbul, 1988.

Arat R. Rahmeti, Kırgızistan, İslam Ansiklopedisi (İA), C. VI, İstanbul, 1988.

Barfield, T.J., The Perilous Frontier, Massachusetts 1989

Barthold,V. , Hokand, İslam Ansiklopedisi (İA), C. 5/1, İstanbul, 1950.

Barthold, V., Buhara, İslam Ansiklopedisi (İA), C. 2, İstanbul, 1988.

Barthlod, V., Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, İstanbul, 1927.

Barthold, V., Moğol İstilasına Kadar Türkistan, (Haz. H. D. Yıldız), İstanbul, 1981.

Baştav, ?., Hazar Kağanlığı Tarihi, Tarihte Türk Devletleri I, Ankara, 1987.

Bekmahanov, E., Kazakistan SSR Tarihı, Almatı, 1960.

Cagnat, R., -Jan, M., İmparatorluklar Beşiği (çev. E. Akbulut - A. ?ensulay), İstanbul, 1992.

Chavannes, E., Documents Sur les Tou-kiue(Turcs) Occidentaux, Paris, 1941.

Cüveynî, A., Tarih-i Cihan Güşâ, (çev. M.Öztürk), Ankara, 1988.

Durmuş, İ., İskitler(Sakalar), Ankara, 1993.

Eberhard, W., Çin’in ?imal Komşuları, (çev. N. Uluğtürk), Ankara, 1942.

Golden, P. B., Türk Halkları Tarihine Giriş, Ankara, 2002.

Gömeç, S., Türk Cumhuriyetleri Tarihi, Konya, 1997.

Grousset, R., Bozkır İmparatorluğu (çev. R.Uzmen), İstanbul, 1981.

Gürün, K., Türk - Sovyet İlişkileri, Ankara, 1991.

Hayıt, B., Rusya ve Çin Arasında Türkistan, Ankara, 1975.

İstoriya Kazakhstana i Sentralnoy Azii, Almatı, 2001.

Kafalı, M., Timur, İslam Ansiklopedisi (İA), C.12/1, İstanbul, 1988.

Kafalı, M., Altın-Orda Hanlığı(1227-1502), Tarihte Türk Devletleri II, Ankara, 1987.

Kafesoğlu, İ., Türk Milli Kültürü, İstanbul 1987.

Kafesoğlu, İ., Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara, 1984.

Köymen, M. A., Selçuklu Devleti Türk Tarihi, Ankara, 1992.

Kurat, A. N., IV. - XVIII Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri, Ankara, 1972.

Kurat, A. N. - Temir A., Sibir (Sibirya Hanlığı), Türk Dünyası El Kitabı, C.1-2, Ankara, 1992.

Kuzgun, ?., Hazar ve Karay Türkleri, Ankara, 1985.

Lattimore, O., Inner Asian Frotiers of China, New York, 1988.

Le Strange, The Lands of The Eastern Caliphate, Cambridge, 1905.

Ligeti, L., Bilinmeyen İç Asya (çev. S. Karatay), Ankara, 1986.

Mackerras, C., The Uighur Empire, According to the T’ang Dynastic Histories, Canberra, 1972.

Merçil, E., İlk Müslüman Türk Devletleri Tarihi, Ankara, 1991.

Mirza Muhammed Haidar Dughlat, The Tarikh-i Rashidi (İng. çev. E. D. Ross), London, 1895.

Ögel, B., Türk Mitolojisi, Ankara, 1994.

Ögel, B., İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1987.

Özbekistan SSR Tarihi, Taşkent, 1974.

Rasonyi, L., Tarihte Türklük, Ankara, 1988.

Roux, J. P., Moğol İmparatorluğu Tarihi, İstanbul, 2001.

Roux, J. P., Orta Asya, İstanbul, 1999.

Saray, M., Türkistan Türkleri, İstanbul, 1984.

Saray, M., Azerbaycan Türkleri Tarihi, İstanbul, 1993.

Saray, M., Kazak Türkleri Tarihi, İstanbul, 1993.

Saray, M., Kırgız Türkleri Tarihi, İstanbul, 1993.

Saray, M., Özbekistan Türkleri Tarihi, İstanbul, 1993.

Saray, M., Türkmen Tarihi, İstanbul, 1993.

Sinor, D., Erken İç Asya Tarihi, İstanbul, 2000.

Spuler, B., İran Moğolları (çev. C. Köprülü), Ankara, 1987.

Sümer, F., Oğuzlar (Türkmenler), Tarihleri - Boy Teşkilatı - Destanları, Ankara, 1972.

?eşen, R., İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, 1985.

Taşağıl, A., Gök-Türkler I, Ankara, 1995.

Taşağıl, A., Gök-Türkler II, Ankara, 1998.

Togan, Z. V., Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981.

Togan, Z. V., Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1981.

Togan, Z. V., Hatıralar, İstanbul, 1969.

Türkmenistan SSR Tarihi

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik