yabancılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yabancılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2007 Pazar

Yabancı alımlar durdurulamıyor! Gizli tapu savaşları -1

Topraklarımız İsrailliler başta olmak üzere yabancılara nasıl satılıyor? Araziler kara para aklama aracı olarak nasıl kullanılıyor? Banka hortumcuları arazileri nasıl hortumluyor? Kim ne kadar arazi aldı? Alamayanlar hangi yöntemleri kullandı… İşte yanıtları... iyibilgi özel

3 Temmuz 2003 tarihinde Tapu Kanunu'nda yapılan değişiklikle, yabancı uyruklu gerçek kişilerin yanında, yine yabancı uyruklu tüzel kişiliğe sahip ticari şirketlerin de ülkemizde taşınmaz edinmelerinin önü açıldı.

Daha önce başkaları üzerinden mülk edinen yabancılara ait kurumlar artık rahatlıkla gayr-ı menkul alabilecekti. Önemli miktarda satışın ardından, 2005 yılı sonlarında çıkarılan yasayla arazi satışlarına bazı kısıtlamalar getirildi ama yüksek miktarda kıymetli arazi zaten elden çıkmıştı. Yine de-bu kısıtlamalara rağmen- gayr-ı resmi satışlar devam etti.

Parselizasyon!..

"Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası"nın yayınladığı rapora göre Türkiye’den toprak alan yabancı uyruklular arasında ilk 5 sırada; Yunanistan, Almanya, İngiltere, Suriye ve Avusturyalılar bulunuyor. Gerçekleştirilen bir başka araştırmaya göre, ülkemizdeki turizm merkezleri Antalya, Aydın, İzmir ve Muğla’da şu ana kadar 41 bin 362 yabancı, 32 bin 635 adet mülk satın aldı.
En fazla mülk satışı 14 bin 124 ile Antalya’da olurken, bu ilimizi 8 bin 218 ile Muğla, 5 bin 744 ile Aydın, 4 bin 549 ile de İzmir izledi. Kapladığı alan bakımından ise yabancılar en fazla Muğla’ya rağbet etti.

Turistik yörelere yatırımda İngilizler başı çekerken, 16 bin 436 İngiliz’in 4 ilde edindikleri taşınmaz sayısı 11 bin 807’yi buluyor. Bu arada gayr-ı menkule yatırımda İngilizler Muğla’yı, Almanlar, Hollandalılar, İrlandalılar ve Norveçliler Antalya’yı, Yunanlıların ise İzmir’i (!) tercih ediyor.

Atatürk'ün köşkünü sahipleneceklermiş!

Türkiye'de arazi ve mülk satışlarının "gayr-ı resmi" olarak en çok olduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi(!) Dikkat çekmek istemeyen Suriyeliler ve Lübnanlılar, Suriye kökenli başka ülke vatandaşları üzerinden araziler alıyor.
Ermeniler Van, Kars yöresinde topraklanıyor. Tarsus ilçesinde de Atatürk'ün 1926 yılında kurduğu çiftlikte Ermeniler keşif çalışmaları yapıyor. Bu çalışmaları ortaya çıkaran tarihçi Cezmi Yurtsever; "Ermeniler, her zamanki gibi toprak ve tazminat talep etmeyi amaçlıyor" şeklinde görüş bildiriyor.

GAP ile İsrail aşkı

İsrail GAP'ta ipotek yolu ile arazileri kiralıyor. Tarımsal işbirliğinin üzerinde ısrarla duran İsrailli uzmanlar, 90'lı yılların başında Türk Tarım Bakanlığı'nda "İsrail masası" talebinde bile bulunmuşlardı.

İsrail daha sonra kendi Tarım Bakanlığı'nda GAP'ın fizibilite çalışmaları için 300 bin dolar tahsis ettiğini bildirdi. Ayrıca Türkiye'deki devlet çiftliklerinin özelleştirmesi çalışmalarında, İsrail Tarım Bakanlığı yine işbirliği önerdi. Milliyet, 13 Haziran 1995 tarihli "GAP'a Uluslararası İlgi Artıyor" başlıklı haberinde İsrail'in GAP'a yaptığı yatırımları konu edinmişti; "Bu dönemde İsrailli finans şirketleri GAP'a kredi sağlama yarışına girerken, zirai firmaları bölgede incelemelerde bulunmaya başladılar."

Bu dönemden sonra görüşmelerin sayısı hızla arttı. Ağustos 96'da İsrail Tarım Bakanlığı GAP bölgesinde arazi alımı için başvuruda bulundu. İsrail'in projeye ortak olabilme çabaları, Türkiye-İsrail ikili görüşmelerinin halen önemli bir gündem maddesini oluşturuyor.

Amberin Zaman, "Kaçınılmaz Ortaklık" isimli çalışmasında İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi David Granit'in, "İsrail'in tarımsal işbirliğine hazırız" cümlesini aktarıyor.. Granit, "İsrail'in sulama ve deniz suyunu kullanılır hale getirme teknolojisindeki üstünlüğü sayesinde "GAP için ideal bir ortak" olabileceğini söylediğini ve "GAP gibi bilinçli bir bölgesel planlamayı öngören, yöre halkına refah getirecek bir projeye tam destek veriyoruz" diyor.

Ağustos 2000 tarihli Milliyet Gazetesi'ndeki haberde de İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın 1 milyon dolar tutarındaki 6 sulama ve tarım projesinin İsrail'e verileceği yönünde güvence aldığı bildiriliyor.

Yabancılar Şanlıurfa'da doğum yapıyor

Devam eden zamanda Güneydoğu Ekspres Gazetesi'nde, Şanlıurfa İtalyan Hastanesi'nde yabancıların doğum yaptığı iddialarına yer veriliyor, iş bununla kalmıyor, Rahşan Ecevit, "GAP'ta ikinci bir Filistin olayı yaşanabilir. İsrail’in, GAP bölgesinde hiç toprak satın almadığı söylenir ama biraz kurcalanınca Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü web sitesi karartılmıştır.İsrailliler bu toprakların çoğunu Yahudi kökenli Türkler yoluyla ele geçirmişlerdir. İsrail, GAP bölgesinde 450 bin dönüm arazi almıştır" diyordu.

Arazi satışlarının stratejik bölgelere sıçradığı, İsraillilerin Konya Askeri Hava Üssü yakınında 40 bin dekar arazi satın aldıklarını ileri süren Rahşan Ecevit, hükümetin mayınlı arazilerin temizlenmesi işinin yabancılara verilmesi konusunda da ısrarlı olduğunu savunuyor ve ekliyordu: "15 Nisan 2005 tarihi itibariyle, 52 bin 818 yabancı uyruklu şahıs tarafından 272 milyon 511 bin 493 metrekare arazi ve gayrimenkul satın alındı. Açıklananların dışında yabancılar adına Türk vatandaşları ve bazı şirketler aracılığıyla gizlice arazi ve maden yatakları alınıyor. Yabancı ülke şirketlerinin ve vatandaşlarının Türkiye’de toprak satın almalarının ardında çok ciddi Yunanistan ve Ermenistan lobileri bulunmaktadır"

"Orda bir köy var" ama bizim değil!..

24 Nisan referandumundan sonra Türk arazilerine özellikle Rum kökenli İngilizlerin satın almaya başladığı biliniyordu. Girne’deki Beşparmak Köyü'nün neredeyse tamamının yabancılar tarafından satın alındığı, köylülerin elinde sadece 100 dönümlük bir arazi kaldığı Milliyet Gazetesi tarafından duyurulduğunda durumun vahameti ortaya çıktı.

Haberde Beşparmak köyü sakinleri, Rum kökenli İngilizlerin Türk arazilerine ilgisinin çok olduğunu, ancak buna hiçbir yetkilinin müdahale etmediğini vurguluyordu. Beşparmak Köyü sakinlerinden Vahit Yürer, gazeteye oldukça ilginç açıklamalarda bulundu. Yürer, “Şimdiye kadar 1025 dönüm Türk arazisi yabancılara satıldı. Köyde Türk mallarını satan "terek"ler (eski toprak sahibinin ölmesinden sonra mirasla ilgilenmesi için ailenin seçtiği kişi) Celal Bayar ve Salahi Gabit adındaki memurlar köylülere sormadan toprakları satmaya başladı. Ne yapmak istiyorlar bilemiyoruz. Bu gidişle bütün köyü satacaklar” diyordu.

İşte korkunç tuzaklar

Türkiye'deki gayrimenkul ve arazi satışı konusunda iyibilgi'ye özel açıklamalarda bulunan Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası yöneticilerinden Hüseyin Ülkü, Türkiye'de herhangi bir yabancı yatırımcının küçük bir şirketle dilediği kadar toprak alabilmesini serbest kılan yasaların mevcut olduğunu söylüyor. "Şirketi olan yabancı yatırımcıdan 'karşılıklılık' ilkesi bile aranmıyor. Kütüğe kayıt yaptırmak isterlerse aracı Türk şirketlerini kullanıyorlar. Burada çok ciddi oyunlar oynanıyor" diyen Ülkü bu oyunları şu sözlerle anlatıyor:
"Önce Türk şirketi sahibi araziyi alarak şirketi üzerine araziyi kayıt altına alıyor. Sonrasında şirket anonim şirketi ve hisseleri nama yazılı ise, hisse senedini düğün davetiyesi gibi bastırıp, yabancılara devrediyor. Bu devirde hisseler el değiştirirken şirket hukukuna bağlı olarak, şirketin bünyesindeki araziler ve mülkler de yabancıların eline geçirilmiş oluyor. Arsalar ya da binalar yabancıya geçerken, tapu idaresinin bu geçişten haberi bile olmuyor. Bu nedenle istatistiklere yansımıyor."

Büyük şirketlerimiz bizi sırtımızdan mı vuruyor?

"Büyük şirketlerin arazileri ise borsada satılıyor. Borsada yabancılara alışveriş kısıtlaması olmadığından peynir ekmek gibi araziler ve mülkler gidiyor" diyen Hüseyin Ülke, arazi geliştirme şirketlerinin de sicilinin bozuk olduğunu anlatıyor: "Koç gibi büyük holdinglerin Oğuz Satıcı gibi yabancı şirketlerle arası iyi olan kişilerin de aralarında bulunduğu arazi geliştirme şirketi sahipleri yabancı sermayeye arazi pazarlıyor. Bütün bu büyük şirketler, ülkeden büyük arazilerin imar haklarını alıp, yabancı sermayeye satmak için kurulmuş şirketlerdir. Kimi zaman bu satış işini yabancı sermaye ile ortak olup yapıyorlar."

Yabancı kentleri kuruluyor

Ülkemiz topraklarının adeta bir ihraç malzemesi haline geldiğinden yakınan Hüseyin Ülke, "Ülkemizde yabancı emeklilerin yerleştirileceği projeler üretiliyor ve böylece yabancı kentleri kuruluyor. Şehirlerimizde yabancılara satılan arazi oranı yasalara göre şehir arazisinin binde 3'ü kadar olmak zorunda. Sınır duvarı ile karşılaşanlar hisse devri oyunu ile rahatlıkla gemisini yüzdürüyor. Bu yüzden Türkiye'deki kısıtlama sanal."

Araziler nasıl kara para aklama alanı oldu?

Türkiye'de arazilerin kara para aklama alanına dönüştüğünü açıklayan Ülke, kumarhane sahiplerinin, kumarhane yakınlarında başkasının ismi ile açtıkları emlakçilerde, kumarda yenilenlerden imza alarak mülklerine el koyduklarını belirtiyor. Arazilerin silah kaçakçılarının, rüşvetçilerin, fuhuş sektörünün en önemli kara para aklama alanı olduğunu örneklemek için ise şu örnekleri veriyor: "Eski bürokratların, kaçakçıların mal varlıkları incelendiğinde üzerlerinde bir sürü mülkün olduğu görülüyor. Lütfi Topal'ın 1 tane olan dükkânı, 5 yılda 1000 gayrimenkule çıktı."

Banka hortumcularının hortumlu arazileri...

"Bankadan kredi çeken üçkâğıtçıların, banka yetkilileriyle anlaşıp, arazi ve gayrimenkullerini değerlerinin çok üstünde göstererek böylece fazla kredi alıyorlar" diyen Hüseyin Ülkü, bankalarda dönen dolapları anlatıyor: "Aldıkları krediyi geri ödemeyen bu sahtekârlar, ipotekli arazilerin satışa çıkarılmasını istiyorlar. Arazinin gerçek değeri 100 bin YTL, fakat 500 bin YTL gösterildiği için satılan arazide banka 400 bin YTL zarar ediyor."

Belediye başkanlarıyla derin bağlantıları var

"Biz dişimizden tırnağımızdan artırdıklarımızla ev aldığımız için bu piyasayı çok masum biliriz ama gerçekler çok çirkin" diyen Hüseyin Ülke, konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Türk şirketleriyle evlilik yaparak, Türküye arazilerinin ele geçiren yabancılar, belediyelerin imar planlarını düzenleyebilir mi? Bu soruya "hakları yok" diye cevap verebilirsiniz ama düzenliyorlar. Çok derin bağlantıları var. Bir belediyede hangi partinin önde gittiğini saptayıp, seçimlerde o partiden kendilerine yakın adayları destekliyorlar. Seçim kampanyalarını finanse ediyorlar. Başkan seçilince de önüne projeleri koyuyorlar. Fakat biz iplerin dışarıda olduğunu çoğu kez göremiyoruz."

İsrail GAP'ta arazilere nasıl oturdu?

GAP arazilerini en son çıkan Tapu Kanunu ile karşılıklık ilkesi olmadan kiralayan İsraillilerin, kira sözleşmesini de süre koymadan yaptıklarını anlatan Hüseyin Ülke, "Mal sahibine para ipoteği veriyorlar. Para ipoteği verdikleri için bunun karşılığında oraya kuruluyorlar. "Çık" denildiği zaman o parayı geri isteyip, karşı tarafı caydırıyorlar. Kiralamadılarsa, şirket kurup alıyorlar. Bugün turizm bölgelerinde de 75 yıllığına yabancı sermayeye kiralandı kıyılar. GAP'ta sözleşmeli çiftçiliklerde ya da Ege kıyılarında bir yabancıyı yüz sene bırakırsanız, bu yıllar içinde yasaların yeni haklar verip vermeyeceğini garanti edemezsiniz. Çok yakında askeri yasak bölgeler de dâhil olmak üzere ülkenin bütün toprakları Avrupa Uyum Yasaları çerçevesinde satılabilir hale gelecek. Adım adım gidildiği için bu düzenlemeler 3-5 yıl içinde olacak."

Hangi iktidar ne kadar sattı?

CHP Hükümetleri: 2.208 gayrımenkul- 70.971 bin metrekare alan
DP Hükümetleri: 1.406 gayrımenkul- 33.651 bin metrekare alan
Askeri Darbe Hükümetleri: 2.770 gayrımenkul- 14.486 bin metrekare alan
AP- DYP Hükümetleri: 4.921 gayrımenkul- 15.036 bin metrekare alan
ANAP Hükümeti: 8.590 gayrımenkul- 13.462 bin metrekare alan
MHP- DSP- ANAP Koalisyonu: 9.248 gayrımenkul- 9.725 bin metrekare alan
AKP: 29.517 gayrımenkul- 15.178 bin metrekare alan

iyibilgi.com

Özel şirketler de özelleşiyor!

AKP, devletin elindekileri yabancı sermayeye satarken, desteklediği özel sermayeyi de yabancılara satmaya mı zorluyor? Ülker ve Boydak'a ait Türkiye Finans'ın satılışı da bu yüzden mi? Prof. Esfender Korkmaz iyibilgi için yorumladı. iyibilgi özel

Fedakar bankacı temalı reklamlarında traktör tamir ederken yüzüne yağ sıçrayan personeliyle belleklerimize kazınan, Türkiye Finans Bankası halka fedakarlığını gösterdi. Family Finans ve Anadolu Finans'ın birleşmesi ile kurulan Türkiye Finans'ın satışında önceliği halka değil yabancı ortaklara vereceklerini söyleyen Boydak, tepki topladı. Bu kararı iyibilgi için yorumlayan Prof. Dr. Esfender Korkmaz çarpıcı tespitlerde bulundu. Bu grupların AKP ile olan ilişkilerinden yola çıkan Prof. Korkmaz, "Hükümet, devletin elindekileri yabancılara sattı. Şimdi de desteklediği özel sermayeyi, elindekileri yabancı sermayeye satmaya itiyor. AKP'nin kendine yakın sermayeyi buna zorlayışını nedeni ise bu yazıda.

Türkiye Finans nasıl doğdu? Kimler yönetiyor?

Kayserili Boydak ailesi İstikbal ve Bellona şirketleri ile Türk halkına sattığı mobilyalarla Türkiye'nin en hızlı büyüyen girişimcilerinden oldu. Muhafazakar kesimin faizin haram olması nedeniyle bankalara yatırmak istemedikleri paraları kendilerine çekmek için 1991 yılında Ankara'da %100 yerli semaye ile kurulan ilk finans kurumu olan Anadolu Finans ise 1999 yılında Boydak Grubu'na geçti. Kuruluş dindar kesimin desteği ile büyüdü. Özel finans sektörünün okulu olarak kabul edilen ve Türkiye'nin ilk finans kurumu olan, 1985 yılında kurulan Faisal Finans'ın merkezi İstanbul'da. 2001 yılında Ülker Grubu'na geçen kurumun adı Family Finans olarak değişti. Zaten ismin İngilizce'ye evrimi halkın büyüttüğü kurumun, halkın elinden koparılacağının işaretçisi gibiydi. Bakın Anadolu Finans ekibinin son açıklamaları ne oldu:

Hangi stratejinin ortağı olacaksınız ?

Türkiye'nin önde gelen iki büyük grubunun finans kurumları Anadolu Finans ve Family Finans birleşerek Türkiye Finans Katılım Bankası oldu. Bu yıl ise, yabancı ortak arayışına girdi. Türkiye Finans Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Boydak, kendilerine ulusal ve uluslararası ölçekte güç katacak “stratejik bir ortaklık” konusunda tekliflere açık olduklarını söyledi. Türkiye Katılım Bankası’nın 2006 sonuçları ve 2007 hedefleri, Çırağan Sarayı’nda düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Toplantıya Türkiye Finans Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Boydak, Türkiye Finans Genel Müdürü Yunus Nacar, Türkiye Finans Yönetim Kurulu İyesi Atila Kurama ve Boydak Holding Yönetim Kurulu Üyesi Bekir Boydak katıldı.

Halka arza erteleme

Bankanın sermaye kârlılığının yüzde 55, sermaye rasyosunun ise yüzde 16 olarak gerçekleştiğini, şube sayısının 108’den 125’e çıkarıldığını, çalışan sayısının 2 bin 250’ye ulaştığını kaydeden Boydak, yabancı ortak arayışı içinde olduklarını söyledi. Türkiye Finans’a bu konuda gerek Körfez ülkelerinden gerekse dünyanın diğer yerlerinden çok sayıda teklif geldiğini ifade ederek, “Ancak henüz tam olarak müzakare sürecine başlamış değiliz. Dolayısıyla bir isim vermek istemiyorum. Teklifleri değerlendiriyoruz” diye konuştu. Boydak, tekliflerde önceliği kendileri ile aynı doğrultuda faaliyet gösteren kurumlara vereceklerini de sözlerine ekledi. Daha önce halka arz üzerinde durduklarını, ancak bankanın Türkiye ve Türkiye dışında büyümesi için önceliği yabancı ortağa verdiklerini dile getiren Boymak, “Daha sonra yine sermaye piyasalarına dönebiliriz” dedi.

Önce büyütüp sonra satmak ne demek oluyor?

Boydak, olası ortaklığın Boydak ve Ülker ile eşit hisseye sahip olabileceğini veya yüzde 50’ye kadar çıkabileceğini vurgulayarak, şunları söyledi: “Türkiye’de reel sektöre verdiğimiz desteği daha da artırmak ve gücümüzü dünya ile paylaşmak istiyoruz. Yabancı ortak kararı katılım bankaları arasında bir ilktir. Bu adımımızın sektöre de bir heyecan ve dinamizm getirmesini umuyoruz. Özellikle Ortadoğu, Avrasya ve Afrika’da katılım bankacılığı konusunda büyük fırsatlar var. Bu alanlar çok bakir. Biz de bilgi birikimimize ve deneyimimize güveniyoruz.”

AKP, yabancı sermayeyi tampon olarak kullanmayı hedefliyor

Ülker ve Bodyak grubunun halktan aldığı destekle kurduğu finans kurumlarını halktan kaçırıcasına, yabancı sermayeye satma kararını değerlendiren Prof. Esfender Korkmaz şöyle değerlendirdi: " AKP, kendi stratejisi doğrultusunda, devletin elinde bulunan bankaları ve işletmeleri satıyor. Özel sektörden de kendine yakın olan şirketleri de yanına alarak, onları da bankalarını ve kuruluşlarını yabancılara açmaya zorluyor. Ülker ve Boydak grubu bunlardan sadece iki tanesi. AKP'nin bu satışlardan kazancı ne olacak? İktidarda kalmak isteyen AKP, kendilerine tepki veren kesimlere tampon olarak yabancı şirketleri, küresel sermayeyi dolayısıyla da ABD, AB ve Arap ülkelerini yanına almak istiyor.

Türkiye Finans, stratejik olarak Arap ülkelerine gider

Bu bağlamda planlı hareket ediyor. İslami kesimden nemalanan bu şirketlerin Hristiyan menşeli şirketlere satılması yerine Arap sermayesini tercih edecek. Bu finans kurumlarını büyüten zenginleştiren kesim de bunu hoş karşılayacak. AKP, seçim sonrasında da iktidarda kaldığı takdirde, satılan kurumlar aracılığı ile ülkede kriz çıkarmaması adına, tavizlere devam etmek zorunda kalacak. Bu çok tehlikeli. Bankalar çok önemli lobilerdir. Reel sektörü de yönetirler çünkü. Hem iç politika, hem de dış politikada verilen bu tavizler bizi yıkıma sürükleyecek. Ekonomi şimdi enerji biriktiren bir fay hattı gibi. 2007'de bu deprem yaşanacak. Kırılma noktası Mart ayında gerçekleşecek."

Yunanistan'ın kuzusu mu olacağız?

AKP'nin kendi desteğini verdiği özel firmaları yabancı sermayeye açmak istemesinin bir nedeni daha olduğunu belirten Prof. Korkmaz bu nedeni şöyle açıklıyor: "Hükümet gittikçe önü alınamaz hale gelen cari açığı kendi sattıkları ile kapatamıyor. Ekim sonu itibariyle 34.4 milyar dolar olan cari açığı finanse etmek zorunda olduğu için de firmaları satışa zorluyor." Prof. Esfender Korkmaz, bankaların satılmasının ülkeyi ipotek altında bırakmak olduğunu bir kez daha vurguladıktan sonra gergin bir siyasi ilişki içinde olduğumuz Yunanistan ile ilişkilerimizin çıkmaza gireceğini öngörüyor. Korkmaz bu öngörüsünü Yunanlı sermayenin Türk bankalarından önemli bir pay almasına dayandırıyor ve ekliyor: "Artık Yunanistan'ın çıkışlarına tepki verirken çok daha dikkatli olacağız."

iyibilgi.com



Ciddi bir yazı , doğruluk payı varsa insan vatansever akıllı biri yok mu diye düşünüyor. Küçük beyinler , dar düşünceler , geçmişe dayanan kişisel amaçlar ! , Osmanlıyı yaşatmalıyız. Osmanlının dengelere yansıyacak büyük bir etken olduğunu kabul etmeli , ettirmeli ve startejilerimi bu bağlamda geliştirmeliyiz. Elbet Sonunda hak yerini bulacaktır !

31 Mart 2007 Cumartesi

"Gizli bor belgeleri!”

Dünya bor rezervlerinin “henüz” yüzde 72’sine sahip olan Türkiye’de “bor kavgası” bitmiyor... Elimizde 400 yıllık maden rezervi var. Dahası tüm dünya ülkelerinde bor tükeniyor. iyibilgi, bor dosyasının “GİZLİ” sayfalarını aralıyor... iyibilgi özel

Türkiye bir bor ülkesi ama Türkiye’nin bu Bor madenini ne yaptığı hatta ne yapacağı hummalı bir tartışma konusu olarak hala ortada duruyor. Türkiye dünya bor rezervlerinin %72’sine sahip. Ancak bu “tekel” rakam bile Türkiye’deki rezervi net olarak tanımlamıyor. Zira tüm uzmanlara göre daha çok bor madeni bulunacak.

Üstelik maden uzmanlarına göre bu rakamın çok daha stratejik bir başka boyutu daha var... Hesaplara göre Türkiye’nin bu rezervinin ömrü tam 400 yıl! Ama diğer ülkelerdeki rakamlar yerlerde sürünüyor., Örnek mi? ABD’nin bor rezervi 8 yıl sonra bitiyor! Üstelik ekonomik değil. Zira örneğin yine ABD, bor çıkarabilmek için yerin 400 metre altına inmek zorunda. Yani bol bol para ve zaman harcıyor. Türkiye ise neredeyse kürekle Bor çıkarabiliyor! Çünkü toprağın 30 metre altı bor!

Dahası Türkiye’de, Bursa, Balıkesir, Eskişehir ve Kütahya’da bu maden çıkarılıyor. Ama ülkenin geri kalan kesiminde neler olduğu bilinmiyor. Yani sadece dört şehrimizle dünya bor rezervlerinin en güçlü ülkesi durumundayız.

İşte ilk belge: Kazan’da ne kadar Bor var?

Bundan kısa bir süre önce Kazan nahiyesinde bor bulunması ihtimali tartışılıyor. Uzmanlara göre bu bölgedeki veriler yerin altında bor olabileceğinin işaretlerini veriyor. Fakat işin üstüne gidilmesinde sorun var... Zira bu bölgede daha önce araştırmalar yapıldığı ve bir şey bulunmadığı söyleniyor. Konu inceleniyor ama bu sonuçları gösteren bir belgeye rastlanmıyor. Bunun üzerine yeni bir çalışmaya başlanıyor. Bu çalışmanın amacı Kazan’da ne kadar bor olabileceği üzerine... Ve inanılmaz sonuç. Bor var! Ama şaşırtıcı olan bu değil. Miktar inanılmaz... 600 milyar tonluk “Bor Tuzu” bulunduğu tahmini yapılıyor. Bu tuzdan bor elde ediliyor.

Yabancılar: “Türkiye’de bor yok, tükenmiş!”

Türkiye’de bor madeni üzerine çalışmaları atalete sürükleyen en önemli belgeler yabancılara ait. Her zaman olduğu gibi Türkiye’nin kritik kaynaklarının bilgisi üzerine “incelikli” çalışmaları yine yabancılar yapıyorlar. İlk ciddi çalışma ise daha borun öneminin ne tam bilindiği ne de bor kullanım yollarının bu denli ortaya çıkmadığı zamanda geliyor. 1968 yılında yabancıların hazırladığı bir rapor; “Türkiye’de bor yok, olanlar da tüketilmiş” damgasını yiyor. Hani biraz var dense yine şaşırmayacağız ama dağ taş bor madeni doluyken, “yok” demek açıkça husumet göstergesi. Bu hal diğer madenlerimiz konusunda da-özellikle petrol-şüphe duymamızı kolaylaştırıyor!

İşlerin daha sarpa sardığı nokta ise hâlihazırdaki dünya bor rezervlerinin kullanımının neredeyse bir-iki şirketin eline geçmiş/geçiyor olması. Burada yalnız bir örnek kafi olacak gibi. Örneğin Kazakistan da bir bor üreticisi ama kazak borunun tamamı tek bir şirket tarafından kapatılmış bulunuyor.

Bu da görmezden gelinebilir! Fakat borun yeni kullanım alanlarının tamamı “stratejik”... Bu da bor için artık belgelerde kullanılmaya başlanan bir sözcük. Zira bor stratejik bir madde ve bunu sağlayan da “yeni kullanım” alanları.

İşte kanıt... Son Irak savaşından sonra patlayan petrol fiyatları tüm dünyada özellikle ulaşım için yeni enerji kaynaklarına yönelik ilgiyi parlattı. Ve şu an insanoğlunun elinde bulunan en yakın kaynak hidrojen! Peki, dünyada üzerinde en çok Hidrojen tutabilen madde hangisi? Elbette cevap bor!

Yeni yakıt budur

Ama bugüne kadar “fütürist bir kurgu” olarak söylenen bu önerme bor Belgeleri’ne göre gerçeğe dönüşmüş durumda. Açıkça borun ulaşımda kullanılması hali şöyle elle tutulur bir sonuç içeriyor. 30 galon (yaklaşık 110 lt) 750 kilometre yol gidilebiliyor. Türkiye’de 1 galon benzinin fiyatı 7,5 dolar seviyesinde. Oysa gerekli seri üretim imkânları tamamlandığında borun galon fiyatı 2,5 dolar olacak.

Şu gerçek tüm dünyada kabul ediliyor... Yakıt ihtiyacı Hidrojen’le karşılanmak zorunda! Ve Hidrojen varsa bor olacak!

Ancak borun enerji mucizeleri bununla da bitmiyor. Lap-Top’ların şarjlarında kullandığınızda bugün 2.5 saat ortalama çalışma süresi 12 saate çıkıyor. Bu kritik rakamları çoğaltmak fazlasıyla mümkün. Fiberglasların yüzde 15’iini bor olşturuyor ki, bu ürün denizcilikten havacılığa kadar bir çok alanda kullanılıyor.

Yine Türkiye’nin de çalışmalarına başladığı Nükleer Santrallerde önemli ölçüde kullanılıyor. Füzyon reaktörlerinde “yakıt olarak” olarak kullanılması konusunda çalışmalar var.

İşte bu stratejik yeni bilgilerin hepsi Türk kurumlarının arşivlerinde bulunuyor. Tek farkı üzerinde “toz” bulunmaması. Zire Türkiye bora yüklenme planını elden geçiriyor. Ancak zaman da aleyhimize işliyor. Borun için şimdi bir şeyler yapmanın zamanı. İlk önce yapılması gereken ise borun bulunması, çıkarılması ya da ihraç edilmesi değil. Bor ürünlerinin çıktığı toprakta, anavatanında üretilmesi.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik