koyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
koyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2007 Cumartesi

'CHP, askerin siyasî kanadı gibi görünüyor'



İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ilginç bir değerlendirme yayınladı. Laik bir parti olduğunu beyan eden CHP'nin, 'ordunun siyasi kanadı' gibi göründüğünü belirten gazete, bu durumun anamuhalefetin inandırıcılığına zarar verdiğini kaydetti.
İlgili Haberler
[Yorum] CHP-MHP koalisyonu mümkün mü?
Vincent Boland imzalı yazıda, Genelkurmay Başkanlığı'nın yayımladığı 27 Nisan bildirisine de değinildi. Açıklamanın, 'Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasının kabul edilmeyeceği' şeklinde yorumlandığına işaret eden gazete, askerlerin iki beklenmedik sonuçla karşılaştığını vurguladı. Bunlardan biri, bildirinin AK Parti'yi güçlendirmesi. Gazete bu tespitini, Prof. İhsan Dağı'nın görüşleriyle destekledi: "Bildiri, demokratik refleksi tetikledi. Bu AKP'yi güçlendirdi." CHP'yi 'görünüşte sosyal demokrat' olarak nitelendiren gazeteye göre, beklenmeyen ikinci sonuç güvenilirlik konusunda CHP'nin zarar görmesi.
Gazete, "Ültimatomu destekler görünen muhalefetteki görünüşte sosyal demokrat CHP'nin güvenilirliğine zarar geldi. Açıkça laik bir parti olduğunu beyan eden CHP, orduyla o kadar özdeşleşti ki, bazen ordunun siyasi kanadı gibi görünüyor." ifadelerini kullandı. Financial Times, seçimlerin ardından yeni Meclis'in, cumhurbaşkanı seçmeye çalışacağını kaydederek Gül'ün tekrar aday olmayı göz ardı etmediğini ileri sürdü. Bu girişimdeki asıl sorunun ise TSK'nın tekrar bir bildiri yayınlayıp yayınlamayacağı olduğuna işaret edildi.
Londra, Cihan

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Castro’yu öldürmenin 1001 yolu

Bugüne kadar yüzden fazla suikast girişimi atlatan Fidel Castro’ya karşı en yaratıcı planları Amerikalılar’ın hazırladığı ortaya çıktı. CIA, daldığı körfezdeki istiridyeye bile bomba koymuş!


Castro’yu öldürmenin 1001 yolu

CIA’nın geçen hafta yayınlanan eski kayıtlarında Castro’yu mafya yardımıyla öldürtmeye çalıştığı açıklanmıştı. Ama Küba’nın eski istihbarat şefi Fabian Escalante, Reuters haber ajansına Amerikan gizli servisinin icraatlarının bununla sınırlı olmadığını öne sürdü. İşte suikast girişimlerinden sadece birkaçı:

İKİ KEZ HAPLA DENEDİLER: CIA, Castro’yu iki kez hapla zehirlemeye çalıştı. 1961 yılında yardımcı olması için ikna ettikleri devlet görevlisi Juan Orta, son anda vazgeçince plan yarıda kaldı.

ÇİKOLATALI SÜTÜNE ZEHİR: 1963 yılında iki mafya babası, zehirli hapları Aspirin şişesinde ülkeye kaçırdı. Burada garson rolündeki ajan, botulinum toksini içeren zehirli hapları Castro’nun çikolatalı sütüne katacaktı. Ama haplar buzluğun duvarına yapıştı. Garson yerinden oynatmaya çalışırken de parçalandılar.

DENİZALTINDA SUİKAST: Castro dalmayı çok seviyordu. En sevdiği denizaltı mağaralarından birinde, bir istiridyenin içine konan bomba son anda bulundu.

DALGIÇ KIYAFETİNE ZEHİR SÜRDÜLER: Bir keresinde de Castro’nun dalgıç kıyafetine zehir sürüldü.

SAKALLARINI DÖKECEKLERDİ: CIA Castro’yu öldüremediğini görünce bu kez karizmasını sarsmaya çalıştı. Castro’nun BM’de konuşma yapacağı öğrenilince botlarına tüy dökücü toz kondu. Böylece Castro BM’nin önüne çıktığında sakalları dökülecek ve karizması yerle bir olacaktı.

PUROSUNA LSD: Fidel Castro’nun TV’ye vereceği bir röportaj öncesinde purosuna LSD (bir çeşit uyuşturucu) yerleştirildi. Böylece saçmalaması ve rezil olması planlıyordu. Ama bu girişim de son anda fark edildi.

CIA denemeye devam ediyor

ABD Başkanı Gerald Ford, 1976 yılında yabancı ülke liderlerine suikast düzenlenmesini yasakladı. Ama Escalante “Amerikalılar ne derse desin, Castro’ya karşı bazı girişimlerde hala CIA’nın parmağını görüyorum” diyor.

Vatan

24 Haziran 2007 Pazar

Ordu ekonomide ulusalcılıktan vazgeçti

Ordu ekonomide ulusalcılıktan vazgeçti

Orduya bağlı bir kurumun iştiraki olan Oyak'ın satışı orduyu etkiliyor. Kimilerinin karşı çıktığı bu satışı analistler, 'ordunun ekonomide ulusalcılıktan vazgeçmesi' olarak yorumluyor.

OYAK Türk'tü Türk kalmadı - 24 / 06 / 2007 15:09


<

Gazeteport yazarlarından Murat Sabuncu, Oyakbank'ın satışını, orudunun ekonomide ulusalcılıkta vazgeçmesi olarak yorumladı.

Her yer kırmızı beyazdı, salon kıpır kıpır... Podyumda bir ileri bir geri yürüyen etkileyici adam üç kuruluşun; Türk Telekom, TÜPRAŞ ve Erdemir'in yerli sermayede kalması gerektiğini savunuyordu. Biraz sonra "hangisini alalım oylaması" yapılacaktı. TÜPRAŞ mı, Erdemir mi? Her ikisi için de yüksek oranlarda "alalım" kararı çıktı. Salon alkıştan çınlıyordu.

OYAK'ın satışı açıklandıktan hemen sonra bağlandığım Habertürk'te Melda Yücel'in programında anlattım yukarıdaki anektodu. 7 Eylül 2005'te Antalya'da yapılan OYAK'ın toplantısına katılmıştım ve yukarıda anlattığım, Çoşkun Ulusoy'un konuşmasıyla başlayan toplantıdaki heyecana gazeteci olarak şahitlik etmiştim. O günler ekonomide ulusalcılık rüzgarının sert estiği günlerdi.


Çalıştığım Milliyet Gazetesi'nde bu konuyla ilgili onlarca habere imza atmıştık. Sadece OYAK değil TOBB, ASO gibi kuruluşlar, Türkiye'nin büyük holdingleri, "önemli kuruluşlar yerli sermayede kalmalı" açıklamaları yapıyordu. Canlı yayınlanan kimi ihalelerin ardından ceketin cebinden Türk bayrağı çıkarıp sallayan bile oluyordu. Ama OYAK'ın durumu farklıydı. Her ne kadar "Burası askere bağlı ama ticari olarak bağımsız bir kuruluş" dense de o dönem "yerli malı yerlide kalmalı" sloganının ordu tarafından da savunulduğu izlenimi yayılıyordu.

Bu kısmen de doğruydu. İlerleyen günlerde Erdemir, OYAK tarafından alındı. TÜPRAŞ yine yerli sermayenin, Koç'un oldu, Türk Telekom ise Hariri ailesinin. Durum 2-1'di yani. Gerçi her üç satış için de "şimdilik yerli vurgusunu yapmalıyım". Aradan yaklaşık iki yıl geçti. Bu süreçte Türkiye'de pazar payı yüzde 3'ler düzeyinde olan OYAK'ın bankasına kimi yabancı müşteriler gelip gitti.

Sonuçta da 19 Haziran 2007'de OYAK Hollandalı ING'nin oldu. OYAK aslında ekonomik bir zorunluluğu yerine getirdi. Erdemir'in OYAK'a devri 2.9 milyar dolarlık bir finansmanı gerektiriyordu. Üstelik burayı alan kurumun yatırımları devam ettirmesi şartı da vardı. Bankayı satarak Erdemir'in borçlarında bir rahatlama yaratıldı.

Bu arada bankacılık açısından da önemli bir gelişme yaşandı. OYAK Bank Silahlı Kuvvetler'in karargahlarındaki tek banka. Onbinlerce ordu mensubu başta maaş olmak üzere işlemlerini burada yapıyor.

Şimdi bu pazar için de Türk bankaları arasında büyük rekabet olacak. Karargahlarda yeni banka-bankaları görebiliriz. Satın alan ING Group'a gelince. Türkiye için yazdıkları iki rapor var önümde. Birincisi 2005 yılına ait. Türk ekonomisi için "korkutucu bir tablo" çiziyor. İkincisi yeni tarihli, bundan üç ay önceye ait. "Abdullah Gül cumhurbaşkanı olursa darbe olabilir" notunu taşıyor. Her ikisini de ilerisi için dikkatle not etmek gerekir.

Yazıyı daha fazla uzatmayayım. Bir tespitle bitireyim. OYAK'a bakarak ekonomide askerin duruşuna dair sonuç çıkaranlar sanırım artık farklı bir düşünce biçimine geçmeliler. Ordu bu satışla "ekonomide ulusalcılıktan vazgeçildiği" mesajını veriyor bence. Bu iyi mi kötü mü? Bankacılıkta yabancı payının yüzde 42'ye çıktığı son operasyondan sonra oturup hep beraber düşünelim. Ne dersiniz?

Gazeteport


/ Mevcut ordu dediğinizin temel özellikleri , kalın yarmalar , kayırmalar , dünyadan uzak , geçmişi mandacılık , karmaşık , kollan , koyulan , koruklan.

Serbest piyasa , korumacılık , liberal ekonomi , girişimcilik , akıl , teknoloji , bilim , bilişim , tarih , milli bilinç alanlarında akıldan tamamen uzaklar.

iş yapmışların kazançları çalındı çırpıldı . ulsalcılık diyerek işbirlikçileriyle beraver bir oy alacaklar . Bu yarmalarla bu şirketlerin türk kalmayacağı belirli .Tam anlamıyla bir hülle. Karmaşık bir konu. Kimler yarma . Kimse . konuşacağım yarılacaksınız . Bir hiçsiniz. Bir hükümet. Bir tedirdin .


Biz alırız Hak . Karanlık bir uyum. Biz yapacağız yatırım. Biz yalayacağız. Biz üstünüz. Biz tedirginiz. Biz öpperiz. Biz kalabalığız. Biz orduyum . Biz delimiyiz. Güvendiğiniz mekanlarda ölüm karalılığı . Siz öyle bir mekandasınız. Satarım sizleri. Kaşındın sen. siz böylesiniz. Güven amerikaya . Amerikada öldürelim sizi. Gönder fransızı. anladı o . Gerilim yarattım . Gererim . Deliririm. Tedirginim. Telaşlandım . Teşekkür.

Amerikan çocıklarını amerikalılara öldürebilir. Bu iş parayla sırayla. Kimler kimleri öldürmüyorki. Delirirsin sen. Hararet . Haklı . Karlı . Koaman . Kuala . Kitqab . Kut . Kuba . Koru . Korunak . Kel gerim .Fellik Fellik. Deli arıyoruz . Değişik bir koyu. Kaliba delirttim. Tedirgin. Değişik . Gel buraya. Delirirtririm. Delisin. Jale . Jum. Boom . Bomba . Batyıldım bu konu. Bareka. Ballısın. Bayık. Ballı. Bahane karanlık

Hudson senaryosu ve tarihin dikiz aynasında o suikast

Bir süre önce Hudson Enstitüsü’nde cereyan ettiğini öğrendiğimiz o malum toplantıda planlanan suikastlar aslında zincirin son halkası... Peki zincirin ilk halkaları hangieri? İşte bunun için bu köşede tarihi bir ‘dikiz aynası’ olarak kullanıyoruz. Bu aynaya baktığımızda yakın tarihten kanlı bir olay düşüyor hafızamızın kırılgan kabuğuna. Yıl 1913...


Hudson senaryosu ve tarihin dikiz aynasında o suikast

1960’ların ‘iletişim peygamberi’ olarak selamlanan düşünürü Marshall McLuhan’a göre toplumlar, tanıklık ettikleri ‘şimdi’yi bir türlü göremezler, yaşadıkları çağı sürekli geçmişin kavramları ve düşünce alışkanlıklarıyla değerlendirirler. Buna göre toplumların önlerinde duran gerçeklik ancak ve ancak onların dikiz aynalarının görüş mesafesine girdiğinde dikkate alınmaya başlar.

İşte Hudson Enstitüsü’nde cereyan ettiğini ‘her nasılsa’ öğrendiğimiz malum toplantının suikast üzerine kurulu senaryoları da aynı etkiyi bıraktı. Hafızası çöle dönmüş bir hasta misali bu tür toplantıların ilkiymiş gibi algıladık onu ve başladık bir yerleri balyemez toplarıyla dövmeye. Sanki tarihte ilk bizim başımızdan geçiyor bu tür olaylar ve sanki daha önce bu filmi hiç seyretmedik.

İşte bunun için bu köşede tarihi bir ‘dikiz aynası’ olarak kullanıyoruz ya. Bu aynaya baktığımızda yakın tarihten kanlı bir olay düşüyor hafızamızın kırılgan kabuğuna.

O uğursuz 1913 yılındayız. Bir yıl önce başlayan savaş sonunda ‘ikinci Anadolu’ yapmak için onca asır gayret kanatlarına binip sabrın memesinden emzirdiğimiz Balkanlar’ı terk etmiş, hatta sevgili Edirnemiz dahi Bulgar çizmesi altında inlemeye başlamıştır. Savaş devam ederken ‘Bu iş uzaktan kumandayla yürümüyor, Edirne Bulgar’a veriliyor’ diyerek Sadrazam Kámil Paşa’ya silah zoruyla istifa mektubu yazdıran Enver Paşa’nın önünde şimdi 31 Mart İsyanı’nda İstanbul’a yürüyen Hareket Ordusu’nun başındaki Mahmud Şevket Paşa duruyordu. Eski tüfeklerden olan Paşa hem Genelkurmay Başkanı’nın amiri konumunda, hem de başbakandı ve muazzam yetkileriyle İttihatçı üçlünün eylemlerini kısmen frenliyor, bu yüzden iktidarları, Sina Akşin’in tabiriyle, ‘denetleme iktidarı’ndan öteye gidemiyordu.

CENAZE ARABASI

Bundan tam 94 yıl önce, yine bir haziran günü II. Abdülhamid tahttan indirildikten sonra Osmanlı Devleti’nde en güçlü adam konumunu kazanan Mahmud Şevket Paşa pusuya düşürülerek hayatını kaybedecekti (11 Haziran 1913).

Olay şöyle gelişmişti:

Boş bir tabut bulunup Ahmed Nazmi Paşa’nın otomobiline konulmuş, güya cenaze taşıyormuş gibi bir izlenim uyandırılmıştı. Otomobil Divanyolu’na sapan sokaklardan birinin köşesinde beklemeye başlamış, tam Mahmud Şevket Paşa’nın otomobili Beyazıt’tan hareket edip de yanlarına yaklaşacağı sırada yola çıkmıştı. Tabii cenazeye hürmet lazım, değil mi? Paşa’nın şoförü sözde cenaze arabasının geçmesini beklemiş, araba geçmiş fakat az sonra, plan gereğince aniden durmuştu. Böylece Mahmud Şevket Paşa’nın makam arabası kapana kıstırılmıştı. Öndeki arabadan çıkan Topal Tevfik, tabancasıyla Paşa’nın üzerine kurşun yağdırmış, etrafta toplanan arkadaşları da koroya katılınca araba ve içindekiler kalbura dönmüştü. (O anı bir daha yaşamak isteyenler Harbiye’deki Askeri Müze’de sergilenen arabayı kendi gözleriyle görebilirler.)

/uğur mumcu cinayeti /

Böylece suikastin ilk adımı amacına ulaşmış oluyordu. Ancak bu iş burada kalmayacak, hesapta Enver, Cemal ve Talat Paşa’nın yanı sıra iki Yahudi İttihatçı da temizlenecekti. Bunlar Nesim Ruso ve Emanuel Karasso’dur. Hedeftekilerin ortadan kaldırılmasıyla İttihatçıların beyin takımı imha edilmiş olacak, ardından tasfiyeler başlayacak, İttihatçı kadro gemilere bindirilip sürgüne yollanacak ve Osmanlı iktidar gemisi yeni rotalara girecekti.

/grçği bulacağız kacırmayın konular ./


Peki hangi yeni rotalara?

Mahmud Şevket Paşa İttihatçılar tarafından mı öldürtülmüştür? Sonuçta Truimvira denilen Enver, Cemal, Talat üçlüsünün önü bu suikastle açılmış, yani kárlı çıkanlar onlar olmuştur ama bunun daha derin ve uluslararası bir komplo olduğu şüphesine davetiye çıkaran kanıtlar var elimizde. Üçünü görelim:

1. 5 ay önce zorla istifa ettirilen ve İngiliz taraftarlığıyla tanınan Kıbrıslı Kámil Paşa, cinayetten 15 gün önce, sessiz sedasız İstanbul’a dönmüştür. Neden?

2. İngilizler, II. Abdülhamid döneminden beri Almanlara kaptırmış oldukları ticarî ve siyasî nüfuzlarını geri alabilmek için çalışıyorlardı. Bu amaçla Bağdat Demiryolları’nın uzanacağı Basra Körfezi’ni kontrole etmeye, dahası, Fırat ve Dicle üzerinde gemi işletme tekelini almaya ve bazı sınır sorunlarında tavizler koparmaya uğraşıyorlardı. Bu görüşmelerin Kámil Paşa zamanında başlamış ve suikast tarihinde henüz sonuçlandırılmamış olması ilginçtir.

3. En önemlisi de, Irak petrolleri sorunudur. İngiltere, harıl harıl Almanya’ya kaptırmakta olduğunu hissettiği bu geleceğin muazzam petrol damarları üzerine nasıl çörekleneceğinin hesaplarını yapıyordu (nitekim amacına 5 yıl sonra ulaşacaktı). Osmanlı Devleti’nden, kurulacak bir şirkete imtiyaz, yani yasal ayrıcalık tanımasını istedi. Osmanlı Devleti de buna, Almanları güvendirmemek için sermayesinin iki devlet arasında paylaşılması şartıyla razı oldu. Çarpıcı bir rastlantı: Bu imtiyaz anlaşması, tam da suikast günü imzalanmıştı!

Dikiz aynamız bugün neyi gösteriyor? Neyi koparmak istiyorlar da koparamıyorlar, dersiniz.

Sorular ki akar gider sonsuza...

star- Salih Mercan



/ gerekenler gerilim . Ama faydası yok . Yolcu yolunda gerek. Çok çılgınsınız. Böyle tükürük . Böyle karıncalandı . Böyle gerilim yaratan işler . Böyle kahpeliklerle , fitnelerle atılan temeller. Karşılığını almaktan çekinmem. Tanıdım ben sizi . Utanırım anlatmaya. Aşkım benim. utan. Severim seni. Seciyorum ben koyun. Karanlık. tebe teşekkür

Mühendis intiharında İsrail parmağı

Aselsan'da F-16 projeleri üzerine çalışırken intihar eden 3 ODTÜ'lü mühendisten birinin babasından çarpıcı açıklamalar: "İsrail'den çok önemli bir teklif almıştı ki..."


Mühendis intiharında İsrail parmağı

Aselsan'da mühendis olarak çalışırken, 2007 yılı Ocak ayında intihar eden Alim Ünsem Ünal'ın (30) ailesi, çocuklarının ölümüyle ilgili dosyanın yeniden açılmasını istiyor.

Baba Şemsettin Ünal, oğlunun kesinlikle intihar etmediğini ileri sürüyor. Ünal, "Oğlumun başına bir iş geldi. 'İntihar' diye kapatılan dosya yeniden açılsın." diyor.

"Hakkınızı helal edin" telefonu

Alim Ünsem Ünal, genç yaşta savunma sanayii alanında Türkiye'nin en iyi elektrik-elektronik mühendislerinden biri olarak gösteriliyordu. Uzun süre Aselsan'da çeşitli gizli projelerde hizmet verdi. Genç mühendis Alim Ünal, 16 Ocak 2007 tarihinde annesi, babası ve kardeşini aradı. 'Sizi seviyorum. Hakkınızı helal edin.' dedi. Cesedi birkaç saat sonra arabasında, kafasına sıkılan bir kurşunla bulundu. Mühendisin ölüm dosyası 'normal intihar' denilerek kapatıldı.

İsrail'den çok önemli iş teklifi

Baba Şemsettin Ünal, oğlunun Aselsan'da ağırlıklı olarak F-16'lar üzerine çalıştığını söylüyor. Ünal, oğlunun sadece Türkiye'de değil, başta Amerika olmak üzere çeşitli Avrupa ülkeleri ile Kanada ve İsrail'de bulunan savunma sanayii şirketlerinden önemli iş teklifleri aldığını belirtiyor. Ünal, "Oğlum, örneğin İsrail'den çok önemli iş teklifleri aldığını söylüyordu. Ancak bunları geri çevirdi. Siz düşünebiliyor musunuz? Binlerce dolarlık iş teklifini o bölgenin güvensiz olduğu gerekçesiyle geri çeviren biri intiharı seçer mi?" diye konuşuyor. Ünal, oğlunun çalıştığı projeler hakkında ise aileden kimseye bilgi vermediğine dikkat çekiyor.

Oğlunun hiçbir şekilde psikolojik sorunu, iş ve maddi sıkıntısı olmadığını anlatan Şemsettin Ünal, "Nikah hazırlıklarını sürdürüyordu, evlenecekti. Böyle bir değerin intihar etmesini kabul edemiyorum." diyor. Baba Ünal, oğlunun intihar ettiği gün yaşananları ise şöyle anlatıyor: "O gün Kavaklıdere'de bulunan bir otelde savunma sanayi alanında bir seminere katılacaktı. Saat 11.00 gibi beni aradı. Ancak sesi iyi gelmiyordu. 'Neyin var oğlum?' diye sordum. 'Bir sorun yok. Sadece sesini duymak istedim. Birazdan seminere gireceğim.' dedi. Sonra annesini aramış. 'Anne hakkını helal et, seni çok seviyorum.' demiş. Ardından diğer oğlum aradı beni. 'Baba ağabeyim bir mesaj attı. Hakkını helal et diyor.' deyince iyiden iyiye telaşlandık."

Genç mühendisin intiharını aileye bir arkadaşı haber veriyor. Haberi alınca yıkıldıklarını aktaran baba Ünal, "Oğlum kesinlikle intihar etmedi, başına bir iş geldi. 'İntihar' diye kapatılan dosya yeniden açılsın." şeklinde konuşuyor. Anne Semra Ünal da oğlunun intihardan birkaç gün önce nişanlısıyla birlikte nikah hazırlıkları yaptığını belirterek, "Benim oğlum intihar etmedi." diyor.

Zaman



/çok zaman gat . yine yenileceğiz . yerim dar . gerilim yarat . karlı dağ . koyuyum . koyu karanlık . kerhane.

Bir de mimar temizlemişlerdi? Nasıl inşa ettim bilgin var mı. ? Delirirsin .bir görsen . Fırsat bulursam gösterecem sana bir dalga .

17 Haziran 2007 Pazar

Hudson Institute'den açıklama geldi

Hudson Institute'den açıklama geldi

Hudson Institute'den açıklama geldi
17 Haziran 2007 22:00

Washington'daki düşünce kuruluşu Hudson Institute'un Başkanı Ken Weinstein, Dehşet Senaryosu ile ilgili 'utansınlar' açıklaması yaptı...

/Ayılttın insanları , sende uyu /



Washington'daki düşünce kuruluşu Hudson Institute'un Başkanı Ken Weinstein, uluslararası ilişkilerde yanlış anlamaları ve istenmeyen sonuçları önlemek / aman korkma yanlış ankara , bizde tedbirlerimizi alıcağız / amacıyla üzerinde çalışılan senaryoları içeren toplantıların dünyanın her yerindeki düşünce kuruluşlarında / Biz de sızdırırız önemli hakikatları, önemli bu durum durulan / rutin olarak düzenlendiğini / Biz rutin değiliz kolay çatlarız / ve Türkiye ile ilgili senaryoları içeren kapalı toplantıyı sızdıranların / Teşekkürler /, gerginliği artırmayı / Gereceğiz arttıran yok mu, Gereye yönelim var , çok tedbir alındı , Çok basın yayın şehidi verildi, sanırım yani , Sizlerden de öle ölüler görmek istiyoruz. /amaçladıklarını ve utanmaları / utanın onlar görür durulanmayı / gerektiğini ifade etti.

Weinstein, Hudson Institute'un geçen hafta gerçekleştirdiği kapalı bir toplantının basına yansımasından duyduğu üzüntüyü, internet sitesinde yayımlanan bir mesajla duyurdu. Basına yansıyan bazı haberlerde, Hudson Institute'te düzenlenen bu kapalı toplantıda, Türkiye'de Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu'nun bir suikasta kurban gitmesi, İstanbul'da terör örgütü PKK'nın bir saldırısı ve Türkiye'nin kuzey Irak'a girmesi gibi olasılıkların gerçekleşmesi durumunda ABD'nin tepkisi ve Türkiye'de neler olabileceği üzerinde tartışıldığı ileri sürülmüştü. Weinstein açıklamasında, şunları kaydetti: / Biz kayıt ettik angarya olmayın /

''Hudson Institute, bağımsız ve ileri bakan bir düşünce kuruluşudur. NATO müttefikimiz / Saçma / Türkiye'yi hedef alan PKK saldırıları ışığında / Nato saldırıları /, PKK ve diğer terör örgütlerinin seçim döneminden istifade ederek, ülkedeki gerilimi artırma / Zarar görmeyeceklerini biliyorlar heralde yaptır /ihtimali karşısında, Türkiye'nin kuzey Irak'a yapacağı olası bir harekatın / Çok yönlüyüm, çok yönsüzsünüz , beyninizi silkeletin / doğuracağı sonuçları tartışmanın faydalı olacağı / Faydalandım /nı düşündük. Son derece yararlı olduğuna inandığımız / Biz de bir takım yaraklı tedbirler aldık , iman edin / bu toplantı, Türkiye-ABD ittifakına / Saçmalayıp dut yemiş büş /inanan ve Irak'taki gelişmelerin bu ortaklığı olumsuz yönde / Ha Ha HA komedi , Sikerim bu cümleleri kuranları. İyi okuyon /etkilediğini / Etkinim sana , etkir o ilim işim ol / düşünen üst düzey araştırmacımız Emekli Korgeneral William Odom'un başkanlığında yapılmıştır.''

Ken Weinstein, mesajında şu ifadeleri kullandı: ''Bu tür tartışmalar, gerek Washington'da gerekse dünyanın farklı köşelerindeki tüm düşünce kuruluşlarında / Tedbirlitiz sakın utanmayın / rutin bir faaliyet olarak yapılmaktadır. Bu entelektüel / Entel kıyarım / çalışmalarda, uluslararası ilişkilerde olası senaryolar üzerinde çalışılır / Biz de çalışıcaz biraz / Koruyanınız olsun, ağır yük altına da girmetin ezilirsiniz, delirtirim bit / ve yanlış anlamaları en aza indirgemek / İndirgeriz biz /,yaşanabilecek beklenmedik sonuçları hafifletmek amaçlanır / Biliyoruz, Beklenen sonuçlar ne yapacağınızı bilmemiz, ne yaptığını da biliyor olmamız / /. Bu eylemin, Türkiye'de gerginliği artırmaktan başka / ananın amı, geriledik desene / hiçbir amaca / amavını sikerim sen / hizmet etmediğine bakılırsa, her kim bu kapalı toplantının kurallarını ihlal ettiyse / SAğolsun /, bu eylemlerinden / Belki inceyim, telefonlarınız dinleniyor olabilir / / utanmalıdır. Bu kişinin saklanmaktan vazgeçip kimliğini, neden böyle bir işe kalkıştığını / Aynı şeyleri sizin gibilerden belliyoruz / ve davranışının ardından / Nasıl teşekkür ediyorum / hangi emellerin / insanlık var o emelden başka sabrımızı taşırma / yattığını / Yatarız konu üstüne /açıklamasını / Sizi acılarım biraz / temenni ederim.'' / Sikeriz sizleri , midelerimizi bılandırıyorum /



AA

TEdbirsiz yakaladım. Yerim hepsini. Bu konu aydınlattım . Ticaret , Sır oku . Kibat . Karanlık

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik