ruslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ruslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2007 Çarşamba

Hazarların Müslümanlığı

İslam orduları hemen bütün cephelerde başarılı neticeler alarak ülkeler feth ederken Hazarlar ile girişilen savaşlarda aynı neticeler alınamamıştır. Gerçi Arap orduları bazı seferlerde galip geldiler ise de toprak kazanamadılar. Halife Ömer zamanında başlayıp Harun el-Reşid devrine kadar fasılalarla devam eden Arap-Hazar mücadelelerinde her iki taraf da ezici bir üstünlük sağlayamamıştır.

Hazarlar arasında Müslümanlığın yayılması bu karşılıklı savaşların sona ermesinden sonra başlayan sulh devresinde ve bilhassa ticari münasebetlerin gelişmesinden sonra gerçekleşmiştir. Mervan b. Muhammed'in (737) yılında Hazar başkenti İtil'i zaptıyla neticelenen seferinin sonunda, Hazar hakanının Müslümanlığı kabul etmesi şartıyla ülkeyi terk edeceğini bildirmesi üzerine hakan çaresiz bu teklifi kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak Mervan çekildikten sonra hakan sözde kabul ettiği Müslümanlığı terk etmiş olmalıdır. Çünkü IX. asrın ilk yıllarında hakan ve ailesi Museviliği kabul etmişlerdir. (Sktğimin Salakları )

Bununla beraber yapılan anlaşmanın bir şartına göre Mervan, Nuh b. Sabit el-Esedî ile Abdurrahman el-Hulânî adında iki fakihi Hazarlara İslam dinini öğretmeye memur ederek İtil'i bıraktı. Bu iki fakih az da olsa Hazarlar arasında Müslümanlığın yayılmasına hizmet etmişlerdir.

X. asrın ilk yıllarında (903) eserini yazmış olan İbn Rusteh, Hazar başkenti İtil'de çok sayıda Müslüman, mescid, imam ve müezzinler bulunduğunu belirtmektedir. İbn Fadlan ise bu bilgilere ilâve olarak hakanın Müslümanları himâye ettiğini ve onların işlerini takip etmek için hususî memurlar tâyin ettiğini bildirmektedir. Hakan ve devlet erkânının Musevi olmalarına rağmen diğer din mensuplarına da müsamahalı davranmaları neticesinde, X. asrın ikinci yarısında Hazar başkentinde 30 câmi ve 10.000 kadar Müslümanın bulunduğu, onların davalarına iki Kadı'nın baktığı devrin kaynaklarınca ifade edilmektedir. Fakat aynı yıllarda kuzeyden gelen Rusların devamlı saldırıları Hazar Devleti'nin zayıflamasına ve daha sonra da yıkılmasına sebep olmuştur. Rus idâresine girmeği kabul etmeyen Müslümanlar diğer İslam ülkelerine göç etmişlerdir.

Türklerden İslâmiyeti kabul eden ikinci büyük grup ise Karahanlılardır.
Karahanlıların sonra üçüncü Müslüman Türk devleti, başşehri Gazne olan Gazneliler Devleti'dir. Bu devlet Sâmânîlerin kumandanlarından Alp-Tegin tarafından 963 yılında kurulmuştur.

X. asrın başlarında Oğuzların elinde bulunan Yenikent, Huvâre ve Cend gibi şehirlerde ve ayrıca Kârlukların idaresinde bulunan bazı şehirlerde Müslüman kolonileri bulunuyordu. Bu koloniler bulundukları bölgelerdeki Türkler ile iyi münasebetler kurmuşlardı. Oğuzlar, medenî seviyesi yüksek olan bu Müslümanlardan İslam dininin esaslarını öğreniyorlardı. Diğer taraftan Mâveraünnehr ve Harezm'den büyük ticari kervanların en uzak ülkelere seyâhat edebilmesi için bir Türk ile dostluk kurması gerekiyordu.

11 Mart 2007 Pazar

KAFKAS KRONOLOJİSİ

3000 Kimmerlerin (Çerkeslerin ilk ataları) tarih sahnesinde görünmeleri

VII. yy. Klasik eski çağda adı Pagry olan bugünkü Gagra kentinin Grekler tarafından kurulması.
V. yy. Adigelerin ataları olan Sind'lerin Gorgippa kenti başkent olmak üzere Cite Devleti kurmaları.
IV - XIV yy. Adıgelerde feodalizmin tedricen oluşması süreci.
IV yy. Hristiyan dininin Kafkasya'da yayılmaya başlaması.
374 Çerkeslerin barbar Hun saldırılarına uğramaları ve K. Kafkasya'nın yakılıp yıkılması.
V yy. "ADIGE" adının ilk defa ortaya çıkması ve kullanılmaya başlanması.
VI. yy. Abhazya'nın Bizans'a bağlanması.
746 II. Ansabadze Lewan'ın Abhaz-Gürcü krallığını kurması.
780 Abhaz lideri II. Tatas'ın Bizans'dan ayrılarak Abhaz krallığını yeniden kurması.
IX. yy. Abhaz krallığının Laz krallığını içine alacak şekilde genişlemesi.
X. yy. Tek dil konuşan Adige halkının oluşması.
XIII-VV yy. Katolik mezhebinin Kafkasya'ya yayılması.
25 Mart 1382 Mısır'da Çerkes Kölemen devletinin kuruluşu.
1396 Timur'un Kafkasya'yı tamamen yakıp yıkması.
31 Ağustos 1561 Kaberdey prensi Temiyruko'nun kızı Gosenay'ın Çar IV. Ivan ile politik evlilik yapması.
XVIII. yy. Abhazya'nın üçe bölünmesi. Abhazya'da iç savaşın başlaması.
1725 - 1728 Abhazların Osmanlı egemenliğine karşı ayaklanmaları
1732 Rus birlikleri Çeçen topraklarına girdi.
1778 Osmanli imp. kıyı Adigelerine ilgi duymaya başlaması
1785 Uşurma liderliğinde 6 yıl sürecek Çeçenistan isyanı başladı
1791 Osmanlı Devleti'nin desteklediği başkaldırı sonunda lider Uşurma, Anapa'da Ruslar tarafından tutsak edildi. Binlerce Çeçen, Çerkez ve Türkler'e sığındı.
1801 Doğu Türkistan'ın Rusya'ya katılmasıyla Kafkasya büyük önem taşımaya başladı. Çeçenler'in Rus yayılmacılığını önlediği ve tehlike arzettiği telaffuz edilmeye başlandı.
1810 İnguşlar Rus egemenliğine alındı.
1818 Ruslar Çeçen topraklarında askeri anlamda yerleşim birimleri kurmaya başlayıp, Groznaya Kalesi'ni inşa ettiler.
1830 Gazi Muhammed yani Gazi Molla Müslümanlar'ın imamı ilan edildi. İmam bütün kafkasya uluslarına "cihad" çağrısı yaptı.
1832 Cihad sırasında Gazi Molla öldürüldü.
1834 Gazi Molla'nın yerine geçen Hamza Bey Hunzak'ta vuruldu. Şeyh Şamil dini ilkelere dayalı bir düzen kurdu.
1835 Ruslar köleleik rejimini resmen kaldırdı. Fakat Dağistan'da hiç bir yenilik yapmadı, Kuzey Kafkasya'da derebeylerinin desteğini almak çabasını güçlendirdi.
Eylül 1839 Üç vatan haininin ölüm cezası ile cezalandırılmaları.
1840 Dağlılar kuvvetlerini yeniden birleştirip Ruslara karşı harekete geçtiler.
1842 Şeyh Şamil'in ilk kez naibi Haci Mehmet'i Abedzech'lere göndermesi.
1843 Şeyh Şamil Ruslar'a karşı büyük başarı kazandı ve Ruslar'a yenilgiyi kabul ettirdi.
1849 Şeyh Şamil'in ordusu dağlık bölgenin batısında sıkıştırıldı.
1850 Dağistanlı Kunta Hacı'nın mezhebi Çeçenler arasında bölünmeye sebep oldu.
1 Ocak 1851 Nalçik'de ilk kez Çerkes okulunun açılması.
1859 Şamil Kafkasya genel valisi General Baryatinski tarafından teslim alındı ve Çeçenistan, Ruslar'ın eline geçti.
1860 - 1861 Kaberdey nüfusunun 1/8'inin Osmanlı topraklarına gitmesi.
Şubat 1864 Trabzon'a giden Çerkes göçmenlerin sayısı 10.000'i bulur.Bunların 3000'i ölür.
Mart 1864 Subes nehrinde 100'e yakın savaşçı teslim olmalarına rağmen öldürülür.
Mayıs 1864 Çerkeslerden boşalan yerlere Azof'dan getirilen Kazakların yerleştirilmesi.
Haziran 1864 35.000 Çerkes'in Avrupa'ya getirilmesi. Ağustos Osmanlı topraklarına göç eden Adıgelerin sayısı 400.000'ne ulaşması Eylül'de Samsun'a çıkan Adıgelerden yaşayanların sayısı 60.000 ölüler ise 70.000
31 Temmuz 1864 Köle alım satımının Çar tarafından yasaklanması.
8 Ağustos 1864 Adıge feodal beylerinin köleleri serbest bırakmaları
1870 Abhazya'da çarın emri ile köleliğin resmen kalkması
27 Şubat 1917 Rus çarlığının çöküşü ve Çar II. Nikola'nın tahtdan indirilmesi.
Mayıs 1917 Dağlı Halkları Birliği Merkez Yürütme Kurulunun seçilmesi
1918 İstanbul'da "Çerkes Kadınları Teavun Cemiyeti" nin kurulması.
11 Mayıs 1918 Kuzey Kafkasya Cumhuriyetinin kurulması.
1 Nisan 1923 İlk Adıgey Özerk Bölgesi Anayasasının hazırlanması.
1936 Çeçen İnguş Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu.
1944 Cumhuriyet dağıtıldı ve toprakları Sovyetler Birliği'nin Grozni Bölgesi'ne bağlandı.
1957 Çeçen İnguş Özerk Cumhuriyeti yeniden kuruldu ve sürgündeki Çeçenler'in yurtlarına dönmelerine müsaade edildi.
5 . 11 . 1977 Türkiye'de Kuzey Kafkas Kültür Derneklerinin federsyonlaşma düşüncesine ve çalışmalarına darbe vurmak için, Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği'ne silahlı saldırı yapılması. Tsey Mahmut Özden'in öldürülüşü.
14 Ağustos 1992 Abhazyanın Gürcistan tarafından işgali
11 Aralık 1994 Çeçenistan'ın Ruslarca işgali

23 Aralık 2006 Cumartesi

Ermeni Sorunu

1960'lı yılların ikinci yarısından itibaren, çeşitli ülkelerde yerleşik olan Ermeni grupların, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyaları ile varlığını hissettiren sözde Ermeni sorunu, 1973'den sonra "Kanlı Ermeni Terörizmi"ne dönüşmüştür.
Bu tarihten itibaren Türkiye'ye yönelik Ermeni faaliyetleri, "Dört T" planı çerçevesinde uygulamaya konulmuştur. Bu plan, sözde Ermeni sorununun tüm dünyada Tanıtılması, soykırımın Tanınması, Türkiye'den Tazminat alınması ve Toprak elde edilmesi aşamalarını içermektedir.
Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için tarihsel gelişiminin incelenmesinde fayda görülmektedir.
1. ERMENİ KİMLİĞİ VE TARİHTE TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ :
Tarihte, "Ermenistan neresidir? Nerede başlar, nerede biter?" sorularına cevap vermek çok güçtür. Ansiklopedik kaynaklarda; Erivan, Gökçegöl, Nahçıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen “Armenia”, bu yörelerde yaşayan halka ise “Ermeni” denildiği yer almaktadır.
Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. altıncı yüzyılda Kuzey Suriye ve Kilikya Bölgesi'nde yaşayan Hititlerden olduklarını, bir diğer kısmı ise Nuh'un oğullarından Hayk'a dayandıklarını iddia etmektedir. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer unsurlara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir.
Görülüyor ki, Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir. O halde tarih boyunca bir millet ve bağımsız devlet olma vasfını taşımayan Ermenilerin, herhangi bir bölgeye "vatanımızdır" demeleri mümkün görülmemektedir. "Büyük Ermenistan" hayalinin de, tamamen yayılmacı bir düşüncenin ürünü olduğu değerlendirilmektedir.
Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türkler'in hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin birçoğu, bölgeye hakim olan ve/veya Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.
1071'de Türk hakimiyetine giren Ermenileri, Bizans'ın zulmünden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni patrikliği kurulmuştur.
Ermeni patriğine, ruhani reisleri azletme, dini ayinleri yasaklama, cemaatinden haraç toplama, nikah işlerini yürütme ve hapis cezaları verme yetkileri verilmiştir.
Ermeniler, 19 uncu yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı idaresinde, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten muaf tutulan ve kısmen vergi muafiyeti tanınan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere Osmanlı Devleti'ne hizmetlerinden dolayı "milleti sadıka" adı verilmiştir.
Bu nedenle 19 ncu yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı Devletinin bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni tebaanın da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.
2. ERMENİ SORUNU NEDİR ?
Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayıp, hemen her konuda Avrupa'nın müdahalesine maruz kalınca, Türk - Ermeni ilişkileri kötüleşmeye başlamıştır. Batılı ülkeler Osmanlı Devleti'ni bölerek bölgesel çıkarlarına ulaşabilmek için Ermenilerle Türk toplumunun arasını açmayı hedeflemişlerdir.
Özellikle Avrupa'nın bazı büyük devletleri “ıslahat" adı altında bir yandan Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışırken, bir yandan da Ermenileri, Osmanlı Yönetimi'ne karşı teşkilatlandırmışlardır.
Böylece ülke içinde ve dışında teşkilatlanan ve silahlanan Ermeni komiteleri ile Ermeni kiliselerinin kışkırtıcı faaliyetleri sonucunda, Ermeni toplumu yavaş yavaş Türklerden uzaklaşmaya başlamıştır.
Türklerin hoşgörüsüne rağmen, yabancı devletlerle ittifak etmek suretiyle Türklerle mücadeleye başlayan Ermeniler, Batının desteğini alabilmek için kendilerini "ezilen bir toplum" olarak göstermeye ve "Anadolu üzerindeki egemenlik haklarını Türklerin gasp ettiği"ni dile getirmeye başlamışlardır. Bu faaliyetlerini basın aracılığıyla duyurarak kamuoyu yaratmaya çalışmışlardır. Bu asılsız propagandalarını iddialarının kanıtları olarak bugün de kullanmaktadırlar.
1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları Ermenilerin daha fazla Batı’ya yönelmesine sebep olmuş, karşılıklı beklentiler artmıştır. Ermeniler, Misyonerler vasıtasıyla yönlendirilmeye ve yabancı devletlerin nüfuzu için kullanılmaya başlanmışlardır. Buna karşılık Ermeniler de Batı’yı amaçlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak görmüşlerdir [1] .
Islahat Fermanı ile Müslümanlar ve gayrimüslimler eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybeden Ermeniler,1877 - 1878 Osmanlı - Rus Savaşı sonunda, Rusya'dan "işgal ettiği doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını" talep etmişlerdir. Bu isteklerle birlikte Ermeni sorunu ortaya çıkmaya ve uluslar arası bir şekil almaya başlamıştır.
İngiltere ve Rusya tarafından tarih sahnesine sunulan Ermeni sorunu, aslında emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma politikasının bir uzantısıdır.
3. ERMENİ İSYAN VE KATLİAMLARI :
Ermenilerce sırasıyla, Anadolu'da: Armenakan ve Vatan Koruyucuları, Cenevre'de: Hınçak, Tiflis'te: Taşnak komiteleri kurdurulmuştur. Bu komitelere hedef olarak Doğu Anadolu toprakları, amaç olarak ise Osmanlı Ermenileri'nin bağımsızlık kazanması gösterilmiştir.
Bu amaçla kışkırtılan Ermeni komiteleri, 1890 yılındaki Erzurum isyanı ilk olmak üzere, Kumkapı gösterisi, Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, Sason isyanı, Babıali gösterisi, Zeytun ve Van isyanı, Osmanlı Bankası'nın işgali, II. Abdülhamit’e suikast teşebbüsü ve 1909 Adana isyanlarını çıkartmışlardır.
Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında giriştikleri katliamlarla vermişlerdir. Bu dönemde Ermeniler; Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle halka büyük zarar vermişlerdir. Örneğin Van’ın Zeve Köyü’nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür. [2]
Bir İngiliz belgesine göre; Ermenilerin, asılsız iddialarının aksine Van ve Bitlis yörelerinde öldürdükleri Türklerin sayısı 300.000 ile 400.000 arasındadır [3] .
4. TEHCİR KANUNU, UYGULAMASI VE SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI İDDİASI:
Osmanlı Hükümeti’nin bütün iyi niyetine rağmen, ülkede Ermeni olaylarının giderek yoğunlaşması, erkek nüfusun askere alınmasından dolayı savunmasız kalan Türk kadın ve çocuklarına Ermeni saldırılarının artması ve ordunun birçok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle mahalli isyanların topyekün bir ihanete dönüşmemesi için, cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacını doğurmuştur.
26 Şubat 1921 tarihinde Türk Milli Mücadelesinin Önderi Mustafa Kemal Paşa, ‘Public Ledger’ (Philadelphia) muhabirine şunları söylemiştir:

“Rus Ordusu, 1915’te bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu. Cinayetleri işleten ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah, cephane ve iaşe ikmallerini, bazı küçük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.”
24 Nisan 1915'de Ermeni Komiteleri kapatılmış ve yöneticilerinden 235 kişi, "devlet aleyhine faaliyette bulunmak" suçundan tutuklanmıştır. Ermenilerin her yıl "sözde soykırım anma günü" olarak andıkları 24 Nisan, bu tarih olup tehcirle alakalı değildir.
Komitelerin kapatılması, elebaşlarının ve bazı teröristlerin tutuklanması, olayları yatıştıracağına daha da şiddetlendirmiştir. Osmanlı Hükümeti son insani çare olarak; savaş bölgelerindeki halk ile Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de "Tehcir Kanunu"nu çıkarmıştır.
1914 yılı resmi verilerine göre Osmanlı Devleti'nde 1.234.671 Ermeni nüfusu bulunmaktadır. Bu sayı Ermeni Patrikhanesi'ne göre 2.5 milyon, Lozan Konferansı Ermeni Heyeti'ne göre 2.2 milyon, Fransız Sarı Kitabı'na göre 1.5 milyon, Britannica'ya göre 1.5 milyon ve İngiliz yıllığına göre 1 milyon olarak belirtilmektedir.

Katolik ve Protestan Ermeniler tehcir edilmemişlerdir [6] .
Sözde Ermeni soykırımı iddiası tamamen uydurma olup, geçerli hiçbir belge ve kanıta dayanmayan, hukuki zeminden yoksun olan ve Türk düşmanlığı üzerine bina edilen, gerçek dışı bir hayal ürünüdür.
Nitekim ABD'li Ermeni profesör Hovannisian, 1982 yılında Münih'te yapılmış olan "Dünya Ermenilerinin Problemleri Kongresi'nde bu gerçeği, "Ermeni soykırımı ispatlanamamıştır. Soykırım hukuken geçersizdir ve zaten zaman aşımına da uğramıştır." şeklinde dile getirmiştir.
ABD'li Prof. Bernard Lewis ve Prof. Stanford Shaw da, sözde Ermeni soykırımının gerçek olmadığı konusundaki tezleri nedeniyle, Ermenilerin yoğun tepkisine maruz kalmıştır. Soykırım iddiası ile ilgili olarak Bernard Lewis, 1993 yılında "Le Monde" gazetesinde yayımlanan makalesinde şöyle yazmıştır: "Osmanlı Hükümeti'nin Ermeni ulusuna karşı kitlesel imhayı öngören bir planı olduğunu gösteren geçerli kanıt yoktur. Türklerin "tehcire" (Ermeni halkın savaş alanından alınarak başka yerlere gönderilmesi) başvurmalarının meşru nedenleri vardır. Çünkü Ermeniler, Osmanlı topraklarını işgal eden Rusya ile ittifak halinde Türklere karşı çarpışıyorlardı". Yine Dr. Karekin Pastırmacıyan'ın "Anadolu-yı Şarki Şimendifer Meselesi" adlı kitabında, Erzurum çevresinde yaşayan 15.000 civarındaki Ermeni'nin kendi isteğiyle Türkiye'yi terk ettiği, Ermenilere Türkler tarafından baskı yapılmadığı ve soykırım gibi bir muamelenin olmadığı yer almaktadır.
5. SOYKIRIM NEDİR?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948'de kabul ettiği Soykırım Sözleşmesinde, Soykırım; “bir milli, etnik, ırki veya dini grubu, grup niteliğiyle, kısmen veya tümüyle, yok etmek kastıyla;

a. Grubun mensuplarını katletmek,
b. Grubun mensuplarına ciddi bedensel ve psikolojik zarar vermek,
c. Grubun maddi varlığının kısmen veya tamamen yok olmasına yol açacak hayat şartlarına kasten tabi tutmak,
d. Grup içinde doğumları önlemek amacıyla önlemler dayatmak,
e. Grubun çocuklarını bir başka gruba zorla nakletmek” olarak tanımlanmıştır.
Türkiye bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
Bugün resmi/hukuki olarak; II nci Dünya Savaşı boyunca Nazilerin Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım ve Srebrenitsa (Bosna) da Sırp milliyetçileri tarafından Boşnaklara yapılan katliam, soykırım kapsamında kabul edilmektedir [7] .
Soykırım suçu, gerçek anlamda yukarıda örneklenmiş olan olaylarda işlenmiştir. Ermenilerin iddia ettiğinin aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilere yönelik uygulama, sadece güvenliğin sağlanması amacıyla imparatorluk içinde başka bir bölgeye göç ettirme olup soykırım değildir.
Ermenilerin Doğu Anadolu'da savaş ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu'da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim şartları ile tifüs gibi salgın hastalıkların yol açtığı tahribat sonucu meydana gelmiştir [8] .
6. SONUÇ:
Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamaları, Türkiye açısından Ermeni sorununa önemli bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Türk devlet adamlarına yöneltilen bu terörist strateji ilk defa 1905'te II. Abdülhamit'e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. 1965 yılına kadar devam eden sakin bir dönemden sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmıştır. Basın ve yayın faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konulmuştur. Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit edilmiştir [9] .
Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak, "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı. Bugün Ermenistan politikasında, söz konusu isteklerin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.
Ermenistan, bağımsızlığını elde etmesini müteakip, bağımsızlığını kazanmadan önceki yayılmacı politikasını uygulamaya koyarak Dağlık Karabağ üzerinde iddia ettiği haklarını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye, Ermenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan devletlerdendir. Buna rağmen Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerini “Büyük Ermenistan’ı Kurma Hayali” çerçevesinde yürütmüş ve bugün dahi aynı politikasını ısrarla devam ettirmektedir.
Ermenistan, soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye'den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının iadesini sağlayarak büyük Ermenistan'ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler. Nitekim Ermenistan parlamentosu 23 Ağustos 1990'da kabul ettiği bildiride; "Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan'da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslararası kabul görmesi çabasını destekler." maddesine yer vermiştir.
Ermenistan Parlamentosu, 1992 yılında Sovyetler Birliği ve Türkiye arasında imzalanan Kars Anlaşmasıyla belirlenen Türkiye - Ermenistan sınırını tanımadığını açıklamış, bunun üzerine Türkiye, Ermenistan’ın Türkiye’nin mevcut sınırlarını tanıdığını resmen ve yazılı olarak açıklamaması halinde Ermenistan’la ilişkilerini resmileştirmeyeceğini duyurmuştur. Sonraki yıllarda iyileşmeye başlayan Türk-Ermeni ilişkileri, Dağlık Karabağ’da savaş durumunun devamı, Azeri topraklarının 1/5’inin hala Ermeni işgali altında olması ve binlerce Azeri’nin topraklarından göç etmek zorunda kalması nedeniyle Türkiye’yi Ermenistan ile ilişkilerinde temkinli davranmaya itmiştir.
Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, özellikle Belçika, Fransa, Avustralya, Yunanistan, Lübnan, Kanada, Rusya, ABD ve Arjantin'de yoğunlaşmış ve bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmeye, söz konusu devletlerin bazılarının okullarında sözde soykırım ders olarak okutulmaya başlanmıştır.
Ermenistan’da Ter-Petrosyan yönetiminin nispeten ılımlı tutumundan sonra, Nisan 1998'de Koçaryan'ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte, aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.
Bunun yanı sıra Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; "soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını ve uluslar arası tanıma ile kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini" ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan'ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığını dile getirmiştir.
Sonuç olarak; Ermenistan ve Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler; sözde soykırım iddiaları vasıtasıyla sorunun tüm dünyada tanınmasını, soykırım olarak kabul edilmesini, bu yolla Türkiye'den tazminat ve toprak talebinde bulunulmasını amaçlamaktadırlar.
[1] Erdal Açıkses, “Göçün Ermeni Meselesindeki Rolü Üzerine” Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri. Cilt II Yay. Haz. Şenol Kantarcı vd., Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yay., Ankara, 2003, s. 3-13.
[2] Tarih Boyunca Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu Bildirileri, 13-14 Nisan 2001, http://www.belgenet.com.
[3] Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün, İnkılap Kitapevi, 3. Baskı, 1998, İstanbul, s. 221.
[4] ATASE Arşivi, BDH, Klasör No:361, E.Dosya:1030/Y.Dosya:1445, Fihrist No: 1-6 (7,8); Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918 Cilt 1, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yay. Ankara, 2005, s. 147-170.
* Kaçanlara ilişkin olarak ayrıntılı belge bilgileri için bk. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Dahiliye Fonu; (Yabancı arşiv belge bilgileri için) Ermeniler: Sürgün ve Göç, TTK Yay. Ankara,2004, s. 89-108.
[6] Davut Kılıç, “1915’te Tehcir Edilmeyen Ermeniler”, Ermeni Araştırmaları 1. Türkiye Kongresi Bildirileri- Cilt II, Yay. Haz. Şenol Kantarcı vd., Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yay., Ankara, 2003, s. 113-120.
[7] Hollanda’nın Lahey kentindeki BM Savaş Suçları Temyiz Mahkemesi 1995 yılında Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde en az 7.000 Boşnak erkeğin öldürüldüğü katliamı 2004 yılında Soykırım olarak nitelendirmiştir.
[8] Ayrıntılı bilgi için bk. Hikmet Özdemir, Salgın Hastalıklardan Ölümler: 1914 – 1918, TTK Yay. Ankara, 2005.
[9] Bilal Şimşir, Ermeni Meselesi:1774-2005, Bilgi Yay. 2. Baskı, 2005, Ankara, s. 200-204.

Kaynak : http://www.tsk.mil.tr/

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik