9 Mart 2008 Pazar
7 Haziran 2007 Perşembe
"Müslüman kadını rahat bırakın"
Danimarka’da başörtüsünün yasaklanması istenince Başbakan Rasmussen “Müslüman kadınları rahat bırakın” çağrısı yaptı, Yüksek Mahkeme Başkanı da “Başörtüsü hakim olmaya engel değil” dedi. İşte Türkiye'de bulamayacağınız ilginç tartışma...
Dine hakaret karikatürleri nedeniyle İslam dünyasının tepkisini çeken Danimarka’da “başörtüsü yasaklansın” talebi gündeme gelince, hem hükümet, hem de Yüksek Mahkeme ayağa kalktı.
Zaman gazetesinin haberine göre, hükümeti dışardan destekleyen aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi’nin eğitim kurumları ve kamusal alanda başörtüsünün yasaklanması talebi Başbakan Rasmussen ve Yüksek Mahkeme Başkanı Tolben Melchior’un sert tepkisiyle geri çevirildi.
BAŞÖRTÜSÜNE DEVLET KARIŞAMAZ
Anayasa Günü törenlerinde konuşan Başbakan Rasmussen, başörtüsünün devletin karışmaması gereken özel bir konu olduğunu belirterek “Bu hem özel hayat hem de kamusal alan geçerlidir. Bu konuda Müslüman kadınları rahat bırakın” çağrısında bulundu.
ERKEK ELİ SIKMAYAN DA HAKİM OLABİLİR
Yüksek Mahkeme Başkanı Melchior de, çok sayıda kadının avukat veya hakim olmasının entegrasyonun sağlanmasında önemli olduğuna işaret ederek şöyle devam etti: “Aynı kural inancından dolayı başını örtenler için de geçerli. Erkek eli sıkmayan veya saçını göstermeyen biri hakim olamaz diye bir kural yoktur. Başını örtmek hakim olmaya engel değil. Önemli olan yeterli bilgiye sahip olmasıdır. Başına örttüğünden ziyade kafasının içindeki bilgi önemlidir.”
3 Haziran 2007 Pazar
30 yıllık nişan yüzüğüm bile sorgulanır oldu
| ||||||
Ancak bu kısacık süre bile Türkiye'deki şekilciliğin geldiği boyutla yüzleşmesine yetti. Katıldığı bir televizyon programında 30 yıldır taşıdığı nişan yüzüğü sorgulandı. Günay'ın parmağındaki beyaz renkli platin yüzük için ilginç ifadeler kullanıldı: "Gümüş yüzük taşıyor. Yüzüğü sağ eline takıyor." Günay, bu tabloyu şöyle özetliyor: "Türkiye'de şekilden yola çıkan, ufuksuz bir siyaset var." Günay, bunları 'marjinal çevreler' olarak tanımlıyor. Tercihinin genel olarak olumlu karşılandığını, bazı CHP teşkilatlarının bile kendisine destek verdiğini kaydediyor. Eski partisinden AK Parti'ye oy kazandıracağı düşüncesinde. Yeni partisine yapılan baskıları ise CHP içinde demokrasi mücadelesi veren Bülent Ecevit'e yöneltilen haksız suçlamalara benzetiyor. Eski CHP Genel Sekreteri, "Neden AK Parti?" sorusuna tek cümleyle cevap veriyor: "Demokrasinin yanında durduğumu göstermek için." Cumhuriyet mitinglerinde AK Parti karşıtlığı oluşturulduğuna dikkat çekerken 15-20 milyon oy almış bir partiyi dışlamanın demokrasinin önemli ayaklarından birini çökertmek anlamı taşıdığını kaydediyor. Günay, AK Parti'yi 'Büyük Halk Partisi' olarak tanımlıyor. Hükümetin sosyal politika alanındaki icraatlarını bu tanıma delil olarak gösteriyor. Dünya standartlarında solun değişimci, sağın statükocu olduğunu belirtirken, Türkiye'de tablonun farklı olduğuna işaret ediyor: "AK Parti, değişimci; CHP statükocu." "AK Parti'ye katılmasaydı ne yapacaktı?" Günay, bu soruya şöyle cevap veriyor: "Doğru bildiklerimi anlatmaya devam edecektim. Bir fikir adamı olarak üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında ve medyada konuşmaya devam ederdim." Günay, "bakanlık pazarlığı yapıldığı" yönündeki iddialara ise tepkili. "Bunu saygısızlık sayarım." Erdoğan'ın kendisine "Demokratileşme, toplumu kucaklama hareketi içinde faydalı olacağınızı düşünüyorum." dediğini aktaran Günay, "Adım atarken etrafımdakilerden dirençle karşılaşsaydım bunu yapamazdım." diyor. AK Parti'nin maruz kaldığı baskıyı CHP içinde bir dönem demokrasi mücadelesi yürüten Bülent Ecevit'in durumuna benzeten Günay şöyle devam ediyor: "Hükümet, ekonomiyi yıkılmayan bir sağlamlığa kavuşturdu. Sosyal hizmet alanında önemli işler yaptı. AB sürecini başarıyla yürüttü. Buna rağmen vehimler üretiliyor, niyetler okunuyor. Haksız tartışmalarla suçluyorlar. Ecevit ve CHP'ye karşı da yapıldı bunlar. Bu karalamalarla demokrasi dışı arayışa sürükleniyor ülke." | ||||||