27 Ocak 2008 Pazar

Aman sus, kimseler duymasın!

Cumhuriyet Gazetesi yazarı İlhan Selçuk, Ergenekon Operasyonu hakkında hala sessizliğini koruyor. Yeni Şafak yazarı Tamer Korkmaz, bugünkü yazısında Selçuk'un sessizliğine değinerek, "Cumhuriyetçiler, operasyon haberini ilk gün gazetelerinin bombalanması hadisesi ile hiç irtibatlandırmadılar" diyor. korkmaz, Seçuk'a, "Sus, kimseler duymasın" diye seslendi...


Aman sus, kimseler duymasın!

Tamer Korkmaz/Yeni Şafak

Sus, sus, sus: Kimseler duymasın!

Cumhuriyet gazetesinin patronu İlhan Selçuk “Ulusalcı Çete”ye yapılan büyük operasyon hakkında dün de tek kelime edemedi!

Cumhuriyetçiler, iki kez manşet yapmış olsalar da operasyon haberini ilk gün gazetelerinin bombalanması hadisesi ile hiç irtibatlandırmadılar…

Olan bitene hayli mesafeli yaklaşmayı sürdürüyor, Cumhuriyet…

Şu ana kadar sadece bir kez; o da ikinci gün ilk sayfasındaki tek sütunluk “Ergenekon” haberinin spotunda “gazetelerine atılan bombalardan” lütfen söz edebildiler…

Yasak savma kabilinden! Hepsi o kadar…

'Ergenekon Operasyonu' Cumhuriyet'e atılan bombalarla son dönemdeki büyük provokasyonların zincirleme ilişkisini ortaya koymuşken, “büyük gözaltı” hadisesinde en fazla Cumhuriyet'in duyarlı olması gerekirdi, değil mi?

Elbette; ama olmadı…

“Operasyon”dan memnuniyetsizliği her halinden belli, Cumhuriyet'in…

Ümraniye cephaneliğinde ele geçirilen bombaların Cumhuriyet'e atılanlarla aynı olduğu saptandığında da “İlhan Selçuk'un gazetesi” sessiz kalmıştı…

Bombaların “Ordu malı” olduğu açığa çıktığında da Cumhuriyet'ten çıt çıkmamıştı!

“Doktor Strangelove İlhan Selçuk” Ordu malı bombalardan endişe etmeyi bırakıp, onları sevmeye mi başladı, acaba?

Cumhuriyet, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan'ı okuyucularına “dinci saldırgan” olarak sunmuştu…

Zaten, senaryo da Arslan'ın “saldırıyı türban için düzenlediği” yalanı üzerine kuruluydu: Ancak, bu numara çok çabuk tükendi…

Arslan'ı o saldırıya yönlendirenlerin “Ulusalcı Çete” olduğunu artık herkes biliyor. Arslan, Cumhuriyet'e “Ordu Malı” üç bomba atan kadroda da yer almıştı!

Hal böyle iken, İlhan Selçuk'un sıkıntısını anlamak hiç de zor değil…

İlhan Bey, Kasım 2006'da Bush'a köşesinden “estetik bir açık mektup” yazmak suretiyle “AKP iktidarının durdurulmasını” istemişti!

Şu meşhur “Tehlikenin farkında mısınız?” kampanyası “laik duyarlılıkla ilgili” gibi görünüyordu!

Acaba öyle miydi?

Emin olunuz, 2006 Mayıs'ında Cumhuriyet'in manşetinden pimi çekilen o kampanyanın gizli mesajı aynen şuydu: “ABD Türkiye'yi kaybetti: Tehlikenin farkında mısınız?”

***

“Ulusalcı” ama “gayrı milli” Ergenekon Çetesi'nin temel özelliği “darbeci” oluşları…

Eh, “Gizli Amerikancı” İlhan Selçuk da “eski tüfek” darbecilerden…

Hasan Cemal, “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” adlı kitabında, “12 Mart döneminde 9 Mart Cuntası mensuplarının beraat etmiş olması nereden kaynaklanmıştı?” diye sormuştu!

Cevabı da şuydu: “Askerle iş tutmamızdan! Örgütlenmemiz derine, Ordu'nun tepelerine doğru gidiyordu…”

Olan “devrimci gençlere” olmuş; cunta liderlerinden Doğan Avcıoğlu Çamlıca Tepesi'ndeki teras katına, İlhan Selçuk da Cumhuriyet'teki yazılarına dönmüştü!

Selçuk'un Ziverbey'de “işkence”den geçmiş olması şu neticeyi değiştirmiyor: 12 Mart döneminin askeri mahkemesi nasıl oldu da, darbe planlayanları fazla geçmeden serbest bıraktı? (Türkçesi, “Ziverbey” sorgulamalarını bir tür “kamuflaj” olarak düşünmeyi dener misiniz?)

12 Mart askeri mahkemesi, MİT'in 9 Mart'çı ekibi takip etmesini yasal bulmamış; böylelikle İlhan Selçuk gibi cuntacıların serbest kalmasını sağlamıştı!

Dikkat ediniz: Cuntayı kurdurtan da, o cuntayı 12 Mart darbesine yedirten de; cuntacıları MİT'e takip ettiren de, sonra askeri mahkemede onları serbest bıraktıran da aynı eldi: “Amerikancı Gizli İktidar”ın “hünerli derin elinden” söz ediyoruz!

FİNAL NOTU: 12 Mart'ta askeri mahkemece uzun süreli bir ceza almaktan kurtarılarak tahliyesi sağlanan kişi Abdullah Öcalan'dan başkası değildi. Uğur Mumcu işbu hadiseyi çözdüğü günlerde suikasta kurban gitmişti!

Ergenekon'da 50 milyon dolarlık sır


8 aylık takipte elde edilen belgelerde, Ergenekon'a yurtdışından 5 yıl içinde 50 milyon doların transfer edildiğini ortaya koydu. Olayın en ilginç yönü ise kilise bağlantısı...

CIA, MOSSAD VE BND BAĞLANTISI

Ergenekon'da 50 milyon dolarlık sır

27 Ocak 2008 13:27

Ergenekon terör örgütüne ilişkin 8 aydır yürütülen soruşturma kapsamında ele geçirilen belgeler, örgüte yurtdışından 5 yılda 50 milyon dolar geldiğini ortaya koydu. Belgelerde transferlerin Türk Ortodoks Kilisesi'ne bağış adı altında yapıldığı da anlaşıldı.

Dikkat çekmemek için Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'un üzerinden 'bağış' adı altında transfer edilen paraların, suikastler ve bombalı eylemler için kullanılarak kaos ortamı yaratılacağı belirlendi.

TRANSFER ERENEROL'A

Ergenekon örgütünü uzun süre takip eden polis, soruşturma için önemli belgeleri ele geçirdi. Belgeler, yurtdışından 5 yıl içinde toplam 50 milyon doların Türk Ortodoks Kilisesi'ne bağış adı altında örgüte gönderildiğini kanıtlıyor. Hrant Dink suikastı başta olmak üzere, Türkiye'nin çeşitli illerinde kaos ortamı oluşturarak darbeye zemin hazırlamak için kullanılacağı tahmin edilen paranın, dikkat çekmemek için Türk Ortodoks Kilisesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol'un üzerinden yurda sokulduğu da belgelendi.

KİLİSEDE HAFTALIK TOPLANTI

Kilisede, Ergenekon örgütünün üst düzey yöneticileri olduğu iddia edilen Veli Küçük, Zekeriya Öztürk, Fikri Karadağ ve Kemal Kerinçsiz'le haftalık olağan toplantılar yapan Sevgi Erenerol'un, çok aktif bir rol üstlendiği de belirlendi. Erenerol'un, kilisenin kimliğini kullanarak örgütün yurtdışı işlerine takip ettiği ileri sürüldü.

PKK BAĞLANTISI DA VAR

Örgütün Almanya'da bazı örgütlerle bağlantılı olduğuna dair bilgiler elde edildi. PKK'nın uyuşturucu tacirlerinden alınan haraçlarla kendine maddi kaynak sağlayan örgüt üyelerinin askeri darbe için kaos ortamı oluşturmak amacıyla PKK ve Dev Sol gibi bölücü terör örgütlerinin ileri gelenleriyle görüşmeler yaptıkları belirlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü Eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, Ergenekon örgütü ile Cumhuriyet mitingleri ve PKK'nın eylemleri arasında son yıllarda paralellik olduğunu söylemişti.

İki gün bir gece sorgulandılar

Ergenekon terör örgütünün üst yönetimini oluşturduğu iddia edilen Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Fikri Karadağ, Sevgi Erenerol, Hüseyin Gürüm ve Güler Kömürcü'nün savcılık ve mahkeme sorguları önceki gün başladı. Gece boyunca devam eden sorgu dün akşama saatlerinde mahkemenin tutuklama kararlarıyla son buldu. Savcı Zekeriya Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel, Ergenekon üyelerini iki gün boyunca Hrant Dink ve Trabzon'da rahip Santoro cinayetleri ile Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastı ve ülkede kaos ortamı oluşturmaya yönelik eylem planlarına ilişkin sorular yöneltti.

Kilise BBG Evi gibi

Terörle Mücadele ekipleri Ergenekon terör örgütünü deşifre edebilmek için birbirinden ilginç yöntemler kullandı. Örgüt yönetimindeki Veli Küçük, Kemal Kerinçsiz, Sevgi Erenerol, Zekeriya Öztürk ve Fikri Karadağ'ın Türk Ortodoks Kilisesi'nde düzenli toplantı yaptığını belirleyen ekipler, 2 ajanı patrikhaneye soktu ve binanın değişik yerlerine 'böcek' diye bilinen dinleme cihazları ile kameraları yerleştirerek örgütü adım adım izledi. İstanbul Polisi'nin el koydu 150 bilgisayardaki bilgilerin incelenmesinin 2 ay süreceği belirtiliyor.

CIA, MOSSAD VE BND

Örgüt üyelerinin yabancı gizli servislerle ilginç ilişkileri de tespit edildi. Kuvvai Milliye Derneği başkanlığını yapan emekli Kurmay Albay Fikri Karadağ'ın CIA ve MOSSAD ajanlarıyla telefon görüşmeleri ve e-mail trafiği belgelendi. Polis, Özer Korkmaz ve Murat Özkan'ı ise 'Alman gizli servisi BND ile bağlantı sağladıkları' gerekçesiyle gözaltına aldı. Üyelerin aralarındaki haberleşmeyi 'kapalı mail sistemiyle' yaptığı ortaya çıktı.

Yeni Şafak

Bakan Çelik'ten Baykal'a sert çıkış: Partini toparlamak için rejimi alet etme


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a seslenerek, ''Sayın Baykal, kongre sıkıntın var anlıyoruz ama bırak şu rejimi, işine bak. Delegenin, milletvekilinin peşinde koş, partini toparla, partini toparlamak için rejimi alet etme'' dedi.


Bakan Çelik, partisinin İl Danışma Meclisi toplantısında yaptığı konuşmada, laf üretmek değil, iş yapmak için iktidara talip olduklarını, milletin de kendilerini yüzde 47 oyla iktidara taşıdığını söyledi.

Milletten aldıkları enerjiyle projeleri hayata geçirmeye çalıştıklarını belirten Çelik, şöyle konuştu:

''Çalışma hayatıyla ilgili düzenleme getiriyoruz, önümüzdeki engel anayasa, 2B ile ilgili düzenleme yapacaksınız, engel anayasa, 'İhtilal mantığıyla hazırlanmış üniversite ve anayasa olmasın' diyorsunuz, engel anayasa, 'Personel rejimiyle ilgili değişiklik, kamu reformu yapalım' diyorsunuz, engel anayasa, 'Daha demokratik bir Türkiye' diyorsunuz, engel anayasa. Anayasanın değiştirilmesi gerektiğini herkes söylüyor. Değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler ilelebet kalacak, değiştirilmesi gerekenlerle derdiniz ne? Bu anayasası belli zümrelerin anayasası zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bu, tüm Türkiye'nin anayasası.''

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çelik, milletvekilinin asli görevinin sistem içinde milletin taleplerini yerine getirmek olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

''Bu görevden niye rahatsızlık duyuyorsunuz? Son tartışmaların bir anlamı var mı? Halk arasında örtülü örtüsüz, böyle bir probleme rastlamadım. Anketlere baktığınız zaman, bu anlamda bir sorun olmadığı ortadadır. Milletin çoğu Müslüman, bu milletin Müslümanlığından kimsenin şüphesi yok, bu rahatsız edici bir durum da değil. Bu topraklar tarih boyunca tüm inançlara ev sahipliği yapmış ve her inancın özgürce yaşamasını sağlamış, cumhuriyette de bu sağlanmış, gelecekte de bunun sağlanması için gerekli önlemi almıştır. Bunu konuştukça devletle millet arasında engeller koyuyor, uçurumlar açıyorsunuz. Millet için sorun olmayan bir şeyi sorunmuş gibi takdim edince millet devlete karşı sıkıntılarını ifade edemez noktaya geliyor. Buna hakkınız var mı?''

-''LAİKLİĞİN MİADI DOLMADI''-

Milletin taleplerinin ortada olduğunu ifade eden Bakan Çelik, şöyle konuştu:

''Ama enteresan şeyler oluyor. Millet bize iktidar sorumluluğu verdi. Seçimlerde 'Milletten koptun gidiyorsun, uçurumdan aşağıya gidiyorsun toparlan' diye muhalefete de gerekenleri söyledi. Demokraside tek el değil iki el olacak. Eller olacak, tepkiler, eleştiriler, muhalefet olacak. İnadına 'Ben muhalefet görevini de yapmayacağım' diyor. Halbuki millet, 22 Temmuzda 'Bak beni dinle, Ankara'da da ona göre konuş' dedi.''

CHP Genel Başkanı Baykal'ın laiklik, cumhuriyet konularını sık sık gündeme getirdiğini ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şu an kesin bir sıkıntı var ki laiklik, cumhuriyet konusunu öne atmaya çalışıyorlar. Sayın Baykal, kongre sıkıntın var anlıyoruz ama bırak şu rejimi, işine bak. Delegenin, milletvekilinin peşinde koş, partini toparla, partini toparlamak için rejimi alet etme. 'Laik ve demokratik cumhuriyet devam edecek mi etmeyecek mi?' sorusunun cevabının verilmesi gerekiyormuş. Baykal'a haykırıyoruz, diyoruz ki 'Ey Baykal, demokratik laik cumhuriyet ilelebet devam edecektir, bunu kulağına küpe koy. Laikliğin miadı filan dolmadı ama herkes biliyor ki bilinenin miadı doldu, o da Sayın Baykal'dır.' 'Ben varsam laiklik, cumhuriyet var, yoksa yoktur' mantığı, laik demokratik cumhuriyete yapılacak en büyük kötülüktür. Dün yoktun vardı, bugün varsın var, yarın olmayacaksın, yine cumhuriyet ilelebet devam edecektir.''

-''EMANETE SONUNA KADAR SADIK KALACAĞIZ''-

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, herkesin hayatında din olacak diye bir şeyin söz konusu olmadığını belirterek, şöyle dedi:

''Demokratik değerlere bağlıysanız hayatınızda dinden eser olmayabilir, hepimizin de bu görüşe saygı duyması gerekiyor. Biz onlara bu saygıyı duyarız ama unutmasınlar ki bizim başka neye saygı duyacağımız konusunda da kimse bize çerçeve çizmeye kalkmasın. Bize bu vatanı emanet edenler, İstiklal Savaşı'nı yapanlar, bu aziz toprakları şehit kanlarıyla sulayanlar, 'vatan, din, millet' dediler, vatanı, bayrağı ve devleti bize emanet ettiler. Bu konuda zerre kadar geri adım atmayız. Bunu herkes bilsin. Bu mayaya, bu emanete sonuna kadar sadık kalacağız.''

aa

26 Ocak 2008 Cumartesi

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.

AYDIN DOĞAN VEHBİ KOÇ'UN ÖZ BE ÖZ OĞLUDUR.
*Yıllar önce Vehbi Koç'un Anadolu’da bir yerde bir oğlu daha olur. Vehbi Koç uzun yıllar bu çocuğu kabul etmez. Soyadını vermeyi asla düşünmez.



*Yıllar sonra bir şekilde mecburen kabullenmek zorunda kalır ama ailesinden gizler. Bu kabulleniş Aydın Doğan'ın palazlandığı dönemdir.
*Yine bir şekilde bir dönem sonra ailesine de söylemek zorundadır artık. Koç ailesi yıkılır, kırılır. Kızları üzüntüden hastalanır. Rahmi Koç elini işlerden çeker. Aile çok kırgındır.


*Ama yapılacak bir şey yoktur. Bu yeni kardeşi kabul etmek istemezler, etmezlerde.


*Aydın Doğan istemesine rağmen bu evlatlığı resmen asla belgeleyemez. Vehbi Koç ailesine söylediğini, maddi destek verdiğini ve bununla yetinmesini söyler.


*Vehbi Koç ölür ve düşünün bu güne kadar bu kadar siyasetçi, devlet adamı, sanatçı, işadamı öldüğünde yaşanmayan bir ilk yaşanır. Mezardan ceset çalınır.


*Aydın Doğan aldırır DNA testinde kullanır ve bıraktırır. Artık o çok istediği belge elindedir. Koç ailesi için ikinci bir yıkım olmuştur bu durum kimseyle paylaşamazlar, susarlar.


*Koç ailesi için yıkım olan bu durum.


*Aydın Doğan ve ailesi için zaferdir ama buruk bir zafer. Doğan ailesi Koç ailesine söz vermesine rağmen yine de bilinsin istemektedir ve bilinçli olarak 1-2 kişiye fısıldanmıştır bu durum. Dedikodular alır başını gider. Koç ailesi eli kolu bağlıdır. Manevi anlamda her türlü
desteği istemeyerek de olsa Aydın Doğan'a vermektedirler.


*Yani kimse sıfırdan zengin olmaz olamaz.


*Sıfırdan başla ve Aydın Doğan gibi ol ne mümkün.


*Ya Vehbi Koç gibi birinin çocuğu olmak lazım ya da kirli işler yapmak.


*Aslında onun gerçek kimliği Aydın Doğan değil Aydın Koç.*

PEKALA AYDIN DOĞAN HAKKINDA BUNLARI BILIYOR MUSUNUZ ?

Sevgili Dostlar;--Türkiye'nin en güçlü medya baronlarından biri olan Aydın Doğan hakkında uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Kısmet bugüneymiş.
Kelkitli bir toprak ağasının oğlu olan(?) ve çok genç yaşta İstanbul'da zahirecilik ve ecza deposu sahipliğiyle iş hayatına başlayan Aydın Doğan bugünkü yerine nasıl yükselebildi acaba. Bunun cevapları geçmişte gizlidir.
İşin gerçeği, Aydın Doğan'ın arkasındaki esas güç Koç Ailesi'dir. Vehbi Koç'un rahatlıkla kullanabileceği ve dikkat çekmeden rakiplerine çelme takabileceği bir örtüye ihtiyacı vardı, bunu da kendisinin otomobil bayilerinden birisi olan Doğan'ı önce zengin edip sonra da medya dünyasına sokarak yaptı.
Doğan'ın zengin edilmesi operasyonu, diğer otomobil bayilerine üretim kısıtlı diye günde 3 araba gönderilirken Doğan'ın bayisine günde 300 araba gönderilmesiyle yapıldı. Zaten çok büyük olan araç talebini İstanbul'da tek karşılayabilen bayi haline getirilen Doğan kısa zamanda zenginleşti.
Bunun ardından Milliyet'i o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dan almak için teklif yaptı. Bu teklif gazetenin esas gücü Abdi İpekçi ve ekibi tarafından ret edildi. Bunun sebebi Abdi İpekçi' nin Doğan'ın arkasındaki gücün kim olduğunu bilmesi ve bunun peşinden neyin geleceğini tahmin etmesiydi. Abdi İpekçi 'nin direnişi yüzünden akamete uğrayan medyayı ele geçirme planı, İpekçi' nin daha sonra zavallı bir delinin üstlendiği son derece profesyonelce bir suikastla ortadan kaldırılmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar kendilerini çok solcu görerek İpekçi suikastını "her zamanki şüphelilere" yamayanlar nedense hiçbir zaman bu suikasttan ticari yarar sağlayan odakları göremediler. Ya da görmek istemediler.
Doğan'ın, Türkiye'nin bir otomotiv üretim üssü olmasını nasıl engellediğini bilir misiniz peki...
Bundan yıllar önce Japon Mazda firması Türkiye'de bir fabrika açmaya niyetlendi. Bize tam bir teknoloji aktarımı yapacak ve bir süre sonra
üretimi tamamen bize bırakacaktı. O dönemde Koç'lar tenekeden İtalyan arabalarına kuş isimleri verip bizlere satmakla meşguldü.
Bu proje için Halis Toprak seçildi. Bir Japon heyeti gerekli görüşmeleri yapmak için Türkiye'ye geldi. Bu sırada Doğan'ın ekipleri haberi almış ve Japonların peşine düşmüştü.
Türkiye'de Toprak Holding'in Japonlarla fabrika kuracağı haberini hemen Koç'lara yetiştirdiler. Sonra bir anda Milliyet gazetesinde Toprak Holding'in bir firması hakkında vergi yolsuzluğu iddiaları başladı ve devlet göreve davet edildi. Piyasaya da birileri Toprak'ın firmasının zor durumda olduğu haberini yayıyordu. Kısa sürede panikleyen müşteriler alacaklarını hemen isteyince firma cidden krize girdi ve anında görev başına koşan maliye tarafından el konuldu. Bu olaylardan sonra Toprak Japonlarla ilişkisini kesti ve aynı anda Milliyet'in haberleri de duruverdi. Bizlerde tenekeden yapılma arabalara binmeye devam ettik. Japonların ikinci bir girişimi de ünlü bir işadamımızın kardeşinin öldürülmesiyle kesilmiştir bilenler bilir.
Sayın Doğan'ın ülkemize ettiği en büyük "hizmetlerden" biri de AKP hükümetini başa getirmesidir. Bunun için Amerika destekli ve birden fazla grubun ortaklaşa hareket ettiği bir komplo kuruldu. Komplonun diğer faaliyetleri sonucu ekonomik kriz yaratılmış, hükümet sallantıya alınmış ve başbakanın sağlık durumu hakkında halk paniğe sevk edilmişti. Seçim kelimesi kamuoyunun kafasına itinayla yerleştirildi. Fakat suni ekonomik kriz ve ardından gelen Derviş önlemleri sayesinde bu seçimin iktidar partileri için felaket olacağı gün gibi ortadaydı. Biraz daha beklenmesi ve halka olanların tam olarak açıklanıp alınan ekonomik tedbirlerin etkisinin kamuoyuna yansımasının sağlanması gerekiyordu. Bunu bilen hükümet üyeleri normal seçim tarihine kadar beklemeyi uygun gördüler.
Normal şartlarda AKP ve Erdoğan'ın tek başına iktidara gelmesi imkânsızdı ama Amerika'nın Irak işgali ve Kıbrıs gibi meseleler bekleyemezdi. Amerika ve Avrupa'yla uyumlu bir hükümetin acilen iş başına getirilmesi gerekiyordu. Eğer bu sağlanamazsa en azından iktidarın MHP kanadı tasfiyeedilmeliydi, çünkü DSP içine malum kişiler zaten sızmıştı ve gerektiği zaman partiyi yönlendirecek güce sahiptiler. Tam bu aşamada Doğan müthiş bir plan kurdu. MHP dışındaki bazı partilerin liderleri ve DSP içindeki kliğin başı olan Hüsamettin Özkan Almanya'ya gazete tesisi açılışı bahanesiyle çağrıldı. Plana göre burada MHP'nin dışlanacağı ve siyaseten etkisiz hale getirileceği alternatif bir hükümet kurulacak veya bu toplantının verdiği mesajla MHP seçime zorlanacaktı. MHP'nin bir üçüncü seçeneği yoktu ve her iki seçenekte de sonuçta kaybedecekti. Hepinizin bildiği gibi bu toplantıdan sonra MHP seçime gitme kararı aldı ve vuruşarak çekilme yolunu seçti.
Seçimlerde Doğan medyası önceden hazırlanmış psikolojik harekât planıyla AKP dışındaki tüm partileri yıpratarak bugünkü hükümetin yolunu açtı.
Sayın Aydın Doğan'ın eski "iyiliklerini" anlattıktan sonra gelelim son iyiliğine. Aydın Doğan bu günlerde de Avrupa Birliğiyle ortak olarak Kıbrıs, Amerika ve İsrail'le birlikte de Güneydoğu Anadolu projesi üzerinde çalışıyor. Bu operasyonlarla ilgili olarak Doğan Vakfı kullanılmakta. Doğan Vakfı bu iş için Amerika Washington'da "Hasna" isimli bir dernek kurdu.

Bu derneğin başında Nevzer Gülümser Stacey adında karışık bir şahsiyet bulunuyor.
Derneğin ilk amacı Kıbrıs'ta Avrupa Birliği politikasına uygun bir şekilde iki kesimli ve Rum hâkimiyetine dayalı bir devlet kurmak. Bu amaçla her ay onlarca Kıbrıs Türkü gazeteci ve yazar Amerika'ya gönderilerek burada yağlıballı geziler ve Rum tezlerini anlatan kurslara tabii tutuluyorlar. Derneğin çıkardığı "Hasna Journal" isimli gazete de her sayısında Denktaş ve Kıbrıslı Türk milliyetçileri aleyhine türlü karalama ve küfür kampanyaları düzenliyor.
Hasna'nın diğer bir ilgi alanı da GAP bölgesi. Burada sulama projeleri kapsamında İsrail'le işbirlği içinde Kibutzlar açılması ve bölge halkının kendi kendini yönetmesi kapsamlı çalışmalar var. Doğan Vakfı'nın destek olarak avuç dolusu para verdiği bir diğer dernek de Technology for Peace (Barış için teknoloji) kuruluşu

olan bu kurumun başında nöroloji doktoru Yannis Lauris isimli Rum istihbaratıyla ilişkili bir Rum bulunmakta.
Sayın Doğan'ın vakıf ve hayır faaliyeti adına giriştiği işler ne kadar ilginç değil mi? Sayın Doğan'ın ülkemize "geçmişte" yaptığı iyilikler için 1999 senesinde Devlet üstün hizmet madalyası aldğını göz önüne alırsak. Bu son faaliyetleri içinde Avrupa'dan "Legion de Honeur" ve Amerika'dan
"Medal of Freedom" alacağını da tahmin edebiliriz.
Keyifleri biraz bozduysam kusura bakmayın.

21 Ocak 2008 Pazartesi

Erdoğan: Harabeyi otel yapalım diyoruz 'istemezük' diyorlar

Erdoğan: Harabeyi otel yapalım diyoruz 'istemezük' diyorlar

21.01.2008 | Sevgi Sayar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de turizmde yatırım yapmak isteyenlerin önüne birçok engeller çıkarıldığını belirterek 'Bu engeller çirkin engeller. Ama İnönü'nün söylediği gibi cesur olup bu savaşı kazanacağız' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, turizmde yatırım girişimlerinin çok sayıda engellemeyle karşılaştığını belirterek, adap dışı dediği eleştirilere İsmet İnönü'nün bir sözüyle yanıt verdi. Erdoğan, "Harabeleri verelim otel olsun, tütün depoları renove edilsin diye veriyoruz, hemen 'istemezük' diyorlar. Merhum İnönü'nün sözü, dürüst insanlar ötekiler kadar cesur olmadıkça bu iş kazanılmaz. Şimdi ben de aynı şeyi söylüyorum; en az onlar kadar bizler de cesur olacağız. Cesur olacağız ki bu savaşı kazanalım" dedi.
Dün, Türkiye Otelciler Federasyonu'nun (TÜROFED) Antalya'da yapılan 2'inci Genel Kurulu'na katılan Başbakan Erdoğan, Turizm konusunda en kritik görevin, otel sahiplerine ve işletmecilerine düştüğünü vurguladı. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "Karşımızda, 2007 itibarıyla 23 milyon 340 bini yakalamış bir turisti ağırlayan, 20 milyar dolara yakın turizm geliri elde eden bir Türkiye manzarası var. 2002'de turizmimizin durumu düşünüldüğünde bu tablo büyük bir başarıya işaret ediyor. Böylece dünyada en çok turist alan ilk 10 ülke arasına girmiş bulunuyoruz."
Kazanılan bu başarıdan dolayı turizmcilere teşekkür eden Başbakan Erdoğan, sadece teşekkür etmekle yetinmediklerini ve verdikleri sözleri de tuttuklarını ifade ederek uzun süredir konuşulmasına rağmen bir türlü sonuca ulaşılmayan KDV oranının indirilmesi sorununu çözdüklerini hatırlattı. İstanbul'un ise artık yatak kapasitesi itibarıyla kongre turizmi için gelenlere cevap veremediğini kaydeden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "İstanbul adeta bir tıkanma noktasında. Çünkü turizmde yatırım itibarıyla arzu edilen yatırım İstanbul'da henüz yok. Niye yok? Yatırım yapmak isteyen olmadığından değil, önümüzün tıkanık olduğundan kaynaklanıyor. Birçok engeller çıkarılıyor girişimcinin önüne. Bunlara bizzat şahit olduğum için çok dertliyim, onun için söylüyorum. Zannediliyor ki her şey düz asfalt, bastırdın mı rahatlıkla gidiyorsun. Değil... Bakıyorsunuz o güzelim asfalt yolları birileri geceden kazıveriyor. Girişimci otel yapacak başlıyor engeller çıkmaya ve bu engeller çirkin engeller. Edebe, adaba uymayan ahlak dışı engeller. Bunlarla hep birlikte mücadele vermemiz lazım. Birkaç tanesine Sayın bakanım da, ben de şahit oldum. Hatta bire bir takip ettiklerim var."
2007 rekoruna Günay'dan teşekkür
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise turizm sektörünün sanayiden farklı olarak ekonomik gelişme kadar sosyal gelişmeyi de beslediğini ifade ederek, "Hatta İstanbul'da bazı fabrikalar gettolara neden oluyor. Oysa bir yerde turizmin gelişmesi ile sosyal yapı da gelişiyor. Kültürel alışveriş artıyor" değerlendirmesini yaptı. 2007'de Türkiye'nin dünyanın turizm geliri açısından ilk 10 ülkesi arasına girdiğine de işaret eden Günay "Bu yıl sonunda hedefimiz ilk beş arasına girmek" dedi. Bu yıl ocak ayının başından itibaren 83 ülkede Türkiye'nin tanıtım filmlerinin dönmeye başladığını anımsatan Günay sözlerine şöyle devam etti: "Bu yıl tanıtıma 140 milyon dolar ayırdık. Artık biraz farklı yöntemler uyguluyoruz. Temalı destinasyon yaptık. Ege'yi, Antalya'yı ayrı filmle tanıtıyoruz. 23.5 milyon turistin üçte ikisini Antalya ve İstanbul ağırladı. Bundan sonra Mersin'i ikinci Antalya, İzmir'i ikinci İstanbul yapmayı hedefliyoruz."
Kurda destek talebine 'inşallah'
TÜROFED Genel Kurulu'nda turizmciler ise Başbakan Erdoğan'dan "döviz kuru"nun düşüklüğüne çare, istihdamın üzerindeki vergi yükünün azaltılması, yenilenecek tesislere teşvik gibi konularda destek istedi. Bu taleplere "inşallah" mesajıyla yetinen Erdoğan, döviz kurundaki sorunları hemen gidermenin mümkün olmadığını da belirterek,"İnşallah bu konulardaki sorunları çözecek çalışmaları devreye sokacağız" dedi. Konuşmasında KDV indiriminden dolayı Başbakan'a teşekkür eden TÜROFED Başkanı Ahmet Barut ise kışın otellerin açık kalması konusunda önerilerde bulundu. Barut, "Kışın istihdama sağlanacak küçük bir indirimle ilk etapta 50 otelin açık kalması sağlanabilir. Bu da 10 bin kişiye istihdam demektir. 300 odalı 50 otel 5 ay boyunca açık kalsa 100 bin yeni turist üretir. Bu da yaklaşık 850 milyon dolar gelir demektir. Şu anda tüm kıyı şeridinde 94 otel açık" dedi.
Oteller, 54 sektörden alım yapıyor
Genel Kurul'da Ekin Grubu Araştırma Birimi'ne hazırlatılan "Konaklamanın Seyahat Pazarındaki Yeri, Ekonomiye Katkıları ve Turizm Endüstri İlişkileri" başlıklı bir raporda sunuldu. Raporda sektörle ilgili bazı ilginç bulgulara yer verildi. Buna göre raporda turizmin konaklama ve yeme-içme birimleri ile mal ve hizmet alışverişinde bulunduğu sektör sayısının 33'ten 54'e çıktığı belirtilirken, diğer bazı veriler şöyle sıralandı: "Konaklama tesislerinin bu sektörlerden yaptıkları alımlar son yıllarda 5 kat artışla 2.1 milyar dolardan 11.2 milyar dolara ulaştı. Türkiye'de yılda her biri 400 oda, 800 yatak kapasiteli 5 yıldızlı 40 yeni tesis açılıyor. Bu kapasitede bir tesisin kaba inşaatı için 5.5 milyon euro, mekanik tesisat işleri içinde 3.2 milyon euro harcama yapılıyor."

Ahmet Barut yeniden başkan
TÜROFED'in seçimli yapılan 2'inci Olağan Genel Kurulu'nda yönetim kurulu başkanlığına Ahmet Barut yeniden seçildi.

Related Posts with Thumbnails

Bu yazıya Not Ver !


Get your own Chat Box! Go Large!

Nickinizi Değiştirmek için Kendi Nickinize Tıklayın !!!

Film izle komedi komik