yarak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yarak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2007 Perşembe

Osmanlı İmparatorluğunun Sarayları Hakkında birtakım bilgiler.....


Osmanlı saraylarından en eski örnek Bursa'da Orhan Bey zamanında inşa edilen Bey Sarayı'dır. Günümüze hiçbir kalıntı gelmemiş olan bu saray, daha o dönemde Osmanlı sultanlarına henüz "Bey" dendiği için bu adla anılmaktadır. Yine Bursa'da, I. Murad'ın annesi Nilüfer Hatun'un yaptırdığı saray da günümüze gelememiş olan erken bir örnektir.
Edirne I. Murad tarafından fethedildiğinde önce sur içinde, Kavak meydanında bir saray yaptırılmıştı. Daha sonra 1450'de Tunca nehri kenarında bir yenisinin yapımına başlanmıştır. Bu sarayın yapımını, ileride "Fatih" ünvanını alacak olan Sultan Mehmed sürdürmüştür. Edirne Sarayı, daha sonra da çeşitli sultanlarca yaptırılan ek yapılarla genişletilmiştir.

Fatih'le birlikte önemli bir gelişmeye tanık olunur. Bir kanun ile teşrifak kuralları saptanmış olduğundan, sarayın planı da bu kuralların uygulanmasına elverişli bir biçimde düzenlenmiştir. Nitekim, bu düzenlemenin bir benzeri daha sonra Topkapı Sarayı'nda da yinelenir. Öyle ki, binalara bile aynı adlar verilmiştir. Birbiri ardına sıralanan avlulardan oluşan bu planda, "Harem"de duvarlar arasında ayrı bir bölüm halindedir. Çoğu Osmanlı sultanının gidip kaldığı ve 19. yüzyıla kadar kullanılmış olan Edirne Sarayı'nda 117 oda, 21 divanhane, 18 hamam, 8 mescit, 17 büyük kapı, 13 koğuş, 4 kiler, 5 mutfak ve 17 kasrın bulunduğu düşünülerse, yapının büyüklüğü hakkında bir fikir edinilebilir. Ama bu büyüklük, kompleksin yer aldığı arazi açısından düşünülmelidir. Çünkü Osmanlı saraylarında yapıların hiçbiri, Avrupa saray mimarisinde olduğu gibi, ölçüleri açısından anıtsal değildir. Yapılara insani ölçüler egemendir. Yalın bir mimari içinde oranlarla oluşturulan güzellik, iç süslemeyi ve eşyaların inceliğini ezmez; tam tersine bu eşyalarla olgun bir uyum içindedir. Edirne Sarayı'nın yüksek duvarlarla çevrili iç kısmında, Selçukluların Kılıçarslan Köşkü'ndeki gibi Türk saraylarına özgü bir "Kule-köşk" yer alır. Bu, bir Adalet Kasrı'dır. Aynı birim daha sonra Topkapı Sarayı'nda da karşımıza çıkar.


Fatih İstanbul'u aldığında yalnız kenti değil, Bizans Sarayı'nı da yıkıntı halinde bulmuştu. Doğal olarak, hemen bir saray yapımına başlandı. Bu saray, bugün İstanbul Üniversitesi merkezinin bulunduğu alanda, yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde birçok köşkten oluşuyordu. Yalnız bu sarayın da Edirne ve Topkapı saraylarındaki gibi teşrifat kurallarına uyacak biçimde, bir avlular dizisi halinde olup olmadığını bilmiyoruz. Bu saray konusundaki tek kaynak, 16. yüzyıl minyatür ustalarından Matrakçı Nasuh'un İstanbul'u gösteren resmidir. Bu İstanbul resminde saray, Bayezid Camii'nin hemen önünde, dikdörtgen duvarla çevrili bir bahçe içinde yer almaktadır. 1617'de bir yangın geçirmiş ve yanan kısımları yeniden inşa edilmiş olan bu sarayın yerine Abdülaziz döneminde Bab-ı Seraskerî denilen Harbiye Nezareti yapılmıştır. Bu yapı Cumhuriyet'ten bu yana İstanbul Üniversitesi olarak kullanılmaktadır.

Fatih, Eski Saray'dan sonra Bizans akropolünün bulunduğu yerde iki köşk yaptırmıştır. Bunlardan biri de bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri bahçesindeki Çinili Köşk'tür.
Osmanlıların saray mimarisi alanındaki en önemli yapısı ise, hiç kuşku yok ki, Topkapı Sarayı'dır. 1472-1478 yılları arasında yaptırılmış olan saray, tahta geçen hemen her sultanın eklettiği binalarla gittikçe genişleyip büyümüştür. Topkapı Sarayı bu özelliğiyle Osmanlı mimarisi ve süslemesindeki üslup değişimlerini içeren bir kolleksiyon gibidir. Saray, bir eksen üstüne sıralanmış büyük avular ve bunların çevresine yerleştirilmiş mekanlardan oluşmaktadır. Bab-ı Hümayun adlı ilk kapıdan sarayın birinci avlusuna, Bab-ı Selam'dan da ikinci avlusuna girilir. Solda kubbealtı, onun hemen arkasında da sultanın kubbealtı toplantılarını kafesli bir pencereden izlediği Adalet Kulesi vardır. Buna bitişik binada ise devlet hazinesi korunur. Avlunun sağında da kubbe ve bacalarıyla saray mutfakları yer alır. Avlunun solundaki meyilli yoldan ise, Has Ahırlar'ın bulunduğu taşlığa inilir.



Bab-ı Selam'dan sonra gelen Bab-ı Saade ya da Akağalar Kapısı ise, sarayın "Birun" denen dış kısmı ile "Enderun" denen iç kısmını birbirinden ayırır. Bu kapının önü çeşitli törenler için kullanılmıştır. Tahta çıkışı izleyen törenler, bayramlarda sultanın tebrikleri kabulü, serefe çıkıştan önce sultanın Sancak-ı şerif'i başkumandana teslimi hep bu kapının önünde yapılırdı.
Akağalar Kapısı'ndan geçince karışmıza gelen Arz Odası'nda, sultan yabancı devlet temsilcisi elçileri kabul ederdi. Elçi heyetinin getirdiği hediyeler de köşesinde lake bir taht bulunan Arz Odası'nın bir kapısından padişaha sunulur, öteki kapıdan çıkarılıp içeri alınırdı. Arz Odası'nın bulunduğu avluda Ağalar Camii, sultanın özel hizmetinde olanların koğuşu ve III. Ahmet'in yaptırdığı kitaplık yer almaktadır. Bu avluda ayrıca, sultanın özel hazinesinin bulunduğu bölüm ve Fatih döneminden kalma Has Oda bulunmaktadır. Has Oda'da günümüzde "Kutsal Emanetler" sergileniyor. Bundan başka, Sarayburnu yönünde ise Bağdat Köşkü, Revan Köşkü, Mecidiye Köşkü, Sofa Köşkü gibi yapılar bulunmaktadır. Öte yandan, deniz kenarında bugün bulunmayan daha birçok köşk vardı. Bunlardan, tam boğaza bakan bir tanesinde kapının iki yanında toplar asılı idi. "Toplu Kapı" denen bu yapının yerine III.Ahmet zamanında ahşap bir köşk yapılmış, adına da "Topkapı Sarayı" denmiştir. ılerleyen yıllarda da bu ad, bütün saray için kullanılmaya başlanmıştır.


Adalet Kulesi'nin ardında kalan ve Haliç'e bakan meyilli arazi üzerinde ise Harem kısmı bulunmaktadır. Bu bölüm belirli bir plana uyulmadan birbirinin önüne, yanına yapılmış ek ve binalardan oluşmaktadır. Öte yandan sarayın bu kısmında, meyilli araziye uymak için çeşitli mimari çözümler de denenmiştir. Sevinçli, görkemli ama bir o kadar da acı olayın yaşandığı Topkapı Sarayı, hem devletin idare edildiği bir merkez hem sultanın evi, hem de çeşitli törenlerin yapıldığı yer olarak çok değişik işlevler yüklenmiştir. Topkapı Sarayı, içindeki birçok değerli eşya ve yapıtla birlikte 1924'te halkın ziyaretine açılmış ve bir "Müze-Saray" kimliği kazanmıştır.
Manisa, III. Mehmed'e değin şahzadelerin hükümdarlığa hazırlandığı, adeta staj yaptıkları yerlerden biriydi. şahzadeler Manisa Sarayı'nda devlet idaresinin küçük bir modelini yaşıyorlardı. Bundan dolayı da bu yapı, merkez sarayın küçük bir örneği durumunda idi. Günümüze gelmemiş olan bu sarayın çift sayfa üzerine yapılmış minyatür bir resmi, şehname-i Âl-i Osman adlı yapıtta yer almaktadır.
II. Selim zamanında bugünkü Dolmabahçe Sarayı'nın yerinde Hatice Sultan için, Melling'e bir saray yaptırılmıştı. Beşiktaş Sarayı denen bu yapı, Sultan'ın Batı'daki ileri teknolojiye ve kültüre duyduğu hayranlığa dayanılarak yeni bir anlayış ile gerçekleştirilmişti. Penceresinden balık tutulabilecek kadar deniz kıyısında yer alan bu saray 1815'te yanmıştır. Bunun üzerine Beşiktaş Sarayı, Sultan II. Mahmud tarafından ahşap olarak yeniden inşa ettirilmiştir.
Sultan Abdülmecid ise 1853'te bu yapıyı yıktırarak içi ahşap, dışı kagir Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırmıştır. Dıştan Avrupa saraylarına benzeyen Dolmabahçe Sarayı'nda Batı mimari üsluplarının bir karışımı söz konusudur. Sarayın selamlık kısmı, öteki saraylarda devlet işlerinin görüşüldüğü bölümlerin işlevini yüklenmiştir. Topkapı Sarayı'nda Bab-ı Saade önünde yapılan törenlerin çoğu ise burada "Muayede" salonunda yapılmakta idi. Çok gösterişli ve büyük olan bu salondan başka, ramazanlarda teravih namazlarının kılındığı, dini sohbetler ile padişahların kızkardeşleri ve kızlarının düğünlerinin yapıldığı, padişahın harem halkının bayram tebriklerini kabul ettiği salonlar da vardır. Bu salonlar bir yanda harem bahçesine, öte yanda da denize bakan pencerelere sahiptir.


Dışı her ne kadar Avrupa saraylarına benzese de Dolmabahçe Sarayı'nın içi Türk İslam yaşamına uygun bir biçimde düzenlenmiştir. Sarayda Minderli Oda, Namaz Odası, Ders Odası gibi geleneksel yaşantıya uygun mekanlar da bulunmaktadır. Yapının iç mekanı bu geleneksel birimleri kuşatacak biçimde düzenlenmiştir. Dolmabahçe Sarayı bütünüyle ele alındığında, Türk yalı ve ev mimarisinin Avrupa mimarisiyle olan ilginç birleşimini sergilemektedir. Saray, devletin içinde bulunduğu sıkıntıyı unutturmak istercesine görkemli bir biçimde ele alınmış, bu nedenle de çok büyük bir mali yük getirmiştir. Sarayın biri yol üstünde, öteki kara tarafındaki iki kapısı, büyüklükleri ve aşırı yüklü süslemeleriyle içerideki görkemi adeta dışarı yansıtmaktadırlar.

İstanbul Boğazı'nın karış yakasında ise Beylerbeyi Sarayı yer almaktadır. Beylerbeyi Sarayı da ahşap yapının yerine 1865 yılında yaptırılmıştır. Beylerbeyi Sarayı Dolmabahçe'den daha küçük boyutta olmasına rağmen, süslemesi ve içindeki eşya açısından son derece gösterişlidir. Bu gösteriş, sarayın Mavi Sütunlu Salonu'nda açıkça gözler önüne serilir. Mermer taklidi süsleme bu gösterişi desteklemektedir. Sarayın yemek salonu ise, o dönemde Osmanlıya artık iyice yerleşmiş olan Avrupa etkilerini yansıtır. Burada Batı biçimi yemek kurallarına uygun bir mekan söz konusudur.
Beşiktaş ile Ortaköy arasında, Abdülmecid tarafından eski bir sarayın yerine inşaatına başlanan Çırağan sarayı ise, Sultan'ın ölümü üzerine Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. ıçindekilere mutlu günler yaşatamamış olan bu saray, 1910'da yanarak günümüze ancak dört duvar halinde gelebilmiştir. Eski fotoğraflarının yanı sıra içinde yaşayanların da anlattığına göre, Çırağan Sarayı iç süsleme açısından öteki son dönem saraylarının hepsinden daha güzel imiş. Bu güzelliğin bir örneği ise, buradan alınarak şale Köıkü'ne götürülen ve bugün Arabesk Oda'yı süsleyen sedefli kapılardır.


Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan saraylarının hepsi deniz kıyısındadır. Oysa Yıldız Sarayı, denizden uzak bir tepede eski bir "Saray-Köşk"ün bulunduğu yerde kurulmuştur. Büyük Mabeyn, Abdülaziz tarafından Beylerbeyi Sarayı'na benzer bir yapı olarak yaptırılmıştır. Sultan Abdülhamid ise kendini daha güvencede hissettiğinden buraya yerleşmiştir. Bundan sonra da saray, birçok köıkün arka arkaya yapılması ile genişleyip Yıldız Parkı içine yayılmıştır. Yıldız Sarayı da Cumhuriyet'in ilanını izleyen yıllarda ulusun malı olmuştur. Günümüzde ise restorasyon çalışmalarına sahne olan Yıldız Sarayı, yeniden değerlendirilerek kamuoyuna açılmaktadır. Bu büyük sarayların yanında Küçüksu, Ihlamur, Aynalıkavak gibi günlük kullanım için yapılmış olan küçük kasırlar da İstanbul'u süslemektedir.

8 Haziran 2007 Cuma

Bölgenin en büyük oyuncusu Türkiye ve Rusya

Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Yevgeniy Kajokin, "bölgenin en büyük iki oyuncusu olan Rusya ve Türkiye'nin özel bir sorumluluğunun olduğunu" söyledi.

Kajokin, Türkiye ve Rusya arasındaki siyasi, ekonomik ve askeri alanda gelişen işbirliğini değerlendirdi.

Bölgenin en büyük iki oyuncusu olarak nitelediği Rusya ve Türkiye'nin özel bir sorumluluğunun bulunduğunu vurgulayan Kajokin, "iki ülkenin öncelikle aralarındaki ekonomik ve siyasi işbirliği alanında oluşan farkı kapatma dönemi yaşadıklarını" belirtti.

"Siyasi ilişkilerde de dinamik bir gelişme olduğunu" ifade eden Kajokin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu ilişkilerin askeri boyutu da kapsamasının son derece önemli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle askeri yetkililerimiz arasında en üst düzeyde temasların kurulması son derece önemli. Ben sadece Genelkurmay Başkanımız Yuri Baluyevski'nin ziyaretinden bahsetmiyorum. Diğer askeri yetkililerimiz arasındaki ilişkiden de bahsediyorum. BLACKSEAFOR tatbikatına birlikte katılmamız çok önemli. Bu temaslar sadece askeri alanlar için değil aynı zamanda ilişkilerimizdeki tüm atmosfer için de önemli. Biz Moskova'da, Türk ordusunun siyasi sistemdeki özel rolünü iyi anlıyoruz. Bu bağlamda genelkurmay başkanları arasında Türkiye ile doğrudan ilişki bizim için son derece önemli.''

-BÖLGESEL KONULARDA İŞBİRLİĞİ-

"Rusya ve Türkiye'nin özellikle İran ve Irak gibi bölgesel konulardaki işbirliğinin hayati önem taşıdığına" dikkat çeken Kajokin, ''İran ve Irak sorunu bölgesel olduğu gibi aynı zamanda global bir sorun. Bu sorunların çözümünün bu kadar zor olmasının nedenlerinden biri de bu'' dedi.

Kajokin, "Rusya ve Türkiye için İran sorununun barışçıl yollardan çözümünün ve Irak'ta istikrarın sağlanmasının hayati önemi olduğunu" belirterek, şunları söyledi:

''Siz İran ve Irak'a komşusunuz. Biz de Hazar Denizi'nde İran'a komşuyuz ve Irak ile çok yakın ilişkimiz var. Rusya olarak, Irak'taki değişik etnik ve dini gruplar arasındaki çatışmaların bölge için çok büyük sorun oluşturduğunu biliyoruz. Orta Doğu ülkelerinin demokratikleşmesi olarak tanıtılan Büyük Orta Doğu Projesinin çöktüğüne tanıklık ediyoruz. Bu nedenle farklı yaklaşımlar gerekiyor. Bana göre bölge ülkelerine büyük rol düşüyor. Bölge ülkelerine İran'ın da dahil edilmesi gerekiyor. İran'a yönelik yeni bir bakış açısı getirmek gerekiyor. O da İran'ın normal bir ülke olduğu anlayışını geliştirmekle olur. Evet İran'da özgün bir siyasi sistem var. Ama eğer bilimsel açıdan yaklaşırsak, Rusya, Türkiye ve ABD'nin de çok özgün siyasi sistemi var. Eğer Amerika'daki sistemi yarın alıp Çin'de uygulamaya kalkarsanız o zaman tam bir felaket olur. Veya İran'daki sistemi değiştirmeye çalışırsanız yine felaket olur."

"Değişik medeniyetler ve gelenekler olduğunun iyi anlaşılması ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini" ifade eden Kajokin, "bu yaklaşımın uygulanması halinde yeni bir atmosferin oluşacağını, bu durumda da İran'ın çok karmaşık nükleer sorununu görüşmenin daha kolay olacağını" söyledi.

"Rusya'nın İran'ın barışçıl nükleer program geliştirme hakkı olduğuna inandığını" kaydeden Kajokin, "Ama yeni nükleer silahlara sahip bir ülkenin ortaya çıkmasına kesinlikle karşıyız" diye konuştu.

"İran'ın nükleer programı ile ilgili durumun giderek kırılganlaştığını" belirten Kajokin, "bu durumun ne İran'ın ne de bölge ülkelerinin çıkarına olduğunu, konuya dahil olan herkesin sorumluluk içerisinde hareket etmesi gerektiğini" kaydetti.

-TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ-

Kajokin, Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler konusunda da "iki ülke arasında Sovyetler Birliği döneminde de iyi bir ekonomik işbirliğinin olduğunu, ancak son yıllarda bu işbirliğinin her alanda dinamik bir şekilde geliştiğini" belirterek, "Bu işbirliği sadece iki ülkenin değil, aynı zamanda bölgenin de çıkarına" dedi.

Kajokin, iki ülke arasındaki askeri teknik işbirliği konusunda, "Türkiye'deki askeri ihalelere katılmaları gerektiğine ve kaliteli silahları olduğuna inandığını" belirterek, "Hatta batılı rakiplerimizden daha kaliteli silahlarımız da var. Neden Türkiye gibi dost bir ülke silahlarımızı satın almasın?" diye konuştu.

"İki ülke arasındaki askeri teknik işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini" ifade eden Kajokin, "bunun için ortak tatbikatlar yapılabileceğini, Türk ve Rus subaylarının askeri akademilerde karşılıklı eğitim alabileceğini" kaydetti.

"Bölgede istikrar için çalışılması gerektiğini ve Türkiye'nin istikrar için çalışmayı amaç edinen güçlü bir geleneği olduğunu" vurgulayan Kajokin, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin güvenlik alanındaki sorunlarını, terörizm konusundaki sıkıntılarını anlıyoruz. Türkiye tarafından terörizme karşı alınan önlemlerin makul ölçüde olduğuna inanıyoruz. Hatta biz de terörizmden çok çektiğimiz için Türkiye'yi başkalarından daha iyi anlıyoruz. Bu terörist saldırıların yapılmasını imkansız hale getirmek için çifte standartlı politikalara son verilmesi gerekiyor."

"Türkiye ve Rusya'nın 1992 yılında imzalanan anlaşma ile dost olduğunu" ifade eden Kajokin, "şu anda iki ülkenin ilişkilerini 15 yıl önce imzalanan bu anlaşma doğrultusunda geliştirdiğini" söyledi.

Kajokin, şöyle konuştu:

"Bu anlaşma, işbirliğimizi herhangi bir ülkeye karşı geliştirmediğimizi gösteriyor. Terörizme ve halklarımıza yönelik her türlü tehdide karşı işbirliğimiz var. Ayrıca çevrenin korunması, uyuşturucu, beyaz kadın ve insan ticareti gibi birçok alanda işbirliği yapıyoruz. Bu tip bir işbirliği başkalarına karşı nasıl bir tehdit oluşturabilir? Tüm bu işbirliği sadece güvenlik için. Bu işbirliği sadece ülkelerimizin değil, özellikle başta bölge ülkeleri olmak üzere tüm diğer ülkelerin de çıkarına. Türk askeri veya siyasi yetkililerinin Rusya ile blok oluşturacağı yönündeki iddialar da bana çok ciddi görünmüyor."

-"İŞBİRLİĞİMİZ DAHA VERİMLİ OLABİLİR"-

"Rusya ve Türkiye arasındaki işbirliğinin daha verimli olabileceğini" de ifade eden Kajokin, "Şu anda ülkemde Türkiye hakkında olumlu bir görüş oluştu. Milyonlarca Rus Türkiye'yi turist olarak ziyaret etti. Ben bunun politikacılar için çok ciddi bir zemin oluşturduğuna inanıyorum" dedi.

"Politikacılar arasındaki anlayışın da halklar arasındaki anlayışın seviyesinde olması gerektiğini" kaydeden Kajokin, "İhtiyacımız olan büyük laflar değil, halklarımız için önemli olan alanlarda olumlu adımlar atmamız ve işbirliği yapmamızdır. Bu nedenle ben Türkiye-Rusya ilişkilerinin geleceğine çok iyimser bakıyorum" diye konuştu.

"Türkiye'ye gittiğinde iki farklı dil grubunda olan Türkçe ve Rusça'da birçok ortak kelimenin bulunduğunu gördüğünü" anlatan Kajokin, "Örneğin vişne ve çay hatırladığım kelimeler. Çünkü komşuyuz ve birbirimize karışmış durumdayız" dedi.

-"TÜRKİYE'DE RUS FİLMLERİ GÖSTERİLSİN"-

Kajokin, "iki ülke ilişkilerinin gelişmesinin en önemli ayağının kültür alanı olduğunu belirterek", şunları söyledi:

"Bu çok önemli. Eğer en iyi Rus filmlerini Türkiye'de gösterme şansı olursa bunun çok yararlı olacağına inanıyorum. Çünkü bu tip filmler ülke, halk, kültür ve gelenekler hakkında bilgi verir. Ben bunu çok önemli buluyorum ve kültürel alanda yapılanların yeterli olmadığına inanıyorum."



/ Değerli bir yetliki diye biliyorum

7 Haziran 2007 Perşembe

"Müslüman kadını rahat bırakın"

Danimarka’da başörtüsünün yasaklanması istenince Başbakan Rasmussen “Müslüman kadınları rahat bırakın” çağrısı yaptı, Yüksek Mahkeme Başkanı da “Başörtüsü hakim olmaya engel değil” dedi. İşte Türkiye'de bulamayacağınız ilginç tartışma...


Dine hakaret karikatürleri nedeniyle İslam dünyasının tepkisini çeken Danimarka’da “başörtüsü yasaklansın” talebi gündeme gelince, hem hükümet, hem de Yüksek Mahkeme ayağa kalktı.

Zaman gazetesinin haberine göre, hükümeti dışardan destekleyen aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi’nin eğitim kurumları ve kamusal alanda başörtüsünün yasaklanması talebi Başbakan Rasmussen ve Yüksek Mahkeme Başkanı Tolben Melchior’un sert tepkisiyle geri çevirildi.

BAŞÖRTÜSÜNE DEVLET KARIŞAMAZ
Anayasa Günü törenlerinde konuşan Başbakan Rasmussen, başörtüsünün devletin karışmaması gereken özel bir konu olduğunu belirterek “Bu hem özel hayat hem de kamusal alan geçerlidir. Bu konuda Müslüman kadınları rahat bırakın” çağrısında bulundu.

ERKEK ELİ SIKMAYAN DA HAKİM OLABİLİR
Yüksek Mahkeme Başkanı Melchior de, çok sayıda kadının avukat veya hakim olmasının entegrasyonun sağlanmasında önemli olduğuna işaret ederek şöyle devam etti: “Aynı kural inancından dolayı başını örtenler için de geçerli. Erkek eli sıkmayan veya saçını göstermeyen biri hakim olamaz diye bir kural yoktur. Başını örtmek hakim olmaya engel değil. Önemli olan yeterli bilgiye sahip olmasıdır. Başına örttüğünden ziyade kafasının içindeki bilgi önemlidir.”

NTV

3 Haziran 2007 Pazar

Türk okullarından İsveç’e ne? / Ne demek Ne Fikirlerini Söylesinler

İsveçliler, İsveç'teki okullarda serbestçe yapılan ibadetlerin Müslüman bir ülke Türkiye'de bunun problem edilmesine bir anlam veremiyorlar. / Kalın kafalat .


Türk okullarından İsveç’e ne?

İsveç'in önemli sol partilerinden ve önceki hükümetin ortaklarından Yeşiller Partisi lideri Maria Wetterstrand, İsveç'teki okullarda serbestçe ibadet edilebileceğine de değinerek Müslüman bir ülke Türkiye'de bunun problem edilmesine bir anlam veremediğini söyledi. / Biz Osmanlıyız Gerekeni yaparız. Bunlar da küçük meseleler. teknolojimizi üreteceğiz - en iyisi - Eğiteceğiz ve sosyal yaşam hakkımızı alacağız ,kimin kime kıldığı , ne derin olduğu kendine, biz inceleriz :) /
Wetterstrand, "Eğitimlerini engellemediği sürece bir öğrenci bir odaya gidip namazını kılabilmeli, bizler için fark etmez / Fark ederdi /. Tabii ki kılacaklar namazlarını." dedi. / Gerekli aralar verilir istek olursa gerekli mekan sağlanır /

Beş yıldır İsveç meclisinde olduğunu ve şuan 33 yaşında olduğunu söyleyen Wetterstrand, bu zamana kadar yabancılar, göçmenler, ilticacılarla ilgilendiğini ve de çevrecilik alanında çalışmalarda bulunduğunu ve şuan da Yeşiller Partisi'nin eşbaşkanlığını yürüttüğünü söyledi.
Partisinin genel felsefesini, "Bütün dünyanın refah, birbirine karşı sorumluluk duyarak, suya-havaya zarar vermeden yaşamasını sağlamak" olarak özetleyen Wetterstrand, "İnsanlar değişik değişik olabilir ama bir arada yaşayabilmek mümkün, hangi dinden ve kültürden olursa olsun" şeklinde konuştu. /yesinbler seli , aşığım benim
dünya bülteni

30 yıllık nişan yüzüğüm bile sorgulanır oldu

Eski CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay, sol siyasetin önemli isimlerinden biri. AK Parti'ye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından bizzat davet edildi. Dört gün önce Meclis'te parti rozetini taktı.


CHP eski genel sekreteri Ertuğrul Günay, Meclis'te 29 Mayısta yapılan törenle AK Parti'ye katıldı.

Ancak bu kısacık süre bile Türkiye'deki şekilciliğin geldiği boyutla yüzleşmesine yetti. Katıldığı bir televizyon programında 30 yıldır taşıdığı nişan yüzüğü sorgulandı. Günay'ın parmağındaki beyaz renkli platin yüzük için ilginç ifadeler kullanıldı: "Gümüş yüzük taşıyor. Yüzüğü sağ eline takıyor." Günay, bu tabloyu şöyle özetliyor: "Türkiye'de şekilden yola çıkan, ufuksuz bir siyaset var." Günay, bunları 'marjinal çevreler' olarak tanımlıyor. Tercihinin genel olarak olumlu karşılandığını, bazı CHP teşkilatlarının bile kendisine destek verdiğini kaydediyor. Eski partisinden AK Parti'ye oy kazandıracağı düşüncesinde. Yeni partisine yapılan baskıları ise CHP içinde demokrasi mücadelesi veren Bülent Ecevit'e yöneltilen haksız suçlamalara benzetiyor.

Eski CHP Genel Sekreteri, "Neden AK Parti?" sorusuna tek cümleyle cevap veriyor: "Demokrasinin yanında durduğumu göstermek için." Cumhuriyet mitinglerinde AK Parti karşıtlığı oluşturulduğuna dikkat çekerken 15-20 milyon oy almış bir partiyi dışlamanın demokrasinin önemli ayaklarından birini çökertmek anlamı taşıdığını kaydediyor. Günay, AK Parti'yi 'Büyük Halk Partisi' olarak tanımlıyor. Hükümetin sosyal politika alanındaki icraatlarını bu tanıma delil olarak gösteriyor. Dünya standartlarında solun değişimci, sağın statükocu olduğunu belirtirken, Türkiye'de tablonun farklı olduğuna işaret ediyor: "AK Parti, değişimci; CHP statükocu."

"AK Parti'ye katılmasaydı ne yapacaktı?" Günay, bu soruya şöyle cevap veriyor: "Doğru bildiklerimi anlatmaya devam edecektim. Bir fikir adamı olarak üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında ve medyada konuşmaya devam ederdim." Günay, "bakanlık pazarlığı yapıldığı" yönündeki iddialara ise tepkili. "Bunu saygısızlık sayarım." Erdoğan'ın kendisine "Demokratileşme, toplumu kucaklama hareketi içinde faydalı olacağınızı düşünüyorum." dediğini aktaran Günay, "Adım atarken etrafımdakilerden dirençle karşılaşsaydım bunu yapamazdım." diyor. AK Parti'nin maruz kaldığı baskıyı CHP içinde bir dönem demokrasi mücadelesi yürüten Bülent Ecevit'in durumuna benzeten Günay şöyle devam ediyor: "Hükümet, ekonomiyi yıkılmayan bir sağlamlığa kavuşturdu. Sosyal hizmet alanında önemli işler yaptı. AB sürecini başarıyla yürüttü. Buna rağmen vehimler üretiliyor, niyetler okunuyor. Haksız tartışmalarla suçluyorlar. Ecevit ve CHP'ye karşı da yapıldı bunlar. Bu karalamalarla demokrasi dışı arayışa sürükleniyor ülke."


2 Haziran 2007 Cumartesi

Türkiye ‘inançlı Ruslara’ uzman yetiştirecek!

Rus-Türk işbirliğinde yeni bir yön oluşuyor! Putin'in ülkesindeki Ortodoksları birleştirme girişiminin bir başka yönü olarak veya dini bir adım olarak değerlendirilir mi bilinmez ama Yegoryevsk Piskoposu Mark'ın Türkiye'de dediği gibi, iki ülkeyi manen yakınlaştırabilir bu adım!




Türkiye ‘inançlı Ruslara’ uzman yetiştirecek!

Kapadokya'da Nevşehir kentinde kültür ve turizm konusunda Türk-Rus konferansı yapıldı. Konferansa, Moskova Patrikhanesi Dış ilişkiler Şübesi başkan yardımcısı Yegoryevsk piskoposu Mark'ın başkanlığındaki Rus kilisesi heyeti katıldı.

Bu heyete tarihçiler, plastik sanatlar uzmanları,ve teologlar da katıldı. Bu heyet Türk temsilcilerle birlikte Kapadokya'da bulunan hıristiyanlar için kutsl anıtların tarihini hazırlıyacak.
Kapadokya tüm dünya hıristiyanları açızından ilgi çekici ve ünlü bir yer. İlk hıristiyan yerleşim birimlerinini burada yer alması Hıristiyan dünyanın hep ilgisini çekti. Derinköy ve Kaymaklı yeraltı yerleşim birimlerinde binlerce hıristiyan barınıyordu.

Rus ve Türk bilim adamlarının katılımı ile yapılan konferansta Kapadokya'daki benzersiz anıtların korunması ile ilgili sorunlar görüşüldü. Piskopos Mark da, Kapadokya'yı Hıristiyanlığın manevi ve kültürel hazinesi olarak nitelendirdi.

Konferansın bitiminden sonra imzalanan memorandumda kaydedildiğine göre erken hıristiyanlığına ait pekçok kutsal anıtın bulunduğu Kapadokya, Rusya için büyük önemi arz ediyor. Yine bu belgeye göre Kapadokya yüksek okulunda, haç ziyareti yapan Ruslarla birlikte, Türkiye’de yetiştirilecek uzmanların birlikte çalışacak.

Yegoryevsk piskoposu Mark şunları söyledi: Rusyalı inanç turistleri ve haç ziyareti yapanlar için iyi bir program hazırlamak üzere birlikte çalışacağız. Mesele, sadece hac ziyaretlerinin yeni yönünün açılmasında değil. Bu, Rus ortodoks kilisesi için, halkımızı hıristiyan uygarlığının tarihi ve oluşumu hakkında ve inanç hazinesi üstüne bilgiler verilmesi için önemli olacaktır. Şimdiki Rus-türk konferansı, Rusya ile Türkiye arasındaki manevi ve kültürel ilişkilerin derinleştirilmesini hedefleyen ikili işbirliğinin gerçekten tarihsel olayı olarak nitelendirilebilir.”

Şeker bu

Picasa SlideshowPicasa Web AlbumsFullscreen

1 Haziran 2007 Cuma

Gözlerine uzun süre bakmayın!

Henry diye çağırabilirsiniz! /ziktiğimin manyağı de /Herhalde dünya politikasına yön verecek kadar etkin /o kadar göt sikişmiş çok masonik yahudik gaylerle / ve uzun süreli /zikeyim onun kafatasını / bir başka isim gelmemiştir yeryüzüne /gelmezse sikeyim /. Son 50 yılın ne kadar anımsanacak uluslararası olayı varsa /olay :) /, bir yerinden muhakkak Kissinger çıkar /onun çıktığı yeri siksinler 7/. Hâla da öyle /yarağımı yer/. Ve bu sefer Türkiye’den çıktı /çıktığı yer önem/. Ne dediyse hatmetmekte / o ha cevap verelim felç edelim o ibneyi, yaranamaz bana o hıyar / yarar var! iyibilgi zoom


Gözlerine uzun süre bakmayın!

Henry Kissinger hakkında ne yazsanız boştur. Eksik kalır / Masonik ritüellerle enrati giyer ve kıcını sex odalarında çalkalamaya bayılır- asalak ibne- . Sheke henry derler kapalı kapılar ardında ona /Bu arada kıcını entari aldından sıyırıp öpülmeyle ayılır ibne , Zoktuğumun ibnesi, Cember olup ritüellere göre birbilerinin barmakladığı da cottur, bosta kalan samuel cember olun çember alın diye cok bağrınmıstır. Acı biraz bu gerekçeler, ibne sürüleri, ibne ritüelleri , cok heyecanlanırlar los ısıkta birilerini barmaklamayı evlilik yemini etmişlerdir, Göt hoşlar, Görünürdeki eşleri ise yaramaz. İbne oğlu ibnedirler /. Nedeni şu. O kadar gizli kapaklı işler içinde ömrünü geçirdi ki /Taze kan /, muhtemelen kendisi de nerede ne yaptığını artık hatırlamıyor olabilir / Hafıza tasele /.

Bunun için Kissinger’in özel yaşamını tüm tadıyla yansıtma işini “iyibilgi alternatif biyografi” sayfalarına sipariş edip, O’nun Türkiye’de ne söylediğine, daha doğrusu gerçekte ne söylemek istediğine bakalım. Zira Kissinger şu an hem Türkiye’de hem Bilderberg’de hem de fiilen Başkan Bush’un / onu siken biz /en yakınında.

Satır arası, üstü, altı…

Önce şu cümleyi Beyaz Saray’ın ağzından çıkmış sayabilirsiniz; “ABD sınırın geçilmesini istemeyecektir!” / Çok tavırsız, buradayız Kisengeri oval ofiste siksinler /Kissinger’in neden olarak gösterdiği, “ABD’nın Irak ile ilgili birinci önceliği Irak sınırlarının meşru bir tabanda korunmasıdır” sözünü ise çöpe atabilirsiniz. / Atılmaz Korku var orada /

İkinci önemli söz ise şu… “ABD Irak’tan askerlerini derhal çekerse kriz daha derinleşecektir.” Bu sözden şu okunmalı. ABD ve Kissinger, Irak’ın iç çatışmaya sürüklenmesinden bahsediyor ama aslında söylediği, burasının kaybedilmesi halinde Büyük Ortadoğu Projesi’nin çökeceği!

Yanlış okumadınız. Irak şu anda domino taşlarının en önemlisi ve devrilirse, “Fas’tan Endonezya’ya kadar” kimse tutamaz. Kriz heryere sıçrar ya da etkisini gösterir. Buradan Irak’tan ABD’nin yakın zamana çıkmayacağı sonucu da okunabilir. / O kzdan zaman var kriz zaten her yerde , domino deyip de is yapanı skerim , Ney domino onu da öğretirim size, amcıkerikanın skilmesi zaten evrensel bir fantazi :) /

Ne kadar süre? Kestirmesi zor ama 2007 ve 2008’i unutmak gerekebilir! / alakalıyım , hatırlarız biz eskiyi güc /

“Yaparsanız dünya karşınıza çıkar!” Kissinger bu sözü söylemedi! Yoksa söyledi mi? Cümle şu; “Türkiye’nin Irak’an gelebilecek tehlikelere karşı önlem alması normal. Ancak hayata geçirilecek yöntemlerin uluslararası arenada kabul görmesi lazım.” / Kabul ederler , Bence hafif tehdit var , tecrübeli bir ibne de diyebilir. Tecrübelerine benim bigi biri de ekleyecek.ilgili o , Domala domala düzelterim sizi o merak etmesin . Götveren amcıklı Hoş adam /

Ne kadar kibar değil mi? Kissinger, “Kuzey Irak’a girerseniz Birleşmiş Milletler, AB ve ABD karşı çıkar” demiş oluyor mu olmuyor mu, karar sizin! / O Karar alır, ben uygulayım da götünü göreyim onah var, güzel çevirin ibneye Nah var orda direk onun koca götüne /

Kanlı mı kansız mı?

Ve en önemli ama üzerinde hiç durulmayan cümlesi… “Irak’ta doğacak sonuçlar, ünlü Alman filozof Kant’ın söylediği şeye dayanıyor; ‘Birgün evrensel barış olacak. Yegane mesele, bu, insanların anlayışı, iç görüsüyle mi olacak, yoksa bir dizi felaketler sonucu olmak zorunda mı kalacak?’ Biz bu durumla karşı karşıyayız. Türkiye aslında benim tarif ettiğim şeyi şekillendirebilir!” / Vay amına koyayım , Kim lan bu deve :) /
Muhteşem. Kissinger budur… Meal; “Burayı şu ya da bu şekilde, şu ya da bu zamanda düzelteceğiz. Bundan kurtuluş yok. Mesele kanlı mı olacak kansız mı? Bunu ilgili/taraf ülkeler belirleyecek. Ama Türkiye barış ihtimaline yardımcı olabilir.” / Çok basit yormuşun aslanım / Aynı cümle bu yahudiler enende sonunda sikilecek , Kanlı mı sikilecek ( Evet ) Yüzde kacı sikilecek? /o da bir acı tez / / Kansız olması zor bir yorum :) /

Ve “evrensel barış” kelimesine de dikkat. Bu dini motifli bir kavramdır ve neo-con sözlüğündendir! “Nereden çıkarıyorsunuz?” dediğinize eminiz. / Demeyiz skeriz biz concoınlari Ne derse desin ibneler. Biz de de Atamızın bolca lügatlık sözleri var :) , amcıklılar anladı onu/

Immenuel Kant göndermesi boşuna yapılmıyor! Kant ismini duyar duymaz “Saf aklın eleştirisi”ne atlayan entelektül dostları uyaralım. O kitaba değil, "Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi"ne bakmanızı salık veririz! / Çok ta bilmişiniz /
www.iyibilgi.com

/Sert girdim , Ama siz yumuşaksınzı absorbe edersiniz yaladım seni kiss u kissendaramcık /


/ Bu arada amcıkerikalılar bizim okullarla takipdeymişler. Türk turistine amerikalı oryanteller hizmet verecekmiş. Bir howard , Cambridge gibi ünilerden mezun olan oryanteller iyi kazanıyorlarmış. Gerge bush konuyla aşırı derecede ilgileniyormuş. Amerikayı iyi tanıtmak gerek diyormuş. Amerikali ve ingiliz show kızlarını beklemekteyiz. Yök e deva . Yökte hic elektrik kazazına ölebilen var mı. Hayır jakuzi makuzi tehlikeli . Millet icecek su bulamıyor İbneler. Alırım aklınızı Tavrınızı iyi alın . Götünüzün tutuşuk amcıkerikalıları /

28 Nisan 2007 Cumartesi

"Büyükanıt istifa edecekti!" Öyleyse S?ktirsin Gitsin

Genulkarmay Başkanlığından dün gece yapılan laiklik çıkışı farklı iddiaları da gündeme getirdi. Vatan gazetesi yazarı Mehmet Tezkan'a göre Gül Cumhurbaşkanı seçilseydi Büyükanıt istifa edecekti.

Mehmet Tezkan'ın köşe yazısı

Söylenen şu: Abdullah Gül seçilirse Genelkurmay Başkanı Büyükanıt istifa edecekti

Bunu beklemiyordum..
Neyi?

Gece yarısı gelen Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasını..

İçeriği kadar yayınlanış tarzı da önemli!

Bildiriyi Genelkurmay sitesine koymuş..

Okuyan, okusun mu?

Hayır.. El altından gazeteciler uyarılıyor..

Beş dakika sonra sitemize bakın diye uyarı notları geçiyorlar..

Bildirinin altında imza da yok..

Niye?

Bilmem..

Yanlış mı?

Evet..

En azından altında imza olsaydı..

Ankara’da söylenen şuydu: Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Erdoğan veya Abdullah Gül veya Bülent Arınç Cumhurbaşkanı olursa istifa edecekler diye..

Peşinden Kara Kuvetleri Komutanı..

Olur mu?

Olmaz dedim..

Ama gece gelen bildiriden sonra inandım..

Askerler çok sert..

Son kale olarak görüyorlar..

Son kale düşemez diyorlar..

Peki, buna.. Yani bu açıklamaya gerek var mıydı?

Hayır..

Niye?

Olay yargıda..

En yüksek makamda..

Anayasa Mahkemesi’nde..

Sonuç beklenmeliydi..

Sonra yapsınlar anlamında söylemiyorum.. Keşke hiç yapmasalardı.. Tavır alsalardı, istifa mekanizmasını çalıştırsalardı.. Bu demokratik bir tavır olurdu.. Türkiye anlardı..

Hata yaptılar..

Ne yazık ki demokrasiye yine müdahale oldu.


***

Gelelim gündüze..

Aslında yine tiyatro oynadık..

Neden mi?

Çünkü..

367 gerekli mi, gereksiz mi iddialarını değil.. Genel Kurul’da 367 vekil var mıydı, yok muydu?

Bunu tartışıyoruz.. Yeni konumuz bu..

Vardı.. Yoktu..

Nasıl olur demeyin..

Oldu..

Bunu da başardık..

Nasıl mı?

Şöyle: 361 milletvekili oy kullandı.. Demek ki salonda 361 vekil vardı..

Hayır..

Tutanaklara göre 368 vardı.. 6 CHP’li milletvekili herhalde yolunu şaşırmış olacaklar ki salona daldı..

Veya bilerek girdiler..

Veya bilgisizlikten..

Her neyse..

Meclis Başkanı Arınç durur mu?

Balık gibi avladı..

Sobeledi..

Gördüm sizi dedi tutanaklara isim isim geçirdi..

361 artı 7 eder: 368..

Peki ne olacak?

Kararı Anayasa Mahkemesi verecek..

Artık çifte karar verecek.. Mahkeme üyelerinin işi gerçekten zor.. Oylama öncesi bir konuda karar vereceklerdi.. 367 gerekli mi, değil mi?.

Şimdi iki konuda karar verecekler..

Hem 367 için..

Hem de ilk turda 367 var mıydı, yok muydu..

Tutanaklara geçen 368’i mi dikkate alacak.. Oy kullanma sayısı olan 361 mi?


***

Sizin de kafanız karıştı değil mi?

Anlatayım..

Önümüzde üç olasılık var..

Bir: Anayasa Mahkemesi 367 gerekli değil derse.. AKP güle oynaya turlara devam edecek.. Gül Cumhurbaşkanı olacak..

İki: 367 gerekli.. İlk turda da 367 değil, 361 oy kullanılmıştır, esas olan budur.. İlk tur geçersizdir derse Türkiye seçime gidecek..

Üç: 367 gerekli.. İlk turda 368 kişinin olduğu tutanaklarla saptanmıştır, oylama geçerlidir kararı verirse döneceğiz başa..

Yine pazarlıklar başlayacak..

Adam adama markaj..

AKP ikinci turda da 367’yi bulmak zorunda..

Yoksa yine seçim..

Vatan



Orospu çocukları , yaşamayı bilmezler , Millete musallat olmaya çalışıyorlar hala. Adamın aklını alırız biz. Adam olanın bundan da haberi olur.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik