akıllan ertele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıllan ertele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2008 Cumartesi

Piranha cemaati

Piranha cemaati

Yıllar, yıllar önceydi. Şimdilerde Doğan grubunun önemli gazetelerinden birinin başyazarı ünlü bir gazeteci, "Yeni elden geçirdiğim daireme yakında taşınıyorum; taşındığım gece okuyup dua edecek bir dinadamı tavsiye edebilir misin?" diye bana sormuştu. Yeni eve duayla taşınma uygulaması garibime gitmişti, ama yine de sevindim. Sonradan dairesine duasız taşındığını öğrendim ünlü yazarın...

Nur Vergin'in "Dindarlara baskı yapılıyor" tezini Ertuğrul Özkök beğenmedi. Aynı koroya katılan başkaları da, Özkök gibi, "Hayır, bizim ülkemizde böyle şey olmaz" iddiasındalar...

Biri şöyle yazdı: "Herkes Vergin'in, 'Yıllar önce yeni bir eve taşınmıştım. Kur'an okutmak istedim. Fakat sonra 'Komşular ne der' diye düşünerek vazgeçtim' şeklindeki sözlerini tartışıyor... Nur Hoca, Türkiye'de değil de Mars'ta yaşıyor olmalı... / Çünkü ben bu ülkede sosyal statüsü ne olursa olsun; cenazesinde, sünnetinde Kur'an-ı Kerim okunmayan tek hane bile bilmiyorum... / Halkımız bu tür olaylarda Kur'an okutanlara değil, okutmayanlara garip gözle bakar!"

Bence bu konuda hakemlik görevi, Doğan Medya Grubu Yayın Kurulu üyesi de olan Milliyet başyazarı Güneri Civaoğlu'na verilmeli. Şimdiden ilân ediyorum: Güneri Bey, "Hayır, yeni evine taşınan birinin bunu dualarla yapmasını engelleyecek bir mahalle baskısı yok" derse, bu tartışma benim açımdan bitmiş sayılacaktır.

Son zamanlarda giderek yaygınlaşan bir modanın farkındasınız: Çerçevesini birkaç 'pop sosyolog'un çizdiği 'siyaseten doğru' kalıpların dışına çıkan değerlendirmeler yapan biri görüldü mü, Türk medyasında köşeleri tutmuş piranhaların hep birden o kişinin üzerine saldırıyorlar.

İnsanı söylediğine de söyleyeceğine de pişman edecek bir üslupla hem de...

Prof. Nur Vergin dünyada da ismi duyulmuş saygın bir sosyolog; en iyi üniversitelerde okumuş, ciddi kitaplar yayımlamış, görüşlerine kulak verilen biri. Öyle zırt fırt konuşanlardan da değil. Kırk yılda bir Vatan'dan Mine Şenocaklı ne söyleyeceğini merak edip kendisine mikrofon tutmuş da biriktirdiği tepkileri ve güncel olaylar konusundaki görüşleri herkes tarafından bilinir hale geldi.

Uzun konuşmasının bir yerinde "Türkiye Malezyalaşmaz diyemem" dediği için Hürriyet'in yere göğe koyamadığı bir başka sosyologu hatırlayacaksınız: Şerif Mardin. Şerif Hoca o mülâkatta aslında dikkate değer başka önemli tespitlerde bulunmuştu; onlar ihmal edildi, varsa yoksa 'Malezya' gündemi işgal etti. Şimdi de aynı şey oluyor: Prof. Nur Vergin'in dört güne yayılan Vatan mülâkatının her bölümü tartışmayı hak ediyor; oysa Ertuğrul Özkök sayesinde o da tek maddeye indirgeniverdi.

Adnan Şenses bir zamanlar Tayyip Erdoğan için birkaç güzel söz söyledi diye, sonradan MHP'ye oy vereceğini açıklamasına rağmen, 'siyaseten doğrucu takım' tarafından mahkûm edildi. Adam şimdi gideceği yere dedesinin İstiklal madalyasını götürüyor, yine yaranamıyor.

Osman Yağmurdereli ise Ak Parti'den milletvekili olmakla kendini piranha cemaatinin insafına tek etmiş oldu zaten. Ne zaman ağzını açsa birileri derhal kapatmaya koşuyor. Bir tek köşe yazarı değil; medyada ne kadar piranha varsa hepsi birden...

11. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Hollanda'ya gittiğinde üniversitedeki Türk kürsüsüne de uğramış ve hocalardan görüş almıştı. Kürsünün başındaki Prof. Eric Jan Zürcher'e bir anı şilti verdiğini de hatırlıyorum Sezer'in; oradaydım çünkü... Dışişleri Bakanlığı'nın Prof. Zürcher'e daha sonra verdiği plaket hatırlanıyor da, Sezer'in verdiği şilti anan yok. Prof. Von Zürcher Ak Parti'yi övmüş, yaptıklarını takdir etmiş çünkü; Hollandalı hocayı da pişman ettirmek için aynı piranhalar faaliyetteler...

Piranha, yani 'kan içici balık' benzetmesi yaparken mübalağa etmiyorum. Yaptığı açıklamalardan sonra Prof. Vergin'in akademik başarılarını küçümseyen, hocalığına dil uzatan, yaklaşımını basit gören bir yazıya yer verdi Hürriyet... O yazıdan satırlar: "Vergin, siyaset sosyologu olduğunu söylese bile aslında bir 'muhafazakárlık sosyoloğu'dur. 'Siyasetin Sosyolojisi' adlı kitabına bakılırsa görülecektir ki, Vergin'in temel referansları Mosca ve Pareto gibi İtalyan ile Fransız ve Alman muhafazakár sosyologlardır. / Sol ve Marksizm'e ilişkin yorumları yüzeysel ve yetersizdir Vergin'in..."

O yetmedi, mülâkatın çıktığı Vatan'da, bir yazar, Nur Vergin'i Bebek sırtlarında sahibi olduğu bir arsaya villa yapma hakkı elde etmek için yağcılık yapmakla suçladı. Oysa babadan kalma arsayı Prof. Vergin üç yıl önce elden çıkarmış; böyle bir derdi kalmamış...

Koskoca profesör görüşlerini açıkladı diye başına gelenlere bakın...

Piranhalar her yerde.

3 Aralık 2007 Pazartesi

Osmanlıca’nın devreleri

Yabancı unsurların durumu bakımından Osmanlıca içinde üç devre vardır. Osmanlıca’nın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçe’sinde yazı diline sokulmağa başlayan Arapça ve Farsça unsurların Türkçe’yi istilâ işinin çok sür’atlendiği devredir. Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray hayatı ile başlamış, bu saray etrafında gelişen edebiyat ve kültür hayatının Arap ve Fars kültür ve edebiyatının nüfuzu altına girmesi Türk yazı diline bambaşka bir istikamet vermiştir.


Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluğunu kaybetmiş, yabancı unsurların kesafeti iyiden iyiye artmıştır. Fakat daha sonraki asırlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabancı kelime ve terkiplerin sayısı ve çeşitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmış değildir. Fakat iyice karışık dil yolunda çok sür’atli bir gidiş, çok kesif bir hazırlık vardır. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrın sonları artık koyu Osmanlıca’nın tam bir başlangıcı hâline gelmiştir. Böylelikle ilk devir sona ermiş ve Osmanlıca’nın yeni bir devri gelip çatmıştır.


Bu devre Osmanlıca’nın ikinci devresi olup 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devredir ki başlıca 16. asrın sonu ile 17. ve 18. asırları içine alır. Bu devrede karışık dil, koyuluğunun son haddine varmış, yapısı güç halle Türkçe’ye benzeyen yazı dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasında Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuştur. Osmanlıca böylece Türkçelikten çıkmış bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasından aşağıya doğru dönmeğe başlamış ve üçüncü devresine girmiştir.


Osmanlıca’nın ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrın ortalarından başlayıp 20. asrın başlarına kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 meşrutiyetine kadar olan devri içine alır. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında, gittikçe zayıflayarak bir nıüddet daha devam etmiştir. Bu üçüncü devre karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devredir. Osmanlıca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmiş durumdadır. Bu çözülme nihayet 20. asrın başlarında tamamlanarak Osmanlıca’nın hayatı sona ermiş ve Türkiye Türkçe’sine geçilmiştir.


Osmanlıca’nın bu son devrini eskisinden ayıran mühim bir fark da batıdan gelen yeni mefhumlar dolayısıyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazı diline sokulması ve uydurulmasıdır. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmuş, lügat kitaplarına bakarak yazı yazanlar bile çıkmıştır. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidiş temayülleri artmıştır. Eski devirde de koyu Osmanlıca’nın yanında görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazı dilinin yanı sıra sayılarını çok arttırmışlardır.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik