cihad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cihad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2007 Pazartesi

Meçhul Kahramanlar

Tarihe sığmayan erler"in hatırasına...
İnsan vardır mumyalarla korunur.
İnsan nardır gönüllerde buğu buğu.
İnsan vardır çakır - keyf ve neş'eli.
İnsan vardır insanlığın ızdırabıyla dertli.

O, tarihe "Çanakkale Geçilmez" destanını kanıyla yazdıran kahraman!
O, Malazgirt'te Anadolu kapısına vurulan zincirleri parçalayan cihangir!
O, haçlı ordularının ihtiraslarını, gayzlarını, öfkelerini, bağrında eriten serdar!
O, ufuk - insanın "Ne güzel emirdir" iltifatıyla tarihe nakşolan sultan!
Ve yine O, milletinin ma'kûs kaderini değiştirmek için tarihin bağrına gömülen meçhul asker!Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem sığmazsın.

M. Akif

O, insanlığın karanlık ufkuna doğan ümit güneşi ve bazen, ızdırablı gönüllerin tek tesellisi.. Bazen de, uçurumun dibindekilerin ızdırabıyla "Everest"teki gönlüne lâvları yerleştiren "Asrın dertlisi" : "Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki nâmına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında veyahut memleket hapishanelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı Harplerde bir cânî gibi muamele gördüm. Bir serseri gibi memleket memleket sürgüne gönderildim. Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. "Tarihin sayfaları meçhul kahramanla ebedîleşir. Milyonların adı mezar taşına nakşedilirken, O'nu meçhuller kollarına alır, sonsuzluğa pervaz ettirirler. Gönüller O'nun demine pervane, gözler O'nun hasretiyle nemli olduktan sonra, meçhul veya ma'lûm olmasının ne ehemmiyeti var!İnsanlığın kaderine te'sir eden gerçek fâtihler, onların kasvetli bulutlarla kaplı ufuklarında birer güneş gibi doğmuşlardır. Kimbilir belki de bu karanlık günler, yeni fâtihler doğurur.. Yoksa, hicran içindeki gönlümüzün en son durağı ebedî hüsran..

Nerde kaldı o çağlar ki.
Analar arslan doğururdu.
Hilkat insan çamurunu,
Destanlarla yoğururdu.

Nerde o yiğitler ki gür.
Sesleri ülkeyi burur
"Yürü" dese dağlar yürür,
"Dur" dese dağlar dururdu.

A. N. Asya

Engin KARADENİZ

Kaynak : http://www.sizinti.com.tr/

19 Aralık 2006 Salı

Mehmet Akif Ersoy (1877–1936)

Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Arnavut Tahir Efendi’nin oğludur. 1873 yılında İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936 yılında aynı kentte vefat etti. Emir Buhari Mahalle Mektebi’nde ilköğrenimini tamamlayıp, ortaöğrenimini Fatih Merkez Rüşdiyesi’nde ve Mekteb-i Mülkiye İdadisi’nde gördü, bir yandan da Fatih Camisi’ndeki derslere giderek Arapça ve Farsça öğrendi. Mülkiye’nin yüksek kısmına geçtiği yıl babası ölüp evleri de yanınca yeni açılan Halkalı Baytar Mektebi’ne girdi. Dört yıl süren öğrenimi sonunda baytarlık (veterinerlik) bölümünü birincilikle bitirdi (1893). Tarım Bakanlığı baytarlık bölümünde memurluk yaptı. Rumeli, Anadolu, Arnavutluk ve Arabistan’da dört yıl kadar görevli olarak bulundu. Bir süre sonra, ek görev olarak, Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’nde kitabet dersleri (1906) verdi. 1908’den sonra, arkadaşı Eşref Edip ile birlikte Sırat-ı Müstakim (1908) ve daha sonra Sebil’ür-Reşad (1912) dergilerini çıkardı; bu yıllarda, resmi görevi olan Umur-i Baytariye Müdür Muavinliğinde çalışırken Darülfünun Edebiyat-ı Umumiye müderrisliğine atandı (1908). Balkan Savaşı’ndan sonra Umur-i Baytariye şubesindeki görevinden (1913), ardından Darülfünun’daki (1914) görevinden ayrıldı. Meşrutiyet’in ilk döneminde, Ziya Gökalp’in öncülüğüyle başlayan “Türkçülük” akımına karşı, Mısırlı düşünür Muhammed Abduh’un (1849–1905) etkisiyle “İslam Birliği” görüşünü benimsedi. Sırat-ı Müstakim ve Sebil’ür-Reşad’da yayımladığı makaleler, şiirler, çeviriler ve Fatih, Şehzadebaşı, Süleymaniye, Beyazıt camilerinde verdiği vaazlarla (1912) bu ülküyü yaymaya çalıştı. Birinci Dünya Savaşı içinde İtilaf Devletleri’ne karşı Ortadoğu’da bir İslam birliği kurma siyaseti güden Almanya’nın çağrısı üzerine, Harbiye Nezareti’ne bağlı “Teşkilat-ı Mahsusa” tarafından Berlin’e gönderildi (1914), burada Almanların eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kamplarda incelemelerde bulundu. Dönüşünde yine birkaç ay kadar da Arabistan’a gönderildi, savaş yılları içinde “Babü’l Meşihat”e bağlı olarak kurulan “Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye” başkâtipliğine atandı (1918). Kurtuluş Savaşı sırasında Kuvayı Milliye’den yana davranış ve yazılarından dolayı, Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’deki görevinden atıldı (1920). Anadolu’ya geçerek Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Burdur Milletvekili olarak görev yaptı (1920–1923); Konya ayaklanmasını önlemek, halka öğüt vermek için Konya’ya gönderildi. Oradan Kastamonu’ya geçti, Nasrullah Camii’nde Sevr Antlaşması’nın iç yüzünü, Kurtuluş Savaşı’nın niteliğini anlatan coşkulu bir vaaz verdi, bu vaaz Diyarbakır’da basılarak (1921) bütün vilayetlere ve cephelere dağıtıldı. Yaşamının bu döneminde “İstiklal Marşı”nı yazdı (1921). Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra İstanbul’a döndü; devlet yönetim sisteminde yapılan değişiklikleri kendi inanç ve anlayışına aykırı gördüğü için Türkiye’den ayrıldı. Mısır’a gitti, Hilvan’a yerleşti, Kahire’deki Camiü’l Mısriyye adlı üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı müderrisliğinde bulundu (1925-1936), bu gönüllü sürgün döneminde siroz hastalığına tutuldu. Hastanede yattı, tedavi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı mezarlığındadır. Mehmet Akif, milletini ve dinini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sahip, şair tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebi bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir şairdir. İstiklal Marşı şairi olması bakımından da “Milli Şair” unvanını almıştır. Şairin en büyük eseri Safahat adı altında toplanan şiirleri şu yedi kitaptan oluşmuştur: Safahat (1911), Süleymaniye Kürsüsünde (1912), Hakkın Sesleri (1913), Fatih Kürsüsünde (1914), Hatıralar (1917), Asım (1924), Gölgeler (1933).

kaynak : http://kosova.ihh.org.tr

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik