ali ilaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ali ilaslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2008 Cuma

Başsavcı'ya ortak tepki: Meclis'in üstünde hiçbir güç olamaz

Başsavcı'ya ortak tepki: Meclis'in üstünde hiçbir güç olamaz
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın çıkışı AK Parti ve MHP'yi etkilemedi.
AK Parti ve MHP, üniversitelerde başörtüsü yasağını sona erdirme konusunda kararlı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın tehdit gibi açıklamasına rağmen iki parti de 'geri adım' atmıyor.


Anayasa değişikliği teklifini kamuoyuna açıklayan MHP, ileri bir adım daha atarak AK Parti'den gelecek yeni tekliflere açık olduğunu söyledi. İki parti arasındaki temas trafiğinin ardından Başbakan Tayyip Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli bir araya gelerek son noktayı koyacak. Bu arada Başsavcı Yalçınkaya'nın başörtüsü yasağının kaldırılmasını 'laiklik ve rejim karşıtı' bir girişim olarak değerlendirmesine tepkiler sürüyor. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, başörtüsünün siyasi bir simge değil, dini inancın gereği olduğunu dile getirerek, yargı mensuplarının değerlendirmeleri üzerinden siyaset üretmeyi düşünmediklerini söyledi. AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, yasama, yürütme ve yargının görevlerinin belli olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Yavuz Atar da, Yalçınkaya'nın çıkışının kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düştüğüne dikkat çekti.


Yargıtay Başsavcısı'na ortak tepki: Yasal sınırını aştı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AK Parti ve MHP'nin başörtüsü sorununu çözme konusunda mutabakata varmasını "laiklik ve rejim karşıtı" bir girişim olarak değerlendirmesine tepkiler sürüyor. Yalçınkaya'nın toplumda hiçbir dönemde rahatsızlık oluşturmayan başörtüsü hakkında, "halkı çatışmaya götürür" hükmünü vermesi şaşkınlıkla karşılanırken, "kapatma" uyarısını içeren şu sözleri siyasete gözdağı olarak yorumlandı: "Siyasi partiler, hak ve özgürlükleri yasadışı yorumlarla tarif ederek siyasi projeler öne süremezler. Aksi takdirde gerek iç hukuk gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi korumasından yararlanamazlar." Siyasi partiler, Başsavcı'yı sert sözlerle eleştirdi. MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, başörtüsünün siyasi bir simge değil, dinî inancın gereği olduğunu dile getirerek, yargı mensuplarının bu konudaki değerlendirmeleri üzerinden siyaset üretmeyi düşünmediklerini söyledi. AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, yasama, yürütme ve yargının görevlerinin belli olduğunu ifade etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Meclis'in yapacağı çalışmalara müdahale edemeyeceğini vurguladı. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yasanın kendisine vermediği bir yetkiyi kullandığını ifade ederken, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, "Hiçbir kurum TBMM'nin üzerinde değildir. Anayasa'nın değişmeyecek ve değiştirilemez ilkeleri dışında düzenleme istedi diye bir siyasi partinin kapatılması, yasa tanımamaktır." görüşünü dile getirdi.

Hukukçular ve siyaset bilimcilerinden de benzer tepkiler geldi. Anayasa taslağının mimarlarından Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Atar, Yalçınkaya'nın çıkışının kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düştüğüne dikkat çekti. Atar, açıklamada içerik açısından ciddi hukuk hataları bulunduğunu anlattı. Siyaset bilimci Prof. Dr. Ömer Çaha, siyasal partilerin demokratik sistemin ana omurgasını oluşturduğunu belirterek, Yalçınkaya'nın açıklamalarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu kaydetti. Başörtüsü özgürlüğünün eğitim hakkı alanına girdiğine işaret eden Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Şentop ise "Yasama organları hukuk kurallarını koyar, yargı hukuk kuralları koyamaz. Yargıçlar, hukuk kurallarını tanımlamaya başladığı zaman bu, yargıçlar iktidarına götürür. Bu da hukuk devleti ilkesine aykırı." ifadelerini kullandı.

Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya: Başsavcı, yasaların vermediği bir yetkiyi kullandı
Anayasa'yı değiştirme yetkisi sadece TBMM'nindir. Meclis bunu başka herhangi bir organla paylaşamaz. Demokrasi bizim ortak vatanımızdır. Laiklik bizim ortak değerimizdir. TBMM, yükseköğrenim hakkından mahrumiyet noktasında, kılık kıyafet sebebiyle yaşanan sosyal sorunu aşacaktır. Başsavcı, yasanın kendisine vermediği bir yetkiyi kullandı. Anayasal düzen, Başsavcı'nın beyanına bağlı olmaksızın kendi anlamıyla egemendir. Sorun olursa, çözüm de üretilir. Bu sorunu çözecek olan Başsavcılık değil, siyaset kurumudur.

DP lideri Süleyman Soylu: Yargının siyasete müdahalesi hoş görülmemeli
Yargı, hukuku ilgilendiren konularda görüşünü belirtmeli. Siyasetin tartışma zeminine müdahale hoş görülmez. Siyaset, demokratik kurallar içinde bunu tartışabilir. Biz görüşümüzü ortaya koyuyoruz, bütün siyasi partiler koyuyor. Bu da son derece doğaldır. Hem milletin hem de cumhuriyetin temel değerleri bir denge içerisinde yürüyor. Bu konuda kimsenin diğerine üstünlük iddiası olamaz. Bu ülkenin bütün kurumları, siyasi partiler, yargı, sivil toplum kurumları, hem ülkenin temel değerleri hem de milletin milli ve manevi değerlerine sahip olma konusunda bir eksiklikleri söz konusu değildir.

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan: Millî iradenin yegâne tecelligâhı TBMM'dir
Herkesi toplumu gerecek ve sorunları daha derinleştirecek yaklaşımlardan kaçınmaya davet ediyoruz. Anayasa ve yasa yapma yetkisi, millî iradenin yegâne tecelligâhı TBMM'ye aittir. Hiçbir kişi, kurum ve kuruluş bunun üzerinde değildir. Anayasa'nın değiştirilemez maddeleri dışında, tüm maddeleri milletimizin beklentileri doğrultusunda yeniden değerlendirilebilir. Başörtüsü sorununun çözümü için Anayasa'nın 24. maddesi değiştirilmeli. Hükümeti, böylesi haksız bir uygulamanın sona erdirilmesi konusunda gerekli cesareti göstermeye davet ediyoruz.

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu: Meclis'in üstünde hiçbir güç yok
Anayasa'da değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif edilemeyecek maddeler bellidir. TBMM, onun dışında her konuda yeni düzenlemelere gidebilir. Demokratik bir ülkede siyasi partiler, olumsuzlukları gündeme taşımak durumundadır. Hiçbir kurum TBMM'nin üzerinde değildir. Anayasa'nın değiştirilemez ilkeleri dışında düzenleme istedi diye bir siyasi partinin kapatılması, yasa tanımamaktır.

AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ: TBMM çalışmalarına müdahale edemez
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yapacağı çalışmalara müdahale edemez. Yasama, yürütme ve yargının görevleri bellidir. Yasama organı, takdir hakkını kullanarak gerekli yasal düzenlemeleri yapabilir. Bu çalışmalar Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabidir. Anayasa'ya aykırılık varsa iptal eder. Anayasa değişikliklerini de şekil bakımından denetler.

MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural: Yargıya göre siyaset yapmıyoruz
Bir siyasi parti olarak, yargı mensuplarının bu konudaki değerlendirmeleri üzerinden siyaset üretmeyi düşünmüyoruz. Biz tartışmadan ziyade, çözümü önerdik. Başörtülü insanların siyasi tercihleri bir partiye yönelik değil. Başörtüsü siyasi simge değildir. Dinî inanç gereği bir tercihin ortaya konulmasıdır. Bunu siyasi simgeye indirgemek ve tartışmayı da bu simge ekseninde yapmak son derece yanlış.

Prof. Dr. Yavuz Atar: Başsavcı, kuvvetler ayrılığı ilkesine ters düştü
Başsavcı'nın açıklamasında içerik açısından ciddi hukuk hataları var. Özgürlüklerin sınırı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, uluslarararası insan hakları sözleşmelerinde açık şekilde belirtiliyor. Özgürlüğün kapsamı, demokratik toplum düzeninin gerekleri, ölçülülük ilkesi ve hakların ihlal edilip edilmediği hususlarına bakılarak belirlenir. Özgürlüklerin yalnızca çağdaşlaşma çerçevesinde genişletileceği fikrinin insan hakları teorisinde yeri yok. Üniter yapıyla kılık-kıyafet arasında kurulan bağ da sorunlu bir yaklaşım. Kılık kıyafetle ilgili serbestlik getirirseniz Türkiye eyaletlere mi bölünmüş oluyor? Laiklik çerçevesinde ele alınırsa, kılık kıyafet laiklik garantisi altındadır. Kılık kıyafet serbestliği, kamu düzenini bozuyor mu, başkalarının hürriyetini ortadan kaldırıyor mu, genel ahlaka aykırı mı, bu kriterlere bakılır.

Prof. Dr. Ömer Çaha: Sistemi değiştirme görevi siyasi partilerin
Şöyle düşünün: Sistem kurmuşsunuz, siyasi partilerin elini ayağını bağlamışsınız, yüz sene sonra sizin sisteminiz moda dışı oluyor. Bu sistemi kim değiştirecek? Çağdaş değerlere, normlara, günün geçerli değerlerine kim adapte edecek? Demokrasi bu görevi siyasi partilere vermiştir. Bu, partilerin görevidir. Siyasi partiler, demokratik bir sistemi faşizme, totalitarizme götüremez. Dengeleyici mekanizma halkın kendisidir, sandıktır. Anayasa ile ilgili formülasyonları, değişiklikleri siyasi partiler getirebilir. Önemli olan sistemin benimsediği temel felsefeden şaşmamaktır. Felsefenin temel parametrelerini, sacayağını belirleyecek olan da siyasi partilerdir.

Prof. Dr. Mustafa Kamalak: Siyasi bir açıklama, hukukî zemini yok
Türkiye'deki başörtüsü yasağı hukuk dışı. Yasak anayasal temeli bulunmayan söylemler ve davranışlardan besleniyor. Başsavcımızın açıklaması da hukuki zemini olmayan, siyasi bir açıklamadır. AKP'nin ve MHP'nin açıklamalarını yerinde buluyorum. Ancak açıklamayla kalınmamalı, problem çözülmeli. Yargıdan gelen bu tip açıklamalar sadece siyaseti değil, ülkeyi kilitliyor. Belirli çevreler diyor ki, bizim belirlediğimiz kalıplar içerisinde konuşabilirsin, dolaşabilirsin. Milli iradeye rağmen hiç kimse bir yere varamaz.

Doç. Dr. Mustafa Şentop: Başsavcı laikliği kendine göre tanımlıyor
Bu açıklama siyaseti daraltıyor. Başsavcı, açıklamasıyla laikliği kendince tanımlayıp, hukuk kurallarını yeniden belirlemiş oluyor. Yasamanın alanına girmiş oluyor. Yasamanın alanına girmek de siyaseti daraltmak demektir. Siyasi partilerin kapatılma sebepleri, Anayasa ve Siyasi Partiler Kanunu'nda belli. Laikliğin tanımı Anayasa'da yapılıyor. Yeni bir tanım başsavcının inisiyatifinde değildir. Anayasa'nın değiştirilemez maddelerinin dışındaki hükümlerini Meclis değiştirebilir. Başörtüsüne serbestlik getiren düzenleme eğitim hakkıyla ilgilidir. Devrim kanunlarıyla ilgisi yok. Şapka desek, sarık desek değil. Kadın kıyafetiyle ilgili, kanunda sınırlayan hiçbir hüküm yok. Türkiye'de 28 Şubat döneminden bu yana yargıçlar iktidarı bulunuyor. Yargıçlar hukuk kurallarını tanımlamaya başladığı zaman bu, yargıçlar iktidarına götürür. Bu da hukuk devleti ilkesine aykırı.

Hukuk ve Demokrasi Kurumu Bşk. Nazlı Ergül: Bu bir vehim ve niyet okuma
Halkı telaşa düşürecek, akşam bildirisi gibi bir açıklama yanlış. Yalçınkaya'nın açıklamalarını, vehim ve niyet okuma olarak görüyorum. Yasama yetkisi TBMM'nin. Yargının görevleri bellidir. Yasama yetkisine karışmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Türban Yasağını Savunanların Çıkmaz Sokağı

Türban Yasağını Savunanların Çıkmaz Sokağı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin türban aleyhindeki “içtihadının” ardından sevgili laikçilerimiz kararın Türkiye için emsal teşkil ettiğini iddia etmişlerdi!

Bu kesimin “en hızlı atıcısı” Özdemir İnce, AİHM'nin 10 Kasım 2005'teki kararını dahi beklemeden bakın ne yazmıştı:

“Türban yasağının Avrupa üniversitelerinde uygulanmadığını ileri sürerek Türkiye'yi kınayanlar, AİHM kararı sayesinde başta Fransa olmak üzere AB ülkelerinde bu yasaklamanın yeni ders yılında gündeme geldiğini de görecekler…” (10 Temmuz 2004)

* * *

Özdemir İnce'nin “Bu kış Avrupa'daki üniversitelere türban yasağı gelecek!” şeklinde özetleyebileceğimiz Celal Bayar'dan mülhem kehanetinin üzerinden tam dört kış geçti…

Avrupa'daki laik üniversitelerin hiçbiri AİHM'nin yasakçı kararını örnek alarak türban yasağı getirmedi…

Yasak getirmeyi gündemine bile almadı…

Avrupa'nın laik üniversiteleri, “Özdemir İnce Bey/Laikçi Dolaba İki El Revolver” kıvamında ateş eden fanatik şairimizi neden dinlemiyorlar, acaba?

Bir başka deyişle AB'nin laik üniversiteleri AİHM kararını neden takmıyor, dersiniz?

Cevabı çok basit…

Avrupa'daki laik üniversiteler; üniversitede okuyan öğrencileri “kamu hizmetinden faydalananlar” olarak görüyor…

Bu tartışmalar daha önce yapıldığında, mesela dönemin Almanya Başbakanı Schröder ile İngiltere hükümetinin o dönemdeki sözcüsü Avrupa'daki herhangi bir üniversitenin türban yasağı getirmesinin söz konusu dahi olamayacağını açıklamışlardı…

Bu bağlamdaki son haberi de birlikte okuyalım:

“Avrupa Parlamentosu, AB üyesi ülkelerdeki okullarda başörtüsünün yasaklanmasını öneren taslak kararı reddetti…”

Bakınız “okullarda” diyor: Üniversiteleri zaten hiç tartışmıyor!

Fransa “okullarda” o da “devlet okullarında” yasak getirmişti. Birçok AB üyesi ülkede “okullarda” dahi yasak yok…

Başbakan Erdoğan'ın “Türban sorununu çözeceğiz” açıklamasının ardından; Oktay Ekşi gibi kimi laikçi yazarlar çıkmış diyorlar ki:

“Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen o ilk üç maddesi var ya: Onlar durdukça ve AİHM'nin içtihadı değişmedikçe hükümet istediği sonucu alamaz…”

Bu ve benzeri bütün laflar, kamuoyunu yanıltmaya tam teşebbüstür! Gözbağcılık şaheseridir…

Anayasa'daki laiklik maddeleri, asla türban yasağına hukuki temel oluşturamaz!

Ayrıca Anayasa Mahkemesi'nin türban aleyhindeki kararı da (1991) hukuka ve insan haklarına temelden aykırıdır: “Gizli İktidar”ın o dönemde imal ettiği siyasi bir karardır!

AİHM antetli “türban içtihadı”nın ise Avrupa'daki tek bir üniversite için bile emsal oluşturma şansı yokken; bu kararı alıp Türkiye'deki yasağı meşrulaştırmaya çalışmak “berbat bir sihirbazlık numarası”ndan farksızdır…

* * *

“Türban” asla bir siyasi simge değildir...

1986-87 sezonunda üniversitelerdeki başörtüsü yasağı gündeme geldiğinde dönemin YÖK Başkanı İhsan Doğramacı “türban” sözcüğünü kullanmıştı…

Kast ettiği elbette “başörtüsü” idi: Özal'ın tesiriyle yasağa karşı “türban” adıyla bir formül bulmak istemişti. Ancak “Statüko” buna geçit vermemişti.

Bugün sanki “türban”la “başörtüsü, eşarp veya tülbent” arasında temelde bir fark varmış gibi “siyaset yapanlar” bu örtünme biçimlerinin hiçbiri ile üniversiteye girilemediğini bilmiyorlar mı?

Hepsine birden –hepimizin gözleri önünde– yasak uygulanıyor!

“Türban siyasi simgedir” yargısı “Gizli İktidar”ın yasakçı filmin başında “din karşıtlığı” adına üretmiş olduğu bir “numara” idi…

Sonsöz: Aslında simge olan “türban yasağı”nın ta kendisidir!

16 Ocak 2008 Çarşamba

Dağlıca'nın telsiz kayıtları silinmiş!

Dağlıca'da terör örgütü tarafından kaçırılan 8 askerle ilgili başlatılan soruşturma kapsamında askeri savcılığın Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik'ten bölgedeki telsiz sayısı, nitelikleri, terör örgütü üyeleri ile bu telsizlerle görüşmenin mümkün olup olmadığı yönünde bilgi istedi...


Dağlıca'nın telsiz kayıtları silinmiş!

Savcılığın talebi üzerine Tabur Komutanı Dirik, cevabi yazısında olayın meydana geldiği Keri bölgesinde dinlemelerin 2 telsizle yapıldığını ifade ederek, telsizlerden birinin Milket-3 T-2 diğerinin ise Yeasu FT-847 marka olduğunu belirtti.

Dinleme-Kestirme timinde bulunan Milket-3 T-2 telsizinin yalnızca almaç görevi görmekte ve teknik olarak gönderme yapma imkanı bulunmadığını anlatan Dirik, diğer telsiz Yeasu FT-847 ile teorik olarak gönderme yapmak mümkün olmakla birlikte olay sonrasında yapılan muayene neticesinde bu telsizde zamanla meydana gelmiş bir ayar noksanlığı ya da konuya vakıf bir personelin yapmış olabileceği özel bir ayarlama nedeniyle gönderme frekansında -600 Hz.'lik bir farkın bulunduğunun tespit edildiğini söyledi.

Keri tepede alınan telsiz dinlemeleri dinleme-kestirme timi tarafından kaydedildiğini anlatan Dirik, kayıt cihazının kapasite sınırı nedeni ile olay günü ve öncesine ilişkin kayıtların silindiğini belirtti.

Dirik, Keri tepede bulunan ve dinleme-kestirme faaliyetinde kullanılan telsizler ile olay esnasında ve öncesinde teröristlerle irtibat kurma ihtimali bulunmadığını vurguladı.

Onur Dirik, "Bu nedenle telsizin olay esnasında veya öncesinde gönderme yapmanın pratik olarak mümkün olmayacağı anlaşılmıştır. Bu tespite ek olarak olay esnasında dinleme görevi verilen şüpheliler Fuat Beşoda ve Ramazan Yüce'nin bölücü terör örgütü PKK ile irtibat kurup daha sonra şüphe çekmemek için ayarı bilerek bozmuş olabilecekleri ihtimali akla gelse de, söz konusu şahısların eğitim ve uzmanlık düzeyleri bakımından böyle bir imkan ve kabiliyetlerinin olamayacağı değerlendirilmektedir." diye konuştu.

haber7



/ çok kızma . bul bıl , kul , akıl , zor , akıl , ali ilaslan , deli makara , acil çöz , derin tedrib

20 Aralık 2007 Perşembe

Alavare dalavare, paşa yakını rahat askere

alıntı :http://tarafgazetesi.wordpress.com/


TARAF GAZETESİ (İSTANBUL) “Asker milletiz” ya! Askerliğini yapmayana kız vermeyiz. Askerlikten kaçana adam gözüyle bakmayız. Geçerli sağlık mazeretleri nedeniyle bile olsa çürük raporu alanlara kem gözle bakarız. Bir torpil bulup askerliğini memleketinde yapmaya çalışanları küçük görürüz. İşte böylesine kutsaldır askerlik gözümüzde. Bu gerçeği toplum mühendisliğine soyunan psikolojik harp sanatçısı generallerimiz hepimizden iyi biliyor.

Şahısların özel sağlık bilgilerini başkaları ile paylaşmak hem kanunen hem de ahlaken yanlış olduğu halde başbakanın büyük oğlu Ahmet Burak’ın çürük raporu alıp askerliken “kaçtığını” andıç medyasına servis eden o paşalar değil miydi? Çiller’in oğlunun yalısının karşısında askerlik yapmasını sağlayanlar da sonra bunu kamuoyuna duyuranlar da onlar değil miydi?

Bu ülkede özelde politikacılar genelde bütün siviller çocuklarını ya da yakınlarını rahat askerlik yaptırmaya çalışan menfaat düşkünleri olarak sunulmadı mı yıllarca?

Hep aklımıza gelen “acaba bu paşaların çocukları ya da yakınları acaba nasıl askerlik yapmışlar?” sorusu bir okurumuzun da aklına takılmış olmalı ki üşenmemiş araştırmış. Bu okurumuzun bizim ya da sizin sahip olmadığımız bir avantaja sahip olduğunu belirtmekte fayda var. O, Savunma Bakanlığı Askerealma Dairesi Başkanlığı ASAL’da çalışıyor.

Okurumuz elde ettiği bilgileri bize ulaştırınca nutkumuz tutuldu. Meğer anlı şanlı generallerimizin vatan kurtaran aslanlarından kimileri “çürük”müş ve neredeyse hiçbiri askerliğini Ankara’nın doğusuna yapmamış. Hergün şehit haberlerinin geldiği; Şırnak, Şemdinli, Hakkari, Yüksekova, Dağlıca gibi bölgelerin paşa yakınlarının dağıtım listesinde esamesi bile okunmuyor. Onlar ya paşa babalarının dizinin dibinde ya da beş yıldızlı orduevlerinde tezkere saymışlar.

Bakalım aşağıdaki ayrıntılı listeyi okuyunca siz ne düşüneceksiniz? En iyisi siz de bizim gibi “milyonda bir ihtimal de olsa, rahat askerlik elektronik kur’a torbasından çıkmıştır” deyip -halkı askerlikten soğutmak- suçuna iştirak etmemiş olun. Her ne kadar, yedek subay, erbaş ve erlerin askerlik için memleketine yollanmaması gibi bir teamül olsa da paşa mahdumları gözden kaçmış olamaz mı?

Şaka bir yana, sınırötesi harekatın sıkça konuşulduğu bir dönemde bu liste çok özel bir anlam taşıyor. Bırakın Gabar’ı, Kandil’i, sarp dağları, daha kendi ovalarımızda vatan evlatları ne kadar korunabildi? Bir iki aylık eğitimle şehadete gönderilen mehmetçikler herkesin yüreğini aynı derecede mi yaktı? Generallerimiz cenaze namazında saf tutup halkı saf görmekten başka ne yaptılar?

Daha kritik bir soru soralım: Eğer çatışmalara sürülen mehmetçiklerin içinde bir iki tane de paşa yakını olsaydı ne olurdu? Daha iyi emir-komuta edilmezler miydi? En azından kendilerini ölümden koruyacak daha sıkı bir eğitimden geçmezler miydi? Bu sorumuza bir generalimizin ağzından duyduğumuz bir özeleştiri ile cevap verelim: “Oradakiler kendi çocuklarımız olsaydı, bunlar olmazdı…”

General yakınlarının ne zaman ve nerede askerlik yaptıklarına gelelim artık. Tabi “çürük” çıkan aslanları da unutacak değiliz. Ayrıntılı listede göreceğiniz üzere, dağıtım yerlerinin sadece Ankara, İstanbul ya da İzmir olması dikkat çekmiyor. Aynı zamanda görev yeri olarak askeri jargonda “kebap” olarak adlandırılan, karargah, askeri okul, destek kıtası, levazım, depo ve sıhhiye gibi birliklerin seçilmesi olağandışı bir özeni gösteriyor. Tabi olağandışı yerlere olağandışı soyadları ile gelenlere, olağan subayların nasıl komutanlık yapabilecekleri ayrı bir konu.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başörtülü eşinin elini sıkamamak için “daldan dala atlar yar hop sana yandım” türküsü eşliğinde, kırmızı halının öte yanına seğirtmesiyle meşhur Korgeneral Aslan Güner tam dokuz yakınıyla liste başımız.

Paşamızın yeğeni Evren Yılmaz “çürük”. Tabi hangi şartarda çürüğe çıktığını en iyi paşamız bilir. Hakkını yemeyelim, paşa oğlu Alper Güner’i aslanlar gibi yollamış askere. Alper, acemiliğini babasının yanı başında Ankara’da Muhabere Okulu’nda (MEBS) ustalığını da İstanbul’da Kuleli Lisesi Destek Komutanlığı’nda yapmış. Eğitime önem veren Aslan Paşa evladını hem yanından ayırmamış hem de okullardan. Optimum noktalarda tamamlatmış kutsal vatan görevini.

Paşamız diğer yedi yeğenini de ihmal etmemiş. Mesela yeğen Hasan Durna, acemiliğini İzmir ve ustalığını Kocaeli’nde, yeğen Ali Haydar Güner, Tokat ve Ankara’da (Muhafız Alayı), yeğen Mustafa Güner hem acemilik hem de ustalığını Ankara’da, yeğen Şevki Güner, İstanbul ve Ankara’da, adaş yeğen Aslan Güner Kütahya ve Ankara’da, yeğen İbrahim Orhan Kütahya ve İzmir’de, yeğen İsmail Güner ise hem acemilik hem de ustalığını İzmir’de yapmış.

Şansa bakın! Eğer çürüğe çıkamayıp hasbelkader kur’a torbasına kaldılarsa, Aslan Paşa’nın yakınlarına boş yok. Paşa yarından tezi yok altılı oynamalı. Bu şans kırmızı halı üstünde sek sek oynayarak harcanmamalı.

Listemizde dokuz isimli ikinci generalimiz yabancı değil Org. Yaşar Büyükanıt. Yaşar Paşa’nın bir tane bile çürük yakını olmaması tebrike şayan. Damadı Ercan Caymaz kısa dönem askerliğinde acemiliğini İstanbul Levazım Okulu ve ustalığını da Ankara Muhabere Deposunda yaparken damat kardeşi Erhan Caymaz ise yedek subay olarak acemiliğini Ankara’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargahında ve ustalığını da İstanbul Deniz Harp Akademi’sinde tamamlamış. İstanbul’un Caymaz kardeşlerin ikametgah adresi olduğunu kaydedelim.

Org. Büyükanıt’ın yeğeni Nuh Nihat Gürmarmara, askerliğini Konya ve Ankara’da, yeğen Ahmet Burak Gürmarmara, Hatay ve Ankara’da, yeğen Haydar Mert Mete, Sivas ve Ankara’da, yeğen Yunus Ozan Gürmarmara, hem ustalık hem de acemiliğini Balıkesir’de, yeğen Onur Büyükanıt, Aydın ve Çanakkale’de, yeğen Sırrı Cem Gürmarmara, Ankara ve Edirne’de, yeğen Kadir Serhun ise Hatay ve Muğla’da yapmış.

Rütbe sırasına göre gidersek, Org. İlker Başbuğ üç yakınıyla listede. Yeğen Aykut Çarmıklı, İstanbul ve Kocaelinde, yegen İskender Özkuş ise hem acemilik hem de ustalığını Ankara’da. Teyze oğlu Ardan Er ise İzmir ve İstanbul’da askerlik yapmış. Tabi hepsi askeri okullarda olmak üzere.

Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Ergin Saygun’un oğlu Tolga Saygun kısa dönem yaptığı askerliğini İstanbul Piyade Okulu ve Ankara Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda tamamlamış.

Korgeneral Hayri Güner’in oğlu Tolga Güner hem acemilik hem de ustalığını İstanbul’da kısa dönem olarak yapmış. Hayri Paşa’nın damadı Oğuz Küçükseyhan ve yeğeni Onur Güner full Ankara çekmişler. Diğer yeğen Koray Güner ise İzmir ve Kocaeli’nde askerliğini yapmış.

Korgeneral Hasan Memişoğlu’nun oğlu Mehmet Memişoğlu hem acemi hem de ustalığını Ankara’da kısa dönem olarak yaparken, aynı isimli iki yeğeni Cem Kunt’lar İzmir ve Hatay’da tamamlamışlar. Diğer yeğen Muzaffer Memişoğlu Hatay ve Kocaeli’nde yapmış.

Korgeneral Selahattin Uğurlu da dört isimle listede. Oğlu Timuçin Uğurlu, Samsun Sıhhiye Okulu ve Ankara İlaç fabrikasında, diğer oğlu Burçin Uğurlu, İstanbul Piyade Okulu ve yine İstanbul Levazım Okulunda, yeğeni Haydar Okay Uğurlu, İzmir Ulaştırma okulu ve Maltepe Askeri Lisesi’nde, diğer yeğeni Saydam Caner ise İzmir İstihkam Okulu ve İstanbul’da askerlik yapmışlar. Uğurlu Paşa da okulculardan.

Tümgeneral Ahmet Yavuz’un dört isim ve iki çürükle bu listede özel bir yeri var. Yavuz’un hem oğlu Çetin Mert Yavuz hem de yeğeni Buğra Selim Ölçen çürük raporuyla askerlikten muaf tutulmuş. Generalimizin bir başka oğlu olan Mehmet Selim Yavuz ise acemiliğini İstanbul’da ustalığını da Tekirdağ’da yapmış. Yavuz Paşa’nın bir başka yeğeni olan Melih Yavuz ise acemiliğini Antalya’da ustalığını ise Ankara Muhafız Alayı’nda yapmış.

Tümgeneral Abdullah Dalay’ın oğlu Kaan Dalay da çürüklerden. Dalay Paşa katıldığı bir cenaze namazında bir şehit annesine evladının vurulduğu yeri gösterme sözü vermesiyle meşhur. Anası şehidine ağlarken paşamızın aklına “bizim oğlan iyi ki çürük, en azından yaşıyor” diye gelmiş midir acaba?

Hangi paşamızın hangi yakını nerede rahat askerlik yapmış, listenin gerisini okuyarak kendiniz görebiliriniz. Bu listede sadece akrabalık bağları olanları görebiliyorsunuz. Başka bir listede ise paşanın kayın validesinin yan villa komşusunun oğlunun askerlik için gönderildiği yerler var. Yani akrabalık değil de dost ve ahbaplık durumundan rahat askerlik yapanların listesi. Listede, vatan aşkı deyince mangalda kül bırakmayan bazı politikacılar, iş adamları, sanatçılar ve gazetecilerin kahraman oğullarının olduğunu söylemeye gerek var mı?

Kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın yakın akrabası şehit olmuş ve bütün devlet erkanı cenazesinde buluşmuştu. Hafızamızı yokladık ama değil oğlu herhangi bir yakını şehit olan bir general çıkaramadık. Ya, sınırötesi harekat için hop oturup hop kalkan andıç medyacılarının çocuklarından şehit olanını duyanımız var mı? Eceliyle gidenler için Teşvikiye’de buluşup alkışlananları biliyoruz ama bir tane bile şehit bilmiyoruz.

Onlar hep “başkalarının çocukları” için doluştular camilere. Kendi çocukları orduevinde kahve yudumlarken başkalarının çocukları için methiyeler düzmek, timsah gözyaşları akıtmak kolay olsa gerek.

Devletin resmi kayıtlarından alınan bu listenin yanlış olduğunu söyleyebilir mi generallerimiz? Eğer yalansa, bir geceyarısı açıklaması beklemek hakkımız değil mi? Doğruluğunu onaylayıp özür dilemelerini bekleyen yok ama en azından biraz da “başkalarının çocuklarını” düşünmelerini bekliyoruz.

Bu haberimizden sonra olacakları da yazalım. İlk önce listenin utandırıcılığı değil nasıl sızdırıldığı sorgulanıp bütün sivil görevliler hakkında takibat yapılacak. ASAL’da sivil personelin bulunmasının “ülke güvenliğini” tehdit ettiği gerekçesiyle hepsi temizlenecek. Paşa yakınları, ahbap ve dostları, bundan böyle listelerde Şırnak, Siirt, Hakkari olarak geçececek ama kayıt dışı geçici görevlerle yine “kebap” yerlere gönderilecek. Gazetemiz ve haber sitemizin kapatılması için resmi ve gayrı resmi bütün unsurlar harekete geçirilecek.

Son söz: Türkiye’de terör, demokrasi ve hatta başörtüsü sorunlarını bir kalemde çözecek tek formül var: Paşa çocukları. Bir kaç paşanın çocuğu çatışmaya katılsa terör, birkaç paşanın çocuğu meclise katılsa demokrasi sorunu bitecek. Hele bir iki paşanın kızı da türban taksa başörtüsü sorununu ne YÖK’te ne medyada ne de mecliste konuşan kalmaz. Daha doğrusu kimsenin paçası sıkmaz!

10 Aralık 2007 Pazartesi

Kazanımlardan ödün verilmesin

Kazanımlardan ödün verilmesin / Gerzek yahudi anlamıyor . buldunmu ? /

Anayasa Çalıştayı Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve mevcut Anayasa'daki evrensel insan hakları kazanımlarından geri adım atılmasının tartışılmasına bile karşı çıktı.

/ Geçmişinize bir bak .. çok ağır. neler olmuş . kimler kayıp . kimler korunuyor. kimlerin gözü korktu. kimler öldü. kimler tehdit etti. bunları ballandıra ballandıra anlat. ondan sonra o tartışılmaz . bır konuşulmaz. iki dinlenilmez. 3 sayıklanmaz. ////

Tartışmayı bırak neler yapılmış bu dünyada. ağır kaldırırım. kaldırırız. Senin gördüklerin göreceklerin ne ki. adamı ağırlamayın . /////


Nasıl olman gerektiğine bir bak. asarım seni.

ona bile karşı çıkarız. buna bile karşı durarız laflarıyla. Gerizekalılıklara aman verilemez. Atarım hepinizi tımarhaneye. aldın sen lafı. Ağır konuşma. der. fer. ker.


10/12/2007 (881 kişi okudu)

TARIK IŞIK (Arşivi)

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'ndeki toplantı öncesi yazar Emine Şenlikoğlu ile İnsanca Yaşam Platformu Başkanı travesti Okşan Öztürk sohbet etti.

FOTOĞRAF: MURAT ÇETİNMÜHÜRDAR / AA



ANKARA - AKP'nin bilim adamlarına hazırlattığı, daha sonra da üzerinde 'oynayarak' şekil vereceği sivil anayasa taslağına katkı vermek için toplanan Anayasa Çalıştayı'nın ikinci gününde daha önce
oluşturulan gruplar, yasama, yürütme ve idari yapı, hükümet sistemleri ile yargı konularını ele aldı. Aralarında 'idam cezasının kaldırılması',
"kanunla yasaklanmış dil kavramının Anayasa'dan çıkartılması', 'toplu suçlarda gözaltı süresinin 15 günden dört güne indirilmesi'nin de bulunduğu kazanımlardan geri adım atılmaması yönünde mutabakata varıldı. Çalıştay'a katılanlar, Meclis'teki anayasa sürecinde de yer alabilmeyi istiyor. Çalıştayın sonuç bildirgesinin bugün açıklanması bekleniyor.
Radikal'in de desteklediği Anayasa Çalıştayı'nda iki temel adımdan geri adım sayılabilecek tartışmaların anayasa yapım sürecine olumlu katkı sağlamayacağı konusunda uzlaşıldı. Bu iki temel adımdan ilki olarak gösterilen 'Cumhuriyetin temel nitelikleri' başlığı altında şu maddeler sayılıyor: "İnsan haklarına saygı, Atakür milliyetçiliği, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, 'Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük' kavramıyla ifade edilen üniter devlet yapısı, devletin resmi dilinin Türkçe olması, bayrak, milli marş ve başkente ait düzenlemeler."

Evrensel kazanımlar
Çalıştay'da evrensel insan hakları standartlarının anayasal sistemimize aktarılması amacıyla yapılan düzenlemelerden de geri adım atılmaması gerektiği vurgulandı. Söz konusu düzenlemelere şunlar örnek gösteriliyor:

  • Her temel hak ve özgürlük için geçerli olan 'genel sınırlama' sebeplerinin kaldırılması.
  • İdam cezasının kaldırılması. /kaldırıırm idamı da kazanımını da /
  • 'Kanunla yasaklanmış dil' kavramının Anayasa'dan çıkartılması.
  • Toplu suçlarda gözaltı süresinin 15 günden dört güne indirilmesi.
  • Özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlüğüne ilişkin maddelerde yapılan evrensel insan haklarına uygun düzenlemeler.
  • Siyasi partilerin kapatılmasını zorlaştıran düzenlemeler.
  • Adil yargılanma ilkesinin anayasal sistemimize girmiş olması. / ne demek.. istiyosunuzz..
  • Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin
    anayasal sistemimizden çıkartılmış olması.
  • İnsan haklarına ilişkin milletler arası antlaşmalara üstünlük tanınması.

    'Aktif katılım sağlansın'
    Yeni, sivil bir anayasanın ilkelerini belirlemek için TOBB, TÜSİAD, TİSK, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen, TESK ve TZOB tarafından oluşturulan ancak daha sonraki katılımlarla 20'den fazla kuruluşu bir araya getiren 'Anayasa Platformu Ulusal Çalıştayı'na 70 civarında sivil toplum örgütü de destek verdi. Bu STK'larda yaklaşık 40 milyon kişinin örgütlendiği ya da temsil edildiği kaydediliyor.
    Çalıştay, yeni anayasanın Meclis'in mevcut haliyle mi, yoksa bir tür kurucu meclise dönüşerek mi yazılması gerektiği yönünde tartışmalara da sahne oldu. Tartışmalarda yeni anayasanın mevcut meclis işlevleriyle ancak şeffaf ve sivil topluma açık bir süreçle yazılması gerektiğini savunan görüş ağır bastı. Tartışmacılar bu amaçla Meclis komisyonlarının sivil toplumun anayasa yazım sürecine daha aktif katılımının sağlanması için yeni mekanizmalar bulunması doğrultusunda Meclis ve hükümete çağrı yapması gereğini de dile getirdiler. Yeni anayasada denetleme-dengeleme sisteminin güçlendirilmesi ve bu amaçla 1980 öncesinde olduğu gibi iki kademeli meclis yani senato sistemine de gidilebileceği görüşü dile getirildi.
    Çalıştayı yöneten Prof. Oğuz Babüroğlu Radikal'e yaptığı değerlendirmede,
    "Çok farklı bir denyim oldu. İnsanlar tartışmayı sevdi. Bildiğimiz kadarıyla dünyada ilk kez böyle bir deneyim yaşanıyor. Toplantıları bölgelerde de tekrarlayacağız. Canlı tartışmalar oluyor" dedi.
    Çalışmayla ilgili Radikal'in sorularını yanıtlayan Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KADER) Başkanı Hülya Gülbahar şu değerlendirmeyi yaptı:
    "Kâğıt üzerinde değil fiilen eşitlik istiyoruz. 1935'de siyasal temsil açısından Türkiye dünya ikincisi iken, şu anda gelişmekte olan ülkelerin de gerisinde, sondan 20'nci sırada. Kamuda işçi alımından tutun, siyasal partilerin organizasyonuna kadar kadınların eşit temsilini sağlayan bir anayasa istiyoruz. Eşitlik sağlanıncaya kadar kota, işe alınmada öncelik verilmesi dahil özel önlemler alınmalı. Demokrasinin erkekler arası bir oyun olmadığına inanan herkesten destek bekliyoruz.

    'Türban anayasaya girmesin'
    Ayrımcılığın sadece türban konusuna indirgenmesinden de rahatsızız. Türbanı savunan veya karşı çıkan erkekler, kadınların diğer talepleri konusunda duyarsız ve kayıtsız davranıyorlar. Anayasa Kadın Platformu, kılık-kıyafet konusunun anayasada düzenlenecek bir konu olduğunu düşünmüyor. Türban etrafında toplumun kutuplaşmasını doğru bulmuyoruz. Platformun çoğunluğu yükseköğrenimde başörtüsünün serbest olmasını, kılık kıyafet sınırlaması olmamasını istiyor. Şiddet, eğitim bütün kadınların sorunu. Erkeklerin savunduğu tek kadın hakkı türban. Bu çok anlamlı. Türbanı lehte veya aleyhte politik malzeme haline getirenler yine erkekler."



    'Devlet eşcinselleri kucaklasın'
    Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel (LGBTT) Hakları Hareketi'nden Barış Sulu: "Anayasa'nın 'eşitlik' ilkesini düzenleyen 10'ncu maddesine 'cinsiyet' ifadesinin ardından 'cinsel yönelim' ve 'cinsiyet kimliği' ibarelerinin de eklenmesini istiyoruz. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti eşcinsellerin varlığını kabul etmiş olacak. Bugün kanunlar önünde temsil edilmiyoruz ve ayrımcılığa uğruyoruz. Mesala makattan alırken bir eşcinsel, eşcinsel olduğu için işten ayıldıysa dava açılmıyor. / yaptığı rezillik yetmezmiş gibi bir de dava acacak / kırarım kolunu seni / Transseksüeller gündüz vakti bile 'genel ahlaka aykırı oldukları için' sebepsiz yere göz altına alınmalılar. Anayasa tüm toplumu kucaklayacaksa eşcinselleri de yok etmesi planlanıyor" onları döbenlere saygı duyarız. Bir tarafta onlar bir tarafta onları söben döven. Tabiki saygı duyulan onlar olur. Amerikadayız. Ürkütürüz.



    'Misyonerliği Diyanet yapıyor'
    Alevi Vakfı Federasyonu Genel Başkanı Doğan Bermek: "Diyanet anayasal bir kuruluş. Neden Emniyet anayasal değil? Daha mı az önemli? Din dersi tek yanlı uygulanmaktadır. Herkes Müslüman ve Sünni olmak zorunda değil. Neden coğrafya ve matematik dersi anayasada yok da din dersi var? Anayasa herkesten eşit uzaklıkta ve yakınlıkta olmalı. Kimseyi bir diğerine karşı zorlamamalı. Din dersi dinler hakkında bilgi veren bir ders olmalı. En büyük misyonerliği Diyanet yapıyor. Devlet her inanana /amcıksın neye inanıyosunuz /
    mezhep ve din ayrımı gözetmeksizin hizmet vermeli. / senin paşaların ne yapmış . hesap ver önce. senni az gelenlerin ne giydirmiş / Gayri müslimden vergi alıp imam yetiştireceksin ama onlar hahamı, papazı kendisini yetiştirecek. Bu düzeltilmeli." / açtırma ağzımızı kapanır biraz sonra / çok ta vergi verirsin ya. Cok da din eğitimi alırsın ya. misyonerler papazlar cok da bilgili ama hangi konuda. onlar senin ananlarını harbin başında keserken sen kerhanedemi kurcalanıyodun / siktirme ağzımı . akıllanırsın . zor kullan . son bul , kır, akıllan


  • Ananızı sktrmeyin. Basın yayınız dediniz. gerizekalılar. ne aile ne anne ne baba kimse birşey bilmesin. okulda bir şey almasın . kimseye ders verilmesin . sikerler sizin aklınızı. Bu ülke türklerin . Bu ülke müslümanların . Bu ülkeyi de cevresini de onlar yönetirim.

    apış aranızı kontrol edin. Dinleri tanıtan ders de verelim. İSLAM ı anlatan ders de verelim. KURSLARIMIZI DA acarız. 3 yaşındakiş cocuğı ilk okuldan itibaren aşı ver. osmanlı alfabesi icin 15 yaş bekle. alırım aklınızı.

    Aleviler kendi gibi analarınınkini görenleri kendileri bigi ibne alanları cok tutarlarken iyi. müslüman müslümanı tutsun istemez . sunni sikini tutsun bir kere bakalım . onlar güç kullanmayı adalati ezmeyi pek bilirler.



    15 Kasım 2007 Perşembe

    HEMOROİD DERECELERİ:

    1.derece: Makattan çıkmayan (sadece kanama yapan) memeler.
    2.derece: Dışkılama ve ıkınma esnasında dışarı çıkan ve kendiliğinden içeri giden memeler.
    3.derece: Dişkılama ve ıkınmakla dışarı çıkan ve sonra elle geri itilen memeler.
    4.derece: Geri itilmeyen memeler.

    DIŞ HEMOROİDLER:
    Dış hemoroidler makatın dışından çıkan memeler.
    ANUS (MAKAT) KANSERİ:
    Anus (makat) kanseri. hemoroide çok benziyor.Bu nedenle hemoroid hastaları mutlaka uzman doktora muayene olmaları gerekir

    HEMOROİDİN YAPTIĞI ŞİKAYETLER:
    Makatta meme oluşması,makattan kanama,bazen akıntı ve kaşıntı. Hemoroid içinde kan pıhtılaşırsa veya hemoroid memesi boğulursa Tromboze hemoroid oluşur ki çok ağrılıdır.Normal bir hemoroid ağrı ve sancı yapmaz.Eğer bir hastada ağrı veya sancı varsa Tromboz,abse veya fissür düşünülmelidir.

    ANAL FİSSÜR:
    Makatta kabızlık veya ishale bağlı çatlak oluşmasıdır,doğum sonrasıda çok görülmektedir. Dışkılama esnasında şiddetli sancı yapar,az miktarda kanama olabilir.Sancı nedeni ile hasta tuvalete gitmekten korkar,buda kabızlığı artırır ve neticede fissür giderek büyür. Makattan kanama olduğu zaman mutlaka uzman doktor tarafından muayene olunmalı, çünkü kalın barsak kanserleri ve kalın barsağın diğer hastalıklarıda kanama yapabilir,körlemesine hemoroid veya fissür tedavisine başlanmamalı. Hemoroid ve fissür tedavisine kesin tanı konulduktan sonra başlanmalı.

    Ülser Nedir ? Ülseratif Kolit nedir?

    Peptik ülser mide ve duedonumda (ince barsakların ilk parçası) oluşan ağrılı yaralardır.

    Ülser neden oluşur?
    Eskiden baharatlı yiyecekler ve stresin ülser yaptığı düşünülüyordu. Bu günkü bilgilerimiz ülserin ana nedeninin bakteriyel enfeksiyon olduğu ve Helicobacter pylori adlı bakterinin ülserlerin onda dokuzundan sorumlu olduğunu göstermektedir. Aspirin, ibubrofen gibi non-steroid antiinflamatuar ilaçların uzun süreli kullanımı da ülser oluşturabilir.Nadiren mide ve pankreas kanserlerli hastalarda da ülser görülebilir.

    Helicobacter pylori Nedir?
    Helicobacter pylori midede mukus tabakası ile mide epiteli arasyna yerleşerek yaşamını sürdüren kıvrık veya spiral şekilli bir bakteridir. Duedonal ülserlerin % 90'ı, mide ülserlerinin % 80'ninden sorumludur. İlk kez 1982 yılında Avusturalya'lı araştırıcılar H.pylori enfeksiyonları ve ülser arasındaki ilişkiyi göstermişlerdir.Bu tarihten sonra daha önce ülserin ana nedeni olarak gösterilen stress ve baharatlı yiyeceklerin ülser oluşumu üzerine rolleri olmadığı ortaya çıkmıştır.

    Helicobacter pylori enfeksiyonu ne sıklıkta görülür ?
    Helicobacter görülme sıklığı ülke ve yaş gruplaryna göre büyük farklılıklar göstermektedir. Gelişmiş ülkelerde genç yaşta düşük oranda görülmekte ,enfeksiyon sıklığı yaş ilerledikçe artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise çocuklar genellikle yaşamlarının ilk yıllarında enfekte olmaktadır. Toplumda 30 yaşına kadar bu oran %70-90'lara çıkmaktadır. Helicobacter pylori enfeksiyonlarında asıl belirleyici faktör çocukluk çağı sosyoekonomik koşullarıdır. Gelişmiş ülkelerde, sosyoekonomik düzelme ve sanitasyon sorunlarının çözümü, yaşam kalitesinin yükselmesi enfeksiyonun yeni kuşaklarda azalmasına yol açmıştır. Ekonomik durumu iyi olanlarda ve yüksek eğitim görenlerde H.pylori enfeksiyonu görülme sıklıpğı düşüktür.
    H.pylori nasıl bulaşır?
    H.pylorinin nasıl bulaştığı ve neden bazı kişilerde belirti verdiği halde bazı kişilerde belirti vermeden seyrettiği bilinmemektedir. Ancak sanitasyon sorununu çözmemiş toplumlarda yüksek oranda H.pylori enfeksiyonu görülmesi ve enfekte ailelerin cocuklarındaki enfeksiyon sıklığı fekal-oral geçişin lehine delillerdir. Ayrıca kontamine endoskoplar ile geçişin olabileceği bildirilmiştir.

    Helicobacter pylori kimlerde ülser yapar?
    H.pylori ile enfekte olanların tümünde ülser görülmez. H.pylorinin neden enfekte kişilerin hepsinde ülser oluşturmadığının nedeni bilinmemektedir. Ancak enfekte kişinin yapısı, bakterinin hastalandırıcılık özelliği ve bilinmeyen bazı faktörlere bağlı olduğu düşünülmektedir.

    H.pylori nasıl peptik ülser yapar ?
    H.pylori mide asidini nötralize eden enzimler salgılayarak asidik mide ortamında yaşayabilme yeteneğindedir. Bu mekanizma bakterinin koruyucu mukus tabakasına ulaşmasını sağlar.Mukus tabakasına gelen bakteri spiral şekilli olmasından dolayı kıvrılarak mukus tabakası boyunca ilerler. Bakteri koruyucu mukus tabakasını zayıflatarak mide asidinin duyarlı alt tabakalara geçmesine olanak sağlar. Mide asidi ve bakterinin kendisi birlikte bu tabakada doku hasarı meydana getirir ve ülser oluşumuna neden olur.

    Ülserin Belirtileri Nelerdir?
    En sık görülen belirti ağrıdır. Ağrı yemeklerden 2-3 saat sonra, gece yarısı (mide boş iken) gelen küt, kemirici tarzdadır. Yemek yendikten sonra rahatlar. Ağrı birkaç gün-hafta sürebilir. Kilo kaybı, iştahsızlık, bulantı, kusma, geğirme, şişkinlik ülserli hastalarda görülen diğer belirtilerdir. Aniden gelen keskin, kalıcı mide ağrısı, kanlı veya siyah gayta, kanlı veya kahve telvesi gibi kusma görülmesi perforasyon, kanama, obstruksiyon gibi ciddi problemlerin habercisi olabilir.

    Helicobacter pylori'ye bağlı ülser teşhisi nasıl koyulur?
    H.pylori infeksiyonunun teşhisinde klinik muayene bulguları yanında bir çok laboratuvar tetkiki kullanılmaktadır. Kanda H.pylori spesifik antikorlarını tesbit eden serolojik testler , solunum testi, biyopsi örneklerinde üreaz testi, histolojik tiplendirme ve kültür çalışmaları tanı koymada kullanılan testlerdir.

    Helicobacter pylori'nin ön tanısında Düzen Laboratuvarının uygulamaları nelerdir?
    H.pylori'nin tanısında kullanılan serolojik testler kişinin H.pylori ile enfekte olup olmadığını bize göstermektedir. Bu testlerin özgüllük ve duyarlılığı % 80-95 arasında değişmektedir. Düzen Laboratuvarında H.pylori antikorları tarama testi olarak Latex agglutinasyonu ve semikantitatif olarak Enzimimmünoassay (EIA) yöntemleri ile çalışılmaktadır. EIA yönteminde özgüllük ve duyarlılık Latex agglutinasyonundan daha yüksektir.

    H.pylori'nin ülser oluşturmasynda önemli faktörlerden birisi kısa bir süre önce belirlenen Caq A (Sitotoksin associated gen) proteinidir. Bu proteine özgü Cag A IgG antikorlarının deneme çalışmalarına bağlanmıştır. Kysa bir süre sonra rutin çalışmaya alınması planlanmaktadır.

    Ülser ön tanısı konan hastalara endoskopik tetkik ve endoskopi sırasında alınan biyopsi örneklerinde üreaz testide H.pylori tanısında laboratuvarımızda kullanılan tetkikler arasındadır.

    H.pylori'ye bağlı ülserler nasıl tedavi edilir?
    H.pylori'ye bağlı ülser tedavisinde günümüzde "üçlü tedavi" olarak adlandırılan bir tedavi uygulanmaktadır. Bu tedavide bakteriyi ortadan kaldırmak amacı ile 2 antibiyotik, mide asidini azaltan ve mide duvarını koruyucu ilaçlar birlikte kullanılır. İki haftalık üçlü tedavi bakteriyi ortadan kaldırır, ülser belirtilerini azaltır ve % 90'nyn üstünde hastada ülserin tekrarlanmasını önler. Tedaviden sonra 6-12 ay sonra endoskopi ve diğer tanı yöntemleri ile tedavinin etkinliği kontrol edilir.

    H.pylori enfeksiyonunun uzun sürede etkileri nelerdir?
    H.pylorinin uzun süreli enfeksiyonu ile gastrik kanser arasında ilişkinin olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Gastrik kanser dünyada ikinci sıklıkta görülen kanser türüdür ve özellikle Kolombiya,Çin gibi çocukların %50'sinden fazlasında enfeksiyonun görüldüğü toplumlarda sıktır. Amerika Birleşik Devletlerinde 1930'lardan bu yana H.pylori ile enfekte olan kişilerin sayısında azalma olduğundan, gastrik kanser sıklığı da azalmaktadır. H.pylori ile enfekte kişilerde bir lenfoma türü olan MALT (Mukozal -associated lenfoma) görülme sıklığı da normal populasyona göre 2-6 kat fazladır.

    H.pylori infeksiyonundan nasıl korunulur?
    H.pylori infeksiyonunun kaynağı tam olarak bilinmediğinden dolayı korunma ile ilgili kesin bilgiler mevcut değildir. Genellikle ellerin yıkanması, yiyeceklerin uygun (hijyenik) şartlarda hazırlanması ve içme sularının temiz olması alınabilecek koruyucu önlemlerin başlıcaları olarak kabul edilmektedir. 1-Ülseratif Kolit nedir?

    Ülseratif Kolit,bir kalın barsak (kolon) hastalığıdır.Kalın barsak,ince barsaktan sonraki barsak bölümüdür.İnce barsak,alınan besinlerin sindirildiği ve emildiği barsak kısmıdır.İnce barsakta emilmeyen posalı gıda,kalın barsakta depolanır.İçindeki suyun büyük bir kısmı burada emilir.Böylece katılaşan feçes,kalın barsağın hareketleri ile barsağın son bölümü olan rektuma gelir ve anüsten (makat) dışarı atılır.

    Ülseratif Kolit,kolonun iç yüzünü döşeyen tabakanın (mukoza) hastalığıdır.Mukoza iltihap ve kanayan yaralar (ülser) yapar.,

    Hastaların hemen hepsinde barsağın son bölümü (rektum) hastadır.Bazı hastalarda kalın barsağın daha büyük kısmı hastadır.Bazı hastalarda bütün kolon hastadır.Yani hastalığın yaygınlığı hastadan hastaya değişir.

    Hastaların bir kısmında başlangıç döneminde kabızlık olabilirse de genellikle ishal vardır.Feçes kanlıdır.Kanla birlikte mukus denen parlak,kaygan barsak salgısı ve cerahat de feçes içinde görülür.

    Ülseratif kolit;kronik,süregen bir hastalıktır.Yıllarca devam eder.Tedavi ile hastanın şikayetleri ve barsaktaki hastalık hali düzelir.Ancak zaman zaman tekrarlamalar gösterir.Hastanın ilaçlarını doktor kontrolünde sürekl, kullanması gerekir.

    2-Ülseratif kolitin nedenleri nedir?

    Ülseratif kolitin nedeni bilinmemektedir.Gıda içerisinde alınan çeşitli maddeler,bacteri,bacteri toksinleri,viruslar hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir.Ancak sorumlu hiç bir gıda maddesi veya mikrop bulunmuş değildir.Etken ne olursa olsun,bu zararlı faktöre karşı barsak mukozasında cevap olarak iltihap hücreleri artar,iltihap ve ülserler gelişir.

    Bugün için tedavide kullanılan ilaçlar;hastalığın nedeni bilinmediği için,sebebe yönelik değil,iltihabın gerilemesini sağlayan anti-enflamatuar ilaçlardır.

    3-Ülseratif kolit bulaşıcı bir hastalık mıdır?

    Hayır.Ülseratif kolit bir enfeksiyon hastalığı değildir.Hasta,hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz.

    Kirli su yada çiğ sebze ve meyve ile oluşan bazı barsak infeksiyonlarında ülseratif kolitli hastalardaki şikayetlere benzer belirtiler olur.Bu infeksiyöz barsak hastalıkları dışkı incelemeleri ile ülseratif kolitten ayırdedilir.

    4-Stres yada başka faktörler ülseratif kolit oluşmasına veya hastalığın alevlenmesine yol açar mı?

    Hayır.Bazı hastalarda stresli dönemlerde hastalığın alevlendiği görülürse de,genellikle stres ile aktivasyon arasında belirgin bir ilişki yoktur.

    Barsak enfeksiyonları ( örneğin;amip enfeksiyonu),soğuk,gribal enfeksiyon,antibiyotikler ve muhtemelen ağrı kesici ilaçlar hastalığın alevlenmesini tetikleyebilir.

    5-Ülseratif kolit gebe kalmaya engel midir?Gebeliği etkiler mi? Gebelikte ilaç kullanılabilir mi?

    Hastalığın aktif olduğu dönemde gebe kalınmaması önerilir.

    Gebelik sırasında yarı yarıya hastalık alevlenebilir,yada iyileşebilir.Bazı hastalarda doğumu takiben birkaç hafta içinde alevlenme olabilir.

    Bağışıklık sistemini etkileyen Azothiopirin [Imuran] tedavisi almakta olan hastalar gebe kalmaktan kaçınmalıdır.Bunun için doğum kontrol hapları alınabilir.Bu ilaçların hastalık üzerine kötü etkisi yoktur.Sulfasalazine [Salazoprin],mesalazine [Salofalk] gibi ilaçlar gebelik sırasında ,emniyetle kullanılabilir.

    Gebelik sırasında hastalığın alevlenmesi halinde lavman yolu ile veya ağızdan kortizon kullanmak gerekebilir.Kortizonun anne karnındaki bebeğe zararlı etkisi gösterilmemiştir.Bununla birlikte yüksek dozda kortizon hapları almakta olan hastaların bebeğini emzirmemesi önerilir.

    Ülseratif kolit gebe kalmanızı yada sağlıklı bebek sahibi olmanızı engellemez.Hamilelik ve doğum sırasındaki rizkiniz,normal kişilerden farklı değildir.

    6-Ülseratif kolit hastanın çocuğuna geçer mi?

    Ülseratif kolit anne-babdan çocuklarına geçen bir hastalık değildir.Bununla birlikte,aynı aile içinde birden fazla hasta birey bulunabilir.Hastanın çocuğunda ülseratif kolit olması düşük olasılıktır.

    7-Ülseratif kolit hastanın aile yaşamını etkiler mi?

    Ülseratif kolit,erken çocukluk çağından 80 yaşına kadar herhangi bir yaşta başlayabilirse de,genellikle ilk kez 20-40 yaşları arasında ortaya çıkar.Bu yaşlar kişinin meslek edinme ,evlenme ,ev kurma,çocuklarını yetiştirme çabalarını yoğun olarak yaşadığı yaşlardır.Bu dönemde kişinin sağlığının iyi olması çok önemlidir.Kronik tekrarlayıcı özelliği olan bazı hastalarda olduğu gibi ,ba hastalıklarda olduğu gibi ,bu hastalıkta da hastanın eşi ,ailesinin sevgi ve anlayışı hastalığın yarattığı zorlukları göğüslemesinde yardımcı olacaktır.

    8-Ülseratif kolit nasıl teşhis edilir?

    Hastanın hikayesinde kalın barsaktan olan kanama,birlikte olan ishal (kabız da olabilir) ve karın ağrısı ülseratif kolit olabileceği şüphesini doğurur.Yapılan dışkı ve kan tetkikleri ile barsak enfeksiyonu olmadığı anlaşıldıktan sonra teşhisi kesinleştirmek için kolonoskopi (veya önce rektoskopi) yapılması gereklidir.Kolonoskopi,kolonoskop adı verilen yumuşak,bükülebilir,ucundan ışık veren özel aletlerle,bu konuda özel eğitim görmüş doktorlar tarafından yapılır.Kolonoskopla makattan girilerek bütün kalın barsağın iç yüzeyi gözle görülerek incelenir.Hastalığa özel bulgular saptanır.Hastalığın şiddet derecesi ve barsaktaki yaygınlığı belirlenir.Kolonoskopi sırasında barsak mukazasından alınan minik bir parçanın (biyopsi) mikroskop altında incelenmesi ile teşhis kesinleştirilir.

    Yine hastalığa ait bulguların saptanması amaciyla barsak filmi çekilir.Gerek barsak fşlmi gerekse kolonoskopi hastanın takibi sırasında doktorun gerekli gördüğü zamanlarda tekrarlanır.

    9-Ülseratif kolit kanser midir? Ülseratif kolitli hastada barsak kanseri olur mu?

    Ülseratif kolit kanser değildir.Kanser ; vücudun herhangi biryerinde kontrol edilmeyen aşırı büyümedir.Ülseratif kolitli hastaların az bir kısmında ,ileriki yıllarda ,normal insanlara göre artmış kanser riski vardır.Özellikle tüm kolonun hasta olduğu ve hastalığın 10 yıldan daha fazla süredir mevcut olduğu hastalarda risk söz konusudur .Bu nedenle hastaların doktor kontrolü altında bulunmaları gerekir.

    10-Barsağın yalnızca bir bölümünü tutan hastalık barsağın tümüne yayılabilir mi?

    Hastalığın alevlendiği dönemlerde ,hasta olan barsak kısmı genellikle hep aynıdır.Bazen hastalığın yaygınlığında azalma olur.Bazen de,şiddetli ataklarla birlikte yaygınlığı artabilir.

    11-Ülseratif kolit tedavi edilebilir mi?

    Evet,tedavi edilebilir.Tedavide ağız yolu ile verilen haplar veya makatdan barsak içine uygulanan lavman ve fitil şeklinde ilaçlar kullanılır.Ancak hastalığı tamamiyle yok eden bir tedavi şekli yoktur .Özellikle tedavinin kısa sürede kesilmesiyle hastalık yeniden alevlenir .Bu nedenle tedavinin uzun süre (hayat boyu) olması gerekir.Bu şekılde hastalığın yeniden aktivasyonu önlenmiş olur.Yine de tedavi altında dahi,hastaların az bir kısmında hastalığın alevlenmesi olasıdır.Hastalığın tamamen ortadan kalkması,ancak hasta barsağın ameliyatla çıkarılması ile mümkünolur.

    12-Ülseratif kolit tamamen iyileşebilir mi?

    Hastalığın belirti ve bulguları yıllarca ,hatta tedavi verilmeksizin hayat boyu ortadan kaybolabilir.Hastaların büyük bir kısmında ise,ne yazık ki dönem dönem alevlenmeler göstererek seyreder.

    13-Ülseratif kolitin tedavisinde diyetin yeri var mıdır?

    Ülseratif kolit tedavisinde özel diyetlerin çok az rolü vardır .Hastalığa neden olan ya da şiddetlendiren belirlenmiş herhangi bir diyet yoktur.

    Tedaviye iyi cevap vermeyen bazı hastalarda ,su ve sütlü gıdanın diyetten çıkarılması ile önemli ölçüde iyileşme olmaktadır.

    14-Ülseratif kolite ameliyat tedavisi gerekir mi?Hangi hallerde gerekir?

    Kalın barsağın tümünü ya da büyük kısmını ameliyatla çıkartmak gerekebilir.Ameliyatı gerektiren durumlar şunlardır:

    a)Yoğun ilaç tedavisine rağmen iyileşmeyen ,barsak felci veya delinme riski taşıyan çok şiddetli aktivasyon olması.

    b)Yıllarca sık tekrarlayan ataklar nedeniyle hastanın iyileşmemesi.

    c)Özellikle kalın barsağın büyük kısmı ,ya da tümü hasta olanların tedaviye hızlı düzelmemeli.

    d)Vücudun diğer organlarda da (göz,deri,eklem )iltihabi hastalığın sık sık tekrarlaması.

    e)Kalın barsakta kanser gelişme riskinin belirmesi.

    15-Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir?

    Koritikosteroidler:(deltakortril,Ultralan,vb)Akut ülseratif kolit ataklarının tedavisinde kullanılan bu ilaçlar yüzde yuvarlaklaşma ,iştah artışı,ruhsal durumda değişikliklere yol açabilir.Yüksek dozda kortizon kullanımı kemiklerden kalsiyum kaybı,cilt ve kaslarda erime,hipertansiyon,geçici şeker hastalığı gibi olumsuz etkiler oluşturacağından doktorunuz uzun süreli yüksek doz kortikosteroid kullanımından kaçınacaktır.

    Kortikosteroid lavman ve köpükler:Bu preperatlar genellikle önemli yan etkiye yol açmamaktadır.

    Sulphasalazine:(salazopyrin)Genellikle önemli bir yan etki olmaz.Bazı hastalarda döküntü,baş ağrıları,bulantı,mide ağrıları ve aknsızlığa yol açabilir.Bu ilaç yaklaşık 40 yıldır kullanımda bulunmaktadır ve aylar,yıllar süren kullanımları güvenli bulmuştur.Erkeklerde bazen sperm sayısını azalttığı için çocuk sahibi olmayı engeller.Ancak bu geçici bir durumdur.İlacın kesilmesini takip eden 3 ay içinde normala döner.Sulphasalazine kullanımı sırasında idrar hafif turuncu renk alabilir,herhangi bir önem tanışmamaktadır.

    Mesalazine ve diğer 5-ASA ilaçları:(Salofalk, Dipentun, vb)Bu ilaçlar etki açısından sulphonamide kısmının olmayışı nedeniyle yan etkileri daha az karşılaşılmasını sağlamaktadır.İshal ,baş ağrısı ve deri döküntüleri görülebilir.

    Azothioprine:(Imuran)Bağışıklık sistemini etkileyen bu ilaç idame tedavisi sırasında bulantı,grip benzeri yakınmalar veya karın ağrısına yol açabilir.Kan hürelerinde de düşüklük yapabileceğinden ilacın kullanımı sırasında kan sayımlarının düzenli olarak takip dilmesi önerilmektedir.

    *İnflamatuar Barsak Hastalıkları Derneği Yayınıdır No:1 " adlı broşürden alınmıştır.

    Related Posts with Thumbnails

    Bu yazıya Not Ver !


    Get your own Chat Box! Go Large!

    Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

    Film izle komedi komik